13 Mayıs 2016 Cuma

BALLIKAYA VE KARAKEMER



 İKİZDERE VADİSİ'NDE VE KARAGÖZLER YAYLASI'NDA DOLAŞIRKEN


27 Nisan 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Bu hafta sevgili “öğretmen”imiz Şükrü Tül’ün izinden gittik; Mesogisler(1) üzerinden… Aydın ve Ege sevdalısı bu bilge adamın yaktığı ışık, bize yol gösteriyor dağlarda ve ovalarda. Taşı toprağı, güzelim topografyayı onun sayesinde anlamlandırmasını öğrendik. Ne mutlu bize ki, onu tanıdık ve onunla zaman geçirme bahtiyarlığını elde ettik. Bir selam gönderdik ona bugün Mesogislerin derin vadilerinden ve Aydın’ın bitik(2) topraklarından. Bugün yine onun izinden gittik; 2007 yılında bir Ebruli projesi olarak programlanmış bir rotanın ilk noktasıydı Ballıkaya. Eski bir Bizans manastırından ve çile hücrelerinden kalan bir mağara oyuğundaki erken Hristiyanlık dönemine ait Cebrail Freskosu, hedef noktamızdı. Daha sonra İkizdere Vadisi’ne inip 18.yy.dan kalma Osmanlı köprüsü yıkık Çatma Köprü’nün ayaklarının dibinde yemeğimizi yedik. Yemek molası sonrası günün ikinci yarısındaki hedefimiz Aydın Dağları’nın daha içerlerinde; Balıkköy ve Alatepe köyleri arasındaki vadiyi boydan boya kaplayan ve antik Tralleis kentine su sağlayan Thebaitos suyolunun bir parçası konumundaki üç katlı Roma Dönemi muhteşem su kemeri Karakemer’di. İşte bu günden ve gördüklerimizden esinlenen satırlar aşağılarda…

 
Şükrü Hoca'ya saygıyla; 2007 yılında Cebrail Freskosu'nu gördükten sonra İkizdere Vadisi'ndeki Kahvedağ Şelalesi'nde dinlenme anı
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

 
Karagözler köyünden İkizdere Vadisi'nin görünümü

Gezdiğimiz coğrafya; İkizdere ve Kızılçay Vadileri
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)
(Cebrail Freskosu rotası için tıklayınız - Karakemer rotası için tıklayınız)

Tire’den İncirliova’ya doğru; İkizdere Vadisi’nde

Aydın Dağları, Büyük Menderes’in “S” çizerek ilerlediği ve yüzyıllardan beri önüne katarak getirdiği alüvyonlu topraklarla zenginleştirdiği Menderes Ovası’nın hemen kuzeyinde boydan boya yükselen, denize dik vaziyette konumlanmış, Dilek Yarımadası’ndan başlayarak İç Ege’ye kadar (Buldan’a kadar) uzanan oldukça uzun bir dağ sırasıdır. Bu dağlara antik çağda Mesogis Dağları denirmiş. Ayrıca üzerinde bol miktarda yer alan ceviz ağaçları nedeniyle Cevizli Dağları ismiyle de anılıyor.

 
Güme Dağı'nın arka dünyası; Aydın Dağları, İncirliova'ya doğru alçalırken...

Aydın Dağları kuzeyden güneye doğru bir dizi doğal geçit verir. Bunları batıdan doğuya doğru sırasıyla; Selçuk-Ortaklar; Tire-Başköy-Habibler-Erbeyli-Germencik geçişi, İncirliova-Tire; Köşk-Mendegüme (eskiden Pentakome; ceviz mobilyaları ile tanınmış)-Konaklı (Adagüme) Ödemiş, Beydağ-Nazilli; güzergâhları olarak sıralayabiliriz. Bugün bize yaklaşık 1300 metrelik Kömürcü Gediği geçişi ile Aydın Dağları’nın kuzey yüzünden güney yüzüne geçiş olanağı sağlayan bu güzergâh, Tire’yi kıvrım kıvrım vadilerle İncirliova dünyasına bağlayan önemli bir doğal geçittir.

 
 Güme Dağı'na tırmanırken Paşa Çeşmesi önlerinden Küçük Menderes Ovası'na ve Tire'ye bakış

 
Güme sırtlarında bugün bizi şemsiye gibi bembeyaz çiçekleriyle "heracleum"lar karşıladı.

Denize dik olarak uzanan Aydın Dağları, bu yörede denize doğru derin vadilerle bölünür. Tire-Ödemiş karayolu üzerindeki Peşrefli’nin sırtını dayadığı ulu Karakaya’dan itibaren alçalarak Dibekçiler, Yamandere ve İkizdere vadileriyle güneye doğru taşınan topografyanın etkileyiciliği, Kömür Gediği geçidini geçerek Aydın Dağları’nın arka dünyasına doğru dönüldüğünde anlaşılır. Türkmenlerin 13.yy.da Batı Anadolu’ya dek süren ve Ege Denizi’nin kıyıcığında sonlanan büyük göçünün önderleri Eren Babaların kabirleriyle taçlandırılmış Çaldede Zirvesi, Tavşan Dağı ve Aydın’ın hemen ardında bir duvar gibi yükselen tarihi yaylağı Paşa Yaylası (İmam Baba Zirvesi) gibi zirveler buralarda “Gök Tengri”ye uzanan bir el gibidir.

 
 Her yılın Eylül ayının ikinci Pazar günü mahya şenliklerinin düzenlendiği Aydın Dağları'nın Çaldede Zirvesi
(Fotoğraf:A.Aydemir; Mayıs-2014)


 
Çaldede Zirvesi'nin eteklerinde bir su kaynağının başında düzenlenen Çaldede Mahya Şenlikleri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2006)

Çaldede'nin kabri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2006)

Son yıllarda ülke çapında gelişen konjonktürel eğilimlerin etkisi altında bir miktar yozlaştırılmış olsa da; Eylül ayının ikinci Pazar günü Çaldede Zirvesi’nde hala düzenlenen mahya şenlikleri, Türkmenlerin batıya yönelik o büyük göçünün yaşayan belleği gibidir.(3)

 
 Aydın Paşa Yaylası'nda İmam Baba Zirvesi'nde yer alan İmam Baba'nın kabri
(Fotoğraf:A.Aydemir; Mayıs-2014)

 
Paşa Yaylası'ndan Aydın Dağları'nın görünümü
 (Fotoğraf:A.Aydemir; Mayıs-2014)

Çarpık kentleşme baskısıyla, bugün artık dağların yüksek zirvelerine çekilen mahya şenlikleri, Aydın Dağları’nın iki yüzündeki yüzlerce köyün şimdiki sakinlerini, atalarından yadigâr bu büyük hatıranın uğruna; belirtilen tarihlerde hala bu dağlara taşır. Bu da bu topraklarda daha her şeyin bitmediğini ve umudun tükenmediğini gösteren en büyük delil gibidir.

  
Silinmez bir hatıranın uğruna Tire ve İncirliova'nın köylerinden akınla insan gelir Çaldede'nin eteklerine.
 (Fotoğraf:İF; Eylül-2006)

  
Zirvede ziyaretçilerin dilekleri kayrak taşlardan tasvirlerde dile gelir.
(Fotoğraf:İF; Eylül-2006)

Tire-İncirliova geçidi, gerek Osmanlı Dönemi’nde Aydın Dağları’nın kestanesi, cevizi, zeytini ve inciriyle bütün bereketini İzmir Limanı’na taşıyan yük kervanlarının ve gerekse Batı Anadolu’nun Yunan kuvvetleri tarafından 1919 yılında işgali sürecinde; her iki tarafın takip ettiği önemli bir geçiş rotasında yer alıyordu. Bugün Musalar sapağını geçtikten sonra katırtırnaklarının sarısına boyanmış yamaçları aşınca, Kemerdere’den gelen derin vadinin bir yamacındaki sekide yer alan yıkıntı görünümündeki eski Yunan askeri karakolu, bilenlere o çileli günlerin acı hatıralarını anımsatır. Karakolun bulunduğu yer, Kemerdere Vadisi’nin batı yamacına yaslanmış Somak köyünün sapağındadır.

 
Kemerdere Vadisi'nin batı yamacındaki bir sekinin üstünde yer alan Yunan askeri karakolunun konumu
 (Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

Yunan Karakolu'nun 2007 yılındaki hali
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

İncirliova yönünde seyrederken, Köprüova’ya doğru vadinin oldukça derinlerine inilir. Vadinin güney yamaçları, neredeyse tamamen incir ağaçlarıyla kaplıdır. Köprüova’da soluklanan İkizdere’nin bir kolu eski bir kervan köprüsünün altından batıya doğru akar. Yeni köprünün üzerinden seyreden trafik, çoğu kez bu tarih kokan, kemerli taş köprüyü yanından geçerken fark etmez bile.

 
 İkizdere Vadisi'nde; Köprüova'da yer alan Osmanlı Dönemi kervan köprüsü
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

 Geçtiğimiz yıllarda İkizdere üstüne yapılan İkizdere Barajı ile vadinin topografyası tamamen değişmiş bulunuyor. Köprüova’dan Kahvedağ’a, oradan da İkizdere köyüne doğru ilerleyen eski karayolunun büyük bir bölümü, artık baraj gölünün suları altında kalmış durumda. Dolayısıyla, eski yolu takip ederek İkizdere üstünden Ballıkaya’ya ulaşma olanağımız kalmadı. Baraj inşaatı sonrasında İkizdere Vadisi’nin doğu yamaçlarını izleyerek bitik topraklar üzerinden ilerleyen yeni yol güzergâhı da zeminin özelliklerine uygun olarak inşa edilmemiş olsa gerek ki, sola doğru Beyköy ve Karagözler ayrımından sonra toprak kayması nedeniyle yer yer tahrip olmuş durumda. Öyle ki, bazı yerlerde yol neredeyse tek şeride düşüyor.

 
Somak köyü yakınlarından İkizdere Vadisi'nin topografyası; en arkada İkizdere Baraj Gölü

 
İkizdere Vadisi'nde nebatla da ilgilendik; sapsarı çiçekleriyle işte emzik otları (Tire'deki yerel adı)

 
İkizdere  Baraj Gölü'nün bükleri

İkizdere Vadisi’ni kaplayan baraj gölünün sularının; arazinin yapısına uygun olarak oluşturduğu güzelim bükleri, yukarıdaki yol güzergâhından izlemek ne kadar güzel olsa da, bu havzanın eski halini bilenler için suların hücum etmesiyle birlikte eskiye dair kaybolan her şey, yine de bir hüzün nedeni olabilir.

 
 İkizdere üzerindeki yıkık Osmanlı Dönemi köprüsü; Çatma Köprü

 
Çatma Köprü'nün gövdesinin orta direği
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)



İkizdere Vadisi’nin doğu yamaçlarından itibaren tektonik hareketlerle yükselen konglomera özellikteki topografya, buralarda küçük tepeciklerle Karagözler Yaylası’na doğru tırmanmakta. Bu yaylanın bereketi anlatmakla bitmez; antik Tralleis kentinin su ihtiyacını karşılan önemli su yollarından biri bu yaylaya kadar uzanıyordu. Bu su yolunun bir parçası olan Roma Dönemi yapısı; görülesi azametteki Karakemer bugünkü diğer hedefimizi oluşturmakta.

 
 İkizdere Çayı
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)


İkizdere Barajı yapılmadan önce eski yol üzerinden ulaşılan İkizdere köyünün hemen girişindeki Osmanlı Dönemi’nden kalma yıkık Çatma Köprü’ye bugün ova düzleminde ve Ballıkkaya’nın eteğinde bulunan Dereağzı köyünün içinden geçilerek gidilebiliyor. Bunun için önce Dereağzı köyünü ardımızda bırakmak ve baraj yönüne doğru ilerleyen eski yola saparak İkizdere’ye doğru yönelmek gerekiyor. Bundan sonrası ise artık kolay; İkizdere Vadisi’nin hemen ağzında 18.yy.dan kalma üç kemerli Çatma Köprü, ziyaretçisini bekliyor.


 
Bir eski hatıra; Şükrü Hoca, 2007 yılında İkizdere üstünde Çatma Köprü'yü anlatıyor.
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)


 Çatma Köprü, Aydın-Tire geçişinde İzmir Limanı’na yük taşıyan deve kervanlarının izlediği rota üzerinde yer alması açısından 18-19.yy.larda yörede önemli bir işlev görmekteydi. Arkeolog Şükrü Tül’e göre “18.yy.da inşa edildiği kimi özelliklerinden saptanabilen köprü, suyu kesen mahmuzları ve çayı aşan geniş kemer aralığının dayandığı iki ayağın içine yapılmış tonozlu hafifletici geçitleriyle tipik bir köprüdür. Kuzey yüzünde İzmir Çakaloğlu Hanı’nda da görülen ince beyaz taş ve tuğla kırıkları ile yapılmış balıksırtı desenli süslemeler, Ege adalarından gelme Rum ustalarının işi olmalıdır. Aynı balıksırtı desenli süsleme, Koçarlı Cihanoğlu Kulesi’nde de görüldüğüne göre, köprünün 18.yy.da inşa edilmiş olması gerekir. Köprü yapımında; yöreden sağlanan mermer antik çağ malzemesi ve Bizans Dönemi taşları kullanılmıştır.(4)

 
Çatma Köprü'nün ana gövdesi üzerinde yer alan balık sırtı desenler

Bugün Ballıkaya’nın doğu yüzünde yer alan Cebrail Freskosu’nun son halini gördükten sonra ayaklarının dibinde yemek molası verdiğimiz Çatma Köprü, üç parçaya bölünmüş durumda. Bütün çaresizliğine karşı barajdan artan İkizdere Çayı’nın suları, köprünün yıkık kemerleri arasından Büyük Menderes’e doğru akıyor. Köprünün viranelik hali ise, bu mekâna çevrede yaşayan ipsiz sapsızı çekmiş olmalı ki, gelenlerin ardında bıraktığı her türlü piknik artığı, dere yatağına ve çevreye saçılmış durumda bulunuyor.

 
Ballıkaya

Ballıkaya ve Cebrail Freskosu

İzmir-Aydın otoyolunda seyrederken İncirliova yakınlarında içerilere doğru kaba bir balta sapı gibi yükselen kireç taşından dev bir kaya kütlesi dikkati çeker. Aydın Dağları’nın güney yakasında pek alışık olmayan bu kireç taşı kayalığın ismi yörede Ballıkaya olarak bilinmektedir. Bu isim kimine göre bu kayalığın üstündeki arı kovanlarının varlığından, kimine göre de kaya kütlesinin bal rengine çalan görüntüsünden kaynaklanmaktadır. Dibindeki Dereağzı köyünün hemen üstünde yer alan bu kayalık, erken Hristiyanlık dönemine ait bir manastır kalıntısını ve inziva hücrelerini içermesi bakımından önemlidir. Ama onu esas bilinir kılan, doğu yüzündeki yerden erişilmesi neredeyse olanaksız bir noktaya yerleştirilmiş olan Başmelek Cebrail “Arkhangelos Gabriel” Freskosu’dur. Bugün oldukça harap vaziyette ve ne yazık ki her yerde olduğu gibi definecilerin acımasız saldırılarına maruz bırakılan bu tarihi miras, sanırız ki pek yakında delik deşik edilecektir.

 
Hellenistik kaya mezarlarının bulunduğu kaya düzlemine doğu yönünden bakış
 (Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

 
1.kaya mezarı

 
 1.kaya mezarının altında yer alan nişi andıran oyuntular

2007 yılında Şükrü Hoca liderliğinde bir gezgin grubuyla ilk kez ziyaret ettiğimiz bu mekâna ulaşmak aslında oldukça zorludur. Ancak doğu yönündeki bir dere yatağını aşıp son derece dik bir yamacı tırmanmak, bu freskoyu görmek açısından tek seçenek olarak görünmektedir.

 
 2.kaya mezarının girişi yazılarla donatılmış hali-Yıl:2016

Aynı kaya mezarının girişinin yazısız hali; Yıl:2007
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

2.kaya mezarının içi

 
 Kaya mezarlarının bulunduğu kaya düzleminde yer alan anlamlı oyuklar

Ballıkaya’nın eteklerinde bulunan sel yatağını aşınca Dereağzı köyünün hemen üstünde yer alan Hellenistik Döneme ait ana kayaya oyulmuş iki mezar yapısı karşılar sizi. Arkeolog Şükrü Tül’ün aktarımına göre(5) Bizans Döneminde konut ve sarnıç olarak kullanıldığı belirtilen mezarlar, bugün yöredeki gençlerin kırmızı renkli boyalarla kendilerini ifade etmeleri için uygun bir zemin oluşturmuş olmalılar ki, yine ne yazık ki, giriş duvarlarının çevresi yazılar ve işaretlerle doldurulmuş durumdadır. Mezarların bulunduğu Ballıkaya’nın bu yüzünde ayrıca mevcut olan ve nişi andıran oyuklar bu alanın başka bir amaçla da kullanıldığına işaret etmektedir. İki kaya mezarından ilki tamamen boş bir oda görünümünde ve yaklaşık 2,5*3 metre boyutlarındadır. İçine erişimi daha kolay olan batıdaki mezarda içinde ana kayaya oyularak şekillendirilmiş bir kerevet bulunmaktadır. Kaya mezarlarının önünde defineciler tarafından açılmış üç adet çukur mevcuttur. Ana kayaya dek derinleştirilen çukurların yakın zamanlarda sondaj amacıyla açıldığı anlaşılmaktadır.

 
Kaya mezarlarının önünde bulunan ve defineciler tarafından açılmış büyük çukurlardan biri

Kaya mezarlarına ulaşan patikadan geriye doğru Ballıkaya’nın doğu yüzüne dönüldüğünde, sizi zorlu bir tırmanış bekler. Tırmanışa başlamadan arazinin topografyasının incelenilmesi ve eğimin en uygun noktasından yürüyüşe başlanılması gezginlere önerilir. Çünkü yanlış bir başlangıç, daha yukarılarda gezgini çaresiz bırakabilir. Tırmanışın mutlaka bir grupla birlikte yapılması, baton ve zemini kaymayan sağlam ayakkabılar kullanılması da tırmanışın selameti açısından tercih nedenidir.

 
Ballıkaya'nın doğu yüzündeki şimdi yerinde olmayan manastırın bağlantılı olduğu düşünülen oyuk ve yarık izleri
 (Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

 
Ballıkaya'nın doğu yüzünden bir başka görünüm
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

Şükrü Tül Hoca, kireçtaşından bir kütle olması nedeniyle çok uzaklardan kolaylıkla ayırt edilmesi açısından Ballıkaya’nın; Tralleis bölgesindeki arazilerin listesini veren bir kadastro yazıtında anılan Leukopetra=Akkaya olma olasılığından söz eder. Söz konusu listede Leukopetra önünde Siana arazisinden söz edilmektedir.(6)  Şükrü Hoca, aynı makaledeki dip notunda bu yazıtın Aydın yakınlarında ovada bulunmasından sonra İzmir’e götürüldüğünü, burada önce Evangelist Mektebi koleksiyonuna 170 envanter numarası ile yazıldığını, ardından yeni inşa edilen Homereion adlı kız okulunun cephesine yerleştirildiğini, bir bakıma Hellen varlığının kanıtı olarak kullanılmak istenildiğini Poljakov’a dayanarak aktarmaktadır.(7)

 
 Çile hücrelerinin bulunduğu doğal mağara oyuğu ve defineci merdiveninin pozisyonu

Ballıkkaya kaya mezarlarının üstünde, kayalığın doğu yüzündeki oyuğu dolduracak şekilde Bizans Dönemine ait bir manastırın kalıntıları bulunmaktadır. Şükrü Tül’e göre;(8) kayanın girintisine yapılmış bir duvarın oluşturduğu, olasılıkla iki katlı ana yapının tümü yok olmuştur. Gerçekten de Ballıkaya’nın doğuya bakan yüzünde, bugün dahi bu manastır duvarlarının ana kayaya sabitlenmesi için kullanılmış olması muhtemel irili ufaklı onlarca oyuğu ve girintiyi izlemek mümkün.

 
Başmelek Cebrail Freskosu-2016

 
Başmelek Cebrail Freskosu-2007 
(Fotoğraf:R.Alfatlı; Nisan-2007-Ebruli Turizm'in web sitesinden alınmıştır.) 

Ballıkaya’nın doğu yüzünde; kayanın içine doğru açılan doğal bir mağara ağzında günümüze ulaşmayı başarmış bir Başmelek Cebrail freskosu görülmekte. Şükrü Hoca’ya göre;(8)bu doğal mağaradan içeriye doğru genişleyen bölmeler olduğu dış gözlemlere dayalı olarak söylenebilir. Kayalığın doğusunu kesen sel yatağı içinde de küçük boyutlu yapılar seçilmektedir. Cebrail’in arka planının koyu renkle boyanmış olması, Bafa kayalıklarındaki Yediler Manastırı’nın euktherion = “çile hücreleri”nin(9) ve İsa Mağarası’nın resimlerine benzer. Buradaki manastır oluşumu, yine 6.yy.da; 1.Justinianos Dönemi’nde Ephesoslu Ioannes önderliğindeki girişimlerle açıklanabilir. Ioannes’in ayrıntılı bir biçimde kuruluşlarını verdiği manastırlardan, Aydın Dağları’nın aşağı vadilerindeki tanımına uygun olanı Ballıkaya Manastırı’dır. Ballıkaya’nın kaya oyukları, doğal mağaraları esas alınmak üzere, Hellenistik Dönem mezarlarının odalarının da kullanılmasıyla bir manastır ve bunlara bağlı bir kilisenin şimdilik dekorasyonuna ilişkin parçalar bütünlendiğinde; Ioannes’in manastırlarından birinin burada olabileceği söylenebilir. Vadi içindeki ikinci bir manastır sitesi olasılığı ise, İkizdere yolundan kuzeye doğru giderken Kahvedağ denen yükseltide aranabilir.” Bugün artık İkizdere Barajı’nın varlığı nedeniyle, Kahvedağ’a; yeni yol üzerinden ve baraj gölünün kuzey yakasından dolaşarak ulaşılabilmektedir.

Cebrail Freskosu'nun da bulunduğu inziva hücreleri
(Fotoğraf:İF; Nisan-2007)

 
 Ballıkaya ve İncirliova

 
Gezginlerin Ballıkaya'dan dönüş yolculuğu

Kaya mezarlarının bulunduğu düzlemden sel yatağına doğru inmeden bir patikayı takip ederek tırmanışa geçtik. 2007’de daha uygun bir yerden tırmandığımız mağaraların bulunduğu düzleme bu kez oldukça zorlanarak çıktık. Belki de aradan geçen zamanın bedenimizde bıraktığı izlerdi bizi zorlayan. Ama neticede bir şekilde Ballıkaya’nın çile hücrelerinin bulunduğu doğal mağaranın altına ulaştık. Burada bizi bekleyen sürpriz, hemen ağzında Cebrail freskosunun bulunduğu doğal mağaraya tırmanmak için defineciler tarafından bırakılmış ve iplerle yukarıdaki mağara ağzına sabitlenmiş merdivenlerdi. Doğrusu pervasızlığın bu kadarına pes dedirtecek bu manzara, hepimizi fazlasıyla şaşırttı.

 
Cebrail Freskosu ve definecilerin mağaranın ağzına dayadıkları merdivenleri

 
Definecilerin emniyet halatını sabitleme yöntemi

Defineciler, önce derme çatma bir tahta merdiven dayamışlar. Herhalde bu merdivenden yeterli verimi elde edememiş olacaklar ki, bu kadar sarp bir yamaca dışarıdan kocaman bir demir merdiven getirmişler, yukarıda da belirttiğimiz gibi tırmanıştaki emniyetlerini sağlamak için kalın halatlarla onu kayaya sabitlemişler. Bu platformdan Aydın Müzesi ilgililerini bilgilendiriyoruz: En azından 2500 yıllık kaya mezarları ile 1500 yıllık bir manastıra ait freskolar ve çile hücreleri, bugün definecilerin tehdidi altındadır. Önlem alınmadığı ve ilgilenilmediği müddetçe; bu kültürel miras, ne yazık ki yakın gelecekte bu vandallar tarafından yok edilecektir. İlgililerin bilgilerine sunulur.

Karakemer

Bugünkü diğer hedefimiz biraz daha uzakta; Aydın Dağları’nın bağrında yer alıyordu. Oraya ulaşmak için epey yol kat etmemiz gerekti. Önce Aydın’ın içinden Adnan Menderes Bulvarı’nı takiben Hükümet Konağı’na, oradan da Topyatağı’na çıkan yokuşa tırmandık. Topyatağı yolundan Kalfaköy ve Danişmend köylerinin yer aldığı Tabakhane Deresi Vadisi’ne doğru kıvrıldık. Geçen yıl Paşa Yaylası yürüyüşü(10) sonrasında zorlu bir toprak yoldan ulaştığımız Kalfaköy’ün üç yol ağzındaki koyu dut gölgesi altındaki kahvehanesinde kahve molası için durduk. Kahvehane, geçen yıla göre daha bakımlıydı ve oldukça kalabalıktı. Kısa bir dinlenme sonrasında Tabakhane Deresi boyunca yukarı doğru hareket ettik.

 
 Alatepe ve Balıkköy arasındaki Kızılçay Vadisi'nde yer alan muteşem Karakemer

Yol boyunca, Tralleis’i besleyen antik Eudon (Tabakhane) suyolunun izlerini oluşturan kemer parçalarını görebiliyorduk. Ama bizim bugünkü hedefimiz Tralleis’i besleyen diğer su yolu Thebaitos ve üzerindeki Karakemer’di.

Arkeolog Şükrü Tül, “Bitek Topraklar Üstünde; AYDIN” isimli kitabında Thebaitos su yolu hakkında şu bilgileri veriyor:

Tralleis kentini besleyen su yolları önemli iki havzadan derlenmekteydi. Birincisi Karagözler Yaylası’ndan başlayarak Horozköy altından geçip kentin akropolisine batıdan giren su yoluydu. “Thebaitos” adını taşıyan su kaynağının en önemli yapısı günümüzde dev bir kalıntı biçiminde izlenebilen Karakemer’dir. Balıkköy ile Alatepe arasını aşan kemer, üç kattan oluşur. Birinci kat kemerleri kornişli ayaklar üstünde kesme taştan yapılmıştır. İkinci katın çifte katlı kemer dokusu Üçgözler’in kemerlerinin yapım tekniğini anımsatmaktadır. Ayakları kornişli ikinci kat kemerlerinden sonra daha sıkça, yaklaşık 10 kadar kemerden oluşan üçüncü kat gelir. Kurgusundaki biçimsel gelenekler, Ephesos yakınlarındaki Marnas suyunu taşıyan Pollio su kemerine benzer.(11) Vadiyi aşan su, bundan sonra Tralleis örenine dek yol ve heyelan kesitlerinde izlenir. Tonozlu ve içi sıvalı kanallar, kentin kuzeybatı girişinde yine bir dizi kemerin üstünde yükselirler. Kentin en üst düzleminden aşağıya doğru verildiklerine ilişkin bir belirti, tiyatronun batısında yamaçta görülen su terazisine dayandırılabilir. Dıştan bakılınca bir kuleyi andıran su terazisi, içten şişe gibi hazneye sahiptir. Olasılıkla bu kule ve belki de başka kuleler, yukarıdan gelen suyu kentin içine basınçla ulaştırıyor olmalıdır.”(12)

 
Danişmend köyünün yukarısında; bir üç yol ağzında yer alan Thebaitos su yolu üzerindeki kemer parçalarından biri

Danişmend köyü levhasından sola saparak Tabakhane Deresi Vadisi’den sola ve yukarı doğru ayrıldık. Danişmend köyünü sağımızda bırakarak köyün altından devam eden yola girdik. Thebaitos suyolu üzerindeki yıkık bir kemer parçasının bulunduğu üç yol ağzında sağa ve Gözpınar Şehitliği levhasının bulunduğu yöne doğru saptık. Bitik topraklar üzerindeki yolculuğumuz, Horozköy’ün altından Alatepe yönüne doğru devam etti. Alatepe, Karakemer’e yürümek için en uygun noktaydı. Köyün üst düzlemindeki Alatepe Camisi’nin bulunduğu alana arabamızı park ederek Karakemer’in boydan boya vadiyi kapladığı dere yatağına doğru yürümeye başladık.

 
Alatepe köyü

 
 Alatepe Camisi

 
Gezginler, Karakemer yolunda...

 
Karakemer'in bulunduğu Kızılçay Vadisi

Karakemer’e, Alatepe Camisi’nden yaklaşık yarım saatlik rahat bir yürüyüşle ulaşmak mümkün. Dere yatağına doğru inen toprak yoldan hiç ayrılmamak gerekiyor. Bu patikadan yukarı doğru sapan ve bahçelere giden yollar sizi şaşırtmasın; ilk girilen yoldan hiç ayrılmadan vadinin yamaçlarına doğru ilerlemeli. Vadinin alçalan yamaçlarında sık çalıların arasından dereye doğru inen sevimli bir patika sizi bekliyor. Bundan sonra yol, sizi dere yatağına indiriyor. Vadinin dibindeki serin hava, derenin şırıl şırıl akan suyu ve tam karşınızda beliren Roma Dönemi azametli Karakemer karşısında neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz.

 
 Karakemer, ağaçların arasından göründü gibi...

Karakemer ve biz

 
Karakemer

Karakemer, yaklaşık 40 metrelik bir genişliğe sahip vadiyi bir duvar gibi boydan boya kaplıyor. Üç katlı kemer yapısı, Karagözler Yaylası’ndan vadinin batı yamaçlarına kuzey ve güney yönünden gelen kemerlerle iletilen suyu batı yamacına taşıyor. Kemeri hafifletmek için boşaltılmış kemer boşluklarının kimisi daha sonradan duvar örgüsüyle kapatılmış.

 
 Karakemer'in ikinci ve üçüncü katları

 
Karakemer'in alttan görünümü

 
Kızılçay'ın küçük şelaleler şeklinde dev kayaların üstünden vadi tabanına dökülüşü

 
Karakemer'in altındayız.

 
Karakemer ve vadi tabanı

Vadinin doğu yakasındaki üst düzlemden yürüyerek ulaştığımız kemerin üçüncü katından gelen su kanalı, bu yakada güneye doğru kıvrılarak Tralleis’e doğru yöneliyor. Su yolunun doğu yönünden güneye doğru kıvrıldığı noktada ise, kemeri taşıyan tonozlu dört adet odacık yer alıyor. Güneydeki Tralleis’e devam eden Thebaitos suyu, aşağılara doğru da yine kemerlerle iletiliyordu. Bunu da daha aşağılarda birkaçını bizim de gördüğümüz kemer parçalarından anlamak mümkün. Bunlardan bir tanesi, Danişmend köyünden sonra ulaştığımız Gözpınar Şehitliği levhasının da bulunduğu üç yol ağzında yer alıyor.

 
 Kızılçay'ın yatağından Karakemer'in üst katlarına bakış; ışık oyunları

 
Karakemer'in altında gezginlerin fotoğraf telaşı

Karakemer'den bir başka görünüm

Sonradan örülerek kapatılmış kemer boşlukları

Kızılçay Vadisi, Karakemer’in iki yakasını birbirine bağladığı ve yoğun sık ağaç örtüsüyle dikkat çeken derin bir vadi. Karagözler Yaylası’ndan taşınan suyun şiddeti, dev kayalarla sönümlenerek uysal bir şırıltıya dönüşüyor dere yatağının dibinde. Kullanılan yapı taşlarının koyu griye dönmüş renginden dolayı su kemeri, çevrede Karakemer olarak anılıyor. Kemerin birinci ve ikinci katında yer alan kemer ayakları kornişlerle çevrilmiş. Dev boyutlarda yapı taşlarının nerede ve nasıl yontulduğu, vadi tabanına nasıl taşındığı ise ayrı bir sorunsal olarak duruyor karşımızda.

 
 Karakemer'e doğu yakasından ve üst düzlemden bakış

 
Karagözler Yaylası'ndan ve kuzeyden gelen su yolunun Karakemer'e yine kemerlerle birleşimi

 
Karakemer'in doğu yakasında güneye doğru ilerleyen su yolunun altındaki tonoz kemerler

 
Karakemer'in batı yakasında; Karagözler Yaylası'ndan güney yoluyla iletilen suyun taşındığı kemer parçaları

 
Gezginler, Karakemer'in doğu yakasında, bir tonoz kemerin girişindeler.

 
Kızılçay Vadisi'nin yamaçlarında verem otları

 
Verem otu; bu daha canlıydı.

 
Kızılçay'ın usul usul aktığı yatağı

Karakemer’den ayrılması zor… Sık ve zengin florasıyla dikkati çeken Kızılçay Vadisi, Balıkköy ile Alatepe arasındaki Aydın yönünde giderek derinleşen bir geçişi temsil ediyor. Balıkköy’den ileride Gözpınar, Dağoba ve Karagözler köyleri var. Karagözler köyünden 5-6 km kadar uzakta ise suyun kaynağı Karagözler Yaylası bulunuyor. Ama bugün oraya kadar gidecek zamanımız yok; Karagözler Yaylası, başka bir günü dolduracak kadar zengin bir bölge olarak dikkati çekiyor kaynaklarda.

 
Gezginler, Alatepe köyünün cami avlusunda dinlenirken...

 
 Depremsellikle yükselmiş bitik topraklar, Alatepe altından Aydın'a bakış

 
Karagözler köyünden İkizdere Baraj Gölü'ne bakış

Karagözler köyüne; eskiye göre bugün daha kolaylıkla İkizdere Vadisi üzerinden ulaşılabiliyor. İkizdere Baraj Gölü çevresinden dolaşan yoldan Şirindere-Karagözler köylerine sapan asfalt yol, Karagözler köyüne dek çıkıyor. Yolun sağında yükselen vadinin yamaçlarında; Tralleis’e yayladan su getiren kemerlerin bir parçasını bitik topraklar arasından seçebilmek mümkün. Karagözler köyü, İkizdere Baraj Gölü’ne ve vadiye son derece hâkim bir konumda yer alıyor. Köyün evleri, bir vadinin yamacına asılı gibi duruyor sanki. Köylülerden öğrendiğimize göre Karagözler Yaylası’na köyden yaklaşık 5-6 km.lik bir toprak yolla ulaşmak mümkün.

 
 Karagözler köy kahvehanesi


İkizdere Baraj Gölü
 
Karagözler'den  İkizdere Vadisi'ne inerken karşılaştığımız küçük bir şelale
Karagözler'den Tralleis'e su taşıyan Thebaitos su yolunun güney yamacında kalan kemer parçaları; bu parçalar sonunda Karakemer'e ulaşıyordu.
 

Köyün en güzel yeri, yoldan hafif yüksekçe bir sekide yer alan ve Isparta gülleriyle donatılmış konforlu bahçesinde oturma imkânı bulunan kahvehanesi. Tabii ki günün sonunda İkizdere Vadisi’ne nazır, bu güzelim kahvehanede yorgunluk çaylarını içmeden gitmek olmaz. Köylülerle Karagözler Yaylası ve su yolları üstüne yapılan kısa sohbet, günün sonuna yaklaştırıyor bizi.

 
Dağlardan vadilere doğru; Karagözler'den gelen bereket

Dönüş yolumuz, Karagözler’den İkizdere Vadisi’ne; oradan da Köprüova üzerinden Tire’ye doğru. Kömürcü Gediği Geçidi’nden akşama doğru Güme Dağı’nın kuzey yüzüne doğru dönüyoruz. Tire’de başlayan günümüz, birazdan Küçük Menderes Ovası’nda son bulacak. Dopdolu geçen bir günün yorgunluğu, Anadolu’nun bağrında saklı değerlerle anlam kazanıyor. Ne mutlu bize; ne mutlu bu topraklarda yaşamanın farkına varanlara…

Dipnotlar
(1)       İlkçağda Aydın Dağları’na Mesogisler denirdi. Eski Yunancada “topraklar arasında” anlamına gelen Mesogis sözcüğünün yerel anlamda kast ettiği topraklar, Antik Çağın bereketli toprakları Kaystros (Küçük Menderes) ve Meandros (Büyük Menderes) ovaları olmalıdır.
(2)      Bu yöre toprağına halk arasında bitik toprak adı veriliyor. Bilimsel ismi ise konglomera... Bu yapı; Aydın yöresine özgü deyişle; kum (en incesi), kayır (daha irice) ve çağılın (dere yataklarında görülen yumru taşlar ve çakıl da içeren, içinde humus bulunmayan) katmanlar halinde giderek sıkışması suretiyle oluşumunu tamamlıyor. Kolay işlenebilen ve kazılabilen bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. Aydın Dağları’nın jeolojik yapısını alçaktan yükseğe doğru, konglomera-mika şist-mermer yapılar olarak tanımlamak mümkün. Zaman içinde yer hareketleriyle engebe ve çöküntü alanlarının oluşumu sonucunda Aydın Dağları ortaya çıkmış. (Arkeolog Şükrü Tül aktarımı)
(3)      Çaldede Mahya Şenlikleri için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/07/tirede-caldede-mahya-senlikleri.html
(4)     Mesogis üstünde Larisa-Derira-Siderus; Şükrü TÜL-Murat AYDAŞ; Ege Defterleri; Kış 2011-sayı:2; sayfa:18
(5)      Şükrü Tül-Murat AYDAŞ; a.g.m.; sayfa:18
(6)     Şükrü Tül-Murat AYDAŞ; a.g.m.; sayfa:18
(7)      Şükrü Tül-Murat AYDAŞ; a.g.m.; sayfa:18; dipnot no:33
(8)     Şükrü Tül-Murat AYDAŞ; a.g.m.; sayfa:18-19
(9)     Yediler Manastırı ile ilgili olarak bkz.http://dagakactim.blogspot.com/2013/10/sonbaharda-bafa-cevresi.html
(12)  Şükrü TÜL, Bitek Topraklar Üstünde AYDIN, Ege Yayınları, 2013; sayfa: 80
(13)  Fotoğraflar, belirtilenler dışında; gezi sırasında İF / MYC tarafından çekilmiştir.


Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe

8 yorum:

  1. Öncelikle selamun aleyküm.Bu gün internette dolaşırken rastgele denk geldim blogunuza ve saatlerce okudum.ve sizinle berabermiş gibi hasret duyduğum egeye ve saklı hazineleri bir kez daha hayran kaldım Ayrıca anlatımınızdaki akıcılık beni aldı götürdü nasipse 2 ay sonra yeniden doğduğum topraklara geri döneceğim Şırnak tan tüm gönül dostlarına selam olsun.

    YanıtlaSil
  2. Değerli takipçimiz, tesadüfen de olsa bloğumuza göstermiş olduğunuz ilgiye ve övgü dolu sözlerinize teşekkür ederiz. Yazdıklarınızdan anlaşılıyor ki vatan savunmasındasınız. Bir an olsun; o cehennem ateşi içinde, sizin doğduğunuz topraklara olan hasretinizi dindirebildiysek ne mutlu bize. Umarız, en kısa sürede Ege'nin dost canlısı insanlarının arasına dönersiniz birgün. Allah yar ve yardımcınız olsun.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili ,Aziz Gezginler, boynuz kulağa geçermiş ifadesini doğruluyorsunuz.Merhum Şükrü Tül'den feyiz almış O'nun rehberliğinde ki kazanımlarınızı , bir coğrafya ,bir arkeoloji,bir tarih dersi disiplininde bizlere aktarışınıza hayran kalmamak mümkün değil.Şairin dediği gibi bastığınız her yeri toprak deyip geçmiyor, her taşı,her vadiyi her ağacı, her kayayı her eseri ,dillendirip konuşturuyorsunuz.Bu modern zamanlar seyahatnamelerinizi okuyanlar benim gibi, hem keyif alıyorlar hem bilgileniyorlar dır eminim.Yollarınız açık,gönlünüz ferah, enerjiniz bol olsun.

    YanıtlaSil
  4. Sağolun Coşkun Ağabey; o sizin takdirinizdir. Gezilerimize sizleri de bekleriz her zaman. Sevgilerimizle...İF

    YanıtlaSil
  5. Allah ayaklarınızın, dizlerinizin dermanını kesmesin, daim eylesin. Siz gezdikçe bizlerde görüp öğreniyoruz. Çok teşekkür ederim. Tabana kuvvet diyelim :) saygılar,

    YanıtlaSil
  6. İlginize ve dileklerinize teşekkür ederiz.İF

    YanıtlaSil
  7. Şükrü Tül hocanın adını duymuştum ama tanışamamıştım; sayenizde resimlerden de olsa ne kadar değerli bir insan olduğunu anlamış oluyorum, Ruhu şad olsun. Resimler harika ,bilgiler bir derya.. teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz,
      Şükrü Hocamız, bu topraklarda kadri bilinememiş nice bilge insanlardan biriydi sadece. Eğitim aldığı bilim dalı olan arkeoloji dışında birçok disiplini içine sindirmiş, içselleştirmiş, bunları bir potada eriterek sentezlemesini bilmiş bir değerli adamdı. Bilgiyi üreten insandı. Onu gerçekten çok özlüyoruz. Hele o güçlü retoriği; anlatılmaz. Ruhu şad olsun... Yattığı yerde ışığı bol olsun.İF

      Sil