yeni foça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni foça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2026 Cuma

FOÇA KIRSALINDA “ÇİTLEMBİĞİN” PEŞİNDE…

8 Nisan 2026
İbrahim Fidanoğlu
 
"Hafsa Hatun, 
Bir cebi altın,
 Bir cebi gümüş.
 Çamaşır yuğmuş,
 Bahçeye sermiş,
 Muradına ermiş.
 Çat çatan ağacı,
 Çöp çatan ağacı,
 Kırmızı lale,
 Kılbıdan ağacı…"
 
Çitlembik ya da çıtlık ile ilgili bir Tire tekerlemesi(1) 
(Devlet Arşivlerinde  Tire; A.Munis Armağan; sayfa:208)  
 
 
Çitlembik mi Menengiç mi?
 
Yıllarca Ege’nin dağlarında dolaştık durduk. Kış yaz ovada dağda hep o karşıladı bizi. Mevsimine göre bazen çırılçıplak; arkasından gelen ışığa yaslanmış gibi duran, ama gövdesinden dallara doğru ilerleyen her ayrıntının seçilebildiği bir siluet şeklinde; bazen de yeni hayata merhaba derken baharın coşkusuna kapılıp her yeni filizde hayat bularak kahverenginden yeşile ve en son sonbaharda koyu bir kızıllığa bürünerek ilerleyen derin bir bilgelik içinde; usul usul ama her zaman bitip tükenmeyen bir enerjiyle hayatın içinde; menengicin serüvenine hep tanıklık ettik dağlarda ve ovalarda. Kimi henüz taze fidanlar gibiydi; düşüp toprağa hayat bulan, kimisi ise yüzyılları aşan bir dirençle tutunuyordu toprağa. Büyüdükçe ve geliştikçe çatır çatır çatlayarak oluşan gövdenin hırçın dokusu size belki yaşadıklarını fısıldar. O bir bilge menengiç ağacıdır. Menengiç ağacının baharın başlangıcında kendini gösteren taze filizlerini ağzınızda çiğnediğinizde hoş bir tat bırakır; hele ki üstüne bir bardak su içerseniz bu tat sanki içtiğiniz suya bir şerbet lezzeti katar. Bu sihirli bir tat gibidir; bir anda dönüşür ve uzun süre ağzınızda kalır bu lezzet.
 
Dikili yakınlarında Aterneus yerleşiminin akropolünden eski bir hatıra; bir menengicin çevresinden ilerleyen Dağa Kaçtım gezginleri...
(MYC; Kasım 2016)

Bağarası ile Yeni Foça arasında Kapukaya'nın altındaki vadide rastladığımız anıtsal menengiç ağacı; kayanın içinden hayat bulmuş gibi...
(Nisan 2020)
 
Menengiç filizlerini topladığımız Bağarası yakınlarındaki vadi
(Nisan 2026)
 
Anadolu’nun neredeyse her yerinde rastlarız menengice. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaz sonuna doğru eren meyvelerinden yapılan kahvesi oldukça yaygındır. Buralarda bu ağacın ismi hep menengiçtir. Ama Ege’de ve Akdeniz Bölgesi’nde menengice yaygın olarak çitlembik de derler. Mesela rahmetli annem; her baharda menengiçler taze filizleriyle sürgündeyken, mutlaka o eski zamanlarda beni Aliağa Pazarı’na göndererek köylü pazarından çitlembik demeti almamı isterdi. Bizim evde salatası yapılırdı çitlembiğin. Oysa ki o aslında menengiçmiş. Ama benim için o hala çitlembik
 
Yamanlar Dağı'nda bir anıt menengicin önünde...
(A.Çini; Şubat 2012)
 
Menengicin peşinde; en arkada Kapukaya...
(Nisan 2026)

Emiralem Boğazı'nda Süleymanlı yakınlarında; yeni hayat bulan taptaze bir menengiç fidanı
(Nisan 2026)
 
Ama sonraki yıllarda dağlarda dolaşırken aslında çitlembiğin karaağaçla akraba olan ve bazı yörelerde (örneğin Tire’de) çıtlık ismiyle bilinen ve çoğunlukla tarlaların kenarına çit bitkisi olarak dikilen bir ağaç olduğunu öğrendik. (1) 60 ila 70 civarında türü bulunan çitlembiğin Türkiye’de en bilinen türü celtis australis olarak adlandırılıyor. Menengiç ise, Latince ismiyle söylersek; pistacia terebinthus olarak ayrışıyor ve bu yazının konusu ağırlıklı olarak menengiç
 
Tire-Dereli sırtlarında bir çıtlık (çitlembik) ağacı
(Ahmet Tamer Arşivi)

Çıtlık meyvesi
(Ahmet Tamer Arşivi)

Menengiç meyvesi
(internet ortamı)

Menengiç hakkında…
 
Menengiç, bizim Batı Anadolu’da havaların ısınmasına paralel olarak Mart sonu, Nisan başı gibi ilk taze sürgünlerini verir. İlk önce çiçeklenir püskül püskül; daha sonra oralardan bu sürgünler baş verir usulca. Çoğunlukla tazeliğin filizi yeşili, giderek koyulaşır hatta yer yer hafiften kızıla doğru döner. Yaz sonlarında meyveleri yeşilken yavaş yavaş bordo-kırmızı arası bir renk alır. Olgunlaşıp sertleştiği son evresinde ise, çitlembik meyvesi giderek siyaha çalan koyu yeşil bir renge bürünür. Sert çekirdeği ile birlikte yemesi oldukça zordur; dişinizi kırabilirsiniz.
 
Foça Bağarası-Yeni Foça arasında; Kapukaya altında bir vadideyiz.
(Nisan 2026)

Foça kırsalında menengiçler arasında vadiye bakan kır evleri
(Nisan 2026)
 
Foça kırsalında menengiç hasadındayız.
(Nisan 2026)
 
Çocukluk yıllarında İzmir’in Hatay semtinde otururken bir kış günüydü; annem, bizim evin çaprazında bulunan ve tek katlı bahçeli bir evde oturan Memduha Teyzelerin evine götürmüştü beni de. Herhalde ilkokula yeni başlamış olmalıydım. Hava soğuktu, evde bir kömür sobası yanıyordu. Misafirliğin ilerleyen zamanlarında Mehduha Teyze, küçük siyah yuvarlak taneciklerle dolu bir tabak koydu ortaya. “Çitlembik yiyelim bari bu kış günü” dedi. Annem çitlembiğin meyvelerinin çok sert olduğunu ve dikkatli yemem gerektiğini söyledi. Ben çekindim yemeye; Memduha Teyze ise daha ilk çitlembikte tak diye bir sesle kırdı takma dişini. İlk çitlembiğin bendeki hatırası Mehduha Teyze’nin kırılan dişidir. O gün bugündür; çitlembiğin meyvesini asla yemem. Benim ilgi alanım, her zaman tazecik ilk sürgünleridir "çitlembiğin".
 
Taptaze menengiç sürgünleri
(Nisan 2026)

Menengiç ağacı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)
 
Aynı tepeden Corona günlerinde Foça Bağarası'na ve Balabantepe'ye doğru bakış
(Nisan 2020)
 
Güneydoğu seyahatlerinde menengiç kahvesi ile tanıştık sonraları; Diyarbakır’da, Elazığ’da, Mardin’de ve Gaziantep’te. Koyu yeşilden siyaha doğru renk almış meyveleri önce kavrulup kahve çekirdekleri gibi öğütülüyor. Daha sonra sütle birlikte pişirilen menengiç kahvesi, fincanda Türk kahvesi gibi servis ediliyor. İçimi oldukça hafif ve yaprağından çiğ meyvesine dek o kendine has tadı olduğu gibi kahvesine de yansımış. Sakız ağaçları ve Antep fıstığı ile de akraba olan menengiç ağacına birçok yörede ekonomik değeri göz önünde bulundurularak Antep fıstığı aşılanıyor. Bu uygulamayı bölgemizde Yunt Dağı’nda ve Karaburun Yarımadası’nda görmek mümkün. 
 
Bir menengicin dibindeki dostluk anı; Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Aynı menengiç ağacı; Kasım kızıllığında, Aterneus Akropolü'nde...
(MYC; Kasım 2016)
 
Halk arasında küçük geyik otu ya da boncuk otu olarak anılan maydanozgillerden "tordylium apulum"; Foça kırsalında menengiçin peşinde...
(Nisan 2026)
 
"Çitlembiğin" peşinde...
 
Bu yıl yağmurlar boldu. Toprak suya açtı yıllardır. Kuraklıkla mücadele çiftçinin en büyük meselesi haline gelmişti Ege’de. Yıllar sonra Gediz Nehri, yatağından taşarak ovaları bastı bu yıl. Gerek Turgutlu ve gerekse Menemen ile Foça Gerenköy civarında bütün tarlalar uzun süre sular altında kaldı. Yakın zamanlarda pek rastladığımız manzaralar değildi gördüklerimiz. Rahmetli babam anlatırdı; 1942 kışı çok soğuk geçiyordu. Bütün ağaçlar soğuktan dondular. Uzun süre kar yağdı Menemen’e. Gediz Nehri yağışlar nedeniyle taştı. Tüm Menemen ovasını sel bastı. Sular Fadıl’ın Kahvesi’ne ve Hükümet Konağı’nın bugünkü bulunduğu alana kadar gelip dayanmıştı. Şehrin içinde bir yerden bir yere gitmek için sokaklarda kayıklar kullanılıyordu. Sonraki yıllarda Gediz’in taşkınlarının bir daha Menemen’i tehdit etmemesi amacıyla Gediz ile Menemen arasına Pekendi diye anılan bir set yapıldı. Ondan sonra da bir daha Menemen’i sel basmadı. Bu yılki yağmurla gelen sular aynı şekilde uzun süre ovayı esir aldı ve çekilmedi. Bu manzara da bana rahmetli babamın anlattıklarını hatırlattı.
 
Maltepe köprüsünden Gerenköy'e doğru geçerken Gediz'e baktık.
(Şubat 2026)
 
Bademler çiçekte, tarlalar Gediz'in taşkın suları altında..
(Şubat 2026)
 
Gerenköy'den Menemen'e doğru; tarlaları Gediz ele geçirmiş.
(Şubat 2026)
 
Şubat ayındaki bereketli yağmurların ardından gelen bahar doğayı fişekledi bir anda. Yeni hayatın filizlendiği coğrafyamızda biz de bugün menengicin taze sürgünlerinin izini sürdük Foça kırsalında. Hava yine kapalıydı; aralıklarla atıştıran yağmur menengiç filizlerini toplamamıza tabii ki engel değildi. Bağarası’nı geçtikten sonra Bağarası Göleti’ne doğru saptık. Göletin kıyısı boyunca kır evlerinin ve bahçelerin arasından geçtik. Yeni Bağarası-Yeni Foça asfaltı hemen doğu yönünde yer almaktaydı. Önümüzde hardalların sarıya boyadığı çayırlar uzanıyordu göz alabildiğine. İleride birkaç inek kaygısızca otluyordu. Bir kayaya tutunmuş dev bir menengicin yanından geçtik. Daha önceki yıllarda Foça-Erkeçler Mevkii’nden başlayarak yürüdüğümüz ve eski bir Rum kilisesinin kalıntılarının bulunduğu Kapukaya kütlesini kuzey yönünden gören tepeliğe doğru tırmandık. Burada sağlı sollu kır evlerinin arasından geçerek her yıl çitlembik zamanı uğradığımız ağaçların yanına dek yürüdük. Hava hafif hafif yağmur atıştırıyordu. Ama bizim gözümüz çitlembik sürgünlerindeydi.
 
Bağarası Göleti
(Nisan 2020)
 
Armutlar çiçeğe durmuş.
(Nisan 2026)

Zeytinin ardında sapsarı çayırlar
(Nisan 2026)
 
Bahçe duvarlarından sokağa doğru sarkan mor salkımlar coşmuştu. Ortalık ıpıssızdı; uzaklardan hızar sesleri geliyordu. Belli ki hala budama yapanlar vardı. Solumuzdaki derin vadi Kapukaya kütlesine dek yemyeşil bir çayırlık halinde uzanmaktaydı. Vadiye doğru alçalan bayıra tutunmuş menengiçlerin arasına daldık. Ağacın taptaze sürgünleri çıtır çıtır kırılıyordu. Birkaç torba topladık.
 
Sokaklara doğru sarkan mor salkımlar
(Nisan 2026)
 
Orlayalar ve engerek otları
(Nisan 2026)

Engerek otlarının çiçekleri; yakından...
(Nisan 2026)

Orlayalar
(Nisan 2026)
 
Beyaz papatyalar
(Nisan 2026)
 
Karahindibalar ya da radikalar
(Nisan 2026)
 
Yemyeşil çayırın içinden bir sürü hayat uyanmıştı sanki; göz alıcı renkleriyle. Mor renkli engerek otları, bembeyaz papatyalar, sarı karahindibalar ve küçük şemsiyeleri andıran beyaz çiçekleriyle orlayalar, vadiye doğru alçalan sırtta ise sapsarı hardallar; hepsi insanın içindeki yaşama sevincini besleyen birer kışkırtıcı gibiydiler. O menengiçten bu menengice hevesle geçişlerimiz bir süre daha devam etti. Zaman zaman yağmur çiselese de hasadımızı etkilemedi. Yeterince toplamıştık. Bir kısmını hemen haşlayıp salata yaparsak, geri kalanını da derin dondurucuya koyarak daha sonraki zamanlarda tüketebilirdik.
 
Menengiç hasadı; Foça kırsalında...
(Nisan 2026)

Çiçek ve yaprak bir arada; menengiç ağacında...
(Nisan 2026)

Menengiçler arasında...
(Nisan 2026)

Menengiç Salatası; yalın bir tat… 
 
Menengiç salatası, gerçekten çok basit ve hoş bir yiyecek. Menengicin körpe sürgünleri, fazla haşlamaya gelmez; yoksa lime lime olur ve sonuçta salata da pek bir şeye benzemez. Az ve yeterince haşlanmış menengiç yaprakları, suyundan süzüldükten sonra bir kaba konur. Menengicin sihirli lezzetinin karıştığı suyu asla atılmaz. Bir miktarı salata sosuna karıştırılır; kalanı ise soğutularak hoş bir içecek şeklinde tüketilebilir. Ayrı bir kapta ise; bol zeytinyağı, taze sıkılmış limon suyu ve dövülmüş birkaç diş sarımsak iyice karıştırılarak salata sosu haline getirilir. İçine menengicin yapraklarının haşlanması sürecinde elde edilen suyundan bir miktar eklenerek sos iyice özetilir. Bundan sonraki son aşama, sosun dirice haşlanmış menengiç yapraklarıyla buluşturulması aşamasıdır. Salatanın sosla hemhal olması için bir süre buzdolabında tutulmasında yarar vardır. Buzdolabında yeterince bekleyen menengiç salatası, bir dost meclisinin keyifli bir eşlikçisi olarak artık sofraya konmaya hazırdır. Menengicin yendikten sonra üzerine içilen bir bardak suyun tadı ise, sanki şerbet içmişsiniz hissini verir ağızlarda. Anlatılmaz bir lezzettir.
 
Doğadan sofraya; menengiçin çiçekleri ve taze sürgünleri bir arada...
(Mart 2025)
 
Menengiç salatası
(Nisan 2026)

Dipnotlar:

(1)   Tire'nin sırtını dayadığı Güme Dağı'nın eteklerinde ve dağdaki Cambazlı köyüne doğru tırmanan bir yolun başında Hafsa Hatun Külliyesi yer alır. Hafsa Hatun, Aydınoğulları beylerinden İsa Bey'in kızıdır. Yıldırım Beyazıt, diğer bazı Anadolu Beyliklerinin evlilikler yoluyla ele geçirilmesi sürecinde aynı yöntemi Aydınoğulları üzerinde de uygular. İsa Bey'in kızı Hafsa Hatun'u kendine eş olarak alır. İşte yukarıda yer alan tekerleme Hafsa Hatun ile çıtlık ağacı hakkında yüzlerce yıldır Tire coğrafyasında söylene gelir.
(2) Tire'de çıtlık ya da çitlembik ağacının öyküsü ile ilgili olarak bkz.
        https://dagakactim.blogspot.com/2019/11/derelide-sonbahar.html 
(3) Fotoğraflar, belirlenenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

 

22 Aralık 2024 Pazar

FOÇA KALDERASI’NDA YÜRÜDÜK.

YENİ FOÇA’DAN KIZILDAĞ’A
 
5 Aralık 2024
İbrahim Fidanoğlu
 
Giriş
 
Bugün yine Foça civarındaydık. Foça Kalderası’nın tam göbeğinde dolaştık uzun süre. Başlangıçta Yeni Foça’da başladığımız yürüyüşümüzü bu yazın sonlarında büyük bir yangından yara almış bir dere yatağının çevresindeki yanıklıklar arasında sürdürdük. Her yer yangın yeriydi ve kapkaraydı. Hızar sesleri, kesilmiş kütükleri taşıyan traktörler ve göçmen işçilerin çalıştığı sırtların arasından batıya doğru ilerledik. Yangından kurtulmuş bir kızılçam ormanından geçerken ağaç çileklerine rastladık. Günün güzelliğiydi onlar. Şap Dağı’ndan sonra yöredeki en büyük yükselti olan Kızıldağ’ın eteklerini yalayarak ilerleyen yol Yeni Foça-Eski Foça karayoluna dek indirdi bizi. Yeni Foça’da sabah başlarken yaptığımız gibi çarşı içindeki Taş Kahve’de sıcacık çaylarla sonlardık günü. Sabah 11 gibi Yeni Foça’dan başlayan yürüyüşümüz yaklaşık 5 saat sürdü. Saat 16 gibi Yeni Foça’ya ulaşmıştık. Yürüdüğümüz toplam mesafe ise 14 km. civarındaydı.
 
Sabah vakti Yeni Foça sahilinde...
(Aralık 2024)
 
Gezginler, yanıklıklar arasında...
(MYC; Aralık 2024)

Dere yatağında suya yansıyan aksimiz
(MYC; Aralık 2024)

Foça Kalderası'ndan izler...
(Aralık 2024)

Yeni Foça’dan yanıklıklara doğru
 
Sabah 10.30 civarında Yeni Foça’da; yakınlarda faaliyete geçen Oasis Marina’nın önünde buluştuk. Marina, kasabada yeni bir rant kapısı açmış gibi duruyordu; marina dopdoluydu. Sabah ayazı vardı ortalıkta. Kıyıdaki balıkçıların önünde tek tük müşteriler alışverişteydi. Barınağın hemen kıyısındaki salaş balıkçı kahvesinde oturacak yer bile yoktu. Çarşıya doğru yürüdük. Taş Kahve’de çaylarımızı yudumlayarak başladık güne.
 
Dağa Kaçtım gezginleri, Yeni Foça rıhtımında sabahı karşılarken...
(Aralık 2024)

Yeni Foça Rıhtımı ve balıkçı barınağı
(Aralık 2024)

Yeni Foça garajının yakınlarındaki son kule evlerden; hala iyi durumda kabul edilebilir.
(Aralık 2024)

Çay molasını takiben Taş Kahve’den ayrıldıktan sonra kıyı boyunca Yeni Foça’nın Eski Foça yönündeki çıkışına doğru yürümeye başladık. Pazarın kurulduğu dere yatağını takiben yukarı doğru yürürken, kasabanın içinde kalan son kule evlerinden birinin çatısının çöktüğünü, garajın hemen alt yanındaki bir diğer kule evin de aynı akıbete doğru hızla yol aldığını gördük. Özellikle garajın yanındaki 3 katlı kule tipi ev, gerçekten bölgedeki karakteristiği yansıtması açısından tipik bir örnekti.
 
Pazar yakınlarındaki şimdi daha kötü durumdaki kule evin 2017 yılındaki hali; o zaman derme çatma manav yokmuş. Şimdi de yok ama bütün pisliği yerinde duruyor.
(Aralık 2017)

Yeni Foça garajı yakınlarındaki üç katlı kule evin 2007 yılındaki hali
(Kasım 2007)
 
Aynı evin ön cepheden görünümü
(Kasım 2007)
 
Bağarası’na ayrılan sapağa doğru Eski Foça asfaltını atlayarak karşıya geçtik. Bir süre siteler arasında güneye doğru ilerleyip, daha sonra Bağarası yoluna çıktık yeniden. Yoldan ayrılarak batıya doğru ilerleyen bir patikayı takip ederek, istif edilmiş odun yığınlarının arasından yanıklıklara doğru yürüdük. Karşımızdaki sırtlar tamamen yanmıştı; simsiyahtı. Arkamızdan gelen bir traktörden bozma iş makinesi yanımızdan geçerek vadiye doğru girdi. Yaz sonundaki yangın sonrası geride kalan enkazı kaldırmak ve ortalığı temizlemek onlara kalmıştı.


Gezginler, yürüyüşün başlangıcında Yeni Foça'dan ayrılırken...
(MYC; Aralık 2024)
  
Yanıklıklara doğru ilerlerken Yeni Foça'ya ve denize doğru bakış
(Aralık 2024)
 
Yanık odunlar diyarına geldik; istif edilmiş kesim ürünü ağaç kütükleri
(Aralık 2024)
 
Dere yatağına doğru...
(Aralık 2024)
 
Solumuzdaki dere yatağında seli önlemek için yapılmış birkaç set vardı arka arkaya. Ama ne yazık ki derede neredeyse hiç su yoktu. Yürüdüğümüz toprak patika bile yangının artıklarından simsiyah bir görünüme bürünmüştü. Dere yatağına paralel bir şekilde yürürken, yanıklıklar içinde çalışan orman işçilerine rastladık. İçlerinden biri Afganistan’dan gelmişti; Afgan Özbeklerinden olduğunu söyledi. Çevrede çok sayıda akrabası varmış. 22 yaşındaymış, nişanlıymış. Bir süre ayaküstü sohbet ettik kendisiyle. Afganistan nere, Türkiye nere derken; mülteci gerçeği Yeni Foça’nın arkasındaki yanıklıklarda da çıkmıştı karşımıza bir kez daha. Vedalaşıp ayrıldık yanından.
 
Dere yatağında sellere karşı yapılmış setlerden biri
(MYC; Aralık 2024)

Solumuzdaki dere yatağında kimi yanmış, kimi yanmamış kızılçamlar vardı.
(Aralık 2024)

Yanıklıklarda çalışan orman işçileri
(Aralık 2024)

Dere yatağına paralel şekilde batıya doğru yürüyoruz. Her yanımız yanıklık...
(Aralık 2024)

Solumuzdaki dere yatağında yer yer son yağmurlardan oluşan gölcükler dikkatimizi çekti; aslında burası yoğun yağmurlarla beslenmiş olsaydı, basmaklar şeklinde alçalan iri kayalar arasından derenin denize doğru akışı gösterişli olmalıydı. Ancak biz bugün bu ufak gölcüklerle yetinmek zorundaydık. Hoş manzaralar oluşmuştu yine de; kayalar ve suya yansıyan gölgelerimiz arasında…
 
Basamaklar halinde yükselen kayalardan oluşmuş dere yatağının tabanı
(Aralık 2024)

Dağa Kaçtım gezginleri dere yatağında...
(MYC; Aralık 2024)

Bulunduğumuz noktadan aşağıya doğru bakış; dere yatağında...
(Aralık 2024)

Foça Kalderası’nda…
 
Dere yatağının neredeyse düzleştiği bir topografyanın iki yakasındaki aglomera(1) oluşumları, bizim artık Foça Kalderası’nın içinde yürümekte olduğumuzun habercisiydiler. Sağımızda solumuzda andezit(2) ve bazalt(3) kayaçlar, yörede Foça taşı olarak bilinen beyaz renkteki Foça tüfünden(4) volkanizma ürünü jeolojik malzeme hâkim haldeydi. Foça Kalderası’nın bize ilginç gelen yönü, bir volkan ağzını andıran konik bir yapıda olmaması idi. İki hafta önce de bu coğrafyada ve yine Foça Kalderası’nın sınırları içinde yürümüştük. Bu ilgi çekici coğrafya, Eski Foça’nın sırtlarından ve Yeni Foça’nın hemen arkasından başlayarak; kuzeyde Kızıldağ, kuzeydoğuda Şap Dağı, doğuda Yeniköy önlerindeki tepelikler, güneyde ise Bağarası’nın çevresine serpilmiş birkaç tepelik alanın arasında kalan oldukça geniş bir çöküntü alanını kapsıyor ve jeologlarca Foça Kalderası olarak adlandırılıyor.(5)
 
Dere yatağında yükselirken...
(Aralık 2024)
 
Dere yatağının kıyısında yer alan aglomera oluşumları
(Aralık 2024)
 
Dere yatağının güney yakasında yer alan aglomera oluşumlarına panoromik bakış
(Aralık 2024)

Aglomera oluşumların yakından görünümü
(Aralık 2024)

Mor çiğdemler
(Aralık 2024)
 
Dere yatağı ile birlikte topografya da yavaş yavaş yükselmişti. Çevremizde yer yer mor çiğdemler ve çiriş otları fışkırmıştı topraktan. Her şeye rağmen son yağmurlarla birlikte bu yanıklıklar içinde yeni bir hayat yeşermekteydi. Yahudilerin 7 kollu şamdanı “menora”yı andıran bir yanık çalının yanından geçtik. Sürreal düşünceler aktı beynimizin içinden. Filistin topraklarını yangın yerine çeviren alev topları, böyle bir şey miydi acaba? Canhıraş feryatlar içinde yanan insan bedenleri, tükenişi insanlığın… Çürüme de küreseldi artık. Önlenemez bir çöküş sürecinin içinde, sürüklenip gidiyordu insanlık; bilinmez bir girdaba doğru…
 
Beyaz çiğdemler
(Aralık 2024)

Topraktan yeni fışkırmış çiriş otları
(Aralık 2024)

Menoraya (7 kollu şamdan) benzettiğimiz yanık çalı
(Aralık 2024)

Karahindibalar çiçekte...
(Aralık 2024)

Ağaç çilekleriyle karşılaşma
 
Vadiden çıkarken dönüp arkamıza baktık. Kızılçam ormanından arta kalan birkaç ağaç ve çırılçıplak tepelerin ardında Yeni Foça kasabasının evleri ve Ege’nin mavilikleri uzanıyordu. Artık yangın yerinden kurtulmuştuk; yeniden kızılçamlar ve makilikten oluşan bitki örtüsü başladı. Sakız çalıları ilk gözümüze çarpanlardandı; demet demet kırmızı meyveleriyle. Bağarası ve Gerenköy’e kadar uzanan geniş bir topografyaya hâkimdi rotamız. Çevremizde askeri gözetleme noktaları vardı. Foça Kalderası’nın tam ortasındaydık artık.
 
Ardımızda bıraktığımız dere yatağına yukarıdan baktık.
(Aralık 2024)
 
Sakız çalıları meyvedeydi.
(Aralık 2024)
 
İptidai bir çeşme başında...
(Aralık 2024)
 
Dere yatağından çıktıktan sonra bir süre tırmanıştayız.
(MYC; Aralık 2024)
 
Önde kızılçamlar ve sakız çalıları, hemen arkada yanıklık tepeler ve en arkada Şap Dağı...
(Aralık 2024)

Kızıldağ'a doğru; oldukça geniş orman yollarındayız.
(Aralık 2024)

Volkanizma ürünü andezit kaya parçası
(Aralık 2024)

Foça Kalderası'ndayız.
(Aralık 2024)
 
Kuzeye doğru kıvrılan orman yolu kızılçamların arasından bizi Kızıldağ’a (306 metre) doğru taşıdı. Ama önce ağaç çilekleri vardı; onlara uğramadan geçmek olmazdı. Sağımız solumuz sarı-kırmızı renkte ağaç çilekleriyle kaplıydı. Tam burada uygun bir sırtta ve kızılçamların arasında yemek molası verdik. Önce yemek; daha sonra ağaç çileği tadım molası… Doya doya yedik leziz ağaç çileklerinden. Kimi ağaçlarda çiçek ve meyve bir aradaydı; daha önce de tanık olduğumuz bu duruma burada da rastlamıştık.
 
Ağaç çileği hasadı; yükseklere yetişmek herkese nasip olmuyor.
(Aralık 2024)

Ağaç çilekleri; olmuşlar ve olmamışlar...
(Aralık 2024)
 
Meyve ve çiçek; aynı anda ve aynı ağaçta...
(Aralık 2024)

Gezginlerin ağaç çileği toplama telaşı
(MYC; Aralık 2024)

Pirenler
(Aralık 2024)

Kızıldağ’a doğru…
 
Biraz ilerde yolun hemen kıyısında mor renkli çiçekleriyle dikkat çeken pirenler vardı. Arılar, için vazgeçilmez bir kışlık besin kaynağıydı pirenler. Kızıldağ’a yaklaşırken yine yanık ağaç kütüklerinin istiflendiği bir kavşağa gelmiştik. Uzaklardan hızar sesleri geliyordu yeniden. Demek ki kesim yapılan sahaya yakınlardaydı. Kızıldağ ise, hemen karşımızdaydı. Onun zirvesinin sağından ilerleyen bir patikayı takip ederek kuzeydoğumuzda yer alan Yeni Foça düzlüğüne doğru alçalmaya başladık. Tepeyi aşınca Yeni Foça göründü.
 
Kızıldağ'a doğru istiflenmiş kızılçam kütükleri
(Aralık 2024)

Karşımızda Kızıldağ; yürüyoruz.
(Aralık 2024)

Kızıldağ'a tırmanırken...
(MYC; Aralık 2024)

Yol boyunca yanıklık ürünü kütük istifleri
(Aralık 2024)

Tepeyi aşınca yeni Foça göründü.
(MYC; Aralık 2024)

Yangın yer yer Kızıldağ’ın eteklerine dek ulaşmıştı. Yanımızdaki bir makilikten geriye kalan sadece yanmış ve karaya boyanmış çalı gövdeleriydi. Aşağıya doğru inen bir orman yolunu takip ederek yürümeyi sürdürdük. Hemen ilerimizde öbek öbek tüf kayalıkları vardı. Onları solumuzda bırakarak doğuya doğru kıvrıldık. Yolda tüf kayalıklarının kıyısı boyunca yine kesim ürünü kütükler istiflenmişti. 
 
Kızıldağ'dan Yeni Foça'ya doğru inerken...
(Aralık 2024)
 
Yanıklığa bakmak; simsiyah ölü gövdeler...
(Aralık 2024)
 
Yürüdüğümüz patikadaki toprağın jeolojisine bakmak...
(Aralık 2024)

Aşağıda Yeni Foça dünyası
(Aralık 2024)

İnişteyiz artık.
(Aralık 2024)
Dönerken…
 
Tüf kayalıklarını geçtikten sonra yeniden kuzeye doğru döndük. İyice yaklaşmış v neredeyse deniz seviyesine dek alçalmıştı. Aşağıda Cenevizliler döneminden kalma terk edilmiş Şap madeni ocağına ait çukur ve hemen onun yakınlarında 19.yy.dan kalma Rum Ortodoks mezarlığının içinde yer alan yıkık dökük mezarlık şapeli bulunmaktaydı. Şapel her geçen yıl biraz daha harap hale dönüşmekteydi. Elbette Rum mezarlığından geriye hiçbir şey kalmamıştı. Şapelin arkasındaki hurdalığın kıyısından geçerken köpekler harekete geçtiler. Onları bir şekilde savuşturup Eski Foça asfaltını atlayarak Yeni Foça’ya giriş yaptık. Bir süre sonra pazaryerine ve kıyıya ulaşmıştık. Yeni Foça’daki son durağımız başladığımız noktada; çarşı içindeki Taş Kahve oldu. Saat 11’de başladığımız yürüyüşümüzü, saat 16 civarında yorgunluk çaylarının eşliğinde Taş Kahve’de sonlandırmıştık. Artık dönüş zamanıydı. İzmir yolcuları beklemezdi.
 
Yeni Foça'ya doğru tüf kayalıkları ve yine kütük istifleri
(Aralık 2024)

İnişten Yeni Foça manzaraları
(MYC; Aralık 2024)

İyice yaklaştık Yeni Foça'ya...
(Aralık 2024)

 
İstanbullu gezgin arkadaşımız Süleyman'ın arkasında Yeni Foça Bal Ormanı yazıyor; artık yok öyle bir şey...
(MYC; Aralık 2024)

Yeni Foça mezarlık şapeli
(Aralık 2024)

Yeni Foça evlerinden birinin bahçesinde rastladık.
(Aybey Çini ; Aralık 2024)

Dipnotlar:
(1)   Aglomera: Şekilsiz, yuvarlaklaşmamış, ve birbirlerine sıcaklık sebebiyle kaynaşmış iri parçalardan oluşan volkanik tüf
(2)  Andezit: Bir kayaç türü olan andezit volkanik hareketlere bağlı olarak tersiyer ve kuvaterner dönemde yer kabuğunun derinlerinde yer alan magmanın yeryüzüne çıkması sonucu ani soğumasıyla oluşan bir tür sert kaya türüdür. Bu volkanik kayacın farklı renklerde ve dokularda örnekleri vardır. Gri, pembe ve kırmızı renklerde andezit türlerine rastlanmaktadır. 
3)  Bazalt: Volkanik bir kayaç türüdür; siyah renkte ve kesif yığınlar halindedir. Doğada kütle, damar ve akıntı halinde bulunur. Başlıca özelliklerinden birisi, altıgen prizmalar biçiminde, büyük sütunlar meydana getirmesidir. Bu sütunlar, mağma akıntılarının soğuyup büzülmesinden ileri gelmiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri Sinop-Boyabat’taki bazalt sütunlarıdır. 
(4)  Tüf: Bir volkanik patlama sonucu ortaya çıkan volkanik küllerden oluşan kaya türüdür.
(5)  Batı Anadolu’da yeni bir kaldera; Foça Kalderası; Mustafa Dönmez, Ali Ekber Akçay ve Ahmet Türkecan; Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü Jeoloji Etüt Dairesi; Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Bülteni (2017)-24; sayfa:13-20; bkz. https://www.mta.gov.tr/dosyalar/images/dogalkaynaklar/makaleler/542/tr_20221026102425_542_4_724c376b.pdf
(6)  Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC