15 Mart 2026 Pazar

SONBAHAR’DA AYDIN COĞRAFYASINDA BİR SEYAHAT DENEMESİ-2

KARİA KENTİ NYSA, ARPAZ KONAĞI VE KULESİ, BOZDOĞAN ve İNEBOLU…
 
4-5 Ekim 2025
İbrahim Fidanoğlu
 
"Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni"
Aşık NESİMİ 
 
Sultanhisar üstünde Karia yerleşimi Nysa’da…
 
Sabah otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra Atça’dan ayrıldık. Sultanhisar kasabasının üzerinde yer alan Nysa harabelerini görmek amacıyla Aydın Dağları’nın eteklerindeki Sultanhisar’a doğru seyrettik bir süre. Atça ile Sultanhisar’ının arasında fazla bir mesafe yoktu. Geçerken İstanbullu dostlara Yunan işgali sırasında Yörük Ali Efe’nin kızanlarıyla birlikte bastığı Yunan karakolunun bulunduğu Malgaç Köprüsü’nün yerini gösterdim. Sultanhisar sokakları Pazar sessizliği içindeydi. Nysa’ya doğru tırmandık. Karia kenti Nysa’nın konumlandığı yer, Başçayır Mevkii olarak anılıyor.
 
Eski bir Sultanhisar Evi; Rumlardan kalma...
(Ocak 2004)
 
Aynı evin bir köşesindeki detay; iki bin yıllık geleneği yansıtır gibi...
(Ocak 2004)
 
Nysa'ya girerken; karşımızda dağın yamaçlarına yaslanmış tiyatro...
(Şubat 2022)
 
Nysa, Aydın'ın doğusunda bulunan ve İlkçağ'da Messogis olarak adlandırılan bugünkü Aydın Dağları’nın güneye bakan yamacında, bir zamanlar kışın su taşmalarına neden olan, buna karşın yazın kuruyan Tekkecikdere adlı bir akarsuyun çevresinde çok dik bir boğazın oluşturduğu alanın her iki yanında kurulmuş olan eski bir yerleşimdir. Bu nedenle de romantik bir görünüme sahip olan kent, kuzeydeki bu Messogis Dağları'nın 1200 metre yüksekliğindeki kütlesi ile oldukça iyi bir şekilde sınırlandırılmıştır. Kentin güneyi ise, Büyük Menderes ırmağının vadisine doğru açıktır ve bugünkü Sultanhisar'ın kuzeyindeki yerleşmelere sınır oluşturur.
 
Nysa'ya dair bir illustrasyon; topografik yaklaşımlar...
(Şubat 2022)

İlkçağ'da üzerine tonozlar yardımıyla stadyum düzleminin oturtulduğu Tekkecikdere Vadisi; en arkada Menderes düzlükleri
(Ocak 2004)
 
Menderes Ovası'na doğru akan Tekkecikdere
(Ocak 2004)

Kentin Tarihçesi
 
Nysa'nın kuruluşu hakkındaki bilgileri Augustus devrinin ünlü gezgin ve coğrafyacısı Amasyalı Strabon (M.Ö. 64-M.S. 21) ile tarihçi Byzantion'lu (İstanbul) Stephanus'un (M.S. 6.yüzyıl) anlattıklarından öğreniyoruz. Nysa, İlkçağ'da özellikle eğitim alanında ünlü olan bir kentti ve Strabon da bu kentte eğitim görmüştü. Antik kentteki Gymnasion ile kütüphane kalıntısı Nysa'daki bu eğitim yapılarını oluşturmaktaydı. Nysa adı özellikle Hellenistik devir krallık ailesi kadınları arasında oldukça sık rastlanan bir addı. Byzantion'lu Stephanus, Ethnica adlı eserinde İlkçağ'da Nysa adını taşıyan on kentten Karia bölgesindekinin, Suriye kralı Seleukos'un oğlu I.Antiochos Soter (M.Ö. 281-261) tarafından eşi adına kurulduğunu belirtir. Strabon'a göre; Nysa Peloponnes'teki (Yunanistan’ın güneyindeki yarımada; Mora yarımadası) Sparta'dan gelen Athymbros, Athymbrados ve Hydrelos adlı üç kardeş tarafından kurulan üç ayrı küçük yerleşmenin sonradan büyük bir kent halinde birleşmesi ile olmuştur ve Athymbros da bu yeni kentin kurucusu olarak anılmıştır. Bu nedenle antik kent başlangıçta Athymbra olarak adlandırılmış ve zaman zaman da Antiocheia olarak tanınmıştır. Kentin adının M.Ö. 2.yüzyılın başlarında Nysa olduğu; Seleukosların Anadolu'da kurdukları askeri koloniler halindeki kentlerin yanında, küçük yerleşmelerin synoikismos (birleşme) yoluyla tek bir sivil kent halinde oluşturdukları kent kurma politikasına uygun bir şekilde kurulmuş olan Nysa'nın Kral III. Antiochos (M.Ö.223-187) tarafından ele geçirildikten sonra Asyl (sığınma) hakkı istenilen bir kent olma ayrıcalığını elde ettiği bilinmektedir.
 
Tiyatronun hemen dışındaki sekiden Tekkecikdere Vadisi'ne ve Menderes Ovası'na bakış
(Mart 2012)

Nysa Tiyatrosu'nun en üst sıralarından sahne binasına ve güney yönündeki Menderes Ovası'na bakış
(Şubat 2022)
 
Nysa, Romalıların yönetimi altında sikke bastırmıştır ve antik kentte basılan Kistophoros türü sikkeler M.Ö.133-111 yılları arasında tarihlenmektedir. I.Mithridates savaşı sırasında Nysa'lı Chairemon adlı varlıklı bir kişi Romalıları desteklemiş ve bunun üzerine Mithridates tarafından yakalattırılıp, öldürülmüştür. Nysa'da çok varlıklı ailelerin olduğu bilinmektedir. Örneğin, Chairemon'un akrabalarından Pythodoros bunlardan birisiydi ve Pompeius ile Caesar'la da yakın dostluğu vardı. Marcus Antonius'un kızlarından birisi ile evlenen Pythodoros'un bu evliliğinden olan kızı Pythodoris ise, önce Pontus sonrada Kapodokya kraliçesi olmuştu. Strabon, Pythodoris'i iyi bir yönetici olarak tanımlar. Kentin gelişmesi özellikle Roma İmparatorluk çağı içerisinde, Strabon'un ölümünden sonraki dönemdedir.
 
Nysa Kütüphanesi; arkada Messogis Dağları...
(Şubat 2022)
 
Bir Nysa anemonu
(Şubat 2022)
 
Nysa gezginleri; kentin ana arterlerinden Sütunlu Cadde üzerinde...
(M.Yavuzcezzar; Ekim 2025)
 
M.S. ilk 3 yüzyılda, yani Roma İmparatorluk Çağı içerisinde Nysa'da neler olduğu konusunda çok fazla bir bilgimiz bulunmamakla birlikte, bazı yazıtlarda İmparator Vespasianus, Hadrianus, Pius, Marcus Aurelius ve Commodus'un adlarının yanı sıra İmparator Gallienus'un küçük oğlunun adına da rastlanmıştır. Bizans çağında kent 12. yüzyılda Selçukluların yönetimi altına geçmiş, ancak kısa bir süre sonra yine Bizanslıların hakimiyeti altına girmiştir. Nysa'nın 1402 yılında Timurlenk tarafından istila edilmesinden sonra kent yavaş yavaş önemini kaybetmiştir. Kentte bugün görülen kalıntıların büyük çoğunluğu Roma ve Bizans çağlarına aittir.
 
Nysa gezginleri, Nysa Tiyatrosu'nun oturma sıralarına dağılmış.
(M.Yavuzcezzar; Ekim 2025)

Nysa gezginleri, Sütunlu Cadde'den geçerken...
(H.Biriz; Ekim 2025) 
 
Agora'da; sütunların arasında...
(Ekim 2025)
 
Nysa ve Mitoloji
 
Bu dağların civarında tektonik hareketler nedeniyle yer altı sıcak sularının kaynakları ve kaplıcalar oldukça yoğun olarak yer almakta. Bu durumun mitolojide yer alan Öbür Dünya / HADES / Cehennem (Tartaros) inancına temel teşkil ettiği ve söylencelerin bu yer yapısı ile ilişkili olarak geliştiği söylenebilir. Nysa yakınlarında Salavatlı köyünün hemen üzerindeki öte dünyanın tanrısı Hades’e adanmış Akharakha Kutsal Alanı bu jeolojik koşulların değerlendirilmesinden başka bir şey değildir.
 
Sahne yapısında yer alan mermer frizli panolarda tanrıçaların resmi geçidi; sol üçlüde Artemis-Athena-Nymphe ve sağda Afrodite ile Demeter
(Ocak 2004)
 
Bu frizde sol yanda bir keçi ile çobanı, Hermes, Silen ve bir panter betimlenmiş.
(Ocak 2004)
 
Frizde solda Demeter, üstü yılan süslü arabasının içinde betimlenmiş. Yanında yer alan figür ise büyük olasılıkla Tanrıça Hekate'dir. Her ikisinin arasında sahnenin üst kısmında uçan bir Eros, altta ise bir yaban domuzu yer alıyor.
(Ocak 2004)
 
Bugünkü Sultanhisar’ın sırtlarında yer alan Nysa’nın mitolojiden gelen ayrı bir önemi var. Mitolojide üç büyük kardeş tanrıdan söz ediliyor. Bunlar Yerlerin ve Göklerin Tanrısı Zeus; Denizlerin Tanrısı Poseidon ve Yer Altı Tanrısı Hades’tir. Mitolojiye göre Zeus’un bir başka ölümlü kadınla (Thebai Prensesi Semele) yaşadığı aşk sonrası kadın hamile kalır. Zeus’un kıskanç eşi Hera’nın bunu öğreneceği korkusu ile kadının karnındaki çocuğu alır ve kadını öldürür. Çocuğu kendi baldırına yerleştirir, çocuk gelişimini burada tamamlar. Doğunca Zeus çocuğu Nysa Dağı’nın yukarılarında yer alan Aroma (şimdiki Kavaklı; Yörük Ali Efe’nin doğduğu köy) civarına dağa bırakır. Bu çocuk Şarap Tanrısı Diyonisos’tur. Diyonisos (iki kere doğan anlamında) bu dağlarda Pan (keçi ayaklı), Satir (keçi kulaklı) ve Menad’larla birlikte büyür ve yaşar. Diyonisos ve arkadaşları, üzüm hasadından sonra düzenlenen bağbozumu şenliklerinde şarapla kendinden geçerek, zil zurna sarhoş olurlar, çılgınca eğlenirler. Bugünkü modern tiyatronun da bu Diyonisos Bağbozumu Şenlikleri’nden doğduğu söylenir.
  
Sahne yapısında yer alan mermer frizli panolardan biri; "Diyonisos şenliklerinde Pan ve Menad'ların dansı"
(Ocak 2004)

Sahne yapısında yer alan mermer frizli panolardan bir diğeri; "Bebek Diyonisos'a banyo yaptırılması sahnesi"
(Ocak 2004)
 
Bu frizde solda oturan Bereket Tanrıçası Demeter, onun sağ yanında bir Nymphe, biraz daha sağda ise Tanrı Hermes, bir Nymphe'den bebek Diyonisos'u kucağına alırken betimlenmiş.
(Ocak 2004)

Mitolojide Nysa ile ilişkilendirilen bir diğer söylence de Yeraltı Tanrısı Hades; Tarım ve Bereket Tanrıçası Demeter ve onun kızı Persephone ile ilgilidir.
 
Demeter, ekinleri ve özellikle buğdayı simgeler. En çok tapınım gördüğü yerler İtalya, Girit ve Trakya'dır. Onun tek efsanesi mevsimlerle ilgilidir. Bu efsane Yunan dünyasının daha çok buğday üreten bölgelerinde gelişmiş ve tutulmuştur. Hem efsanede hem de tapınımında kızı Persephone ile birlikte anılır, bunlara "iki tanrıça" denir. Efsaneye göre; Persephone bir gün oyun arkadaşlarıyla birlikte çayırda çiçek toplarken toprak yarılmış ve Hades arabasıyla çıkarak kızı yeraltı ülkesine kaçırmış ve orada ona nar yedirmiş. İnanışa göre ölüler ülkesinde bir şey yiyen Hades'in elinden kurtulup yeryüzüne geri çıkamazmış. Çok üzülen Demeter kızını aramak için yollara düşmüş, ancak hiçbir yerde bulamamış. Bunun üzerine yaşama küserek ıssız bir köşeye çekilmiş. Demeter'in küsmesiyle toprağın bereketi uçup gitmiş, kıtlık baş göstermiş. Tanrı Zeus duruma müdahale ederek sorunu çözümlemiş. Bundan sonra Persephone kışı kocası Hades'in, bahar ve yazı Demeter'in yanında geçirmeye başlamış ve toprağa bu sayede yeniden bereket gelmiş. Zeus'la Demeter'in kızı olan Persephone, Kore yani genç kız olarak da anılmaktadır. Önceleri bereket ve toprağı simgelerken Hades tarafından kaçırılmasından sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur.
 
 
Podyumun ön kısmında bir Nymphe ile Messogis Dağları'nı simgeleyen Dağ Nymphesi ve onların önünde oturur konumda; dağdaki su kaynaklarını temsil eden bir başka Nymphe ile Büyük Menderes Irmağı'nı simgeleyen Nehir Tanrısı yer alıyor. Kompozisyon, bu frizde en sağda Diyonisos'un ebesi Nysa ile sonlanıyor.
(Ocak 2004)
 
Bu frizde en solda bir önceki podyum parçasında yer alan Diyonisos'un ebesi Nysa, onun hemen sağında Aşk ve Sevgi Tanrısı Eros, Nysa kentinin koruyucu tanrıları olan ve Nysa'nın yakınlarındaki Akharaka Kutsal Alanı'nın adandığı Yeraltı Tanrısı Hades ile onun tarafından yeraltına kaçırılarak eş edinilen Demeter'in kızı Persophone ya da Kore betimlenmiş. Kompozisyonun en sağında ise, 
bir keçi ayaklı Pan yer alıyor.
(Ocak 2004)
 
En solda komşu podyumda yer alan Tanrıça Hekate, ortadaki podyumda ise solda Tanrıça Demeter kızı Kore ve Triptolemos ile bir ekin tarlasında betimlenmiş.
(Ocak 2004)

Nysa Kazıları
 
20. yüzyılın başlarından itibaren birçok araştırmacının ilgisini çeken Nysa’da, 1907- 1909 yılları arasında bölgeye gelen Alman Albay Walter. von Diest ekibiyle birlikte kazı ve araştırmalar yapmış. Bu çalışmaların sonuçlarını içeren kapsamlı bir monografi 1913 yılında Berlin’de yayımlanmış. 1921-1922 yıllarında ise, Yunan arkeolog K. Kourouniotes tarafından meclis binasında çalışılmış. Kentte sistematik kazı ve araştırmalar, 1990-2010 yıllarında itibaren Kültür Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına Prof. Dr. Vedat İdil başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmüş. Bu süreçte; Agora, Tiyatro, Gerontikon (Yaşlılar Meclisi), Kütüphane, Stadion ve Roma Köprüsü, Gymnasium gibi yapıların yanı sıra Akharaka Kutsal Alanı’nda(1) da kazı, belgeleme ve onarım çalışmaları yapılmış. Bu çalışmaların bir diğer ağırlıklı çalışma konusu da cadde ve sokak sisteminin araştırılması olmuş. Nysa kazıları, 2016 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına Doç. Dr. Serdar Hakan Öztaner’in başkanlığında yürütülüyor.
 
Nysa Antik Kenti'nin girişindeki tanıtım levhasından; kentin yerleşim planı ve kent hakkında kısa bilgiler yer alıyor.
(Ekim 2025)
 
Nysa Tiyatrosu önündeki tanıtım levhasından...
(Ekim 2025)

Nysa yerleşimi ile ilgili kısa bilgiler içeren bir başka tanıtım panosu
(Ekim 2025)
 
Nysa’dan günümüze kalanlar(2)
 
Nysa, kuzey-güney ekseninde konglomera adı verilen dere taşı ve kumunun bileşiminden müteşekkil alüvyonlu toprakların, tektonik hareketlerle yükselmesi sayesinde oluşan vadi yamaçları arasından Büyük Menderes’e doğru akmakta olan Tekkecikdere’nin iki yakasında konumlanmıştır. Yerleşimin bu iki yakasını bir Roma dönemi köprüsü birleştirir. Bu köprünün üzerinden Yörük Ali Efe’nin köyü Kavaklı’ya doğru ilerleyen bir asfalt yol, harabelerin arasından Aydın Dağları’nın kalbine doğru tırmanır. Kentin girişinde; Tekkecikdere vadisinin üzerinin Roma döneminde tonoz örtülerle kapatılarak elde edilmiş düzlemde oluşturulmuş bir stadyum, onun hemen arka dünyasında ise, uzaktan dağa doğru yaslanmış oturma sıralarıyla dikkat çeken 12 bin kişilik kentin tiyatrosu, hipodromun hemen doğusunda uzanan düzlemin başından itibaren; yakın zamanlarda ortaya çıkarılan sütunlu Roma caddesi, hemen onun kuzey komşuluğunda yer alan forum ve çarşı bazilikası, sütunlu caddenin güneydoğusunda; zeytinlikler içinde buoleuterion ve Roma hamamı, en doğuda şehrin agorası, tiyatronun güney batısında ve şehrin girişinde gymnasyum, bir Roma villası, kuzeyde kalan düzlemde kütüphane, biraz geride ise kahraman anıtı heroon yüzeyde görülebilecek Nysa’a ait önemli kalıntıları oluşturuyor. Şehrin nekropolü ise, batıda şehrin kutsal alanı olan Akharaka yolunun üzerinde yer alıyor.
 
Nysa Antik Kenti yerleşim planı
(Ören yeri açıklama panolarından yararlanılmıştır.)
(Ekim 2025)
 
Stadyum
 
Nysa'daki antik kentin üzerinde yer aldığı kayalık platoyu derin vadiler halinde kuzeyden güneye doğru bölen dere yataklarından en genişinin üzerinde Strabon'un amphitheater olarak tanımladığı ve bugün sel suları nedeni ile oldukça tahrip görmüş olan Stadyum yer almaktadır. Yaklaşık 192 metre uzunluğunda ve 44 metre genişliğinde olan bu stadyumun batıdaki oturma sıraları, bu taraftaki yamacın daha az eğimli olması nedeni ile doğrudan doğruya doğal arazinin üzerine yerleştirilmiştir. Buna karşın doğudaki oturma sıraları ise birbirine paralel ve eğimli olarak yükselen tonoz kemerlerden oluşturulan mükemmel bir alt yapının üzerine oturtulmuştur. Bugün doğu taraftaki bu alt yapı kalıntıları kısmen görülebilmektedir. Nysa Stadyumu yaklaşık 30.000 kişiyi alacak kapasitededir.
 
Stadyumun Tekkecikdere Vadisi'nin kuzey yamaçlarına yaslanmış oturma sıralarından günümüze erişenler...
(Ocak 2004)

Batı yönünden stadyum düzleminin oturtulduğu Tekkecikdere Vadisi'ne ve tonoz tünellere batı yönünden bakış
(Şubat 2022)

Stadyumun günümüze ulaşan kuzey yönündeki oturma sıraları
(Şubat 2022)
 
Tiyatro
 
Nysa'da yaklaşık olarak antik kentin merkezinde ve yukarıda, doğudaki bir yamacın üzerinde yer alan tiyatro oldukça iyi korunmuş durumdadır. Oturma sıralarının olduğu bölüm (cavea) yarım daireyi biraz aşmaktadır. Tiyatronun yan girişlerinin bulunduğu duvarlar büyük dikdörtgen taşlardan bir uzun bir kısa olarak özenle işlenmiştir.
 
Nysa Tiyatrosu; sahne yapısı restore ediliyor.
(Ekim 2025)
 
Sahnenin 2012 yılındaki hali
(Mart 2012)

Sahne yapısının 2022 yılındaki hali
(Şubat 2022)
 
Oturma sıraları bir geçit ile ikiye ayrılmış olup, üst kısımda 26, alt kısımda 23 sıradan oluşmaktadır. Tiyatronun bu oturma sıraları bugün kısmen iyi korumuş durumdadır ve yaklaşık 12.000 kişilik bir oturma kapasitesine sahiptir. Nysa Tiyatrosu’nun sahne yapısında 5 adet kapı bulunmaktadır.
 
Tiyatronun batı tarafındaki kapılarından biri
(Şubat 2022)

12 bin kişilik Nysa Tiyatrosu'nun cavea'sı
(Şubat 2022)

2022 yılında sahne yapısının devam etmekte olan restorasyonu sırasında tamamlanmış birinci katının görünümü; replika panolar, sütunların altındaki kaidelerin yüzlerinde yer alıyor.
(Şubat 2022)
 
Nysa'daki Roma İmparatorluk Çağı’na ait olan bu tiyatroda sahne yapısının podyumlarında bulunan bağcılık ve şarapçılık tanrısı Dionysos'un yaşamına ait kabartma (friz) sahneleri özellikle çok önemlidir. Çünkü tiyatrodaki bu frizler, Türkiye'deki diğer kabartma sahneleri bulunan üç antik tiyatrodan (Hierapolis, Perge ve Side) en iyi korunmuş durumdakileri oluşturmaktadır. Bu frizlerde Menad, Silen, Dağ Nymphesi, Dionysos'un ebesi olan Nysa, Eros (sevgi ve aşk tanrısı), Nysa antik kentinin tanrı ve tanrıçası olan Pluton ile Kore, çobanların ve sürülerin tanrısı Pan, Tanrıça Artemis, Athena, Afrodit, tanrı Hermes, post giymiş satyr, Ariadne (Dionysos'un eşi), Triptolemos figürleri çeşitli şekillerde tasvir edilmişlerdir.
 
Nysa Tiyatrosu'nun cavea'sından bir görünüm ve doğu vomitorium'u...
(Mart 2012)

2004'de henüz sahne binası ortalıkta yok; batı cephesinden ve girişten tiyatroya bakış
(Ocak 2004)
 
Yine 2004 yılından kalma bir fotoğraf; tiyatronun dışından ve batı yönünden bakış
(Ocak 2004)

Henüz ayağa kaldırılmamış sahne yapısının palmet ve akanthus süslemeleriyle bezeli arşitrav parçaları
(Ocak 2004)
 
Roma Köprüleri ve Tünel
 
Stadyumun hemen kuzey kısmında, derin vadi üzerinde bir Roma Köprüsü kalıntısı bulunmaktadır. Bu köprünün batıdaki kemerleri 1998 yılında yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Strabon, Nysa'da akan suların içerisinden geçtiği gizli bir yeraltı geçidinden söz etmektedir. Bu antik kentin tiyatrosunun önündeki meydanı alttan destekleyen ve Messogis (Aydın) Dağları’ndan hızla akan sular için bir kanal işlevi gören yaklaşık 100 metre uzunluğundaki tünel şeklindeki bu yapı olmalıdır. Bu büyük bir olasılıkla Strabon zamanındaki basit ve doğal yeraltı geçidinin, Geç Roma döneminde tonoz kemerler ile desteklenen büyük bir su geçişi olarak oldukça özenli ve ince bir mühendislik bilgisi ile yeniden inşa edilmiş olduğunu düşündürtmektedir.
 
Tekkecikdere'nin en alttan aktığı; üstte ise kentin iki yakasını birbirine bağlayan yolun geçtiği tonoz tüneller...
(Ocak 2004)

Üstteki tonoz tüneller; iki  tünel yanyana...
(Ocak 2004)
 
Tabanından Tekkecik Deresi'nin aktığı tonoz tünelin içi; kuzey yönünden girişi
(Şubat 2022)

Güney yönünden bakış; stadyum düzlemini taşımak amacıyla oluşturulmuş tonoz tünellerden günümüze ulaşan örnekler
(Şubat 2022)
 
Buoleuterion (Gerontikon ya da Yaşlılar Meclisi)
 
Nysa antik kentinin en iyi korumuş yapılarından biri Buoleuterion'dur. Strabon; bu yapıyı Gerontikon (yaşlılar meclisi) olarak tanımlamıştır. Tiyatronun güney doğusunda yer almaktadır. Buoleuterion dikdörtgen planlı inşa edilmiş olup, iç kısmında yarım daire şeklinde theatron kısmı yer almaktadır. Yapının oturma sıraları 12 adettir. Buoleuterion'un kalın duvarları yapının üstünün örtülü olduğuna işaret etmektedir. Yapının kuzey kısmında kemerli bir galeri bulunmaktadır ve burada yaklaşık 5 metre aralıklar ile yerleştirilmiş olan 4 adet eliptik sütun vardır. Yapıya güneydeki 5 adet kapıdan girilmektedir. Yapı 600 ile 800 kişiyi alabilecek kapasitededir. Yapının güneyindeki salonun döşemesinin çeşitli renklerdeki geometrik motifler ile süslü bir mozaikle kaplı olduğu görülmektedir. Yapıya geç bir tarihte eklendiği düşünülen güneydeki bu kısımda bir havuz ile bir dizi halinde sıralanmış olan çeşitli heykel kaidelerinin bulunduğu görülmektedir. Bu yapı ile ilgili olarak bir de şöyle bir anekdot eklenebilir; başrollerinde Fikret Hakan, Serpil Gül, Hayati Hamzaoğlu, Yılmaz Gruda, Kadir Savun, Erol Taş gibi zamanının tanınmış oyuncularının yer aldığı, Metin Erksan’ın yönetmenliğinde 1958 yılı yapımı Dokuz Dağın Efesi filminin bazı sahneleri de burada çekilmişti. Çakırcalı Mehmet Efe’nin hayatının anlatıldığı bu filmde zeybeklerin Yaşlılar Meclisi’nin oturma sıralarında gerçekleştirdikleri bir toplantı sahnesi bu ören yeriyle bir anlamda özdeşleşmiştir. (3)
 
Buoleuterion; genel görünüm
(Ocak 2004)
 
Buoleuterion girişi
(Mart 2012)
 
Güç sembolü boğa kafası ve girlandlar
(Ocak 2004)
 
Buoleuterion'un oturma sıraları
(Mart 2012)
 
Dokuz Dağın Efesi; 
Zeybeklerin yüze inme kararını tartıştıkları Buoleuterion sahnesi
 
Çakıcı Efe'yi oynayan Fikret Hakan ve başkızanı rolünde Hayati Hamzaoğlu ile Nysa 
Buoleuterion'unda...
   
Agora
 
Kentin doğu yakasında yer alan ve Buoleuterion'un doğusunda yer alan Agora, yaklaşık, doğu-batı yönünde 113,5 m, kuzey-güney yönünde ise 130 m’lik bir alanı kaplayan ve dört yanı sütun sıraları ile çevrili salonlardan oluşan dikdörtgen biçimli bir pazar yeridir. Agoranın doğusunda ve kuzeyinde İon düzeninde çift sıra kolonlar vardır. Yapının esas girişi büyük olasılıkla güney salonunun ortasında bulunuyordu. Yapının bir başka girişi de doğudaki salonun orta eksenindedir. Ayrıca Agora’nın kuzey batısındaki başka bir giriş de yapının batısında bulunan Boulleuterion'la bağlantısını sağlamaktadır. Dört tarafında sütunlu portikolar bulunan ve iç ölçüleri 88.5×102 m olan bu yapı, özellikle Doğu Stoa’sının sahip olduğu mimari özellikler nedeniyle, Geç Hellenistik Döneme tarihlendirilmiştir. Agora’yı, kuzey ve doğuda çift sıra sütunlu İon düzeninde, güney ve batıda tek sıra sütunlu Dor düzenindeki stoalar çevrelemektedir. Ayrıca kuzey stoanın gerisinde üst örtüsü tonozlu bir dükkân sırası bulunmaktadır. Geç Hellenistik Dönemde (M.Ö. 50) inşa edilmiş olan yapının bulunduğu alanın, farklı işlevlerle Bizans Dönemi’ne kadar kullanılmış olduğu saptanmıştır. Agora’nın batı stoasına teğet kuzey-güney yönünde uzanan bir ana cadde (plateia), yapıyı batısındaki Boulleuterion’dan (Meclis Binası) ayırmaktadır.
 
Gezginler, Nysa Agorası'nda; Dor ve İon tarzı sütunların arasında...
(Cem Müftüoğlu; Ekim 2025)

Nysa Agorası; doğu yönünden bakış; sol tarafta dükkanlar...
(Şubat 2022)
 
Nysa Agorası; güney yönünden bakış; en arkada Messogis Dağları...
(Şubat 2022)
 
Agoradan iki mimari parça bir arada; İon tarzı bir sütun başlığı ile altındaki yine İon tarzı sütun kaidesi üst üste...
(Şubat 2022)

Nysa Agorası; sıra sıra İon tarzı sütunlar...
(Şubat 2022)
 
Roma Hamamı ve Kütüphane
 
Nysa'da Strabon tarafından değinilmeyen yapı kalıntılarından birisi kentin doğu tarafında, stadyumun güney doğusu ile Bouleuterion'un güney batısındaki bir alanda bulunan oldukça büyük bir yapı kalıntısıdır. Bu yapı geniş mekânları, oldukça hacimli dikdörtgen biçimli duvarları ve doğu kısmındaki bir havuzu ile antik kentteki Roma hamamlarıdır.
  
Roma Hamamları
(Mart 2012)
 
Roma Hamamları
(Mart 2012)

Roma Hamamları
(Mart 2012)
 
Strabon'un değinmediği bir diğer yapı kalıntısı da Gymnasium'un yaklaşık 150 metre kuzeyinde yer alan Kütüphane'dir. Nysa'daki eğitim tesislerinden en önemlisi olan bu yapı kalıntısı, bugün yaklaşık 14,80x13,40 m ölçütlerindeki dikdörtgen biçimli planı ile Efes Celsus Kütüphanesi'nden sonra Anadolu'daki en iyi korunmuş durumda olan ikinci antik çağ kütüphanesidir. Yapının esas girişi güneyde olmalıdır. Kütüphane iki ya da büyük olasılıkla üç kattan oluşmaktadır. En üst kat tamamen yok olmuş durumdadır. Zemin kat yarısına kadar toprak içindedir. İkinci kat batı tarafta görülmektedir. Kütüphanenin ışıklandırmasının pencerelerden sağlandığı anlaşılmaktadır. Duvarların iç kesimlerinde tahtadan rafların yerleştirildiği üçer niş bulunmaktadır. Kütüphane'de okuma salonunun dış duvarları ile iç duvarlar arasında oluşturulan bir boşlukla rulolar ya da yazmalardan oluşan ciltlerin nemden korunması sağlanmıştır.
 
Nysa Kütüphanesi; güney yönünden bakış
(Şubat 2022)

Nysa Kütüphanesi; ilk iki katından bir görünüm; sanki üstünde üçüncü bir kat daha varmış gibi duruyor.
(Ocak 2004)

Nysa Kütüphanesi; genel görünüm
(Ocak 2004)

Kütüphane önündeki tanıtım levhası
(Şubat 2022)
 
Kütüphanenin avlusundan bakış
(Ocak 2004)
 
Cadde ve Sokak Sistemi
 
Nysa antik kentinde son yıllarda yapılan kazılarla kentin cadde ve sokak düzeninin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda stadyumdan agoraya doğru ilerleyen aksta; Roma dönemi sütunlu caddesi ile hemen bu cadde boyunca sıralanmış dükkanların komşuluğunda bulunan forum alanı ve çarşı bazilikasında da önemli yapı kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır. Bunların arasında Çarşı Bazilikası içinde yer alan mahkeme binasının tribunal kısmı ve aynı bazilikanın güneyinde caddeye açılan üç kapılı bir anıtsal giriş bulunmaktadır.
 
Doğu-Batı ekseninde yer alan kentin önemli arterlerinden; Sütunlu Cadde... 
(Şubat 2022)
 
Sütunlu Cadde; Doğu yönünden bakış...
(Şubat 2022)

Sütunlu Cadde'nin kıyısındaki mimari parçalar; Korenth tarzı sütun başlıkları
(Şubat 2022)

Sütunlu Cadde; 2025 Ekim ayındaki hali, gezgin heyeti tetkikte...
(M.Ali Kıral; Ekim 2025)

Nysa gezginleri; Sütunlu Cadde'yi seyir halinde...
(M.Yavuzcezzar; Ekim 2025)
 
Sütunlu Cadde'de gezerken...
(H.Biriz; Ekim 2025)
   
Nysa’nın hepsini gezemesek de çekirdeği hakkında epeyce bir fikir edinmiştik. Bugünü etkin kullanmak adına Nysa’dan öğle olmadan Nazilli-Arpaz yönünde ayrıldık. Amacımız Ayan kuleleri ile ilgili birkaç yere daha bakmaktı. Bunlardan ilki Nazilli-Bozdoğan yolu üzerindeki; şimdilerde Esenköy olarak anılan ve 19.yy.da bölgenin güçlü ayan ailelerinden biri olan Arpaz Beyleri’nin ayan kulesinin bulunduğu Arpaz idi.
 
Forum Alanı ve Çarşı Bazilikası tanıtım levhası
(Şubat 2022)

Forum Alanı'nda yer alan mermer alınlık parçaları
(Şubat 2022)
 
Forum Alanı'nda yer alan açmalardan biri
(Şubat 2022)

Forum Alanı; sağda anıtsal girişin sütunları
(Şubat 2022)
 
Anıtsal girişin bulunduğu sütunlar
(Şubat 2022)
 
Arpaz Beyleri’nin mekânı; Arpaz Kulesi
 
Nazilli-Bozdoğan karayolu, Aydın-Denizli otoyolu bağlantı yolları kapsamında biraz değişmiş. Arpaz Kulesi’nin bulunduğu Esenköy yol çatısına, bağlantı yolundan ayrılan bir köprülü kavşağı takiben ulaştık bu kez. Büyük Menderes ovasının tam ortasından akan Büyük Menderes Irmağı’na Bozdoğan-Yenipazar-Nazilli kavşağının yakınlarında Bozdoğan yönünden gelen önemli kolu Akçay karışıyor. Akçay’ın üzerinde yer alan bugünkü modern köprünün altında aslında Arpaz ve Arpaz Beyleri’yle ilgili bir tarihsel öykü yatıyor. Birazdan ondan söz edelim.
 
Arpaz Kulesi; nispeten iyi günlerinde...
(Aydın Aydemir; Kasım 2015)
 
Arpaz Kulesi; 2025 yılında...
(Ekim 2025)
 
Büyük Menderes'in kolu Akçay üzerindeki regülatör
(Kasım 2015)
 
Akçay (Harpasos) ırmağı, zamanında yukarılardaki Göktepe’den odun taşımak amacıyla kullanılırmış. Esenköy levhasından saptıktan sonra yaklaşık 3-4 km. sonra köye ulaşılıyor. Köyde; meydanda, köyün gençlik spor kulübüne ait olduğu anlaşılan bir lokal var. Burada gelmişken bir yorgunluk çayı ya da belki de markası unutulmuş bir yerel gazoz içmek de mümkün.
 
Arpaz Kompleksi
(Ekim 2025)

Arpaz Kulesi ve Arpaz Konağı hakkında konuşuyoruz. Köşedeki kuyu ve incir ağacının dibinde...
(M.Yavuzcezzar; Ekim 2025)
 
Arpaz Konağı
(Cem Müftüoğlu; Ekim 2025)
 
Kahvenin hemen solunda biraz ilerdeki köy bakkalının yanından tepeye doğru tırmanıldığında evlerin bittiği noktada muhteşem görünüşlü Arpaz Kulesi ve Çakırcalı Mehmet Efe’nin ve adamlarının üç kez bastığı Arpaz Ailesi’ne (Osman Arpaz) ait hala iyi durumdaki ahşap konağa ve yanında yükselen muhteşem Arpaz Kulesi’ne ulaşılıyor. Konak; Birgi’de daha çoğunu gördüğümüz ağa konaklarını andırıyor. Ama esas önemlisi Arpaz Kulesi
 
Arpaz Kulesi ve arkada Arpaz Konağı; kuzeybatı yönünden...
(Ekim 2025) 
 
Arpaz Kulesi ve Konağı; bir arada...
(Ekim 2025)
 
Nazilli’ye bağlı Arpaz’da (Esenköy) bulunan yapı grubu, bir Karia kenti olan Harpasa Kalesi’nin eteklerinde kurulmuş. Akçay’a kadar uzanan ekili araziyi kapsamı içine alan büyük çiftlik işletmesinin sahibi olan Arpaz Beyleri tarafından, 19.yüzyıl başlarında inşa ettirilmiş. Ama anlatılan hikâye aslında daha eskiye; Fatih Sultan Mehmet dönemine dek gidiyor. Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamı; Sırp asıllı Gedik Ahmet Paşa, Fatih öldükten sonraki dönemde II. Beyazıt ve Cem Sultan arasındaki taht kavgası sırasında tarafsız kaldığı iddiasıyla Cem Sultan’ın hal edilmesini takiben 1482’de II. Beyazıt tarafından boğdurularak öldürülür. Anlatıya göre; daha sonra bu hareketinden pişmanlık duyan II. Beyazıt, Büyük Menderes ırmağı ile Karacasu’daki Nargedik köyünün arasında kalan araziyi Gedik Ahmet Paşa’nın iki oğluna bırakır. Eldeki mevcut silahlı adamları ile beraber mülkiyeti korumak için güçlendirilmiş olan bu yapı kompleksi büyük bir çiftlik görümündedir. Arpaz Konağı’nın ikinci mimari evresi ise, 1830’lu yıllara aittir. Yapının iki evreli olmasının temel nedeni, II. Mahmut Dönemi’nde 1828-1829 yıllarında ortaya çıkan bir iç isyandır. Annesi Arpaz Beyleri’nin yanında çalışan ve onun yanına gidip gelirken beyin kızına âşık olup onu isteten; ancak Arpaz Beyi tarafından aşağılanarak reddedilmesi üzerine dağa çıkıp eşkıyalığa başlayan Atçalı Kel Mehmet’in liderliğinde gerçekleşen bu isyanda; Efe’nin, 1829 yılında konağı kuşattığı ve kuleyi yaktığı anlatılmaktadır. Bu iç isyan nedeniyle güvenliğinden endişe eden Arpaz Beyi Hacı Hasan, Rodos Adası’na kaçar. Bir müddet sonra Osmanlı merkezi yönetiminin buraya ordu göndererek isyanı bastırmasıyla Hacı Hasan Bey tekrar Rodos’tan Arpaz’a; konağına geri döner. Ancak bu iç isyan onu o kadar etkilemiştir ki, Rodos’tan getirttiği 30 kadar Rodoslu Rum duvarcı ustasına, konağı savunmaya daha elverişli bir hale dönüştürmek için Ayan Kulesi’ni yaptırır. Konağın ve kulenin oturduğu düzlem; payandalı ve oldukça iyi bir şekilde tahkim edilmiş bir dış kale izlenimi verir. Burası bir bey konağı, saldırı anında işlev görecek bir savunma kulesi, çeşmeleri, misafirhane, pamuk deposu, ambar, ahırları ve müştemilatı ile bir şato kompleksini andırmaktadır.
 
Arpaz Kulesi'nin makaralı sistemle çalışan ve hendeğin üzerinden öte yakaya geçmeyi sağlayan köprü-kapının makaraları hala mevcut kapının üzerinde duruyor.
(Ekim 2025)
 
Avludaki çeşme; 19.yy.da konakta bir konfor unsuru...
(Ekim 2025)
 
Yine kulenin kuzey yönünde ve avluda yer alan bir zeytin ezme havuzu
(Ekim 2025)
 
Osmanlı’da ayanlık dönemi mimari eserlerinden sayılabilecek Arpaz Kulesi’ne konaktan asma köprü ile doğrudan geçiş bulunması, kulenin geçmişte temel olarak savunma amaçlı kullanıldığını göstermektedir. Ancak konağın birimlerinden biri olan kule yapısının sadece savunma amaçlı kullanılmadığı mimari planından anlaşılmaktadır. Bugünkü hali harabiyet nedeniyle öyle olmasa da; orijinal halinde içindeki ocak, nişli dolap ve oturma yerleri ile birlikte uzun süre yaşanabilecek nitelikte bir yaşam mekânı görünümündedir. Bu da zeybekler tarafından uzun süreli kuşatmalarda Arpaz Konağı’na direnme olanağı sağlar. Kule ve içindeki diğer yapı birimleri (hamam, ahır, çeşme, havuz vb.) ile birlikte oldukça görkemli bir şekilde inşa edilen konak tıpkı bir şatoyu anımsatmaktadır.
 
Arpaz Konağı; yıl 2025...
(Ekim 2025)

Arpaz yapı kompleksinin bulunduğu iç avludan dış avluya çıkış kapısı; ahşap söve ve lento dikkat çekici...
(Ekim 2025)
 
Arpaz Konağı verandasından avluya ve yıkık müştemilata bakış; en arkada Aydın (Messogis) Dağları...
(Ekim 2025)
 
Kuleye bakıldığında gerçekten de şövalye mimarlığının izlerini taşıdığı ve Ortaçağ şövalye şatolarına benzediği hemen fark ediliyor. Ancak, kulenin 2025 Ekim ayındaki hali, giderek içler acısı bir duruma dönüşmüş durumda. 2015 yılında geldiğimizde düşen yıldırımlar ve bakımsızlık nedeniyle; en üstteki parapet katında yer alan gözetleme ve savunma burçlarından sadece biri harap olmuş durumdaydı. Ama şimdi sadece güney batıya bakan iki burç ayakta sayılabilirdi. Güney doğu ve kuzey doğudaki burçların ikisi ve bunlarla bitişik duvarların büyük bölümü yıkılmıştı. Uzaktan bakıldığında parapet katı çürük dişleri andırıyordu. Konağa 2003 yılında içinde ailenin beslemesi konumundaki son temsilcisi kadın yaşarken özel izinle girebilmiştik. Daha sonraki gelişlerimizde ise, konak tamamen kapalı idi ve giriş yasaktı. Bu gelişimizde ise, konak yol geçen hanına dönmüş, belki evsiz barksızların, madde bağımlılarının sığınağına dönüşmüştü. Konağın içine hem önden hem de arkadan kolaylıkla erişmek mümkündü. Konak resmen sahipsiz ve her türlü tahribata açık bir konumdaydı. Biz de bu şekilde içeri girdik ve tespitlerimizi yaptık. Ama gördüğümüz manzara iç acıtıcıydı. Osmanlı’nın geç derebeylik dönemi eserlerinden belki de en eşsizi diyebileceğimiz taşradaki bu nadide yapı, ne yazık ki can çekişmekte ve kurtarılmayı bekliyordu.
 
Arpaz Konağı'nın verandasından Arpaz Kulesi'ne bakış
(Ekim 2025)

Arpaz Kulesi ve kapısı; makara yuvaları, hemen süslemeli panonun altında yer alıyor. Güney yönünden bakış...
(Ekim 2025)

Arpaz Kulesi; güney kapı
(Ekim 2025)
 
Çakırcalı Mehmet Efe ve Arpaz Beyleri
 
Arpaz Kulesi’nin Çakırcalı Mehmet Efe (Çakıcı) ile ilgisine gelince; Çakırcalı, 3.kez dağa çıkıp “şekavete” (eşkıyalık) başlayınca; taşkınlar nedeniyle her kış harap olan ve geçişe engel olan Büyük Menderes’in kollarından Akçay üzerindeki (şimdi Yenipazar-Bozdoğan-Nazilli kavşağına yakın olan köprü) köprünün yeniden inşası için çevre köylüler Çakıcı’dan istekte bulunurlar.
 
Çakırcalı Mehmet Efe'nin İzmir Hapishanesi'nden çıktıktan sonra Konak'taki bir fotoğrafçıda kayınbiraderi ve kızanı Çoban Mehmet ile çektirdikleri hayattaki yegane fotoğrafı; daha sonra kartpostal haline getirilmiş. Alttaki notta 1898 yılına işaret eden bir tarih var.

Çakıcı; bölgede intikali sırasında kendine de engel teşkil eden bu köprünün Arpaz’daki Osman Bey tarafından yaptırılmasına karar verir ve Osman Bey’e adamları aracılığıyla haber gönderir. Osman Bey, Çakıcı’nın İttihat Terakki döneminde sürekli takip altında olması ve zaman zaman zor duruma düşmesi nedeniyle pek oralı olmaz, ama yine de tedbiri elden bırakmaz ve Nazilli’ye kaçar. Bunun üzerine değişik zamanlarda köy üç kez kendi ve muavin çeteleri aracılığıyla basılır.
 
Arpaz Kulesi; parabet katındaki hasar...
(Ekim 2025)
 
Arpaz Kulesi; kuzey yönünden bakış
(Kasım 2015)

Son baskında, köyün pazarının olduğu gün, güpegündüz Çakıcı ve adamları köye gelirler. Osman Bey; köyün girişindeki kahvede eyleşmektedir. Çakıcı ve adamları kahveye dayanırlar, Arnavut kâhyayı, Osman Bey ve oğlunu alarak dağa kaldırırlar. Yolda Arnavut kâhyayı öldürürler. Karıncalı Dağ’daki daha önceden tahkim edilmiş mevzilerine çekilirler, Osman Bey’in oğlunu 4000 altın fidyeyi hazırlamaları için serbest bırakırlar. Tabii, bu arada vilayetin ve kolluk kuvvetlerinin haberi olur ve hızlı ve amansız bir takip başlar.
 
Dağdaki Harpasa'dan Arpaz Kulesi'ne ve ovaya bakış
(Aydın Aydemir; Kasım 2015)
 
 
Harpasa sırtlarında kentin tiyatrosunda; eski bir hatıra...
(Aydın Aydemir; Kasım 2015)
 
İttihat Terakki döneminde Çakıcı'nın takibine katılan Teşkilatı Mahsusa'nın önemli simalarından Çerkez asıllı Kuşçubaşı Eşref; genellikle Çerkez ve Arnavutlar Osmanlı'da zeybeklerin takibatında yoğun olarak kullanılmıştır.
(Kaynak: Wikipedia)
 
Çakıcı’yı ele geçirmek için İzmir’den özel trenlerle destek kuvvetleri sevk edilir. Takip kuvvetleri içinde Çakıcı’nın düşmanları Çerkezlere mensup; Teşkilatı Mahsusa’dan Kuşçubaşı Eşref Bey’den, Anzavur Ahmet Bey’e (Daha sonra Kurtuluş Savaşı sırasında Anzavur ayaklanmasını çıkaracaktır), dağdaki eski rakipleri Çamlıcalı Hüseyin Efe’ye kadar bir sürü nizami ve gönüllü kuvvet yer alır.
 
19.yy.da bir zeybek müfrezesi; eski bir İzmir kartpostalından...
(Kaynak: internet ortamı)
 
Aydın Dağları'nda eşkıya takibindeki Osmanlı kuvvetleri
(Kaynak: internet ortamı)
 
Dağda yataklarından bir Yörük obasına mensup bir çobanın dövülerek zorla konuşturulması sonucu yeri tespit edilir ve şiddetli bir çatışma başlar. İki gün boyunca süren müsademe sonrası çetenin, yine savaş alanından bir şekilde sabaha karşı sıyrılıp kaçtığı gün ağarınca anlaşılır. Alanda iki ceset vardır. Bunlardan biri Arpazlı Osman Bey’e aittir. Diğerinin ise kolları ve kafası kesik ayrıca göğüs derisi yüzülmüş vaziyettedir. Kafası ve kolları götürülmüştür.
 
Başrollerinde Fikret Hakan, Serpil Gül, Hayati Hamzaoğlu, Yılmaz Gruda, Kadir Savun, Erol Taş gibi zamanının tanınmış oyuncularının yer aldığı, Metin Erksan’ın yönetmenliğinde 1958 yılı yapımı "Çakıcı Geliyor; Dokuz Dağın Efesi" filminin afişi
 
Ceset, Çakıcı Efe’yi en yakından tanıyan yıllarca takibinde bulunmuş Bayındırlı Mülazım Mustafa Efendi ve birinci eşi Iraz’a gösterilir. Bayındırlı Mülazım Mustafa Efendi, Çakıcı Efe’yi sırtındaki büyükçe bir beninden tanır. Onu da Ödemiş’te; 1.yüze inişinde kendisi ile aynı odada kaldıklarında, soyunurken görmüştür Mülazım Efendi... Böylece 15 yıl tüm Ege Bölgesi’ni yöneten, haraca kesen ve Osmanlı Devleti’ni tam 15 yıl peşinden koşturup kafa tutan Çakıcı Efe ölmüştür. İktidar sahipleri, ölüsünü ibret olsun diye Nazilli Hükümet Konağı önünde uzun süre (yaklaşık bir ay kadar) ipte asılı tutarlar. Ama işin garip yanı; Çakıcı’nın namı o günden beri kuşaktan kuşağa ve sınırlar ötesine dek neredeyse tüm dünyaya yayılırken, onu öldürenler tarihin girdabında unutulup giderler. Bu da kaderin bir garip cilvesi olsa gerek.
 
Bozdoğan Kasabası ve en arkada Çakıcı Efe'nin hayatının sonlandığı Karıncalıdağ...
(Eylül 2017)
 
Nazilli Hükümet Konağı önünde ayaklarından aşağıya asılan Çakırcalı Mehmet Efe'nin başsız ve bilekleri kesili haldeki cenazesi; fotoğrafın sağ üst köşesinde "Foto S. Sıdkı-Nazilli" yazıyor. Tarih 13 Aralık 1911...
 
İşte Çakırcalı Mehmet Efe’nin belki de hayatına mal olan süreç, bu Arpaz’dan ve Arpaz Kulesi’nden başlamış; Çakıcı’nın kaderi bu topraklarda 1911 yılında sonlanmış. Konağın ve Kule’nin mülkiyet hakkı, öğrendiğimize göre Nazilli Belediyesi tarafından Belediye Meclisi’nin 2023 yılında aldığı bir kararla 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş. Ama gördüğümüz manzara ve köylülerle konuştuğumuzda edindiğimiz izlenim, yapı kompleksinin sahipsizliğine ve kaderine terk edildiğine işaret ediyordu. Eğer kısa süre içinde yapılara herhangi bir müdahale yapılmazsa, Osmanlı’nın Ayanlar Dönemi’nin taşradaki bu en önemli mimari yapılarından biri de bu şekilde yok olacak. Umarız olmaz.
 
Ödemiş-Kayaköy'de Çakıcı'nın mezarı başında; Kayaköylü bir dost ile...
(N.Fidanoğlu; Mart 2017)
 
Çakıcı Efe'nin mezarının o günkü hali...
(Mart 2017)
 
Arpaz Kulesi
 
Kule; uzaktan bakıldığında, bugünkü harap görünümüyle dahi eşsiz bir görünüme sahip… Yakınlaştıkça yapının sahip olduğu büyü, yapının bugünkü harap görünümü nedeniyle sanki bozuluyor. Parapet olarak adlandırılan gözetleme katının altındaki kuzey cephesine bakan pencerelerle, doğuya bakan ve kuzey cephesine en yakın konumdaki iki pencere dışında gerek zemin gerekse üst kattaki bütün pencerelerin hepsi sağır; yani tamamen taş duvarla kapatılmış konumda… Sadece bu bile 19.yy.da ayanların zenginliklerini ve canlarını eşkıya saldırısından korumak için kendilerini nasıl bir baskı altında hissettiklerini göstermek açısından yeterli olsa gerek.
 
Arpaz Kulesi; güney yönünden...
(Ekim 2025)
 
Arpaz Kulesi;parabet katında yer alan ve "seng endaz" olarak adlandırılan oluklar kapıya yanaşan düşmana kızgın yağ ya da taş atmak için kullanılırdı. En önde zamana yenik düşüp ufalanan taş merdiven... 
(Ekim 2025)

Yapının en üstünde gözetleme amaçlı parapet katı yer alıyor. Çevresine dağılmış küçük burçlar, ön ve arka cephede düşmanın kuleye yanaşmasını engellemek için kızgın yağ dökmeye ya da iri taşları aşağıya fırlatmaya yarayan seng endaz (taş atan) kanalları dikkat çekiyor. Her kattaki cephelerde düşmana tüfekle karşılık vermek amacıyla içeriye doğru “V” şeklinde genişleyen mazgal delikleri bırakılmış durumda. Zamanında kulenin güneye bakan ana giriş cephesinde ise, çevresinden yapıyı soyutlayan ve makaralı bir sistemle çalışan bir asma köprü bulunmaktaydı. Makara yuvaları kulenin ana giriş kapısının üzerinde halen seçilebiliyor. Bir saldırı anında bu asma köprünün kaldırılmasıyla kulenin dış dünyayla ilişkisi bir şekilde kesilmiş oluyor, böylece kuleye çekilip bu kapıyı örttüklerinde, konakta yaşayanlar; bir anlamda kendilerini ve kuleye saklamış oldukları servetlerini güvence altına almış oluyorlardı.
 
 
Konaktan kuleye bakış, "korku dağları bekler"; hem içerde, hem de dışarda...
(Ekim 2025)
 
Kulenin en alt katından bir manzara; karşıda ışığın girmesine izin veren, "V" kesitli ve kolayca yanaşıp dışardaki düşmana ateş etme imkanı sunan mazgal pencereleri; onun üstünde ve hemen altında ise, belli ki bir ahşap zemini taşımaya elverişli, duvara gömülü haldeki ahşap hatıl delikleri... Her taraf zamana ve ilgisizliğe teslim olarak tahrip olmuş durumda...
(Ekim 2025)
 
Kulenin güneye bakan cephesindeki zamana yenik düşüp bölünerek göçmüş merdivenleri çıkarak aralık vaziyetteki yüzeyi kabaralı demir kapıdan içeri başımızı uzatıp bakıyoruz; kulenin içindeki bütün ahşap malzemenin hepsi tamamen çürüyüp zemin kata yığılmış durumda. Zeminden ilk kata çıkan bir ahşap merdivenle, birinci katın ahşap hatıllarla örülü zemin örtüsü; bir kısmı çökmüş, bir kısmı ise aralarından ışığın kolayca geçebildiği aralıklarla ayrılmış durumda varlığını sürdürmeye çalışıyor.
 
Kulenin zemin katında bir odaya açılan kapıdan içeri baktık; içerdeki zemin tamamen çürüyüp çökmüştü.
(Ekim 2025)
 
Zemin kattan bir üst kata çıkan bir ahşap merdiven sağlam sayılırdı ama üst katın ahşap zemin örtüsü berbat durumdaydı. Çürümüştü ve çökmek üzereydi.
(Ekim 2025)
 
Giriş kapısının üzerinde yer alan alçı süslemelerin ise bir kısmı dökülmüş; köşelerde birer rozet, tam ortada bir istiridye kabuğunu ya da bir demet açılmış çiçeği andıran yine yarısı dökülmüş bir motif; hemen onun üzerinde ise sanki bir vazo içinde yer alan bir bitkisel süsleme; hepsi alçıdan…
 
Arpaz Kulesi'nin güney yönünde; kaldırılıp indirilebilen portatif kapısının bulunduğu girişin üzerinde yer alan süslemeler
(Ekim 2025)
 
Kule ile avluyu ayıran batı yönündeki bu duvar daha sonra yapılmış olmalı.
(Ekim 2025)
 
Kule ve konağın baktığı avluda konfor alanını tamamlayan şu anda harap vaziyette anıtsal bir çeşme vardı. Şimdi ne suyu akıyor; ne de başına gelenlere bir anlam verebiliyor? Sessizlik ve hüzün her yerde… Yandaki konaktan sessizliği yırtan sesler geliyor; belli ki ziyaretçiler var konakta. Birazdan biz de aynı yolu izleyerek belki de son kez göreceğiz Arpaz Konağı’nın içini…
 
Arpaz Konağı; avludan ve kuzey yönünden görünüşü
(Ekim 2025)
 
Arpaz Konağı
 
Konak, çivit mavi duvar boyasıyla ayırt edilen ve üst kattaki kuzey yönünde bir çıkma yapan betonarme bir eklenti ile özgünlüğünü yitirmiş de olsa, yine de harap vaziyetine ve terk edilmişliğine rağmen bize eşsiz manzaralar sunuyor. Taş malzeme kullanılarak yapılmış olan zemin katta zamanında günlük yaşamın sürdürüldüğü alanlar ve hizmet birimleri bulunmaktaydı.
 
Konağa sonradan eklenen çivit mavisi boyalı betonarme eklenti bölümü
(Ekim 2025)
 
Esas konak ile eklenti kısmının birbirine ne kadar yakın konumlandığını gösteren fotoğraf
(Ekim 2025)
 
Üst kattaki sosyal mekan işlevi gören eyvan
(Ekim 2025)
 
Hayata açılan odalardan birindeki yüklük
(Ekim 2025)
 
Üst katta daha çok prestijli yaşam alanları olarak tasarlanmış, merdivenle ulaşılan ve avluya doğru uzanan, tamamen ahşaptan yapılmış hayat adı verilen bir sosyal alana açılan oturma, yatak, misafir ve gelin odaları gibi farklı işlevlere sahip yaşam mekanları vardı. Bunların hepsi sanatkarane desenlere sahip yüksek tavanlar, geometrik desenlerle bezenmiş ahşap dolap ve yüklükler, ocak ve gömme banyolarıyla dikkat çekmekteydiler. Büyük pencerelerle kaplı yaşam mekanları, içerisinin yeterince gün ışığından yararlanmasına imkân tanımaktaydı. Ayrıca o çağlarda sırtını verdiği tepenin eteklerine kurulmuş olan konağın Menderes ovasına bakan geniş pencerelerinden dışarısını seyretmenin de keyfi eşsiz olmalıydı.
 
Büyük Menderes Ovası'na bakan, seyri benzersiz iki köşe pencere kalbimizi çaldı bu odada.
(Ekim 2025) 
 
Duvardaki dolapta özenli işçiliği dikkat çeken ahşap nişler vardı.
(Ekim 2025)
 
Bu odanın tavan detayı; basit ama usta işi...
(Ekim 2025)

Hayattan yandaki "hayat"a bakış; hayat hayat içinde; hayat zaman içinde...
(Ekim 2025)
 
Dış cephelerde taş duvar işçiliği dikkat çekerken, iç mekanlarda ahşap kullanımı egemendi. Üst kattaki hayatın tavanında yer alan çarkıfelek süslemesi ise sanatsal açıdan oldukça ayırt edici bir görünüm sunmaktaydı. Ahşap ve taş malzemenin birlikte kullanıldığı merdivenler konağın iç mekanının estetik özelliğini tamamlayan bileşenlerdi.
 
Bir başka odanın genel göünümü, sönmüş ocak, tütmez baca; acaba ayakta kalacak mı bu ecdad yapısı; ne dersiniz dostlar? Dolap kapaklarındaki ahşap konstrüktif geçme işçiliğine dikkatinizi çekerim.
(Ekim 2025)
 
Bu odanın tavanı; bu da oldukça sanatkarane...
(Ekim 2025)
 
Odadaki yüklük ve gömme banyo
(Ekim 2025)
 
Bir diğer odanın dolapları ve odaya girişi sağlayan kemerli kapısı
(Ekim 2025)
 
Kuzeye bakan üçüncü odanın genel görünümü
(Ekim 2025)
 
Aynı odanın (3. oda) tavanı
(Ekim 2025)
 
Arka sokağa açılan (şimdi tamamen savunmasız ve açık konumda olan) bir kapıdan konağın üst katına erişme imkânı bulunmaktaydı. Üst katın sosyal mekânı “hayat”ın doğusunda ise, çamaşırhane ve mutfak gibi bazı lojistik mekanlar da mevcuttu. Ön avluda bir çeşme, duvarların dışında ise, şimdilerde içinden bir incir ağacı fırlamış bir kuyu ve dibek taşı dikkat çekmekteydi.
 
Üst kattaki hayat
(Ekim 2025)
 
Ovaya doğru uzanan "hayat"
(Ekim 2025)
 
Odadan "hayat"a açılan kemerli kapı
(Ekim 2025)

Üst katta yer alan mutfak ya da çamaşırhane olarak düşündüğümüz bir destek bölümü
(Ekim 2025)

Aynı mekandan bir başka görünüm; karşıda bir yer ocağı...
(Ekim 2025)
 
Arpaz Konağı’nı ve Kulesi’ni dolaştıktan sonra büyük bir hayal kırıklığı ve hüzünle kaplı vaziyette bu eşsiz mekândan ayrıldık. Arpaz’daki son uğrağımız köyün girişindeki kahvehane idi. Burada Denizli’nin yerel lezzeti; Zafer gazozlarını ve çaylarımızı içerken, köylülerle konağın halini ve sahipsizliğini konuştuk. Bu durum karşısında edindiğimiz izlenim ise, ümitsizlik ve kayıtsızlık arasında bir yerde sallandı kaldı. Muhabbet bitince kahvehanedekilere veda ederek, Arpaz’dan Bozdoğan’a gitmek üzere hareket ettik.
 
Dış avlunun dışında bir kuyu; içinden bir incir ağacı hayat bulmuş.
(Ekim 2025)
 
Kuyu ve yanında bir dibek taşı; taşların kardeşliği
(Ekim 2025)
 
Bir daha gelişimizde yerinde bulur muyuz, bulmaz mıyız; kim bilir? Arpaz'a veda...
(Ekim 2025)
 
Bozdoğan’da; Karia Dünyası’nda Madran Baba Dağı’nın öte yüzünde bir kasabada…
 
Rivayet odur ki; Kanuni, Rodos seferine doğru yürürken (belki giderken; belki de dönerken) bu topraklardan geçmiştir. Bir yüzünde Çine, diğer yüzünde Bozdoğan kasabasının yer aldığı bu topraklar üzerinde, Alevi Türkmenlerin; Kanuni gibi bu topraklara doğru yöneldiği bir zamana dair delilleri saklayan ata mezarları ise, hala Madran Baba’nın zirvelerinde bir yerdedir. Halkın belleğinde saklı bu büyük göçün hatırası, ahir zaman günlerinde oralara dek çekilmiş durumdadır.
 
Önde Bozdoğan kasabasının yokuşları, arkada Madran Baba Dağı...
(Eylül 2017)

Bozdoğan'da bütün yokuşlar ovaya doğru alçalır; Büyük Menderes'in kolu Akçay Ovası'na doğru...
(Eylül 2017)
 
Kavaklıdere'den Derebağ yoluyla Akçay'a ve Bozdoğan'a doğru alçalırken...
(Nisan 2004)
   
Büyük Menderes’in kolu Akçay’ın aktığı vadiye hâkim konumda; Madran Baba Dağı’nın güney eteklerinde kurulmuş Bozdoğan, Muğla’nın Kavaklıdere kasabasına 36 kilometre, Nazilli’ye ise 26 kilometre uzaklıktadır. Mermer ocaklarıyla dolu Madran Baba Dağı’nın güney yamaçlarını yalayarak Kavaklıdere’den Akçay vadisine doğru alçalan kıvrım kıvrım yol, sizi 1000 metrelerin üzerinden doyumsuz manzaralar eşliğinde Bozdoğan’a taşır. Önce kızılçamlar; daha sonra ise, uzaktan bakıldığında karnabaharı andıran gösterişli fıstık çamlarının arasından kıvrılarak akan yol, Karia’nın taşradaki suskun yerleşimlerinden birinin yakınlarından geçer. Çayboyu (eski Mesevle) kasabasından Derebağ köyüne doğru ilerlerken, köyün hemen girişinde eğimli bir bayıra açılan patikadan dikkatli yolcusuna göz kırpan bu eski Karia yerleşimi Hyllarima’dır. Akçay (Harpasos) vadisinin Nazilli’ye doğru çıkışında yer alan Harpasa ile Yenipazar yakınlarındaki Orthosia da bu civardaki diğer Karia yerleşimlerinden bazılarını oluşturur.
 
Karia yerleşimi Hyllarima tiyatrosundayız. 2004 Nisan'ından kalma eski bir hatıra...
(Ebruli Turizm'in web sitesinden alınmıştır.)

Yenipazar yakınlarındaki Karia yerleşimi Orthosia'da tonozlu yapılar...
(Ocak 2014)
 
Arpaz'ın üzerindeki tepede yer alan Karia yerleşimi Harpasa'ya ait kent surları
(Aydın Aydemir; Kasım 2015)
 
Derebağ’dan ayrıldıktan sonra Bozdoğan’a doğru birkaç köyü arkada bıraktıktan sonra tepeye doğru fıstık çamları başlar. Madran Dağı eteklerindeki bu zenginlik, yörenin temel geçim kaynaklarından birini oluşturur. Yol, kuzey doğuya doğru kıvrıldıkça çok aşağılarda derin bir uçurumla sonlanan Akçay Vadisi belirir. Büyük Menderes’in iki önemli kolundan biri olan Akçay ya da İlkçağ’daki ismiyle Harpasos’un iki yakasına serpilmiş yerleşimler, 13.yy.da yöreye ulaşan Türkmenlerin bölgedeki ilk tutunma noktalarıdır. Bunlardan biri de Bozdoğan’ın aşağılarında; Akçay vadisinin güney yakasında konumlanmış, eski ismiyle İnebolu ya da Yazıkent kasabasıdır. Aslında yine eski bir Karia yerleşimi olan Neapolis’in neredeyse tam üstüne kurulu kasaba, Osmanlı Dönemi’nde Batı Anadolu’da ticari kapitalizmin geliştiği 18-19.yy.larda ortaya çıkan yerel otorite; ayanlık düzeninin izlerini taşır.
 
Akçay üzerindeki Kemer Baraj Gölü
(Eylül 2017)
 
Akçay Vadisi; Arapapıştı Kanyonu
(https://tr.pinterest.com/pin/734438651705129895/)

 Akçay üzerindeki Kemer Barajı
(Eylül 2017) 

İnebolu ya da Yazıkent Kulesi
 
İnebolu (Yazıkent); Bozdoğan’a bağlı bir belde aslında. İnebolu ise, tarihte bir ayanlık merkezi olarak geçiyor. Osmanlı merkezi otoritesinin 18.yy.dan itibaren giderek zayıflaması ile ortaya çıkan yerel otoriteler Saray adına vergi ve asker toplayan, güvenliği sağlayan ayanlar, eşkıyadan zenginliklerini konaklarının yanlarında yaptırdıkları kule yapılarda korudular. Hafif eğimli bir topografyada konumlanmış İnebolu’da kasabaya; yol ve patikalarla üçe, dörde parçalanmış büyük bir mezarlığın içinden geçerek giriyoruz. Tam bu mezarlıkta antik Neapolis kentine ait olduğu söylenen sütun parçalarına tanıklık ediyoruz.
 
 
Akçay'a doğru ovadaki bağ evlerine bir örnek...
(Eylül 2017)
 
İnebolu girişindeki yerden yükseltilmiş bağ kulelerine bir örnek daha; İlkçağ'da Neapolis kentinin kurulduğu yerlerdi burası.
(Ebruli Turizm web sitesinden alınmıştır)
 
Ovaya doğru akan Akçay'ın sulama kanalları
(Eylül 2017)
 
Bozdoğan’dan İnebolu’ya doğru; Büyük Menderes’in en önemli kolu Akçay üzerinden geçiyoruz. Akçay’ın ovada taşkınlara yol açan o eski zamanlarına ait su hacminden eser yok artık. Eskiden Büyük Menderes’in taşkınlarına karşılık bağ kuleleri, Karadeniz’in serandan’ları gibi yerden yükseltilmiş bir şekilde tasarlanmış. Bu şekilde nehrin taşkınlarına karşı bir önlem alınmış. Verimli vadide gelişmiş bir ekonomik hayat oluşmuş tarihte... Romalıların kurduğu Neapolis kenti bu tarımsal zenginliğin üzerine o zamanlarda oturmuş olmalı. Kasabaya Kanuni döneminde; ilk isminden hareketle Yenişehir dendiğini Bilge Umar’ın Karia isimli kitabında yer alan Neapolis maddesinden öğreniyoruz. Rodos Seferi’ne giden Kanuni Sultan Süleyman’ın bu topraklara uğradığını Peçevi Tarihi’nden aktararak anlatan Bilge Umar şu bilgileri veriyor:
 
“…Kanuni Süleyman, tahta çıkışından kısa süre sonra Rodos üzerine giderken, Kütahya’da konaklama ile Marmaris’e varış arasında, Yenişehir yakınında konaklamış.” (4)
 
 Nisan-2011'de halen 
Ayan Kulesi yanında varlığını kör topal koruyan Mehmet ve İskender Beylerin Konağı o gün bu durumdaydı.
(Nisan 2011)
 
Aynı konağın 2025 Ekim'indeki tamamen yıkılmış ve bir hurdalığa dönmüş hali
(Ekim 2025)

Kule ve konağın bulunduğu avlunun kapısı bile yerinde yoktu.
(Ekim 2025)
 
Avlu tamamen yıkılan konağın molozları ve bazı tarımsal makinaların hurdalarıyla kaplıydı. Avluda hareket etmek dahi mümkün değildi.
(Ekim 2025)
 
Mehmet ve İskender Beyler, yörede 18.yy.da ayanlık yapmışlar. Cihanoğlu ya da Arpaz Beyleri kadar güçlü olmasalar da Bozdoğan yöresinde yerel otorite işlevi görmüşler. Şimdi darmadağın ve tamamen çökmüş vaziyette olan çağın iki katlı, verandalı konağı ve yanındaki 4 katlı kule o dönemden kalma... Zamanında; Mehmet ve İskender Bey’e ait birer konak ve kule varmış. Ancak zaman içinde Mehmet Bey’inki yıkılmış. Şimdi ayakta olan İskender Bey’in 1756’da yaptırdığı kule… Kule mimarisi zamanla zarar görmüş olmakla birlikte yine de sağlam durumda... Ancak yağmur suları ile çürüyen tavan ve ahşap malzeme nedeniyle konak tamamen çökmüş durumda... Daha önceki gelişlerimizde kısmen ayakta kalan konaktan bugün sadece bir ahşap hurdalık kalmış geriye. Kule ile konağı bağlayan geçiş yolu da tamamen yok olmuş.
 
İskender Bey Kulesi
(Nisan 2011)

İskender Bey Kulesi
(Ekim 2025)

İskender Bey Kulesi; ön cepheden...
(Ekim 2025)
 
Yazıkent (İnebolu) Parkı'ndan ayan kulesinin görünümü
(Ekim 2025)
 
2003 yılında buraya ilk geldiğimizde konağın barok bezemeli bir ev mimarisine sahip olduğunu yazmışız notlarımızda. Çeşme ve banyolarda da bitki çelenkleri ve meyve tabakları varmış hala ortalıkta. Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor. Ara ki; bulasın. Sonra konağa dair şu gözlemlerimizi eklemişiz: “Merdivenle çıkılan ikinci katta; geniş bir balkon ve bu balkona açılan evin muhtelif kapıları var. Evden kuleye geçişi sağlayan ahşap bir geçit daha sonradan yapılmış olmalı. Ancak o da harap vaziyette. Geniş bahçede yaşam kalitesini yükseltmek adına bir çeşme bulunmakta… Daha sonra yapılmış bir ocak ise çeşmenin hemen üstünde yer alıyor. Zamanında; bahçeye ana giriş kapısı oldukça büyük ve görkemli imiş.” Bugün ne konağı kuleye bağlayan ahşap geçit, ne de o görkemli kapıdan eser yok. Kapı diye bir şey yok çünkü.
 
Parkta yer alan antikitelerden biri; Neapolis'ten kalan bir mermer stel 
(Ekim 2025)
 
Bu sunak taşını 2011 yılında fotoğraflamıştık. Bu kez ortalıkta göremedik.
(Nisan 2011)
 
2011 yılında parkın avlusu daha bakımlı idi. Solda mermer mimari parçaları görmüştük.
(Nisan 2011)

Parkın girişinde yer alan iki antikite; bir sütun kaidesi ve bir sütun parçası
(Ekim 2025)
 
Daha önceki ziyaretlerimizde yaptığımız gibi kulenin arkasında yer alan parka geçiyoruz; hem çay kahve içeceğiz, bir de kuleye arka yönünden bakacağız. O alandaki Neapolis’ten günümüze erişen antikiteler de eski derli toplu görünümünden uzakta. Biri orada, biri burada; sağa sola saçılmış durumda… Belki “kalk gidelim” olanlar bile vardır. Velhasıl her yer gibi ata yadigarı İnebolu da kan ağlıyor.
 
Meydandaki kahvehanenin bir köşesinde de onlara rastladık. Mermer kaide, bir dibek taşı falan...
(Ekim 2025)
 
Kanuni’den günümüze; Bozdoğan
 
Aynı bölgenin Peçevi Tarihi’nin kaynaklığında Kanuni’nin Rodos Seferi sırasında ordunun konaklama yeri olarak belirlendiği, Kanuni’nin Rodos Seferi’ne giderken ordusu ile birlikte Menderes-Akçay vadisinden ilerleyerek Kavaklıdere’ye, oradan da Muğla istikametine doğru yöneldiği belirtilmektedir. Yine Akçay vadisinde Osmanlı Dönemi’ndeki ilginç faaliyetlerden birisi Tahtacı Türkmenlerinin bölgedeki kereste ihtiyacının karşılanması amacıyla ormandan kestikleri tomrukları Akçay ırmağının akışından da yararlanarak bu güzergâh boyunca ovaya doğru taşımalarıdır. Bugün Bozdoğan’ın sırtını dayadığı Madran’ın kuzey eteklerinde yer alan Alamut köyü, bu Tahtacı köylerinin bugüne ulaşabilmiş tipik örneklerinden birisidir.
 
Bozdoğan; bir "Bazaryeri" gibi...
(Nisan 2017)
 
Bozdoğan'ın yukarı mahallelerinde; Hamam Sokak'ta...
(Nisan 2017)
 
Yamaca yaslanmış Bozdoğan Kasabası
(Nisan 2017)
 
Bozdoğan kasabası, Türklerin bölgeye ulaşmalarından sonra; Menteşe ve Aydınoğulları beyliklerinin birbirlerine göre rekabet alanı içinde ve güney-kuzey ekseninde ulaşım ve ticaret akışını sağlayan bir güzergâh üzerinde bir pazaryeri olarak kurulmuş. Bu nedenle Bozdoğan’ın kuruluş dönemindeki ilk isminin Bazarköy olduğu kaynaklarda belirtiliyor. (5) 15.yy.dan sonra ise yerleşim, yavaş yavaş Bozdoğan olarak anılmaya başlanmış. Ama Evliya Çelebi bile 17.yy. da yöreden Bazaryeri olarak söz etmiş. Bu da bölgenin stratejik konumunu uzun yıllar koruduğunun bir göstergesi olsa gerek.
  
Bozdoğan çarşısında kahveler...
(Eylül 2017)
 
Altı sağır bir taş kule ev; belli ki eski korkular sinmiş duvarlarına.
(Eylül 2017)

Karia, Roma ve Bizans Dönemlerine uzanan yerleşim pratiğinin zengin mirası üzerine oturan Bozdoğan, ilk önce Menteşe Beyleri’nin önderliğinde hayat bulmuş; daha sonraları Aydınoğlu Mehmet Bey döneminde Büyük Menderes havzasına doğru genişleme hamleleri sırasında Aydınoğulları Beyliği’nin toprakları içine katılmış. Osmanlı’nın bölgeye ulaşması ise, Aydınoğulları ile önce akrabalık ilişkileri üzerinden kurulan yakınlaşmaların ardından, Yıldırım Beyazıt dönemindeki kesin hâkimiyetin kuruluşuna denk gelir. 1402’de Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı’nda Timurlenk’e yenilerek tahtını kaybetmesiyle başlayan Fetret Devri boyunca bölgede yeniden beliren eski beyliklerin baş vermesi hali, I. Çelebi Mehmet’in Osmanlı tahtının yegâne sahibi haline gelmesiyle son bulur. Bu durum ise, bölgede Osmanlı’nın kesin hâkimiyeti anlamına gelecektir.
 
Adını sokağa veren hamam; Hamam Sokağı'nın başlarında yer alıyor.
(Eylül 2017)
 
Koyun koyuna yatardı eski zamanlarda bu evler; sanki birbirine yaslanmış gibi...
(Eylül 2017)
 
Bozdoğan Deresi üzerinde bir kemer köprü
(Eylül 2017)
 
Bugün Bozdoğan, Madran Baba Dağı eteklerinde Akçay vadisine doğru alçalan birbirine paralel sokaklarıyla sanki Menderes’e doğru akar. Birbiri üstünde yükselen Bozdoğan mahalleleri, en tepedeki şehrin kalbini yansıtan meydana dek uzanır. Osmanlı’dan kalma eski bir hamamdan kaynaklanan ismiyle dağa doğru yönelen Hamam sokağının daracık girdaplarında insan neredeyse kaybolur. Yolun doğusunda uzanan Bozdoğan deresinin dibine doğru inen bir patikada saklı eski bir mesire alanının bugün bir mezbeleliğe dönmüş olması Bozdoğan’ın yerel yöneticileri ve sakinleri için nasıl hicap duyulacak bir durum ise, Hamam sokağının iki yakasında bugüne ulaşabilmiş az sayıdaki sivil mimari örnekleri de bir o kadar kasaba için bir fırsat ve şans anlamına gelmektedir.
 
Bozdoğan'ın yukarı mahallelerinde; bir konfor alanı gibi...
(Eylül 2017)
 
Dereboyuna doğru inen bir yol
(Eylül 2017)
 
Çarşıdan ovaya doğru inen ana caddelerden biri; Hükümet Konağı'nın önü...
(Eylül 2017)
 
Eğimli bir topografyada neredeyse ızgara planlı bir şehir görünümündeki Bozdoğan’ın tüm hayatı, dağdan ovaya doğru alçalan bu sokaklarda saklıdır. Bir köşeyi dönünce ansızın karşınıza çıkıveren bir sokak çeşmesinden akan bal gibi su, buranın ziyaretçileri için hazırladığı tatlı bir sürpriz gibidir. Kasabanın yavaş akan zamanı, dağdan gelen rüzgâr, yazın sıcak günlerinde ovadan yükselen buhar ve kasabanın bildik yüzleri hep bu sokaklarda yaşlanır. Madran Baba Dağı’nın bal gibi tatlı suyu, tepeye yakın konumdaki bir su şişeleme tesisinden tüm ülkeye yayılır. Ama bir de pidecileri vardır o dik sokak aralarında anlatılacak.
 
Bozdoğan Hükümet Konağı
(Eylül 2017)
 
Bozdoğan Pidesi
 
Pide, yoksul ve orta halli insanların tarih boyunca bilinen bir yiyeceği olmuştur hep. Yunanca ve İbranice’de pide anlamında kullanılan pita sözcüğü yerleşmiştir. Yahudilerin hamursuz bayramında yaptıkları hamursuz adını verdikleri yiyecek de bir tür pidedir. Roma’da hiçbir zaman soylu sofralarında yeri yoktu pidenin. Pide, o zaman da orta halli ve daha düşük gelir gruplarının basit yiyeceğiydi. Efes’te Arkadius zamanında pide dükkânlarının olduğunu kayıtlardan öğreniyoruz şimdi. Bizim pidemiz ise, Bizans’tan günümüze dek ulaşan bir devamlılık arz ediyor. Ancak bu zaman sürecinde giderek evrimleşmiş ve dünyada giderek bir Türk Pidesi kavramı oluşmuş. Kenarları kıvrık, içinde çeşitli malzemelerin karışımından oluşan pideye artık Türk pidesi diyoruz. Pide deyince; Menderes’in güneyi akla geliyor hemen. Dün Yenipazar’da Mehmet Sümer’in lokantasında deneyimlemiştik bu lezzeti. Şimdi sıra Bozdoğan pidesinde… Bozdoğan Pidesi, Mikado’da yenir. Bu pideci de Bozdoğan’ın arastasına doğru çıkan yokuşlu yollardan biri üzerinde yer alır.
 
Mikado'da manda kaymaklı kesikli yumurtalı ve kıymalı pide deneyimleri
(Ekim 2025)

Mikado Pidecisi'nde kapanış her zaman kapalı olarak servis edilen eşsiz lezzetteki manda kaymaklı tahinli pideyle olur.
(Ekim 2025)
  
Mikado’daki pide seçenekleri ve sunum da dünkü Mehmet Sümer Pidecisi’nde yediklerimize benzer. Kıymalı, yumurtalı kesikli ve otlu peynirli pideler yanındaki roka salatalarıyla pide ziyafetinin ana gövdesini oluşturur. Ama Bozdoğan’da gerek kıymalı ve kesikli pidelerin ve gerekse tahinli pidelerin vazgeçilmezi ise, üzerine bırakılan bir parça manda kaymağıdır. Pide şöleninin kapanışını oluşturan tahinli pide Bozdoğan’da diğer yörelerden farklı olarak önce açık yapılır; pişirilir, kaymağı üstüne konur, daha sonra katlanarak dilimlenir ve o şekilde servis edilir. Tahinli pidelerin yanında gelen sıcacık çaylar da bu işin olmazsa olmazıdır.
 
Bozdoğan'da Mikado Pide Salonu'nda pide heyeti, lezzet testi sonrasında; herkes mutlu mesut görünüyor.
(Ekim 2025)
 
Bitirirken…
 
Bu hafta sonunu İstanbul’dan gelen dostlarla Büyük Menderes’in iki yakasında Aydın coğrafyasının güneyinde geçirdik. Kalbine Osmanlı’nın merkezi otoritesinin zayıfladığı Ayanlar Dönemi’ni temsil eden Menderes Havzası’nın Ayan Kuleleri’ni ve pide şölenlerini koyduğumuz; ama bu coğrafyanın başka hikayelerini saklayan Karia yerleşimi Nysa ya da 18. ve 19.yy.da ayanlarla çatışan zeybeklik kurumunun önemli simalarından Yörük Ali Efe gibi gözü pek yiğitlerine dek uzanan başka duraklarında soluklandığımız hızlı bir seyir izledi gezimiz. Dolu dolu geçti iki günümüz; yorulduk, ama gittiğimiz her yer, dokunduğumuz her köşe değerliydi bizim için. Ne mutlu bize, ne mutlu bizimle gezen gezginlere… Tekrarı dileğiyle…

(2)   Nysa harabeleri ile ilgili bilgiler, ören yerinde 1990-2010 yıllarında kazıların başkanlığını yürüten Prof. Dr. Vedat İdil’in Nysa ve Akharakha isimli kitabından derlenmiştir.
(3)   Dokuz Dağın Efesi; Yönetmen: Metin Erksan; bkz. https://www.youtube.com/watch?v=CvDcbT7mSSw
(4)   Bilge UMAR, Karia-Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi, İnkılâp Kitabevi-1999; sayfa: 304
(5)   Prof. Dr. İlhan ERTEM, Aydınoğulları Beyliği’nden Osmanlı’ya Geçiş Sürecinde Bozdoğan isimli bildiri; Bozdoğan I, Bildiriler Kitabı; Prof. Dr. Sabri Sürvegil, Bozdoğan Belediyesi Kültür Yayını; İzmir-2010; sayfa:133
(6)   Fotoğraflar, belirtilenler dışında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC