20 Kasım 2023 Pazartesi

LATMOS’UN ARKA DÜNYASINDA…

 BAĞARCIK KALE VE ÇÖRLEN ASARI 
 
2 Kasım  2023
İbrahim Fidanoğlu
 
Giriş
Latmos ya da bugünkü ismiyle Beşparmak Dağları, en doğuda Çakmar Ovası’nın arkasından yükselerek Milas dünyasına kadar uzanan; kireçtaşı, granit, gnays ve mika-şişt özellikli bileşimi ile öne çıkan ve İlkçağ’dan günümüze dek türlü uygarlıkların yaşam alanı olmuş son derece özgün bir coğrafyayı tanımlar. İ.Ö. 1.yy. civarında aslında Ege Denizi’nin içerilere doğru nüfuz ettiği Latmos Körfezi’nin, Büyük Menderes ırmağının binlerce yıldır taşıdığı alüvyonlu topraklarla ağzının kapanmasıyla oluşan Bafa Gölü ve onun arkasında türlü hikâye ve yaşanmışlıklarla desteklenen bu coğrafya, her zaman gezginlerin ilgi odağı olmuştur. Biz de bugün yıllar önce rahmetli Arkeolog Şükrü Tül ile ilk kez gezdiğimiz Beşparmakların arka dünyasında; İlkçağ yerleşimi Bağarcık Kale ile Ortaçağ gözetleme kalesi Çörlen Asarı’nın civarında Dağa Kaçtım gezginleriyle birlikte dolaştık. Bazen arıların, bazen zorlu grano-gnays kayaların gazabına uğrasak da, benzersiz bir gün geçirdik doğrusu; akşam dönerken yaşadığımız trafik keşmekeşini saymazsak... Şimdi gelelim hikâyesine…
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Bağarcık Kale'de; karşıda Latmos (Beşparmaklar) Dağı...
(Kasım 2023)

Çörlen Asarı ve üzerine konumlandığı dev gnays kaya kütlesi
(Kasım 2023)

Çörlen Asarı'nın girişinden Zeus'un tahtı Latmos Dağı'nın zirvesine bakış
(Bağarcık Latmos Konuk Evi'nin instagram hesabından alınmıştır)
 
Belevi’den Beşparmaklara…
 
Karşıyaka’dan yola çıktığımızda saat 6.30 idi. 7’de Bornova’dan hareket ettik. Kahvaltı için planladığımız Belevi’ye vardığımızda saat 8 civarıydı. Meydan hareketlenmişti bile. Biz; Belevi’ye ulaşıp meydandaki kahvehanede kahvaltı düzeni aldığımızda, Kemalpaşa’dan yola çıkan ekip bize katıldı. Sabah haberleri, hafif sabah ayazı, kulak misafiri olduğumuz kırsaldan muhabbetler eşliğinde Bornova gevrekleri, peynir, domates, bahçe biberlerimiz ve arka arkaya gelen çaylarla şenlendi kahvaltı soframız. Saat 9 olmadan Belevi’den ayrıldık; Koçarlı’ya ve Beşparmakların arka dünyasına doğru…
 
Belevi'de kahvaltı zamanı
(Kasım 2023)

Çulhalar'ın yokuşları; kahvehanenin önünden bakış...
(Kasım 2023)

Çulhalar köyü çıkışı; Latmos ziyaret merkezine 42 km var.
(Kasım 2023)
 
Koçarlı’nın kıyısından, Beşparmaklar’ın başlangıç noktası kabul edebileceğimiz Büyük Menderes ovası ile dağın sınırını çizen Çakırbeyli yoluna döndük. Koçarlı mezarlığının hemen dibindeki Koçarlı çöplüğü aynı berbat görüntüsü ile rüzgârın da yardımıyla ovaya ve mezarlığa doğru bütün pisliğini saçmaktaydı. Biraz sonra Beşparmaklara doğru dönen Çulhalar, Mersin Beleni ve eski Karia yerleşimi Amyzon (Mazın Kale) yoluna saptık. İlk hedefimiz, sapaktan yaklaşık 6 km kadar uzaklıktaki Büyük Menderes ovasına yükseklerden bakan Çulhalar köyünün köy kahvehanesiydi. Ovaya egemen duruşuyla dikkat çeken ve son yıllarda Aydın civarından gelen yürüyüş gruplarının uğrak noktası olan bu kahvehanede geçmiş yıllarda birkaç kez mola verip doyumsuz manzarayı seyretmiştik.
 
Çulhalar köyünden bir görünüm
(Kasım 2023)

Çulhalar köyü kahvehanesi
(Kasım 2023)
 
Çulhalar köyünün kahvehanesinden sisler altındaki Büyük Menderes ovasının görünümü
(Kasım 2023)
 
Bugün de aynısını yaptık. Sabah kahveleri eşliğinde, kahvehanenin konforlu avlusunun kıyısından ovaya doğru baktık doyasıya. Görüş mesafesi yüksek basınç nedeniyle iyi değildi; sisli puslu bir tabaka çökmüştü ovanın üstüne. Her şeye rağmen yaklaşık 500 metre yükseklikten güzelim Büyük Menderes ovasına bakmak, yine de keyifliydi doğrusu.
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Latmos yolunda Çulhalar köy kahvehanesinde kahve molasında...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)

Amyzon'a giderken; tam 10 yıl önce Çulhalar'da molada...
(Ocak 2013)
 
Çulhalar'da bir duvar dibinde rastladık ona; eski bir değirmen taşı...
(Kasım 2023)
 
Çulhalar köyü, bir anlamda Koçarlı üzerinden gidildiğinde Beşparmakların arka dünyasının kilidi gibi… Rampada yer alan kahvehaneden ayrıldıktan hemen sonra, grano-gnays yeryüzü yapısı ve alttaki dallarının budanması nedeniyle uzaktan bakıldığında aynen bir karnabaharı ya da brokoliyi andıran fıstık çamlarıyla kaplı göz alıcı bitki örtüsü başladı bile.
 
Bağarcık köyü civarında halkın en önemli geçim kaynağı; fıstık çamları
(Kasım 2023)

Bağarcık Kale yolunda; fıstık çamlarının arasında yürüyoruz.
(Kasım 2023)

Çörlen Asarı'nda grano-gnays kaya yapısına yakından bakış; solda açık renkli bir "haç", ortada kiremit renginde belli-belirsiz şekiller...
(MYC; Kasım 2023)
 
Magmanın yeryüzüne yükselişi sırasında; granit katmanların basınç altında başkalaşması sonucu oluşan grano gnays kayalar, yörenin kayaç tabakasını oluşturuyor. Yöre; feldispat, kuvars ve mika şist yapılar açısından da oldukça zengin. Ayrıca; yakınlardaki Mersin Beleni köyü civarında; dağın derinliklerinde yer alan ve şimdi faal durumda olmayan eski bir linyit kömürü madeni bulunmakta.
 
Bağarcık Kale'de grano-gnays kaya kütlelerine örnekler
(Kasım 2023)

Çörlen Asarı'nda; dev grano-gnays kayaların önünde...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)

Gnays ve granitin kardeşliği; Çörlen Asarı'nda, 
açık renkli kayaç gnays, koyu gri kayaç tabakası ise granit... 
(MYC; Kasım 2023)
 
Aydın, Cincin köyü ve başka yerleşimlere doğru inen birkaç sapağı ardımızda bıraktıktan sonra yörenin en büyük köylerinden biri olan Mersin Beleni’ne ulaştık. Yolda Demokrat Parti döneminden beri bu dağların kahrını çeken, köylünün eli ayağı Willys ciplerinden birkaç tane geçti yanımızdan. Bir tanesiyle Çulhalar çıkışında yolda durdurup söyleştik; uzun zamandır benzinli değillermiş artık; modifiye edip LPG’ye çevirmişler hepsini. Mersin Beleni’ne doğru bahçesi varmış; davet etti bizi. Ama vaktimiz yoktu; program yüklüydü. Vedalaşıp ayrıldık.
 
Çulhalar köyü çıkışında Willys jipleri üzerine sohbet esnasında...
(Kasım 2023)

Amyzon (Mazın Kale) yerleşiminde Athena ve Apollon'a adanmış kutsal alan
(Ocak 2013)
 
Amyzon'dan Mazın Kale'ye; 13.yy.da yöreye Türkmenlerin gelişiyle yaptırılan Akmescit
(Ocak 2013)
 
Virajları takip ederek, önce Mersin Beleni’ne, daha sonra da Mazın Kale ören yerinin (Amyzon) girişine ulaştık. Yıllar önce bu dağlardaki Karia gözetleme kaleleri Tekke Asar’a ve Amyzon’a gelmiş; her iki kaleyi de etraflıca gezmiştik(1). Amyzon; Bafa Gölü kıyısındaki Latmos Herakleiası, Çine yakınlarındaki Alabanda ve bugünkü Karpuzlu’daki Alinda arasında hayat bulan; İ.Ö. 4.yy.dan itibaren taşrada adından söz ettiren; Büyük İskender sonrasında da Mısırlı Ptolemaios ve Suriyeli Selevkos yandaşlığı ile tarihi kayıtlarda yer almış, ıssız bir coğrafyadaki bir Karia kenti olarak göze çarpıyor. İ.S: 2.yy.dan sonra giderek bir dini merkeze dönüşen Amyzon; 15.yy.dan itibaren Türkmenlerin yöreye gelişiyle Mazın Kale’ye evrilmiş. Ören yerinin hemen yakınlarında; bugün hala varlığını koruyan Akmescit köyü, adını Türkmenlerin Mazın Kale’de devşirme malzeme ile inşa ettikleri bir mescitten alıyor.
 
Bağarcık yolunda sisler altında Latmos Dağı'nın silueti
(Kasım 2023)
 
Mazın Kale’den Bağarcık köyüne
 
Mazın Kale’yi arkamızda bırakarak ve sağa sola doğru yönelen sapak levhalarına dikkat ederek hedefimiz olan Bağarcık yoluna girdik. Akmescit ayrımından sonra yer yer yollarda bozulan satıh onarım çalışmaları vardı. Neredeyse bir sırtta yolumuza devam etmekteydik. Bir süre sonra karşımızda; sisler ardında, Zeus’un tahtı; ihtişamlı Latmos’un zirvesi göründü. Önümüzdeki tepelikler ve vadiler boyunca her yer, fıstık çamlarından oluşan ağaç deniziyle kaplıydı sanki. Yemyeşildi ortalık.
 
Latmos'a doğru; her yer fıstık çamı...
(Kasım 2023)
 
Yerel malzeme ile yapılmış bir tipik Kızılcabölük evi; önde bir çocuğun rüyası...
(Kasım 2023)

Dev grano-gnays kayaların arasına sinmişti sanki Bağarcık köyü
(Kasım 2023)
 
Yolun solunda Kızılcabölük köyüne doğru kıvrıla kıvrıla ilerleyen dere yatağında neredeyse hiç su yoktu. Yağmursuzluk dağda, ovada bütün tabiatı vurmuş durumdaydı. Bir süre sonra Kızılcabölük köyüne ulaştık. Bağarcık köyü buradan yaklaşık 2 km, Koçarlı kasabasından ise 20 km kadar uzaklıktaydı. Kızılcabölük’ün çevresinden dolaşan ve Latmos Ziyaretçi Merkezi’ne (Çulhalar köyünden 42 km uzaklıkta) doğru giden çevre yolundan değil, doğrudan köyün içinden saptık Kızılcabölük’e. Yerel grano-gnays ve mikaşişt içeren yerel malzemeden yapılmış birkaç güzel köy evi vardı. Köyün evleri arasından geçen daracık yolu takip ederek köy çıkışına ve Bağarcık yoluna vardık.
 
Bağarcık köyü ve camisi
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale yolunda bizi onlar karşıladı.
(Kasım 2023)
 
Bağarcık köyünde bahçe duvarları; onlar da grano-gnays...
(Kasım 2023)
 
Artık Latmos Dağı’na daha yakından bakıyorduk. Bir süre sonra ileride Bağarcık köyünün evleri ve arkasındaki dev gibi grano-gnays kayalar göründü. Koskocaman kayaların arasına sinmiş küçücük bir köydü Bağarcık. Köyün camisinin yanındaki düzlükte; yaşlı bir dut ağacının karşısına bıraktık arabaları. Yandaki evin verandasında oturanlar vardı; Bağarcıklı aile ile selamlaştık; balkondan bize bakan sapsarı bukleli saçlarıyla tatlı mı tatlı, küçücük bir kız çocuğu meraklı gözlerle izliyordu bizi. El salladık ona ve hemen Bağarcık Kale’ye doğru yürümeye başladık.
 
Köyden Bağarcık Kale'ye doğru çıkarken...
(Kasım 2023)

Dağa Kaçtım ekibi, Bağarcık Kale rotası tanıtım levhası önünde...
(Kasım 2023)

Bağarcık Kale yürüyüş rotası tanıtım levhası
(Kasım 2023)
 
Yerel malzemeden taşlarla örülmüş bahçe duvarları arasından ve işaretlenmiş bir patikayı takip ederek her biri bir tabii anıtı niteliğindeki grano-gnays kayaların egemenliğindeki bu gizemli dünyaya doğru yöneldik.
 
Yürüdüğümüz yol, başlangıçta bu kadar mükemmeldi.
(Kasım 2023)
 
Sonra bir süre böyle devam etti; fıstık çamlarının ve kayalıkların arasından...
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale'ye doğru...
 
Bağarcık köyünü arkamızda bırakmıştık. Çevremiz dev kayaların arasından fışkırmış gibi duran bir yoğunlukta karnabaharı andıran ve bu coğrafyadaki köylerin en önemli geçim kaynağı olan fıstık çamlarıyla kaplıydı. Uzaktan o kadar güzel görünüyorlardı ki, hepimizin içini bir coşku ve heyecan kaplamıştı. Bir süre döşeme bir yoldan; daha sonra da işaretli bir toprak patikadan devam ederek bir tanıtım levhasına ulaştık. Orman Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı tanıtım levhasında Bağarcık yürüyüş rotası ve rotada bulunan arkeolojik ve kültürel unsurlarla ilgi bilgi verilmekteydi.
 
Latmos'un hindibaları
(Kasım 2023)

Bağarcık Kale'de sonbaharın siklamenleri
(Kasım 2023)

ve mor çiğdemler...
(Kasım 2023)
 
Kayaların arasından tatlı bir eğimle bazen yükselen, bazen bir dere yatağına doğru alçalan güzergâhta kuytu köşelerde sonbaharın çiçekleri; güzelim siklamenler ve sarı duyargalarıyla eflatun rengi çiğdemler bizi selamlar gibiydiler. Bazen inekler çıktı karşımıza ya da küçücük buzağılar; ürktüler ve bizden uzaklaşıp dere yataklarına doğru indiler. Ne yazık ki dere yataklarında dirhem su yoktu. Suyla ilerde bir yerde; bir gerizin başında karşılaştık.
 
Bu patikadan yürünmez mi; kutsal Latmos'a arada bir göz kırpılmaz mı?
(Kasım 2023)

Patikanın güzelliğine bakar mısınız; grano-gnays kayaların üstünde dolaştık bütün gün.
(Kasım 2023)

Dağ başında ana kayaya oturtulmuş bir yalnız çoban kulübesi; en arkada Latmos'un zirvesi...
(Kasım 2023)
 
Fıstık çamları ve dev kayaların arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyen patika bir süre sonra bizi hafif bir yükseltinin üzerinde bulunan bir çoban kulübesi ve onun önündeki taşlarla çevrili, içi harçla sıvanmış güzel bir havuzun yanına sürükledi. Belli ki Bağarcıklı köylülerin kullanıldığı bir yaşam mekânıydı burası; içindeki bir ocak ve duvardaki bir raf bunu ele verir gibiydi. Yanı başındaki yaprakları sararmış genç bir dut ağacı ve hemen karşısındaki büyükçe havuzla ile birlikte düşünüldüğünde gnays ve mikaşişt içeren yerel taştan örülmüş bu güzelim kulübe Bağarcık kırsalında bir konfor mekânı gibiydi. Bir süre soluklandık evin kıyısında; koca bir ağaç gövdesinin üzerinde. 
 
Dağa Kaçtım gezginleri çoban kulübesinin başında...
(Kasım 2023)

Ana kayaya oturtulmuş; yerel malzemeden yapılmış çoban kulübesi
(Kasım 2023)

Evin önündeki havuz
(Kasım 2023)
 
Atasal miras; dağda bir çoban kulübesi, dibinde bir dut ağacı ve önünde bir havuz...
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale, solumuzda ve ileride dev bir kaya kütlesinin üzerinde yer alıyordu. Fıstık çamları arasında yürürken, patika; artık eski belirginliğini yitirmişti, bazen bir kayada ya da bir ağaç gövdesinde patikayı tanımlayan kırmızı-beyaz işaret boyalarıyla karşılaşsak da, kısmen el yordamıyla ilerliyorduk artık. Hemen önümüzde çam ağaçlarıyla kaplı bir tepecik üzerinde yıllar önce Şükrü Tül Hoca ile birlikte gelip gördüğümüz bir tapınağa ait olduğu düşünülen kalıntılar göründü. Bu sol yanımızda yükselen Bağarcık Kale’nin bulunduğu kaya kütlesinin görüş alanı içinde ve büyük olasılıkla bu yerleşmeye ait Zeus Akraios Tapınağı idi.
 
Bağarcık Kale yakınlarında; fıstık çamları arasında Latmos Dağı'nın zirvesindeki Zeus'a ve dağdaki toprak tanrıçası Thea Akre'ye adanmış Zeus Akraios Kutsal Alanı'nın ön cephesi ve hala ayakta bulunan cella girişindeki ante direkleri
(Kasım 2023)
 
Zeus Akraios Tapınağı
 
Tapınağın ön cephesindeki alanda; tapınağın girişini temsil eden ve birinin üzerinde kalkan, diğerinin üzerinde ise bir Frig miğfer kabartması yer alan ve halen ayakta iki ante direği (tapınaklarda cella duvarının ön cephesinin her iki köşesinde yer alan ve dışarı doğru çıkıntılı sütun ayağı) ile onların önünde devrilmiş halde Dorik sütun ve tapınağın arşitravına ait başka mimari parçalar bulunmaktaydı.
 
Tapınağın ön cephesinde yere saçılmış durumda Dorik sütun ve arşitrav parçaları
(Kasım 2023)
 
Tapınağın ön cephesinde yer alan ve ante direkleri arasında yer alan Dorik sütunlardan biri
(Kasım 2023)
 
Bafa’nın neredeyse her yerine; her kaya oyuğunun dibine dokunmuş, yerli halkla kurmuş olduğu sağlam ilişki sayesinde bu coğrafyada neredeyse basmadık yer bırakmamış ve dünyaya Bafa Gölü ile onun arka dünyasındaki kültürel zenginliği tanıtmak için büyük bir çaba harcamış olan Alman Arkeolog Anneliese Peschlow-Bindokat’ın Herakleia isimli kitabında Bağarcık Kale yerleşimi ile ilgili olarak şunlar yazılı:
 
Bağarcık köyü yönünden Bağarcık Kale'ye ve üzerine konumlandığı dev kaya kütlesine bakış
(Kasım 2023)
 
Gezginler, Bağarcık Kale'de...
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale'de; anıt grano-gnays kayalar arasında...
(Kasım 2023)
  
Latmos’ta şimdiye kadar bilinen yerleşmeler içinden en ilginci; Bağarcık köyü yakınlarında, dağın arka tarafındaki yerleşmedir. Bu yerleşmenin Antik Dönemdeki adını henüz bilmemekteyiz. Yerleşme iki vadi arasında kendini gösteren, deniz seviyesinden 800 metre yükseklikte dağ sırtına kurulmuş olup çevresine hâkim bir yerde bulunur. Bu yükseltinin kuzeyinden, Yuva Tepe Geçidi’nden gelen Antik Dönem yolunun geçtiği vadiden, özenle yapılmış ve iki yanında mezarların sıralandığı bir antik taş döşeme yol, 100 metre daha yukarıda bulunan iyi tahkim edilmiş bir yerleşmenin ana kapısına gider. Yerleşmenin güney surunda, yine döşeme taşla yapılmış bir yolun gittiği ikinci bir kapı bulunmaktadır. Bunların dışında doğu savunma duvarında ayrı yolları olan daha küçük bir kapı ve bir giriş yeri daha vardır. Stratejik olarak iyi konuşlanmış bu tahkimatlı alan, kuşkusuz Herakleia topraklarının doğu sınırının korunmasına ve yolların denetimine katkıda bulunuyordu.”(2)
 
 
Dağlık Amyzon'da ya da Bağarcık Kale'de...
(Kasım 2023)

Bağarcık Kale'nin içinden güney yönüne doğru bakarken; hemen ileride sağda dev bir kaya kütlesinin üzerinde Çörlen Asarı görünüyor.
(Kasım 2023)
 
Anneliese Peschlow, her ne kadar Bağarcık Kale’nin antik dönemdeki isminin henüz bilinmediğinden söz etse de, Harvard Center for Hellenic Studies Fellow in Homeric Studies (Berlin/Athens)’dan Alexander Herda’nın Dağlık Amyzon’daki (Bağarcık Kale) Zeus Akraios ve Thea Akre Tapınağı ismindeki makalesinde(3) Priene’deki İ.Ö. 168 yılına tarihlenen bir yazıta dayandırılarak, dağdaki bu yerleşimin isminin yakınlardaki Karia kenti Amyzon’un dağdaki uzantısı Dağlık Amyzon olarak anıldığı belirtilmektedir.
 
Kayaların üzerindeki farklı kayaç yapıları; gnays ve granit yan yana...
(Kasım 2023)
 
Latmos'un bitmez tükenmez zenginliği; nereye baksan coşku kaplıyor insanı.
(Kasım 2023)
 
Makalenin yazarı Alexander Herda, aynı bölümde Dağlık Amyzon ile ilgili olarak şu bilgileri aktarmaktadır:
 
“Bu yazıt, Dağlık Amyzon ile onun güçlü komşusu Latmos Herakleiası arasındaki arazi mülkiyetiyle ilgili bir anlaşmanın kopyasıdır. Mimari kalıntılar ve seramik parçaları da içeren Bağarcık Kale’nin arkeolojik verileri yerleşmenin en azından İ.Ö. 4. yüzyıldan Roma İmparatorluk Dönemi’ne kadar varlığını sürdürdüğünü göstermektedir (Peschlow-Bindokat 1996a: 221; id. 1996b: 50-51; id. 2005a: 143). Dağlık Amyzon, Bizans Dönemi’nde (İ.S. 13. yüzyıl başı) Αμαζονοκορακα ismiyle biliniyordu (Ragia 2008:178-179; Herda vd. 2019: 75 no. 520). Bu olağandışı isim “karga barınağı” olarak çevrildiğinde yerleşmenin tırmanması zor yalçın bir kayalık üzerindeki konumuna (Robert, Robert 1983: 280), “karga karası Amyzon” olarak çevrildiğinde ise, granit kayalarının koyu rengine (E. Ragia’yla kişisel görüşme) gönderme yapıyor olabilir.”(3)
 
Zeus Akraios Kutsal Alanı; ayaktaki ante direği, Dorik sütun ve arşitrav parçaları tapınağın girişinde yerde yatıyor.
(Kasım 2023)
 
Çamlar arasında dağ başında dağın zirvesine adanmış bir tapınak; Zeus Akraios Kutsal Alanı
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale yerleşiminin kült alanı olan Zeus Akraios Kutsal Alanı ile ilgili olarak ise, Anneliese Peschlow’un Herakleia isimli kitabında şu bilgiler verilmiş:
 
“Hemen hemen kare planlı diyebileceğimiz 6,90*7,30 metre boyutlarındaki bu tapınak, kuzey-güney doğrultusunda konuşlandırılmış olup güneye açılır. Giriş tarafında ikisi de hala ayakta duran ante direklerinden birinin üzerine kalkan, diğerininkine de miğfer betimi yapılmıştır. Cepheye ait her iki ante içi sütunu, batı ante başlığı ve üç baş taban bloğu gibi diğer mimari yapı parçaları, giriş alanı çevresinde yerlere yuvarlanmış durumda bulunmaktadır. Yapının antelerdeki gibi muhtemelen Dor düzeninde olan her iki sütun başlığı ve yapının üst kısmına ait parçalar mevcut değildir. Şu andaki durumuyla bunlardan yoksun olmasına rağmen mevcut yapı öğeleri yardımıyla bu küçük tapınağın görünümü hakkında fikir edinmemiz mümkündür. Tüm mütevazı görünümüne karşın, tapınağın hangi tanrı için yapıldığını bildiğimizden, bu yapı tarafımızdan kendisine özel ilgi gösterilmeyi hak eder.
 
Zeus Akraios Tapınağı'nın ön cephesinde yer alan cella duvarının köşelerindeki ante direklerinden biri; üzerinde bir Frig miğferi rölyefi var.
(Kasım 2023)
 
Ante direklerinden soldaki diğeri; üzerinde bir kalkan rölyefi var.
(Kasım 2023)
 

Arşitravlarda tespit ettiğimiz yazıtlardan bunun Zeus Akraios’a, yani dağ zirvesindeki Zeus’a adandığı anlaşılmaktadır. Dağ zirvesiyle ancak, tapınağın görüş sahasında bulunan ve daha önce sık sık değindiğimiz gibi Anadolu Hava ve Yağmur Tanrısı’nın tapım gördüğü Tekerlekdağ (Latmos’un zirvesi) kastedilmiş olmalıdır. Hava Tanrısı’nın yerini sonraları Zeus’un aldığını tahmin etmekteydik; fakat buna ilişkin kesin kanıtı, dağ zirvesiyle doğrudan bağlantısı bulunan bu küçük tapınak sunmaktadır. Sıradan yapı biçimiyle bu tapınağın kesin tarihlendirilmesi hemen hemen hiç mümkün olmayacaktı. Arşitrav bloklarına kazınmış yazıtlar sayesinde -ki bunların harf biçimleri, Hellenistik Döneme işaret eder- tapınağın tahminen ne zaman yapıldığını da bilmekteyiz.”(4)
 
Tapınağın kime adandığını (Zeus Akraios) ve yaklaşık hangi dönemde (Hellenistik Dönem) yapıldığını ele veren yazıtlı arşitrav; hemen tapınağın ön cephesinde yerde yatıyor.
(Kasım 2023)
 
Üzerinde kalkan kabartması bulunan anteye ve tapınağa bir başka açıdan bakış
(Kasım 2023)
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Zeus Akraios Kutsal Alanı'nda...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
  
Yukarıda ismi anılan Alexander Herda’nın makalesinde ise, arşitrav epigrafilerine dayandırılarak, tapınağın dağın zirvesindeki Zeus’un yanında Thea Akre isimli dişil ve toprağın bereketini temsil eden Dağın Toprak Tanrıçası’na (bir anlamda Anadolu’nun yerli tanrıçası Kybele’ye gönderme) birlikte adandığı belirtilmektedir. Sonuç olarak; Bağarcık Kale yakınlarındaki Zeus Akraios Kutsal Alanı’nın aslında sadece eril Zeus’a değil; ama aynı zamanda dişil tanrıça Thea Akre’ye birlikte adandığı söylenebilir.
 
Tapınağın yakınlarından bir görünüm; doğal basamaklı bir kaya...
(Kasım 2023)
 
Bir başka anlamlı kaya; bir sunak gibi...
(Kasım 2023)
 
Dağ Başında Bağarcık Kale’nin bize kilidini açan kadın; Ayşe Bacı
 
Zeus Akraios Kutsal Alanı’nın yanından ayrıldıktan sonra bir dere yatağına doğru yürüdük. Bağarcık Kale’nin konumlandığı dev kayalığın eteklerinde yer alan bu dere yatağının kıyısında bir geriz ve ondan gelen suyun biriktiği yosunlarla kaplı bir havuzcuk vardı. Bir süre gerizin başında oyalandık; suyun içinde debelenen binlerce, yüz binlerce hayat vardı. Amacımız yekpare dev kayanın üzerinde konumlanmış Bağarcık Kale’ye ulaşan bir patika ağzı bulmaktı. Ama bu kadar çok sayıda kaya arasından bu girişe erişebilmek hiç de kolay değildi.
 
"Acaba nereden gitsek" dediğimiz anlardan biri; bir dere yatağında ilerliyoruz.
(Kasım 2023)
 
Gerizler başındayız; Bağarcık Kale'nin girişini ararken bulduk onu.
(Kasım 2023)
 
Geriz ve önündeki yosun kaplı su birikintisi
(Kasım 2023)

Tam biz kalenin girişini ararken, ileride çalılarla çevrilmiş bir ağıldan gelen keçi ve bir kadının seslerini duyduk. Oraya doğru yaklaştık, köylü kadın da bizi fark etmişti. Ağılın etrafı tamamen yüksek çalılarla bir kale gibi çevrilmişti. Kadına merhaba dedik ve sıkıntımızı anlattık. O, bizim takip ettiğimiz patikanın aynen Peschlow’un Bağarcık Kale’nin konumunu tarif ederken sözünü ettiği yol gibi Latmos Dağı’nın zirvesine doğru gittiğini; kalenin girişini bizim bulmamızın çok zor olduğunu söyledi. Çite dayalı eğreti bir merdivenden inerek, iki keçisiyle birlikte yanımıza geldi. Ayşe Bacı’ydı ismi. Eşi İsmail Akarsu ile birlikte Bağarcık köyünde yaşıyorlardı. Anlatımına göre; eşi İsmail Bey, bu dağlara turizmi getiren adamdı. Muhabbet ilerleyince, kendisini TRT Belgesel’deki Şehirden Uzakta isimli programdan tanıdığımı hatırladım. “Sen televizyona çıktın mı?” dedim; evet dedi ve başladı gülmeye; hem de gururla. Bağarcık köyündeki evlerini pansiyon olarak turizme açmışlar; ismi de Bağarcık-Latmos Konukevi imiş. Latmos Dağı’na gelip buraları gezmek isteyen yürüyüş gruplarına rehberlik yapıyormuş eşi İsmail Bey. Anladığımız kadarıyla köydeki geleneksel uğraşlarının yanında, Akarsu ailesi Latmos Dağı’nın turizm elçileri olmuşlardı. Hem rehberlik, hem konaklama, hem de yeme içme ve kamp hizmetleri; her seçenek vardı onlarda. Günü bitirip köye döndüğümüzde, Ayşe Bacı’nın evinin; arabaları kıyısına bıraktığımız köy camisinin hemen ardında olduğunu anladık.
 
Bağarcık Kale'nin girişini gösteren ve bir anlamda bize kalenin kilidini açan Ayşe Bacı; sevgili keçisi ile...
(Kasım 2023)

Hiç yanından ayrılmayan beyaz keçileri
(Kasım 2023)

Rehberimiz Ayşe Bacı ve keçileri önde, biz arkada Bağarcık Kale'nin girişine gidiyoruz.
(Kasım 2023)
 
Mandalinalar eşliğinde sohbeti tamamlayınca, Ayşe Bacı önde, biz arkada Bağarcık Kale’nin girişine doğru yürüdük. Bizim bu dar zamanda girişi bulmamız neredeyse imkânsıza yakındı. Bunu, geçiş imkânı yokmuş ve kapalıymış gibi duran kayaların arasındaki patikanın başlangıcına ulaştığımızda daha iyi anladık. Ayşe Bacı’ya ve dönüşteki nazik çay davetine teşekkür ederek vedalaştık ve kalenin girişine doğru yöneldik.
 
Her yer fıstık çamı ile kaplıydı; yemyeşil bir denizdi sanki.
(Kasım 2023)

Kaleye çıkan merdivenlerin başlangıcındayız; Ayşe Bacı sayesinde...
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale
 
Bağarcık Kale’ye girişten başlayarak düzgün kaya parçalarının insan eliyle yerleştirilmesiyle oluşturulmuş düzgün bir merdiven patikadan ulaştık. Merdiven bazen kesikliğe uğrayarak geçişi son derece zor; grano-gnays kayalar arasındaki dar geçitlere dönüşerek devam etti. Belli bir yüksekliğe ulaşıp ufak bir sahanlığa gelince Bağarcık köyü yönüne; önce güneye, daha sonra muntazam merdivenli ve iki yanı kaya mezarlarıyla kaplı kuzey yönündeki çıkışa doğru döndük. Ayşe Bacı, aşağıda girişi gösterirken bize bu şekilde davranmamızı tembihlemişti. Yoksa köyden ve kuzey çıkışından uzaklaşma olasılığı vardı.
 
Kayaların arasından yürüyoruz.
(Kasım 2023)

Daracık geçitlerden geçtik.
(Kasım 2023)
 
Zaman zaman kale içinde dolaşırken; bazen geçiş, bazen dinsel ritüellerin gerçekleştirilebileceği mekanlara (akropolde olduğu gibi) ulaşmak için ana kayaya oyulmuş muntazam merdivenlerle karşılaştık.
(Kasım 2023)
 
Merdivende mola
(MYC; Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale’nin üzerine konumlandığı ana kaya, çevreye ve geçiş yollarına egemen bir noktada yer alıyor. Kalenin içinde yoğun bir yapılaşma yok aslında. Yer yer kayalara kazınmış merdivenlerle çıkılan mekânlar var; özellikle güney çıkışına doğru geniş bir düzlükte yer alan ve yine geniş merdivenlerle çıkış sağlanan bir alan var ki; Anneliese Peschlow buranın Latmos Dağı’nın zirvesindeki Zeus Akraios’a adanmış bir kutsal alan olabileceğini söylüyor.
 
Zorlu bir geçiş noktası daha...
(Kasım 2023)
 
Dağa Kaçtım ekibi, bir merdiven grubu geçişinde...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
 
Grano-gnays kaya kütlelerinin izin verdiği ölçüde savunma amaçlı Hellenistik duvarlarla karşılaştık.
(Kasım 2023)
 
Kalenin ikili bir amacı olabilir; bir yandan Herakleia’nın doğu sınırlarını korumak ve kente giden geçiş yollarını denetlemek adına savunma amaçlı bir rol üstlenmiş ya da Karia halkının yılın belli zamanlarında dağ başındaki kutsallık atfedilebilecek akropoldeki bu alanda bir toplanma merkezi işlevi de görmüş olabilir.
 
Savunma duvarlarının ve bir burcun üzerindeyiz.
(Kasım 2023)
 
Güney burcunda...
(Kasım 2023)
 
Kale, ana kayanın topografyasının izin verdiği ölçüde surlar ve yer yer savunma amaçlı burçlarla çevrilmiş durumda. Burçlardan güneyde yer alanı, oldukça geniş bir alanı kapsıyor ve Bağarcık-Sakarkaya geçişine ve bir Ortaçağ kalesi görünümündeki Çörlen Asarı’na dek uzanan geniş bir alanı tarıyor.
 
Hellenistik savunma duvarları
(Kasım 2023)
 
Güneye bakan burcun üzerindeyiz.
(Kasım 2023)

 Kayalar baş başa vermiş gibi; arkada Beşparmakların zirvesi yer alıyor.
(Kasım 2023)
 
Bağarcık Kale ile ilgili olarak Anneliese Peschlow, yine Herakleia isimli kitabında şu bilgileri veriyor:
 
“Yerleşmenin büyüklüğünü ve biçimini arazi koşulları belirlemiştir. Yerleşmenin azami uzunluğu 350 metre, genişliği 150 metredir. Savunma duvarlarının seyrini, dik yamaçlardaki kayaların dış kenarları belirlemiştir. Yamacın bazı yerlerinde doğal arazi yapısının güvenliği yeter derecede sağladığı düşünüldüğünden, savunma duvarı yapılmasına gerek görülmemiştir. Latmos ve Herakleia’da olduğu gibi burada da duvarların arazi yapısına ayak uydurduğu görülür. Yerleşmenin kuzeybatı köşesindeki kule, diğerlerine oranla günümüze daha iyi konumda koruna gelmiş olup, tüm savunma yapısı dâhilinde duvarları en özenli olarak örülmüş olandır. Burası savunma işlevi görmesi yanında muhtemelen ev olarak da kullanılmaktaydı.
 
Kayaların altındaki bu dehlizden geçtik.
(Kasım 2023)
 
Bazen altı oyulmuş bu gnays kayalardan ibaret "şapka"ların altında soluklandık.
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
  
Güney burcunun yanından ayrıldıktan sonra, burcun hemen arkasındaki bir çukurluk alanda bir yaşam mekanına benzettiğimiz bu duvarlarla karşılaştık. Belki de savunma  burcunun bir uzantısı idi.
(Kasım 2023)
 
Aynı yerden bir başka duvar parçası
(Kasım 2023)
  
Yoğun yapılaşmaya uğramamış bu yerleşme (Bağarcık Kale), dağ sırtında, çevresindeki en yüksek yerde etrafı duvarla tahkim edilmiş bir akropol ile büyük ölçüde yamaçlar üzerinde bulunan ve etrafı akropol gibi savunma duvarıyla çevrili asıl yerleşme sahası olmak üzere iki kısma ayrılır.
 
Tahkim edilmiş bu yerin, olağan anlamda bir yerleşme yeri mi, yoksa bir olasılıkla Labranda ve Amyzon’da olduğu gibi aynı zamanda savunma amaçlı işlevi de bulunan merkezi bir Karia kutsal alanı mı olduğu, henüz aydınlığa kavuşmamış bir noktadır. Savunma yapısının içinde az sayıda yapının bulunması –ki bunların da bildiğimiz türden evler olduğu kuşkuludur- ve aynı şekilde mezar sayısının da az olması, fakat her şeyden önce akropoldeki büyük kutsal alan ve de kısmen kayaların yontulması suretiyle asıl biçimini kazanmış, gizemli hissi uyandıran ve tip olarak da bir gizem kültü kutsal alanını anımsatan güney kapısındaki alan, ikinci olasılığın ağırlık kazandığını göstermektedir. Burçlarla takviye edilmiş büyük bir kuleden ibaret güney kapısı, yerleşme yönünde batı ve güney kısımlarında oturma sıraları olan ve doğusu bir stoayla çevrilmiş bir alana açılır. Alanın batı yönündeki sıralar düzgün kesme taşlardan yapılmış, kuzeyindekiler ise yerli kayanın yontulmasıyla şekillendirilmiştir. Bu sıralar tahminen 100 kişiye oturma olanağı sağlamaktaydı. Stoanın yerel gnaystan yapılmış sütun, kaide, başlık ve alınlık gibi yapı elemanlarına ait parçalar, stoa çevresinde yıkılmış durumda dururlar. Stoa ve kuzey oturma sıraları arasında kalan geniş bir merdiven akropole çıkar. Bu alana baktığımızda dinsel tören topluluğunun güneyden buraya doğru yürüyüşünü, kapıdan geçmelerini ve akropole çıkmadan önce belirli ayinsel edimleri yerine getirmek için buradaki sıralara oturmalarını gözümüzde çok güzel canlandırabiliriz. Buradaki alanın hangi tanrı ya da tanrıçaya adandığını kesin olarak bilmiyoruz. Ancak alanın dağ doruğu yönüne açılması, bu alanın Zeus Akraios’a adanmış olabileceği düşüncesine sıcak bakmamıza neden olur. Belki de Bağarcık Kale, Karialıların merkezi toplanma yerlerinden biriydi ve Karialılar, burada dinsel ya da siyasi nedenlerden dolayı en yüksek tanrılarının huzurunda bir araya geliyorlardı.
 
Güney burcundan sonra duvarlarla çevrili kapalı mekanlar ve bu Dorik sütun ile karşılaştık. Akropole doğru...
(Kasım 2023)
 
Bu alanda karşılaştığımız yapılardan biri
(Kasım 2023)

Duvar örnekleri
(Kasım 2023)
 
Kale içinde dağın zirvesini gören konumda bir kutsal alan mı?
(Kasım 2023)
 
Burada sözü edilen savunma yapıları, kimi yerlerde metreler boyu ayakta kalmıştır. Latmos ve Herakleia surlarının benzeri olan buradaki surların yapılış tekniğine bakılarak bunların en erken İ.Ö. 4.yüzyılda yapıldığı söylenebilir. Burada bulunan çatı kiremitleri de aynı yüzyıla tarihlenmektedir. Fakat bu tarihleme, yerleşmenin daha eski olmadığına ilişkin bir kanıt oluşturmaz. Diğer yandan keramik ve camdan oluşan yüzey buluntuları, bu yerleşmenin Roma Dönemine kadar süregeldiğine tanıklık etmektedir.”(5)
 
Akropolde; Kutsal Alanda...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)

Kaya kaya üstünde; doğa aşındırmış acımasızcasına...
(Kasım 2023)

 Bağarcık Kale; Akropolde bir yalnız gezgin...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
 
Kayaların arasından süzüle süzüle ilerledik. Hellenistik savunma duvarlarıyla tahkim edilmiş güney burcuna; oradan daracık bir geçitten güneydeki sütun, duvar kalıntıları ve kayalara oyulmuş merdivenlerle çıkılan akropol alanına ulaştık. Odacık şeklinde kare planlı birkaç yapı kalıntısı vardı. Biraz ileride mezarlar başladı. Kuzeydoğu yönünde kayalara oyulmuş merdivenlerle kaplı bir iniş vardı. Bu yolun iki yanında yine kayalara oyulmuş lahit tipi mezarlar ve hemen hemen hepsinin açılmış lahit kapakları üzerinde ya da devrilmiş konumda yakınlarında durmaktaydı. Aşağıda kaleye yaklaşırken geçtiğimiz patikalar fıstık çamlarının altında seçilmekteydi.
 
Kuzeydoğu yönündeki çıkışa yaklaşırken rastladığımız iki kaya arasındaki bir savunma duvarı
(Kasım 2023)
  
İniş başlangıcında rastladığımız ilk mezarlardan...
(Kasım 2023)

Bir diğeri...
(Kasım 2023)
 
Kuzeydoğu yönündeki muntazam merdivenlerin iki yanında yer alan ve kayalara oyulmuş lahit tipi mezarlardan biri
(Kasım 2023)
 
Bir diğer lahit mezarı; arkada vadideki fıstık çamları
(Kasım 2023)
 
Merdiven basamakları o kadar güzel yontulmuş ve ardı sıra o kadar muntazam bir şekilde sıralanmışlardı ki; inişimiz kaleye çıkışımıza göre çok daha konforlu bir şekilde gerçekleşmişti. İniş sonrası dönüp bir de arkamıza baktık; nereden inmiştik buraya? Koskoca grano-gnays kaya kütlesi arkamızda bir heyula gibi durmaktaydı. Biraz ilerideki düzlükte Ayşe Bacı’nın sözünü ettiği yürüyüş grupları için hazırlanmış kamp alanı ve seyyar tuvaletler vardı. Yanlarından geçip gittik.
 
Kuzeydoğu yönündeki Bağarcık Kale'nin iki yanı lahit mezarlarla kaplı merdivenli çıkışı
(Kasım 2023)

Kayalara oyulmuş bu güzelim merdivenlerden indik aşağıya.
(Kasım 2023)

Fıstık çamları arasında muntazam merdivenli yol
(Kasım 2023)

Bağarcık Kale'den aşağıya...
(Kasım 2023)

Biraz ileride Bağarcık Kale’ye yaklaşırken rastladığımız çoban kulübesi göründü. O da atalarının yaptığı gibi bir ana kaya üstüne bina edilmişti ve terk edilmiş olsa da hala ayaktaydı. Demek ki doğru yoldaydık. Geldiğimiz patika bu noktadan sonra genişçe bir toprak yola dönüştü. Bu yolu takip ederek kısa sürede Bağarcık köyünün kuzey yönünden girişine ulaşmıştık. Köyün meydanında Çörlen Asarı’na gitmek için en kısa yolu öğrendik köylülerden. Bağarcık köyünün Kızılcabölük yönündeki çıkışından bir süre sonra soldaki tali asfalt yola sapacaktık. Bu yol, Bağarcık-Sakarkaya köy yolu idi.
 
Bağarcık Kale'ye veda...
(Kasım 2023)
 
Ah o merdivenler; unutulmaz merdivenler...
(Kasım 2023)
 
Bağarcık-Sakarkaya yolunda arıların zamanı
 
Bağarcık-Sakarkaya yolunda arıcıların kovanlarının olduğu bir yol ayrımından Çörlen Asarı’na doğru giden yola sapacaktık. Köyden aldığımız tarif bu şekildeydi. Ne olduysa arıcıların orada arabadan indiğimizde oldu. Çevremizdeki kovanlardan dışarıya fırlamış yüzlerce arı, etrafımızda dönüp durmaya başlamıştı. Asfaltın kıyısından hızlıca yürüyerek bir an önce yol kıyısından da izlenebilen Çörlen Asarı’nın üzerinde yer aldığı kaplumbağa şeklindeki dev kaya kütlesine ulaşmak istiyorduk. Ama ne mümkün; arıların ısrarlı takibi bitmek bilmedi ve sonunda olan oldu; içimizden tam 4 “nefer” birkaç yerinden arıların acımasız saldırısına hedef olmuşlardı. Dere yatağına doğru uzaklaşırken arılar da artık peşimizi bıraktılar.
 
Yoldan göründü Çörlen Asarı...
(Kasım 2023)
 
Arıların saldırısından arabaya sığınıp biz Çörlen Asarı’ndan dönünceye kadar hiç çıkmayan Aybey arkadaşımız arıların gününü şu şekilde anlatarak Dağa Kaçtım’ın kendi tarihine küçük bir not düştü:
 
“Yıllardır dağa kaçarız. Bizim diyarlarda gitmediğimiz yer, basmadığımız taş kalmadı desek yeridir. Dünkü gibi bir zayiat vermemiştik hiç. Yedi neferden yaklaşık 4 neferi “gazi” olarak arılara feda ettik. Diğer neferler ise zor kurtuldu. Bir de üstüne, geceki dönüş yolundaki trafik tüy dikti.”
 
Bağarcık Kale'den Latmos'a bakış
(MYC; Kasım 2023)
 
Çörlen Asarı
 
Bağarcık Kale’nin güney yönüne düşen Çörlen Asarı bir ortaçağ savunma ve gözetleme kalesi… 7. yüzyılda güvenli bir dünya olarak örgütlenen Bafa çevresinde; Milas-Selimiye yönünden gelip Anadol Geçidi yoluyla Amyzon-Alinda’ya ulaşan bir geçiş rotasını denetleyen kale, Bafa manastırları için hayati değerde bir güvenlik noktasıydı. Kalenin yapımı, dev bir kaplumbağayı andıran yekpare bir gnays kayasının üzerine harçla tuğla kırıkları ve moloz taşların tutturulması ile sağlanmış. Bu malzemenin o dev kayaların üzerinden aşırılarak o yüksekliğe nasıl taşındığı ise ayrı bir bilmece…
 
Güney yönünden Çörlen Asarı'na bakış
(Kasım 2023)
 
Çörlen Asarı; dev gnays kayaların ardındaki girişi
(Kasım 2023)
 
Çivrilli ve İzmirli gezginler yan yana, Çörlen Asarı'nın moloz taştan örülmüş surlarının girişinde....
(İ.Berktaş; Kasım 2023)

Çörlen Asarı'ndan inerken...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
 
Bu kalenin modeli ve yapım tekniği, Bafa’daki Kapıkırı Adası, İkizadalar, Arap Avlusu (Stylos Manastırı), Yediler Manastırı ve Kahveasar Adası’nda görülen duvar tekniklerine benzer. Bilindiği gibi Bafa ve çevresi, dev kayaların örttüğü bir saklı dünya olarak; 7.yüzyılda Sina’dan gelen Hıristiyan keşişlerce iskân edilmiş ve gelirleri biriktirilerek manastır mülkiyeti yaratılmıştı. Yaklaşık 13.yüzyıla dek görev yapmış olan Çörlen Asarı, bölgeye Türkmenlerin gelişiyle önemini giderek yitirmiş ve fiziksel varlığını bugüne kadar koruyarak bölgenin alâmetifarikası haline dönüşmüştür.
 
Çörlen Asarı; akşama doğru...
(Kasım 2023)

Gezginler, Çörlen Asarı'ndan aşağıya inerken...
(Kasım 2023)

Çörlen Asarı'na bakarken...
(MYC; Kasım 2023)

Çörlen Asarı hatırası...
(MYC; Kasım 2023)
 
 
Çörlen’in kelime anlamı olarak ne anlama geldiği bilinmiyor. Ama son yıllarda zamanının çoğunu Datça yarımadasında geçiren değerli dostumuz Hasan Hoca, çörlen sözcüğü ile ilgili olarak şu katkıyı yapıyor:
 
Çörlen, buralarda (Datça’yı ve özellikle Betçe’yi kast ediyor) antik kente (Knidos’u kast ediyor) su taşıyan kiremit borulara verilen bir ad. Bu boruların örneklerini ben gördüm. Oldukça geniş ve topraktan yapılmış künk borular… Buralarda toprak olan damların üzerinde biriken suların tahliyesinde de çörlen adı verilen benzer toprak borular kullanılıyor.”
 
Dağa Kaçtım gezginleri Çörlen Asarı'nda...
(İ.Berktaş; Kasım 2023)
 
Bir Bizans Ortaçağ gözetleme ve savunma kalesi; Çörlen Asarı
(Kasım 2023)
  
Çörlen Asarı’na yanaşmak da ayrı bir meseleydi. Dere yatağını aştıktan sonra yolu kısaltalım derken, yine dev kayaların arasında sıkışıp kaldık. Labirent gibi dar geçitlerden geçip, sonunda kalenin üzerine konumlandığı dev kaya kütlesinin önündeki düzlüğe eriştik. Kabahatin çoğu bizdeydi; yoldan çıkıp kestirme diye kayaların arasına dalınca başımıza bunlar gelmişti. Kalenin önündeki düzlükte Denizli-Çivril’den ağabey-kardeş; iki kişi arazi araçlarıyla gelip kamp kurmuşlardı. Kız kardeş, elinde telsizi ile kaleye tırmanmış olan öğretmen ağabeyi ile iletişim halindeydi. Dün gelmişlerdi buraya; doğaya tutkun oldukları belliydi. Ağabey, yanındaki drone ile çekim yapmaya çıkmıştı Çörlen Asarı’na.
 
   
Çörlen Asarı; çamların ardında artık...
(Kasım 2023)
 
Çörlen Asarı’na inip çıkmak neredeyse bir saatimizi almıştı. Dev büyüklükteki gnays kayaların arasında derin boşluklar vardı. Çıkış için en uygun yer kalenin oturduğu yekpare kaya kütlesinin güneybatı yönüydü. Moloz taştan yapılmış bu Bizans Dönemi savunma kalesi, dev bir gnays kayanın üzerine oturması ve bundan dolayı temelinin bir anlamda sağlam olması nedeniyle günümüze dek ulaşabilmişti. Saat 17 gibi arı baskısı altında ulaştığımız arabalarımıza binerek, Çörlen Asarı’ndan ayrıldık.
 
Dönüş yolunda Mersin Beleni'ne akşam güneşi vurmuş.
(Kasım 2023)
 
Yorgunluk çayları eşliğinde Çulhalar köyünde son mola...
(Kasım 2023)
 
Dağa yaslanmış ve akşam güneşinin bütün güzelliğiyle aydınlattığı yörenin en büyük yerleşimi Mersin Beleni’ni geçtikten sonra, son molamızı, yine sabah sisler altındaki Büyük Menderes ovasına yüksekten baktığımız Çulhalar köyünde verdik. Yorgunluk çayları eşliğinde günü bir anlamda Çulhalar’da sonlandırdığımızı sanıyorduk. Oysaki İzmir’e dönüş, Aydın otoyolundaki bir tankerin yola yakıtını sızdırması nedeniyle neredeyse bir kâbusa dönüşmüştü. Otoyolun bu nedenle trafiğe kapatılması yüzünden, aynı zamanda yol çalışmasının sürdüğü ve trafiğin tek şerit üzerinden verildiği eski Aydın-İzmir devlet karayolundaki cehennemi trafiğin içinde bulduk bir anda kendimizi. Nasıl bir işkenceydi; anlatılacak gibi değil. Karşıyaka’ya ulaştığımızda saat 10’a geliyordu. Benzersiz bir coğrafyada kaygısızca dolaşmış; dev gnays kayaların ve fıstık çamların arasında avarelik etmiş, Karia’nın saklı dünyasında dev kaya kütleleri üzerine konumlanmış kalelerin, kutsal alanların ve onların benzersiz hikâyelerinin peşinde koşturmuştuk. Ama gün boyu arılara rağmen Karia’nın kalbinde doğadan aldığımız o güzelim enerji, dönüş yolunda şehre dönerken bir anda berhava olup uçup gitmişti. Ne yapalım; bu da böyle bir cennette, cehennemi yaşamanın bedeli olsa gerek… Ne diyelim; bu da geçer yahu…

Dipnotlar:
(2)  Latmos’da bir Karia Kenti; Herakleia; Şehir ve Çevresi; Anneliese Peschlow-Bindokat; Homer Kitabevi, 1.Basım-2005; Sayfa: 138-139
(4)  Latmos’da bir Karia Kenti; Herakleia; Şehir ve Çevresi; Anneliese Peschlow-Bindokat; Homer Kitabevi, 1.Basım-2005; Sayfa: 143-144-145
(5)  a.g.e.; sayfa:139-143’e dek…
(6)  Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

3 yorum:

  1. Tam bir belgesel olmuş kardeşim.
    Emeğine sağlık İbrahim arkadaşın.

    YanıtlaSil
  2. Ben de o mutlu gezginlerle olsaydım dedim, ama buna da şükür; fotoğraflar ve metinler çok güzel, emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olağanüstü bir coğrafyada, olağanüstü bir gezi oldu bizimkisi. Bazen masalsı, bazen alabildiğine gizemli; her şey o dev grano-gnays kayaların ardında saklıydı sanki. Bulup çıkarmak da ayrı bir emek ve sabır istiyor doğrusunu söylemek gerekirse. Bu anlamda ne mutlu gezenlere ve gezip keşfedenlere...İF

      Sil