Pers etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pers etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2023 Salı

YUKARI MEZOPOTAMYA’DA; KADİM TOPRAKLARDA-1

ĞURS VADİSİ’NDE…
30 Mayıs  2023
İbrahim Fidanoğlu
Giriş
 
Yukarı Mezopotamya, Dicle ve Fırat’ın binlerce yıldır bıkıp usanmadan suladığı bereketli topraklara doğru ılımlı bir şekilde alçaldığı bir coğrafyayı tanımlar. Göz alabildiğine ova; ne sınır tanır, ne de zaman… Evet; Dicle ve Fırat, binlerce yıldır bu kadim topraklarda belki hayatın kaynağıdır; her şeyin doğduğu yerdir belki orası. Ama belki de bundan kaynaklanan nedenlerden ötürü, zaman zaman kanla sulanmıştır; uygarlık beşiği Mezopotamya toprakları…
 
Ğurs Vadisi; suyun hayat verdiği topraklar; en arkada minaresi ile dikkat çeken Kocalar köyü...
(https://mardinhaber.com.tr/haber/9615746/colde-bir-veha-yesil-gurs-vadisi)
 
Kocalar düzleminden Ğurs Vadisi'nin panoromik görünümü
(Mayıs 2023)

Ğurs Vadisi'nde; önde deve dikenleri, ardında yamaçtaki Kocalar köyü
 (Mayıs 2023)
 
Anadolu yarımadasından Mezopotamya’ya ulaşan stratejik geçiş yolları üzerinde yer alan Kızıltepe’den başlayarak, Cizre’ye; oradan Roma’nın Perslerle sınırında yer alan Dara, Marin, Ğurs ve Nisibis (Nusaybin) garnizon yerleşimlerine; oradan Mezopotamya’nın kapısı diyebileceğimiz ve binlerce yıldır Dicle’nin koynunda yatan Cizre’ye; sonra oradan yukarılara; yakın tarihimizde haber ajanslarının malzemesi; Gabar ve Cudi Dağları arasından Kasrik Boğazı yoluyla Botan Vadisi’ne; bir dağın başında Roma’nın garnizon yerleşimi geleneğini günümüzde sürdüren acı yüklü kapkara Şırnak’a; Siirt’e ve daha ötelere; sulara ve dağlara bakarak yol aldık başka hikâyelere; insan hikâyelerine doğru…
 
Ğurs Vadisi'ne girerken...
(Mayıs 2023)
 
Kızıltepe’den Ğurs Vadisi’ne
 
Ova, plato ve dağ; üçlü bir topografik sorunsalın çevresinde şekillenen bir coğrafyadayız. Ortaokul coğrafya kitaplarından hatırladığımız 1919 rakımlı Güneydoğu’nun volkanik tepesi Karacadağ’ın eteklerinden Mezopotamya’ya doğru alçalan topografya, Mezopotamya düzlüklerinde soluklanır. Burası öyle uçsuz bucaksız bir diyardır ki; uçaktan alçalırken sınırı belirsiz hububat ekili arazilerin üzerinde dalıp gider yolcu sararmış ekinlere; yan yana dizili dairesel sulama yapılan tarlalara. Sanki sürreal bir resim gibidir Yukarı Mezopotamya; uçaklar alçalırken Mardin-Kızıltepe havaalanına doğru…
 
  
Mardin-Kızıltepe havaalanına inerken göz alabildiğine uzanan Mezopotamya düzlükleri
(Mayıs 2023)
 
Ğurs Vadisi'nde şelale ve hemen yakınında tarım yapılan bahçeler
(https://www.aa.com.tr/tr/yasam/mardinin-sakli-guzelligi-gurs-vadisi/1554080)
 
Roma ve bu topraklardaki halefi Bizans İmparatorluğu’nun Pers-Sasani İmparatorlukları ile doğu sınırını oluşturan yerleşimlerden bazıları bugünkü Mardin ilinin sınırları içinde yer alır. Bunlardan günümüze en iyi durumda ulaşmış olanlardan biri Nusaybin’den ötedeki Dara garnizon yerleşimidir. Yukarıda isimleri sayılı Marin (Marde), Ğurs ve Nisibis de bu yerleşimlerden diğer dikkati çekenleridir.
 
Ğurs Vadisi; evlerin dili olsa...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Ğurs Vadisi ve bahçeler
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Bir garnizon yerleşimi olarak Ğurs Vadisi
 
Ğurs Vadisi yerleşimlerinin İ.S. 395 yılındaki Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları’nın ayrışması sonrasında, Arnavut asıllı Bizans İmparatoru I.Anastasius’un İ.S. 440 yıllarında Sasaniler ile yaptığı Anastasya Savaşı’nda karşılaşılan güçlükler ve elde edilemeyen tatminkâr sonuçlar nedeniyle Doğu Roma’nın Sasanilerle sınırının tahkim edilmesi ve Roma garnizon kentlerinin oluşturulmasına karar vermesiyle ortaya çıktığı sanılmaktadır. Dara yerleşiminin de bu karardan sonra bir garnizon kent olarak inşa edildiği belirtiliyor.(2)
 
Ğurs Vadisi'ne doğru
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Ğurs Vadisi yerleşimlerinden Kocalar köyü; ıssız köy...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
I. Anastasius dönemi sikkelerinden...
(Kaynak: Vikipedia)
 
I.Anastasius döneminde Dara ve Ğurs garnizon yerleşimlerine “metropolis” statüsü verilmiş ve Mezopotamya bölgesinin yönetim merkezi haline getirilmiş. İmparator Justinianus (527–565) döneminde Ğurs Vadisi’nde I.Anastasius tarafından yaptırılan kent surları onarılmış ve eklemeler yapılmış; sarnıçlar inşa edilmiş. Askeri bir üs olarak kurulan Ğurs garnizon yerleşimleri, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırında savunma amaçlı kurulmuş şehir ve askeri kalelerin oluşturduğu “limes”(surlarla tahkim edilmiş güçlü sınır yerleşmeleri) zincirinin içinde bulunuyordu. Ğurs garnizon yerleşiminde kent surları, iç kale, burçlar ve hendekler gibi savunma yapılarıyla günlük su temininde hayati önem taşıyan su sistemleri yer almaktaydı. Garnizon yerleşimleri için savunma stratejilerinin önemli bir parçası olan su yapıları, Sasanilerin uzun süren kuşatma dönemlerinde kente sığınan ordunun daha uzun süre direnebilmesinde etkili olmaktaydı.

Ğurs Vadisi'nde deve dikenlerinin tam göbeğinde...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)

Ebruli gezginleri, Ğurs Vadisi yamaçlarında tetkik esnasında...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
  
Ğurs Vadisi'nde ışık oyunları
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)

Dara ve Ğurs Vadisi garnizonları, İ.S. 530 yılında Sasani ordusu tarafından kuşatılmış, ancak ele geçirilememiş. Sonraki dönemlerde Sasani ve Doğu Roma güçleri arasında el değiştiren kent, İ.S. 639’da Arap egemenliğine girdikten sonra askeri önemini yitirmiş. 13. yüzyıl ortalarına kadar dini bir merkez olarak varlığını sürdüren kent, bu tarihten sonra küçülerek kırsal bir yerleşim haline gelmiş.
 
Ğurs Vadisi'nin tabanında; eski köprüye doğru...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Ğurs Vadisi; zamanda yolculuk
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Ğurs Vadisi’nin içinde
 
Ğurs Vadisi’ne bugün Kızıltepe’den Mardin’e giden karayolunu takip ederek ulaştık. Kızıltepe’nin kuzeyinde ve yaklaşık 7 km kadar uzaklıkta bulunan vadi, buralarda yaza ulaşmadan sararan Mezopotamya’nın sarı sıcak görüntüsünden farklı bir manzara sunuyor ziyaretçisine. Ana yoldan ayrıldıktan sonra giderek yükselen ve birbirinin üzerinden vadinin derinliklerine doğru kayacakmış izlenimi veren kayaç tabakalarının arasından ilerleyen bir tali asfalt yol, bizi ilk anda terk edilmiş izlenimi veren sapsarı bir köye ulaştırıyor. Köyün girişinde yine Mardin taşından yapılmış bir hayrat çeşmesi karşılıyor bizleri. Vadi tabanı boyunca içerlere doğru uzanan yemyeşil bir vaha var aşağılarda. Ağaçların arasından güneye doğru akan yemyeşil suyu görüyoruz yukarılardan.
 
Ğurs Vadisi; Kocalar köyüne yaklaşırken...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)

Kocalar köyünün ayakta kalmış ve demir parmaklıklı pencereleri ile dikkat çeken nadir evlerinden biri...
(Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Ğurs Vadisinden geldiğimiz Kızıltepe yönüne ve Mezopotamya topraklarına bakış
 (Mayıs 2023; Ebruli Arşivi)
 
Vadiye doğru inen patikanın kıyısı boyunca beyaz hatmiler boy vermiş. Hafif rüzgârdan kırılacak gibi boyunları. Köyün girişinde Kocalar levhası var; Heci Feris diyorlar köyün ismi için. Daha ileride Karaman ya da Hemziyan, Yukarı Ğurs (yani Xursa Nave); bu şekilde 6 km kadar kuzeye ve kuzey doğuya doğru giren vadide 12 köy; mağaralar, Roma ve Bizans döneminden kalma izler; vadinin dibinde ise derenin iki yakasına serpilmiş bir hayat; onun belirtisi yemyeşil bahçeler, ağaçların gölgesinde sıcağa karşılayan durmamacasına akan bir dere; hem de ne dere…
 
Kocalar köyüne girerken vadinin içinde dikkat çekici büyüklükte yapı kalıntıları; acaba manastır mı?
(Mayıs 2023)
 
Kocalar köyünün girişindeki hayrat çeşmesi
(Mayıs 2023)
 
Ğurs Vadisi'nde; manastıra benzettiğimiz yapılar; deve dikenlerinin ardında...
(Mayıs 2023)

Vadinin girişinden itibaren köylerin mevcut isimleri ile ilgili olarak şu bilgiler(1) mevcut; Ziyaret (Kürtçe’de Şeyh Tacettin; türbesi bulunan şeyhin Habeş asıllı olduğu rivayet ediliyormuş; 16.yy.da ise Harzem; Kürt-Arap köyü), Sancarlı (1928-Serikürri; Kürtçe’de Tepebaşı anlamına geliyormuş), Kocalar (Heci Feris; Kürtçe-1928), Karaman (Hemziyan; Hamzalar-1928; Arap köyü), Alipaşa (1928-Arap köyü), Tuzla (1928-Melho Ğurs; Süryanice’de melho qurşotabak tuzlası” anlamında), Yüceli (1928-Ğursi Evsat-Orta Ğurs; Arapça’da orta tabak anlamında; 16.yy. tahrir defterlerinde Kurs-i Ala, Kurs-i Evsat ve Kurs-i Edna (Yukarı, Orta, Aşağı Ğurs olmak üzere üç köydür. Halkı Arapça ve Kürtçe konuşur), Ayaz (Çelebiyan-1928; Kürtçe-Türkçe), biraz doğuda Soğanlı (1946-Hubbazı; 1957-Hubas), Uluköy (1928-Üzeyir; Kürt-Arap yerleşimi), Erdem (Meşkinan-Kürtçe) ve Yedikardeş (1928-Heftxohan; Kürtçe’de yedi kız kardeş anlamında)…
 
Kocalar köyünün sakinlerinden biri, bizi duvarın üzerinden izlemekte.
(Mayıs 2023)
 
Mayıs gölgesinde; Kocalar'ın yıkıntıları arasında...
(Mayıs 2023)

Ğurs Vadisi'nin beyaz hatmileri
(Mayıs 2023)
 
Evlerin çoğu harap vaziyette… Anlatılanlara göre buralarda geçmişte çoğunlukla Süryaniler, yaşamışlar. Kısmen de Ermeniler… Şimdi onlardan pek bir haber yok. Kimi evlerden hayat belirtisi olduğunu hissettiren sesler geliyor derinlerden. Bulunduğumuz noktadan Kızıltepe’nin evleri görülüyor; puslu bir havada beyaz bir kütle gibi görünüyor uzaktan Kızıltepe
 
Kocalar'ın kocamış evleri; çatı çökmüş; duvarlar yıkılmış. İnsanlar yok. Burası Ğurs Vadisi...
(Mayıs 2023)
 
Hatmilerin ardında Kocalar Camii; sanki tek ayakta kalan o...
(Mayıs 2023)
 
Suya doğru bakış; Ğurs'un yamaçlarından aşağılara doğru...
(Mayıs 2023)
 
Vadinin girişinde hemen derenin üst düzleminde bir kompleks şeklinde bina yıkıntıları uzanıyor. Tütmeyen ocaklar görünüyor, kemerli nişler dikkatimizi çekiyor yıkık duvarlarında; hızla geçerken yukarılardan. Acaba bir manastır kalıntısı mı, bir dini yapı mı; anlaşılamıyor. Ama ev olmadığı kesin; çünkü dikdörtgen formatlı ve çok büyük.
 
Deve dikenlerinin ardında mağaralar...
(Mayıs 2023)
 
Derenin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprü
(Mayıs 2023)
 
Hatmilerin coşkusu; Ğurs Vadisi'nde...
(Mayıs 2023)
 
Köyün vadinin üzerinden ilerleyen kilit taşı döşeli ana girişinin ilerisinde solda bir cami var. Evlerin çoğu terk edilmiş ve harap durumda. Kemerli büyük pencereler, kiminde demirden ızgaralı korkuluklar, bir yanı yıkılmış, ufalanmış duvarlar, evlerin aralarından vadiye doğru sarkan daracık patikalar; belki bir eşek ancak geçer.
 
Vadiye bakan deve dikenleri
(Mayıs 2023)

 
Bir duvar gibi yükseliyor evler patika boyunca...
(Mayıs 2023) 
 
Solda Kocalar köyünün vadiye bakan evleri, sağda Ğurs tabanında verimli hayat bahçeleri
(Mayıs 2023)
 

Bir yanda beyaz çiçekleriyle hatmiler, diğer yanda mor renkli deve dikenleri; sapsarı ve sıcak sırtlardan sanki üzeri ağaçlarla örtülmüş haldeki yemyeşil vahaya doğru iniyoruz. Vadiye doğru; birbirinin önünü kapatmadan sıra sıra konumlanmış evler, Sakız adasındaki Anavatos köyünü akla getiriyor. Yalçın bir kayalığın sırtına birer üzüm salkımı gibi dizilmiş evler; Orası Sakız, burası Ğurs Vadisi
 
Ğurs yerleşimlerine örnek; vadiye dizili Heci Feris ya da Kocalar köyünün evleri
(Mayıs 2023)
 
Sakız adasındaki sarp bir kayalığın üzerine dizilmiş Anavatos'un evleri
(Şubat 2017)
 
Evlerin arasındaki daracık patikalardan geçtik.
(Mayıs 2023)
 
Vadi tabanında bir taş köprü, akmakta olan çayın üzerinden iki yakayı birbirine bağlıyor. Aman tanrım; bu nasıl bir su? Vadi tabanına kadar inip yeniden bize yukarıdaki vadi yamacından bakan köyün yıkık dökük evlerine doğru dönüyoruz yüzümüzü. Önce sınırları belirsiz, silik bir patika, daha sonra aynı genişlikte bir döşeme yola dönüşüyor. Tırmanışımız alabildiğine keyifli; deve dikenleri ve hatmiler bir yanda boy vermiş, diğer yanda ise Ğurs Vadisi’nin tabanında uzanan yemyeşil florasına hâkim konumdaki Kocalar köyünün yıkık dökük taş evleri… Nereye baksan bir yaşanmışlık, nereye baksan tepeden tırnağa hüzün… Bilmediğimiz hikâyeler saklı bu yıkık duvarlarda.
 
Vadinin yamacında kısmen patika, kısmen bir döşeme yolun parçaları; önde göz alıcı hatmiler, hem de bembeyaz...
(Mayıs 2023)
 

Sönmüş ocak, tütmez baca...
(Mayıs 2023)
 
Çivit mavi yorgun kapılar, yıkık duvarlar, taş kemer v.s. v.s.
(Mayıs 2023)

Kocalar'ın üst üste dizili gibi duran yıkık dökük evleri; kimbilir duvarları neleri gizler?
(Mayıs 2023)

Kemerli bir kapıda kilit taşı; neleri taşır neleri?
(Mayıs 2023)

Daracık patika bizi köyün yukarılarna taşıyor. İki evin yıkık duvarları arasından ulaşıyoruz köyün üst düzlemindeki yola. Şu kadarcık kısa zamana sığdırabilecek ne kadar çok ayrıntı var bu yıkıntılar arasında. Kemerli bir kapı; kemer iki bölümden oluşuyor ve zamanın silikleştirdiği çivit maviye boyalı yorgun kapının tam tepe noktasında birbirine kavuşuyor bu iki kemer parçası. Başka bir kapıda kemeri oluşturan 3 parçadan biri, ortada kilit taşı işlevi görüyor. Kimi taş duvarlarda küçücük gömme pencereler… İçinde korkuyu saklayan ve güneyden gelen ışığı bu küçücük aralıktan almaya çalışan pencerenin doğramaları zamanla bozunarak plastiğe doğru evrilmiş.
 
Kocalar köyüne veda ...
(Mayıs 2023)

Şelalelerimiz de vardır; yazın konfor sunarlar; Ğurs Vadisi'nin dibinde...
(https://www.aa.com.tr/tr/yasam/mardinin-sakli-guzelligi-gurs-vadisi/1554080)
 
Ve sonra Ğurs Vadisi'nde hayat yeşerdi yeniden.
(https://www.aa.com.tr/tr/yasam/mardinin-sakli-guzelligi-gurs-vadisi/1554080)

Ğurs Vadisi’nde bina bina üstüne; hepsi kirli sarı renkte, oksitlenmiş bir kıvamda; yıllardır unutulmuş, terk edilmiş hayatların ardında birikmiş her şey… Bir yığın taş, yıkık duvarların ardına sinmiş; bir şekilde yıkılmayıp ayakta kalan bu güzelim yorgun duvarlar, seyreder âlemi; kim bilir ne kadar zamandır bu aciz hallerde, Ğurs Vadisi’nin yeşilliğine karşı…


Dipnotlar:
(1)   Türkiye Yer Adları Sözlüğü; Index Anatolicus; yer adları için bkz. https://nisanyanyeradlari.com/?y=&t=&ua=10&u=2&ll=37.249460944724355,%2040.636361263556864
(2)  Anastasya Savaşı ve sonuçları hk.da bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Anastasya_Sava%C5%9F%C4%B1
(3)  Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC 

 

14 Mayıs 2020 Perşembe

FOÇA’DA PERSLER'İN İZİNDE…



FOÇA-YENİ BAĞARASI’NDA;
YEMYEŞİL VADİLERDE…
8 Mayıs 2020
İbrahim Fidanoğlu

Hareket imkânları sınırlandırılmış bir hayatın ortasındayız. Covid19 insanlığı test ediyor. Doğanın içinde yer alan ve onun bir parçası olarak ortaya çıkan bu yaratığın tarih boyunca yaptıkları sorgulanıyor bir anlamda. Ama bu savaştan ve kırım günlerinden azade; doğa yine kendi yaşam örüntüsü içinde hayatın yeni dinamiklerini ortaya sermekle meşgul. İlkbahar ile birlikte her yerde uyanan yeni hayatın izlerini, bu kez Perslerin ayak izlerinin de bulunduğu Foça’nın arka dünyasındaki yeşil, yemyeşil vadilerde sürdük. Sardeis’ten Phokaia’e uzanan Pers yolu şebekesinin bir yerinde yer alan bir mezar anıtı çıkış noktamızdı. Buradan eski yıllarda çıktığımız ve çevreye hâkim, yekpare bir kaya kütlesinde billurlaşan Kapukaya’nın kuzeyindeki vadilere doğru uzandık. Kısa bir nefes almaydı bizimkisi. 

 
Foça-Bağarası Göleti önlerinde...
(Nisan 2020)

 
Bağarası'ndan ötede; Gediz Deltası'nda...
(Şubat 2019)

Foça’da Pers izleri

Perslerin İ.Ö. 6.yüzyılda Anadolu’yu ele geçiriş süreçleri Sardeis önlerinde Lidyalılarla yaptıkları büyük savaş sonrasında önemli bir eşiği geçer. Lidya Kralı Kroissos’un (Karun) dillere desten zenginliği onu kurtarmaya yetmez; Pers Kralı Kyros için ise, bundan ötesi başka bir kaderdir; Yunanistan anakarasındaki yaşayacağı maceralara ve hayal kırıklıklarına doğru.

 
Foça'nın girişindeki Arkaik Kutsal Alan'dan şehre bakış
(Ocak 2010)

 
Kutsal Alan
(Ocak 2010)

  
Arkaik Kutsal Alan'da kayalara oyulmuş nişler 
(Ocak 2010)

Persler, Anadolu’daki yaklaşık iki yüz yıl sürecek egemenliklerini kendi soylarından olan satraplar eliyle sürdürdüler. Bunlardan en önemlisi belki de o yıllarda Pers Anadolusu’nun merkezi diyebileceğimiz Sardeis’deki satraplıktı. Aiolia’dan Likya ve Pamfilya’ya kadar uzanan geniş topraklar bu satrapın yönetimine verilmişti. Güney Ege’de yer alan bir başka satraplık da Mausolos ile en parlak zamanlarını yaşamış olan Hekatomnos sülalesinin hüküm sürdüğü Karya Satraplığı idi. Bu satraplığın yönetim merkezi de Halikarnassos’tu.


 
Hekatomnos'un Milas'taki anıt mezarı 
(Mayıs 2013)

Milas'ta halk arasında Uzunyuva diye anılan Menandros Sütunu
(Mayıs 2013)

Hekatomnos Lahdi üzerinde yer alan ve Hekatomnos'u ailesi ile birlikte hasta yatağında betimleyen friz
(Kaynak:https://www.travelmugla.com/hekatomnos-anit-mezari-ve-kutsal-alani/)

“(Satraplar) çoğu kez de kral ailesiyle yakın akraba olurlardı. Oturdukları saraylar, resmi usulleri kralınki gibi olurdu. Bununla birlikte, satrapların tümüyle siyasal bağımsızlık emellerine karşı da önlemler alınmıştı. Her eyaletin ordu güçleri ve kuruluşları doğrudan krala bağlı bir başkomutanın yetkisine verilmişti. Satrapın baş sorumluluğu, resmen salınmış olan vergileri toplamak ve devlet hazinesine aktarmaktı. Bundan öte, eyaletindeki gerçek kişilerle ilişkileri son derece sınırlıydı. Pers soylusuna, hep dendiği gibi “ata binmek, ok atmak, dürüst olmak” öğretilirdi. Ama (kimi tarihsel örnekleri saymazsak) imparatorluğu yönetmek için bu nitelikler yeterli olmadığından, yönetim sistemi yerli yerine oturmuş her ülkede, devlet kuruluşlarının geleneksel hizmetlerini yerine getirenlerin yerli memurlar olması şaşırtıcı değildir. Satrapların davranışlarını denetim altında tutmak için merkezi hükümetin bir düzeneği daha vardı: “Kralın kulakları” denen “denetçiler” atanmış kişilerden oluşurdu. Tümüyle bağımsız olan denetçilerin gerektiğinde kullanmak üzere kendi silahlı güçleri olurdu. Bunlar bütün imparatorluğu dolaşır, önceden bilgilendirmeksizin yöneticileri görmeye gider, onların işleri nasıl yürüttüklerini incelerdi.”(1)

Pers Mezar Anıtı ya da Taş Kule
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
Pers Mezarı Anıtı ve hemen yakınındaki Osmanlı köprüsü
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
19.yy.dan kalma bir fotoğraf; Taş Kule ya da Pers Mezar Anıtı
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Pers İmparatorluğu, tüm ülkede başkent ile taşra arasında çok iyi planlanmış bir yol şebekesine ve haberleşme ağına sahipti. Kervanların yaklaşık 90 günde aldığı İran Körfezi kıyısındaki idari merkez Susa ile Batı Anadolu’daki Sardeis arasındaki mesafeyi at sırtında aşan özel posta görevlileri yaklaşık 7 günde kat edebilmekteydi. Zamanında bu durum şöyle mümkün hale getirilmişti:



 
Pers Mezar  Anıtı ve mezar odasının girişi
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
Pers Mezar Anıtı'na güney yönünden bakış
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

“Açıkça görülüyor ki, böyle bir olayda başarılı bir posta hizmeti gerekliydi ve bunun için Dareious (Daryus), başkentler ile imparatorluğunun değişik merkezleri arasında bağlantıyı sağlayan bir yol şebekesi kurmuştu. Küçük Asya Yunanlıları için, en önemli yol, Sardeis’ten Susa’ya uzanan Kral Yoluydu. 2700 kilometrelik yol üzerinde 111 posta durağı vardı, her durakta ulaklar için menzil beygirleri bekletilirdi. Kervanlar bu yolu 90 günde alırken kralın ulakları bir haftada kat edebilirlerdi.”(2)

 
Pers Mezar Anıtı'nın biri sahte, diğeri gerçek; iki kapısı
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)
 
Mezar odasına açılan kapı 
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Böyle muazzam bir yol ve haberleşme şebekesinin varlığı, Akdeniz kıyısındaki limanların ve ticaret kervanlarının kullandığı kervan yollarının kontrolü açısından da büyük önem taşıyordu. Bu imparatorluğun büyüme dinamikleri içinde de önemli bir yer tutmaktaydı.


 
Kuzey yönündeki yaşamdan ölüme geçişi simgeleyen sahte kapı
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
Sahte kapının önünde yer alan ve Zerdüştlüğü çağrıştıran ateş çukurları
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Bugün Foça’ya yaklaşık olarak 7 km uzaklıktaki eski bir Pers mezarının önünden geçip, daha sonra bugün bir sulama bendi ile önü kesilmiş dereyi bir Osmanlı Dönemi köprüsü ile aşan eski yol da bu Pers yol şebekesinin bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Hatta bu yol şebekesinden kalan parçaların yörede yaşayanlar arasında Susa yolu olarak anıldığı bile söylenmektedir.(3) Bugün Bağarası Göleti’nin hemen yakınlarında bulunan köyün mezarlığının yanındaki yekpare ana kayaya oyulmuş olan Pers Mezar Anıtı için kaynaklar İ.Ö. 6.yy.a; Perslerin Batı Anadolu’da tutundukları zamana işaret ediyorlar.


 
Ateş çukuru
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

  
Mezar odasına ulaşan koridor
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
Mezar odasında yer alan lahit çukuru
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Foça Kazısı Başkanı Prof. Dr. Ömer Özyiğit ise, konu ile ilgili olarak 2002 yılı Kazı Sonuçları Raporu’nda şu bilgileri aktarıyor:

Sardeis'in düşmesinden hemen sonra Kyros’un generali Harpagos’un komutasındaki Persler, Phokaia'yı da aldı (İ.Ö. 546). Herodotos'un sözünü ettiği Phokaia’nın ünlü kent duvarları, 1992 yılı kazıları sırasında ilk kez ortaya çıkarıldı. Kazılarda Persler’in kenti alışları sırasında yanan kent kapısının tabanı üzerinde savaş sırasında kullanılmış bir mancınık güllesi ve ok uçları da ele geçirildi.


 
Phokaia'nın arkaik şehir duvarları
(Ocak 2010)

 
Şehir duvarlarına batı yönünden bakış; duvarın kesit ayrıntısı
(Ocak 2010) 

Herodotos, Persler’in Ionia’da ilk vurdukları yerin Phokaia olduğunu yazar. Kyros belki de bu anıt mezarı, Sardeis’in düşmesinden hemen sonra, Phokaia'nın alınması sürecinde, Perslerin gücünü göstermek için propaganda amaçlı olarak politik nedenlerle Phokaia yakınlarında yaptırmış olabilir. Ksenophon’un sözünü ettiği, Susa Kralı Abradatas ve karısı Panthea için yaptırdığı mezar anıtının tarihi, Phokaia Pers Mezar Anıtı'nın tarihi ile örtüşmektedir. Bu nedenle Ksenophon'da geçen Kyros'un yaptırmış olduğu mezar, belki de bu mezardır.”(4)

 
Taş Kule'nin çevresine oyulmuş; büyük olasılıkla kurban törenlerinde kullanılan çukurlar
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

  
Anıt mezarın çevresindeki kurban çukurları
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Halk arasında Taş Kule ismiyle de bilinen Pers Mezar Anıtı, belki de Anadolu’da yer alan nadir Pers izlerinden biri. İyi kötü bu haliyle bile günümüze dek ulaşabilmiş olması çok değerli aslında. Mezar, ana kayaya oyularak meydana getirilmiş. Pers Kralı Kyros tarafından Anadolu’nun fethine memur edilen General Harpagos’un ilk ele geçirdiği İon kentlerinden biri olarak biliniyor Phokaia. Bu nedenle mezarın da Ksenophon’un yazdıkları referans alınarak Sardeis’in ele geçirilmesi sırasında ölen Susa Kralı Abradatas için İ.Ö. 546 civarında yaptırıldığını ileri sürüyor kaynaklar. Abradatas, Sardeis’in ele geçirilmesi sırasındaki muharebelerde öldürülünce, bu acıya dayanamayan eşi Panthea da intihar eder. Kaynakların belirttiğine göre Susa Kralı’nın eşi Panthea da onunla bu mezara gömülmüş olmalıdır.



 
Pers Mezar Anıtı çevresinden yer alan ve daha sonraki zamanlarda taş ocağı olarak kullanıldığını gösteren örnekler
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

 
Derenin içindeki taş ocağı kalıntıları
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

“Anıtın alt bölümü aynı zamanda ana bölümüdür. Üst bölümü ise kübik bir biçime sahiptir. Yapının çatısına ait olan üst kütle ile alttaki ana gövde arasında 35-42 cm yüksekliğinde dört basamak bulunur. Bu basamakların ilk üçü, ön yüzde cephe ile kaynaşır ve basamak özelliğini yitirir. Kübik üst kütlenin üzerindeki daha küçük boyutlu basamakların yalnız biri korunmuştur. Yukarı doğru küçülerek yükselen anıt, piramitleri anımsatır. Alt bölümün ön yüzünde sahte kapı bulunur. Bu kapı mezarın sembolik bir girişidir. Genellikle yaşamdan ölüme geçiş olarak yorumlanır. Mezarın gerçek kapısı batıdadır. Bu kapı giriş odası ve mezar odasına açılır. Mezar odasının sonunda döşemeye oyulmuş mezar yer alır. Bu odaların duvarında herhangi bir süsleme bulunmaz. Sahte kapının üzerindeki süslemelerin benzerleri İonia ve Lydia sanatında görülür. Bu süslemelerin benzer örnekleri İran'da Pasargadae’daki Kyros’un mezarında ve Süleyman Zindanı diye anılan ateş tapınağı ile Nakş-i Rüstem'deki ateş tapınağında karşımıza çıkmaktadır. Ancak İran'daki örnekler Phokaia’daki örneklerden daha geçtir. Sahte kapı üzerindeki yaprak dizisi profilinin, İ.Ö. 530 dolaylarında yapıldığı kabul edilen Kyros’un mezarındakilere büyük benzerlik göstermesine karşın, daha az gelişmiş bir profili olduğu açıktır. Bu nedenle Pers Mezar Anıtı profilinin gelişim süreci, 10-20 yıl daha erken bir tarihi gösterir. Phokaia örneği İran'daki örneklerin prototipidir [Özyiğit, 2002:334; Cahill, 1984:145]. Sahte kapı önünde tam ortada, podyum içinde büyük boyutta ve anıtın tepesindeki ilk basamağın ortasında daha küçük boyutta birer çukur vardır. Bu çukurlar büyük olasılıkla Zerdüşt inanışına özgü ateş yakma çukurlarıdır. Her iki çukur da mezarın uzun ekseni üzerinde yer alır. Anıtın arkasında podyuma bitişik olarak düzenlenmiş tören alanı üzerinde tahrip edilmiş bir sunağa ait izler vardır. Ayrıca sunağın yanında yapılan kazılarda İ.Ö.6. yüzyıl özelliği gösteren bir volüt parçası ele geçmiştir. Anıtın sunak alanına bakan cephesinde, ana gövdenin üstünde, olasılıkla mezar sahiplerinin ismi bulunan bir stele ait izler bulunmaktadır [Özyiğit, 2003:334]”(5)


Pers Mezar Anıtı çevresindeki taş ocağı kalıntıları
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Osmanlı köprüsünün ayağının ucunda yer alan taş ocağı kalıntıları
(Kaynak: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2013/07/pers-mezar-ant-izmir-aiolis-foca.html)

Yemyeşil çayırlarda avarelikler

Göletin arkasındaki bir sırta çıktık. Sırtımızı dayadık arkamızdaki tüf kayalıklarına. Önümüzde gölet, arkasında Bağarası mezarlığı tam karşımızdaydı. Pers Mezar Anıtı, Bağarası mezarlığının servilerinin ardında kalmıştı. Bu sıralar Foçalı martılar, göletin suyunda oynaşıp duruyorlardı. Doğrusu manzaramız gayet tatminkârdı. Hele ki çevremizdeki bahar sevinci içindeki türlü renkteki çiçeklerle bezenmiş tabiat; yanımızdaki getirdiğimiz yiyecek çıkınımızı, bu sekide açmaktan gayri bir başka seçeneğimiz kalmamıştı galiba.


 
 Dolaştığımız coğrafya; Bağarası'ndan Bucak Tepeleri'ne doğru...
(Nisan 2020)

Yanıbaşımızda kadınaynaları ve gelincikler...
(Nisan 2020)

 
ve yıldız çiçekleri
(Nisan 2020)

Haritalarda Doğucahisar olarak da işaretlenmiş bulunan ve bir dev yekpare kayadan ibaret Kapukaya bulunduğumuz yerden görünmüyordu. Ama geçmiş yıllarda Foçalı arkadaşlarla birlikte yanına kadar gittiğimizden(6) konumundan haberdardık. Kapukaya, İlkçağ’da Gediz Ovası’na ve Sardeis-Phokaia yoluna son derece hâkim bir noktada olması nedeniyle, Batı Anadolu’da sıkça rastlandığı gibi Perslerden kalan bir gözetleme noktası olabilirdi. Kapukaya’da ayrıca 19.yy.da Rumlardan kalma bir kilise de bulunmaktaydı. Pandeli’nin Kilisesi diye anılan bu mekândan papazların Yeni Foça ve Eski Foça’daki kiliselerle büyük bir çanı çalarak haberleştiklerine dair halkın arasında anlatılan söylenceler de mevcuttu.



 
Kapukaya'da; 2016 baharında...
(Nisan 2016)

 
Kapukaya'dan Yeni Foça boğazına doğru bakarken...
(Nisan 2016)

Gölete karşı çay keyfi sonrasında Taşevi Sırtı ile Sarıkaya’nın arasından vadiden geçerek bahçeler arasından ilerleyen bir yola girdik. Kır evleri, sürülmüş bahçeler ve çiçeğe durmuş armut ağaçlarının yanından geçerek ekinlerin ve sapsarı hardalların boy verdiği bir alana ulaştık. Armutların hepsi ahlatlardan aşılanmış olmalıydı. Çünkü yolun öbür yakasında da sanki üzerlerine kar yağmış gibi duran; bembeyaz çiçekleri içinde ahlat ağaçları vardı. Sarıkaya’nın yamaçlarına doğru, inekler baharın tadını çıkarırcasına sırtları ele geçirmişlerdi sanki. İştahla baharın yeşillendirdiği çayırlara dalmıştı hepsi. 


  
Yol kıyısındaki armut ağaçları çiçekte...
(Nisan 2020)

 
Ahlattan aşılanmışlar; daha dirençli olur böyle armutlar...
(Nisan 2020)

 
Üzerlerine kar yağmış sanki dirençli ahlat ağaçlarının...
(Nisan 2020)

 
Çiriş otları ve yemyeşil çayırlar
(Nisan 2020)

Kırda hala yıkılmadan ayakta kalabilmiş ve terk edilmiş Rum kuleleri, eski çiftlik evleri ve buraların yeni misafirleri şehir kaçkınlarının yaptırdığı bir sürü villa vardı. Bu dar zamanlarda dahi yeni villa inşaatları sırtlarda baş vermeye devam etmekteydiler. Kuzeye doğru ilerleyen yol, bizi bir kavşağa ulaştırdı; tam karşımızda bir doğa mucizesi durmaktaydı.


 
Kırda sessiz bir Rum kulesinden kalanlar
(Nisan 2016)


Bir diğeri; zamana direnen...
(Nisan 2016)

 
Yeşille sarının birleştiği yer; Bağarası çayırları
(Nisan 2020)

 
Bir zeytin ağacının ardından bakmak hardal tarlalarına...
(Nisan 2020)

Bir kayayı çatlatıp kendine bir hayat alanı açmış yaşlı bir melengiç karşısında kala kaldık doğrusu. Koskoca kayayı parça parça etmiş bu saygı değer ağaç, bir şekilde kendine bir yol bulmuştu yukarıya doğru. Henüz çiçekteydi; o güzelim körpe filizleri baş vermemişti daha. Bir süre seyrettik melengici saygıyla ve sonra Bucak Tepeleri diye anılan sırtlara doğru sardık ağır ağır.


 
Taşı çatlatan melengiç
(Nisan 2020)

 
Daha yakından...
(Nisan 2020)

 
Bir çiriş otunun ardından vadiye bakmak...
(Nisan 2020)

Tepeye doğru yolun her iki yanında yer alan evlerin sayısı ve büyüklükleri giderek arttı. Burası ayrı bir mahalle görünümündeydi doğrusu. Kimisi bir malikâne görünümündeydi, kimisi ise mütevazı bir kır evi… Avlu duvarlarından yola doğru sarkan mor salkımlar, Kapukaya ile aramızda kalan yemyeşil vadinin sırtlarına yayılmış bir koyun sürüsü, yol kıyısında inceden filizlenmiş daha genç melengiçler, mavi renkli çiçekleriyle hava cıva otları, çiriş otları ve sapsarı çiçekleriyle hardallar; görüş alanımız içindeydi hepsi. Evlerin avlularından havlayan bekçi köpekleri, baharın coşkusuna ayak uydurmuş baştankaraların, ispinozların biteviye ötüşleri, vadiden gelen koyunların çıngırak sesleri arasında yolun sonuna doğru yürüdük.


 
Vadide çiftlik evleri...
(Nisan 2020)


 
Bir avlu duvarından sokağa sarkan mor salkımlar
(Nisan 2020)

 
Vadim o kadar yeşildi ki... En arkada Kapukaya...
(Nisan 2020)

Son eve kadar getirilen asfalt yolun bittiği noktadan itibaren bir toprak patika vadinin derinliklerine doğru ilerliyordu. Tahminimize göre bu patikalar usulünce takip edilirse; ulaşacağımız yer, Çanak Koyu civarındaki koylardan biri olabilirdi. Ama bu başka bir zamana bırakılması gereken, yeterince uzun bir rota olarak durmaktaydı karşımızda. Batıya ve kuzeye doğru çok sayıda farklı seçenekleri de içermekteydi topografya. Ancak buradaki sıkıntı; bölgedeki askeri alanlardan kaynaklanan kısıtlar nedeniyle, serbest hareket etme imkânının azlığıydı şüphesiz. Dolayısıyla bu durum, Foça coğrafyasında rota belirlenirken, her zaman göz önüne alınması gereken bir faktördü.


Doğucahisar ile Bucak Tepeleri arasında uzanan vadiye bir başka açıdan bakış
(Nisan 2020)

  
Melengiç filizi topluyoruz.
(Nisan 2020)
 
 
Gözalıcı mavi çiçekleriyle hava cıva otları
(Nisan 2020)

 
Çirişlerin ardından Yeni Bağarası ve Gediz Ovası'na doğru bakış 
(Nisan 2020)

Yolun kıyısında; vadiye doğru uzanmış bir melengicin körpe filizlerinden bir hayli topladık. Bu filizleri hafifçe kaynatıp; limon, zeytinyağı ve sarımsaktan ibaret, iyice hemhal edilmiş bir sosla harman ettiğinizde ortaya çıkan basit lezzeti anlatmaya kelimeler kifayetsizdir. Üstüne içilecek bir bardak su ise, şerbet niyetinedir. Yalnız bu taze filizlerin zamanını geçirmemek önemlidir; çünkü hızlı bir şekilde büyürler ve aniden kartlaşırlar. Bu durumda olan melengiç filizleri ise, asla salataya gelmez. 


 Bucak Tepeleri'nden çevre topografyanın panoramik görünümü
(Nisan 2020)

 
Önde gevenler, arkada zeytin ağaçları, melengiçler, pırnar meşeleri ve başka makilikler; Kapukaya'ya doğru...
(Nisan 2020)

Bulunduğumuz sekiden vadiye ve geldiğimiz yöne doğru baktık. Ayağımızın altında Kapukaya’ya doğru uzanan yemyeşil çayırlar, sırtlarda ise yoğun makilikler yer almaktaydı. Bahar, tabiatın her köşesini kendince bir renge boyamıştı. Bu manzara karşısında coşku kaçınılmazdı. Zor günler; hastalarımız, Covid19’un daralttığı hayat, sanki hepsinin dışında bir yerdeydik, bu vadinin eşiğinde. Anı yaşamak en iyisi idi; hele bir de böyle yemyeşil bir vadinin kucağındaysanız.


 
Kapukaya ve katırtırnakları
(Nisan 2016)


 
Kapukaya'dan inerken koyun sürüleri; en arkada Foça Denizi...
(Nisan 2016)

Foça sahilinde; Büyük Deniz...
(Aralık 2018)

Kısa bir kaçamaktı bizimkisi. Hayatı daraltan etkenlerden kaçarak ve baharın enerjisini toplayarak yeniden kaldığımız yerden hayata devam etmek… Kısa da olsa nefes alabilmek ve yeniden kendini üretmek… Ne mutlu bize; ne mutlu şükredene…

Dipnotlar:
(1)   Seton Lloyd, Türkiye’nin Tarihi, Bir Gezginin Gözüyle Anadolu Uygarlıkları; TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 50; TÜBİTAK, 4.Basım, Ocak 1998-Ankara; sayfa: 122
(2)  Seton Lloyd, a.g.e. sayfa: 124
(5)  24. Kazı Sonuçları Toplantısı-2.Cilt; 27-31 Mayıs 2002; T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları; Yayın No: 2952/2; sayfa: 333-336, bkz. http://www.kulturvarliklari.gov.tr/sempozyum_pdf/kazilar/24_kazi_2.pdf
(7)     Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC