16 Kasım 2014 Pazar

UZUNBURUN-GÜRLE YÜRÜYÜŞÜ



YOĞURTÇU KALESİ


5 Kasım 2014
İbrahim Fidanoğlu

Bu hafta Yamanlar Dağı’nın arka dünyasında dolaştık. Yamanlar’ın eteklerinde; Emiralem Boğazı’na hâkim konumdaki Ortaçağ’dan kalma Yoğurtçu Kalesi, Manisa’ya bağlı Uzunburun, Akgedik ve Gürle Köyleri civarındaki makilik alanlar ve şehir kaçkınları için güzel bir mekan olarak dikkat çeken Manisa’nın hemen dibindeki Gürle Köyü’nde yer alan balık çiftliği yürüyüşün ana omurgasını oluşturdu.

 Yoğurtçu Kalesi
(Fotoğraf: İF-Mayıs 2008)

 Yoğurtçu Kalesi-Gürle yürüyüş rotası-21 km.
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Sabah Karşıyaka’dan 8’de hareket ettik. Eski Gediz Deltası üzerinden Menemen’e Seyrek tarafından giriş yaptık. Kahvaltı için Değirmendağ üzerinde 2014 yılında hizmete açılan Menemen Belediyesi’nin Sosyal Tesisleri’nde kısa bir mola verdik. Kahvaltı sonrası; Emirâlem Boğazı’na doğru hareket etmeden önce, Kubilay Anıtı’nın yer aldığı Yıldıztepe’ye uğradık. 

 Kubilay Şehitliği

Menemen Olayı diye bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin henüz kuruluş sürecinde uğradığı bu gerici saldırıda; yedek subay Mustafa Fehmi Kubilay ile bekçiler Hasan ve Şevki, şehit edilirler. 23 Aralık 1930’da gerçekleştirilen bu saldırıyı takiben, Menemen’de kurulan Divan-ı Harp’te yürütülen kovuşturma ve mahkeme süreçlerinden sonra, kalkışmanın elebaşıları da dâhil olmak üzere onlarca insan Menemen’de idam edilir. Bir o kadarı da hapis cezası ile cezalandırılır. Arada kurunun yanında, yaşın da yandığı olağanüstü bir dönemdir kısacası. Sıkıyönetim şartlarının uygulandığı süreçte Menemen, bir anlamda devlet tarafından hak etmediği ölçüde; sanki olayın mahkûmu ilan edilir. Olaydan yaklaşık 2 yıl sonra ise, Menemen’in en yüksek tepesi olan Yıldıztepe üstüne Menemen Olayı’nda katledilen şehitlerin anısına heykeltıraş Ratip Aşir tarafından bu anıt yapılır.

Yıldıztepe'de Güneydoğu Şehitleri

Kubilay Anıtı, önde Cumhuriyetin ve devrimlerin emanet edildiği Türk gençliğini temsil eden eli mızraklı ve atletik görünüşlü bir genç ve arkada Menemen Olayı’nda şehit edilen Kubilay ile Bekçi Hasan ve Şevki Beyleri temsil eden üç sütundan oluşturulmuş. Anıtta malzeme olarak, çevredeki volkanik dağlardan elde edildiği düşünülen ve oldukça sert yapıdaki andezit taşlar kullanılmış. Anıtın üstüne kazınmış şehitlerin doğum yerleri düşünüldüğünde; çöken bir imparatorluğun başkentinden uzaktaki topraklarında doğup, bu topraklar kaybedildikçe Anadolu’ya sökün eden bu insanların vatan savunmasındaki rolleri son derece dramatik düzeydedir. Anıtın ön yüzünün alt bölümünde şehitler için yer alan şu ifadeler, bir neslin dramını anlatan delil gibidir sanki: Şevki, Florina, 1906-1930; Kubilay, Hanya, 1906-1930 ve Hasan, Kandiya, 1902-1930… İşin tuhafı; ayaklanmada Manisa’dan gelen yobazların lideri konumundaki Derviş Mehmet de Giritli imiş. Ne garip değil mi; Giritli, Giritli’yi vurmuş…

Kubilay Anıtı

Kubilay Anıtı’ndan ayrıldıktan sonra, Menemen’den; Emirâlem Boğazı yoluyla, Yamanlar Dağı’nın kuzey eteklerinde yer alan Manisa’ya bağlı Uzunburun Köyü’ne doğru yola çıktık. Emirâlem-Manisa asfaltında Alaniçi, Ayvacık ve Çaltı sapaklarını geçtikten sonra Muradiye’ye yaklaşırken Uzunburun levhasından Yamanlar yönüne döndük.

 Güney yönünden Yoğurtçu Kalesi'nin görünümü

Yaklaşık 5 km. sonra Yamanlar’ın eteğinde Muradiye Ovası’na hâkim bir tepeye kurulmuş Uzunburun Köyü’ne ulaştık. Köy, daha önce geldiğimiz zamanlara göre biraz daha derlenip toparlanmış gibi geldi bize. Köyün ara sokakları, kilit taşı döşenmiş; köyün girişinden Yoğurtçu Kalesi yönüne giden bir de çevre yolu açılmıştı. Biz de o yolu takip ederek bir kartal yuvası gibi tüm Emirâlem Boğazı’na ve daha ötedeki ovaya hâkim konumdaki bir tepenin üstüne oturtulmuş Yoğurtçu Kalesi’ne ulaştık.

 Yoğurtçu Kalesi'ne yaklaşırken...

Yoğurtçu Kalesi:

Yoğurtçu Kalesi’nin, 13.yy.a doğru ivme kazanan Türkmen akınlarına karşı, savunma amaçlı olarak yapılmış bir Bizans Kalesi olduğu düşünülüyor. Kale, tarih boyunca her zaman stratejik öneme sahip Menemen-Manisa geçişini denetleyen, son derece hâkim bir konumda inşa edilmiş. Kalenin oturduğu ana kayanın (Çardak Kaya) kuzey yönü, son derece sarp bir uçurumla sonlanıyor. Bu da kuzeyden yaklaşacak saldırılara karşı kaleye doğal bir savunma olanağı sağlıyor. Adının ise, Bizans sonrası dönemde; Türkmenlerin bölgeye hâkim olmalarından sonra, bu civarda güç kazanan bir yerel derebeyine atfen kullanılmış olması muhtemel. İsimle ilgili yörede anlatılan bir başka hikâye ise, Türkmenlerin bölgedeki hayvancılık faaliyetleri sırasında, yapıyı bir mandıra gibi kullanmış olmaları ve yapının içindeki yoğurt üretiminden dolayı kalenin adının, halk arasında Yoğurtçu Kalesi adıyla anılmaya başlanması…

Dış Kale'nin burçları

Yoğurtçu Kalesi ile ilgili bir başka yaklaşım ise; Bizans döneminde kırsalda münzevi bir hayatın sürdürüldüğü bir manastır yapısı olduğu ile ilgili. Latinlerin İstanbul’u ele geçirdikleri dönemde İznik merkezli bir yönetim gücü haline dönüşen Laskaris Hanedanı’nın son temsilcisi Thedoros I Laskaris’den iktidarı damadı III. Yoannis Dukas Vatatzes devralır. İznik İmparatoru Vatatzes’in uzun iktidar dönemi boyunca İznik, sembolik bir dini başkent olarak varlığını sürdürürken, Nymphaion (bugünkü Kemalpaşa yada Nif) devletin asıl idari merkezi olur. İmparatorun yazlık sarayı, bugün Kemalpaşa’nın merkezinde Kız Kulesi diye bilinen tarihi yapıdır. İmparator ve karısı İrini, Nymphaion’da bir kütüphane ve bir üniversite yaptırırlar. Bunun yanında cömert bağışlarda bulunarak bölgedeki manastırları canlandırırlar. Lembos, Kuzenas ve Sosandra gibi bazı manastırlar toprak bağışları nedeniyle bölgede önemli güç odakları haline gelirler.(1)

Önde dış kalenin burçları ve yıkılan dış kalenin gediğinden iç kalenin görünümü

Burada sözü edilen Sosandra Manastırı, Magnesia’ya (bugünkü Manisa) yakın bir bölgede tanımlanmaktadır. Hatta aynı kaynağa göre; 3 Kasım 1254’de Nymphaion’da ölen İmparator Vatatzes ve eşi İrini’nin Sosandra Manastırı’na gömüldüğü belirtilmektedir.(2) Bugün de önemli bir su kaynağının bulunduğu Gürle Köyü’nün civarında Bizans döneminden kalma dini yapıların olabileceği savını ileri süren araştırmalar da mevcuttur.(3)

Dış kale sur detayı

Bütün bu varsayımlar göz önüne alındığında, Yoğurtçu Kalesi’nin de; başka kaleleşmiş manastır yapılarına benzer tarzda (Bafa Gölü civarındaki manastır dünyası gibi) eski bir manastır yapısı olabileceği olasıdır denilebilir. Hiçbir arkeolojik çalışmanın yapılmadığı bilgisine sahip olduğumuz Yoğurtçu Kalesi’nin Sosandra Manastırı olup olmadığı konusundaki giz, bu nedenle şimdilik iç kalenin üstünü örten yüzlerce yıllık toprak yığınının altında olmalıdır.

 İç kalenin içinden dış kaleye bakış

Prof. Dr. Ersin Döğer, Tarhaniyat Tarihi’nde Yoğurtçu Kalesi ile ilgili şu bilgileri veriyor:

“Gediz Vadisi boyunca batıya ilerleyen Saruhan Bey komutasındaki Türkmenler, 14.yy.ın hemen başında ilk önce Demirci’yi, en son olarak da 1313 yılında Manisa Kalesi’ni ele geçirdiler. Muhtemelen Manisa Kalesi’ni ele geçirmeden çok daha önce Gediz Nehri boyunca batıya doğru ilerleyerek Manisa Boğazı’nı geçmişler ve verimli Gediz ve Güzelhisar Çayları’nın suladıkları ovalara ve kıyılara hâkim olmuşlardı. Yamanlar Dağı’nın kuzey eteklerinde ve Manisa Boğazı’nın doğu girişine hâkim, Uzunburun Köyü sınırları içindeki Yoğurtçu Kalesi, Bizanslılar tarafından Türkmen akınlarını engellemek için inşa edilmiş olmalıdır. Gerek surlardaki inşa teknikleri gerekse yüzeyde görülen çanak-çömlek 13.yy.ın özeliklerini taşımaktadır.”(4)

 İç Kale'nin üst düzleminden alt odalara geçiş

“Manisa’ya bağlı Uzunburun Köyü’nün güneyinde bulunan ve Çaltı, Alaniçi, Karaorman Köylerinin bulundukları platoyu da kontrol eden Yoğurtçu Kalesi, 12 ve 13.yy.larda Türkmen akınlarına karşı bölge halkı için önemli bir sığınma mahalli olarak inşa edilmiştir.”(5)

Dış kale duvarları

Kale, iç ve dış kaleden oluşuyor. Yapımında kesme ve moloz taş kullanılmış. Dış kale, doğal savunma özelliği taşıyan kuzey yönü dışında iç kaleyi diğer üç yönden sarıyor. Dış kalenin önemli bir bölümü yıkılmış olmakla birlikte, belli aralıklarla yapılmış olan dış kale burçlarını izlemek mümkün. Güney batı yönündeki burç silindirik, diğerleri ise dikdörtgen kesitli olarak tasarlanmış. Doğu yönünü dolaşan dış kale, kuzey ucunda iç kaleyle birleşerek ana kayaya ulaşıyor.

 Yoğurtçu Kalesi önündeki düzlükte  otlayan bir koyun sürüsü

Kalenin güney yönündeki; birkaç yıl önce Manisa Valiliği tarafından makilerden temizlenen düzlük, koyun sürüleri için bir mera haline gelmiş. Buraya ne zaman gelsek, mutlaka bu düzlükte otlamakta olan bir koyun sürüsü ile karşılaşıyoruz; bugün olduğu gibi…

 İç kale-üst düzlem

Yoğurtçu Kalesi’nin iç kalesinin ana girişi, güney-batı ucuna yakın bir konumda yer alıyor. Ancak giriş oldukça harap olmuş durumda. İç kale, neredeyse içine çökmüş gibi. İç kalenin içinde biriken moloz düzlemin batı yönünde; aşağı doğru inen bir aralıktan, yan yana 4 adet odacığa ulaşılıyor. Bu odacıkların derinliklerine ve duvarlardaki hatıl yuvalarına bakılırsa iki katlı olarak tasarlanmış. İkinci katın zemini ahşap olmalı ve tabii ki hatılların boş yuvalarından başka günümüze bir iz kalmamış. Kaleyi gezerken; bu odaların bir mahzen, inziva hücreleri yada hapishane olma olasılığı üzerinde durduk.

 İç kalede Uzunburun yönünde iç içe odalar

İç kalenin kuzey kıyısına yaklaşıldığında derin bir uçurum sizi bekliyor. Bu da kalenin kuzey yönünden nasıl bir doğal savunma imkânına sahip olduğunu gösteriyor. Kale duvarlarının iç yüzlerinde dışarıdan gelecek düşman saldırılarına karşı koymak üzere, seğirtim yerlerinin bulunduğu düzlem ve yer yer mazgal delikleri seçiliyor.

 İç kalede bir burç

Yamanlar Dağı’nın eteklerinde ve bu kadar stratejik konumdaki bu kalenin tarihçesi ile ilgili bu denli az bilginin olması kadar, kalenin harap vaziyeti de bizim açımızdan hayıflanacak bir durum. Kırsalda bu kadar güçlü bir yapının, başka bir ülkede bir kültürel varlık ve ekonomik değeri olan bir proje ile desteklenebilir bir turizm fenomeni olarak değerlendirilmesi işten bile değildir. Ne yazık ki, bizim ülkemizde bu işler böyle olmuyor ve harap olan bu değerli mirasımıza göz göre göre sahip çıkamıyoruz. Yazık ki, ne yazık…

 Gezgin, iç kalenin odacıklarının geçiş noktasında...
(Fotoğraf:MYC)

Kalenin önünden Yamanlar Dağı’na doğru ilerleyen asfalt yol biraz ileride köyün mezarlığının bulunduğu noktada sona eriyor. Hemen alt düzlemimizde büyük bir maden ocağı var; durmadan damperli yük kamyonları madenden çıkan malzemeyi bir yerlere taşıyor. Aşağıdaki toprak yolda yoğun bir kamyon trafiği var. Uzunburun yolundan Ilıca Deresi yönüne ayrılan sapakta, madenle ilgili bir levhadan; mıcır, filler v.b. dolgu malzemesi üretimi yapıldığı anlaşılıyor.

 İç kalenin güney batı yönündeki girişi

Yoğurtçu Kalesi’nden Gürle’ye

Mezarlığın yanından ayrıldıktan sonra Yamanlar Dağı’na doğru ilerleyen patikadan yola devam ettik. Biraz ilerde son derece taşlık bir arazide bir kepçe çalışıyordu. Geniş bir alanı açmışlardı. Amaç neydi; anlayamadık? Bu sahipsiz dağlarda hiçbir şey göründüğü gibi değil artık; vadilerin kuytularında, dağların saklı yamaçlarında bazen bir maden, bazen bir bademlik, bazen başka şeyler; örtü oluyor yapılanlara… 

 Gezginler, Ilıca Deresi'ne inerken bir çınar altında...

Yüksek gerilim hattının direklerinin yanından geçerek bir dere yatağına doğru indik. İniş sırasında göz alıcı bir çınar ağacının altında azıcık soluklandık. Ilıca Deresi’nin yatağına indiğimizde, yol doğuya doğru kıvrıldı. Hafif bir eğimle yükselen toprak yol, düzgün bir orman yoluydu. Uzun süre doğu ve güney doğu yönünde ilerledik ve yükseldik. Yaklaşık 360 metrelerde bu kez güney batı yönüne döndük. Bir süre sonra orman yolundan kuzey batı yönünde bir yol ayrıldı. Haritadan baktığımız kadarıyla, Yamanlar yönünde farklı yürüyüş rotalarına sahip bu yolu ilerideki yürüyüşlerimizde yapabiliriz diye aramızda konuştuk. Güney batı yönünde sürdürdüğümüz yürüyüşümüz, önümüz dik bir sel yatağıyla kesilene kadar devam etti.

Ilıca Deresi Vadisi

Bu noktada yaklaşık 500 metrelere yükselmiştik. Yolun dönüşüne uyarak, kuzey doğu yönüne ve Akgedik Köyü’ne doğru yürümeye başladık. Karşı yamaçlardan insan sesleri geliyordu. Biraz daha yaklaşınca bunların, ağaç kesimi ve yüklemesi yapan işçiler olduğunu anladık. Yanlarına vardığımızda, kesimi Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir sunta fabrikası için yaptıklarını öğrendik. Gürle yönüne dair kamyon şoföründen bilgi aldık; onun anlatımına göre yürümekte olduğumuz yol Akgedik Köyü’ne yakın bir yere iniyordu. Gürle yolu, ona göre daha problemliydi. Denemeye karar verdik. Yaklaşık 450 metrelerde Akgedik yolundan yukarı doğru giden bir başka orman yoluna ayrıldık.

 Gürle yolunda Yoğurtçu Kalesi ve Uzunburun Köyü'ne bakış

Girdiğimiz yol, bizi önce güney batı yönünde, daha sonra ise güney doğu yönünde ilerleyerek; yaklaşık 500 metre yüksekliğindeki bir tepenin arka yüzüne taşıdı. Bu noktadan aşağı doğru bir inişle bir başka dere yatağına ulaştık. Burada daha bozuk bir yolu takip ederek, sağımıza aldığımız yükseltiye paralel olarak doğu yönünde makilik arazide ilerlemeye devam ettik.

 Gürle rotasında bir başka dere yatağı

Zamanla yol, ortadan kayboldu. Bozuk orman içinden ilerlerken önümüze geniş bir düzlük çıktı. Oldukça yaşlı olduğu anlaşılan bir dut ağacı, biraz daha yukarıdaki birkaç ulu çınar; bu bölgenin esaslı bir taban suyuna sahip olduğunu gösteriyordu. Zaten yer yer batıp çıktığımız karasuluk da bunun ispatı anlamına geliyordu. Amacımız Gürle Köyü’ne ulaşmaktı ve tahminimize göre de Gürle, güney doğuda uzanan kireçtaşı kütlenin ardında olmalıydı. Bu büyük kütlenin kıyısından bulabileceğimiz patikalardan yürürsek, Gürle’ye ulaşabileceğimizi düşünüyorduk. Sonuçta da aynen öyle oldu.

 Gezginler, düzlükteki dut ağacının altında...


ve çınar...

Önce düzlükten aşağıdaki bozuk kızılçamlara doğru inen traktör izlerini takip ederek bir patikaya; daha sonra ise bodur ardıçların, pırnar meşelerinin ve melengeçlerin arasından ilerleyerek bir koyun sürüsünün otladığı bir başka düzlüğe ulaştık. Sürünün çobanı, biraz ileride telefonuyla konuşuyordu. Yanımıza ulaştığında, doğru yolda olduğumuzu anladık. Çoban, Gürle’ye 10-15 dakikalık yolumuz kaldığını; yeniden ormana girip tepede bir su deposuna ulaştığımızda, aşağıda Gürle’yi göreceğimizi söyledi. Dediği gibi de çıktı. Bozuk ormanın içinden ilerleyerek çobanın sözünü ettiği Gürle’ye su sağlayan depoya vardık. Nihayet Gürle, ayaklarımızın altındaydı. Yaklaşık 3,5 saat süren yürüyüşün hedefine ulaşmıştık.

 Bodur ardıcın meyveleri

Gürle
Manisa’ya 10 km uzaklıkta, Bornova’nın hemen arkasındaki Gökçeler Köyü’nden başlayan Gökçeler-Gürle Kanyonu’nun hemen ucunda yer alıyor. Hemen üstünde yükselen dev kireç taşı kütlelerden oluşan Kartal Kayalıkları’nın yalçın görünümü, insanı ürkütmüyor değil. Kayalıklar arasından kaynayan su, köye adını vermiş olmalı. Köyün camisinin, muhtarlığının ve kahvenin de bulunduğu alanın hemen kıyısından tertemiz, berrak bir su; aşağılara doğru, küçük bir derecik şeklinde akıp gidiyor. Aşağılarda, bu suyun beslediği bir alabalık çiftliğinden de söz edeceğiz.

 Gürle'ye doğru bozuk orman yolunda...

 Su deposunun bulunduğu tepeden Gürle'ye bakış

Köy, su kaynakları, zengin yeşil örtüsü, meyvelikleri ve 1976 yılından beri faaliyet gösteren oldukça büyük bir alabalık çiftliği ile dikkat çekiyor. Sakin bir ortama ve tertemiz bir doğaya sahip olması nedeniyle köy, dışarıdan gelenlerin de ilgisini çekmiş olmalı. Bu anlamda köyde ve peyzaj yönünden zengin bahçeleriyle gösterişli villalar de gözümüze çarpıyor.

Gürle Köyü Meydanı

 
Gürle Köyü'nde su kaynağından vadiye doğru akan dere

 Gürle su kaynağı
(Fotoğraf:IF)

Gürle su kaynağından köy meydanına inen yol; solda dere
(Fotoğraf:IF) 

Gürle Deresi ve piknik alanı
(Fotoğraf:IF) 

Saat 14.30 gibi köyün merkezinden aşağıda bir yamaca tutunmuş alabalık çiftliğine ulaşıyoruz. Çiftlik, yukarıdaki su kaynağından gelen suyun teraslar halinde tasarlanmış çok sayıda alabalık havuzunu besliyor. Basamaklar halinde alçalan vadi, en sonunda dere boyuna kadar bu şekilde iniyor. Çiftlikte; birkaç yıldır servis veren, oldukça büyük bir kapasiteye sahip; kışlık ve yazlık yeri bulunan bir kır lokantası da mevcut. Tabii ki temel yiyecek alabalık; ama bunun yanında fırında köfte ve pide çeşitleri de servis edilebiliyor. Biz de parkurun uzunluğu nedeniyle gecikmiş öğle yemeğimizi, alabalıklar eşliğinde aşağıdaki kavaklar ve çınar ağaçlarıyla kaplı vadiye nazır enfes bir manzarada yiyoruz. Artık arabamıza çok uzaktayız ve ne yazık ki, köyden Uzunburun’a yürümekten başka bir çaremiz yok. Dolayısıyla saat 15 civarı köyün yukarısında yer alan suyun kaynağına doğru yürümek için yola çıkıyoruz.

 Gürle Alabalık Çiftliği

Alabalık havuzları

Havuzlarda alabalıklar

 Yukarıdaki su kaynağından gelen suyun akışı

Gürle’den Yoğurtçu Kalesi’ne

Dönüş yolunda; Gürle’deki su kaynağından Akgedik Köyü’ne doğru yürümeye başladık. İlk adımda; köyün son evlerinin bittiği noktadan kuzey batıya dönen yol, kısa bir süre sonra bir düzlükte sona erdi. Buradan itibaren geven örtüsü başladı. Bugün hiç görmediğimiz kadar sıktı gevenler. Yönümüzü kestirmeye çalışırken, Akgedik’e doğru inen patikayı yeniden bulduk. Bu arada aşağıdan Gürle’ye doğru yürüyen bir köylü belirdi. Uzunburun rotasını aşağı yukarı öğrendik köylüden; daha sonra vedalaşıp ayrıldık. Kuzey batı yönünde ufka doğru baktığımızda, iki dağın arasına sıkışmış bir vadinin üst düzleminde yüksek gerilim hattını ve arkasında Uzunburun Köyü’nün minaresi ile öne çıkan siluetini fark ettik.

 Gürle çıkışındaki ilk düzlük

Akgedik'e doğru

Ama o noktaya ulaşmamız kolay olmadı. Akgedik patikasından ayrıldıktan sonra, önce bir dere yatağına doğru balkanlık alana paralel indik. Daha sonra dere yatağını yalayarak bir sırta tırmandık ve yaklaşık 300 metrelik tepeyi aşarak, Gürle’ye gidiş rotasında; kesim yapan işçilerle ilk karşılaştığımız ve Akgedik’e inen orman yolunun aşağılarında bir noktaya çıktık. Bu noktadan itibaren yeniden bir başka sırta tırmanarak, Yoğurtçu Kalesi’nin altındaki Ilıca Deresi Vadisi’nde yer alan maden havzasına hâkim bir tepeye ulaştık.

 Ilıca Deresi Vadisi'ne doğru bir kır çeşmesinin başında soluklanma anı

Ilıca Deresi’ni gören bu tepenin dere yatağına bakan yamaçlarında ağaçlandırma çalışması yapılmıştı. Teraslar halinde düzenlenmiş yamaç, iniş anında bizi oldukça zorladı. Grubun patikacısı Aydın arkadaşımızın rehberliğinde, vadi tabanına zor da olsa inebildik. Buradan; bizi yoğun kamyon trafiğinin bulunduğu maden yoluna indirecek olan orman yolunu takip ederek ilerledik. Saat 17.30’a yaklaşmıştı. Neredeyse hava kararmıştı. Ama biz hala Yoğurtçu Kalesi’ne ulaşamamıştık.

 Gün batarken Yoğurtçu Kalesi'ne doğru

 Dolunay ışığında Yoğurtçu Kalesi'ne son tırmanıştayız.

Ay ışığı altında son düzlükteyiz.

Önümüzde alacakaranlıkta Çardak Kaya’nın üstüne tünemiş bir kartal gibi duran Yoğurtçu Kalesi’ni hayal meyal seçebiliyorduk. Maden yolunu atlayıp madene su temin eden bir deponun arkasından dolaşarak, tepeye tırmanmaya başladık. Gürle’den beri kerteriz aldığımız yüksek gerilim hattının direklerinin kuruluşu sırasında açılmış bozuk bir yol, bizi Yoğurtçu Kalesi’nin önündeki düzlüğe kadar çıkardı. Ayın dolunay döneminde olması işimizi daha da kolaylaştırdı. Saat 18 gibi tepedeydik. Sonuçta; Gürle-Yoğurtçu Kalesi dönüşü de yaklaşık 3 saatimizi almıştı. Boğuştuğumuz makiler, uzun bir yürüyüş, tepelerin ve vadilerin aşılması derken; yorgun bedenler, karanlıkta harap ve bitap haldeydiler. Arabayı bıraktığımız Uzunburun Köyü’nün eski mezarlığının kıyısında kısa bir molada su takviyesi yaptık ve soluklandık. Toplamda 21 km.lik bir parkuru, 6,5 saati aşkın bir yürüyüşle karanlıkta tamamlamıştık. Yorulmuştuk, ama bugünün hakkını fazlasıyla vermiştik. Her zaman olduğu gibi ilk kez yürüdüğümüz bir rotada hiç bilmediğimiz bir topografyada yolumuzu bulup hedefimize ulaşmak, bizim için son derece keyif verici bir duyguydu. Vakit kaybetmeden Emirâlem Boğazı yoluyla İzmir’e doğru yola çıktık.

Dipnotlar:
(1)     İzmir’in Smyrna’sı, Ersin DÖĞER; İletişim Yayınları;1.Baskı-2006; sayfa:136
(2)    ENCYCLOPAEDIA OF THE HELLENIC WORLD Asia Minor; Magnesia by Sipylos (Byzantium) maddesi için bkz. http://asiaminor.ehw.gr/forms/fLemmaBodyExtended.aspx?lemmaID=7752
(3)     Manisa’nın Gürle Köyü’ndeki bir Bizans Manastırı üzerine düşünceler; Emine TOKBAYRAKAL; Sanat Tarihi Dergisi Sayı/ Number: XIV-1 Nisan/ April 2005, 261-275
(4)    MENEMEN yada TARHANİYAT TARİHİ; Ersin DÖĞER; Sergi Yayınevi; Mart 1998; sayfa 54
(5)    a.g.e. sayfa:51
(6)    Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi anında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu 
Düzenleyen: M.YC





4 yorum:

  1. manisanın kültürel değerlerinden yoğurtçu kalesini anlatan güzel bir çalışma olmuş emeğinize sağlık... her aradığım bilgiye buradan ulaştım :))

    YanıtlaSil
  2. İlginize ve takdirlerinize teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  3. çok güzel ve kıskandığım bir çalışma olmış. tebrikler teşekkürler. ki bu pazar 10 ocak 2016 da gürle çiftiği doğa yürüyüşümüz var. fakat bi ara kaleye yürümeliyiz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli doğasever kardeşimiz, sitayişkar cümlelerinizle bize verdiğiniz destek için teşekkür ederiz. Eğer Gürle'ye ilk kez gidiyorsanız, Gürle köyündeki alabalık çiftliğine de mutlaka uğramanızı öneririz.
      Sevgilerimizle,

      Sil