17 Nisan 2016 Pazar

ESKİ FOÇA-KÜÇÜK ERKEÇLER MEVKİİ-KAPUKAYA-YENİ BAĞARASI KÖYÜ YÜRÜYÜŞÜ



13 Nisan 2016
İbrahim Fidanoğlu

Şubat ayının baharı müjdeleyen günlerinden birinde Foça kırsalındaki Rum kiliselerini ve terk edilmiş yerleşimleri dolaşmıştık.(1) Güzel bir anı paylaşmıştık Foçalı dostlarla. O günden planladığımız bir rotaydı; Foça’nın her iki denizine hâkim noktadaki Kapukaya... Foça’ya doğru Bağarası civarından başlayarak uzun bir süre her noktadan görülebilen bu yekpare kaya kütlesine ve çevresindeki yaylaklara yürümek bugünkü hedefimizdi.


Kapukaya

Yürüyüş rotası 11.7 km (Haritaya ulaşmak için tıklayınız)
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Sabahın erken saatlerinde İzmir’den Foça’ya doğru hareket ettik. Hava gün boyu açık ve güneşli, sıcaklık 24 derece civarındaydı. Buruncuk’tan ekşi maya ekmeğimizi alıp Foça’ya doğru devam ettik. Saat 10’a doğru Foça’da bizi bekleyen diğer arkadaşlarla buluştuk. Arabayı Foça’da bırakıp kısa bir minibüs yolculuğu ile ulaştığımız Hacı Limanı sapağından önceki Küçük Erkeçler Mevkii’nde yoldan çıkıp karabaş otları, gevenler ve kekiklerle kaplı vadinin bir dere yatağına doğru alçalan yamaçlarına doğru inmeye başladık.

 
 Küçük Erkeçler Mevkii altındaki dere yatağı

Serapias orkideleri
 
Dere yatağına doğru ilerlerken, batıda sürekli izleyebildiğimiz Küçük Erkeçler ve Büyük Erkeçler kayalıkları, uzaktan bize Foça’nın volkanik tüf jeolojisiyle uyumlu yapısını yansıtmaktaydı. Aşınmaya ve şekil değiştirmeye elverişli kayalıkların çevresinde oluşmuş irili ufaklı mağaralar, uzun yıllar buraların keçi ağılı olarak kullanılması imkânını yaratmış. Foçalı dostumuz Nazım Bey’in anlattığına göre; 1970’li yıllara kadar bu mevkilerdeki kayalık alanlar, İl Özel İdaresi tarafından kâhyalara hayvanlarını otlatmaları ve ağıl olarak kullanmaları için ihale ile kiraya verilirmiş. Hayatları boyunca keçileriyle birlikte dağlarda dolaşan bu çoban insanların devlet katında yöneticilerle muhatap olmaları ve bu alanların hepsini kiralamak adına birbirleriyle ihalelerde mücadeleye girişmeleri ayrıca bir prestij meselesine de dönüşürmüş. 1970’li yılların bu cansiperane ihale süreçlerinden galip çıkan o zamanların en tanınmış kâhyalarından biri olan Şaban Kâhya imiş. Şaban Kâhya, uzun yıllar bu mera ihalelerini kimseye kaptırmamış ve Foça havalisinde ölünceye dek bu şanla yaşamış.

 
Yürüdüğümüz vadi

 
Küçük Erkeçler ve Büyük Erkeçler Kayalıkları

Dere yatağına indiğimizde, az da olsa su ve ondan beslenen canlı hayatla karşılaştık. Yatağın iki yanında yükselen vadinin yamaçları, bizi dış dünyadan soyutlamış gibiydi. Kuşların sesleri vadinin iki yamacında yankılanıyordu sanki. Kuzeybatı yönünde dere yatağından sırta doğru tırmanmaya başladık.

 
 Foça orkideleri (serapias)

 
Aynı cinsten bir başka orkide

 
Foça orkidelerine bir örnek daha...

 
İnek memeleri
 
Bir kaya dibinde bulduğumuz inek memeleri yakından...

 
Karabaşların arkasında; İzmir asfaltı ve Gediz Deltası

Sırtın üst düzlemine yaklaştığımızda, bizi günün ilk sürprizi; Foça orkideleri bekliyordu. Boynunu bükmüş bordo-kahverengi tonunda benzersiz çiçekleri, bu alçak gönüllü ve korunmasız duruşlarıyla bizden saygıyı çoktan hak etmişlerdi. Onlarcasını gevenlerin dibine sığınmış halde bulduk. Fotoğraflayıp yolumuza devam ettik. Sırta varmadan bu kez bembeyaz çiçekleriyle göz alıcı bayır güllerinin diplerine gizlenmiş inek memeleriyle karşılaştık. Tire’de Yörükler Mevkii’nde Mayıs sonlarında yakaladığımız bu kırmızı-beyaz renkli ilginç bitkinin tatlımsı özsuyu, Tireli dostumuz Hasan Hoca’nın çocukluğuna dair bizlerle de paylaştığı bir değerli hatırasıydı. Bugün de biz, Foça coğrafyasında yüz yüze geldik bu güzel bitkiyle.

 
 Bulunduğumuz noktadan Hacı Limanı'nın görünüşü

 
Üzerindeki oyuklarla tüf kayalıkları

 
Küçük Erkeçler ve Büyük Erkeçler

 
Girit Ladenleri yada bayır gülleri (Tire yöresinde pamuklan)

Sırta tırmandığımızda bizi Kapukaya’ya götürecek toprak yola ulaşmıştık bile. Bundan sonra işimiz nispeten daha kolaydı. Biraz altımızda yine küçük oyukları bulunan sarımsı tüf kayalıkları vardı. Yakınına kadar gidip inceledik. Bu noktadan; yukarıda sözünü ettiğimiz Küçük Erkeçler ve Büyük Erkeçler kayalıkları rahatlıkla gözlenebiliyordu. Güneye doğru ufuk çizgimizde Gediz Deltası; Gerenköy, Maltepe ve Panaztepe; güney batı yönünde ise Hacı Limanı Denizi yer alıyordu. Kısa süre manzaranın keyfini çıkardık ve daha sonra kuzey yönünde yürümeye devam ettik.

 
 Göz alabildiğine yeşile durmuş gevenler

 
Gezginler, Kapukaya yolunda...

 
Kapukaya ve yaylakta otlayan koyunlar

 
Çoban Barış ve köpeği Rocky

Sağımızda yükselen tepenin arkasına dolaştığımızda bir anda Kapukaya ve önünde yemyeşil çayırlarıyla yekpare kayanın eteklerine dek uzanan muhteşem yaylak belirdi. Rüzgârdan azade; oldukça korunaklı bir konumda yer alan yaylağın ortasında bir koyun sürüsü otlamaktaydı. Onlara doğru yaklaşınca çoban Barış ve köpeği Rocky karşıladı bizleri. Kırma kopay cinsi bir köpek olan Rocky, önce bize pek de dostça davranmadı ama 15 yaşında, açık liseye devam eden ve hayatının büyük kısmını şimdilik bu yaylakta tüketen Barış’ın uyarısıyla duruldu.

 
 Yaylakta gördüğümüz bir tür diken

 
Yaylağın ortasındaki ağıl

 Yaylaktaki düzgün kesme taştan yapı taşları

Kuyu başında yalak olarak kullanılan lahide benzer ağız kısmı yivli bir hazne

 
Yaylaktaki kuyu

 
Gezginlerin kuyu başı hatırası

Yaylağın tam ortasında bir kuyu, biraz yukarıda; büyük olasılıkla Kapukaya üzerindeki eski zamanlara ait yapı taşlarının kullanılmasıyla yapılmış derme çatma bir ağıl vardı. Bölgeye uğrayan askeri birliklerin bıraktığı siper izleri de yaylakta mevcuttu. Bizim ilk izlenimimiz, bölgenin biraz hoyratça kullanıldığı yönündeydi. İlerleyen zamanda Kapukaya’nın üst düzlemine tırmandığımızda yanılmadığımızı bir kez daha gördük.

 
 Kapukaya'dan Şaphane Dağı'na bakış; altımızda Yeni Bağarası'nın tarımsal alanları

 
Yaylaktan Kapukaya'ya tırmanırken...

 
Üzerinde deli bademleriyle bir badem çalısı

 
Gezginler, Kapukaya'da...

 
 Tepede kemerli bir mimari parça

 
Çevreye saçılmış yapı taşları

 
Kapukaya'nın gölgesinde...

Kapukaya, yaklaşık 300 metre yüksekliğinde; kuzeyden güneye doğru eğimli ve rüzgârlara kapalı bir havzanın doğusunda ve bir yarın başında yer alıyor. Bölgedeki geçiş noktalarını denetleyen ve Yeni Foça ile Eski Foça yönündeki her iki denizi de görebilecek denli geniş bir ufka sahip konumu itibariyle, ilk anda bir gözetleme noktası olasılığını akla getiriyor. Özellikle Batı Anadolu’da denizden içerlere doğru nüfuz etme olanağı sunan geçiş bölgelerinde benzer savunma ve gözetleme noktalarını görmek mümkün. Perslerin İ.Ö.546’da Batı Anadolu’daki Lidya egemenliğine son vererek Anadolu’yu işgal etmesi sonrasında; bölge güvenliğini sağlamak adına bu tür gözetleme kalelerine ihtiyaç duyduğu biliniyor. Örneğin bugün eski Tire yolu yakınlarındaki Tulum Kalesi(2), Birgi’nin arka dünyasındaki Küçük Menderes-Alaşehir geçişini tutan Yılanlı Kale(3) ya da Ödemiş yakınlarında Kral Yolu üzerindeki bir dizi kale (Fesattepe’deki Pers Satrapı Gamersos’un Kalesi(4), Hisarlık, Peşrefli(5), Fata ve Balabanlı(6) Kaleleri) bu düşünceyi güçlendiriyor. Çünkü bunların hemen hemen hepsinde olası Pers tahkimatından izler yer alıyor. Kapukaya’nın hemen altındaki düzlemde ve Bağarası civarında yer alan Pers Mezar Anıtı da, bu bölgedeki Perslerin varlığına işaret eden önemli izlerden biri olarak dikkat çekiyor.

 
Kapukaya'nın yarığından öte yana bakış

 
Kapukaya'nın üst düzlemi

 
Kapukaya'dan Yeni Foça yönüne bakış

 
Kapukaya'dan yaylağın görünümü ve aşağıda otlayan Barış'ın sürüsü

Tepedeki yapı izleri

Çevrede anlatılan Kapukaya’ya dair bildik hikâyeler var. Bir papazın buradaki bir kiliseden belli zamanlarda büyük bir çanı çaldığı, sesinin Yeni Foça ve Eski Foça’dan dahi duyulduğu, bu çan sesleri sayesinde papazların uzak noktalardaki başka kiliselerle de haberleştiklerine dair rivayetler anlatılıyor. Bunların bir kısmını da o an Barış’tan dinliyoruz. Ana kayanın hemen dibinde ve güney yönünde açılmış derin bir çukur ise, bize buradaki defineci tahribatına dair bir kanıt sunuyor.

 
 Kapukaya'nın altındaki düzlükler

 
Kapukaya'nın üst düzlemindeki harçlı temel izleri

 
Bir başka mimari parça

Kapukaya’nın üstünde rastladığımız temel izleri ne kadar eski; o konuda çok emin değiliz. Ama kireçli harcın temelde kullanılmış olması, en azından Bizans ya da Osmanlı dönemini işaret ediyor. Kapukaya’nın çevresinde rastladığımız bileziği andıran bir kırık mimari parça, kesme taştan sağa sola saçılmış yapı taşları, üzerinde düzgün bir deliğe sahip bir başka taş buradaki bir yapıdan günümüze ulaşabilen yüzeydeki nadir örnekleri işaret ediyor.

 
 Kapukaya'dan Gediz Deltası'na bakış

 
Kapukaya'dan Eski Foça yönündeki Hacı Limanı'na bakış

 
Kapukaya'nın kuzey yüzündeki bir baykuş yuvası

 
Kapukaya'nın kuzeyindeki meşe ağacı

 
Rocky takipte...

Barış'ın koyunları; arkada Hacı Limanı

Kapukaya’ya vardığımızda öğlen olmuştu. Arkamıza ana kayayı siper ederek Gediz Deltası’na doğru yanımızda getirdiklerimizle güzel bir yer sofrası kurduk. Barış ile birlikte 7 kişiydik. İki denize hâkim böyle güzel bir kayanın dibinde yenen her lokmanın değeri vardı bizim için. Barış’ın köpeği Rocky’yi de unutamazdık. Soframızdan o da nasibini aldı zaman zaman. Ana kayanın doğu yüzündeki uçurumun kıyısında rüzgâra ve keçilere karşı direnen bir meşe ağacı vardı. Yeni yeşermiş yaprakları rüzgâra doğru savrulurken, gölgesine sığınıp yanındaki bir kayanın üstüne oturdum. Karşımda Şaphane Dağı, altımızdaki bayırdan aşağıda uzanıp giden Yeni Bağarası köyünün yemyeşil tarımsal alanları, sağımda Gediz Deltası ve çok uzaklardaki Rüzgârlı Mimas; kafamdaki düşüncelerin hepsini sildi götürdü o an. Yekpare bir kayanın ve bir meşe ağacının dibinde bir arınma anıydı sanki.
 
 
Gezginin ve meşenin yalnızlığı; ileride Yeni Foça denizi...

Aşağı inerken porutlar karşıladı bizi.

 
Yeni Bağarası'na doğru...

Barış ile vedalaşıp Yeni Bağarası köyüne doğru aşağıya indik. 15 yıllık yaşamı bu dev kaya kütlesi çevresindeki otlaklarda geçen bu temiz yürekli Yörük çocuğu, uzun süre gözlerini arkamızdan ayırmadı; Kapukaya’nın ta tepesinden zaman zaman çaldığı düdüğünün rüzgârla savrulan sesleri arasında; gözleriyle bizim ufuk çizgisine doğru uzaklaşmamızı takip etti.

 
 Ardımızda bıraktığımız Kapukaya, Çoban Barış ve yalnız meşe; üçü bir arada...

 
Yeni Bağarası'na doğru vadiler

 
Yeni Bağarası'na bakış

 
Yeni Bağarası patikalarında kadınaynası çiçekleri

 
Katırtırnaklarının ardından Kapukaya'ya bakış

Bu arada Kapukaya’nın güneyinden dolaşarak bizi Yeni Bağarası asfaltına çıkaracak olan bir patikaya ulaşmıştık. İki yanımızda sapsarı katırtırnakları (porutlar), çiçeğe durmuş kekik ocakları ve gevenlerin çevrelediği bir flora vardı. Biraz ilerdeki yemyeşil çayırın üstü mora boyanmış gibiydi. Koyun dilli engerek otlarının içinden geçerek yol üstündeki bir kuyuya vardık. Kuyudan çektiğimiz buz gibi suyla yüzümüzü yıkayıp yola devam ettik. Asfaltın yakınlarında önce bir dere yatağının içinden, daha sonra da oldukça kirli durumdaki Bağarası Deresi’nin üstündeki köprüden geçtik. Bu civarda birkaç tane Rumlardan kalma terk edilmiş bağ kulesi vardı. Harap durumda da olsa yine de yaşanmışlıkları anlatır gibiydiler; güzeldiler. Artık asfalta varmıştık. Bundan sonra günün en sevimsiz anları olan Yeni Bağarası asfaltı üzerinden gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 1,5 km kadar bir yürüyüşümüz kalmıştı.

 
 Gezgin, Yeni Bağarası yolunda...

 
Koca bakla

 
Kapukaya'ya son bakış

Yeni Bağarası yakınlarında koyun dilli engerek otları ve ortasında bir papatya

 
Sarı ve beyaz papatyalar birarada...

 Yeni Bağarası Deresi; çok kirliydi.

Bitmek bilmeyen asfalt yoldaki yürüyüşümüz, Yeni Bağarası köyünün kahvehanesinde noktalandı. Avluda birkaç yaşlıdan başka kimse yoktu. Balkan Savaşlarındaki bozgunun ardından Anadolu’ya yönelen büyük göçün ulaştığı ismindeki “yeni” uzantılı köylerden biriydi Yeni Bağarası da. Bugün çoğunlukla Eski Foça ve Yeni Foça’daki turistik tesislerde çalışarak hayatını kazanan, dar gelirli bir nüfusu barındıran köyün sokaklarını; yazın o sarı sıcak günlerinde bir sessizlik kaplar. Akşama doğru işten dönenlerin hareketlendirdiği cami ve kahvehanelerin çevresindeki hayat, ertesi güne evrilen zamanla birlikte yeniden sessizliğe bürünür. Oysaki diğer Bağarası’ndaki hayat daha canlıdır ve yol üstü trafiğinin etkisiyle de sabahın erken saatlerine dek sürer gider.

 
 Gezginler, bir badem ağacının dibinde...

Yeni Bağarası asfaltı yakınlarında bir bağ kulesi

Bizi asfalta götüren yol

 
Bir bağ kulesi daha...

Bu havalideki üçüncü bağ kulesi

 
Yeni Bağarası asfaltı üstündeki bir Rum yapısının kapı detayı

 
Yol üstündeki bir evin bahçesinde gördüğümüz; şimdi çiçeklere yatak olmuş bir lahit eskisi

Bizim Yeni Bağarası kahvehanesindeki molamız ise, bir kahve içimi kadar sürdü. Gölgede sohbetle ve günün değerlendirmesiyle geçen zaman çabuk tükenmişti. İzmir’e dönme vaktiydi artık. Foçalı dostlarla birlikte sabah arabayı bıraktığımız Foça’ya; 15 dakikada bir geçen metro aktarma otobüslerinden biriyle döndük. Günün sonuna gelmiş, yaklaşık 12 km kadar yürümüş ve Foça’nın iki denizini de gören haşmetli Kapukaya’yı keşfetmiştik. Bir başka Kuzey Ege yürüyüşünde buluşmak dileğiyle Foçalı dostlarla vedalaşarak İzmir’e doğru yola çıktık.

Dipnotlar
(1)       Foça Kırsalında Rum Kiliseleri için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2016/02/foca-kirsalinda-rum-kiliseleri.html
(3)      Yılanlı Kale için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2015/12/birgiden-kiraza.html
(4)     Tire-Fesattepe’deki Gamersos’un Kalesi için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/02/pers-satrabi-gamersosun-tire.html
(7)      Fotoğraflar, gezi sırasında İF tarafından çekilmiştir.

Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe

11 yorum:

  1. keşke foça bölgesinde biraz daha çam ormanları olabilse. geçen ay kozbeyli'ye gitmiştik. bu yörede rum kültürü ve mimarisi çok belirgin gerçekten. resimler ve bilgiler harika. gördüğüm en iyi sitelerden birisi. teşekkür ederim:)

    YanıtlaSil
  2. Övgünüz için biz teşekkür ederiz, gezip gördüğümüz yerlerle ilgili fotograflari ve bilgileri paylaşmak bizi mutlu ediyor. Bilgi paylaştikça güzeldir.😃

    YanıtlaSil
  3. İlginize teşekkür ederiz. Çamlar konusunda tereddütlüyüz. Nedenine gelince; kızılçamlara musallat olmuş bir kese kurdu var; yiyip bitiriyor bu ormanları. Mücadele konusunda da Orman İşletmeleri ne yazık ki yetersiz kalıyor. Acaba bu kurda karşı başka bir tür üzerinde mi durulsa diye aklımızdan geçiriyoruz. Örneğin servilere pek bir şey yapamıyor. Yine de uzman görüşüne ihtiyaç var. Ama yeşilin her türlüsüne elbette ki evet...Yok etmeyelim; büyütelim.
    Sevgiyle kalın...İF

    YanıtlaSil
  4. Anlatım ve fotoğraflar çok güzel.Elinize sağlık

    YanıtlaSil
  5. İlginize teşekkür eder, devamını dileriz. İF

    YanıtlaSil
  6. Can dostlar, sevgili gezginler, fotoğraf ve yazılarınızla kapukaya ya bir kere daha sizinle gitmiş gibi oldum.ilk gittiğimde o heybetli kayaya demiştim ki ''ziyaretçin eksik olmasın ulu kaya''dilek yerine gelmiş. ''Bir başka mimari parca''adlı resimdeki ortası delik taşın ,ve diğer yuvarlak faturalı taşların varlığı gözetleme görevinde uzun süre kalan insanların tahıl öğütmek için kullandıkları küçük bir el değirmeni olama ihtimali üzerine sonuçsuz fikirler yürütmüştük. Doğada ki gezilerinizin sağlıkla neşeyle,heyecanla sürmesini dilerim. C.D.

    YanıtlaSil
  7. Keşke siz de olsaydınız...İF

    YanıtlaSil
  8. kapıkaya dedıgınız yerın adı aya pandıllı ( kılıse tepesı)dır .kapıkaya yenıfocanın bagrası tarafından gırısı olan bogazgecıdın adıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz, o yürüyüşte Foça'dan bizimle gelen bir arkadaş grubuyla yürümüştük. Kapukaya adlandırması,onlardan aldığımız bilgiler doğrultusundadır. 19.yy.da o kaya civarında Rumların bir kilisesinin bulunduğuna dair bilgiler var; Aya Pandilli ismi belki bu geçmişe dayanabilir. Ancak bölgedeki yürüyüşümüz sırasında bizim kanaatimize göre çok daha eskilere; İlkçağ'a kadar dayanan bir hikayenin orada saklı olduğuna dair bir izlenim edindik. Bilgilerinize sunar, bloğumuza olan ilginizin devamını dileriz.İF

      Sil
  9. Biz izmirden hafta içi yürüyüş gurubuyuz kapukaya parkurunu yürümek istiyoruz bu konuda bilgi verebilirseniz seviniriz şimdiden teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz,
      Yürüyüş notlarının içinde yer alan rota haritasını incelerseniz sorduğunuz sorulara yanıt bulabileceksiniz. Ama size şu kadarını söyleyeyim; Eski Foça'ya yaklaşırken Foça'nın çöplerinin döküldüğü alana sapan sola bir sapak var. Oraya gelmeden sağa doğru yönelen bir başka yola saparak sağınızda kalan dere yatağına girip karşıdaki tepenin sırtlarına tırmanacak; bu tepenin kuzey yönüne dönerek doğuya doğru yürüyeceksiniz. Zaten Kapukaya yada Aya Pandeli kayası diye bilinen dev kaya kütlesi bundan sonra size kendisi rehberlik edecek. Dönüşünüzü bizim yaptığımız gibi Yeni Bağarası yönünde; Kapukaya'nın sağındaki toprak yolu doğuya doğru dolaşarak yapabilirsiniz. Buralarda bazı tarla sınırlarını kullanarak Yenibağarası yoluna gelmeden önce bir dere yatağını geçmelisiniz. Bundan sonrası zaten kolay. Biz arabaları Eski Foça'da bırakıp; yukarıda belirttiğim başlangıç noktasına belediye otobüsü ile gelmiş ve Yenibağarası'ndan da dönüşümüzü Foça yönünde otobüsle yapmıştık. Bilginize sunar, keyifli doğa yürüyüşleri dileriz.İF

      Sil