balköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

KARABURUN ROTALARI: MELİ’DEN YAYLAKÖY’E



30 Ekim 2013
İbrahim Fidanoğlu

Börklüce Mustafa’nın Karaburun’da yeni bir hayat vizyonunun pratiğe geçirilmesi denemesinin ve bu uğurda karşı kıyıda; Sakızlı Rum ahalinin ve bir takım Hristiyan din adamlarının da içinde bulunduğu ortaklaşa çabalarla inşa edilmeye çalışılan o ütopyanın; Şehzade Murat ve Beyazıt Paşa’nın 30.000 kişilik teçhiz edilmiş Osmanlı Ordusu’yla boğulmasına benzer tarzda; ahir zaman “paşa”ları, beyleri birer balta gibi dalmışlar Karaburun yarımadasının bağrına. El değmemiş makilikler, yemyeşil orman alanları; yol yapmak, rüzgâr santralleri kurmak, merkezi yönetimden sağlanan imkânlarla zeytinlikler(!) oluşturmak gibi bir takım “masum” gayelerle delik deşik ediliyor. O güzelim koyları imara açmak için gün sayıyor tufeyliler. Şimdi sessiz ve masum coğrafyanın bağrı kanıyor. Alarm veriyor Karaburun Yarımadası. 

Gezi rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)


 Yaylaköy önlerinde RES'ler

Karaburun’a doğru yaptığımız yeni yolculuklardan birisindeyiz bugün de. Baharda hedefleyip de yağmur nedeniyle yapamadığımız bir başka Karaburun rotasını gerçekleştirmek üzere, yarımadanın Gerence Körfezi’ne bakan yüzünde; Kara Reis Çiftliği’nin hemen üstündeki bir tepede yer alan eski Rum yerleşimi Meli’ye (Balköy) doğru yola çıktık. 

 Meli'den Kara Reis Çiftliği'ne bakış

Yukarıda da sözünü ettiğimiz Karaburun karayolu, parti parti açılmaya başlamış. Karapınar-Balıklıova ve Arkeologlar Sitesi-Mordoğan arası trafiğe açılmış vaziyette. Bir yandan da yolun diğer bölümlerindeki inşaat faaliyetleri devletten alınan ödenekle orantılı şekilde devam ediyor. 

 Meli'nin ayaktaki evleri

Balıklıova’da; kahvaltımızı, yaz sonunu aratmayacak güzellikteki bir havada; hemen denizin kıyıcığında bir balıkçı kahvesinde yaptık. Hava sıcaklığı, gün boyunca 20-25 derece arasında seyretti. Kahvaltı sonrası, yol çalışmaları nedeniyle tünel geçişine izin veren Eski Balıklıova Köyü üzerinden Gerence Körfezi’ni dolaşan yolu kullanarak Kara Reis Çiftliği’ne doğru yola çıktık.

 Meli'ye Merhaba...

Balık çiftliklerinin işgali altındaki Gerence Körfezi, kıyı boyunca da bu çiftliklerin her türlü yükünü ve külfetini de taşımak durumundaydı. Elbette, ucuz balık yemek önemli ve üç yanı denizlerle çevrili Anadolu Yarımadası’nın sakinlerinin deniz ürünleri tüketimini düşündüğümüzde bunun teşvik edilmesi gerektiği de aşikâr. Ancak; her nedense bir iyilik musibetlerini de yanında getiriyor. Denizde ve kıyıdaki karada her türlü çevre kirliliğinin, bu sistemin doğal bir sonucu olarak sunulması insanın canını sıkıyor. Bu işin; sürdürülebilir çevre koşullarında gerçekleştirilmesi ve uluslar arası belli standartlar çerçevesinde yapılması esas; suyun ve toprağın korunması ön koşul olmalı.

 Kara Reis'den Meli'ye bakış

Meli’ye doğru, solumuzda yükselen Akdağ’ın eteklerine doğru sokulan yüzlerce vadiden birisinde virajları döne döne ilerliyoruz. Rüzgârlı Mimas (Akdağ); kadim zamanlardan beri ismine eklenen meşhur sıfatının (rüzgârının) karşılığını almış gibi görünüyor şimdilerde. Gerek Eğri Liman’dan ötede; kıyıya doğru alçalan yamaçların en üst noktasında ve gerekse Meli’den Yaylaköy’e uzanan iki ayrı eksende kuruluşu tamamlanmış 50’den fazla bir dizi rüzgâr elektrik santralının (RES) dev pervaneleri dönüp duruyor. Küçükbahçe’nin üstünden Yaylaköy’e doğru ayrılan ve Karaburun’a kadar uzanan asfalt yol üzerinde, rüzgar güllerinin ürettikleri enerjinin ulusal ağa entegre edildiği trafo merkezi bulunuyor. Şöyle durup, çevremizdeki topografyaya bir baktığımızda her yerin delik deşik edildiği bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Yollar da bitmek bilmeyen damperli kamyon trafiğinden nasibini almış. Kimi yol için, kimi maden için, kimi balık çiftlikleri için, kimi de RES’ler için sürekli ikmaldeler. Yollar da tabiatıyla delik deşik…

 Köydeki 1960 tarihini taşıyan YSE Çeşmesi

İris Gölü; kooperatif baskısı altında sonbaharın hüznünü yaşıyor sanki. Gölün çekirdeğinde azıcık su var gibi. Kıyıda yer alan yazlık inşaatlarına inen toprak yollar, göl sahası içine kadar girmiş durumda. Ve hemen yol kenarında bir kooperatif alanını tanımlayan kocaman bir levha ileride olacakları haber verir gibi sanki. İris Gölü de tehdit altında anlayacağınız.

 Yaylaköy heyelanı nedeniyle Meli'de yapılan 1960'dan kalma afet evleri

Son virajı da dönünce, tepeden Kara Reis’in yazlıkçı siteleri görünüverdi hemen. Kıyıdaki belki birkaç balıkçı dışında yazın hareketli günleri, çok gerilerdeydi artık. Kara Reis’i arkamızda bırakarak, yarımadayı dolaşan karayolunu atlayarak, Meli (Balköy) yada Kavron Mahallesi levhasının bulunduğu toprak yola girdik. Levhanın altındaki bir başka levhada yazanlar ilgimizi çekti: “St.Jean Thelog Kilisesi”; demek ki böylesine ıssız ve terk edilmiş bir köyde bir de kilise vardı. Son yağmurlarla yer yer bozulmuş yokuşu ağır ağır tırmanarak, Meli’nin, Yaylaköylüler için yapılan; 1960’dan kalma afet evlerinin yıkıntıları arasındaki tepedeki düzlüğüne ulaştık.

 Köydeki eski bir çeşme

Kara Reis Çiftliği’ni tepeden gören konumda bulunan bugün yıkıntılar içindeki Meli Köyü’nde mübadeleye kadar Rumlar yaşamışlar. Rumların bu bölgeye Sakızlı zengin bir tüccarın (Theodosis Zygomalas); bu havaliyi eski sahibi olan yine zengin bir Türk toprak ağasından satın alması ve 19.yy.da II. Mahmut döneminde Sakız’daki ayaklanmayı bastırmak amacıyla(1) Osmanlı kuvvetleri tarafından müsadere edilmesini takiben, adadan Karaburun’a göçen Rum ahaliye satması sonrasında yerleştiğine dair bilgiler bulunuyor. İlerleyen zamanlarda Meli’ye Girit’ten ve diğer Ege adalarından da gelen Rumlar yerleşmişler. Köyün tamamı, Rumlardan oluşmaktaymış. Köy o yıllarda geçimini arıcılık, bağcılık ve keçi yetiştiriciliği üzerine konumlandırmış. Bugün bağlardan pek eser yok; ne terk edilmiş başka bir Rum köyü olan Sazak civarındaki bağ teraslarından bir haber var; ne de yarımadada başka yerlerde üzüm yetiştiriciliğine rastlanıyor.


 Meli'nin yerleştiği diğer yamaç; yıkılmış Rum evleri

Köyü, önceki yazlardan birinde gezerken eski bir kilise yıkıntısı da görmüştük. Burası vakti zamanında oldukça zengin bir köymüş. Yunan İşgali sırasında; Rumlar, işgal kuvvetleri ile işbirliği yaparak civar köylerdeki Türklerin köylerinden kaçmalarına neden olmuşlar. Kurtuluştan sonra, Rumların hepsi evlerini bırakıp Sakız’a kaçmışlar kayıklarla. Mübadele sonrası köye gelen ilgililerin 750 eve hane numarası vurduğu söyleniyor. Bu da 750 ev ve yaklaşık 3000-4000 arasında nüfus demek... Köy içinde Rumlar zamanından kalma Alanaki, Kuruçeşme ve Kolado Mevkii adları hala biliniyor. Kilise yıkıntısının karşısında dev bir çınar ve çam ağacı, buraları dolaştığımız o yaz mevsiminde; cehennem sıcağında bize ayazma serinliği vermişti. Gerçekten de çevrede hala içinde su olan, ancak muzır insanlar tarafından taş ve tahta atılarak kapatılmış üç yada dört kuyu görmüştük. Kuyulardan biri kare şeklinde açılmıştı.