15 Ocak 2017 Pazar

MARSYAS’IN PEŞİNDEN; KARİA DÜNYASI’NDA DOLAŞIRKEN-2


ALABANDA ANTİK KENTİ ya da ARAPHİSAR

23 Aralık 2016
İbrahim Fidanoğlu

Alabanda ya da Araphisar

Alabanda, bugün Çine Çayı’nın batısında; Çine’ye yaklaşık 8 km uzaklıkta Çine Ovası’nın göbeğinde yer alır. Kent, konum itibariyle kuzeyden güneye doğru yükselen iki tepeciğin tam ortasındaki vadide (Üzerinde yer alan su kemerinden dolayı, Kemerdere diye adlandırılmaktadır) ve onun uzantısı olan düzlükte kurulmuştur. Yaslandığı tepelerden birinin yamaçlarında şehrin tiyatrosu, diğer tepenin batı eteklerinde ise Dor düzenli Zeus Tapınağı yer alır. Şehrin kurgusu, tepelerden ovaya doğru; surların arkasında tiyatro ve tapınaklar dünyası ve daha aşağılarda hamam, agora ve şehir meclisi gibi kamu yapıları ve daha uzaklarda ise mezarlıkları şeklinde belirmektedir.

 
Alabanda tiyatrosu; sahne yapısı ve orkestra düzleminin görünümü
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

Strabon; Alabanda’nın coğrafyası ve sosyolojisi ile ilgili bize şu bilgileri aktarır:

“Alabanda da tepelerin eşiğinde kurulmuştu, küfelerle yüklü bir eşek görünümünde olarak birleşmiş iki tepe. Gerçekten Apollonios Malakos, kenti hem bu görünümünden, hem de burada çok sayıda akrep bulunduğundan ötürü alaya alırken, kentin “akrep küfeleriyle yüklü eşek” olduğunu söyler. Hem bu kent, hem de Mylasa bu yaratıklarla doludur ve bunların arasındaki bütün dağlık ülke böyledir. Alabanda, çok sayıda arp çalan kızlarla dolu, halkı lüks ve sefahat içinde yaşayan bir kenttir. Alabandalıların sözünü etmeye değer, kardeş olan iki konuşmacısı (hatip) vardır. Az yukarıda sözünü ettiğim Menakles’i ve Hierokles’i kast ediyorum. Sonradan Rhodos’da oturmuş olan Apollonios ile Molon da Alabandalıdır.”(1)

 
Alabanda ören yeri; genel görünüm
(Google Earth'de işaretlenmiştir. by İF)

Bugün üzerinde neredeyse terk edilmiş haldeki Araphisar köyünün yıkık dökük evlerinin bulunduğu ören yerinde, ilk kez Osmanlı Döneminde 1905-1906 yıllarında Halil Ethem Bey tarafından arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiş. Son yıllarda önce Aydın Müze Müdürlüğü denetiminde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nden Doç. Dr. Suat Ateşliler tarafından gerçekleştirilen kazılar, 2015 yılından itibaren Erzurum Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Yrd. Doç. Ali Yalçın Tavukçu başkanlığında yürütülüyor. Ancak; ören yerini gezerken de gördüğümüz manzara, bize Alabanda’nın gerçekleştirilmiş çok sayıda kaçak kazıyla büyük bir tehdit altında olduğunu gösteriyor. Her ne kadar gündüz ören yerinde güvenlik görevlisi ve temizlikten sorumlu işçiler bulunsa da, geceleri Alabanda sadece ilahlara emanet gibi görünüyor.

 
Alabanda Şehir Meclisi (Bouleuterion)
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

İngiliz Arkeolog, George Bean; Eskiçağ’da Menderes Ötesi isimli kitabında yer alan Alabanda ile ilgili bölümde kentin adıyla ilgili şu bilgileri aktarıyor:

“Şehrin kuruluş efsanesi Byzantionlu Stephanus’un anlattığına göre şöyledir; Karia dilinde ala kelimesi at, banda kelimesi de zafer anlamına gelir. Mitolojik Kral Kar, süvari alayıyla bir zafer kazanınca oğluna Alabandos adını vermiştir. Oğlundan da şehre geçmiştir. Cicero, “Tanrıların Doğası” adlı kitabında, Tanrı Alabandos’tan söz eder ki, bu şehre adını veren kurucunun kültüdür. Ayrıca bu kültün Roma Dönemine kadar önemini koruduğunu ve emin olmamakla birlikte bazı Alabanda paralarının üzerinde tasvirini gördüğünü anlatır.”(2)

 

Alabanda sikkesi; ön yüzde Apollon başı, arka yüzde efsanevi kanatlı Pegasus atı; yaklaşık İ.Ö. 197-188 arası; Selevkoslar zamanı
(http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=192)

Şehre dair Herodotos kaynaklı en erken bilgi, İ.Ö. 480 yılında Pers İmparatoru Kserkes’in donanmasına yetişemeyip gerilerde kalan küçük bir Pers filosunun Yunanlıların eline geçmesi ve esir düşenler arasında Perslerin Alabanda Tiranı Aridolis’in de yer alması ile ilgilidir. (Herodotos, Tarih; 7.Kitap; 195)

 
Alabanda Kazı Evi

Kaynaklar, Büyük İskender’in Anadolu Seferi sırasında bu kente uğradığına dair bir bilgiden söz etmezken, İskender sonrası dönemde; onun ardıllarından Selevkoslar kenti ele geçirirler. Bu egemenlik sürecinde kentin adı Khrysaorenlerin Antiokheia olarak anılır. Bu dönemde Delphi’deki Amphiktion Meclisi, Selevkos Kralı III. Antiokhos’un isteği ile şehirde barışın ve demokrasinin korunması nedeniyle şehrin dokunulmazlığı yönünde bir karar alır ve Zeus Khrysaoreus ile Apollon İsotimos için kentin eşdeğer iki kutsalı olarak tanımlanır. İsotimos, Selevkoslar için özel bir yeri olan Apollon’un bir jest olarak Delphi kâhinleri tarafından Zeus katına eşdeğer bir noktaya yükseltildiğini gösteren ve Apollon ismine eklenen bir uzantı anlamı taşımaktadır ve “aynı değerde” anlamına gelmektedir. Apollon İsotimos, bu anlamda tamamen Alabanda’ya özgü bir tanrı olarak kabul edilebilir.

 
Alabanda; Apollon İsotimos Tapınağı
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

Kent, Selevkoslar zamanında bir Yunanlılaştırma sürecini yaşar. Kent, bir anlamda Selevkoslar tarafından kolonize edilmiş, Delphi’den gelen kehanet ve tanıma mesajlarıyla bu olay halk nezdinde yasallık kazanmıştır.

Delphi Tapınağı tarafından verilen dokunulmazlık hükmüyle kentlerinin korunduğunu düşünen Alabandalılar, ne yazık ki yanılırlar ve Makedonya Kralı V.Philippos (İ.Ö. 222-175) tarafından istilaya ve yağmaya uğrarlar. Zaten İ.Ö. 190 yılında Magnesia Savaşı ile Batı Anadolu’da Selevkoslar’ın egemenliğine son veren Romalılar, Apameia (Dinar) Antlaşması’yla bu bölgenin de dâhil olduğu Likya ve Karia’nın yönetimini Rodos’a bırakırlar. Bu dönemde Roma’nın ve Rodos’un kent üzerindeki egemenlik sınırları çok belirgin olmasa da Rodoslu bir tanrı olan Helios’un kentte giderek önem kazanmasıyla ibre az da olsa Rodos’a doğru kayar. Ancak; İ.Ö. 167 yılında Alabanda’nın Rodos’la arası açılan Mylasa’ya yardımda bulunması özgür bir kent gibi davrandığının işareti olarak kabul edilmektedir.(3)

 
Alabanda tiyatrosu; oturma sıralarından günümüze kısmen de olsa ilk beşi kalmış durumda...

George Bean, Alabanda’nın en erken paralarının kentin adının değişmesinden hemen önce basıldığını belirtiyor. Bunları Antiokheia adına basılan gümüş paralar takip eder. Ancak Rodos’un geçici egemenliği döneminde para basımı kesikliğe uğrar ve yeniden özgürleştiği İ.Ö. 167 yılından itibaren kentte yeniden para basımı başlar. Para basımı İ.Ö. 133 yılında Batı Anadolu topraklarının Roma’ya miras bırakılıp Asya Eyaleti’nin kuruluşuyla son bulur.(3)

 
 Alabanda sikkesi; İ.Ö. 168 sonrası; ön yüzde Apollon başı, arka yüzde ise lir ve AΛΑΒΑΝΔЄΩΝ yazısı; Rodos egemenliği dönemi sona ermiş.
 (http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=192)
 
Mithridates’in Batı Anadolu’yu istilası sırasında Alabanda’nın ne durumda olduğuna dair bir bilgi bulunmamakla birlikte, genel olarak Roma Cumhuriyeti himayesindeki eyalet yönetiminden duyulan memnuniyetsizlik, her yerde olduğu gibi Alabanda’da da hissedilmektedir. İ.Ö. 51 yılında Cicero, Alabanda’nın Romalı banker Clivius’a borç karşılığı verilen beş şehirden biri olduğunu belirtmiştir. Bu durum 11 yıl sonra Labienus’un Partlı (İranlı) müttefikleriyle geldiğinde de düzelmemiştir. Mylasalılar gibi, Alabandalılar da kente bir garnizon yerleşmesine razı olmuşlar, ancak daha sonra isyan ederek askerleri kılıçtan geçirmişlerdir. Bu yüzden kent, Labienus tarafından ağır bir para cezasına çarptırılarak ve kutsal alanları yağmalanarak cezalandırılmıştır.(3)

 
Roma İmparatorluk Dönemi örneği Alabanda sikkesi; İ.S. 193-211 arası, İmparator Septemius Severus dönemi; ön yüzde Septemius Sverus'un büstü, arka yüzde ise bir elinde kartal diğerinde asasıyla Zeus ve AΛΑΒΑΝΔЄΩΝ yazısı
 (http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=192)

Roma’da imparatorluğun ilanından sonra, Avgustus döneminde; Alabanda da en görkemli günlerini yaşar. Strabon’un aktarımında sözü edilen Alabandalıların lüks ve sefahat içindeki yaşamları ise, kentteki refah ikliminin bir göstergesi olmalıdır. İmparatorluk döneminde para basımı yeniden başlar. Ancak artık geçmişte kalmış Delphi kâhinlerinin tanıdığı dokunulmazlık hakkından bu dönemde pek bir haber alınamaz. İ.S. 22 yılında İmparator Tiberius’un pek çok şehrin dokunulmazlık taleplerini incelemeye almasına rağmen, Alabanda’nın Zeus ve Apollon tapınakları için yaptığı talebin dikkate alındığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.(4)

 
Kentin güneybatısındaki tepenin yamacında yer alan ve girişinde üç adet mezar bulunan tonozlu Bizans Dönemi yapısı
 
Alabanda’da para basımı İ.S. 3.yy.a dek devam eder. Daha sonra kent, Aphrodisias Metropolitliği’ne bağlı bir piskoposluk haline gelir. Bugün Apollon İsotimos Tapınağı’nın üzerinde kalıntıları yer alan Bizans kilisesi bu dönemden kalmış olmalıdır. Türkmenlerin batıya doğru akınları sırasında buraya ilk olarak Menteşe Beyleri ulaşırlar. Batı Anadolu’da inşa edilen ilk cami olma özelliğine sahip; Eski Çine’deki tek kubbeli Ahmet Gazi Camisi, Menteşe Beyliği’nin bölgedeki egemenliğinin bugüne dek ulaşabilmiş en güzel kanıtıdır.

 
Eski Çine'deki Menteşe Beyliği döneminden kalma ata yadigarı; Batı Anadolu'nun en eski camisi; Ahmet Gazi Camisi
(Fotoğraf: İF; Mayıs-2008)

Alabanda Kalıntıları

Alabanda kentinin surları, iki tepenin arasındaki vadiyi kendine eksen alan bir çevrede; tiyatronun konumlandığı sırtın yukarılarından başlayarak doğu batı doğrultulu olarak uzanır. Her iki tepenin eteklerinden kuzeye dönen surlar, bugün ören yerinin girişine denk gelecek bir çizgiye dek izlenebilir. Ovadaki surlar ise tahrip olmuş durumdadır. Her iki yüzü de dışa doğru hafif şişkin şekilde kesme blok taşlardan inşa edilmiş duvarların arasındaki boşluklar ise molozla doldurulmuştur. Bunu duvarların yıkılan bölümlerinde izlemek mümkündür. Özellikle son yıllarda gerçekleştirilen restorasyonla kısmen ayağa kaldırılan Bizans surları da bu sistemin Ortaçağ’daki bir parçasını temsil eder.

 
Alabanda'nın kurulduğu iki tepe ve arasındaki dere yatağı; arkada tiyatro ve kentin geri kalanı...

 
Surlar, Kemerdere Vadisi ve Strabon'un aktardığı eşek küfelerine benzetilen iki yandaki tepeler...

 
Tiyatronun güneyinde yer alan surların bir parçası

 
Alabanda'nın iki tepesi arasında yer alan Kemerdere ve üzerindeki Alabanda su sisteminin son parçalarından birisi olan su kemeri 

Kentin tiyatrosu, kuzeydoğudaki tepenin yamacında yer alır. Oturma sıralarının en alt beş sırası dışında neredeyse tamamının yok olduğu tiyatronun; seyircilerin birinci “diazoma”ya erişimlerini sağlayan iki adet vomitorium tüneli oldukça iyi durumdadır. Hellenistik bir yapı görünümündeki tiyatro, Roma döneminde sahne yapısındaki düzenlemelerle geliştirilmiş; en son gladyatör dövüşleri için orkestra platformunun çevresinin korkuluklarla çevrelendiği anlaşılıyor. Aydın Müzesi tarafından yürütülen çalışmalar sırasında iki kademeli diazoma toprakla ve kayrak taşlarla örtülerek cavea boşluğundaki yok olan oturma sıralarının algısı yaratılmaya çalışılmış gibidir.

 
Bir bütün olarak Alabanda tiyatrosu

 
Tiyatronun İ.S. 4.yy.da revizyona uğrayan sahne yapısı; sütunlar Zeus Tapınağı'ndan getirilmiş.

 
 Tiyatronun dış duvarları

Tiyatroda mermer oturma sıraları dışında tamamen yerel grano gnays malzeme kullanılmış. Sahne yapısının içinde gnays malzeme kullanılırken, proskene (ya da sahne önü) bölümü tamamen mermerden yapılmış.

 
Tiyatronun proskene bölümünde kullanılan mermer malzeme

 
Sahne yapısından bir başka görünüm

Ören yerindeki tanıtım levhasında verilen bilgilere göre; skene (sahne) binasına İ.S. 4.yy.da yapılan düzenlemeyle 200 metre batıdaki Zeus Khrysaoreus Tapınağı’ndan getirilen gnays bloklar kullanılarak bir takım eklemeler yapılmış. Yine aynı kaynağa göre; söz konusu malzemenin skene binasında İ.S. 4.yy.da yapılan yeni düzenleme içinde devşirme olarak kullanılması ve bu düzenleme içinde gelişigüzel kullanılmış gnays sütun tamburlarının tapınaktaki tamburlar ile aynı çapta olmaları ve ayrıca yeni düzenleme içinde kullanılan çok sayıdaki Dorik başlığın tapınağın sütun çapları ile uyum göstermesi, tiyatroda İ.S. 4.yy.da yapılan yeni düzenlemenin hammaddesi olarak Zeus Tapınağı’nın seçildiğini ortaya koyuyor. Sahne binasının tavanı büyük gnays blokların yan yana getirilmesiyle tamamen kapatılmış durumda bulunuyor. Yaklaşık 6200 kişilik bir oturma kapasitesine sahip olduğu düşünülen tiyatro, Roma Döneminde ve Geç Antik Çağ’da yapılan düzenlemelerle yaklaşık 600 yıl boyunca kullanılmış.(5)

 
Tiyatronun iki diazomasını ayıran ve "vomitorium"a ulaşan yürüyüş hattı

 
Tiyatronun seyircilerin girişini sağlayan "vomitorium"larından biri 
(Fotoğraf:İF; Kasım-2009)

 
Tiyatro ve iki tepe bir arada...

 
Gezginler, tiyatroda...

Tiyatronun yer aldığı yamacın kıyısından aşağıya doğru inildiğinde vadi tabanında hayıtlarla kaplı bir dere yatağı yer alıyor. Bu dere yatağını tiyatronun sınırları boyunca; doğudan batıya doğru kentin surları aşarken, surların biraz daha güneyinde ise; Alabanda’ya su sağlayan yaklaşık 18 km.lik sistemin son parçalarından birisi olan tek kemerli bir su kemerinin geçişi yer alıyor. Kemer, dere yatağının her iki yakasından düzgün kesme taşlardan oluşturulmuş duvar parçalarıyla desteklenmiş durumda. Dere yatağının tam ortasında yer alan tek parçalı kemer, pabuç görevi gören her iki yandaki bu duvar parçaları üzerinde yükseliyor.

 
Kemerdere üzerindeki Roma dönemi yapısı su kemeri

 
Su kemerinin yandan görünüşü

Su kemerinin batısındaki yamaçta ise; üstü tonoz kemerle örtülü, duvar örgüsü harçla birleştirilmiş bir Bizans dönemi yapısı bulunuyor. Tonozlu yapının karşı duvarında iki sıra halinde boyutları farklı 6 adet niş ve sırtın derinliklerine doğru belki de ören yeri soyguncuları tarafından açılmış bir dar tünel yer alıyor. Yapının zemininde üç adet lahit mezar mevcut. Hepsi de açılmış ve talan edilmiş durumda. Genel görünümü itibariyle; tonoz örtülü bu yapı; bir mezar yapısını çağrıştırıyor. Yapının doğuya bakan önündeki terasta ise ana kaya içine oyulmuş yuvarlak ya da kare kesitli çukurlar dikkat çekiyor. Bunların yapının önünü kapatan sütun benzeri dikmeler için bir temel çukuru işlevi mi gördüğü; yoksa bu alanın Arkaik Dönemde bir sunak alanı olarak mı kullanıldığı konusunda kesin bir yargıya varılamıyor.

 
Tonozlu mezar yapısı

  
Yapının iç duvarında yer alan nişler

 
Yapının tabanında yer alan mezarlarından biri

Yapının önündeki sekide yer alan ve ana kayaya oyulmuş dörtgen yada daire formundaki çukurlar

 
Çukurların yer aldığı yamacın genel görünümü

Kentin kuzeybatısındaki tepenin batıya doğru alçalan eteklerinde ise, kentin iki kutsal alanından birisi olan ve Karia kimliğini öne çıkaran Zeus Khrysaoreus Tapınağı yer alıyor. İlk kez 1905 yılında Halil Ethem Bey tarafından kazılan tapınak alanı, o yıllarda Artemis-Hekate’yi simgeleyen bir figürinin bulunması nedeniyle uzun bir süre Artemis Tapınağı olabileceği düşüncesi kabul görmüş. Ancak, son yıllarda yapılan kazılarda temenos (çevresi sınırlandırılmış kutsal alan) alanında labyrs’li (çift ağızlı balta) bir altarın bulunması tapınak alanının Tanrı Zeus’a adanmış olabileceği düşüncesine ağırlık kazandırmış. Tapınak alanındaki bilgi levhasına göre; altarın bir yüzünde çift ağızlı balta kabartması, diğer yüzünde ise bir çelenk motifi bulunuyor.

 
Dor düzenli Zeus Khrysaoreus Tapınağı

 
Tiyatroda bulunan ve tapınağın Zeus'a adandığının delili olan Karia baltası "labyrs" kabartması

 
Zeus Khrysaoreus Tapınağı bilgi levhası

Zeus Khrysaoreus Tapınağı, yivsiz ve gnays malzemeden yapılmış sütunlardan oluşan Dor düzenli bir tapınak olarak tanımlanıyor. Kısa kenarında 6, uzun kenarında ise 11 adet tek sıralı sütunun yer aldığı peripteros planlı yapı, derin bir “naos” ve “cella”ya sahip bulunuyor. Tapınağa ait hazinenin korunduğu opisthodomos bölümünün yapıda yer almaması, eski bir Anadolu geleneğinin sürdürüldüğünü gösteriyor.

 
 Zeus Khrysaoreus Tapınağı; pronaos ve naos bakışı...

 
Gezginler, tiyatronun arkasındaki tahkimat duvarları önündeler.

 
Dor tipi sütunların üzerindeki "stucco" sıva örneği

Son yıllarda yapılan temizlik ve 100 yıl önceki kazılardan kalan hafriyat toprağının kaldırılması ile tapınak daha belirgin hale gelmiş. Tapınağın çekirdeğini oluşturan cella bölümündeki işlenmemiş durumdaki ana kayanın üstüne oturtulmuş, doğu-batı doğrultulu yapının doğu kenarına yakın sütun tamburlarının kimi yüzeylerinde yer alan beyaz renkli stucco (kireç, kum ve kireç kaymağı karışımı sıva) örnekleri, sütunlara mermer algısının verilmeye çalışıldığını gösteriyor. Tapınakta; Dor tarzı sütun başlıklarının bulunmaması ise; İ.S. 4.yy.da tiyatronun revizyonu sırasında, bu sütun başlıklarının sahne binasında kullanılmasıyla açıklanıyor.

 
Tapınağa güney yönünden bakış

 
Tapınağa kuzey yönünden bakış

Zeus Khrysaoreus Tapınağı’nın yer aldığı kuzeybatı yönündeki teras, kentin topografyasına hâkim bir konumda bulunuyor. Soğuk bir kış gününde tüten bacalarıyla; Araphisar’ın içinde hala hayatın devam ettiği son evlerini bu noktadan tespit etmek çok kolay... Hemen altımızda yer alan eski bir çiftlik evinin bahçesi terk edilmiş ve tarumar olmuş durumda. Neler yok ki içinde? Zeytin ezmek için bir taş değirmen, bir havuz, yıkık dökük müştemilat, bir evin çatısında 70’li yıllardan kalma “T” şeklindeki eski bir televizyon anteni; o güzelim bacalar ve diğerleri… Kendisi Milas’ta yaşayan eski bir Araphisarlı sesleniyor avludan. Köyün son kalan sakinlerinden yaşlı annesi ile babasını ziyarete gelmiş. Biraz laflıyoruz karşılıklı. Daha sonra ovaya doğru devam ediyoruz.

 
Araphisar'dan kalan...

 
Araphisar evleri

 
Araphisar duvarlarında saklı Alabanda

Tapınak düzleminden ovaya doğru alçalan topografyada Alabanda’nın ikinci kutsal alanı olan Apollon İsotimos Tapınağı ve eski kazı evinin arkasına düşen bir konumda Roma Hamamı yer alır. Apollon İsotimos Tapınağı, yukarıda belirtildiği gibi Selevkoslar döneminde Delphi kâhinleri tarafından dokunulmaz kılınan iki kutsal alandan birisidir. Tapınak alanındaki bilgi levhasına göre; ilk olarak yine Halil Ethem Bey tarafından 1905 yılında gerçekleştirilen kazılarla gün ışığına çıkarılan pseudo dipteros planlı tapınak, kuzeydoğu-güneybatı yönelimlidir. Tapınak, İon düzenlidir ve uzun kenarda 13, kısa kenarda ise 8 adet mermer sütun, iki sıralı hissini veren bir planda yerleştirilmişlerdir. (pseudo dipteros planlı)

 
Apollon İsotimos Tapınağı

Apollon İsotimos Tapınağı’nın pronaos (naosun önündeki giriş) bölümüne benzer şekilde arkada da iki sütuna ait kalıntılara rastlanmış olması, tapınağa ait hazinenin saklandığı opisthodomos bölümünün olabileceği düşüncesini akla getirmektedir.

 
Apollon İsotimos Tapınağı'nın kalıntıları
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009) 

Eski kazı evinin arkasında yer alan Roma Hamamı, Apollon İsotimos Tapınağı, biraz daha aşağıdaki düzlükte yer alan Şehir Meclisi ve Agora gibi kamu yapılarına yakın bir konumda yer alıyor. Herhangi bir kazı yapılmamış olmasına karşılık Roma Hamamı’nın planı çıkarılmış. Bu plana göre; frigidarium, tepidarium ve caldarium bölümlerinden oluştuğu belirtiliyor. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusundaki yapı, yapılan ölçümlere göre 69 metrelik bir uzunluğa sahip imiş.

 
Roma Hamamı toprak altında...
 
Bilgi levhasındaki anlatımda; Romalı mimar ve yazar Vitrivius’a göre hamamlarda yer seçiminin ne kadar önemli olduğu şu şekilde vurgulanıyor:

“Hamamlar için mümkün olan en sıcak konum seçilmeli, yani kuzey ve kuzeydoğu yönleri dışında bir yön tercih edilmelidir. Sıcak ve ılık salonlar, güneybatıdan ışık almalı veya konum buna elverişli değil ise her koşulda ışık güneyden gelmelidir. Çünkü genellikle yıkanma zamanı, gün ortasından akşama kadardır.”(5)

 
Bilgi levhasında yer alan Roma Hamamı planı; değerli(!) ziyaretçilerin levhaya verdikleri tahribatı ise anlamak mümkün değil...

Roma hamamları, giyinme ve soyunma odalarının bulunduğu apodyterium, soğuk banyonun yapıldığı frigidarium, ılık bölüm tepidarium, sıcak bölüm caldarium ve diğer yardımcı bölümlerden oluşmaktadır. Roma kültüründe güneşin doğuşuyla başlayan iş günü, öğleyin sona erer. Hafif bir öğle yemeği ve dinlenmeden sonra erkekler hamama gider ve burada saatlerce kalırlardı. Hamamda ilk iş, apodyteriumda soyunmaktır. Roma hamamında yıkanmak, birbirine açılan çok sayıda farklı ısılardaki salonlardan geçilerek tamamlanan ve ılıklıktan sıcağa doğru bir düzende ilerler. Bu sıra içinde önemli durakların, tepidarium ve caldarium olduğu söylenebilir. Son olarak da; frigidariumda soğuk bir banyo ile yıkanma sona ererdi.(5)

 
Roma Hamamı'nın toprağa gömülü vaziyetteki tonozları

Roma Hamamı’nda gecikmiş öğle yemeğimizi yedik. Yemeğin sonuna doğru Zeus Tapınağı’nın bulunduğu kuzeydeki yamacın altında otlayan sürünün bulunduğu taraftan yanımıza birisi yaklaştı. Biz onu çoban sandık; tanıştığımızda anladık ki, ören yerinde temizlik işlerinde çalışan Araphisarlı bir köylüymüş. Bugün izinliymiş aslında; ancak canı sıkılmış ve oturduğu Çine’den dolaşmaya buraya gelmiş. İsmi Nazım’dı. Nazım, bize bundan sonrası için bir anlamda rehberlik etti. Bouleuterion’un güneyindeki tarlada kurtçuk yiyen yöredeki ismiyle dığdık kuşlarından, kirpilerden ve kazı sezonundaki çalışmalardan söz etti. Nazım, sorgulayıcı ve akıllı bir arkadaştı. Onunla tanışmış olmaktan mutlu olduk. Üstüne üstlük Doğanyurt asfaltı üzerindeki Anıt Mezar ile Bouleuterion (Şehir Meclisi) ve Agora alanını bize gezdirerek aydınlatıcı bilgiler de verdi.

 
 Klasik Çağ Oda Mezarı

 
Bir başka açıdan oda mezarı

Klasik Çağ Oda Mezarı, gerçekten etkileyiciydi. İlk kez yine Halil Ethem Bey zamanında ortaya çıkarılan mezar yapısı, biri ön, biri ana oda olmak üzere iki bölümden oluşan, son derece düzgün işlenmiş grano gnays kesme taş bloklardan inşa edilmiş; oldukça sağlam ve düzgün bir yapıydı. Mezar odasının içinde duvarlara gömülmüş taş bloklarla çevrili; ön odada iki adet, ana mezar odasında ise üç adet olmak üzere toplam 5 adet sedirin (kline) bulunması, mezar yapısının bir aile mezarı olabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Mezarın üzeri yine bu büyük boyutlu taş bloklarla örtülmüş. Yapının çevresinin ise, üzerinde geometrik desenlerin yer aldığı mozaik bir taban örtüsüyle kaplanmış olduğu, mezarın üst düzleminde yer yer izlenebilen mozaik parçalarından anlaşılıyor. Özetle söylemek gerekirse bu anıt mezar, Karia bölgesinin karakteristik özelliklerine sahip, yerel malzeme olan grano gnays blok taşlar kullanılarak inşa edilmiş, büyük olasılıkla kentin önde gelen bir ailesine ait olmalıydı.

 
Agora tetkiki

 
Agora

 
Agoranın mimari parçaları
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009) 

Doğanyurt asfaltının kuzeyindeki düzlükte; günümüze dış duvarlarıyla ayakta ulaşabilmiş Bouleuterion ile onun kuzey doğusunda yer alan Agora, kentin diğer önemli yapıları olarak dikkat çekiyor. Yine ilk kez 1905 yılında Halil Ethem Bey tarafından kazılan ve son yıllardaki ağırlıklı olarak yürütülen temizleme ve çevre düzenlemesi çalışmalarıyla yeniden belirgin hale getirilen; dikdörtgen planlı ve 110x73 metre boyutlarındaki agora alanında sütun tamburları, Dor sütun başlıkları ve on adet fil ayağı bulunmuş. Ancak, şu anda herhangi bir kazı çalışması olmadığından dolayı, ziyaretçisi için yüzeyde dikkat çekici bir kalıntı yer almıyor.

 
Bouleuterion'un güney duvarı 
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

Kentin en gözde yapılarından birisi olan Bouleuterion ise özellikle kuzey duvarıyla dikkat çekiyor. Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın verdiği ölçülere göre; 26x36 metre boyutlarında, dikdörtgen planlı ve düzlükte inşa edilmiş olan meclis binasının oturma sıralarının bulunduğu yarım daire planlı “cavea”sı, büyük olasılıkla tonoz dolgu yöntemi ile ova düzleminden yükseltilmiş olmalı. Yapıya erişim, kuzey doğu ve kuzey batı yönlerinden merdivenli iki girişle sağlanıyordu.

  
Güney duvarında yer alan kapılardan biri
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

 
Güney duvarı üzerinde yer alan ve duvarcı ustalarının yaptığı düşünülen Grek harfleriyle işaretlemeler
(Fotoğraf: İF; Kasım-2009)

Bugün 9. 15 m.ye dek yükseldiği görülen güney duvarı üzerinde tam dört kapı açıklığı izlenmektedir. Tümüyle toprak altında kalan kapıların üzerinde birer korniş, kornişlerin üzerinde de pencere dizisi yer almaktadır. Yan duvarların her ikisinde de oturma sıralarının arkasındaki merdivenlere uzanan birer giriş kapısı bulunmaktadır. Ön duvardaki dört kapıyla birlikte, doğudaki kapı da toprak altında kalmıştır. Araştırmacılar tarafından büyük bir çoğunluğu ayakta olan doğu duvarındaki bloklardan birçoğunun üzerinde okunan Grek harflerinin usta ya da atölyeye işaret ettiği ya da taşların diziliş sırasını belirlediği düşünülmektedir. Daha önce hiç kazı çalışması gerçekleştirilmeyen alanda yapının içine yıkılan duvar örgüsü ve toprak dolgusu nedeniyle bugün oldukça kötü durumdadır. Fakat yine de arkaya doğru yükselen zemin ve kavisli oturma sıraları fark edilebilir.

 
Bouleuterion güney duvarı

 
Oturma sıralarının bulunduğu cavea

 
Bouleuterion'un iç mekanı

 
Bouleuterion'un güneyden görünümü

Şehir Meclisi yakınlarındaki bilgi levhasında Bouleuterion’un tarihi şahsiyetleri ile ilgili olarak şu bilgiler aktarılmaktadır:

Strabon, Alabanda’da doğmuş ve yetişmiş iki ünlü hatip, Apollonios Malakos ve Apollonios Molon’dan sıkça bahseder. Menekles’in öğrencisi olan Apollonios Molon, daha sonraları Rodos’a yerleşmiş ve orada yaşamıştır. Marcus Tullius “Cicero” Gaius Julius Caesar, Rodosluların elçisi olarak iki kez Roma’ya gitmiş olan Apollonios Molon’dan dersler almışlardır. Alabandalı ünlü hatipler Apollonios Malakos ve Apollonios Molon, “bouleuterion”da (şehir meclisi) konuşmalar yapmış olmalıdır.

Vitrivius, Alabandalı mimar ve heykeltıraş Apaturios’un Tralleis bouleuterionunu tasarladığından ve inşa ettiğinden söz etmektedir.”(5)

 
Bouleuterion'un kuzey duvarındaki taşlardan birinin üstündeki boğa başı kabartması

 
 Alabanda'ya veda...

Nekropol ve sarnıçlar dışında aşağı yukarı bütün Alabanda’yı akşama kadar gezmiştik. Daha önce iki kez ören yerini ziyaret etmeme rağmen bu denli ayrıntılı bir şekilde dolaşmak bu defaya nasip olmuştu. Gün boyu oldukça soğuk bir havada dolaşmış olsak da, İzmir’in biraz daha güneyine inmemizin de avantajıyla bu durum keyfimizi hiç bozmadı. Gün sonunda yapılacak bir şey daha kalmıştı; Çineli Peynirci Mehmet’in Çine çarşısındaki dükkânına uğramak ve oradan hem İzmir’e göre oldukça ucuz, hem de leziz peynirlerden yeterince almak… Bu işi de tamamladığımızda, günün tüm hedeflerini gerçekleştirmiş olduk. Artık İzmir’e doğru yola çıkabilirdik; Kavalcı Marsyas’ın, ovada seke seke dolaşan “dığdık” kuşlarının, Alabandalı hatiplerin ve arp çalan Alabandalı güzel kızların hayali eşliğinde…

Dipnotlar
1.       Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV), Çeviren: Prof.Dr. Adnan Pekkan; Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 3. Baskı- İstanbul 1993; sayfa: 186-187
2.      George Bean, Eskiçağda Menderes’in Ötesi, Çeviren: Pınar Kurtoğlu; Arion Yayınevi; 1.Basım, Şubat-2000; sayfa:189
3.      George Bean, a.g.e; sayfa:-191-192
4.      George Bean, a.g.e; sayfa:192-193
5.      Alabanda Ören Yeri bilgi levhalarından yararlanılmıştır.
6.      Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında İF/MYC tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder