30 Nisan 2014 Çarşamba

ESKİ EMİRÂLEM KÖYÜ-YAMANLAR GÖKKAYA YÜRÜYÜŞÜ



10 Nisan 2014
İbrahim Fidanoğlu

Yağmura gebe bir günde, sabah 10 civarında Karşıyaka’dan yola çıktık. Hava kapalı, sıcaklı 20 derece civarındaydı. Meteorolojik tahminlere göre; öğle vakti beklenen sağanak, öğleden sonraya kayınca, yemek için verdiğimiz mola dışında, yürüyüş boyunca havadan yana pek de bir sıkıntımız olmadı. Ama o yemek anı yok mu; Yamanlar Dağı’nın kuzeye bakan arka yüzünde nerdeyse her yönden görünen yekpare kaya, muhteşem Gökkaya’nın dibinde aniden bastıran sağanak yağış bize yetti de arttı bile.

Eski Emiralem - Melanpagos Rotası 25km 
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Tırmanırken arkamızdaki Eski Emiralem Köyü'nün görünüşü 

"Vurduk dağlara dağlara"

Gevenler daha çiçeğe durmamıştı henüz...

Menemen – Manisa asfaltını takiben ulaştığımız Emirâlem’de, daha önceki haftalarda Görece Kale yürüyüşünde uğradığımız Eski Emirâlem Köyü Camisi yakınlarında arabamızı park ederek, Yamanlar Dağı’nın kuzey yakasına doğru 10.45 civarında yürüyüşe başladık.

 Karşımıza ilkin bir yangın göleti çıktı.

Sonra Girit Ladenleri, bayır gülleri...

 Üstümüzden bir pelikan sürüsü geçti ansızın...

Gezginler, neredeyse bütün yangın yollarından geçtiler; gerekli-gereksiz...

Biraz yükselince önce bir yangın göletine, daha sonra ise Orman İşletme Müdürlüğü tarafından Yamanlar’ın eteklerine doğru uzanan kızıl çamlar ve kara servilerle örülmüş genç bir ağaçlandırma sahasının sınırlarını belirleyen beton çitlere ulaştık. Çitin kenarından bir süre yürüdükten sonra, kaybolduğu bir noktadan bir yangın yolunu belirleyen dik rampadan Yamanlar Dağı’na doğru tırmanmaya başladık. Yoldan gideceğiz derken, gerekli gereksiz bütün tepeleri ve vadi koyaklarını aşarak yolumuzu bir hayli uzattık. Dönüp arkamıza baktığımızda oldukça yükseldiğimizi fark ettik. Artık yürüdüğümüz yönün tersine; kuzey yönünde Görece Kalesi’nin konumlandığı Dumanlı Dağ’ın eteklerinde yalçın kayalıklarla kaplı tepeyi bu bulutlu havada bile seçebiliyorduk.

Emiralem topografyası

Güzergahın güney-kuzey doğrultusundan görünüşü (Google Earth'da çizilmiştir)

Baharın coşkusu Yamanlar yolunda...

Uzaklardan Göktepe Köyü'ne doğru baktık.

Yamanlar Dağı'nın vadilerinde dolaştık.

Asarlık üstündeki tepelerden Menemen'e ve civarına baktık.

Uzun süre batı ve güney-batı yönünde yürüdük. Bu seyir esnasında çoğunlukla yangın yollarını takip ederken, batı yönünde Yamanlar Dağı’nın tepelerinden birisi üzerinde yer alan aktarma antenini kendimize referans seçtik ve o noktaya dek tırmandık. Rüzgâr özellikle bu noktada şiddetini oldukça artırmıştı; ancak yağmur baskısı henüz kendini hissettirmiyordu.

Dağdan ovaya doğru bakış

 Gezginler, anten yolunda...

İşte anten!

Sağımızda uzanan manzaraya; Buruncuk’tan Menemen ve ötesindeki Koyundere ve Ulukent yerleşimleri ile denize doğru sıralanmış Seyrekköy, İlkçağ’da denizin ortasında bir ada olan Panaztepe yerleşimi, Maltepe ve Ege Koop’un Villakent Evleri girmekteydi. Menemen’in en eski mahallelerinin çevrelerine sıralandığı Değirmendağ, Kubilay Anıtı’nın da yer aldığı Yıldız Tepe ve en arkada üzerinde bir mahalleye de ismini vermiş Ahi Hıdır isminde bir dede mezarının da bulunduğu Hıdır Tepe tam karşımızdaydı. Görüş mesafesinin çok iyi olmamasına rağmen, çevremizdeki topografyaya ve yerleşimlere dair tespitlerimizi yaparak antenin bulunduğu noktadan itibaren aşağıya; bir vadinin dibine doğru yöneldik.

Bir çobanın mekanı

 Dağ yolunda şoseyi ararken yürüdüğümüz sevimli patika

Gezginler, patikadan şoseye inerken

Ve Karagöl'e giden şose...

Vadiye ulaştığımızda, düzlükte bir açık ağıl olarak işlev gördüğünü düşündüğümüz yem tavaları, hayvanlara su vermek için bidonları ikiye bölerek elde edilmiş su kapları ve diğer malzemeler vardı. Biraz ilerde bir yaşlı çamın dibinde; belli ki çobanın konaklama mekânı olarak kullandığı; bir somya eskisi, bir arı kovanından arta kalanlar ve birkaç kırık tahta parçasının bulunduğu andezit taşlarla çevrili bir konfor alanı vardı. Duraklamadan yola devam ettik. Ormanın içinde ilerleyen bir patikanın izinden ilerleyerek Emirâlem yönünden Karagöl’e doğru çıkan şoseye ulaştık.

 Yol üstünde bir erguvan

Bir lale

ve Yamanlar'ın ağaçların gölgesinde büyüyen sarı papatyaları

Yamanlar'dan ovaya su taşıyan künkler

Şoseden ilerlerken yolun kenarında yükselen toprak yamaçta; yolun yapımı sırasında ortaya çıkmış eski bir su yolunun işareti olan pişmiş topraktan künk parçalarına rastladık. İhtimal ki; Yamanlar Dağı’nın su kaynaklarından gelen su, bu topraktan boru hattı aracılığıyla, dağın kuzey yüzüne bakan aşağıdaki düzlüklere doğru taşınmaktaydı. Yol yapımı sırasında kepçeye takılan tarih, her zaman olduğu gibi hoyratça yok edilmişti. Ancak yine de göründüğü kadarıyla bu boru hattının bir kısmının toprağın içinde saklı kalmış olması da ihtimal dâhilindeydi.

 Topraktan başını kaldırmış künkler-daha yakından...

 kırılmışlar, kırmışlar.

 Su yolundan parçalar

Su yolu biraz ilerleyince kayboldu; sonra yeniden toprağın içinden bize göz kırptı zaman zaman. Ama sonra toprağın derinliklerinde tamamen kaybolup yok oldu gitti. 

 Yamanlar Dağı'nın kuzey yüzündeki Gökkaya

Gökkaya-daha yakından...

Biraz daha ilerleyince bir yol çatısına geldik. Sağa giden yol, yaklaşık 3 km. kadar sonra Karşıyaka yönünden gelip Karagöl’e devam eden asfalt yola kavuşuyordu. Biz ise sola; Gökkaya’ya doğru yöneldik. Az ilerde derin bir uçurumun kıyısında yükselen ve yönünü kuzeye dönmüş yekpare kaya; Gökkaya, bütün ihtişamı ile göründü. Solumuzdaki uçuruma doğru alçalan vadinin hemen üst düzleminde, kızılçamların altında; andezit kesme taşlardan oluşan yıkıntılar, M.Ö. 6.yy.dan kalma; belki de Smyrna’nın ileri karakollarından Aiol yerleşimi Melanpagos’un ilk habercisiydi.

 
 Surların dışındaki Melanpagos kalıntıları

 Gökkaya'nın güney yamacına yayılmış Melanpagos yerleşimi

Melanpagos'un yapı taşları

Aioller, M.Ö. 11.yy.dan başlayarak Kıta Yunanistanı’ndan Trakya ve Boğazlar yoluyla Batı Anadolu’ya yönelen göçün sonucunda Aigai, Temnos yada Neontheikos yerleşimlerinde olduğu gibi savunması kolay, çevredeki topografyaya egemen yüksek tepelerin üstünde çoğunlukla hayvancılıkla geçinen kolonize olmuş bir çoban halk olarak karşımıza çıkar. Nerede arasak; Aiol yerleşimlerini yalçın kayalıkların tepesinde yada onun hemen eteklerinde uzanan düzlüklerde buluruz. Bunun belki de tek istisnası, Aiolya’nın başkenti ve bu bölgede kıyıya ilk çıktıkları nokta olan Aliağa yakınlarındaki Kyme olmalıdır.

 Melanpagos'un alt düzleminde duvar örgülü sekiler

Kesme taştan sur duvarının yapı malzemeleri

Melanpagos'un güney-batı sur duvarları

İşte; Melanpagos da Yamanlar’ın kuzeye bakan yüzündeki sarp ve yekpare bir kayanın dibinde bu çoban halk tarafından kurulmuş bir yerleşim olarak biliniyor. Neredeyse 100 yıl arayla saptanmış üç sınır taşı ile tarihteki varlığı kesinleşen kente dair ilk keşif, 1880 yılında William Ramsay tarafından yapılmış. 1998 yılında; bölge arkeolojisi üzerinde en yetkin isimlerden biri olan Prof. Ersin Döğer’in Göktepe Köyü’nden bir bakkalın yardımıyla saptadığı ve Melanpagos ile Emirâlem yakınlarındaki Herakleia ve Palaudis yerleşimleri arasındaki sınır anlaşmazlıklarını sonlandıran sınır taşlarından son ikisi bulunmuş. Prof. Ersin Döğer’e göre “Melanpagos, M.Ö. 6.yy.dan Hellenistik Dönemin sonuna (M.Ö. 1.yy.) dek varlığını sürdürmüş olmalıdır. Sınır taşlarının da gösterdiği gibi Pers yönetimine Büyük İskender tarafından son verilince, Hermos (Gediz) Vadisi’nin güney kıyısı boyunca yer alan Herakleia ve Palaudis ile arazi anlaşmazlığına düşmüşe benzemektedir.”(1)

 Definecilerin yaptıkları

 Bir defineci çukuru daha

Alt düzlemde duvarlarla tahkim edilmiş sekiler


Bugün Gökkaya’nın zirvesinde salınan kırmızı-beyaz ay yıldızlı bayrağa rağmen, Yamanlar’ın bu ıssız köşesindeki korunmasız ve çaresiz Melanpagos’un toprağın altında bugüne ulaşabilmiş son izleri, Gökkaya’nın güney-batı yönünde surların çevirdiği yamaçta ve sur dışında; kızılçamların altında kalan geniş düzlükte definecilerin delik deşik ettiği topraktan dışarı fışkırıyor.

Kızılçamlar altında yerleşim izleri 

Gökkaya’nın hemen dibindeki parçalar halinde izlenebilen surlar, yerleşimin kuzey yönünü kayaya vermesiyle sağladığı emniyeti, güney ve batı yönünden teminat altına almış olmalı. Melanpagos, yine Ersin Döğer Hoca’nın yaklaşımına göre, İlkçağ İzmir’ini; kuzey yönünden gelecek saldırılara karşı korumaya yönelik bir ileri karakol konumunda tasarlanmış olmalı. 

 Gökkaya ve Melanpagos'a bütünsel bir bakış

Yerleşime dair üç adet sınır taşı dışında herhangibir yazılı kayıt bulunmamakta. Yine Ersin Döğer’den öğrendiğimize göre; “adı, Hellence Karataş-Karatepe veya Laciverttepe anlamına gelen Melanpagos, hiçbir dönem bir kent statüsüne yükselememiş. Bu yerleşmede bulunan en erken buluntu, M.Ö. 6.yy.a tarihlenen önemli bir yapıya (muhtemelen bir tapınak) ait ante başlığıdır. Gökkaya’nın dibindeki Melanpagos Kalesi, Hellenistik Dönem’in sonuna kadar kullanılmış ve Roma Dönemi’nin başında da terk edilmiştir.”(2)

Bu kayayı başını yukarı doğru kaldırmış bir ördek gagasına benzettik.

Melanpagos’un sırtını verdiği Gökkaya’nın güney ve batı yönünde yer alan ve defineci faaliyetleri sonucunda ortaya çıkmış, yerel kesme taştan sur parçaları üzerinde oluşmuş daracık alanda; batıdan esen şiddetli rüzgâr altında azığımızı yemeğe karar verdik. Menemen Ovası’na ve ötesindeki topografyaya egemen bir noktada; eli kulağında yağmurun habercisi kapkara bulutların altında, hızla yenen yemeğin son anlarında beklenen sağanak bastırdı. Yaklaşık 10 dakika kadar süren yağmur, üstümüzdeki yağmurluklara rağmen bizi ıslatmaya yetti. Yağmur kısa süre içinde kesilmesine rağmen, arkası gelecekti. Surların dışında aşağıdaki düzlükte geniş bir alana yayılmış yerleşim izlerini takip ederek ören yerini inceledik. Sahipsiz Melanpagos, diğer ören yerlerinde karşılaştığımız gibi definecilerin insafsızca tahribatı altındaydı. 

 Yağmurdan sonra

Daha şiddetli bir sağanak potansiyelini taşıyan hava şartları nedeniyle, dönüş zamanı gelmişti. Bir uçurumun kıyısında yükselen dev Gökkaya’nın ihtişamlı görüntüsünü arkamızda bırakarak, bu kez Emirâlem Deresi’nin aktığı vadiye paralel bir seyirle Emirâlem Ovası’na inen şoseyi takip ederek inişe geçtik. 

Yamanlar'da bir sandal ağacı

 Mor ve beyaz bayır gülleri birlikte...

Bir doğa aranjmanı; beyazlar ve morlar

Yaklaşık 25 km.lik parkurda 7 saat kadar yürümüştük. Yukarıda Gökkaya’nın dibinde yediğimiz yağmurdan üstümüzde eser kalmamıştı. Aşağı doğru inerken Emirâlem Deresi üzerine kurulmakta olan barajın ana gövde inşaatı ile ilgili hummalı bir faaliyete rastladık. İnşaat nedeniyle Yamanlar’dan Emirâlem’e inen yolun güzergâhı da değişmişti. Vadinin dibine doğru derenin üstündeki dağılıp gitmiş köprünün üstünden geçerek, vadinin karşı yakasından yürümeye başladık. Baraja hâkim bu yakada yükseklik giderek arttı ve bir noktada baraj inşaatının tüm ayrıntıları ortaya çıktı. Sağ yanımızdaki yamaçta ise, Koç Holding’in desteğinde oluşturulmuş bir ağaçlandırma sahası uzanıp gidiyordu.

 Yamanlar vadilerine son bakış

Emiralem Deresi ve üzerine kurulmakta olan baraj

 Eski Emiralem Köyü'nün Yamanlar yönündeki girişinde Cavit'in cenneti

 Eski Emiralem Köyü Camisi

 Cami avlusunun sessiz sakinleri

Baraj şantiyesini geride bıraktıktan sonra Eski Emirâlem Köyü’nün Camisi uzaktan göründü. Köyün sınırlarında birkaç ağıl, kendi cennetini yaratmış Cavit’in Köşkü ve köyün eski zamanlarından kalma birkaç eski kerpiç evin yıkıntısı karşıladı bizi. Günün yorgunluğu ve bedenlerimizi ele geçiren susuzluk bizi neredeyse bitirmişti. Emirâlem-Manisa asfaltına çıkış noktasındaki ilk kahveye zor attık kendimizi. Doya doya içtik suyu… Daha sonra Ayvacık girişinde bir kamyoncu lokantasında verdiğimiz esas dinlenme molasında susuzluğumuzu arka arkasına yuvarladığımız tavşankanı çaylarla ancak bastırabildik. Artık İzmir’e dönme vakti gelmişti; alacakaranlık zamanıydı. İlkçağ İzmir’inin ileri karakolu, kayalar başındaki yapayalnız Melanpagos, gece misafirlerini bekliyor olmalıydı artık; sessiz ve yalnız… Biz ise Çiğli girişinde, akşamın ve şehrin karmaşasına dalmıştık bile.

Ve son durak; Alaniçi Köyü Göleti

Dipnotlar
(1)    Bilmece Antik Kentler I, AİOLİS Şiirleri ve Meraklısına Notlar, Ersin DÖĞER; Ege Yayınları, 2010; sayfa:45-46
(2)   Menemen yada Tarhaniyat Tarihi, Ersin DÖĞER; Sergi Yayınevi, 1997; sayfa: 285
(3)   Fotoğraflar, yürüyüş esnasında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.


Yazan İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC




1 yorum: