maltepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maltepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2026 Cuma

FOÇA KIRSALINDA “ÇİTLEMBİĞİN” PEŞİNDE…

8 Nisan 2026
İbrahim Fidanoğlu
 
"Hafsa Hatun, 
Bir cebi altın,
 Bir cebi gümüş.
 Çamaşır yuğmuş,
 Bahçeye sermiş,
 Muradına ermiş.
 Çat çatan ağacı,
 Çöp çatan ağacı,
 Kırmızı lale,
 Kılbıdan ağacı…"
 
Çitlembik ya da çıtlık ile ilgili bir Tire tekerlemesi(1) 
(Devlet Arşivlerinde  Tire; A.Munis Armağan; sayfa:208)  
 
 
Çitlembik mi Menengiç mi?
 
Yıllarca Ege’nin dağlarında dolaştık durduk. Kış yaz ovada dağda hep o karşıladı bizi. Mevsimine göre bazen çırılçıplak; arkasından gelen ışığa yaslanmış gibi duran, ama gövdesinden dallara doğru ilerleyen her ayrıntının seçilebildiği bir siluet şeklinde; bazen de yeni hayata merhaba derken baharın coşkusuna kapılıp her yeni filizde hayat bularak kahverenginden yeşile ve en son sonbaharda koyu bir kızıllığa bürünerek ilerleyen derin bir bilgelik içinde; usul usul ama her zaman bitip tükenmeyen bir enerjiyle hayatın içinde; menengicin serüvenine hep tanıklık ettik dağlarda ve ovalarda. Kimi henüz taze fidanlar gibiydi; düşüp toprağa hayat bulan, kimisi ise yüzyılları aşan bir dirençle tutunuyordu toprağa. Büyüdükçe ve geliştikçe çatır çatır çatlayarak oluşan gövdenin hırçın dokusu size belki yaşadıklarını fısıldar. O bir bilge menengiç ağacıdır. Menengiç ağacının baharın başlangıcında kendini gösteren taze filizlerini ağzınızda çiğnediğinizde hoş bir tat bırakır; hele ki üstüne bir bardak su içerseniz bu tat sanki içtiğiniz suya bir şerbet lezzeti katar. Bu sihirli bir tat gibidir; bir anda dönüşür ve uzun süre ağzınızda kalır bu lezzet.
 
Dikili yakınlarında Aterneus yerleşiminin akropolünden eski bir hatıra; bir menengicin çevresinden ilerleyen Dağa Kaçtım gezginleri...
(MYC; Kasım 2016)

Bağarası ile Yeni Foça arasında Kapukaya'nın altındaki vadide rastladığımız anıtsal menengiç ağacı; kayanın içinden hayat bulmuş gibi...
(Nisan 2020)
 
Menengiç filizlerini topladığımız Bağarası yakınlarındaki vadi
(Nisan 2026)
 
Anadolu’nun neredeyse her yerinde rastlarız menengice. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaz sonuna doğru eren meyvelerinden yapılan kahvesi oldukça yaygındır. Buralarda bu ağacın ismi hep menengiçtir. Ama Ege’de ve Akdeniz Bölgesi’nde menengice yaygın olarak çitlembik de derler. Mesela rahmetli annem; her baharda menengiçler taze filizleriyle sürgündeyken, mutlaka o eski zamanlarda beni Aliağa Pazarı’na göndererek köylü pazarından çitlembik demeti almamı isterdi. Bizim evde salatası yapılırdı çitlembiğin. Oysa ki o aslında menengiçmiş. Ama benim için o hala çitlembik
 
Yamanlar Dağı'nda bir anıt menengicin önünde...
(A.Çini; Şubat 2012)
 
Menengicin peşinde; en arkada Kapukaya...
(Nisan 2026)

Emiralem Boğazı'nda Süleymanlı yakınlarında; yeni hayat bulan taptaze bir menengiç fidanı
(Nisan 2026)
 
Ama sonraki yıllarda dağlarda dolaşırken aslında çitlembiğin karaağaçla akraba olan ve bazı yörelerde (örneğin Tire’de) çıtlık ismiyle bilinen ve çoğunlukla tarlaların kenarına çit bitkisi olarak dikilen bir ağaç olduğunu öğrendik. (1) 60 ila 70 civarında türü bulunan çitlembiğin Türkiye’de en bilinen türü celtis australis olarak adlandırılıyor. Menengiç ise, Latince ismiyle söylersek; pistacia terebinthus olarak ayrışıyor ve bu yazının konusu ağırlıklı olarak menengiç
 
Tire-Dereli sırtlarında bir çıtlık (çitlembik) ağacı
(Ahmet Tamer Arşivi)

Çıtlık meyvesi
(Ahmet Tamer Arşivi)

Menengiç meyvesi
(internet ortamı)

Menengiç hakkında…
 
Menengiç, bizim Batı Anadolu’da havaların ısınmasına paralel olarak Mart sonu, Nisan başı gibi ilk taze sürgünlerini verir. İlk önce çiçeklenir püskül püskül; daha sonra oralardan bu sürgünler baş verir usulca. Çoğunlukla tazeliğin filizi yeşili, giderek koyulaşır hatta yer yer hafiften kızıla doğru döner. Yaz sonlarında meyveleri yeşilken yavaş yavaş bordo-kırmızı arası bir renk alır. Olgunlaşıp sertleştiği son evresinde ise, çitlembik meyvesi giderek siyaha çalan koyu yeşil bir renge bürünür. Sert çekirdeği ile birlikte yemesi oldukça zordur; dişinizi kırabilirsiniz.
 
Foça Bağarası-Yeni Foça arasında; Kapukaya altında bir vadideyiz.
(Nisan 2026)

Foça kırsalında menengiçler arasında vadiye bakan kır evleri
(Nisan 2026)
 
Foça kırsalında menengiç hasadındayız.
(Nisan 2026)
 
Çocukluk yıllarında İzmir’in Hatay semtinde otururken bir kış günüydü; annem, bizim evin çaprazında bulunan ve tek katlı bahçeli bir evde oturan Memduha Teyzelerin evine götürmüştü beni de. Herhalde ilkokula yeni başlamış olmalıydım. Hava soğuktu, evde bir kömür sobası yanıyordu. Misafirliğin ilerleyen zamanlarında Mehduha Teyze, küçük siyah yuvarlak taneciklerle dolu bir tabak koydu ortaya. “Çitlembik yiyelim bari bu kış günü” dedi. Annem çitlembiğin meyvelerinin çok sert olduğunu ve dikkatli yemem gerektiğini söyledi. Ben çekindim yemeye; Memduha Teyze ise daha ilk çitlembikte tak diye bir sesle kırdı takma dişini. İlk çitlembiğin bendeki hatırası Mehduha Teyze’nin kırılan dişidir. O gün bugündür; çitlembiğin meyvesini asla yemem. Benim ilgi alanım, her zaman tazecik ilk sürgünleridir "çitlembiğin".
 
Taptaze menengiç sürgünleri
(Nisan 2026)

Menengiç ağacı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)
 
Aynı tepeden Corona günlerinde Foça Bağarası'na ve Balabantepe'ye doğru bakış
(Nisan 2020)
 
Güneydoğu seyahatlerinde menengiç kahvesi ile tanıştık sonraları; Diyarbakır’da, Elazığ’da, Mardin’de ve Gaziantep’te. Koyu yeşilden siyaha doğru renk almış meyveleri önce kavrulup kahve çekirdekleri gibi öğütülüyor. Daha sonra sütle birlikte pişirilen menengiç kahvesi, fincanda Türk kahvesi gibi servis ediliyor. İçimi oldukça hafif ve yaprağından çiğ meyvesine dek o kendine has tadı olduğu gibi kahvesine de yansımış. Sakız ağaçları ve Antep fıstığı ile de akraba olan menengiç ağacına birçok yörede ekonomik değeri göz önünde bulundurularak Antep fıstığı aşılanıyor. Bu uygulamayı bölgemizde Yunt Dağı’nda ve Karaburun Yarımadası’nda görmek mümkün. 
 
Bir menengicin dibindeki dostluk anı; Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Aynı menengiç ağacı; Kasım kızıllığında, Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Halk arasında küçük geyik otu ya da boncuk otu olarak anılan maydanozgillerden "tordylium apulum"; Foça kırsalında menengiçin peşinde...
(Nisan 2026)
 
"Çitlembiğin" peşinde...
 
Bu yıl yağmurlar boldu. Toprak suya açtı yıllardır. Kuraklıkla mücadele çiftçinin en büyük meselesi haline gelmişti Ege’de. Yıllar sonra Gediz Nehri, yatağından taşarak ovaları bastı bu yıl. Gerek Turgutlu ve gerekse Menemen ile Foça Gerenköy civarında bütün tarlalar uzun süre sular altında kaldı. Yakın zamanlarda pek rastladığımız manzaralar değildi gördüklerimiz. Rahmetli babam anlatırdı; 1942 kışı çok soğuk geçiyordu. Bütün ağaçlar soğuktan dondular. Uzun süre kar yağdı Menemen’e. Gediz Nehri yağışlar nedeniyle taştı. Tüm Menemen ovasını sel bastı. Sular Fadıl’ın Kahvesi’ne ve Hükümet Konağı’nın bugünkü bulunduğu alana kadar gelip dayanmıştı. Şehrin içinde bir yerden bir yere gitmek için sokaklarda kayıklar kullanılıyordu. Sonraki yıllarda Gediz’in taşkınlarının bir daha Menemen’i tehdit etmemesi amacıyla Gediz ile Menemen arasına Pekendi diye anılan bir set yapıldı. Ondan sonra da bir daha Menemen’i sel basmadı. Bu yılki yağmurla gelen sular aynı şekilde uzun süre ovayı esir aldı ve çekilmedi. Bu manzara da bana rahmetli babamın anlattıklarını hatırlattı.
 
Maltepe köprüsünden Gerenköy'e doğru geçerken Gediz'e baktık.
(Şubat 2026)
 
Bademler çiçekte, tarlalar Gediz'in taşkın suları altında..
(Şubat 2026)
 
Gerenköy'den Menemen'e doğru; tarlaları Gediz ele geçirmiş.
(Şubat 2026)
 
Şubat ayındaki bereketli yağmurların ardından gelen bahar doğayı fişekledi bir anda. Yeni hayatın filizlendiği coğrafyamızda biz de bugün menengicin taze sürgünlerinin izini sürdük Foça kırsalında. Hava yine kapalıydı; aralıklarla atıştıran yağmur menengiç filizlerini toplamamıza tabii ki engel değildi. Bağarası’nı geçtikten sonra Bağarası Göleti’ne doğru saptık. Göletin kıyısı boyunca kır evlerinin ve bahçelerin arasından geçtik. Yeni Bağarası-Yeni Foça asfaltı hemen doğu yönünde yer almaktaydı. Önümüzde hardalların sarıya boyadığı çayırlar uzanıyordu göz alabildiğine. İleride birkaç inek kaygısızca otluyordu. Bir kayaya tutunmuş dev bir menengicin yanından geçtik. Daha önceki yıllarda Foça-Erkeçler Mevkii’nden başlayarak yürüdüğümüz ve eski bir Rum kilisesinin kalıntılarının bulunduğu Kapukaya kütlesini kuzey yönünden gören tepeliğe doğru tırmandık. Burada sağlı sollu kır evlerinin arasından geçerek her yıl çitlembik zamanı uğradığımız ağaçların yanına dek yürüdük. Hava hafif hafif yağmur atıştırıyordu. Ama bizim gözümüz çitlembik sürgünlerindeydi.
 
Bağarası Göleti
(Nisan 2020)
 
Armutlar çiçeğe durmuş.
(Nisan 2026)

Zeytinin ardında sapsarı çayırlar
(Nisan 2026)
 
Bahçe duvarlarından sokağa doğru sarkan mor salkımlar coşmuştu. Ortalık ıpıssızdı; uzaklardan hızar sesleri geliyordu. Belli ki hala budama yapanlar vardı. Solumuzdaki derin vadi Kapukaya kütlesine dek yemyeşil bir çayırlık halinde uzanmaktaydı. Vadiye doğru alçalan bayıra tutunmuş menengiçlerin arasına daldık. Ağacın taptaze sürgünleri çıtır çıtır kırılıyordu. Birkaç torba topladık.
 
Sokaklara doğru sarkan mor salkımlar
(Nisan 2026)
 
Orlayalar ve engerek otları
(Nisan 2026)

Engerek otlarının çiçekleri; yakından...
(Nisan 2026)

Orlayalar
(Nisan 2026)
 
Beyaz papatyalar
(Nisan 2026)
 
Karahindibalar ya da radikalar
(Nisan 2026)
 
Yemyeşil çayırın içinden bir sürü hayat uyanmıştı sanki; göz alıcı renkleriyle. Mor renkli engerek otları, bembeyaz papatyalar, sarı karahindibalar ve küçük şemsiyeleri andıran beyaz çiçekleriyle orlayalar, vadiye doğru alçalan sırtta ise sapsarı hardallar; hepsi insanın içindeki yaşama sevincini besleyen birer kışkırtıcı gibiydiler. O menengiçten bu menengice hevesle geçişlerimiz bir süre daha devam etti. Zaman zaman yağmur çiselese de hasadımızı etkilemedi. Yeterince toplamıştık. Bir kısmını hemen haşlayıp salata yaparsak, geri kalanını da derin dondurucuya koyarak daha sonraki zamanlarda tüketebilirdik.
 
Menengiç hasadı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)

Çiçek ve yaprak bir arada; menengiç ağacında...
(Nisan 2026)

Menengiçler arasında...
(Nisan 2026)

Menengiç Salatası; yalın bir tat… 
 
Menengiç salatası, gerçekten çok basit ve hoş bir yiyecek. Menengicin körpe sürgünleri, fazla haşlamaya gelmez; yoksa lime lime olur ve sonuçta salata da pek bir şeye benzemez. Az ve yeterince haşlanmış menengiç yaprakları, suyundan süzüldükten sonra bir kaba konur. Menengicin sihirli lezzetinin karıştığı suyu asla atılmaz. Bir miktarı salata sosuna karıştırılır; kalanı ise soğutularak hoş bir içecek şeklinde tüketilebilir. Ayrı bir kapta ise; bol zeytinyağı, taze sıkılmış limon suyu ve dövülmüş birkaç diş sarımsak iyice karıştırılarak salata sosu haline getirilir. İçine menengicin yapraklarının haşlanması sürecinde elde edilen suyundan bir miktar eklenerek sos iyice özetilir. Bundan sonraki son aşama, sosun dirice haşlanmış menengiç yapraklarıyla buluşturulması aşamasıdır. Salatanın sosla hemhal olması için bir süre buzdolabında tutulmasında yarar vardır. Buzdolabında yeterince bekleyen menengiç salatası, bir dost meclisinin keyifli bir eşlikçisi olarak artık sofraya konmaya hazırdır. Menengicin yendikten sonra üzerine içilen bir bardak suyun tadı ise, sanki şerbet içmişsiniz hissini verir ağızlarda. Anlatılmaz bir lezzettir.
 
Doğadan sofraya; menengiçin çiçekleri ve taze sürgünleri bir arada...
(Mart 2025)
 
Menengiç salatası
(Nisan 2026)

Dipnotlar:

(1)   Tire'nin sırtını dayadığı Güme Dağı'nın eteklerinde ve dağdaki Cambazlı köyüne doğru tırmanan bir yolun başında Hafsa Hatun Külliyesi yer alır. Hafsa Hatun, Aydınoğulları beylerinden İsa Bey'in kızıdır. Yıldırım Beyazıt, diğer bazı Anadolu Beyliklerinin evlilikler yoluyla ele geçirilmesi sürecinde aynı yöntemi Aydınoğulları üzerinde de uygular. İsa Bey'in kızı Hafsa Hatun'u kendine eş olarak alır. İşte yukarıda yer alan tekerleme Hafsa Hatun ile çıtlık ağacı hakkında yüzlerce yıldır Tire coğrafyasında söylene gelir.
(2) Tire'de çıtlık ya da çitlembik ağacının öyküsü ile ilgili olarak bkz.
        https://dagakactim.blogspot.com/2019/11/derelide-sonbahar.html 
(3) Fotoğraflar, belirlenenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

 

28 Temmuz 2025 Pazartesi

YAMANLAR DAĞI’NIN KUZEY YÜZÜNDE…



ALANİÇİ KÖYÜNDEN KARAGÖL’E YÜRÜDÜK.
 
18 Nisan 2025
 
Giriş
 
Bugün Yamanlar Dağı'nın Menemen Ovası'na ve Emiralem Boğazı'na bakan arka dünyasındaki köylerden başlayarak dağın kuzey yüzünde yürüdük. Baharın doğaya yeniden can verdiği bir zaman diliminde Emiralem'i geçtikten sonra Alaniçi köyüne doğru dağa saptık. İlkin son yıllarda yapılmış gösterişli kır evleriyle dikkat çeken Beyköy'e, daha sonra da Alaniçi köyünün yakınlarına ulaştık. Dağa yönelen bir toprak yoldan biraz arabayla ilerleyip kızılçam ormanının başladığı bir şosenin kıyısına arabayı bıraktık. Buradan başlayan yürüyüşümüz Karagöl mesire yerine dek sürdü. Sabah 10.30 civarında başladığımız yürüyüşümüzü Alaniçi köyü yakınlarındaki bir göletin başında saat 17.30’da sonlandırdık. Hava gün boyu oldukça sıcaktı; orman yolundan ulaştığımız Karagöl’de ve yol boyunca mevcut kır çeşmelerinden bol bol su ikmali yaptık yürüyüş boyunca. Yamanlar Dağı’nın kuzey yüzü iklimsel özellikleri nedeniyle bitki örtüsü açısından daha zengin… Gün boyu bunun keyfini fazlasıyla çıkardık. Şimdi yürüyüşün hikayesine geçelim.
 
Yamanlar Dağı'nın eteklerinden Emiralem Boğazı'na bakış; en arkada Dumanlı Dağ, onun önünde Gediz Irmağı ve Ayvacık köyü...
(Nisan 2025)

Dağa Kaçtım gezginleri; Alaniçi'nden Karagöl'e doğru yürüyüşün başlarında...
(MYC; Nisan 2025)
 
Söğütlerin dibinde, Karagöl'ün dinginliğinde...
(Nisan 2025)
 
Sabah vakti Emiralem Boğazı’ndan geçerken…
 
Emiralem Boğazı, iki çöküntü alanını; Menemen Ovası’yla Manisa Ovası’nı birbirine bağlar. İki volkanik oluşum; kuzeyden Dumanlı Dağ, güneyden ise Yamanlar Dağı’nın sınırladığı bu vadide binlerce yıldır doğudan batıya doğru Gediz (İlkçağ’da Hermos olarak anılırdı) ırmağı akar. Bizans döneminde Mainemenos olarak anılan Menemen ovasında dinlenen Gediz, Geç Osmanlı Döneminde (19.yy.ın ikinci yarısında) yatağı değiştirilerek akışının yönlendirildiği yeni yatağının en ucunda yer alan Maltepe yakınlarında delta yaparak Ege Denizi’ne kavuşur.
 
 Yürüyüşün başında Alaniçi sırtlarından Emiralem Boğazı'nın görünümü; havada su buharı yoğun...
(Nisan 2025)
 
Maltepe önlerinde Gediz Deltası'nda; balıkçı kulübeleri arasında...
(Nisan 2015)
 
Gediz Deltası'nda flamingolar...
(Nisan 2015)
 
M.Ö. 7.yy. civarında Yamanlar Dağı’nın sırtlarında barınan Aiol yerleşimleri, Yamanlar Dağı’nın Körfez’e egemen; bir anlamda bu stratejik konumu itibariyle hafızalarda yer etmiş Kimmer akınlarının kötücül etkisine karşı Smryna’yı kollayan birer ileri karakol durumundaydılar. M.Ö. 6.yy. da Tepekule Smyrna’sının yakılıp yıkılmasıyla sonlanan Pers istilası sonrasında Yamanlar Dağı’nın iki yakasında yine savunma ve gözetleme amaçlı küçük kaleler ve yerleşimler bulunmaktaydı. Dağın kuzey yüzündeki Emiralem’e (Herakleia) bakan Gökkaya’daki Melanpagos(1), güney yüzüne bakan Mormonda köyleri(2), Sancaklı köyünün üstünde yer alan Sancaklı Kalesi(3), şimdi Karşıyaka’ya tepeden bakan İzmir’in Akropolü Büyük Kale(4), Doğançay’ın yukarılarında Çobanpınarı, Yamanlar-Karagöl yolunda gömüye kaplı Örnekköy Mezarlığı’nın hemen alt düzleminde yer alan Yamanlar Yolu Kalesi ve bugünkü Gümüşpala-Bayraklı geçişinde kıyıdaki İzmir-Çanakkale karayolunu tarayan Felswarte (Nezaret Yeri)(4) bunların bazılarını oluşturuyor.
 
Sancaklı Kalesi Kayalığı
(Şubat 2012)

Sancaklı Kalesi; kuzey batı duvarı...
(Şubat 2012)
 
Emiralem üzerinde Yamanlar Dağı'nın kuzey yüzünde yer alan Aiol yerleşimi Gökkaya ya da Melanpagos...
(Aydın Aydemir; Nisan 2014)

Melanpagos'da bir Hellenistik duvar parçası
(Aydın Aydemir; Nisan 2014)
 
Bugün Emiralem’den sonra Değirmendere’nin kupkuru yatağını aşıp Ayvacık’a doğru ilerlerken, kuzey yönünde yolun hemen kıyısında bir yalçın kayalık yükselir. Zaten kendisi doğal bir kale konumunda olan bu kayalık Herakleia yerleşimidir. Emiralem kasabasının güney karşısındaki Emiralem Deresi’nin bulunduğu vadinin girişinde ise, Eski Emiralem köyü bulunur. Bu köyü 14.yy.ın ikinci yarısında bölgeye gelen Yörük-Türkmen aşiretlerinin kurduğu söyleniyor. Bu anlamda Eski Emiralem köyünün Saruhanoğulları Beyliği’nin Dumanlı Dağ’ın batı yüzünde yer alan kuruluşunun da Neonteikhos (Kayacık Kalesi) üzerinden Menemen’e doğru ilerleyişi ile zamandaş bir girişim olduğu söylenebilir.
 
Eski Emiralem köyü ve camisi
(Aydın Aydemir; Nisan 2015)

Yanıkköy üstündeki Neonteikhos ya da Kayacık Kalesi
(Mart 2021)
 
Yanıkköy'den Neonteikhos'a giden İlkçağ'dan kalma döşeme yol; aşağıda Yanıkköy...
(Mart 2021)
 
Emiralem’i geçer geçmez Yamanlar Dağı’na doğru yükselen Değirmendere Vadisi’ne girdik. Değirmendere’yi üzerindeki bir köprüyü kullanarak aştık. Bir süre sonra Yamanlar Dağı’nın kuzey eteklerinde yer alan Alaniçi köyüne doğru tırmanmaya başladık. Önce beş-on evden oluşan Beyköy’e, daha sonra ise Alaniçi köyünün yakınlarındaki bir göletin civarına ulaştık. Buradan itibaren köyün içine doğru ilerleyen asfalt yoldan ayrılarak ormana doğru yöneldik. Kızılçamların başladığı uygun bir yerde arabayı bıraktıktan sonra kızılçamlar içinden ilerleyen bir orman yolundan tırmanışa başladık.
 
Solda Beyköy; boğazda Ayvacık'ın silueti...
(Nisan 2025)
 
Yolun başında; ardımızda Alaniçi köyü...
(Nisan 2025)

Yamanlar Dağı'na vurmadan önce; Dağa Kaçtım gezginleri kızılçam ormanının girişinde...

Alaniçi’nden Karagöl’e…
 
İlkin yayla kıvamında bir düzlükte eski bir Yörük mezarlığı çıktı karşımıza. Bu mezarlık ve çadır kurmaya müsait geniş otların bulunduğu düzlük bir dönem buralarda hayvanlarının pesinde dağlarda dolaşan konar göçer Yörük obalarını getirdi aklımıza. 18.yy.dan başlayarak Osmanlı'nın yerleşik hayata zorladığı konargöçer Yörükler 19.yy.dan itibaren Emiralem Boğazı'na bakan Alaniçi, Göktepe, Ayvacık, Bağcılar ve Çaltı gibi köylere yerleştiler.
 
Kızılçamlar arasından oldukça konforlu bir orman yolundan bir süre yürüdük.
(Nisan 2025)
 
Yaylada bir Yörük mezarlığına rastladık.
(Nisan 2025)

Mezarlığı dikkate alırsak, bu düzlük bir dönem konargöçer Türkmenlerin hayvanlarını otlamak amacıyla obalarını kurdukları alanlardan biri olmalıydı.
(Nisan 2025)

Karahindibaların sarısına boyanmış düzlükler
(Nisan 2025)
 
Yaylada çilek tarlaları
(Nisan 2025)
 
Bir kısmı karahindibalardan oluşan sapsarı halıyı andıran düzlüğün bir kısmı çitlerle çevrilerek çilek tarlasına dönüştürülmüştü. Biraz ileride bir yangın göletinin yakınlarında bir koyun sürüsü kaygısızca otluyordu. Güneye doğru yönelen bir orman yolunu takip ederek yayladan ayrıldık. Hava bugün oldukça sıcaktı. Doğa tamamen uyanmıştı. Yükseklerde kızlar elması ve ahlatlar hala çiçekteydi. Her yer yemyeşil elbiselerini kuşanmıştı doğada. Sapsarı karahindibalar, sarı ve dev gibi çiçekleriyle kaplan otları, bembeyaz papatyalar, çamların her yeri polene boyamış çiçekleri, kedi otları, asırlık çınar ağaçlarıyla kaplı pastoral vadiler, yer yer kireç taşından dev kayalıklar yürüyüş boyunca ilgimizi çeken unsurlardı. Uzaktan Melanpagos’un konumlandığı Gökkaya’ya tanıklık ettik.
 
Yaylada bir koyun sürüsü kaygısızca otluyordu.
(Nisan 2025)

Karahindibalar
(Nisan 2025)

Akyıldızlar
(Nisan 2025)

Kaplan otları
(Nisan 2025)

Kızılçamlar çiçekte...
(Nisan 2025)

Karagöl yolundan Gökkaya'ya bakış
(Nisan 2025)
 
Volkanik bir yükselti olan Yamanlar Dağı’nın krater ağzı, deniz tarafından bakanlar için zirveye göre merkezden oldukça kaçıktır. Sıra dışı bir şekilde zirvede olması beklenen volkanın konisi, Yamanlar Dağı’nın güney yüzünde; doğu-batı doğrultulu ve Karşıyaka’ya doğru alçalan, hilal formundaki bir sırtta yer alır. Bundan dolayı da aslında bir heyelan gölü olan Karagöl, çoğunlukla yanlış olarak; Yamanlar Dağı’nın krater ağzı olarak bilinir.
 
Karagöl'e doğru...
(Nisan 2025)

Papatyalar; baharın simgesi...
(Nisan 2025)

Çınarlar henüz uyanmamıştı.
(Nisan 2025)

Ahlata armut aşılamışlardı. şimdi benbeyaz çiçek zamanı...
(Nisan 2025)

Sık kızılçamların yanından geçtik.
(Nisan 2025)
 
Karagöl’de…
 
Uzun süre kızılçamların içinden ilerleyen bir orman yolundan yürüdük. Volkanik bir yapı hakimdi çevremize. Üzeri yosun kaplı andezit kayalar her yana saçılmıştı. Derin vadiler, yalçın kayalıklar ve çınarlarla kaplı dere yataklarının kıyısından geçtik. 2 saatlik bir tırmanış sonrası Karagöl mesire yerine ulaştık. Orman Genel Müdürlüğü'nden ihale ile işletim hakkını alan bir firma bilet kesiyordu; dağcı olmamızı söylememize ve daha önceki girişlerde ücret ödemediğimizi belirtmemize rağmen ısrar ettiler. Adam başı yaya giriş ücreti 45 lira imiş; makbuz karşılığı ücreti verdik sonunda. Araç giriş ise 130 lira...
 
Karagöl yakınlarındayız.
(Nisan 2025)

Muhteşem bir yoldan Karagöl'e yürüyoruz.
(Nisan 2025)

Karagöl mesire yerini işleten firmaya ait restorana doğru yürüyoruz.
(Nisan 2025)
 
Karagöl'ün kıyısındayız.
(Nisan 2025)
 
Kıyıda söğütler ve Karagöl...
(Nisan 2025)
 
Huzurun adı; Karagöl; elbette hafta içi...
(Nisan 2025)
  
Karagöl, bir çöküntü sonrası bir dere yatağının önünün kesilerek kapanması sonrası oluşmuş bir set gölü aslında. Suyun bu havzaya katkısı benzersiz nitelikte... Cumhuriyetin erken dönemlerinde gerek Karagöl ve gerekse daha aşağılardaki eski sanatoryumun civarında bulunan dinlenme kampı sıcak yaz günlerinde Karşıyakalıların serinlemesi için bir kaçamak mekanına dönüşmüş uzun yıllar.(5) Sanatoryumun ve çevresindeki tesislerin giderek birer yıkıntıya dönüşmesi zamanla Karagöl’ün Karşıyakalılar için önemini artırmış olmalı. Ama artık Karagöl de 1980 sonrası özelleştirme politikalarından nasibini alarak halkın çıkarının ön planda tutulduğu bir kamusal mekân olmaktan çıkmış görünüyor.
 
Karagöl'e panoromik bakış
(Nisan 2025)

Karagöl'de söğütlerin altında kurulanan bir karabatak
(Nisan 2025)

Ördekler, Karagöl'ün yemyeşil sularında aheste aheste yüzüyorlardı.
(Nisan 2025)
 
Karagöl'de karabatağın kurulanma sefası
(Nisan 2025)
 
Ancak yine de piknikçilerin yükünü göğüslemek kolay olmasa gerek. Bu mesireliği işleten özel firma küçük bir restoran yapmış; gelenlerin buradan da yararlanması mümkün… Karagöl'ün çöpünü Menemen Belediyesi topluyor; o belediyenin sınırları içinde olduğunu da Menemen Belediyesi'nin çöp konteynırlarını görünce anladık. Göl kıyısına ulaşmıştık artık. Piknik masalarından birinde yemeğimizi yedik ve 1,5 saat kadar burada dinlendik. Ormanın yeşili suya vurmuştu sanki. Etraf oldukça sessizdi. Kıyıdaki salkım söğütler suya doğru eğmişti dallarını. Gölde kaygısızca dolanan birkaç ördek ve kanatlarını kurutan bir karabatak vardı. 14.30 civarı gölden ayrılıp farklı bir rotadan yeniden dönüş yoluna koyulduk.
 
Karagöl'de gezginlerin kahve keyfi...
(Nisan 2025)

Karagöl ördekleri...
(Nisan 2025)

Gölün içinde hayat bulmuş söğütler
(Nisan 2025)

Karagöl'e veda...
(MYC; Nisan 2025)
 
Karagöl'den ayrıldıktan sonra bir süre gölün üst düzleminden Karşıyaka yönünde yürüdük.
(Nisan 2025)
 
Karagöl’den Alaniçi’ne…
 
Dönüş yolunda da çeşme başlarında oyalandık. Hava sıcaklığı yüksek olunca su ihtiyacı da doğal olarak fazla oluyor. Bereket Yamanlar Dağı su yönünden oldukça zengindir. Dönüş yolunda yeterince kır çeşmesi vardı. Köye yaklaşırken yol üzerinde gördüğümüz dağ başına çekili bir enerji hattı dikkat çekiciydi. Orman yolunun burada genişletilmiş ve bunun için kayalık topografyanın yer değiştirmiş olması da ileriye dönük bir tasarrufun işaretleri gibiydi.
 
Dönüş yolunda bol miktarda kaplan otuna ve onların sarı çiçeklerine rastladık.
(Nisan 2025)

Papatyagillerden kaplan otu çiçeği; yakından...
(Nisan 2025)

Ahlat çiçekleri
(Nisan 2025)

Gezginler, dönüş yolunda...
(Nisan 2025)

Gezginlerin bir kır çeşmesinde su molası
(Nisan 2025)


Dönüş yolunda Gökkaya'yı bir kez daha uzaktan selamladık.
(Nisan 2025)
 
Saat 17.20 gibi dura kalka yürüyüşü Alaniçi köyünde tamamladık. Köyün üstündeki bir göletin kıyısında kısa bir dinlenme molası sonrası Alaniçi köyünden ayrıldık Toplamda yaklaşık 14 km kadar yürümüş, dağda 10.30'da başladığımız yürüyüşümüzü 17.30 civarında tamamlamıştık. Bu süreye bütün dinlenmeler ve molalar da dahildi. Şimdi İzmir’e dönme vaktiydi. Yine geldiğimiz gibi Emiralem Boğazı’nı kullanarak Menemen üzerinden İzmir’e doğru yola çıktık.
 
Çınarlarla kaplı bir sel yatağı
(Nisan 2025)
 
Alaniçi'ne yaklaşırken yolda arı kovanlarına rastladık.
(Nisan 2025)
 
Yolumuz bir anda genişledi; büyük taşıyıcıların geçmesine imkan taşıyacak nitelikteydi yolun bu bölümü.
(Nisan 2025)

Kedi otları
(Nisan 2025)

Arazide inekler otluyordu.
(Nisan 2025)

Alaniçi yakınlarındaki gölet
(Nisan 2025)

Gölet başındaki gezginlerin akşam keyfi
(Nisan 2025)
 
Dipnotlar:
(4)  Karşıyaka üstünde İzmir’in ileri karakolları yazısı için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2013/12/normal-0-21-false-false-false-tr-x-none.html
(5)  Eski Yamanlar verem sanatoryumu hikayeleri için bkz. https://dagakactim.blogspot.com/2016/12/yamanlar-daginda-dolasirken.html
(6)  Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC