orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2019 Pazar

KEMALPAŞA - OVACIK YAYLASI'NDA DOLAŞIRKEN


CEVİZLİDERE VE SİNANCILAR DERESİ VADİSİNDEYDİK

11 Ekim 2019
Mehmet Yavuzcezzar

Bu hafta yine Ovacık'tayız. Bir türlü ayrılamıyoruz Kemalpaşa yöresinin bu müthiş coğrafyasından.

Ovacık; İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı, yayla ve ormanlara sahip, başta; kestane, ceviz, kiraz ve üzüm olmak üzere birbirinden nefis meyve ve sebzelerin yetiştirildiği güzel bir köy. Köy dediğimize bakmayın ağız alışkanlığı işte. Eskiden köy konumunda iken, büyükşehir yasasının çıkmasıyla anlamsız bir şekilde mahalle statüsüne indirildi. Şimdilerde köy desen köy değil, mahalle desen mahalle gibi değil! Garip bir durum, neyse...


Ovacık Köyü'nden görünüm

Kemalpaşa-Bayındır veya Turgutlu-Bayındır geçiş güzergâhında olan ve içerisinde anıt kestane ağaçları bulunan Ovacık yaklaşık 780 m rakımlı bir köy.

Sabah saat 9 gibi yola koyulduk. Bornova'dan ayrılıp Kemalpaşa-Bağyurdu ve Sarılar'ı geçip güneye; Ovacık yaylasına doğru döndüğümüzde manzara herzamanki gibi muhteşemdi. Ovacık'a vardığımızda saat 10 civarıydı. Ören'den gevreklerimizi almayı da unutmadık. Hava sıcaklığı Ekim ayı ortalamalarının üzerinde; bahar ayını aratmayacak şekilde 26-27 derecelerdeydi. Köyde ortalık henüz hareketlenmemişti.


Arabamızı Cumhuriyetimizin başlangıç yıllarında, dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından 1933 yılında yaptırılan "Paşa Çeşmesi" yanındaki Atatürk Büstü yakınlarına bıraktıktan sonra, caminin karşısındaki kahvehaneye uğrayıp sabah kahvelerimizi yudumlarken, bir taraftan da kahvedeki birkaç köylüyle sohbete daldık.

Paşa Çeşmesi

Daha önce bu yörede birkaç yürüyüş gerçekleştirdik. Bunlardan biri Ovacık Yaylası Orman İçi yürüyüşü,(1) diğeri Çaldede yürüyüşü,(2) bir diğeri ise Ovacık-Kızıloba yürüyüşü...(3)  Dediğimiz gibi buralardan ayrılamıyoruz.

Bugünkü hedefimiz; daha önceleri Sarılar'dan Ovacık'a giden karayolundan geçerken vadinin karşı yamacında gördüğümüz orman yolu ve patikalarda yürümekti. Bu amaçla Ovacık merkezinden orman içersine doğru yürüyüp, doğu yönünde bulunan; yaklaşık 1250 metre rakımlı Sarıkaya sırtlarına ulaştıktan sonra yönümüzü kuzeye Sinancılar'a çevirip 5-6 km yürümek ve daha sonra da; Sarıkaya ve Kösükkaya tepeleri arasında kalan, Cevizlidere ve Sinancılar derelerinin oluşturduğu vadinin kıyısından güneye doğru yürüyerek Ovacık'a ulaşmak, yani ring yapmak idi.

Bu amaçla kahvehanede acı kahvelerimizi yudumlarken, köy sakinleriyle sohbet edip Ovacık'ın kuzeyinde Sinancılar'a uzanan vadiyi doğu yönünde izleyebileceğimiz orman yolu ve patika tarifi aldıktan sonra saat 10.30 gibi yürüyüşümüze başladık.

Sarıkaya'ya doğru giderken Ovacık bahçeleri

Çeşmenin hemen arka tarafında bulunan, bir zamanlar orman işletmesi olarak kullanılmış, ancak şimdilerde terkedilmiş metruk bir haldeki binanın yanından geçip, doğu yönündeki bahçe yollarını izleyerek orman yoluna ulaştık. Bu arada bahçelerde ceviz ve kestane hasadı yapmak amacıyla dalları silkeleyenlerin sesleri gelmekteydi.

 Yürüyüş yolundan kareler

Kuru sel yatağında boğuşurken

Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra köylülerin tarif ettiği yol bitti! Pırnar meşeleri, kesme çalıları, kızılçamlar, dikenli mazılar, yer yer çalılarla boğuşarak ilerlemek, sonuçta bizi epey yordu. Biraz kuru sel yatağında, biraz orman içinde debelendikten sonra geri dönüp bizim daha önce tespit ettiğimiz Cevizlidere yönünde, vadinin doğu tarafındaki rotayı yapmaya karar verdik. Yaklaşık birbuçuk saatlik bir yürüyüşün ardından yeniden köy kahvesine ulaştık. Bu arada öğlen olmuş, karnımız acıkmıştı. Yanımızdaki nevaleleri taze çaylar eşliğinde yedikten sonra, arabayla Cevizlidere Küme Evleri sapağına kadar gittik. Arabayı güvenli bir yere park ettikten sonra, gerçek yürüyüşümüze başladığımızda saat 13.30 gibiydi.

Köy kahvehanesinin davetsiz misafiri

Cevizlidere ve daha aşağılardaki Sinancılar Deresi, oldukça derin sayılabilecek bir vadide bazı aylar sakin, bazı aylar hırçın bir şekilde akarak, ovadaki Gediz Nehri'ne kavuşabilmek için yüzyıllardır aynı serüveni tekrarlamakta.


Gezgin yavru dostları doyuruyor

Sarılar-Ovacık köy yolundan vadiye doğru yaklaşık 500 metre yürüyüp, 50 metre kadar da aşağı inerek, Cevizlidere Küme Evleri'nin olduğu bölgeye vardığımızda bizi iki küçük köpek yavrusu karşıladı, yemeğimizden artanlarla onları biraz doyurduktan sonra, dere üzerindeki geçite ulaşarak karşıya geçtik. Yol, derenin doğu yönünde vadiye paralel Sinancılar'a doğru ilerliyordu. İşte tamam dedik, varmak istediğimiz orman yolu bu!

 Cevizlidere

Cevizlidere çıkışındaki orman yolu

Orman yolunun kenarına sıralanmış kütükler

Orman yolu kuzey yönünde 1 km.yi aşkın konforlu bir şekilde ilerledikten sonra, bir kayalıkta son buldu. Daha önce karşıdan bu tarafta belirlediğimiz patika görünmüyordu. Neyse ki üzerinden geçen hayvan ve insanların aşındırdığı kayalarda biraz yürüdükten sonra, çevresi pırnar meşeleri, sandal ağaçları, kesme çalıları ve kızılçamlarla kaplı güzel bir patikaya ulaştık. 


Orman yolundan sonraki patikadan görünümler

Patikadan yaklaşık 1,5 km sonra önümüze yine aşınmış kayalardan oluşan bir sapak geldi, patikanın birisi alt taraftan kuzey yönünde ve vadiye paralel, diğeri ise üst taraftan doğu yönünde vadiye dik ilerliyor gibi görünüyordu. Biz yürüyüşümüze alt taraftaki patikadan devam ettik. 500 m kadar daha ilerlediğimizde önümüzdeki muhteşem Sinancılar Vadisi ile daha ilerideki Kemalpaşa Ovası'na hakim bir kayalıkta biraz mola verip termosta getirdiğimiz çaylarımızı yudumladık.

 Vadiden manzaralar

Vadi manzarası eşliğinde çaylarımızı yudumlarken

Safran çiğdemi


Kısa dinlenmenin ardından yürüyüşümüze devam ettik. Birkaç yüz metre sonra patika bizi vadiden ayırıp orman içerisinde doğuya doğru yöneltti. Çalılar arasındaki keçi sürülerinin açtığı dar geçitleri izleyerek, yoğun kızılçamlar ve meşelikler arasından geçip, zaman zaman da makiliklerle boğuşarak ve de çeşit çeşit mantarlar görerek; yürüyüşümüzün 4. km'sinde Ovacık'ın üzerindeki Sarıkaya Tepesi'ni aşıp Sinancılar'a kavuşan orman yolu sapağına ulaştık. 

Ormanda eğrelti otları hakimiyeti

Orman içinde rastladığımız mantarlar


Sapakta birleşen üç yoldan biri güney yönünde kalan Ovacık'a doğru, diğeri doğu yönündeki Zeamet Köyü'ne, sonuncusu da kuzey tarafında kalan Sinancılar'a doğru ilerliyordu. Biz Sinancılar yönüne doğru sapıp bir süre yürüyüp coğrafyaya hakim olduktan sonra vaktin de geç olmasından dolayı geri dönmeye karar verdik.

Orman yol sapağı


Dönüş yolunda yol sapağına vardığımızda Sinancılar Köyü'nden Ramazan'a rastladık. Sepetli motorsikletiyle kuru odun ve mantar toplayan Ramazan, bize dönüş yolunda daha düzgün ve yürümesi kolay patikanın yerini gösterdi. Gerçekten oldukça rahat ve konforlu olan bu patika sayesinde dönüş yolumuz 500 m kadar kısalmıştı. Gelirken rastlayıp alttan; vadi yönünde yürümeye karar verdiğimiz sapağa, bu defa üstten doğu yününden ulaşmıştık. Bundan sonrasında geldiğimiz güzergahı takip ederek, yaklaşık toplam 8.5 km'lik bir yürüyüşün ardından aracımızı bıraktığımız yere vardık. 


Doğayla uyum içindeyiz

Doğanın kucağında geçirdiğimiz güzel bir günün biraz yorgunluğu ve daha çok huzuru içinde, aracımızı Ovacık yaylasından Kemalpaşa ovasına doğru sürdük. İzmir karayoluna çıktığımızda, akşam olmak üzereydi ve yoğun araç trafiği arasında İzmir’e doğru uzayıp gittik.


Dipnotlar:
(1)   Ovacık Yaylası orman içi yürüyüşü hakkında bkz. 
(3)  Ovacık-Kızıloba yürüyüşü hakkında bkz.
(4)   Fotoğraflar, çoklukla İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.


Yazan / Düzenleyen: MYC
Edit: İF

27 Şubat 2017 Pazartesi

DAMLACIK'tan ÇÖRÇÖR KULE'ye doğru

16 Şubat 2017
Mehmet Yavuzcezzar

Önceki yürüyüşlerimizde Kemalpaşa'nın; özellikle güneyindeki köylerini, vadilerini ve zirvelerini sıkça ziyaret etmiştik. Bu kez kuzeyindeki Damlacık'tan, Spil'in alt düzleminde bulunan ve İzmir-Manisa yolu ile Kemalpaşa Ovası'nın neredeyse tümüne hakim bir noktadaki orman yangın gözetleme kulesi; Çörçör Kule'ye ulaşmayı hedefledik.

Gecenin soğuğu biraz olsun etkisini kaybetsin diye geç başladık güne. İzmir'den doğuya doğru; Kemalpaşa yönüne yaptığımız yolculuğumuzda, Ulucak Köyü sapağından sola - kuzeye yöneldik. Yeni yapılmakta olan İzmir-İstanbul otoyolu inşaatından dolayı bir hayli karışık ve bozulmuş yollardan geçerek Ulucak merkezine ulaştıktan sonra, yine kuzeye sapıp saat 10 gibi Damlacık Köyü'ne vardığımızda, yer yer buz tutmuş bir zeminle karşılaştık. Köyün görünüşü pek de hoşumuza gitmedi, Kemalpaşa'nın güneyindeki köylerle kıyasladığımızda oldukça dağınık ve pis göründü bize. Neyse, köyün dağa doğru giden yoluna saparak köy mezarlığına ulaştık ve aracımızı park ettik.

 Kütüklerle çamların birlikteliği

Spil eteklerine doğru

(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Damlacık'tan kuzeye, bağ ve bahçelerle Spil'in yamaçlarına, oradan da Atalanı ve Manisa'ya kadar ulaşabilen bu yol; önceki yıllarda şose ve toprak iken, bu kez asfaltlanmıştı. Yürüyüş için konforlu olmasa da “ne yapalım kısmetimize bu çıktı” deyip, köyün merkezinden mezarlığa ulaşan bu yoldan başladık rotamıza.

1,5 km kadar kuzeye ilerledikten sonra asfalt bitti ve toprak yola dönüştü. Bu iyiydi.

Kuzeye doğru kıvrıla kıvrıla giden yol

Yaklaşık 4-5 derece civarında seyreden hava sıcaklığı; Damlacık’tan Çörçör Kule'nin konuşlandığı yaklaşık 1100 metre rakımlı Büyükkır Tepesi'ne doğru yaklaştıkça azaldı ve zaman zaman eksi değerlere ulaşarak özellikle parmak uçlarımızı oldukça fazla etkiledi.

Yol kenarında bağ ve kirazlık içiçe...

Yol boyunca kiraz bahçeleri, bağlar, zaman zaman kızılçamlardan oluşan koruluk alanlar ve bunların bir bölümü açılarak oluşturulmuş tarım işletmelerine rastladık. Bağ, bahçe ve kızılçamlar dışında; böğürtlenler, Girit ladeni, pırnar meşesi, makilikler hakim bitki örtüsünü oluşturmaktaydı. Geçmiş yıllardaki orman yangınları nedeniyle açılmış alanların bir bölümünün, genç çam fidanları ile yeniden ağaçlandırıldığını gördük.

Orman yolunda, uzaklarda Çörçör Kule...

 Gezgin yolda...

 Gezgin, buz tutmuş karın üzerinde...

Damlacık’tan çıkışımızdan Çörçör Kule'ye kadar durmaksızın ve tırmanarak yürüdük. Toprak yolun başladığı sapaktan 500 m. kadar batıya doğru yol aldıktan sonra kuzeye döndük ve rotamızın yaklaşık 5. km'sinde bir yol sapağına geldik; sapaktan sağa - doğuya yönelerek bu kez 700 m kadar yürüdük ve solda - kuzeye doğru yönelen yol ağzında bir kapıya vardık. İşte bu kapı, bizi kuleye götürecek yolun giriş kapısıydı. Nitekim buradan itibaren hedefe kadar hep kuzeye doğru yürüdük.

 Kuleye giden yol ve kapı

Spil'in başı dumanlı, sağ yukarıda Çörçör Kule...
(Fotoğraf:İF; Ocak-2016)

Sabah 10,30 civarı Damlacık'ın sırtlarından başladığımız yürüyüşümüzün ilk etabı, yaklaşık 7 km sonra, saat 13.00 gibi Çörçör Kule'de sonlandı. Ancak hava çok soğuk olduğundan, orada fazla oyalanmadan; yemeğimizi yiyebileceğimiz kuytu bir yer bulmak üzere dönüşe geçtik.

Orman yangın gözetleme kulesi: Çörçör Kule

Kule'den Manisa civarı

Kule özçekimi...

Eriyen karlarda ıslanan toprak yol; çıkış sırasında soğuk hava nedeniyle donmuşken, dönüşte zaman zaman bulutların arkasından çıkan güneşin kısmen ısıttığı hava sayesinde buzların çözülmesi sonucu yer yer çamura dönüştü.
 
Dönüşe geçip bir süre yürüdükten sonra, çıkış yolundaki kapıyı da geçtik ve yol sapağına geldiğimizde, yılkı atlarının mesken tuttukları kuytu bir alanda mola verdik. Civardaki eski bir hayvan ağılından kalan tahta parçalarından yaptığımız masamızda yemeğimizi yiyip, çayımızı da yudumladıktan sonra yolumuza devam ettik. Spil’in eteğinde yer alan bu coğrafyada, baharın ön habercisi çiğdemler, çiçek açmıştı.

Bahçeler arasında yalnız bir çam

 Çiğdemler açmış.

Aracımızı bıraktığımız mezarlığa vardığımızda saat 16 olmuştu. Sabahleyin soğuktan yer yer donmuş olan mezarlık çeşmesinden dökülen sular, günün bu saatlerinde çözülmüştü...

Artık evlere dönme zamanıydı.

Dipnot
Fotoğraflar, yazıda belirtilenler dışında MYC tarafından çekilmiştir.


Yazan / Düzenleyen: MYC
Edit: İF


26 Haziran 2014 Perşembe

GÖRÜNMEZ TEPE ÜZERİNDEN BELEVİ - ŞİRİNCE YÜRÜYÜŞÜ

BELEVİ'DEN ŞİRİNCE'YE
BİR BAŞKA GEÇİŞİN ÖYKÜSÜ 
02 Nisan 2014
İbrahim Fidanoğlu

2012 yılında Şirince'den Belevi'ye yaklaşık 20 km.lik bir yürüyüş yapmıştık. Şirince'de bıraktığımız arabamıza akşamüstü Belevi üstünden ulaşabilmek için, Tire-Selçuk ve Selçuk-Şirince minibüslerini kullanmıştık. Bu kez güzel bir bahar gününde; 2 yıl önceki rotanın tam tersi yönünde, farklı bir güzergahı kullanarak Belevi'den Şirince'ye yürümeyi hedefledik. 
 
Belevi - Şirince rotası 15km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Bu kez çıkış noktamız Belevi idi. Sabah erkenden; Belevi Köy Meydanı'ndaki kahvehanede verdiğimiz kısa mola sonrasında, Belevi'nin arka mahallelerine doğru yürüyüşe başladık.

 Belevi'de refah günlerinden kalma bir ağa konağı

 Belevi'nin kalbine doğru...

Köyün bu noktasında fotoğraf çektirmeliydik. Öyle de yaptık.

Belevi'nin arka mahallerinin ara sokaklarında; eski bir ağa konağı ve üç yol ağzındaki eski bir çeşmeyi arkamızda bıraktıktan sonra, köyün içindeki sola doğru giden yoldan köyün sonuna doğru ilerledik. Yolun sonunda tamamen bitmemiş ve bazılarına yerleşilmiş  tek katlı evlerden oluşan bir siteye ulaştık. Bu evler, köyün son yerleşimleriydi. Topraktan bir traktör yolunu takip ederek Şirince yönüne doğru giden vadide ilerledik.

 Belevi-Şirince rotasında eski bir çeşme

Ilgınlar

 Ardımızda bıraktığımız Belevi

Vadiye doğru ilerledik.

Ağaç çilekleri çiçekte...

Yol boyunca ılgınlar, ağaç çilekleri ve erguvanlar pembeden eflatuna ve beyaza; renk ve ahenk içindeydiler. Baharın bütün coşkusu nebatı uyandırmıştı. Suyu usul usul akan bir kır çeşmesinin yanından geçtik. Hafif bir meyille vadide yükseliyorduk. Sağımızda solumuzda bizi takip eden bir dere yatağının içinden cılız bir akışın sesi duyuluyordu.

 Giderek yükseliyoruz; arkamızda kavaklar...

Karaağaçlar; yada Aydınlıların deyişi ile "karıngeçler"

Gezginler, bir soluklanma anında...

 Erkenci katırtırnakları

Toprak yol, zaman zaman tarlalara ayrılan yol çatılarıyla kesintiye uğrasa da, bizim hedefimiz 2 yıl önceki Şirince'den Belevi'ye yürüyüşümüzdeki aştığımız kireç taşı kayalıklarıyla dikkat çeken Görünmez Tepe'ydi. Vadi boyunca karşılaştığımız yol ayrımlarında o, bizim için bir nirengi noktası oldu hep.

 Vadideki erguvanlar

İşte, bu yola saptık; en soldakine yani...

Yeniden erguvanlar...

Tepeye ulaştığımızda Halkapınar Köyü yönünde yer alan bir başka vadinin bulunduğunu fark ettik. Ama amacımız Şirince yönüne yürümekti; dolayısıyla Görünmez Tepe öncesinde ulaştığımız bir başka tepeyi aşınca, 2 yıl önceki yürüdüğümüz vadiye geldiğimizi anladık. Burada sağa ve sola doğru devam eden üç adet şose sapağı vardı. Sağdaki, dere yatağını takip ederek Selçuk-İzmir karayolu yönüne doğru ilerleyen yol, geçen yürüyüşümüzdeki üzerinde Sinan Baba isminde bir yatırın bulunduğu rotayı izliyordu. Bu yolun sonu Selçuk Orman Fidanlığı'nın hemen yanından İzmir-Selçuk asfaltına kavuşuyordu. Karşımızdaki yol ise, bizim önceki yürüyüşümüzdeki Görünmez Tepe'den inip geldiğimiz yoldu. Bu kez en soldaki toprak yola girdik ve diğer yolun daha üst düzlemindeki bir rotayı izleyerek, sonunda yine Görünmez Tepe'nin Şirince yönünde geçiş verdiği bele ulaştık.

 Yol üstünde rastladığımız; suya yol açan eski bir menfez yapısı

 Görünmez Tepe'den Belevi düzlemine bakış

Görünmez Tepe'den güneye bakış; vadilerin ötesinde Şirince

 Şirince yolunda bir patikayı takipteyiz.

 Şirnce'ye doğru; belki bir sel yatağı belki bir patika

Görünmez Tepe'nin üstündeki bele ulaşıncaya kadar Belevi ve daha ötesindeki Torbalı Ovası'na dek bütün topografyayı izleyebiliyorduk. Yolun kenarında erozyona karşı dikilmiş olduğunu düşündüğümüz akasyalar da oldukça büyümüştü. Hemen hepsi çiçekteydiler. Karaağaçlar, katırtırnakları, çiriş otları, akasyalar, kızıl çamlar,sandal ağaçları  ve çınarlar bu rotanın yaygın florasını oluşturmaktaydı.

Kovuklu çınar ağacı


Gezginin kovuk merakı 

Çınarın yüzeyine doğanın attığı çizikler

Görünmez Tepe'den  güneye doğru sarkınca, iki yıl önceki ağılın silüeti göründü uzaktan. Ağıla doğru yürüdüğümüzde o gün rastladığımız 82 yaşındaki İsmail Amca ile yolda karşılaştık. O, yine keçilerini otlatmaya yamaçlara doğru çıkarıyordu. Kendimizi tekrar hatırlattık; ancak pek çıkaramadı. Geçen yürüyüşteki rotayı kullanmamak için İsmail Amca'dan Şirince'ye giden ve ağılın altındaki yamaçtan Selçuk yönündeki aşağıdaki dere yatağına doğru inen patikayı öğrendik. Kendisiyle vedalaşıp yola devam ettik.

 Şirince yolundan Selçuk düzlemine doğru uzanan vadi

Mola verdiğimiz zeytinli tepe

 Şirince'ye doğru yürüdüğümüz şirin patika

Kaktüsler, bir bahçe duvarı ve gezgin

Patika; son derece keyifli, bazen dere yatağını atlayan, bazen sırta paralel eteklerden seyreden konforlu bir rota şeklinde devam etti. Vadiyi aşıp bir tepeye doğru tırmandığımızda sıcağın da etkisiyle epey yorulmuştuk; bir zeytin ağacının gölgesinde epey dinlendik. Kendimizi toparlayınca; Şirince yönünde önümüzde beliren yeni bir tepenin alt düzlemindeki bir çiftlik evinin sınırlarına paralel ilerledik. Evin bahçe sınırları yakınından geçerken birden köpeklerin hücumuna uğradık. Bir süre bizi takip ettiler, ama korumakla "görevli" alanlarından uzaklaşınca sesleri kesildi ve bizi izlemekten vazgeçip yeniden bahçelerine döndüler. 

Yol üstünde rastladığımız bir ağıl; köpeklerle temas...

 Şirince yolundaki dere yatağı


Karşımızda Şirince Köyü


Şirince yönünde panoramik bir görünüm


Dağdan indik düze; bizi Şirince merkezine götürecek şose


Zeytinlikler ve arka planda Matematik Köyü


Biz ise, bu sırada sırtı tırmanmıştık bile. Bu noktadan itibaren Şirince altımızdaki vadinin ilerisinde tam karşımızda belirmişti. Sağımızda Sevan Nişanyan'ın hapse girmesine yol açan kayaya oyulmuş mezar ve alt düzleminde ise Ali Nesin'in Matematik Köyü bulunmaktaydı. Yamaçtan aşağıya vadinin dibine doğru yürümeye başladık.

 Şirince'nin atıklarının bırakıldığı dere yatağı; nasıl da köpürmüş.

Yolun bittiği noktada tarlaların arasından patikayı izleyerek bizi Şirince'ye götürecek yeni bir toprak yola ulaştık. Yarım saatlik bir yürüyüş sonrasında şimdi restoran olarak hizmet veren eski ilkokul binasının bulunduğu meydana ulaştık. Belevi'den bu yana daha kısa bir rotada; 15 km.yi yaklaşık 4,5 saatte yürümüştük. Bu süreye yürüyüş boyunca verdiğimiz molalar da dahildi. 

 Şirince

 Dağdan indik şehire; Şirnce Köy Merkezi'ndeyiz.

Şirince sokaklarından biri

Artık; Şirince merkezindeki kalabalığı karışmak, Rumlardan kalma eski çeşmenin hemen yanındaki köy kahvehanesinde dinlemek hakkımızdı. Gecikmiş yemeğimizi de burada atıştırdık. Selçuk'daki 30 Mart yerel seçimleri ile ilgili sürüp giden tartışmaları dinlediğimiz uzunca bir mola sonrasında; Belevi'de bıraktığımız aracımıza ulaşmak için, iki yıl önce uyguladığımız yöntemin tam tersini gerçekleştirerek Şirince-Selçuk minibüsüne binip Selçuk'a indik. Selçuk Minibüs Garajı'ndan kalkan Selçuk-Tire minibüsü ise, bizi Belevi'ye götürecek yegane araçtı. 

 Şirince'de ayva çiçek açmış; yaz mı gelecek?

Sonuçta akşama doğru, aktarmalı bir minibüs yolculuğu sonrasında Belevi Köy Meydanı'na ulaşmış, bugün de yine doğanın içinde bir farkındalık yolculuğunu tamamlamıştık. Yeniden ve yeniden kendini üreten; düzen ve düzensizliğin iç içe girdiği o büyük cümlede biz de bir kıpırtı yarattıysak ne mutlu bize dedik ve motorlarımızı sürdük İzmir'e doğru...





Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Fotoğraflar: A.Aydemir
Düzenleyen: M.YC