Meter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2019 Pazartesi

GALLESION (ALAMAN) DAĞI’NIN MANASTIRLARI


KEÇİ KALESİ ya da LAZARUS MANASTIRI

26 Nisan 2019
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

İzmir’den Selçuk’a doğru ilerlerken, Belevi yakınlarında yolun sağında ağırlıklı olarak kireç taşı oluşumlu bir dağ kütlesi ve onun yalçın kayalıkları üzerinde yükselen bir Ortaçağ kalesi dikkat çeker. Sözünü ettiğimiz; Alaman Dağı ve onun doğuya bakan bir tepesinde Bizans’ın Laskarisler Dönemi’ne tarihlenen Keçi Kalesi’dir. Aslında geçmişin izleri salt bunlarla da sınırlı değildir ve hikâye bu kale ile başlamaz. Arkasında; Hıristiyan keşişlerin Sina Çölü’nden başlayarak manastırlarda sürdürdükleri münzevi yaşamların vardığı; dayanma, sabır ve adanmışlığın uç (aşırı) örnekleri olan ve benliği inkâr etme ve ona karşı koyma yolunda, hayatlarını yüksek bir sütunun tepesinde sürdüren sütun azizlerinden (Stylites) birinin hikâyesi saklıdır.

Alaman Dağı'ndan Keçi Kalesi'ne doğru...

Son düzlükten Alaman Dağı'na bakış

Alaman Dağı florasından; peygamber çiçeği ya da dağ karanfili

Keçi Kalesi'ne kuzeybatıdan bakış

 Keçi Kalesi-Gallesion yürüyüş rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. Çizen: MYC) 

Defalarca çıktığımız, ama bir türlü yayla formatındaki arka yüzüne doğru sarkıp da oralarda neler var diye bakamadığımız Alaman Dağı’nın başka köşelerinde dolaştık bugün. Bu haftaya sığdırdığımız iki yürüyüş etkinliği, bahardaki artan verimliliğimizin bir göstergesi gibiydi bizim için. Hatundere vadilerinden sonra, yüzeyde hala belirgin kültür yapıları, bereketli hikâyeler ve baharla birlikte coşmuş Alaman Dağı’nın zengin florası, gün boyu yürüyüşü tatmin edici bir çizgide tuttu hep. Oldukça sıcak bir havada başladığımız tırmanışımız, yukarılara çıktıkça esen serin rüzgârlarla hayat buldu.

31 Mayıs 2013 Cuma

GALLESION'un FETHİ



Mehmet Yavuzcezzar
08 Mayıs 2013

Daha önce iki kez etrafında dolaşıp da zirvesine ulaşamadığımız Metropolis'in kutsal dağı Gallesion'a (bugün Alaman Dağı), bu kez daha kısa ama çok eğimli zor bir rotayı izleyerek ulaşmayı hedefledik.

Önceki yürüyüşlerimizin ilkinde; Ahmetli Köyü'nden başladığımız yürüyüşümüzü, zirvenin altındaki çam ağaçları ve makilerden oluşan sık ormanlık alanı aşamayarak sonlandırmak ve  geri dönmek zorunda kalmıştık.(1)  

İkincisinde ise; yine Ahmetli Köyü'nden başladığımız yürüyüşümüzü, Manastır Mevkii'ne ulaşıp, Gallesion'un zirvesi yönünde bir süre ilerledikten sonra, önümüze çıkan uçurumu geçemeyerek geri dönmüştük.(2) 


Gallesion rotaları
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Bu amaçla, sabah adet olduğu üzere Belevi'de kahvaltımızı yaptıktan sonra, saat 10 gibi Aydın-İzmir Otoyolu'nu takip edip, Belevi-Torbalı arasındaki dinlenme tesisine vardık. Alttaki tünelden yolun karşı tarafına geçerek aracımızı park ettik. Önce tesisi çevreleyen tel çitleri, ardından su kanalını ve son olarak da ot ve çalılardan oluşan alanı aşarak ormanlık alana ulaştık. Orman sonradan dikilmiş, sağlıklı ve düzenli çam fidanlarından oluşmuş, etrafı da tel örgüyle çevrilmişti. Yönümüzü Gallesion'a çevirip  eteklerindeki ormanlık alana doğru oldukça sıcak bir havada yola koyulduk.

