12 Nisan 2024 Cuma

URLA’NIN GÜNEYİNDE; DEMİRCİLİ’DE…

 TEOS’UN KIRSALINDA AİRAİ ANTİK YERLEŞİMİ ve DEMİRCİLİ KÖYÜ ÇEVRESİNDE BİR DAİRE ÇİZDİK. 
 
22 Mart 2024
İbrahim Fidanoğlu
 
"Sto perigiali to krifo"
 
saklı ve güvercin gibi
beyaz sahilde
öğlen susamışız
ama su tuzlumsu
 
sarışın kumun üzerinde
onun ismini yazmışız
rüzgar ne güzel esmiş
ama yazı silinmiş
 
hangi kalple hangi nefesle
hangi isteklerle ve hangi tutkuyla
hayatımızı yaşamışız? yanlış!
ve hayatımızı değiştirmişiz.
 
Şiir: Yorgo Seferis; Müzik: Mikis Theodarakis 
 
Giriş
 
Çok ilginç bir tesadüf; ama tam 13 yıl önce aynı günde yürüdüğümüz Airai’ye bugün farklı bir rotayı izleyerek yeniden yürüdük. Demircili sahilleri, Bugün Urla’nın güneyinde, bakir koylarındaki akvaryumu andıran berrak deniziyle tanınır. Yazın nispeten Çeşme’nin kalabalık ortamından uzaklarda; sakin bir deniz imkânı arayanlar için biçilmiş kaftan gibidir Demircili. Oraya; şimdi bir viraneliği andıran Urla’nın 19.yy.dan kalma Rum Pepe’nin fabrikasını Ovacık yönüne doğru geçtikten sonra, Kuşçular yol ayrımından saparak ulaşmak, seçeneklerden birisidir. Bu rotayı takip ederseniz; Karaburun yarımadasının güney sahillerine paralel olarak ilerleyen asfalt yol, kızılçamlar içine saklanmış birkaç yazlık siteyi ve buraya 13.yy.dan itibaren yerleşen Türkmenlerinin son temsilcileri olan torunlarının işlettiği birkaç kır lokantasını geçtikten sonra, yolcusunu önce Demircili köyünün mezarlığına ve daha sonra da Demircili köyüne ulaştırır. Demircili köyüne gitmek için bir diğer seçenek ise; Urla İçmeler Mevkii’nden Demircili yol levhalarını ve otoyolun altından geçen virajlı bir asfaltı takip ederek, Demircili gibi yine bir Yörük köyü olan Yağcılar üzerinden Demircili’ye ulaşmaktır.
 
Demircili köyü; dönüş yolundan bakış...
(MYC; Mart 2024)
 
Demircili yakınlarında erkenci katırtırnakları
(Mart 2024)
 
 Bodrum Koyu'nda kaya şebboyları
(Mart 2024)
 
Bölgeye Türkmenlerin ilk ulaştığı zamanlar 13-14.yy.lar civarı olmalıdır. Aydınoğulları’nın bölgede tutundukları noktalardan birisi olan Urla ve çevresindeki ilk yerleşimlerden Kuşçular civarı ve Denizli köyleri dikkat çekicidir. Kuşçular – Yağcılar – Demircili yayındaki Yörük obalarıyla öne çıkan ilk yerleşimler, bugün Urla çevresindeki banliyö yerleşimleriyle iç içe geçmiş bir modern hayatın lojistik ikmal kaynakları gibidir. Tüketim ekonomisinin dinamikleriyle Urla kırsalındaki sürekli dönüşmekte olan bu modern hayat, Yörüklerin torunlarını da bir şekilde içine çekerek genişlemeye devam eder, durur.
 
Bodrum Koyu'ndan önceki koy; Samanlı Koyu
(Mart 2024)
 
Bodrum Koyu; kuzey yönünden...
(Mart 2024)
 
Demircili girişinde; bayır gülleri ya da Girit ladenleri
(Mart 2024)
 
Bugün yürüyüş için hava idealdi. Sıcaklık 18 derece civarındaydı ve gün boyu; güneşli ve açık bir havada yürüdük. Yaklaşık 14 km.lik yürüyüşümüzü saat 11 civarı Demircili’de başlayıp, molalar da dâhil olmak üzere; yaklaşık 17’de yine Demircili köyünün girişinde tamamladık. Toplam yürüyüş süremiz ise, yaklaşık olarak 5 saat sürdü. Ama bunların içine sağda solda; Airai’de ve Bodrum Koyu’ndaki yaptığımız avarelikler de dâhildir. Dolayısıyla içinde yemek ve çay molaları olmasa da, yine de 5 saat; aslında brüt bir yürüyüş müddetidir.
 
Dağa Kaçtım gezginleri; Demircili-Airai-Demircili yürüyüşünün başlangıcında...
(MYC; Mart 2024)
 
Samanlı Koyu kıyısında...
(MYC; Mart 2024)
 
Bodrum Koyu'nda küre çiçeği (globularia vulgaris)
(Mart 2024)
 
Demircili köyü
 
Urla’nın yaklaşık 15 km güneybatısında yer alan ve deniz turizmi açısından son zamanlarda bir cazibe merkezi haline gelen Demircili, akvaryum berraklığında koylarıyla ziyaretçilerini fazlasıyla çekiyor. Bunu nereden anlıyoruz; giderek artan yapılaşmadan ve üzerinde Airai’nin konumlandığı “ada”yı ana karaya ince bir kıstakla bağlayan doğal liman niteliğindeki kumsalı ele geçirmiş bulunan karavan kalabalıklarından… Ne yazık ki; insanın ve yapının hücum ettiği bütün yerlerde olduğu gibi Demircili de giderek o sevimli ve sakin hayatını yitiriyor. Bunun adı turizm ise; yapanlara mübarek olsun.
 
Airai yakınlarında Bodrum Koyu'nda Roma döneminden kaldığı ve dalyancı ailesine ait olduğu düşünülen bir balık havuzu
(Mart 2024)
 
Eski bir hatıra; kaya şebboylarının içinde bir Airai manzarası; o gün hava oldukça soğukmuş anlaşılan.
(Mart 2011)
 
Airai ve kıstaktaki karavan plajı
(Mart 2024)
 
15. yüzyıl sonlarında Urla çevresindeki yaya çiftlikleri içerisinde Demircili de yer alıyor.(1) Yaya çiftlikleri, Osmanlı Devleti’nin oluşum sürecinde fütuhat sistematiğinin inşasında önemli rol oynarlar. Henüz tımarlı sipahilerin ve yeniçeri ocaklarının ordunun omurgasını oluşturmadığı bir dönemde; gerek piyade ve gerekse süvari birlikleri ve Yörük gençlerinin temel insan gücünü oluşturduğu bu yapıyı besleyen yaya çiftlikleri(2) önemli bir konumdadır. 19. yüzyıl sonlarında, harabe halinde de olsa birer iskân yeri özelliğini koruyan yerlerin büyük bir kısmını bu çiftlikler oluşturmaktadır. 1826 sonlarında hukuki özelliklerini de yitiren bu yerleşimlerden kimisi, iyice kalabalıklaşmış ve ayrı bir iskân yeri haline gelmiştir. 
 
Papatya tarlaları içinde dostluğun resmi; Demircili'ye dönüş yolunda...
(MYC; Mart 2024)

Airai iskelesi; kuzey limanı...
(Mart 2024)

Dağa Kaçtım gezginleri; Demircili Plajı'nın arkasındaki düzlükte bir dinlenme molasındalar.
(MYC; Mart 2024)
 
Demircili, 20. yüzyılın başlarında 200 nüfuslu “Yukarı Demircili” ve 365 nüfuslu “Aşağı Demircili” olmak üzere iki ayı yerleşimden oluşmaktadır. Urla’nın güneybatısında yer alan Yukarı Demircili eskiden bir Türk köyü iken, yaşanan salgın hastalıklar nedeniyle köy terk edilmiştir. 20. yüzyılın hemen başında Türklerin çekildiği köye Urla, Gülbahçe, Alaçatı ve Çeşme’den gelenler yerleşir, geçimlerini tarım ve hayvancılık ile sağlarlar. Birkaç kilometre daha güneybatıda yer alan Aşağı Demircili (bugünkü Demircili köyünün bulunduğu yer) ya da diğer adıyla “Yeni Demircili”, özellikle Alaçatı’dan mevsimlik işçi olarak gelen Rumların yerleşik düzene geçmesi ile oluşmuştur. Her iki yerde de büyüklü küçüklü ve bugün yıkılmış durumda olan kiliseler mevcuttur.
 
19.yy.dan kaldığı düşünülen Bodrum Koyundaki doğu-batı eksenindeki yapı kalıntısı; kilise mi?
(Mart 2011)
 
Demircili'ye dönüş yolunda erkenci katırtırnaklarının ardındayız; karşımızda akşam güneşi...
(Mart 2024)
 
Urla; İskele; karşı kıyıda Batis'in kahvesi...
(Ocak 2017)
 
Bu kiliselerden birinin kalıntıları bugün Bodrum Koyu’nun güney ucundaki çalılıkların örttüğü bir yerde; ama asla kolay görülemeyecek bir konumda yer alıyor. Rahmetli Hocamız Arkeolog Şükrü Tül’ün aktarımına göre; kilisenin içindeki sütunları, doğudaki mihrabı ve birkaç sütun kaidesiyle birlikte bazilika planlı yapı tamamen örtülmüş durumda. 24*14 metre boyutlarındaki kilisenin sütun başlıkları ve kemer pabuçları Demircili köyü girişindeki caminin yanındaki ahırın duvarında kullanılmış malzeme olabilir. Erken Hıristiyanlık döneminin karakterini veren yapının ahşap çatılı olduğu söylenebilir. Kiliseye ilişkin olduğu söylenebilecek çatı kiremitleri Bodrum Koyu’nun tabanında, sualtında bol sayıda görülüyorlar.
 
Demircili sırtları; bahar vurmuş yüzüne...
(Mart 2024)
 
Urla İskelesi; 19.yy.ın Scala'sı...
(Ocak 2017)
 
Urla Malgaca Pazarı'nda
19.yy.dan kalma eski bir fabrika binasının üzerindeki tarih; 1850'li yıllara işaret ediyor. Son rakamı kazınmış ama 9 olabilir. Yani 1859; ben doğmadan 100 sene önce... 
(Aralık 2007)
 
Ari Çokona, 20.Yüzyıl Başlarında Anadolu ve Trakya’daki Rum Yerleşimleri isimli kitabında bölge Rumları ile ilgili olarak şu bilgileri aktarıyor:
 
Urla’nın güneyinde, Sığacık Körfezi sahillerindeki Yeni Demircili’de (Aşağı Demircili) 340 Rum ve 25 Müslüman yaşıyor, bağcılık ve tahıl ziraatıyla geçiniyordu. Yerleşimin kilisesi Ayios Dimitrios adına vakfedilmişti ve 26 Ekim’de çevre köylerden büyük katılımla panayırı kutlanıyordu. Biri köy içinde, biri de dışında olmak üzere sahilde iki Ayios Nikolaos Şapeli vardı. 200 nüfuslu Yukarı Demircili; Urla, Alaçatı ve Çeşme’den gelen göçmenler tarafından 1877’de kurulmuştu. Halkı çiftçilik ve hayvancılıkla geçiniyordu. Kuzeyindeki Yağcılar, 18. yüzyıl sonlarına kadar Müslüman köyü iken terk edilmiş; Urla, Güzelbahçe (Yazar; her ne kadar Güzelbahçe diyorsa da, bize göre Gülbahçe olmalı; Gülbahçe, 19.yy.da yarımadanın en kalabalık Rum nüfusunu barındıran köy; Rumlar köye Rodonas ismini vermişler.-İF) ve adalardan gelen Rum göçmenlerle 750 nüfusa ulaşmıştı.”(3)
 
  Urla; Rum Mahallesi; şimdi Sanat Sokağı olarak bilinen caddeye açılan 19.yy.dan kalma eski bir sokağın zemini olduğu gibi korunmuş.
(Ağustos 2018)
 
Demircili köyüne yaklaşırken...
(Mart 2024)
 
Urlalı Yunan ozanı Yorgo Sepheris'in (Seferis) yaşamından bir kare; Sepheris, Ionna, Angelos, Kayıkçı Stephanis Simionis ve oğulları-Batis'in Kahvesi'nin önünde; yıl 1907...
 
Yunan anakarasından bir başka isim; Dr. Georgios Nakracas ise, aynı konuda “Anadolu ve Rum Göçmenleri Kökeni; 1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi” isimli kitabında şu bilgileri aktarıyor:
 
“Rumca konuşan salt Rum nüfus içeren ikinci önemli köy, Yağcılar idi. Köyün 750 Rum sakini, 19. yüzyıl başlarında oraya Urla, Gülbahçe, Çeşme ve Sakız Adası’ndan gelerek yerleşmişlerdi. Şunu da söylemek gerekir ki, Ortodoks Hıristiyanlar gelmezden önce, köy bir Türk mahallesiydi. Milioris’in yazdığına göre, Türkler bu köyün sakinlerini Urla’ya sürdüler, ancak üç ay sonra geri dönmelerine müsaade ettiler; besbelli İngilizlerle işbirliği etmemişlerdi. (1.Dünya Savaşı sırasında-İF)
 
Rumca konuşan Rumlardan oluşan üçüncü büyük köy, Tolos idi. Bu köyün 1.500 sakini, Çeşme ve Kythera adasından gelerek oraya yeni yerleşmişlerdi.
 
Geriye kalan 10 köyün Rumca konuşan nüfusları, önemsiz sayılacak ölçüde azdı. Boşaltılmış veya Türkler tarafından kısa süre önce terk edilmiş olan bu köylerden Yukarı Demircili köyü; burada çevredeki bölgelerden gelen 200 Rum vardı- 1877’e dek bu köyde kimse oturmuyordu. Aşağı Demircili köyü; burada çevredeki bölgelerden ve Samos Adası’ndan gelen 340 Rum ile 25 Türk vardı. 1800’lere dek bu köyde kimse oturmuyordu. Söğüt köyü; burada 60 Rum hane vardı ve köy sakinleri Alaçatı’dan gelmişlerdi.”(4)
 
Urla-İskele-1900

Urla-Rum Mahallesi; Sanat Sokağı'nda dükkanlar...
(Ağustos 2018)

Urla-İskele
(Aralık 2018)
 
1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasından başlayarak 1912 Balkan Savaşları’na dek Osmanlı’nın Rumeli topraklarında yaşanan süreç, yüzlerce yıl oraları yurt bellemiş Türk ve Müslüman nüfusun büyük göç kafileleri şeklinde yeniden Anadolu’ya yönelmelerine yol açtı. Rumeli’nde yaşanan savaşlar ve kıyım, bu bölgede yüzlerce yıl süren “Osmanlı Barışı”nın da sonunu getirdi. Bir imparatorluğun çöküş sürecindeki çaresizlikler, Balkanlar’da gelişen milliyetçilik akımlarının İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin fikriyatında karşılığını bulan reaksiyoner davranışlarla birleşince Anadolu’nun her yanını saracak ve akabinde yüz yıllık bir tartışmayı başlatacak yeni kavgaların fitilini ateşledi.
 
Urla; İskele
(Ağustos 2022)
 
Rum mahallesindeki tipik Rum yapılarından biri; ilkokul olarak kullanılmış olmalı.
(Ekim 2017)
 
Rum Mahallesi'nin bugünkü hali; Sanat Sokağı şimdi...
(Aralık 2022)

1.Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yıllarında; bir yandan İngiliz torpidoları, İzmir Körfezi’nin girişindeki bugünkü Yeni Kale’yi topa tutarken, diğer yanda ise İngiliz uçakları Kadifekale eteklerindeki Türk mahallelerinin üzerine bombalarını bırakmaktaydılar. Savaşın ateşi her yanı sarmıştı.
 
"George Horton ve eşi, uzun zamandır akşamüstleri güneş batmadan önceki saati, Frenk Caddesi’ndeki evlerinin terasında dinlenerek geçirirdi. Buradan Smyrna Körfezi’nin manzarası, özellikle batan güneş denizin ardında kaybolurken çok güzeldi.
 
23 Mayıs 1916 günü akşamüzeri de Hortonlar yine bu manzarayı seyrederlerken, gökte çok uzakta iki siyah nokta fark ettiler. Noktalar büyüdükçe Horton bunların şehre doğru “alçaktan ve güneşte parlayarak çok yakından” gelen iki uçak olduğunu anladı. Kıyı şeridine yaklaşınca daha da alçaldılar ve daha sonra Avrupa kesiminden uzaklaşarak Kadifekale ve şehrin Türk mahallesine doğru döndüler. Pazaryerinin üzerinden geçerken binaların üzerine bombalarını bıraktılar.
 
Horton, şaşkınlık içerisinde ve adeta büyülenmiş olarak olayı seyretti. “Her bir bombayı attıklarında sanki bombanın kaymasını sağlamak için hafifçe yana yatıyorlardı.” Uçaklar, ayrıca üzerinde İngiliz Kraliyet Arması basılı yüzlerce duyuru attı. Alman Sahil Güvenlik birimlerinin Smyrna Körfezi’nde demirli duran İngiliz savaş gemisine açtıkları ateş durmadıkça bu bomba akınlarının devam edeceğini yazıyorlardı.
 
Hava akınlarının yarattığı hasar şehir içindeki tansiyonu ciddi şekilde artırdı. Dört Müslüman öldü ve Türk mahallesinin bir kısmı zarar gördü. Bombardıman Rahmi Bey (İttihatçı İzmir Valisi-İF) için de bir kriz yarattı. İstanbul’dan verilen emirlere uyması için gittikçe artan bir baskı altındaydı. Şimdi İngilizlerin davranışı, hala şehirde yaşayan İtilaf Devletleri’ne mensup kişilere gösterdiği tolerans nedeniyle (Rahmi Bey kast ediliyor-İF) Türklerin kızgınlığını artırmıştı.”(5)
 
Eski bir İzmir kartpostalında saklı 19.yy. İzmir'i; Avrupalıların Smyrna dediği Gavur İzmir... 
 
19.yy. İzmir'inden; Ermeni mahallesi...
 
Karantina
 
Yunanistan’ın “Megali İdea” politikası çerçevesinde; Batı Anadolu’nun büyük bir kesimini içeren toprak talebi; İttihatçıların, Makedonya’dan sonra sıranın Anadolu’ya geldiği inancını pekiştiriyordu. Üstelik adalardan sandallarla Ege kıyılarına geçen Yunan ve Rum çeteleri ciddi güvenlik sorunu yaratmaktaydılar. Kısacası, Anadolu’daki ve özellikle Ege kıyısındaki Rum nüfus askeri, etnik ve politik bir sorun olarak kodlanmış ve çaresinin de bu nüfusun Yunanistan’a gönderilmesi olduğu düşüncesini pekiştirmişti.
 
Urla'da Türk mahallesinin sınırında yer alan Fatih İbrahim Bey Camii
(Ocak 2020)
  
Sanat Sokağı; pandemi zamanından...
(Ağustos 2020)
 
Rum Mahallesi'nde bir kapı üstü alçı süslemesi detayı
(Ağustos 2020)
 
Osmanlı Devleti’nin dümenindeki İttihat Terakki’nin bu probleme önerdiği çözüm ise, Batı Anadolu’daki Rum nüfusu bir anlamda göçe zorlamaktı. Bu amaçla Ege’nin doğu yakasında da kullanılan araçlar; aslında Balkanlar’daki Türk ve Müslüman nüfusun bu topraklardan sökülüp atılması için, buraların yeni sahiplerinin yakın zamanda Rumeli’nde uyguladığı yöntemlerden pek de farklı değildi.
 
19.yy.da Urla'da Rum ve Türk mahallelerinin sınırını çizen dere
(Ocak 2020)
 
Urla Malgaca Pazarı
(Ocak 2020)

Rum Mahallesi'nden bir başka görünüm; şimdi bir sosyal etkinlik merkezi...
(Ağustos 2020)

1.Dünya Savaşı sırasında 1915 yıllarında Ege kıyılarında yaşayan Rumların kaderi yukarıda sözü edilen süreçte tamamen değişti.
 
O yıllarda İzmir’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İzmir Kâtibi Mesulü olan Celal Bayar’ın anılarını topladığı “Ben de Yazdım” isimli 8 ciltlik eserinin 5.cildinde Mütareke yıllarında sorgulama konusu olan “Rum Zorunlu Göçü”nden şu şekilde söz edilmektedir:
 
“Yunanlılar, Balkan Savaşı’ndaki çok ucuz zaferleri ile Yanya, Selanik, Batı Trakya ve Adalar’ı elde ettikten sonra, bütün gayretlerini memleketimizde Rumların büyük kütleler halinde yaşadıkları Adalar Denizi kıyıları, Doğu Trakya ile Küçük Asya üzerinde toplamışlar, yakın bir gelecekte buraları da ele geçirmek emeli ve hülyası içinde çalışmalarını hızlandırmışlardı. Çalışma metotları bilindiği için bu halleri gözden kaçmıyordu. Ayrıca Rumeli’nden anavatan sığınan göçmenlerin uğradıkları felaket ve perişan halleri milli duyguları kamçılıyordu. Bu etki altında mukabil milli bir hareket başlamış; Bergama, Dikili, Menemen, Foça, Karaburun ve Çeşme gibi İzmir ilçelerinden ve çerçevesinden hatırımda kaldığına göre 130 bin kadar Rum’un Yunanistan’a göçmesi ile sonuçlanmıştı. Milletlerarası bir mesele halini alan bu hareketi bulunduğu noktada durdurmak talimatıyla o zamanın Dâhiliye Nazırı Talat Bey (Talat Paşa) İzmir’e gelmişti.
 
Kendisini Menemen İstasyonu’nda karşıladığım zaman, bana gelişinin sebebini söylemişti.
 
Ertesi gün vali konağında Nazır’ın ziyaretine gitmiştim. Konuşmamız sırasında İngiliz Başkonsolosu’nun geldiği kendisine haber verildi. Ben gitmek için davrandım, bırakmadı, ihtimal ki başkonsolosa söyleyeceklerini bana da işittirmek istiyordu.
 
Görüşme sırasında Dâhiliye Nazırı, İngiliz Başkonsolosu’na özetle şunları söylemişti:
 
“Buraya Sadrazam Paşa’nın emriyle geldim. Paşa Hazretleri (Sait Halim Paşa) Yunanlılarla bir harp yapmayı arzu etmemektedirler. Ben de hadiseleri durdurmak ve vaziyeti düzeltmek için elimden geleni yapacağım.”
 
Başkonsolos, Dâhiliye Nazırı’nı dinlerken onun yanında oturan beni yan gözle süzmekte olduğunun farkında idim. Talat Paşa’nın aleyhinde dava açmaları, anlattığım bu vakayı ilgililerin hatırlamış olmalarından ileri geldiği düşünülebilir.
 
Garip tesadüftür. “Tehcir” adı verilen bu teşebbüs ve hareketin ileride Lozan Antlaşması uyarınca tamamlanması işi, ‘Mübadele, İmar ve İskân’ Vekili sıfatıyla benim omuzlarıma yüklenecektir.”(6) 
 
Airai İskelesi
(Ağustos 2019)
 
Samanlı Koyu'nda Dağa Kaçtım gezginleri
(Mart 2024)
 
Katırtırnaklarının ardından Bodrum Koyu'na bakış
(Mart 2024)

Sonuç olarak 1914’de başlayan süreç, Ege’nin her iki yakasında da 1924 Nüfus Mübadelesi ile insanları doğdukları toprakları terk edip gittikleri yerlerde; yeni yurtlarında “iki kere yabancı” olmak pahasına yaşamaya zorladı. Bu çileli ve hüzün dolu hayatlar, geldikleri yere duydukları iflah olmaz özlemler; belki kuşaklar boyu, insanlar gittikleri yerlerde kök salıp serpilip gelişene dek devam etti. Sonra geldik bugüne; geriye ise sadece kuşakların birbirine aktardığı hüzünlü hikâyeler; hatıralar ve acı yüklü türküler kaldı.
 
Urla-Ildırı civarından bir ezgi; Yalo Yalo... İstanbul Rumlarından İvi Dermancı söylüyor.
(Youtube'dan alınmıştır)
 
"Sto Perigiali to krifo"; şiir: Urlalı ozan Yorgo Seferis, Beste: Mikis Theodarakis, solist: Grigoris Bithikotsis
(Youtube'dan alınmıştır. Şiirin tercümesi yazının başında yer almaktadır.)
 
Bugün Demircili’de o eski zamanlardan ne iz var derseniz; hiçbir şey yok. Demircili plajını zapt etmiş bir balık çiftliği, hemen açıkta o çiftliğe ait balık havuzları, Airai kumsalında yatan onlarca karavan, makiliklerin altına saklanmış kilise sütunları, temel izleri falan filan; bir de kızılçamların içinde pervasız yazlık siteler… Budur kalan Demircili’ye ve 13.yy.da Asya’dan sökün ederek, bu topraklara gelip yurt edinen Türkmenlerin torunlarına; şimdi kıl çadırlarında gözleme yapıp satan bacılara…
 
Seferis'in ailesinin İzmir Limanı'ndan ayrılışı; 1894 yılı...

İskele ve Urla; Stefanos Grillis'in taş baskı resim; 1924...

Kalanlar; karavanlar, balık havuzları, kızılçamlar içinde yazlık siteler ve Türkmen torunlarının gözleme yapıp satan kır lokantaları...
(Mart 2024)
 
Airai; Teos’un kırsalında bir “ada” yerleşimi(7)
 
Airai, İlkçağ’da adı az bilinen, Teos’a bağlı olduğu Pausanias (XIV I-32) tarafından anılan bir İon kentidir. Tümüyle korunaklı bir ada üstünde olan yerleşim kıyıya bir kumsalla bağlıdır. Adanın kuzey kıyısı yüksek ve kayalık, güney kıyısı ise alçaktır. Su kaynakları açısından fakir olmasına karşın; yerleşim olarak seçilişindeki etmen, Teos gibi korunaklı bir liman oluşudur. Hemen kuzeyden Klazomenai ile komşu olan Airai’nin su kaynakları karşı kıyıdaki Demircili köyü vadisinde bulunuyordu.
 
Airai'nin konumlandığı yarımada ve arkasında Korykos (Kıran) Dağı
(Mart 2024)

Airai ve hemen arkasındaki Kıran Dağı
(Mart 2024)

Airai limanında karavanlar
(Mart 2024)

Batı Anadolu’nun önemli limanlarından biri olan Airai’nin kalıntıları, Demircili köyünün güneyinde, köylünün “Ada” olarak adlandırdığı yarımadanın üzerinde yer almaktadır. Airai çok küçük bir yerleşim olup, Korykos, yani Kıran Dağı’nın (Kıran Dağı, Urla’nın güneyinde Demircili Vadisi ile Zeytineli Vadisi’ni birbirinden ayıran, en yüksek yeri yaklaşık 457 metre rakıma sahip; güney-kuzey aksında yer alan bir sıradağlar silsilesi) hemen doğusundadır. Denizden bağlantılara çok açık olan kentte yapılan incelemelerde çıkan buluntular arasında; Geç Geometrik Dönem çanak çömlek kap parçaları, Arkaik Çağ kuşlu İon kâseleri gibi bezemeli örnekler ile birlikte, daha basit bezemeli, bantlı çanak çömlek örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca Airai’nin bulunduğu ve anakaraya ince bir kumsalla bağlanan ada üzerinde, çoğunun taban ve temel kalıntıları görülebilen en az 15 bina kalıntısı mevcuttur. Kentin yüzeyde görülen en önemli kalıntıları, yarımadayı çepeçevre çevreleyen ve yer yer kulelere sahip Klasik Dönem surlarıdır. Bu surlar denizin hemen kıyısından başlamaktadır. Diğer çarpıcı kalıntılarından biri Orta Çağ’a ve hatta sonrasına kadar kullanımı görülen liman ve iskeleye ait olanlardır. Kentin nekropolisi “ada”nın karaya bağlandığı alanda yer almakta ve yüzeyde çok sayıda pişmiş toprak lahit parçalarına rastlanılmaktadır. İ.Ö. 8. ve 4. yüzyıllar arasında yerleşilmiş, tekrar Orta Çağ’da önem kazanmış ve bugün de ziyaretçilerin uğrak yeri olan Airai, küçük ölçekli tipik bir İon kentidir.
 
Airai anemonları
(Mart 2024)

Airai'ye çıkarken; nekropolis altında teras duvarlarının temel izleri
(Mart 2024)
 
Airai'de kentin girişindeki temel izleri
(Mart 2011)
 
Kentin yüzeyden araştırılması, hem Prof. Recep Meriç, hem de Prof. Dr. Numan Tuna tarafından gerçekleştirilmiş ve ayrıntılı haritası yapılmıştır. Ege’deki askeri manevralardan çok, definecilerin saldırıları ile kent altüst edilmiş durumdadır. Demircili köyünün pek çok evinde kent surlarından Bizans Dönemi kilisesine dek pek çok yapı malzemesi izlenir. Özellikle caminin doğusundaki ahırın duvarında bulunan Bizans başlıkları ilgi çekicidirler.
 
Makilikler arasında yaşam mekanlarından kalma taş yığınları
(Mart 2024)
 
Tepede yürürken karşımıza çıkan toprağa gömülü haldeki bir mimari parça
(Mart 2024)
  
Kentin ilkçağ tarihçesi üzerine bilgimiz pek kıttır. Atina ve yandaşları ile Sparta ve müttefikleri arasındaki savaşım döneminde; onun da Atina bağımlıları arasına katılmak zorunda kalmışken, Khios/Sakız donanmasının desteğiyle, Atina’ya başkaldırdığını Thoukydides’den öğrenmekteyiz.
 
Yerel malzemeden elde edilmiş kesme taşlardan biri
(Mart 2024)

Bugün Sığacık adını taşıyan büyük körfez, Korykos (Kıran) Dağı'nın hemen doğusundadır. Bu dağın kuzeyinde Teos'a ait son kasaba durumundaki, küçük fakat en azından İ. Ö. 8. yüzyılın sonlarından beri iskân edilmiş Airai (Demircili/Ada) yer alıyordu. Thoukydides (VIII 18-19) ve Strabon'da (644) Erai adıyla anılan bu küçük kasaba, bir yarımada üzerine kurulmuştu ve iki doğal limana sahipti.
 
Airai'den kalanlar; bir sürü yapı taşı...
(Mart 2011)
 
Strabon, Geographika isimli eserinde Korykoslular ve Airai (Erai) ile ilgili olarak şu bilgileri aktarıyor:
 
Erythrai’ye varmadan önce, küçük bir kasaba olan ve Teoslulara ait bulunan Erai’a ve sonra, yüksek bir dağ olan Korykos’a ve onun eteğindeki Kasytes limanına ve Erythras adındaki diğer bir limana ve bundan sonra da sırasıyla birçok limana gelinir. Korykos Dağı kıyısındaki suların her yanının korsanların uğrağı olduğunu söylerler. Korsan olarak isim yapmış olan Korykoslular, gemilere yeni bir saldırı yöntemi bulmuşlardı. Bunlar tüccar gemilerinin demirlemiş olduğu limanlara dağılır ve konuşulanlara kulak misafiri olarak, gemilerdeki yüklerin cinslerini ve bunların nereye gideceğini öğrenirler ve sonra birleşerek, denize açılan ticaret gemilerine saldırarak talan ederlerdi. Bundan ötürü başkasının işine burnunu sokan, özel ve gizli konuşmaları dinlemeye çalışan kimselere “Korykoslu” deriz. Şayet bir kimse, gizli bir şey yaptığını ve söylediğini zannederse ve onu, gözetleyen ve kendilerini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye istekli kimselerden saklamayı başaramazsa, bu olay için bir atasözü şöyle söyler: “tamam, şu halde Korykoslu bunu dinliyordu.”(8)
 
Airai'nin kuzey limanı
(Mart 2011)
 
Airai'de; anemonun güzelliği
(Mart 2024)
 
Teos’un ‘territorium’u, yani etki alanında bulunan Airai’den kalanlar az sayıda; oraya buraya savrulmuş mimari parçalar, kıyısında liman ve iskele kalıntılarından ibaret... Ancak Airai’de bilimsel bir kazı çalışması yapılmadığını da belirtmek gerekiyor.
 
Üzerinde yuvalar (belki menteşe yuvaları) bulunan bir mimari parça daha...
(Mart 2011)
 
Tepede; kuzey yönünde bir geçiş kapısı
(Mart 2024)
 
Airai adı, Anadolulu bir adın Hellen ağzına uydurulup, değiştirilmiş bir biçimi de olabilir. Aira sözcüğü eski Hellen dilinde hem demircinin çekicini, hem de karamık dediğimiz bitkiyi anlatır. (Prof. Dr. Bilge UMAR. Ionia sayfa:90)
 
Adadaki yerleşimin kuzeyden bir surla kesildiği kıyıdaki taş dizilerinden anlaşılıyor. Adanın kuzeybatısında görülen, kıyıya paralel sur duvarı adanın tam orta noktasından güneye yönelerek kayalık sırta doğru iki paralel duvar biçiminde ilerliyor. Arkaik çağ tipolojisi veren duvarlar, yerel poros taşlarıyla (Urla’nın beyaz renkte, yumuşak ve kolay işlenebilir ama taşıyıcılığı az olan yerel taşı; yapı malzemesi) yapılmışlar. Adanın kuzeybatı ucundan kayalık sırta doğru, doğuya yönelen bir sokak açık biçimde gözleniyor. Evlerin eşik taşları monolitler (yekpare ve ser kayaç yapısında taş kütlesi) ve duvarlardan arta kalmış tek sıra taşlarla yerli kayaya oyulu duvar yatakları ev grupların rahatlıkla izlenmesine olanak veriyor. Sokağın batısındaki küçük koyun topraklı sırtlarında ise bol sayıda İ.Ö. 8.-4. yüzyıl seramiği gözlemleniyor. Sokağın doğu ucunda ve adanın en yüksek yerinde, defineciler tarafından çok karıştırılmış olmasına karşın sütun ve öteki yapı malzemesinden bir tapınağın bulunduğu sonucu çıkarılmaktadır. Adanın öteki kesimlerinde bol sayıda yapı izi, kesme taşlar ve surlara ilişkin kalıntılar gözlenir. Ada çevresindeki su altı ise, yoğun yerleşme evresine karşın, silinmiş gibidir. Kuzeydeki taş döküntüleri içinde yalnızca Bizans ve Ortaçağ’dan seramikler görülmektedir. Airai’nin karşı kuzey yamaçlarında ise, 1986 yılında yapılan kaçak kazılarda Klazomenai tipi lahitlere rastlanmıştı. Airai’ye anlaşılan İ.Ö. 8.-4. yüzyılda yerleşilmiş, sonra terk edilmiştir. (Arkeolog Şükrü Tül anlatımı) 
 
Airai'nin güneyinde katmanlar halinde denize doğru bir eğik düzlem şeklinde alçalan kayaç tabakaları ve üzerlerinde bitmiş kaya şebboyları
(Mart 2011)
 
Airai'den inerken kuzey limanına ve adayı anakaraya bağlayan kıstağa bakış
(Mart 2024)

Kuzey yönünde sur malzemesi olabilecek irilikte oldukça büyük bir kesme taş
(Mart 2024)

Airai ya da Demircili Limanı’nın doğusunda bulunan Bodrum koyunda Prof Numan Tuna tarafından çizimleri gerçekleştirilen bir Roma villası görülür. Deniz içine uzanan kayalıkta, içine giriş ve çıkış kanallarıyla düzenlenmiş olan havuzuyla ev tipik bir dalyancı ailesine ilişkin olmalıdır. Evin odaları ve bölümleri yüzeydeki duvar izlerinden çıkarılabiliyor. Prof. Tuna, bir bölümünde mozaik olduğunu bildiriyor. Evin seramik ve duvar örgü yöntemlerine göre tarihi İ.S. 4.-6. yüzyıllar arasından olmalı. Villanın kuzey ve doğu kesiminde de evlerin ya da işliklerin varlığını gösterecek çok sayıda iz var. (Arkeolog Şükrü Tül anlatımı)
 
Demircili; Bodrum Koyu'nda bir dalyancı ailesine ait olduğu düşünülen balık havuzu
(Mart 2024)
 
Balık havuzuna giriş çıkışa imkan veren kanallar
(Mart 2024)

Bodrum Koyu ve balık havuzunun panoromik görünümü
(Mart 2024)
 
Ana kaya üzerine Roma villasının oturtulduğu belirtilen anlamlı oyuntular
(Mart 2011)
 
Yürüyüşün Hikâyesi
 
Sabah saat 11 gibi Yağcılar köy yolu sapağını geçtikten sonra, Demircili’nin girişindeki mezarlığın yakınlarına arabamızı bıraktık. Demircili mezarlığının biraz ilerisinden; her iki yanı kızılçamlarla kaplı bir orman yoluna saparak, önce doğuya ve hemen sonra güneye doğru yürümeye başladık. Paralelimizde yer alan ve birbirinden uzakta inşa edilmiş müstakil sayfiye villalarıyla dikkat çeken yazlık site, sık kızılçamların içinde; riskleri ve güzellikleri iç içe barındıran bir görünümdeydi. Buraya gelirken, sapak levhalarını okuduğumuz benzeri başka yazlık siteler de, kızılçam örtüsü içinde kendilerine yer bulmuş olmalıydılar. Her ne kadar imarlı alanlara ormanın zaman içinde nüfuz etmesiyle bu manzara ortaya çıkmış olsa da, yine de mevcut haliyle orman içinde böyle bir yaşam mekânının varlığı, doğal hayatın sürdürülebilirliği açısından ne kadar doğruydu; bilemedik açıkçası.
 
Demircili mezarlığı
(Mart 2024)
 
Çamlıtepe sapağından orman yoluna doğru girdik.
(MYC; Mart 2024)
 
İlk onlarla karşılaştık; erkenci katırtırnakları...
(Mart 2024)
 
Sonra çiçekteki sakız çalılarıyla...
(Mart 2024)
 
Yürüyüş için ideal güzellikte tertemiz bir orman yoluydu yürüdüğümüz. Önce sapsarı çiçekleriyle erkenci katırtırnakları, pembe ve beyaz renkli Girit ladenleri, papatyalar ve henüz çiçeğe durmuş sakız çalıları çıktı karşımıza. Bu bölge, iyi niyetli bir girişim olarak; devlet tarafından sakız fidanı dikim ve yetiştirme alanı olarak belirlenmiş durumda. Öğleden sonra Demircili Plajı’ndan, yeniden Demircili köyüne dönerken; sakız ağacı tarımı için toprağı hazırlanıp kimine yeni sakız fidanları dikilmiş, kimi de mevcut sakız çalılarının aşılanmasıyla oluşturulmuş ve çevresi çitlerle çevrilmiş sakız tarlalarına tanıklık ettik. Yürüdüğümüz orman yolunun her iki yanında uzun ve kalın gövdeli, yaşlı kızılçamların varlığı, hemen yakınlarındaki yazlık villalarla sürdürülmekte olan ortak yaşam açısından oldukça dikkat çekiciydi.
 
 
Yürüdüğümüz yol; orman mı, değil mi?
(Mart 2024)
 
Beyaz renkli göz alıcı çiçekleriyle Girit ladenleri
(Mart 2024)
 
Kızılçamların arasından Samanlı Koyu'na doğru yürüyoruz.
(Mart 2024)
 
Yol boyunca karşılaştığımız ve beyaz-krem renkte tortul kayaları(9) andıran kayaç tabakaları, yeryüzü jeolojisi hakkında bize fikir vermekteydi. Yürürken pırnar çalılıklarının üzerinden güneydeki denizin maviliklerini seçebiliyorduk. Kızılçamlar ve makilikler bir aradaydı. Kızılçamlar çiçekteydiler. Tozlaşma had safhadaydı. Dağ başında denize doğru yürürken “özel arazidir; girilmez” levhalarının ve araç girişlerini engellemek amaçlı iri taşlarla kapatılmış arazi girişlerinin önünden geçtik.
 
Yol üstünde rastladığımız kayaç tabakalarına örnekler
(Mart 2024)
 
Bu da bir diğeri...
(Mart 2024)
 
Uzaktan deniz göründü.
(Mart 2024)
 
"Özel arazidir; girilmez"; yolun önünde taşlar dizili...
(Mart 2024)
 
Denize doğru alçalan yolun iki yanında bitki örtüsü tamamen makiliklere döndü. Günün ilk ve tek orkidesini de bu sırada gördük. Henüz tomurcuktaydı; ya da açmak üzereydi. Bir süre daha mükemmel bir toprak yoldan yürüdükten sonra, Samanlı Koyu’na ulaştık. Ipıssızdı ortalık. Karşıda Sığacık ve Akarca kıyılarına doğru uzanan masmavi denizi seyretmek gerçekten bu sabah vaktinde benzersizdi. Bir süre kıyıda eğleştik. 
 
Kızılçamlar çiçekteydi.
(Mart 2024)

Demircili'de ilk orkide...
(Mart 2024)

Arkamızda bıraktığımız vadiler
(Mart 2024)

Samanlı Koyu'nun panoromik görünümü
(Mart 2024)
 
Samanlı Koyu’ndan işaretlenmiş bir rotayı takip ederek sık makiliklerle kaplı bir tepeye doğru tırmanmaya başladık. Hoş bir patika, bizi denizi ayaklarımız altında hissedebileceğimiz kadar güzel bir yüksekliğe taşıdı. Patikanın kıyısında; yer yer katran ardıçları, üzerinde meyveleriyle bizi selamladılar. Tepeye ulaştığımızda çalılar arasına atılmış bir battaniye üzerindeki Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UN Refugee Agency) yazısı dikkatimizi çekti. Battaniye yepyeniydi. Sanki bir kez kullanılıp atılmış gibiydi. Denize yakın bu güzergâhların Yunanistan ve Avrupa’ya yönelik Afrika ve Asya kaynaklı kaçak mülteci akınları için iyi birer geçiş noktası olduğuna, hem medyadan işittiğimiz sonu acıyla biten hikâyelerden ve daha önceki farklı yürüyüş etkinliklerimizdeki gözlemlerimizden aşinaydık. Kim bilir kimler telef olmuştu bu patikalarda? Öyle görünüyor ki; insanlığın dramı, sürüp gidecek daha...
 
Samanlı Koyu'ndan Bodrum Koyu'na doğru tırmandığımız patika
(Mart 2024)

Katran ardıçları
(Mart 2024)

Patikaya tırmanırken bir çalının dibinde; üzerinde UNHCR; The United Nations Refugees Agency (Birleşmiş Milletler Mülteciler Ajansı) yazısı okunan bir battaniye ile karşılaştık. 
(Mart 2024)

Samanlı Koyu'ndan Bodrum Koyu'na doğru...
(Mart 2024)
 
Bulunduğumuz tepeden batı yönünde bakıldığında, erkenci katırtırnaklarının ardından Bodrum Koyu görünüyordu. Biraz ileride kayaların dibinde ortalık mora boyanmıştı. Bunun tek sebebi göz alıcı kaya şebboylarıydı. Koyun kavisine uygun şekilde ilerleyen bir patikayı takip ederek önce karanın içine doğru bir azmak gibi nüfuz etmiş küçücük Keçi Bükü’ne, daha sonra ise kıyıdaki ana kayaya oyulmuş ve Prof. Dr. Numan Tuna’ya göre; İlkçağ’dan kalma bir dalyancı ailesine ait havuzun ve Roma villasının izlerinin bulunduğu Bodrum Koyu’na ulaştık.
 
Her yer ada soğanlarıyla kaplıydı.
(Mart 2024)
 
Bizi gevenlerin arasından Bodrum Koyu'na götüren şirin patika
(Mart 2024)
 
Daha çok Datça yarımadasında bolca rastladığım uzun dikenli gevenlerden...
(Mart 2024)
 
Kaya şebboyları
(Mart 2024)

Keçi Bükü
(Mart 2024)

Koy, yazın yazlıkçıların istilası altında olmalıydı; zaten koyda bir günü birlik tesisin varlığını gösteren yeterince işaret de mevcuttu. Kıyıdaki ana kayanın şekillendirilmesiyle oluşturulmuş balık havuzunun denize açılan kanalları, ana kaya üzerinde düzgün havuza bitişik konumda düzgün bir platform ve hemen arkasında makilikler arasına saklanmış tonozlu bir yapı vardı. Bodrum plajının arka planında zeytinlikler ve tarımsal alanlar bulunmaktaydı. Biz bir toprak yolu takip ederek Bodrum Koyu’nun yukarılarından Airai’nin bulunduğu yarımadaya doğru yürüdük.
 
Bodrum Koyu'nda İlkçağ'dan kalma ana kayaya oyularak oluşturulmuş bir balık havuzu
(Mart 2024)

Balık havuzunun yer aldığı ana kayanın hemen arkasındaki tonozlu yapı
(Mart 2024)

Dağa Kaçtım gezginleri, Bodrum Koyu'nda Roma villasının oturduğu düzlemin üstünde...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)

Balık havuzunun denize açılan kanalları
(Mart 2024)
 
Bodrum Koyu'na doğru; pembe Girit ladenlarının ardından bakış
(Mart 2024)

Sık makiliklerle kaplı Bodrum Koyu’nun batısındaki tepeden Airai plajına doğru indik. Adayı anakaraya bağlayan kıstağın iki yanındaki doğal liman, şimdi tamamen karavanlarla kaplıydı. Belli ki burası uzun zamandır tanımlı bir karavan alanı haline gelmişti. Antik limanın kuzey yakasında ise, sıra sıra balıkçı kayıkları diziliydi. Liman, derme çatma tahta iskeleleriyle şimdi onların hizmetindeydi anlaşılan.
 
Bodrum Koyu'ndan Airai'ye doğru sapsarı katırtırnakları arasından yürüyoruz. 
(Mart 2024)
 
Üzerinde Airai'nin konumlandığı yarımada ve onu anakaraya bağlayan kıstak
(Mart 2024)
 
Airai kıstağında karavanlar yatıp duruğ(!)
(Mart 2024)
 
Airai balıkçı iskelesi; antik kuzey limanı
(Mart 2024)

Karavanların arasından kendimize yol bularak, Airai’nin nekropolisinin bulunduğu yamaca doğru çıkan bir patikaya yöneldik. Peşimize Airai’nin köpekleri takıldı. Akropol düzlemine kadar peşimizi bırakmadılar; birlikte tepeye tırmandık. Çıkışta rastladığımız teras duvarlarının temel izlerini fotoğrafladık. Elbette ortalıkta görünür pek bir şey yoktu. Airai’de yüzey araştırması dışında herhangi bir arkeolojik kazı faaliyeti gerçekleştirilmemişti. Teos, Erythrai ya da Klazomenai kazılarının yürütücüleri tarafından bölgede yapılan yüzey araştırmaları sırasında zaman zaman buraya da uğranılıp bazı gözlemler not edilmişti. Burası da makilikler tarafından ele geçirilmiş durumdaydı. Tepede çalılıkların arasına sıkışmış öbek öbek taş yığınları, bize buradaki 2500 yıl önceki yaşama dair haberler vermekteydi.
 
Airai'nin nekropolisine doğru tırmandığımız patika; peşimizde Airai köpekleri...
(Mart 2024)
 
Akropol düzleminde yürüdüğümüz patika
(Mart 2024)

Airai anemonları
(Mart 2024)

Dağa Kaçtım gezginleri yemek molasında...
(Mart 2024)

Kentin güney yakasındaki kayaç tabakaları
(Mart 2011)
 
Kentin güney yakasında; kayaç tabakalarının birbirinin üzerinden kayar gibi denize doğru bir eğik düzlem şeklinde alçaldığı güney yamacında dolaştık. Her yerde ada soğanları, anemonlar, pırnar meşeleri, kesme çalıları ve sapsarı katırtırnakları vardı. Araziye saçılmış vaziyette zamanında yapı taşı olarak kullanılmış kesme taşlar, yerde toprağa gömülü vaziyette bir mermer mimari parça gördüğümüz antikitelerdendi.
 
Airai kıstağına doğru...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)

Airai kıstağında; karavanlar arasında...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)

Yemek molasında; Airai'de...
(Mart 2024)

Airai kapısından böyle geçtik.
(Mart 2024)

Adanın limana bakan kuzey yüzünde; hemen deniz kıyısından itibaren yükselen kent surlarının birkaç sıra halinde izlenebilen duvarları yer alıyor. Kimi daha belirgin, kimisi ise temel izleri şeklinde varlığını koruyor. Kentin esas girişi kuzey batı yönündeki işaretli bir yolun başlangıcında yer alıyor. Bu yol da bir süre sonra çalılıklar arasında kaybolup gidiyor. Bir süre tepede etraflıca dolaştıktan sonra adanın tam ortasına denk gelen; çalılıklar ve taş yığınları arasında kalmış bir düzlükte yemeğimizi yedik.
 
Airai'den çıkış yolu; kuzey limanına doğru...
(Mart 2024)

Airai ladenleri
(Mart 2024)

Airai hatırası; yemek molasında...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)

Dağa Kaçtım gezginlerinin Airai'ye vedası...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)
 
Yemek sonrası yerleşimin kuzey yönündeki anlamlı kayaların izin verdiği kapı şeklindeki bir geçişi kullanarak Airai’den plaja doğru indik. Airai’yi ana karaya bağlayan kıstağı takip ederek, enginar tarlalarının kıyısından geçip Demircili plajına doğru yürüdük. Kıyıdaki balık çiftliğinin havuz malzemeleri kenara çekilmiş vaziyette durmaktaydı. Bunların arasından geçip, Demircili köyünü bizden ayıran bir tepeye doğru yönelen yolu takip ederek, yeniden yükselmeye başladık. Bu havalide oldukça yaşlı ve geniş gövdeli zeytin ağaçları vardı. İçinde su olmayan dere yataklarından geçtik. Rahmetli Hocamız Şükrü Tül’ün Airai’nin su kaynaklarının bulunduğu yerler diye belirttiği havali buraları olmalıydı.
 
Airai'den sonra; Demircili plajında...
(MYC; Mart 2024)

Demircili Plajı'ndan Demircili köyüne doğru...
(Mart 2024)
 
Sakız çiçekleri
(Mart 2024)

Yaşlı ve geniş gövdeli zeytin ağaçlarının yanından geçtik.
(Mart 2024)
 
Demircili'ye doğru bir süre dinlendik.
(İzzet Berktaş; Mart 2024)
 
Sakız çalıları çiçekteydi. Bordo renkli tomurcuklarıyla göz alıcıydılar. Krizantemler, her yerde katırtırnakları ve bembeyaz papatya tarlaları yürüdükçe karşımıza çıktılar yeniden. Sırta doğru çiçekleri açmış karabaş otlarıyla karşılaştık. Ve babamın su düğün çiçekleri… Onlar da eşlik etti doğada olmanın bahtiyarlığına.
 
Demircili yollarında krizantemler
(Mart 2024)

Dağa Kaçtım gezginleri; papatya denizinin ortasında...
(Mart 2024)
 
Her yerde katırtırnakları...
(Mart 2024)

Demircili lavantaları (karabaş otları)
(Mart 2024)
 
Tepeyi aştıktan sonra kuzeydoğu yönünde Demircili köyü göründü. Sağımızda uzanan geniş düzlüklerde sakız tarımı için açılmış tarlalar vardı. Bir kısmında makilik örtü sıyrılarak temizlenmiş ve yerlerine sakız fidanları dikilmişti. Tarlaların çevresi beton çitlerle çevrilmekteydi. Bir kısım direklerin dibindeki harç bile daha yeni konulmuştu; taptazeydi. Bir yandan da iş makinalarıyla tarladaki söküm ve dikim işleri de devam etmekteydi.
 
Babamın su düğün çiçekleriyle Demircili yolunda da karşılaştık.
(Mart 2024)
 
Demircili'ye dönerken; köy göründü. Aşağıda sakız fidanlıkları...
(Mart 2024)
 
Yürüdüğümüz yol
(Mart 2024)
 
Sakızlar çiçekte...
(Mart 2024)
 
ve erguvanlar; Demircili erguvanları...
(Mart 2024)

Denizin mavilikleri artık uzaklarda kaldı.
(Mart 2024)

Demircili köyüne inerken; sağımızda solumuzda sakız fidanları için açılmış tarlalar...
(İzzet Berktaş; Mart 2024)
 
Sakız tarlalarının arasından geçerek Demircili köyüne ulaştık. Girişteki hırçın bir köpek bizi pek hoş karşılamadı. Sahibi de yanındaydı; ama o da pek ses çıkarmadı. İkisi de bizleri pek sevmemişlerdi anlaşılan. Yanlarından geçip gittik. Köyün girişindeki iki bakkalın dışında başka bir hayat belirtisi yoktu köyde. Sabah nasıl bıraktıysak, Demircili köyünü döndüğümüzde yine aynı ıssızlığında bulduk. Bahçelerde bize havlayan köpeklerden başka ses seda yoktu ortalıklarda. Biz de fazla gürültü etmeden ayrıldık köyden; günü doğanın içinde geçirmenin keyfi ve huzuruyla. Yağcılar üzerinden İzmir’e doğru…

Dipnotlar:
(1)     Urla Kent Ekosistem Platformu; bkz. https://urla.org.tr/yerlesim/demircili/
(2)    Başlangıçta diğer sınır kuvvetleri gibi Osmanlı Beyliği’nin asıl gücü atlı birliklere dayanıyordu. Fakat zamanla, eski Roma ordusu savaş düzenine sahip Bizanslılar veya onların ücretli birlikleriyle yapılan çarpışmalarda daha çok sayıda yaya askerden meydana gelen benzer tarzda bir piyade gücüne ihtiyaç duyuldu. Bafeus Savaşı sırasında piyadelerin koruduğu birliklerin atlı saldırılar karşısında geri çekilmeyi başarması, bu yıllardan itibaren Osman Bey ve silâh arkadaşları için önemli bir örnek ve tecrübe teşkil etmiş olmalıdır. Dönemin kaynaklarına göre; Osmanlı ordusunun askerî grupları içinde yaya birliklerinin de yer aldığı tahmin edilen ilk savaş, 1329’da Pelekanon’da yapılmıştı. Orhan Bey, bugünkü Eskihisar yakınlarında Bizans ordusunu, kuvvetlerini üç parçaya bölerek karşılamış, atlı saldırılarla üzerine çektiği Bizans piyadelerine karşı kendi yaya birliklerini devreye sokmuştu. Ancak bu yayaların daimi maaşlı asker olup olmadıkları hakkında kesin bilgi yoktur. Muhtemelen I. Murad döneminde özellikle Balkanlar’da yapılan savaşlarda düzenli ve sürekli yaya birliklerine duyulan ihtiyaç yeni bir askerî düzenlemeyi beraberinde getirdi. İlk Osmanlı kronikleri, sefer sırasında ücretle hizmete alınan köylü gençlerin askerî sınıfa dâhil edildiklerini, bunlara ak börk giydirilerek timarlı atlı birliklerden ayrıldıklarını ve bir bakıma ulûfeli hassa ordusu haline geldiklerini, bunun ise Orhan Bey’in kardeşi Alâeddin Bey tarafından gerçekleştirildiğini belirtir ve yeniçeri teşkilâtının menşeini de buna bağlarlar. Söz konusu kaynaklara göre o sırada Bursa kadılığı yapan Çandarlı ailesinden Kara Halil Hayreddin Paşa köylerden yaya ve atlı asker toplayıp savaş süresince bunlara ücret verileceğini, devamlılık halinde ise her birine geçimleri için çiftlik tahsis edileceğini bildirmiştir. Bu sebeple yaya tahriri yapılmış, timar alamayanlar birer çiftlik edinerek askerî hizmete girmiştir. Yaya olamayanlar ise; kendilerinin bunlara yamak yazılmasını, seferlere de nöbetleşe gidilmesini talep etmişlerdir. Burada önemli olan husus, yaya teşkilâtının ortaya çıkışıyla ilgili geleneksel anlatımın Orhan Bey dönemine kadar götürülmesi ve ilk Osmanlı askerî teşkilâtı içine doğrudan merkezden ücret alan piyadelerin dâhil edilmesidir. Bu durum, daimi asker istihdamını sağlayacak malî imkânların mevcudiyetiyle doğrudan bağlantılıdır. I. Murad devrinde hassa askerlerinin “yeniçeri” adıyla devlet kapısında hizmete alınmaya başlanması, muhtemelen; köylülerden toplanan yayaları kendilerine tahsis edilen çiftliklerin geliriyle geçinen ve ocaklar halinde teşkilâtlanan farklı bir yapıya dönüştürmüştür. Kaynaklarda bunların sefer esnasında günlük 1 akçe aldıkları, sefer sonunda ise, günlükleri kesilip her birinin kendi memleketinde ziraatla uğraştığı, ancak bunun karşılığında, fevkalâde vergilerden muaf tutuldukları bildirilir. Vergi muafiyeti hususu yaya gücünün bu durumunu ifade eden “müsellem” kelimesiyle karşılanmış, böylece atlı yahut yaya olarak istihdam edilen bu birliklerin adı askerî terminolojide yaya ve müsellem şeklinde yer almıştır. Kaynak: İslam Ansiklopedisi; Yaya ve Müsellem maddesi; Yaya ve atlı birlikleri ile yaya çiftlikleri hakkında bkz. https://islamansiklopedisi.org.tr/yaya-ve-musellem 
(3)    Ari Çokona, 20.Yüzyıl Başlarında Anadolu ve Trakya’daki Rum Yerleşimleri; Literatür Yayınları-771; Birinci Basım-Kasım 2016; sayfa: 287
(4)    Dr. Georgios Nakracas, Anadolu ve Rum Göçmenleri Kökeni, 1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi; Yunancadan Çeviren: İbram Onsunoğlu; Belge Yayınları; Birinci Baskı-Şubat 2003; sayfa: 90
(5)    Giles Milton, Kayıp Cennet, Smyrna 1922; Hoşgörü Kentinin Yıkılışı; Çeviren: Esra Aktuğlu; Şenocak Yayınları; 1.Baskı, Mart 2009; sayfa: 70
(6)    Celal Bayar, Ben de Yazdım, Sabah Kitapçılık, 1997; 5.Cilt; Sayfa:100
(7)     Airai anlatımında Arkeolog Şükrü Tül anlatımları ve Erkmen Senan’ın bloğundan yararlanılmıştır.
(8)    Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV); Çeviren: Prof. Dr. Adnan Pekman; Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 3.Baskı; İstanbul-1993; sayfa: 163
(9)    Tortul kayaçlar; yeryüzünde en çok görülen kayaç türüdür. Dünya'nın yüzeyinin yaklaşık yüzde 75'ini, yerkabuğunun ise yaklaşık yüzde 8'ini kaplarlar. Bu kayaçlar genellikle tabakalı olarak bulunurlar ve içerisinde organizma kalıntıları (fosil) bulundururlar. Sarkıt ve dikitler bu kayaçların oluşturduğu jeolojik yapılara örneklerdir. Tortul kayaçların büyük bir kısmı, dış etmenler tarafından yeryüzünün aşındırılmasıyla meydana gelen çeşitli büyüklükteki unsurların (sediman) taşınarak çukur sahalara (göl, deniz ve okyanus tabanları gibi) biriktirilmesi sonucu oluşmuşlardır. Bu olaya genel anlamda tortullaşma denir. Biriken unsurlar önceleri boşluklu gevşek bir yapıya sahiptirler. Fakat zamanla sıkışıp sertleşirler. Bir birikme sahasında, sonradan biriken unsurlar, öncekiler üzerinde birikerek ağırlıkları vasıtasıyla basınç yaparlar. Bu basınç sonucu unsurlar, aralarındaki boşlukların küçülmesi ve büyük ölçüde ortadan kalkmasıyla sıkışır ve sertleşirler. Tortul depoların veya kayaçların oluştukları ortamlar yerden yere farklılık gösterirler. Kaynak: Wikipedia.org 
(10) Fotoğraflar, belirtilenler dışında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

2 yorum:

  1. Ustadim yureklere dokunur gibi dokturmuşsun yine. Kutlarim. Uzun bir zaman almasina karsin. Degdi. Hele ketencioglunun şarkisi. Epeydir dinlenemistim. Sayende dinledim. Tesekkurler dost.

    YanıtlaSil
  2. Sağol İsmet ağabey... Ağzına diline sağlık. İF

    YanıtlaSil