28 Aralık 2011 Çarşamba

KEMALPAŞA - DEREKÖY MAHMUT DAĞI YÜRÜYÜŞÜ

                                                                                                            
 28 Aralık 2011
Sabah 8.30’da Bornova’dan ayrıldık. Sabah ayazında Kemalpaşa yoluna koyulduk. Sıcaklık Bornova’da yaklaşık 5 dereceydi. Kemalpaşa, rakım olarak İzmir’e göre daha yüksekte yer aldığı için sıcaklık 1 dereceye kadar düştü. Kemalpaşa – Torbalı yolu üzerindeki Karabel geçidini geçer geçmez Dereköy’e saptık. Dereköy, Kemalpaşa’nın şirin köylerinden biri. Zeytin ve meyve üreticiliği, arıcılık ve kısmen küçükbaş hayvancılık köyün en önemli geçim kaynaklarından. Son zamanlarda İzmir’den gelerek buraya yerleşmeye başlayan ve kır evleri yaptıran sakinler bulunsa da, esas olarak köy göçe kapalı bir yerleşim olarak dikkati çekiyor. Bu hassasiyet, genellikle Karabel’den Torbalı yönüne doğru Mahmut Dağı’nın eteklerine bir inci dizisi gibi dizilmiş bu köylerin ortak bir özelliği olarak görünüyor.

Yürüyüş rotası 15900m
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)


Kemalpaşa Dereköy Mahmut Dağı yürüyüş haritası
(Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)



Köyün içinden geçerek, Mahmut Dağı’nın hemen eteklerinde yer alan ve köye aynı zamanda su sağlayan; sanki bir Fethiye – Saklıkent prototipi görüntüsü veren kaynağa doğru yürüdük. Ormana doğru köy çıkışında köyün köpekleri peşimize takıldılar. Sabah ayazında her tarafı kırağı kaplamıştı. Yolun üstünde ayaklarımızın altından kart kurt sesleri eksilmedi ve bu durum bize nedense pek ironik geldi.


 Su kaynağı

Su kaynağına uğradık ve geçen yıl Mahmut Dağı’nın kuzey yönüne düşen rotamızın aksine güneye döndük ve hemen tırmanmaya başladık. Yaklaşık 1 saat süren tırmanış kızıl çamlardan oluşan bir ormanın içinde devam etti. Ufuk çizgisine eriştiğimiz noktada karşımızda Nif Dağı, sol yanında Vişneli köyü ve önünde Kemalpaşa – Torbalı ekseninde uzayıp giden ova ile karşılaştık. 


Aşağıda Gökyaka, Cumalı ve Yeşilköy’ü uzun süre orman yolundan yürürken izleyebildik. Yol boyunca giriş yönünü güneye çevirmiş arı kovanları dizi dizi uzanıyordu. 

Gökyaka köyü 
Bir süre sonra kuzeydoğuya yönelen yol, Mahmut Dağı’na benzettiğimiz ancak ondan daha alçak ve kireç taşından bir tepenin etrafında döne döne ilerledi. Bayındır yönünde uzanan dağ silsilelerinin kıvrımlarında kıvrıla kıvrıla ilerleyen orman yollarına öğleye doğru yükselen güneşin kuvvetli ışığı vuruyordu. Sabah her yanı sarmış olan kırağıdan özellikle güneş ışıklarını doğrudan alan yüzeylerde eser kalmadı, ama bu nedenle toprak dönüş yolunda neredeyse yer yer cıvıklaşmıştı.


Küçük dere başında yemek molası

Öğle yemeği molasını Mahmut Dağı’nın sağ yanındaki sırtlarda gözlemlediğimiz geçen haftadan kalan kar kütlelerinin eriyerek beslediği küçük bir dereciğin başında güneşe karşı verdik. Suyun şırıldayarak akışı kayrak taşların üstüne kurduğumuz soframızda yemek boyunca bize sürekli eşlik etti, Yaklaşık 700 metrelik bir rakımda yediğimiz yemek sonrası geri dönüş yolculuğuna başladık. Molaya kadar 2,5 saatlik yürüyüşümüz, mola sonrası başlangıç noktasına kadar yaklaşık 2 saat kadar sürdü. Hesabımıza göre yaklaşık olarak 16 km. kadar yol yürüdük.


Yeni yavrulayan keçi ve koruyucusu çoban köpeği

Dönüş yolunda üç köpeğin koruduğu bir keçi sürüsü ve sürüden biraz geride kalmış ve yeni doğum yapmış bir keçi ile yavrusunu gördük. Bizi sürekli kollayan köpekler, sürünün gerisinde kalmış bu keçiyi ve yavrusunu biz sürüden uzaklaşıncaya kadar beklediler ve havlamaya devam ettiler.



Köye; arabanın yanına vardığımızda saat 15 olmuştu ve köydeki ilköğretim okulunun öğrenci servisleri öğrencileri çevre köylerdeki evlerine dağıtmak üzere okuldan ayrılıyorlardı. Biz de şifalı suyundan yanımızdaki şişelere doldurmak üzere Karaot köyüne doğru yola çıktık. Karaot köyüne varışımızda suyun bekçisi kara gözlüklü Zeki ile iki çift gevezelik ettikten sonra dev çınar ağacının çıplak gövdesinin dibindeki köy kahvesinde çayımızı içtik. Bidondan bozma odun sobasının yanında çayımızı yudumlarken sobanın yüzümüze vuran kızgın ateşinin etkisiyle yürüyüşün tatlı yorgunluğunu daha fazla hissettik.



Çay faslından sonra Karaot’tan ayrıldık ve Dağkızılca – Doğancılar – Kırıklar ve Belenbaşı üzerinden Aydın – İzmir otoyoluna ulaştık.



Yazan: İ.F
Düzenleyen: MYC


Daha fazla fotoğraf için tıklayınız.

2 yorum:

  1. Sayın İ.F

    1980 yılından beri derekoylu sayılırım(arazimiz Derekoy e gelmeden 3 km once yol kenarında -içinde incir ve zeytin ağaçları olan yer)Dereköy ile ilgili ayzınızı okudum (rahmetli annem ,babam ve ablam Derekoy mezarlığında yatmaktadirlar) .Sizce de uygun ise Yazınını turizm gazetimiz www.livingtourism.com da okurlarımızla paylaşmak isteriz.Saygılarımızla,
    Cevabinizi bekler iyi günler dilerim
    Erdem Ergün
    info@livingtourism.com
    0 533 660 38 35

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn. Erdem Ergün
      Blogumuzu arkadaşım İbrahim Fidanoğlu ile birlikte hazırlıyoruz. Yazılar çoğunlukla İ.F'ye ait, fotoğrafları birlikte çekiyoruz,düzenleme ve blog tasarımını ben üstlendim.
      Blogumuzdaki yazı ve resimleri "Kaynak Belirterek" yayınlayabilirsiniz.
      İlginiz için teşekkürler...

      Selamlar.


      M.YC

      Sil