(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Bir süre orman kenarındaki yolu takip ettikten sonra, tel örgünün açık olduğu bir yerden ormanlık alana girdik. Yönümüzü kestirebilmek için olabildiğince yukarılara tırmanmamız gerekiyordu. Bu nedenle dikili fidanların arasından, önümüze çıkan çalıları ve zaman zaman 70 dereceye yakın eğime sahip tehlikeli kayalıkları tırmanarak, etrafı rahatça görebileceğimiz yüksekçe bir alana ulaştık. Bir süre soluklandıktan sonra rotamızı belirledik: Karşıdan yumuşak eğimli ve rahat yürünebilecek gibi görünen yangın yolunu takip ederek önce Gallesion eteklerine varacak, orada mola verip ardından zirveye tırmanacaktık.

Yangın yolunun başlangıcı

Plan iyi güzeldi ama uygulama hiç de öyle olmadı. İki tarafı kara servilerle çevrili yangın yolunda yürümeye başladıktan birkaç dakika sonra, yolun taşlık, kayalık ve oldukça dik bir yokuş olduğunu gördük; oflaya-puflaya yola devam ettik, tabir yerindeyse yürümedik tırmandık. 

Yokuş tırmanırken, arkada altta otoyol

Bu şekilde, kâh yürüyerek kâh tırmanarak ama su kaynatmamak için sıklıkla dinlenme molaları vererek, yaklaşık 2,5 saatlik bir yürüyüş-tırmanıştan sonra, sisler altındaki Gallesion'un zirvesini gören yamaca vardık, Çok terleyip yorulmuştuk,  terden sırılsıklam olan giysilerimizi çıkarıp ağaçlara astık ve bir süre dinlendik.

Gallesion'un zirvesini sisler basmış

Mola verdiğimiz yerden zirve çok dik görünüyor, sık orman ve makilikten oluşan bitki örtüsü bizi zorlayacağa benziyordu. Zirveye çıkabileceğimiz patikaları tespit edebilmek için kısa bir ön keşif yaptıktan sonra, henüz kurumamış olan giysilerimizi ağaçlara asılı olarak ardımızda bırakarak yola koyulduk.

Mola yerinden zirveye giden patikayı keşfe çıkan gezgin 

Zirveye çıkmadan önce son dinlenmeler

Bir kaç yüz metre kısmen rahat yol aldıktan sonra topografya birden sertleşti, önümüzde dik bir yokuş vardı, artık tırmanma zamanı ... Bitki örtüsünün sıklığı ve eğimin 70 dereceye yaklaşması nedeniyle oldukça zor anlar yaşadık, yürüyüşe başladığımızdaki sıcak hava, zirveye yaklaştıkça sisin de etkisiyle soğumaya başladı. Bir ara geri dönmeyi düşündük  ancak bu üçüncü seferimizdi, daha kaç kez Gallesion'a gelecektik? Tırmanmaya devam ettik.

Yaklaşık 1 saatlik bir tırmanıştan sonra zirvenin hemen altındaki kısmen düz sayılabilecek   ağaçsız alanda son molamızı verdik.

Zirveden önce son mola

Bir süre daha dinlendikten sonra tekrar tırmanışa geçerek birkaç yüz metre ötedeki zirveye ulaştık. Havanın sisli olması nedeniyle Gallesion'un zirvesinden görmeyi umduğumuz manzaraların hiçbirini görememenin hayal kırıklığı ile "Ama olsun, Gallesion'u fethettik ya" deyip dönüşe geçtik.

Zirvede sisler altında

Çıktığımız yollardan bu kez daha dikkatli, ama bir o kadar da yorgun olarak dönmeye başladık. Çevrede görebildiğimiz nadir çiçekleri fotoğraflayarak giysilerimizi bıraktığımız mola yerine kadar geldik. Üzerimizi yeniden değiştirip karnımızı doyurduktan sonra yürüyüşümüze başladığımız yere doğru harekete geçtik.

Gallesion'un çiçekleri

Yol boyunca tahminimizden fazla su kaybettiğimiz için yanımızdaki suları tükettik, bu nedenle yürüyüş bittiğinde dinlenme tesisinde kana kana  su içtik, iki-üç bardak çay takviyesinden sonra da; adale ağrılarıyla beraber, yorgun ama Gallesion'u fethetmenin huzuruyla eve doğru yola koyulduk. Öyle ya İlkçağ'da Ana Tanrıça Meter'in adıyla anılan Metropolis Antik Kenti'nin kutsal dağı Gallesion bizim için bilinmez değildi artık.


(1) Yürüyüşümüz ile ilgili yazımıza ulaşmak için: http://dagakactim.blogspot.com/2012/05/metropolisin-kutsal-dagi-gallesion.html

(2) Yürüyüşümüz ile ilgili yazımıza ulaşmak için: http://dagakactim.blogspot.com/2013/01/ahmetli-koyu-gallesion-alaman-dag.html

Yazan/düzenleyen: MYC
Edit: İF









24 Ocak 2013 Perşembe

AHMETLİ KÖYÜ - GALLESİON (Alaman Dağı) ALTINDA MANASTIR MEVKİİ YÜRÜYÜŞÜ



16 Ocak 2013
İbrahim Fidanoğlu

Yağmur baskısı altında, sabahın erken saatlerinde İzmir’den Belevi yönüne doğru yola çıktık. Bugünkü amacımız; İlkçağ’da Ana Tanrıça Meter’e adanmış ve onun adıyla anılan Metropolis’in kutsal dağı Gallesion yada Alaman Dağı’nın arka yüzündeki Bizans döneminden izler saklayan ve Manastır Mevkii olarak da bilinen vadilere doğru yürümekti.

İzmir – Aydın otoyolunu takiben ulaştığımız Belevi’de; meydanındaki kahvehanelerden birinde ardı ardına gelen sıcak çaylarımızın eşliğinde İzmir’den getirdiğimiz simitler ve Tire’den aramıza katılan Hasan Hoca’nın getirdiği çamur peynir ve balla güçlü bir kahvaltı yaptık.  Saat 9.30 civarında Belevi’den ayrılarak, Kemalpaşa Nif Dağı eteklerinden bu yöne doğru akıp gelen ve şimdi sanayi atıkları nedeniyle simsiyah akan Fetrek Çayı’nı aştık ve Sağlık Köyü yoluyla Batı yönündeki Ahmetli Köyü’ne doğru yöneldik.

Yürüyüş rotası 13km
Yürüyüş rotası 13km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Geçen hafta içindeki şiddetli yağmurlar nedeniyle tarlalar çamur içindeydi. Zeytinköy sapağına yakın konumda; bir pancar tarlasının yanındaki bir cebe arabamızı park ederek saat 10 gibi yürüyüşümüze başladık. Geçen yıl Mayıs ayında oldukça sıcak bir günde, Gallesion’a doğru bir yürüyüş daha yapmış ve otoyol üstündeki benzin istasyonunun hemen üzerinde yer alan eski zamanlardan kalma bir mermer ocağına kadar yürümüştük. Orada, bir sunak alanını andıran mermer ocağının çekirdeğini; keçileri ve koyunları için bir ağıl haline dönüştürmüş Mehmet Ali Amca ve eşi ile tanışıp çaylarını içmiştik. Daha sonra orman içine dalıp, biraz daha zirveye yaklaşmış; ancak sıcak nedeniyle daha fazla gidemeyip geri dönmüştük.

Manastır Mevkii yolu
Manastır Mevkii yolu


Bu defaki yürüyüş rotamızı, hedefimiz olan Manastır Mevkii’ne doğru düzenledik. Ahmetli’den Zeytinköy’e doğru giden tali asfalttan bir süre sonra ayrıldıktan sonra geçen yıl yürüdüğümüz tarlaların yanından ilerleyen toprak yola saptık. Geçen yıl domates ekili alanlar, şimdi pırasa ve lahanalarla kaplıydı. Demek ki, yılda en az iki kez ürün kaldırıyorlar diye düşündük. Bu yılki yürüyüşümüzde, ikinci yol ayrımından sola değil, sağa doğru saptık. Yol boyunca zeytinliklerde zeytin silken köylülerle karşılaştık.

Piren            Yabani kereviz (Baldırgan)
       Piren                                                           Yabani kereviz (Baldırgan)

Vadiye girdikçe, Zeytinköy yolu görüş alanımızdan uzaklaştı. Vadinin yamaçlarında hâkim bitki örtüsü ağırlıklı olarak zeytinlikler, deliceler ve pırnar meşeleriydi. Zaman zaman kırmızı gövdeleriyle sandal ağaçları, ağaç çilekleri, keçi geveşleri, sarı-kahverengi görüntüleriyle “piren”ler ve geçen hafta Şirince rotasında da gördüğümüz kırmızı meyveleriyle dikkat çeken “zilcan”lar ve yabani hanımelleri dikkat çekiciydi. 

Yabani hanımeli   Zilcan
Yabani hanımeli                                                     Zilcan

Bunlara ilave olarak; yaprakları ve taze filizleri haşlanıp, salata olarak tüketilen yabani kerevizler yada “baldırgan”lara, kuşkonmaz yada “tilkicek”lere, baharda kartopunu andıran bembeyaz çiçekleri ile göz alan, bundan dolayı da kartopu adıyla anılan ve bahçe peyzajında sıkça kullanılan çalılıklarla da karşılaştık.

Kartopu       Keçi geveşi
 Kartopu                                                                   Keçi geveşi

Ama bitki örtüsü açısından bizi en çok heyecanlandıran, bodur ardıç ağaçları oldu. Üzerinde olgun halde kızarmış meyveleri ve sipsivri dikensi yaprakları ile dikkat çeken bodur ardıçların bir diğer ismi de andızdı. Meyvesinden tattık ve andız pekmezini hatırladık.


Bodur ardıç (andız)
Bodur ardıç (andız)                                                       Adını bilemedik

Yürüyüş güzergâhında yükseldikçe zaman zaman terk edilmiş taş ve kerpiç kulübelerle karşılaştık. Bunlardan fotoğrafladığımız ilki oldukça sağlam durumdaydı. Hemen arkadaki zeytinlik alanda çalışan köylüye selam verdikten sonra, yukarı doğru tırmanışa devam ettik.

Manastır yolundaki ilk kulübe
Manastır yolundaki ilk kulübe

Selçuk yönünden Alaman Dağı’nın Batısındaki vadileri aşarak gelen ve üstümüzden geçerek, İzmir’e doğru ilerleyen yüksek gerilim hatlarının; yeni yapılmış dev gibi direklerinden birinin yanından geçtik. Direkten hiçbir ses gelmiyordu. Bu sistemin gayet iyi çalıştığının bir göstergesiydi. Biraz ilerde kısmen yıkık haldeki ikinci kulübeye eriştik. Yürüyüş rotamız, bu esnada yaklaşık olarak Güney Doğu yönüne doğruydu. Tepeyi aşınca sola ve sağa doğru ayrılan bir yol çatısına geldik. Bu noktada Manastır alanı olarak tanımlanan; yakın zamana kadar da hayvanlar için ağıl olarak kullanılan ve Doğu yönünde hafif meyilli açık bir alana doğru ilerleyen sağdaki yola girdik.

 Güzergâhdaki ikinci kulübe

Zeytinlikler içinde ilerleyen patika yol boyunca yürüdük. Sağımızda kireç taşı kayalık zeminler vardı; onları sağımızda bırakarak devam ettik. Sağımızdaki yamaçta yıkıntılarla kaplı bir alan, ileride ağıl olarak kullanıldığı belli olan, taşlarla çevrili bir avlu ve en önemlisi; belki de çobanların gecelediği, içinde bacasının yarısı göçük halde bir ocak ve duvar içinde örneğin gaz lambası koymaya müsait nişlerin de bulunduğu bir kulübe vardı. 

Manastır mevkiindeki iki odalı yapı
Manastır mevkiindeki iki odalı yapı 

Kulübe; iç içe iki odadan oluşuyordu ve çatısı tamamen yıkılmış haldeydi. Yapı taşı olarak kullanılan malzemeler içinde, çok eski zamanlardan kalma tuğlalar dikkatimizi çekti. Özellikle kısmen yıkık haldeki bacada kullanılmış tuğlalardan bir kısmı bu türdendi.

Yapıda ocak ve lambalık                                     Kapının arkasında gezgin


Kulübeden biraz ileride eğimli arazinin yukarısında; kısmen makilerle kaplı bölgede, geniş bir alana yayılmış yıkıklık, bu alanın yer üstünde dikkat çeken en büyük yapısı olmalıydı. Ama sonuç olarak neye benzetmeye çalışırsak çalışalım, bizim kafamızdaki; en azından Bafa Gölü’nün arka dünyasında yer alan manastır yapılarından kalmış harabeleri andıran somut bir şey görememiştik. Yol boyunca gördüğümüz köylülere de sorarak teyit ettiğimiz alan burasıydı; ancak yüzeyde görebildiğimiz tüm yapılar ve onlara ait yapıtaşlarının hepsi aşağı yukarı bu kadardı.

Yapıda kalın tuğlalar                                                    Ocak ve bacası

26 Aralık 2012 Çarşamba

KOLOPHON, KLAROS ve NOTION'U SOLUMAK


26.12.2012
Mehmet Yavuzcezzar

2012 yılının bu son günlerinde sabah erkenden yola koyulduk; rotamız güney, hedefimiz Değirmendere, amacımız önce 12 büyük Ion kentinden biri olup deniz kenarında kurulmayan tek kent olan Kolophon’u, sonra da, kehanet merkezi Klaros ve kıyıdaki Kolophon olarak da bilinen Notion’u bir parça yaşamaktı.

Bornova-Karabağlar-Menderes yolundan geçerek Değirmendere Köyü’ne vardığımızda; hava bulutlu ve serin, sıcaklık 6 derece idi. 


Değirmendere; Köy Meydanı; Şehitler Anıtı; 1935; “Kara Gün” 27 Mayıs 1919’da Değirmendere Yunan işgali
Değirmendere; Köy Meydanı; Şehitler Anıtı; 1935; “Kara Gün” 27 Mayıs 1919’da Değirmendere Yunan işgali

Saat 10 gibi Köy meydanındaki kahvede kahvaltımızı bitirdik ve Şehit Murat Güvenç caddesini takip ederek 500 metre kadar güneye doğru yürüyerek Kolophon’un sırtını yasladığı; alanın başlangıcında yer alan tanıtım levhasından adının Akropol Tepesi olduğunu öğrendiğimiz tepeye vardık.



Gezginler ve Kolophon'dan Değirmendere'ye bakış
Gezginler ve Kolophon'dan Değirmendere'ye bakış

KOLOPHON

İzmir’in Menderes İlçesi köylerinden Değirmendere ve Çamönü arasında Smyrna’yı Ephesos’a bağlayan güzergâh üzerinde yer alan, üç tepe üstünde ve onları birbirlerinden ayıran vadiler arasında kurulmuş olan Kolophon antik kenti, İyonyalıların bölgeye geldikleri M.Ö. 9. veya 8. yy’da 12 Ion kentinden biri olarak kurulmuş. Akropol Tepesi kente ait yapıların yoğunlaştığı bölge. 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Christine ÖZGAN; 1922 yılında yapılan kazılarda bölgenin yaşam alanı olarak kullanılışının Genç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1500-1150) tarihlendiğini, bölgede Kalkolitik ve Tunç Çağ’a ait kalıntılar ile Prehistorik Dönem yerleşimlerinin izlerinin bulunduğunu belirtmekte. 



Kolophon kutsal alanı
Kolophon kutsal alanı

Biz de alanda dolaşırken; muhtemelen bir kısmını definecilerin, bir kısmını da arkeologların inceleme ve tespit amaçlı kazdığını sandığımız çukurların yanı sıra; galeri (stoa), pazar yeri (agora), Anadolulu ana tanrıça Meter’e ait kutsal alan (meteon), hamam, sokaklar ve konutların kalıntıları arasında gezinirken yaklaşık 3000 yıl önce burada yaşayan hemşerilerimizin soluduğu havayı soluduk.


Kolophon kutsal alanı
Kolophon kutsal alanı

Ören yerindeki gezimizi tamamlayıp, geldiğimiz yoldan köy merkezine geri dönerken, yolda yaşlıca bir teyze ile karşılaştık ve biraz lafladık. Bize tepedeki kalıntıların; altın, gümüş ve pırlantalarla dolu olduğunu, Çamönü Köyü’nden beyaz sakallı bir adamın sık sık buraya gelip, burada bulduğu ganimetleri alıp götürdüğünü anlattı. Daha çok hikâye anlatacaktı ama bizim zamanımız kısıtlıydı.


Kolophon'da hamam temelleri
Kolophon'da hamam temelleri

Kolophon ve Değirmendere’de yaklaşık 1,5 saat kaldıktan sonra yönümüzü güneye, yaklaşık 13 km ötedeki “Bilicilik (Kâhinlik) Merkezi” Klaros’a çevirdik.


KLAROS; APOLLON BİLİCİLİK MERKEZİ

Değirmendere’den güneye Çamönü’ne doğru yol alarak, Menderes-Gümüldür asfaltına ulaşarak Ahmetbeyli’ye doğru 12 km kadar yol aldıktan sonra, İzmir B.Ş.B. Eshot’un “Claros” otobüs durağının yanından sola döndük. Portakal ve mandalina bahçeleri arasındaki “Işıklı Klaros Caddesi”nden 700 m. ilerledikten sonra saat 12 gibi Apollon Bilicilik Merkezi; Klaros’a (Claros) ulaştık.

Katagogeion (konaklama) alanı
Katagogeion (konaklama) alanı

Ahmetbeyli vadisinin (Ales) düzlüğünde, deniz kıyısından yaklaşık 1600 metre kuzeyde yar alan gizli güçlere sahip kâhinleri ile dünyaca ünlü Klaros kutsal alanı; İ.Ö. 13. ile İ.S. 4. yüzyıllar arasında “Bilicilik (Kâhinlik) Merkezi” işlevi görmüş; bağımsız bir kent olmayıp, İ.Ö. 294 yılına dek kuzeydeki Kolophon’a, bu tarihten sonra güneydeki Notion’a (Sahil evleri) bağlı kalan alan, terkedildikten sonra Ahmetbeyli ve Kırmızıkayalar derelerinin getirdiği alüvyonlarla tamamen örtülmüş.


İ.Ö. 3000-2500'de Klaros'un Kıyı Çizgisi
İ.Ö. 3000-2500'de Klaros'un Kıyı Çizgisi (*)

Klaros'un  Bugünkü Kıyı Çizgisi
Klaros'un  Bugünkü Kıyı Çizgisi (*)

4 Mayıs 2012 Cuma

METROPOLİS’İN KUTSAL DAĞI GALLESION YOLUNDA


4 Mayıs 2012
İbrahim Fidanoğlu

Ortalama hava sıcaklığının 25 derecenin altına pek düşmediği sıcak bir günde Torbalı yakınlarındaki Yeniköy’de yer alan antik Metropolis kentinin kutsal dağı Gallesion’a doğru yürümek üzere sabah saat 8’de Bornova’dan yola çıktık. Belevi’de yakın zamanlarda yeniden düzenlenen köy meydanındaki kahvehanelerden birinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, Fertek çayını geçip Keçi Kalesi’ni sol arkamızda bırakarak Sağlık köyüne doğru hareket ettik. Otoyolun altındaki geçitten Ahmetli köyü yönünde ilerledik. Arabamızı Ahmetli köy meydanında bıraktık. Köy kahvehanesinde oturan köylüler meraklı gözlerle görüş açılarının dışına çıkıncaya kadar göz ucuyla bizi takip ettiler. Saat 10 gibi başladığımız yürüyüşümüze Ahmetli – Zeytinköy asfaltından sola doğru ayrılan toprak yola saparak devam ettik.


Yürüyüş rotası 7km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Hava sıcaklığı yürüyüş boyunca oldukça etkili oldu. Vücuttaki su kaybını mümkün olduğunca yanımıza aldığımız her zamankinden fazla miktarda su ile gidermeye çalıştık. Ovada yer alan kahverengi ve yeşilin egemenliğinde yeni sürülmüş tarlaların oluşturduğu görsel zenginlik içinde önce bir süre kuzey – güney yönünde ilerledik. 


Önde domates tarlaları, en arkada Gallesion

Daha sonra doğuya dönerek, tatlı bir meyille doğu  - batı yönünde tırmanmaya başladık. Bu tırmanış, terk edilmiş mermer ocaklarının ve Yörük çadırının bulunduğu tepeye kadar aynı eğimle devam etti.


Başlangıç noktasından yaklaşık 1 saat kadar sonra, sıcak nedeniyle dinlenme molası verdik. Dinlenme esnasında arkamızdaki küçük tepenin üstünden gelen bir guguk kuşunun ötüşü, çevremizde durmaksızın öten diğer yüzlerce kuşun sesleri arasında ayırt ediciydi. Dinlenme sonrası hala devam etmekte olan traktör yolunu takip ederek yukarı doğru ilerledik.

Gallesion yolunda gelincikler

Ana Tanrıça Kenti Metropolis’in kültü Ana Tanrıça Meter Gallesia’nın evi; kutsal dağ Gallesion’u sürekli sağımızda gördük. Dağın bir hörgücü andıran heybetli tepesi Torbalı ovasına ve ovanın batı yakasında yer alan Metropolis antik kentine hâkim bir konumda; güney doğudan kuzey batı yönüne doğru daha alçak tepeler ve onların aralarında yer alan sık makiliklerle kaplı vadilerle Ahmetli yönünde ovaya doğru alçalıyordu. Bu vadilerden birinde de; Zeytinköy yoluna bakan konumda ve Eski Barutçu köyünün üst yanında Bizans döneminden kalma harap halde bir manastırın kalıntılarının da yer aldığını; bir dönem orayı ağıl olarak kullanan tepedeki Yörük çadırındaki Mehmet Ali Amca’dan öğrendik.

Gallesion dağı

Uzun yıllar Prof. Dr. Recep Meriç başkanlığında sürdürülen kazılarla gün yüzüne çıkarılan Metropolis kenti ve Hititlerin çağdaşı Arzawa Krallığı’nın Batı’daki önemli kentlerinden Puranda olarak ileri sürülen Bademgediği Höyüğü’nden (Kalesi); M.Ö. 2000’lerden başlayarak Bizans dünyasına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde bu coğrafyaya dair çok değerli bilgiler elde edildi.

Recep Meriç tarafından Bademgediği Kalesi; Metropolis’in öncüsü konumunda, Arzawa Krallığı dönemine denk düşen Puranda kenti olarak önerilmektedir. Hitit yazılı kaynaklarından elde edilen bilgilere göre; II.Murşili, M.Ö. 1315 yılında başkenti bugünkü Selçuk Kalesi’nin bulunduğu yerde Aphasa (Apasas) olan Arzawa Krallığı’nın başka bir kenti Puranda’ya saldırır ve kentin su yolunu keser. Surla çevrili kenti, Arzawa kralının oğlu Prens Tapalazunavli savunmaktadır. Murşili kenti kuşatır, halkı aç ve susuz bırakır. Sonunda prens tek başına kaçmayı başarır, ama bütün Puranda halkı tutsak alınarak Hitit başkenti Hattuşaş’a götürülür. Recep Meriç’e göre çok stratejik bir konuma sahip Bademgediği tepesinin II. Murşili’nin kestiği bugünkü Ayrancılar (Diryanda) yönünden gelen su yolunun izleri tepenin doğu yamaçlarında izlenebilmektedir.

Ahmetli-Zeytinköy yolu

Metropolis kazı raporlarında Sağlık köyü üstünde yüksek bir tepede; Batı Anadolu kıyılarındaki 6.-7.yy.a tarihlenebilecek İon kolonizasyonu sırasında askeri amaçla kullanılmış olabilecek Sağlık üstü Kalesi’nden ve yakınlarında daha yakın zamana ait mermer ocaklarından söz edilmektedir.

Yörük çadırı

Bizim yürüyüş rotamızın sonunda ulaştığımız noktada da bu mermer ocaklarının izleri vardı. Ancak; Yörük çadırında kalan Banazlı Mehmet Ali Amca’nın koyunlarının ağılı olarak kullanılan avlunun çevresinde yer alan mermer çekirdeğin kuzey doğu ve güney doğu yönlerinde dış çepere doğru üçer dörder basamakla çıkılan merdivenler bulunmaktaydı. Bu avlu son derece korunaklı bir alanı oluşturduğundan bugün de ağıl olarak kullanılmaktadır. Gallesion yolunda yer alan; aşağı doğru basamaklarla inilen ve çepeçevre bir duvar gibi ana kayayla çevrili avlu, bize bir sunak alanını çağrıştırmaktadır. Aslında tepeye ulaştığımızda Mehmet Ali Amca’yı sürüsündeki koyunların yünlerini bu alanda kırparken gördüğümüz manzara da bir zamanlar bu topraklardaki tanrılara adanan kurban törenlerini hatırlatır gibiydi.


Mermer ocağı yakınında bir yer, belki de bir sunak alanı...

Mehmet Ali Amca’dan, dönüşte tekrar uğramak üzere ayrıldık ve çam ormanının içindeki patikayı takip ederek yukarı doğru tırmanmaya devam ettik. Yol boyunca mika şist kayalardan basamaklı geçişler ve kapıyı andıran geçitler gördük. Delice zeytin, sandal, ağaç çileği, pırnar meşesi ve melengeçlerle iç içe geçmiş kızıl çamlardan oluşan ormanın başlangıcındaki tepenin üstünde yer alan düzlüğü geçtikten sonra eğimli bir alanda Pegasus (Belevi) bataklığını ve Küçük Menderes (Kaystros) ovasını seyrederek öğle yemeğimizi yedik. Sıcağın baskısı nedeniyle daha fazla ileri gidemedik. Bir süre dinlendikten sonra aşağıdaki düzlüğe doğru inişe geçtik.

Tepeye giden ilk kapı

Yörük çadırına yaklaşırken Mehmet Ali Amca, bize uzaktan seslenerek çay içmeye davet etti. İki büklüm ortalıkta dolaşan eşi, bardakları hazırladı; çadırdan çayı getirdi, bardaklara doldurdu. Ortaya bir çul serdiler; hepimiz üstüne iliştik. Çayları içerken, teyze bize üç ayaklı keçisi Aysel ile ayakları çarpık, tırnakları kıvrık; belli ki bir hastalığı olan diğer keçisi Veysel’i anlattı. 


Veysel keçi

Aysel, yakın zamanda ölmüş. Veysel ise ortalıkta dolaşıp duruyordu. Bir garip keçiydi, Veysel. Boynunu büküp başını yana doğru çevirerek insana saf saf bir bakışı vardı ki; anlatılır gibi değildi. Hele teyzenin omzuna, annesine sarılır gibi yaslanması yok mu? Teyzeye göre; keçinin beyni sulanmıştı. Beyni rahatsızdı; ona göre… İşte böyle; keçi sohbetlerinin eşliğinde arka arkaya çaylarımızı içtik. Mehmet Ali Amca’ya teşekkür ederek aşağı inmek için izin istedik.

Yörük Mehmet Ali amca ve eşi

Saat 16’da aşağı doğru inişe başladık. Aynı yolu izleyerek, kuşlarla arkadaşlık ederek; bazen çan çiçeklerinin, sarı papatyaların, karabaş otlarının, adını sanını bilemediğimiz envai çeşit çiçeğin selamını alıp fotoğraflarını çekerek yaklaşık 1,5 saatte aşağı indik. Toplamda 5 saate yakın bir yürüyüş bu sıcak günde bize fazlasıyla yetti. Ahmetli köyüne girer girmez soluğu köy bakkalının yanında aldık. Gazozdur, sodadır arka arkaya yuvarladık. Camide ezan okunmak üzereydi. Şadırvanında güzelce elimizi yüzümüzü yıkayıp kendimize geldikten sonra Yeniköy – Torbalı üzerinde İzmir yoluna vasıl olduk.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC