bağarası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağarası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2026 Cuma

FOÇA KIRSALINDA “ÇİTLEMBİĞİN” PEŞİNDE…

8 Nisan 2026
İbrahim Fidanoğlu
 
"Hafsa Hatun, 
Bir cebi altın,
 Bir cebi gümüş.
 Çamaşır yuğmuş,
 Bahçeye sermiş,
 Muradına ermiş.
 Çat çatan ağacı,
 Çöp çatan ağacı,
 Kırmızı lale,
 Kılbıdan ağacı…"
 
Çitlembik ya da çıtlık ile ilgili bir Tire tekerlemesi(1) 
(Devlet Arşivlerinde  Tire; A.Munis Armağan; sayfa:208)  
 
 
Çitlembik mi Menengiç mi?
 
Yıllarca Ege’nin dağlarında dolaştık durduk. Kış yaz ovada dağda hep o karşıladı bizi. Mevsimine göre bazen çırılçıplak; arkasından gelen ışığa yaslanmış gibi duran, ama gövdesinden dallara doğru ilerleyen her ayrıntının seçilebildiği bir siluet şeklinde; bazen de yeni hayata merhaba derken baharın coşkusuna kapılıp her yeni filizde hayat bularak kahverenginden yeşile ve en son sonbaharda koyu bir kızıllığa bürünerek ilerleyen derin bir bilgelik içinde; usul usul ama her zaman bitip tükenmeyen bir enerjiyle hayatın içinde; menengicin serüvenine hep tanıklık ettik dağlarda ve ovalarda. Kimi henüz taze fidanlar gibiydi; düşüp toprağa hayat bulan, kimisi ise yüzyılları aşan bir dirençle tutunuyordu toprağa. Büyüdükçe ve geliştikçe çatır çatır çatlayarak oluşan gövdenin hırçın dokusu size belki yaşadıklarını fısıldar. O bir bilge menengiç ağacıdır. Menengiç ağacının baharın başlangıcında kendini gösteren taze filizlerini ağzınızda çiğnediğinizde hoş bir tat bırakır; hele ki üstüne bir bardak su içerseniz bu tat sanki içtiğiniz suya bir şerbet lezzeti katar. Bu sihirli bir tat gibidir; bir anda dönüşür ve uzun süre ağzınızda kalır bu lezzet.
 
Dikili yakınlarında Aterneus yerleşiminin akropolünden eski bir hatıra; bir menengicin çevresinden ilerleyen Dağa Kaçtım gezginleri...
(MYC; Kasım 2016)

Bağarası ile Yeni Foça arasında Kapukaya'nın altındaki vadide rastladığımız anıtsal menengiç ağacı; kayanın içinden hayat bulmuş gibi...
(Nisan 2020)
 
Menengiç filizlerini topladığımız Bağarası yakınlarındaki vadi
(Nisan 2026)
 
Anadolu’nun neredeyse her yerinde rastlarız menengice. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaz sonuna doğru eren meyvelerinden yapılan kahvesi oldukça yaygındır. Buralarda bu ağacın ismi hep menengiçtir. Ama Ege’de ve Akdeniz Bölgesi’nde menengice yaygın olarak çitlembik de derler. Mesela rahmetli annem; her baharda menengiçler taze filizleriyle sürgündeyken, mutlaka o eski zamanlarda beni Aliağa Pazarı’na göndererek köylü pazarından çitlembik demeti almamı isterdi. Bizim evde salatası yapılırdı çitlembiğin. Oysa ki o aslında menengiçmiş. Ama benim için o hala çitlembik
 
Yamanlar Dağı'nda bir anıt menengicin önünde...
(A.Çini; Şubat 2012)
 
Menengicin peşinde; en arkada Kapukaya...
(Nisan 2026)

Emiralem Boğazı'nda Süleymanlı yakınlarında; yeni hayat bulan taptaze bir menengiç fidanı
(Nisan 2026)
 
Ama sonraki yıllarda dağlarda dolaşırken aslında çitlembiğin karaağaçla akraba olan ve bazı yörelerde (örneğin Tire’de) çıtlık ismiyle bilinen ve çoğunlukla tarlaların kenarına çit bitkisi olarak dikilen bir ağaç olduğunu öğrendik. (1) 60 ila 70 civarında türü bulunan çitlembiğin Türkiye’de en bilinen türü celtis australis olarak adlandırılıyor. Menengiç ise, Latince ismiyle söylersek; pistacia terebinthus olarak ayrışıyor ve bu yazının konusu ağırlıklı olarak menengiç
 
Tire-Dereli sırtlarında bir çıtlık (çitlembik) ağacı
(Ahmet Tamer Arşivi)

Çıtlık meyvesi
(Ahmet Tamer Arşivi)

Menengiç meyvesi
(internet ortamı)

Menengiç hakkında…
 
Menengiç, bizim Batı Anadolu’da havaların ısınmasına paralel olarak Mart sonu, Nisan başı gibi ilk taze sürgünlerini verir. İlk önce çiçeklenir püskül püskül; daha sonra oralardan bu sürgünler baş verir usulca. Çoğunlukla tazeliğin filizi yeşili, giderek koyulaşır hatta yer yer hafiften kızıla doğru döner. Yaz sonlarında meyveleri yeşilken yavaş yavaş bordo-kırmızı arası bir renk alır. Olgunlaşıp sertleştiği son evresinde ise, çitlembik meyvesi giderek siyaha çalan koyu yeşil bir renge bürünür. Sert çekirdeği ile birlikte yemesi oldukça zordur; dişinizi kırabilirsiniz.
 
Foça Bağarası-Yeni Foça arasında; Kapukaya altında bir vadideyiz.
(Nisan 2026)

Foça kırsalında menengiçler arasında vadiye bakan kır evleri
(Nisan 2026)
 
Foça kırsalında menengiç hasadındayız.
(Nisan 2026)
 
Çocukluk yıllarında İzmir’in Hatay semtinde otururken bir kış günüydü; annem, bizim evin çaprazında bulunan ve tek katlı bahçeli bir evde oturan Memduha Teyzelerin evine götürmüştü beni de. Herhalde ilkokula yeni başlamış olmalıydım. Hava soğuktu, evde bir kömür sobası yanıyordu. Misafirliğin ilerleyen zamanlarında Mehduha Teyze, küçük siyah yuvarlak taneciklerle dolu bir tabak koydu ortaya. “Çitlembik yiyelim bari bu kış günü” dedi. Annem çitlembiğin meyvelerinin çok sert olduğunu ve dikkatli yemem gerektiğini söyledi. Ben çekindim yemeye; Memduha Teyze ise daha ilk çitlembikte tak diye bir sesle kırdı takma dişini. İlk çitlembiğin bendeki hatırası Mehduha Teyze’nin kırılan dişidir. O gün bugündür; çitlembiğin meyvesini asla yemem. Benim ilgi alanım, her zaman tazecik ilk sürgünleridir "çitlembiğin".
 
Taptaze menengiç sürgünleri
(Nisan 2026)

Menengiç ağacı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)
 
Aynı tepeden Corona günlerinde Foça Bağarası'na ve Balabantepe'ye doğru bakış
(Nisan 2020)
 
Güneydoğu seyahatlerinde menengiç kahvesi ile tanıştık sonraları; Diyarbakır’da, Elazığ’da, Mardin’de ve Gaziantep’te. Koyu yeşilden siyaha doğru renk almış meyveleri önce kavrulup kahve çekirdekleri gibi öğütülüyor. Daha sonra sütle birlikte pişirilen menengiç kahvesi, fincanda Türk kahvesi gibi servis ediliyor. İçimi oldukça hafif ve yaprağından çiğ meyvesine dek o kendine has tadı olduğu gibi kahvesine de yansımış. Sakız ağaçları ve Antep fıstığı ile de akraba olan menengiç ağacına birçok yörede ekonomik değeri göz önünde bulundurularak Antep fıstığı aşılanıyor. Bu uygulamayı bölgemizde Yunt Dağı’nda ve Karaburun Yarımadası’nda görmek mümkün. 
 
Bir menengicin dibindeki dostluk anı; Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Aynı menengiç ağacı; Kasım kızıllığında, Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Halk arasında küçük geyik otu ya da boncuk otu olarak anılan maydanozgillerden "tordylium apulum"; Foça kırsalında menengiçin peşinde...
(Nisan 2026)
 
"Çitlembiğin" peşinde...
 
Bu yıl yağmurlar boldu. Toprak suya açtı yıllardır. Kuraklıkla mücadele çiftçinin en büyük meselesi haline gelmişti Ege’de. Yıllar sonra Gediz Nehri, yatağından taşarak ovaları bastı bu yıl. Gerek Turgutlu ve gerekse Menemen ile Foça Gerenköy civarında bütün tarlalar uzun süre sular altında kaldı. Yakın zamanlarda pek rastladığımız manzaralar değildi gördüklerimiz. Rahmetli babam anlatırdı; 1942 kışı çok soğuk geçiyordu. Bütün ağaçlar soğuktan dondular. Uzun süre kar yağdı Menemen’e. Gediz Nehri yağışlar nedeniyle taştı. Tüm Menemen ovasını sel bastı. Sular Fadıl’ın Kahvesi’ne ve Hükümet Konağı’nın bugünkü bulunduğu alana kadar gelip dayanmıştı. Şehrin içinde bir yerden bir yere gitmek için sokaklarda kayıklar kullanılıyordu. Sonraki yıllarda Gediz’in taşkınlarının bir daha Menemen’i tehdit etmemesi amacıyla Gediz ile Menemen arasına Pekendi diye anılan bir set yapıldı. Ondan sonra da bir daha Menemen’i sel basmadı. Bu yılki yağmurla gelen sular aynı şekilde uzun süre ovayı esir aldı ve çekilmedi. Bu manzara da bana rahmetli babamın anlattıklarını hatırlattı.
 
Maltepe köprüsünden Gerenköy'e doğru geçerken Gediz'e baktık.
(Şubat 2026)
 
Bademler çiçekte, tarlalar Gediz'in taşkın suları altında..
(Şubat 2026)
 
Gerenköy'den Menemen'e doğru; tarlaları Gediz ele geçirmiş.
(Şubat 2026)
 
Şubat ayındaki bereketli yağmurların ardından gelen bahar doğayı fişekledi bir anda. Yeni hayatın filizlendiği coğrafyamızda biz de bugün menengicin taze sürgünlerinin izini sürdük Foça kırsalında. Hava yine kapalıydı; aralıklarla atıştıran yağmur menengiç filizlerini toplamamıza tabii ki engel değildi. Bağarası’nı geçtikten sonra Bağarası Göleti’ne doğru saptık. Göletin kıyısı boyunca kır evlerinin ve bahçelerin arasından geçtik. Yeni Bağarası-Yeni Foça asfaltı hemen doğu yönünde yer almaktaydı. Önümüzde hardalların sarıya boyadığı çayırlar uzanıyordu göz alabildiğine. İleride birkaç inek kaygısızca otluyordu. Bir kayaya tutunmuş dev bir menengicin yanından geçtik. Daha önceki yıllarda Foça-Erkeçler Mevkii’nden başlayarak yürüdüğümüz ve eski bir Rum kilisesinin kalıntılarının bulunduğu Kapukaya kütlesini kuzey yönünden gören tepeliğe doğru tırmandık. Burada sağlı sollu kır evlerinin arasından geçerek her yıl çitlembik zamanı uğradığımız ağaçların yanına dek yürüdük. Hava hafif hafif yağmur atıştırıyordu. Ama bizim gözümüz çitlembik sürgünlerindeydi.
 
Bağarası Göleti
(Nisan 2020)
 
Armutlar çiçeğe durmuş.
(Nisan 2026)

Zeytinin ardında sapsarı çayırlar
(Nisan 2026)
 
Bahçe duvarlarından sokağa doğru sarkan mor salkımlar coşmuştu. Ortalık ıpıssızdı; uzaklardan hızar sesleri geliyordu. Belli ki hala budama yapanlar vardı. Solumuzdaki derin vadi Kapukaya kütlesine dek yemyeşil bir çayırlık halinde uzanmaktaydı. Vadiye doğru alçalan bayıra tutunmuş menengiçlerin arasına daldık. Ağacın taptaze sürgünleri çıtır çıtır kırılıyordu. Birkaç torba topladık.
 
Sokaklara doğru sarkan mor salkımlar
(Nisan 2026)
 
Orlayalar ve engerek otları
(Nisan 2026)

Engerek otlarının çiçekleri; yakından...
(Nisan 2026)

Orlayalar
(Nisan 2026)
 
Beyaz papatyalar
(Nisan 2026)
 
Karahindibalar ya da radikalar
(Nisan 2026)
 
Yemyeşil çayırın içinden bir sürü hayat uyanmıştı sanki; göz alıcı renkleriyle. Mor renkli engerek otları, bembeyaz papatyalar, sarı karahindibalar ve küçük şemsiyeleri andıran beyaz çiçekleriyle orlayalar, vadiye doğru alçalan sırtta ise sapsarı hardallar; hepsi insanın içindeki yaşama sevincini besleyen birer kışkırtıcı gibiydiler. O menengiçten bu menengice hevesle geçişlerimiz bir süre daha devam etti. Zaman zaman yağmur çiselese de hasadımızı etkilemedi. Yeterince toplamıştık. Bir kısmını hemen haşlayıp salata yaparsak, geri kalanını da derin dondurucuya koyarak daha sonraki zamanlarda tüketebilirdik.
 
Menengiç hasadı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)

Çiçek ve yaprak bir arada; menengiç ağacında...
(Nisan 2026)

Menengiçler arasında...
(Nisan 2026)

Menengiç Salatası; yalın bir tat… 
 
Menengiç salatası, gerçekten çok basit ve hoş bir yiyecek. Menengicin körpe sürgünleri, fazla haşlamaya gelmez; yoksa lime lime olur ve sonuçta salata da pek bir şeye benzemez. Az ve yeterince haşlanmış menengiç yaprakları, suyundan süzüldükten sonra bir kaba konur. Menengicin sihirli lezzetinin karıştığı suyu asla atılmaz. Bir miktarı salata sosuna karıştırılır; kalanı ise soğutularak hoş bir içecek şeklinde tüketilebilir. Ayrı bir kapta ise; bol zeytinyağı, taze sıkılmış limon suyu ve dövülmüş birkaç diş sarımsak iyice karıştırılarak salata sosu haline getirilir. İçine menengicin yapraklarının haşlanması sürecinde elde edilen suyundan bir miktar eklenerek sos iyice özetilir. Bundan sonraki son aşama, sosun dirice haşlanmış menengiç yapraklarıyla buluşturulması aşamasıdır. Salatanın sosla hemhal olması için bir süre buzdolabında tutulmasında yarar vardır. Buzdolabında yeterince bekleyen menengiç salatası, bir dost meclisinin keyifli bir eşlikçisi olarak artık sofraya konmaya hazırdır. Menengicin yendikten sonra üzerine içilen bir bardak suyun tadı ise, sanki şerbet içmişsiniz hissini verir ağızlarda. Anlatılmaz bir lezzettir.
 
Doğadan sofraya; menengiçin çiçekleri ve taze sürgünleri bir arada...
(Mart 2025)
 
Menengiç salatası
(Nisan 2026)

Dipnotlar:

(1)   Tire'nin sırtını dayadığı Güme Dağı'nın eteklerinde ve dağdaki Cambazlı köyüne doğru tırmanan bir yolun başında Hafsa Hatun Külliyesi yer alır. Hafsa Hatun, Aydınoğulları beylerinden İsa Bey'in kızıdır. Yıldırım Beyazıt, diğer bazı Anadolu Beyliklerinin evlilikler yoluyla ele geçirilmesi sürecinde aynı yöntemi Aydınoğulları üzerinde de uygular. İsa Bey'in kızı Hafsa Hatun'u kendine eş olarak alır. İşte yukarıda yer alan tekerleme Hafsa Hatun ile çıtlık ağacı hakkında yüzlerce yıldır Tire coğrafyasında söylene gelir.
(2) Tire'de çıtlık ya da çitlembik ağacının öyküsü ile ilgili olarak bkz.
        https://dagakactim.blogspot.com/2019/11/derelide-sonbahar.html 
(3) Fotoğraflar, belirlenenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

 

8 Aralık 2024 Pazar

FOÇA-KOCA MEHMETLER KÖYÜ CİVARINDA ESKİ SUYOLLARI, ÇEŞMELER VE GERİZLERİN PEŞİNDE…


 
20 Kasım 2024
İbrahim Fidanoğlu
 
Bugün Foça coğrafyasında Şap Dağı’nın arka yüzünde; Koca Mehmetler köyü civarında dolaştık. Ortaçağdan kalma suyollarının, çeşmelerin, antik taş ocaklarının ve dağdan düzlüğe inen dev kayaların içinde oyuntular oluşturmuş küçük dereciklerin peşinden gittik sırtlarda, vadilerde.
 
Koca Mehmetler'den doğu yönünde bakış
(Kasım 2024)
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Koca Mehmetler civarında binlerce yıllık su akışının devamlılığının volkanik kayaları nasıl şekillendirdiğini inceliyor.
(Kasım 2024)
 
Orman içinde rastladığımız bir Foça Tüfü parçası; pembe zemin üzerindeki kuş ayağını andıran izler ilgimizi çekti. Sanki fosil ayak izi gibi...
(Kasım 2024)


 
Yakın zamanlarda köyün girişindeki yerleşim yeri civarında ve doğaya olumsuz etkileri bulunan taş ocaklarına karşı çevreci direnişlerle akla gelen Koca Mehmetler köyüne Yeni Bağarası üzerinden ulaştık. Sabah 10.30 gibi Foça’dan gelen arkadaşlarla Yeni Bağarası muhtarlığının hemen yanındaki kahvehanede buluştuk. Sabah çaylarını kahvehanede yudumladıktan sonra, saat 11 gibi Koca Mehmetler’e, taş ocaklarının yakınlarındaki büyük sitenin önünden geçerek usulca girdik. Kır evi mi, yazlık site mi; nasıl tanımlayabileceğimizi bilemediğimiz bu onlarca ev, güneye doğru alçalan bir tepenin yamacına serpilmişti. Kimisinde halen inşa faaliyetlerinin sürdüğü bu dizi dizi evlerin hemen yakınlarında ise, taş ocakları yer almaktaydı. Ama bir sessizlik hâkimdi taş ocaklarında. Herhalde faaliyet bu aralar durmuştu. Bilemedik.
 
Koca Mehmetler köyünün alt sokağı
(Kasım 2024)
 
Koca Mehmetler köyünün alt ve üst sokağını birbirine bağlayan yokuş
(Kasım 2024)
 
Koca Mehmetler'in beyaz badanalı köy çeşmesi
(Kasım 2024)
 
Köyün alt sokağından ovaya paralel ilerleyen bir yolu takip ederek, kuzey çıkışındaki Foça Belediyesi’nin bir tesisinin de bulunduğu alçak bir tepeliğe doğru yöneldik. Arabaları buradaki uygun alana park ederek yürümeye başladık. Güneyde Bağarası ve Balabantepe, kuzeyde ise Yeni Foça’nın sırtındaki Şap Dağı arasında bir yerdeydik. Karşımızdaki vadiye doğruya indik. Vadinin sırtları gevenler, kesmik çalıları, pırnar meşeleri ile kaplıydı. Sırttaki makiliklerin arasından iki domuz sıvıştı gitti.
 
Yürüyüşün başlangıcı; Koca Mehmetler köyünden çıkış...
(Kasım 2024)
 
Gevenlerle kaplı sırttan köye ilk bakış; gezginler yürüyor.
(Kasım 2024)
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Koca Mehmetler çıkışında...
(Kasım 2024)
 
Bugün Eski Foça’nın sırtlarından ve Yeni Foça’nın hemen arkasından başlayarak; kuzeyde Kızıldağ, kuzeydoğuda Şap Dağı, doğuda Yeniköy önlerindeki tepelikler, güneyde ise Bağarası’nın çevresine serpilmiş birkaç tepelik alanın arasında kalan oldukça geniş bir çöküntü alanı jeologlarca Foça Kalderası olarak anılıyor.(1) Bu volkan ağzı ve çevresindeki yüzeyde görülebilecek volkanizma ürünleriyle bugünkü yürüyüşümüz esnasında sıkça karşılaştık. Jeologlar, yörede Foça Taşı olarak adlandırılan ve yüzeyde beyaz, sarı, pembe renkli örneklerle karakterize edilen volkanizma ürünü bu yapı taşına Foça Tüfü adını veriyorlar. Foça tüfünün çıkış merkezini ise, konumunu yukarıda tanımlamaya çalıştığımız Foça Kalderası oluşturuyor. Kırmızı, kahve, siyah renkli, yer yer yamaç molozu veya alüvyal yelpaze çökelleri şeklinde düzensiz, kötü boylanmalı, volkanik parçalardan oluşan çakıltaşları, tüf(2), aglomera(3) bazalt(4), andezit(5) ve bunların çakıl ve bloklarından oluşan birim, Yenifoça formasyonu olarak adlandırılmış.(1)
 
Ufalanmış Foça tüfüyle kaplı (aglomera) zeminde gezginler tırmanışta; arkada Foça Kalderası'nın bir bölümü...
(Kasım 2024)
 
Foça Kalderası'nın konumu ve harita üzerinde işaretlenmiş yaklaşık sınırları
Dağa Kaçtım gezginleri, yürüyüş esnasında rastladıkları volkanizma ürünü muhtelif kayaç parçalarıyla oluşturulmuş bir açık ağılda...
(Kasım 2024)
 
Beyaz-sarı renkteki bu Foça tüfü, Mordoğan, Foça, Aliağa ve Çandarlı gibi geniş bir coğrafyada yayılım gösteriyor. Jeologların aktarımına göre; Foça tüfünden elde edilmiş kesin bir bulgu olmamakla birlikte, bu oluşumların Erken-Orta Miyosen’de(6) oluştuğu düşünülüyor.(1)
 
Dağa Kaçtım gezginleri aglomera kaplı sırta tırmanıyor.
(Kasım 2024)
 
Gezginler, makilikler arasında; domuzların peşinde...
(Kasım 2024)

İlk çeşme yakınlarından (doğu yönünden) Koca Mehmetler köyüne doğru bakış
(Kasım 2024)
 
Köyden ayrıldıktan sonra makilikler ve ufalanmış tüf malzemeyle (aglomera) kaplı bir sırttan Kozbeyli’nin arkasındaki sırtlara doğru tırmanmaya başladık. Geven örtüsü ve pırnar meşeleri sırta hâkimdi. Çevremizde sağa sola saçılmış halde gördüğümüz bordoya çalan andezit ve siyah renkteki bazalt kaya parçacıkları yürüdüğümüz coğrafyadaki volkanizma ürünü oluşumlara işaret etmekteydi.
 
Dağa Kaçtım gezginleri, makilikler arasından doğuya doğru yürüyor.
(MYC; Kasım 2024)
 
Hayvanlar için iptidai bir kır çeşmesi; beton yalak içinde...
(Kasım 2024)
 
Çeşme ve arkada Koca Mehmetler köyü
(Kasım 2024)

Uzaklarda Şap Dağı'nın çıplak zirvesi ve kızılçamlarla kaplı önümüzdeki sırtlar
(Kasım 2024)

Doğuya doğru devam eden yürüyüşümüz, kızılçam örtüsünün yer yer başladığı bir alanda, beton bir yalakla temsil edilen bir çeşmenin başına taşıdı bizi. Kuzeydeki sırtlarda yoğun kızılçamlar ve en yukarılarda ise rüzgârgüllerinin pervaneleri vardı. Sanıyorum; bu tepenin ardında Kozbeyli bulunmaktaydı.
 
Antik suyoluna ait toprak künklerin parçalarına örnekler
(Kasım 2024)
 
Tüf kayalara oyulmuş suyolunun parçaları
(Kasım 2024)

Suyoluna ait bir başka künk parçası
(Kasım 2024)
 
Yalağın biraz yukarısında ve kuzey yönünde; pişirilmiş topraktan kırık künk ve kanal şeklinde içleri oyulmuş taştan suyolu parçalarına rastladık. Bunların Ortaçağ’dan; belki de Bizans Döneminden günümüze kalmış olabileceğini dair kanaatler vardı. Biraz daha tırmanınca suyolunun doğuya doğru yay çizdiğini ve ilerideki genişçe açılmış bir kanalın ucunda bulunan ve küçük bir dehlizi andıran bir gerize doğru yöneldiğini gördük. Zamanımızda da kullanılan bu eski su kaynağından çekilen bir plastik hortumla; su, aşağıda gördüğümüz beton yalağa kadar taşınıyordu.
 
Su kaynağına giden kanal
(Kasım 2024)

Su kaynağının girişi
(Kasım 2024)
 
Kaynağın girişinde yer alan kaya ağzı ve içindeki su
(Kasım 2024)

Su kaynağına giden kanalın sol kenarında yer alan tahkimat duvarının bir parçası
(Kasım 2024)
 
Kocamehmetler köyünün suyu, çevrede nam salmış, içimi oldukça güzel bir su olarak biliniyor. Hatta dağdaki farklı kaynaklardan çekilen su, hem bu köydeki, hem de Yeni ve Eski Bağarası’ndaki çeşmeleri besliyor. Foça’da sayfiyeleri bulunan yazlıkçılar da sıcak yaz günlerinde Foça civarındaki bu kaynaklar tarafından beslenen çeşmelerden sularını dolduruyorlar. Özellikle Bağarası, Koca Mehmetler ve dağın öte yüzündeki Kozbeyli çeşmeleri, bu konuda Foça havalisinde oldukça tanınmış durumda.
 
Kızılçam ormanında aşağıdaki çeşmeye doğru ilerleyen mavi renkli su borusu
(Kasım 2024)
 
Volkanizma ürünü kayalar arasında; ısıl gerilmelerle parçalanırken...
(Kasım 2024)

Gezginler, kızılçamlar arasında...
(Kasım 2024)

Gerizin yanından ayrıldıktan sonra kızılçamlar içinden yürüyerek, dağdan aşağıdaki düzlüğe doğru yönelen bir dere yatağına doğru ilerledik. Aslında su olsaydı, dere yatağının görünümü daha da cazip hale gelecekti. Ama yine de binlerce yıldır suyun kayayı aşındıran devamlılığıyla; volkanizma ürünü dev gibi kaya kütlelerinin üzerinde taşıdığı oyuntular ve yuvarlaklıklarıyla almış olduğu şekiller, gerçekten hayranlık uyandıracak düzeydeydi.
 
Dere yatağı
(Kasım 2024)

Volkanik kayaçlarda suyun devamlılığının izleri
(Kasım 2024)
 
Dere yatağının binlerce yıllık öyküsü bu oyuntularda saklı...
(Kasım 2024)
 
Dağa Kaçtım gezginleri, susuz derenin başında...
(Coşkun Dilme; Kasım 2024)
 
Dere yatağını doğudan batıya doğru geçerek, yine kızılçamların içinden bir başka sırta doğru tırmandık. Kızılçam ormanı içinde yer yer bodur ardıçlar dikkatimizi çekti. Aşağılarda, çok uzaklarda; Ege Denizi’nin bulutların ardına saklanmış hayali vardı. Bağarası’nın tepeliklerini ve onun önündeki belki de Foça Kalderası’nın bir bölümünü oluşturan çöküntü alanını görmekteydik.
 
Dere yatağının yakınlarından Foça Kalderası'na ve Ege Denizi'nin hayaline bakarken...
(Kasım 2024)

Kızılçam ormanında yer yer bodur ardıçlar da vardı.
(Kasım 2024)
 
Arazide rastladığımız bir açık ağıl
(MYC; Kasım 2024)
  
Ağıl civarında gezginler tartışıyor.
(Coşkun Dilme; Kasım 2024)
 
Kızılçamlar arasından ilerleyerek yine bir küçük dere yatağına ve insan eliyle açıldığı belli olan bir su kanalına ulaştık. Burası bugün gördüğümüz ikinci su kaynağı idi. Yine benzer şekilde; tabakalar halinde kütleleşmiş bir kayalığın dibinde açılmış olan su kaynağı, halen faaldi ve üzeri pislenmesin diye derme çatma çinko örtülerle kapatılmıştı. Sızıntı halinde aşağıdaki düzlüğe doğru yönelen su, kanal boyunca ilerlemekteydi. Biz kanalı aşarak yeniden kızılçamlarla kaplı ve batı yönündeki bir sırta doğru tırmandık. Zemini sanki insan eliyle yapılmış gibi iri taşlarla döşeliydi. Bir süre bu patikayı takip ederek, kuzeye doğru kıvrıldık.
 
Dağda rastladığımız ikinci su kaynağımız; sistem aynı...
(Kasım 2024)

Kaynağın yakından görünüşü; üstü çinko levhalarla örtülmüş.
(Coşkun Dilme; Kasım 2024)

Kaynaktan sonra; düzlüğe doğru...
(Kasım 2024)

Kaynağı atladıktan sonra yeniden kızılçamların arasına daldık.
(Kasım 2024)

Kızılçamlar ve makilikler arasında oldukça iri kaya kütleleriyle fark edilen çok eski bir taş ocağı vardı yukarılarda. Ağır ağır o yöne doğru tırmandık. Taş ocağının çevresi taşların düzensizce üst üste konmasıyla oluşturulmuş bir duvarla çevriliydi. Sanki burası aynı zamanda bir ağıl işlevi görmekteydi. Taş avlunun içine girdiğimizde, bizi; ana kayanın zaman içinde taş alınarak altı oyulmuş olan ocağı karşıladı.
 
Kızılçamlar arasındaki patika; sanki bir döşeme...
(Kasım 2024)

Antik taş ocağına doğru...
(Kasım 2024)
 
Taş ocağının önündeki ağılı andıran taşlarla çevrilmiş avlu
(Kasım 2024)
 
Taş ocağında yekpare dev kaya kütlesi
(Kasım 2024)
 
Tüf kayalıklarının üzerinde patlatma delikleri vardı. İlkçağ’dan beri kullanılan bu teknikle koskoca kaya kütleleri ufalanarak, kesme taş ve yapı malzemesi haline dönüştürülmekteydi. Kayanın üzerinde gördüğümüz iri delikler de bu amaç için açılmış olmalıydı. Dev kayanın parçalanması sonrası elde edilen malzeme, ihtiyaç duyulan büyüklüklerde kesme taş haline dönüştürülmekteydi.
 
Taş ocağına doğu yönünden bakış
(Kasım 2024)
 
Kayayı parçalamak için çok eski zamanlardan beri kullanılan teknik; murçla açılan patlatma delikleri
(Kasım 2024)
 
Bulunduğumuz nokta, hem çevreye hâkim, hem de rüzgârdan azade korunaklı bir yerdi. Yanımızda getirdiğimiz kumanyalarımızı burada yedik. Yaklaşık yarım saatlik bir mola sonrasında yavaş yavaş Koca Mehmetler’e doğru dönüş yoluna vasıl olduk.
 
Koca Mehmetler'e dönerken...
(MYC; Kasım 2024)
 
Koca Mehmetler köyüne bakan bir sırttaki birkaç kır evi ve zeytinliklerin arasından geçerek köye yöneldik. Hava oldukça kapamıştı, ama yağmuru yemeden köyün merkezine ulaşmıştık. Yine kimsecikler yoktu ortalıkta; belki yağmur baskısı ve sert rüzgârdı bunlara sebep. Köyün içinde biraz oyalandıktan sonra, sabah geldiğimiz yöndeki Yeni Bağarası köyüne doğru hareket ettik.
 
Yeni Bağarası köy kahvehanesinde çaylar ve Nazım Bey'in elinden çıkmış nefis ayva tatlıları eşliğindeki günün kapanışı
(MYC; Kasım 2024)
 
Son durağımız ise, sabah buluşma noktamız olan Yeni Bağarası’ndaki köy kahvehanesi oldu. Foça’dan Nazım Bey’in elinden çıkmış nefis kaymaklı ayva tatlıları günün sürpriziydi. Çayların eşliğinde pek güzel oldu kapanış. Kısa bir yürüyüş olmuştu, ama yeni dostlarla yürümek, keyifliydi doğrusu. Günü; akşama doğru, Yeni Bağarası’nda sonlandırdık. İzmir yolcularının gitme zamanıydı artık. Foçalı dostlarla vedalaşarak İzmir yoluna koyulduk.

Dipnotlar:
(1)   Batı Anadolu’da yeni bir kaldera; Foça Kalderası; Mustafa Dönmez, Ali Ekber Akçay ve Ahmet Türkecan; Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü Jeoloji Etüt Dairesi; Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Bülteni (2017)-24; sayfa:13-20; bkz. https://www.mta.gov.tr/dosyalar/images/dogalkaynaklar/makaleler/542/tr_20221026102425_542_4_724c376b.pdf
(2)  Tüf: Bir volkanik patlama sonucu ortaya çıkan volkanik küllerden oluşan kaya türüdür.(3)  Aglomera: Şekilsiz, yuvarlaklaşmamış, ve birbirlerine sıcaklık sebebiyle kaynaşmış iri parçalardan oluşan volkanik tüf
(4)  Bazalt: Volkanik bir kayaç türüdür; siyah renkte ve kesif yığınlar halindedir. Doğada kütle, damar ve akıntı halinde bulunur. Başlıca özelliklerinden birisi, altıgen prizmalar biçiminde, büyük sütunlar meydana getirmesidir. Bu sütunlar, mağma akıntılarının soğuyup büzülmesinden ileri gelmiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri Sinop-Boyabat’taki bazalt sütunlarıdır. 
(5)  Andezit: Bir kayaç türü olan andezit volkanik hareketlere bağlı olarak tersiyer ve kuvaterner dönemde yer kabuğunun derinlerinde yer alan magmanın yeryüzüne çıkması sonucu ani soğumasıyla oluşan bir tür sert kaya türüdür. Bu volkanik kayacın farklı renklerde ve dokularda örnekleri vardır. Gri, pembe ve kırmızı renklerde andezit türlerine rastlanmaktadır. 
(6)  Erken-Orta Miyosen: Zamanımızdan yaklaşık 23,3 milyon yıl öncesi ile 12,3 milyon yıl öncesi arasındaki jeolojik zaman dilimi
(7)   Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC