ökse otu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ökse otu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2019 Pazartesi

SPİL DAĞI'NIN ETEKLERİNDE ÇİZİLEN BİR YAYIN HİKAYESİ


ANSIZCA’DAN SPİL’E DOĞRU

04 Ocak 2019
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

2019 yılının ilk yürüyüşünü bugün gerçekleştirdik. İzmir-Kemalpaşa’da Ansızca köyünün hemen yakınlarında bulunan Ansızca Kanyonu’na 2017 yılının Aralık ayında uğramıştık(1). Kanyonu, suyun en az olduğu bir zamanda; güneyden kuzeye doğru bir baştan bir başa kat etmiş; daha sonra da onu, hemen kuzey çıkışına yakın bir noktadan; bir tepsiyi andıran ve yörede Sakarkaya adı verilen, kireç taşından dev bir kayalık düzleminin üstünden kuşbakışı seyretmiştik. Bu kez Ansızca Kanyonu’nun üstünde yer alan bu düzlemden başlayarak; önce kuzey doğuya; daha sonra batıya ve güneye doğru kanyonun çevresinde geniş bir yay çizerek yaklaşık olarak 16 km kadar yürüdük. Spil’e iyice yanaştığımız anlarda bazen karla, bazen sulu sepken bir yağışla yüz yüze kalsak da, yaklaşık 2-40C bir sıcaklıkta oldukça konforlu bir yürüyüş yaptık. Soğuk havaya karşı hazırlıklıydık; son derece korunaklı bir şekilde teçhiz olduğumuzdan, meteorolojik koşullardan etkilendiğimiz pek söylenemez. Hele Spil’in eteklerinde bir yerde; ince ince kar taneciklerinin giysilerimize çarparken çıkarttığı pıtır pıtır seslerin eşliğinde içtiğimiz sıcacık çayların keyfi tartışılmazdı. 

 
Ansızca'dan Spil'e doğru...

 
Ansızca'dan Spil'e doğru; 16 km.lik yürüyüşün rotası
(Google  Earth'de çizilmiştir. Çizen: MYC)

Yürüyüşün Hikâyesi

Bu kez şehir merkezinden fazla uzakta olmayan bir hedef seçmiştik kendimize. Saat 9 gibi Bornova’dan ayrıldık. Akşamdan beri durmamacasına, sağanak halinde yağan şiddetli yağmurdan sabah eser yoktu. Pırıl pırıl, güneşli ve masmavi bir göğe uyanmıştık. Her ne kadar hava, İzmir’de dahi çok soğuk olsa da güneşin varlığı yeterdi içimize ısıtmaya.

 
 Sabah yürümeye başlarken hava güneşliydi.

Kızılçamlar arasında...

Saat 9.30 gibi Ansızca köyüne ulaşmıştık bile. Köyün içinden geçerek Ansızca Kanyonu’nun tepesinde yer alan Sakarkaya’ya doğru devam ettik. İnşaatı halen sürmekte olan büyük TIR garajının çevrede yarattığı kargaşa, belirgin vaziyette rahatsız ediciydi. Bir de garajın işletmeye alınması sonrasındaki araç trafiğini gözümüzde canlandırdık; manzara dehşet vericiydi. Son derece verimli Kemalpaşa Ovası’nın tam ortasına yeni bir “betondan hayalet” kondurulmuştu besbelli. Kalkınmanın önünde hiç kimse duramazdı; biz de öyle yaptık ve Sakarkaya’ya doğru yolumuza devam ettik.

 
Ansızca'nın kiraz bahçeleri

 
Yeni hayata hazırlanan kiraz ağaçları

Sakarkaya’nın kıyısından itibaren Ansızca köylülerinin kirazlıkları başladı. Bütün yüklerinden kurtulmuş, çırılçıplak halde kendilerini yeni hayata hazırlayan bir halleri vardı. Dallarının uçlarına doğru olgunlaşmaya durmuş tomurcuklar, içlerindeki potansiyelin habercisiydiler. Kirazlıkların altından kanyona doğru kıvrılan orman yoluna döndük.

 
Ansızca Kanyonu'nun başlarında kesim yapılan kızılçam gövdeleri

 
Yol boyunca kesim ürünü kızılçamlar

 
Kesim bölgesinde tohumluk olarak bırakılan tek kızılçam ağacı

 
Bir diğer yamaçtaki yalnız kızılçamlardan biri daha...  

Kızılçamlarla kaplı yamaçlarda büyük bir kesim ve gençleştirme hareketinin izleri vardı. Yola dizilmiş çam kütükleri, kenarda kuzu gibi yatıyorlardı. Yanlarından geçerken burnumuza çalan reçine kokusu bir yanda, diğer yanda sağ altımızdan akan derenin sesi, terapi başlamıştı bile.

  
Toprak yola dökülmüş halde kızılçam gövdeleri

 
Çok ileride; Spil'in eteklerinde birer gökdelene benzettiğimiz karlı kavaklar

 
Ansızca Kanyonu'na doğru akan dere

Daha önceki doğa yürüyüşlerimizde de tanıklık ettiğimiz bir durumdu; kesim yapılan ağaçlardan bir kaçı kesilmeyerek bırakılıyordu. “Tohumluk” gibiydi sanki. Burada da benzer bir uygulama vardı. Yürüdükçe ciğerlerimiz ve ayaklarımız açıldı. Doya doya çektik tertemiz havayı içimize. Kuzey doğuya doğru yürüyorduk. Karşımızda kızılçamlarla kaplı tepeler; en arkada; Pomak köyü Beşpınar’a doğru uzanan en yüksek yamaçlarda yapraklarından sıyrılmış kavaklıklar, dün gece yağan karla kaplanmış halleri ve uzaktan bütün aldatıcılığıyla; bir “Gökdelenler Şehri”ni andırmaktaydılar.

 
Ansızca Deresi; kanyona doğru...

 
Çınar ağaçları arasından usul usul akıyordu dere.

 
Ansızca Deresi'ni aşarken...

 
Ansızca Deresi'nin başındayız.
(Fotoğraf: MYC)  

Zaman zaman güneşi gördük; zaman zaman tepemizde toplaştı kara bulutlar. Kıvrıla kıvrıla yükseldikçe tepelere doğru yollar; incecik kar taneleri düşmeye başladı üstümüze. Tanelerin çıkardığı seslerle yoldaşlık ederek ilerlerken, Ansızca Kanyonu’na can veren küçük dereciklerin üstünden geçtik. Aralık ayından beri bereketli yağmurlar yağmaya başladı buralara. Kuruyan dereler can buldu yavaş yavaş. Dileriz daha da besler doğa toprağını; can verir, kan verir; bereket olur fışkırır yeniden.

  
Gezgin, Ansızca Kanyonu'nun başında...

 
Derenin güzelliği

 
Kızılçamlar içinde...

 
Sise doğru yürürken...

 
Sisli tepelerin ardında...

Yükseldikçe hava daha soğudu, önce; artık solumuzda ve batıda kalan derin vadiden tepelere doğru yükselen yoğun sis, bizim de önümüzü kesiverdi. Bir süre sonra yoğun bir nem tabakasıyla çepeçevre sarılmış vaziyette ve neredeyse 5 metre ilerisini zorlukla görür halde sisin içine girdik. O kadar güzel bir andı ki; bir yanda solumuzda bir denizi andıran, ama biraz önce derin bir vadi olarak gördüğümüz bilinmez bir dünya; koskoca bir doğanın içinde iki kişi, yapayalnız; sisin her şeyi sönümlediği büyük bir sessizlik içinde durmaksızın yürüdük. Sanki bir ritüeldi; ruhları temizleyen…

 
Gezgini tutamadık; kayalıklara tırmandı yine.

 
Sis çevirdi etrafımızı. Beşpınar'a giden yol...

Tepelerde kar alametleri

 
Beşpınar sapağında bir yalnız çeşme

 Gezgin, suyun tadına bakarken...
(Fotoğraf: MYC) 

Bir süre sonra, devam edilse; yolcusunu Sütçüler köyünden Spil’e çıkan asfalt yola kavuşturacak yol ayrımına ulaştık. Beşpınar köyü de Spil yoluna çıktıktan sonra Kemalpaşa yönünde biraz ilerideydi. Aklımızın bir köşesine bu geçişi, not ederek kuzey batıya doğru yola devam ettik. Üç yol ağzında; suyu tatlı, gösterişsiz basit bir kır çeşmesi vardı. Başlangıçtan buraya kadar yaklaşık 7,5 km kadar yürümüştük. Çeşmenin suyu oldukça tatlıydı. Ama buz gibiydi doğrusu. Yine de içtim suyundan kana kana.

 
Deri Alanı Mevkii'ne doğru; karlı kavaklar...

 
Sisli vadi

 
Sisin ele geçirdiği bir kiraz bahçesi

Tırmanışın çoğu geride kalmıştı. Buralarda kirazlıklar yeniden başlamıştı. Her birinin içinde mütevazı birkaç kulübe de mevcuttu. Bunlar, anladığımız kadarıyla Beşpınar köyüne ait bahçeler olmalıydı. Deri Alanı Mevkii olarak adlandırılan, hafif eğimli, yayla formatındaki bu civarda geniş kiraz bahçeleri ve kavaklıklar vardı. Uzaktan gördüğümüz karla kaplı kavak ağaçları, daha yukarılarda kalmıştı ve artık görüş alanımızın dışındaydılar. Bahçelerin altından devam eden yol, bir süre sonra batıya doğru kıvrıldı. Açılan bahçelerin bittiği noktadan itibaren kızılçamlar yeniden başladı.

 
Çam yapraklarının ucundaki estetik; süzülen su damlaları

 
Kızılçamların  ardında Kemalpaşa Ovası

 
İnce ince kar yağarken, Spil'in eteklerinde gezginlerin çay keyfi
(Fotoğraf: MYC)

Kıvrıla kıvrıla bir alçaldı, bir yükseldi topografya… Uzaktan çamların arasından Kemalpaşa Ovası’nı ve organize sanayi bölgesinin fabrikalarının çatılarını zaman zaman seçebiliyorduk. Durmamacasına yürümeye devam ettik; ta ki sıcak bir şeyler içme düşüncesi içimizde canlanıncaya kadar… Kuytu bir virajda; kızılçamların altındaki iki kayanın üstüne sığınarak, düzenimizi kurmak üzereydik ki; kar yeniden başladı. Çok ince atıyordu, ama ne gam; o çay içilecekti. Biz de öyle yaptık. Bir termos çay, doğanın kucağında nasıl bitti; anlamadık.

 
Kaya yosunları 

Yosunlara yakından bakış...

Ansızca Kanyonu'nu besleyen küçük dereciklerden biri daha...

Çay molasını takiben, yeniden yürümeye başladık. Kestirme olduğunu düşündüğümüz bir bayırdan aşağıya doğru indik. Keskin bir virajla yeniden doğuya doğru döndük. Kızılçamların içinde epey ilerledikten sonra yol güneye doğru kıvrıldı. Bir süre sonra da Ansızca’nın kiraz bahçeleri başladı. Kiraz bahçelerinin arasında giderek yol daraldı ve tarla sınırlarını belirleyen tel örgülerin önünde sonlandı birden. Yolu karıştırmış, patikadan çıkmıştık. Ancak sorun değildi; topografya kendini belli ediyordu.

 
Çay molası sonrası kestirme diye indiğimiz dik orman yolu

 
Dönüş yolunda Ansızca sırtlarına doğru yürüyoruz.

Dün geceki yağmurlarla iyice yumuşayan toprağa bata çıka ilerledik. Kiraz ağaçlarının arasından geçerken çamurdan epeyce nasibimizi almıştık. Güneye doğru eğimli arazinin alt kotlarında; biraz altımızda toprak yolu fark ettik. Çamurlaşmış toprakla boğuşarak yola doğru ilerledik. Ayakkabıların altındaki çamur kütlesi giderek artsa da, bir süre sonra sürülmüş kiraz bahçesinden dışarı attık kendimizi. Kendini Kemalpaşa Ovası’na doğru konumlamış bir başka kiraz bahçesinin içindeki taraçalı bir bağ evinin yanından geçtik. Baharda buraları benzersizdi şüphesiz. Yürüyüşün başlangıcından beri yaklaşık 5,5 saat geçmişti. Ne bir insan, ne bir canlı; kimseyle karşılaşmamıştık. Hayret verici bir şeydi. Doğanın bağrında ve ıssızlığın ortasında; çay molasıyla birlikte 6 saati bulan bir birliktelik... Ne eşsiz bir zamandı paylaşılan.

 
Ansızca Kanyonu'nun doğusunda yer alan tepeler

 
 Ansızca Kanyonu'nun üst düzlemi

Ansızca köyünün ilk evleri görüldü uzaktan. Şimdi köy kahvehanesinde yorgunluk çaylarının eşliğinde, gecikmiş bir öğlen yemeği vardı gündemimizde. Arabayla kısa sürede ulaştık köy merkezine. Caminin yanındaki kahvehanelerden birindeki kuytu masalardan birine ilişiverdik hemen. Sıkı yürümüş, bayağı yorulmuştuk. Ama değmişti doğrusu. Geçen yılın düşük performansının acısını çıkarmıştık bir anlamda.

 
Ahlatlara sarmış ökse otları
(Fotoğraf: MYC) 
Gelecek haftaların kabaca planları yapıldı yemek sırasında. Çaylar gitti geldi yine ve gün noktalandı Ansızca’da. Hava akşamki yağmura hazırlanır gibiydi. Sabah güne saat 9 gibi oldukça geç başlamış olsak da; Spil’in eteklerinde 16 km kadar yürümüş ve gecikmiş öğle yemeğiyle birlikte gündemimizi saat 16.30’da tamamlamıştık. Bundan sonra tek yapılacak şey kalmıştı geriye; şükretmek ve yönümüzü İzmir’e çevirmek…

Dipnotlar:
(2)    Fotoğraflar, belirtilenler dışında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

21 Aralık 2017 Perşembe

ŞEHRİN KIYISINDA; ANSIZCA KANYONU’NDA…



14 Aralık 2017
İbrahim Fidanoğlu
 Giriş

Ansızca köyü, Spil Dağı’nın eteklerinden Bozdağlar’ın en batıdaki uzantıları Mahmut Dağı ve Nif Dağı’na dek uzanan Kemalpaşa Ovası’na kuzeyden bakan bir dizi Yörük yerleşiminden biridir. İzmir ile Anadolu’nun içlerine doğru sokulan onun arka dünyasını birbirine bağlayan Belkahve Geçidi’ni geçerek ulaşırsınız bu havzaya. Ovadan tatlı bir eğimle Spil’e doğru yükselen topografya, Ansızca ile Yenmiş köyleri arasında yaklaşık 2 km uzunluğunda; giderek derinleşen ve daralan kireç taşından dev bir yarığa dönüşür. İşte bunun adı Ansızca Kanyonu’dur. Kanyonun diğer ismi, Kapuzbaşı Kanyonu olarak bilinmektedir.

 
Ansızca Kanyonu'na yukarıdan bakış 


Yürüyüş rotası; 9 km. (harita için tıklayınız)
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Ansızca köyü

Ansızca köyü, Sancaklı Yörüklerinin; Spil’in güney yakasına sıralanmış birçok köy gibi yüzyıllar önce gelip yerleştikleri yerlerden biri. Köyün ismi, arasında yer aldığı iki sırtın ardından ansızın ortaya çıkıvermesi ile ilintili olsa gerek. Köyün arkasından Spil’e doğru tırmanan bozuk asfalt yol üzerinde kızılçamlar altında bulunan bir dede mezarı, köylülerin hafızasında kuruluş günlerinin hatırasını yaşatıyor olmalı. Çam Dede ismiyle anılan bu yatırdan başka köyde bir diğer dikkat çekici mekân, muhtarlık binasının arkasındaki sırtta bulunan bir anıtsal melengeç ağacının çevresi… Köylülerden öğrendiğimize göre; ortalıkta bir mezar izi olmamasına rağmen, burada da bir yatırdan söz ediliyor. Kanyona doğru zeytin silkerken rastladığımız Ansızca köyünden Kuyucu Veli’nin anlattıklarına bakılırsa; köylüler tarafından bu ağacın çevresine belli bir kutsallık atfedilmiş durumda. Kanyon dönüşü uğradığımız melengeç ağacının altında bir süre biz de oyalandık. Şimdilerde Kemalpaşa Belediyesi, bu ağacın çevresini bir çocuk parkı haline getirmiş ve dinlenme amaçlı birkaç bank yerleştirmiş.

 
Ansızca köyü

 
Spil yolunda rastladığımız  Ansızca köyü yakınlarındaki Çam Dede

 
Gezginler, Ansızca köyünün hemen doğu arkasında yer alan anıtsal melengeç ağacının altında...

 
Köyden Ansızca Kanyonu'na doğru...

Köyün eski muhtarından öğrendiğimize göre; köyde yaklaşık 350 hane var. Bu da yaklaşık 900-1000 kişilik bir nüfusa karşılık geliyor. Eskiden köyün nüfusu epey kalabalıkmış. Yaklaşık 3000 civarında bir nüfustan söz ediliyor. Şu anda bile köyün meydanında yer alan üç kahvehane, yerleşimin geçmişten günümüze aktarılan büyüklüğüne işaret etmesi bakımından önem arz ediyor. Köyde 1980’li yıllardan beri yoğunlaşan ve İzmir’in bir dönem çeperinde yer alan Altındağ, Gültepe ve Çamdibi gibi semtlerine yönelen genç nüfusun göçü söz konusu. Köylünün anlatımına göre; tarımsal faaliyetlerin ülke çapında yeterince desteklenmemesi ve özelinde Kemalpaşa Ovası’nın giderek sanayi ağırlıklı olarak değerlendirilmesi sonucunda, ilk adımda düzlüklerde yürüyen bağcılık faaliyetleri sona ermiş. Bütün bağlar bozulmuş. Şimdi köyde tarımsal faaliyet adına zeytin, kiraz üretimi ile hayvancılık ön planda yer alıyor. Kiraz bahçeleri daha çok Spil’e doğru Ansızca Kanyonu’nun üst düzleminde ağırlık kazanmış. Daha alçak yamaçlarda ise yoğun olarak zeytinlikler mevcut.

 
Köyün alametifarikası anıtsal melengeç ağacı

 
Ansızca köyünün merkezi; kahvehanelerin önü

Ansızca Kanyonu

Ansızca Kanyonu, Ansızca ile Yenmiş köyleri arasında; Ansızca’nın hafifçe kuzey doğusunda yer alıyor. Kanyona ulaşmak için doğu yönünde zeytinlikler arasına doğru ilerleyen ve köyün alâmetifarikası gibi duran anıtsal melengeç ağacının yakınlarındaki bir toprak yoldan yürümek gerekiyor. Bayır aşağıya birkaç kilometrelik bir yürüyüş sonrasında kanyonun güney yönündeki başlangıcı diyebileceğimiz dere yatağına ulaşılıyor. Yapraklarından kurtulmuş hayıt çalılarıyla kaplı dere yatağında suyun en az olduğu bir dönemde kanyona gelmemizden olacak; kanyonun daraldığı bir iki nokta dışında neredeyse suyla hiç karşılaşmıyoruz.

 
Gezginler, kanyona doğru yürürken...

 
Ansızca Kanyonu'nun başlangıcı; dere yatağı

 
Ansızca Kanyonu'nun derinliklerine doğru...

  
Kanyonda rastladığımız ilk mağara oluşumu

 
Dağa Kaçtım gezginleri, kanyonda... 

Spil Dağı’nın kireç taşı ağırlıklı yapısından dolayı bu dağ kütlesinin muhtelif yerlerinde bu tür kanyon oluşumları mevcut. Bunlardan bir tanesi de Damlacık köyünün arkasında yer alan kanyon… Ansızca Kanyonu’nun yaklaşık 2 km kadar süren ilk bölümü, yer yer 500 metrelik bir derinliğe sahip. Kanyonun iki duvarının birbirine iyice yaklaşarak daraldığı bazı yerlerde ise; vadi dibindeki genişlik, yaklaşık 1,5-2 metreye dek azalıyor. Bir süre sonra Spil yönünde genişleyerek bir vadiye dönüşen Ansızca Kanyonu daha aşağılardaki o hırçın görünümünden uzaklaşıyor.

 
Ansızca Kanyonu; ilk bölüm

 
Gezgin, Ansızca Kanyonu'nun daralan bölümlerinden birinde...

Kanyonda yürürken tepemizde uçan kuzgunların çıkarttığı sesler dışında ortalık ıpıssızdı. Dere yatağında rastladığımız hayıtlar, melengeçler, ak kesme çalıları, pırnar meşeleri kanyonun dibindeki bitki örtüsünün en önemli unsurlarıydı. Suyun parlattığı irili ufaklı taşların üzerinden yürümek, elbette pek konforlu değildi; ancak yine de keyifle yürüdük kanyon boyunca. İki yanımızda birer duvar gibi yükselen kanyonun iki yüzünde, kireç taşı malzemenin suyun etkisi sonucu erimesiyle ortaya çıkmış mağara oluşumlarına rastladık. Özellikle öğleden sonra arabayla devam ettiğimiz Spil yolundan ayrılarak ulaştığımız Ansızca Kanyonu’nun üst düzleminden görünen kemerli mağara oldukça ilginçti.
 
 
Kanyonun dibinde biriken dere kumu dikkat çekiciydi.

 
Ansızca Kanyonu'nun en dar yerlerinden birindeyiz.

 
Kanyonda su olan yerleri böyle geçtik.

 
Biz kızılçamlara doğru yürürken kanyon kuzeye doğru devam ediyordu. 
 
Yaklaşık 2 km kadar kanyonun içinden yürüdükten sonra yürüyüş grupları tarafından işaretlenmiş bir patikayı takip ederek kanyondan çıktık ve kızılçamlarla kaplı bir sırta doğru tırmandık. Köy fazla uzakta değildi. Yemeğimizi, yürüyüşe başladığımız toprak yolun içinden geçtiği zeytinliklerle kaplı bir sırtta yedik. Çevremizde tarlalardan köylülerin zeytin silkme sesleri geliyordu. Aşağıdan bizi gören bir köylü yanımıza geldi. İsmi Yusuf idi; Ansızca köyündendi. Zeytinlik onunmuş; bir süre kendisiyle sohbet ettik. Tarımın düşürüldüğü çıkmazdan ve köylünün çaresizliğinden söz etti. Ona göre hiçbir şey para etmiyordu. Tarımsal faaliyetler için yeterli su yoktu. Spil’in sularını toplamaya yönelik olarak vadide yapılması öngörülen sulama barajı, onlar için bir ümit ışığıydı. Ancak bu barajın kanyona ve çevresindeki dokuya nasıl bir etkisi olacaktı; doğrusu biz de onu merak ettik.


 
Ansızca köyü muhtarlık binası ve tarihi dibek taşları

Yemekten sonra bir süre köyün merkezindeki kahvehanelerden birinde kahve molası verdik. Karşımızdaki muhtarlık binasının avlusunun kıyısına beş tane dibek taşı diziliydi. Çok eski zamanlardan kalma bu taşların içinde büyük olasılıkla bulgur dövülmüştü. Kahvehanede birkaç yaşlıdan başka kimsecik yoktu. Onlarla kısa süren bir sohbet sonrası Spil’e doğru hareket ettik.


 
Spil yolundan Ansızca Kanyonu'na doğru ilerlerken; önümüze bu atış poligonu çıktı.


  
Yenmiş köyü civarındaki Cennet Yolu Mezarlığı'nda bu yazı ile karşılaştık.

 
Ansızca Kanyonu'na doğru...

Pomak köyü Beşpınar’ın görüş alanımız içine girdiği bir noktada yol iki çatala ayrıldı ve bozuk asfalt burada bitti. Bundan ötesi toprak yoldu. Yukarıda Ansızca köyünün kirazlıkları vardı. Biz Ansızca Kanyonu’nu bir de yukarıdan görmek amacıyla kanyonun hemen üst düzleminde yer alan ve uzaktan bir koloniyi andıran kireç taşı kayalıklara doğru yürüdük.

 
Ansızca Kanyonu'na yukarıdan baktığımız Spil yolundan Kemalpaşa Ovası'nın görünümü

 
Kanyona doğru inen düzlük

Bulunduğumuz bayır tatlı bir eğimle kuzey doğuya; kanyonun vadiye doğru açılan ağzına yöneliyordu. Bizim amacımız kanyonu yukarıdan izlemekti. Son yağmurlarla yemyeşil bir çayır halini alan bayırın vadiye doğru alçalan bölümünde doğu-batı eksenli bir atış poligonu dikkatimizi çekti. Atış poligonu olduğunu yerdeki boş mermi kovanlarından ve plastik hedef artıklarından anlamıştık. Ortalık, bunların artıklarıyla bir pislik denizine dönmüştü. Doğanın bu güzelim köşesini ne hale çevirmişlerdi? Anlaşılır gibi değildi. Bu dağ başında yine canımızı sıkacak bir şeyleri bulmuştuk işte. Kızsak mı; çaresizliğimize üzülsek mi bilemedik ve kanyona doğru yürüdük.

Doğanın bağrında bir meşe ağacı; yanında bir ahlat ve diğerleri...

 
Atış poligonu ve onun neden olduğu çevre kirliğinin resmidir.

 
Bu pisliğe ne demeli?

 
Ansızca Kanyonu; arkada solda kemerli mağara...

 
Dağa Kaçtım gezginleri, Sakarkaya'da; Ansızca Kanyonu'nun kıyısında...

 
Ansızca Kanyonu; bütün hırçınlığıyla güneye doğru uzanıyor.

Kanyonun kıyısındaki kireç taşından kayalıklar (Sakarkaya) oldukça gösterişliydi. Ama esas manzara hemen uçurumun kıyısındaydı. Yüzlerce metre aşağılardaki kanyonun dibinin görünümü gerçekten benzersizdi. Bir süre bir kayanın üstüne ilişerek bu manzarayı doya doya seyrettik. Seyir esnasında, kanyonun karşı yakasında; girişi bir kemeri andıran mağarayı fark ettik. Buradan ona ulaşmamız imkânsızdı, ama biz ona kemerli mağara adını verdik. Kalkerli kayaların arasından hayat bularak çıkan bir ardıç ağacı, meyvelerini kanyona sunarcasına sanki başını uzatmıştı uçuruma doğru. Biraz ileride meşeler, ahlat armutları; onun dallarına yapışarak özsuyunu emen asalak ökse otları, yamacın aşağılarına doğru yoğunlaşan kızılçamlar çevremizdeki bitki örtüsünün dikkati çeken diğer unsurlarıydı.

  
Gezginler, Anzısca Kanyonu'nun üst düzleminde; Sakarkaya üstünde...

 
Uçurumun kenarındaki ardıç ağacı

 
 Bu da meyveleri...

 
Ansızca Kanyonu; yukarıdan...

 
Ahlat ağacı ve onun asalağı ökse otu; ahlatın dalına nasıl yapışmış!

 
Kanyonda başka mağaralar

 Gezginler, Ansızca Kanyonu'nun kıyısında...

Bir başka zamanda kanyona doğru alçalan bu yamaçlardan başlayan bir yürüyüş yapmayı planlayarak Ansızca Kanyonu’na komşu; kireç taşı kütlenin yanından ayrıldık. Vakit akşama yaklaşmıştı. Artık İzmir’e dönüş zamanıydı. Yeniden geldiğimiz yolu takip ederek önce ovaya; daha sonra da bizi İzmir’e ulaştıracak olan İzmir-Ankara otoyolunun Kemalpaşa’ya kadar açılmış olan ilk bölümüne vasıl olduk.

Dipnotlar:
(1)     Fotoğraflar, gezi sırasında M. Yavuzcezzar tarafından çekilmiştir.



Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC