19 Mayıs 2015 Salı

MORMONDA'DAN DOĞANÇAY'A



DOĞANÇAY’IN SIRTLARINDA; YAMANLAR’IN ETEKLERİNDE

3 Nisan 2015
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Bahar çabuk geçer buralarda. Bu sene vurgun gibi gelen ağır kış koşulları Ege’yi de hırpaladı. Kar, fırtına düzeyinde bir lodos rüzgârı, don ve şiddetli yağmurlar kışın bütün hallerini bize de yaşattı denilebilir. Tam bitti derken, yeniden Sibirya’dan yada Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgalarıyla bütün meyve ağaçları, begonviller, kauçuklar, melisalar ve dahi niceleri yandı kavruldu. Şimdi onların dirilme ve hayata olabildiğince yeniden merhaba deme zamanıdır. Biz de işte böyle bir günde Karşıyaka’nın hemen kuzey doğu sırtlarındaki bir Alevi Türkmen yerleşimi olan Doğançay civarında dolaştık.
Mormonda’dan Doğançay’a

Doğançay, Karşıyaka’yı kuzey ve doğudan saran volkanik dağ kütlesi Yamanlar’ın hemen eteklerinde uzanıyor. Tertemiz sokakları, beyaz badanalı bahçe duvarlarıyla şirin ve bakımlı evleri hemen göze çarpıyor. 80’lerden sonra İzmir’e yönelen yoğun göç dalgasından burası da nasibini almış durumda. Konya ve Erzurum’dan buralara ulaşanlar, bugün köyü neredeyse ikiye bölen dere yatağının güney yakasında öbeklenmiş durumda… Gecekondudan, çok katlı düzensiz apartman irisi çarpık yapılaşmanın her türlüsünün yer aldığı bu yakadaki mahalle, Doğançay’ın tarihsel derinlikteki geleneğinden ve kültüründen uzak bir şekilde giderek köyün yukarılardaki kalbine doğru nüfuz etmeye ve köyü sırtlardan aşağılara doğru ağır bir baskı altına alma telaşında gibi görünüyor. Köyün esas kalbi; Yamanlar’a doğru yaslanırken, göçerlerin yaşadığı mahalle ise Doğançay Deresi’nin yatağına doğru yönelmiş durumda. Ama bir yandan da yukarıda belirtildiği gibi, bu çabanın Doğançay’ı bir kuşatma refleksi içinde olduğu da söylense yanlış olmaz.

 Doğançay sırtlarında

Doğançay Köyü, Barış Anıtı ve ötesi

Doğançay, 13.yy.dan itibaren Batı Anadolu’ya göç eden Alevi Türkmenlerin Batı’da tutundukları noktalardan biri olmalı. Körfeze ve İzmir-Menemen geçişine hâkim bir noktada konumlanan köyün bu anlamda stratejik bir noktada olduğu da söylenebilir. M.Ö. 7.yy. civarında Yamanlar sırtlarında barınan Aiol yerleşimleri, Yamanlar Dağı’nın Körfez’e egemen; bir anlamda bu stratejik konumu itibariyle hafızalarda yer etmiş Kimmer akınlarının kötücül etkisine karşı Smryna’yı kollayan birer ileri karakol durumundaydılar. M.Ö.6.yy.da Tepekule Smyrna’sının yakılıp yıkılmasıyla sonlanan Pers istilası sonrasında Yamanlar Dağı’nın iki yakasında yine savunma ve gözetleme amaçlı küçük kaleler ve yerleşimler bulunmaktaydı. Dağın Kuzey yüzündeki Emiralem’e (Herakleia) bakan Gökkaya’daki Melanpagos, güney yüzüne bakan Mormonda köyleri, Sancaklı Köyü’nün üstünde yer alan Adatepe yada Sancaklı Kalesi(1), şimdi Karşıyaka’ya tepeden bakan İzmir’in Akropolü Büyük Kale(2), Doğançay’ın yukarılarında Çobanpınarı, Yamanlar-Karagöl yolunda gömüye kaplı Örnekköy Mezarlığı’nın hemen alt düzleminde yer alan Yamanlar Yolu Kalesi ve bugünkü Gümüşpala-Bayraklı geçişinde kıyıdaki İzmir-Çanakkale karayolunu tarayan Felswarte (Nezaret Yeri)(2) bunların bazılarını oluşturuyor.

Cecil John Cadoux'un kitabından (İlkçağ'da İzmir) İzmir Körfezi ve Yamanlar coğrafyası 
 
  Doğançay sırtlarında Yamanlar'ın volkanik yapısına dair görüntüler

Ekin Gediği Mevkii'nde düzgün kesme taşların bulunduğu bölge

Bunlardan Mormonda, Arkeolog Şükrü Tül’e göre “Alurca yukarısındaki tarıma müsait sulak alanların bulunduğu Kocabahçe denilen yerleşimin bulunduğu alan olmalıdır. Eldeki bir sınır yazıtına göre Mormonda’dan başka Küçük Mormonda diye bir yerden söz edilmektedir. 1946’da İngiliz Arkeolog George Bean’in yaptığı gözlemlerde kaba sütun dilimi, birkaç depolama kabı parçası ve Mormonda yerleşimlerini ayıran (başka bir yaklaşım göre ise Aşağı ve Yukarı Mormonda’lar) sınır yazıtı bulunmuştur. Söz konusu alanların tarımsal üretim için elverişli olmaları doğaldır ve kullanım haklarının sınır yazıtları ile belirtilmesi aşağıdaki Smyrna “Polisi”nin denetleyiciliğini göstermektedir.”(3)

 Doğançay'ın arka dünyası

Bugüne ne kaldı ballı incirlerinden Doğançay’ın? İlk gençlik yılarımızda, Karşıyaka İstasyonu’nda; başı tartamaklı köylünün, sepetindeki incir yapraklarının arasına özenle dizdiği; sabaha karşı toplanmış, buz gibi bardacıkların lezzetini kim unutabilir? Şimdilerde artık eskisi artık karşımıza çıkmıyor Doğançay köylüleri, incirleriyle bir sabah vakti… Ama 19.yy. Alman gezginlerinin haritalarında Meyhaneköy adıyla işaretlenmiş bu Alevi Türkmen köyünün hafızasında saklı her şey, bugün dahi o insana sevdalı temiz pak köylülerinin yüzlerindeki çizgilere kazınmış gibi. Bembeyaz badanalı evleri ve tertemiz sokaklarıyla, güzel insanların köyü Doğançay’da bir gün bir anı mutlaka yaşamalı.

 Ekin Gediği diye bilinen ve kesme taş örneklerine rastladığımız alandayız; arkamızda Körfez...

Yürüyüşün Hikâyesi

Bugün Tire’den trenle gelip bize katılan Hasan Hoca’yı Basmane Garı’ndan aldıktan sonra, yolumuzu Yamanlar Dağı’na doğru çevirdik. Gün boyu Karşıyaka’dan hiç uzaklaşmadık; sürekli körfezi yukardan seyrederek, Doğançay Köyü’nün üst düzleminde dolaştık durduk. Bazen Yamanlar Dağı’nın güney eteklerinden birini oluşturan ve İlkçağ’ın verimli tarımsal bahçelerinin bulunduğu Kocabahçe sırtlarında; bazen bu sırtın Bornova üstündeki Eğridere ve Laka Deresi Vadilerine bakan yüzünde Büyükkale’ye (İzmir’in Akropolü) doğru yaklaşan rotalarda yürüdük. İzmir’e yakın olsak bile Kocabahçe’nin üst düzleminde karşılaştığımız kule yapısı ve temel izleriyle, geniş bir alana yayılmış düzgün kesimli yapı malzemeleri zamanda yolculuklara da çıkardı zaman zaman. Baharı karşıladığımız şu güzel anları, uzaktan baktığımızda ağaçsızlıktan bir şeye benzetemediğimiz Yamanlar’ın; yeşilin binbir tonuna bürünmüş güney yamaçlarında dolaşarak geçirmek ve akan suların ve kaçan tilkilerle, ağır aksak kaplumbağaların peşinden gitmek, yılkı atlarına yaklaşmak oldukça keyifliydi.

 Yamanlar'ın güney eteklerinde baharı karşılayan badem çalıları

 Yaban erikleri

 Doğançay'dan Sancaklı'ya doğru bakış

Sabah kahvaltıyı Doğançay Köyü’nün girişinde yer alan; üç yol ağzındaki köy kahvehanesinde yaptık. Kahvaltı sonrası, Doğançay Köyü’nün hemen üstünde yer alan spor sahasının girişine yakın bir konumda arabamızı park ederek Kocabahçe sırtlarına doğru bir patikadan tırmanmaya başladık. Son yağmurlarla karasuluklar patlamıştı. Yamanlar’ın güney yamaçlarından aşağıya doğru akan bütün derecikler, Doğançay Deresi’ne doğru ulaşma çabası içindeydiler. Biraz yukarıda üç beş koyun otluyordu. Bir tanesi dışında; yeni doğmuş kuzular annelerinin peşinde koşturup duruyordu. O nereye gideceğini bilemeyen zavallı kuzunun derdi büyüktü; çünkü Erzurumlu sahibinden öğrendiğimize göre annesi doğum anında ölmüştü. Kuzucuk, kim çağırırsa onun peşinden gidiyordu; öksüzdü garip… Yukarı doğru bizim peşimize takılan kuzucuğu, sahibi yolundan zorlukla çevirdi. Kuzuları ardımızda bırakarak çitlerle ayrılmış orman sınırındaki toprak yola ulaştık. Yol, kuzey yönünde uzaktan görebildiğimiz bir vadiyi aşarak yamaçta yer alan bir ağıla doğru gidiyordu. Yolu takiben kızılçamlara paralel yürümeye devam ettik.

 Gezgin ve kuzu

 Doğançay sırtlarında bir vadi

Çiriş otları, badem çalıları, yaban eriği, anemonlar, sarı ve beyaz papatyalar, melengeç filizleri, yaban sümbülleri bu renk cümbüşü içinde ilk anda dikkatimizi çekenler oldu. Çevremizde mağma temelli çekirdek kayaların oluşturduğu garip şekiller, bitki örtüsünün güzelliğini tamamlayan doğal heykeller gibiydiler. Vadinin kuzey yamacına doğru tırmanmaya devam ettik. Sol yamacımızda; Doğançay’ın kuzey yönünde sulama amaçlı bir gölet vardı. Uzaktan gördüğümüz ağılın yanına vardığımızda, terk edilmiş olduğunu fark ettik. Çevrede ne bir köpek havlaması, ne de bir hayat belirtisi yoktu. Bir melengeçin gölgesindeki tahtadan yapılmış oturağın bir ucuna ilişerek bir süre Karşıyaka’yı ve Körfez’i seyrettik. 

 Doğançay'ın kuzeyinde yer alan gölet ve arkada mağma çekirdeğinin yeryüzüne fışkırmış hali: Sancaklı Kalesi

Doğançay'ın üstündeki ağaçlandırma sahası

 Yaban sümbülleri

 Kayalar kayalar; andezit kayalar

Doğançay Vadisi’nin alçalarak Gümüşpala üzerinden denize ulaştığı noktada; 19.yy.da Rumların Petrota (Taşlık) dedikleri Naldöken’i görebiliyorduk. Naldöken ismi de ne kadar uymuştu Rumların Taşlık dedikleri Petrota’ya… Petrota’nın yeryüzü yapısını, Arkeolog Şükrü Tül Tepekule’den Bayraklı’ya isimli kitabında şöyle anlatıyor:

 Doğançay ve Karşıyaka

“Kızıl bir kayalık denize gelip dayanıyor. (Küçük Yamanlar Tepesi kast ediliyor) Öyle bir yer ki sert ve aşınmaz. Yamanlar Dağı’nın eskimiş, sönmüş, eprimiş volkanının bir ayağı burada denize değiyor. Kraterini ve dağın koni biçimini anlamak için karşıya İnciraltı tarafına gitmek gerek. Dağın bir kıyısı eriyip, Karşıyaka’nı altındaki dolguları yaratmış. Krater yeşil bir iç dünya olarak Yamanlar yolunda izlenebilir., Alurca Vadisi’nin yukarısına doğru çıkarken de. Tam ortası Sancaklı Kalesi yada Adatepe…”(4)

Mavi göğün altında Yamanlar kayalıkları 


Yamanalar'dan beton İzmir'e bakış

 Papatyalar

Yamanlar anemonları

Biri pembe biri kırmızı; iki anemonun kardeşliği

Sarı papatyalar

Körfez’i kısa seyir, antenlerin bulunduğu Karatepe yönündeki toprak yola doğru hareketimizle sonlandı. Yol biraz sonra ikiye çatallandı. Yolun her iki yanı ağaçlandırma sahaları ile kaplıydı. Biz bu çatallardan güney yönünde; ilerde bizi Akropol’e yaklaştıracak olanına saptık. Dikleşen yol biraz sonra sırtın arkasına doğru döndü; Yamanlar Dünyası’ndan taşıdıklarıyla Körfez’e doğru alçalan Eğridere ve Laka Deresi Vadileri tam karşımızdaydı. Solumuzda Karatepe’ye yönlenen başka toprak yollar da vardı; ama biz Akropol yönünde yürümeye devam ettik. Amacımız Doğançay’ın üst düzlemini güzelce taramak ve çevresinde eliptik bir yay çizerek yine ona ulaşmaktı.

 Hasan Hoca, birazdan Yamanlar suyunun tadına bakacak...

 Doğançay'ın üst düzleminden Sancaklı Kale ve Yamanlar Dağı'na bakış


Ekin Gediği alanında volkanik bir kaya kütlesi

 Laka Köyü'nün üstünde yer alan avlu formatında açık ağıllar

Yol boyunca küçük derecikler bize eşlik etti. Su o kadar temiz ve berraktı ki, şişemizi akan suya daldırıp kana kana içtik. Suyun tadı oldukça iyiydi. Ne de olsa Yamanlar suyuydu. Laka Köyü’nün üstünde etrafı duvarlarla çevrili açık ağılları gördük. Bu noktadan itibaren yeniden Doğançay yönüne doğru kıvrıldık, ama hala sırtın arkasındaydık. Karasulukların patlamasıyla yer yer bataklığa dönüşmüş sırttan Akropol yönünde ilerledik. Tepeye ulaştığımızda bizi bekleyen bir sürpriz vardı.

 Temel izleri

Kesme taştan yapı malzemeleri

Andezit kayalardan elde edilmiş düzgün kesme taşlar ve kuzey-güney yönünde devam eden temel izleri bize burada bir yerleşim izini işaret ediyordu. Biraz ileride Doğançay’ın neredeyse tam üstüne denk gelen noktada uçuruma doğru bir gemi pruvası gibi uzanan bir alan dikkatimizi çekti. Burası bir burcu andıran ve kenar çizgileriyle de izlenebilen bir dizi düzgün taş sınırına da sahipti. Belki Körfez’i ve Tepekule’ye doğru devam eden karasal geçişi kontrol eden bir gözetleme noktası da olabilirdi. Yer yer dikenli tellerle çevrilmiş alanı uzun süre taradık. Dikkate değer en ilginç obje, bir yanı at nalı şeklinde oyulmuş ve sanki bir başka yüzeye oturacak şekilde basamak gibi şekil verilmiş olan bir kesme taştı. Alanda ok sayıda düzgün yontulmuş başka andezit taşlar da vardı. Bir süre de burç olarak adlandırdığımız bu alanda soluklandık. Acaba gördüklerimizin Mormonda yerleşimi ile ilgisi var mıydı? Yoksa sadece bir askeri karakol niteliğinde gözetleme yeri miydi? Bütün bunları yanıtlamak için daha fazla veriyi gereksinim vardı.

 Ortası delik, andezit kayadan düzgün yontulmuş bir kesme taş daha

Bir başka yapı taşı; bize göre en dikkate değer olanı... 

 Yerleşim bölgesinin izlerinin bulunduğu tepe

Gezginler, burç diye tanımladıkları alanda; arkalarında körfez... 

 Ören yerinde bir başka temel izi

 
Büyükkale altından İzmir Körfezi'ne bakış

 İzmir Akropolü yada Büyük Kale ve İzmir Körfezi

Bulunduğumuz sırttan inerek Akropol yönünde yürümeyi sürdürdük. Aşağıda 4-5 civarında yılkı atı vardı; ama oldukça iyi durumdaydılar. Yanlarına yaklaşınca ürküp bizden uzaklaştılar. Yamanlar Dağı da Spil Dağı gibi çok sayıda yılkı atına ev sahipliği yapıyor. Zamanında yılkıya bırakılmış bu atlar, zamanla çoğalarak yeniden ciddi sayılara ulaşabiliyorlar. Uzun zamandır dağlarda vahşi yaşamın içinde hayatta kalma mücadelesi veren atlar, giderek yabani bir nitelik kazanıyorlar. Genellikle Eğridere, Laka ve Doğançay geçişinde bu atlara sıkça rastlamak mümkün.

 Büyük Kale altında yılkı atları

 Yamanlar irisleri

Körfezin ağzına doğru...

Yılkı atlarıyla karşılaştığımız düzlükten, daha önce Karşıyaka Kaleleri yürüyüşünde ulaştığımız Akropol Tepesi’ne yeniden çıkmayarak Doğançay yönüne kıvrılan toprak yola girdik. Sırtın Doğançay’a bakan yüzünde bir sıra dikilmiş okaliptüs ağacının yanından geçerek ve Doğançay çevresindeki eliptik yayı tamamlayarak, sabah yürüyüşe ilk başladığımız nokta olan çitlerle çevrili kızılçam ormanının sınırına kadar ulaştık. Bu an, bugünkü yürüyüş rotamızın da sona erdiğinin habercisi aslında… Dura kalka; baharın habercisi nebatı inceleyerek epey vakit harcadığımız gün, akşama doğru Doğançay sırtlarında sona eriyor. Geriye kalan ise tatlı bir yorgunluk ve Doğançay’ın üstünde yer alan ören yerine ait kafamızdaki soru işaretleri…

Dipnotlar:
(2)      Karşıyaka üstünde İzmir’in ileri karakolları yazısı için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2013/12/normal-0-21-false-false-false-tr-x-none.html
(3)      Ebruli Turizm 8 Ocak 2011 tarihinde İzmir’in Kaleleri gezisi için Arkeolog Şükrü Tül’ün hazırladığı el notu
(4)      Bayraklı’dan Tepekule’ye, Şükrü TÜL; Heyamola Yayınları-Mart 2011; sayfa:51


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Fotoğraflar: İ.F - M.YC 
Düzenleyen: M.YC



Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe



27 Nisan 2015 Pazartesi

PEŞREFLİ KALESİ’NDE BAHAR



PEŞREFLİ'DEN OSMANCIK'A

27 Mart 2015
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Peşrefli(1), Tire-Ödemiş yolu üzerinde; Aydın Dağları’nın Batı yamaçlarındaki Karakaya’nın eteklerinde yer alan ve Türklerin Anadolu’ya göçlerinin sona erdiği Tire havalisinde bu göçün şifrelerini saklayan özel bir yerleşimdir. En az 700 yıllık bir kara servinin altında yatan Pir Veli’nin varlığı bile bu köyün Anadolu’ya Türklerin yerleşmesi sürecinde ne değerli bilgileri sakladığının bir delili gibidir.(2) Defalarca ziyaret ettiğimiz, geçmişte de birçok yürüyüşümüze başlangıç teşkil eden bu köyün yakınlarında Gökçen Kasabası’na doğru yönelmiş iki küçük tepe yer alır. Bu tepeler, çevrede Peşrefli’nin Küçük Kalesi ve Büyük Kalesi olarak bilinir. Bu tepelerde İlkçağ yerleşimlerinin izleri diyebileceğimiz ana kayaya kazınmış basamaklarla çıkılan belki de bir sunak alanı, duvar temelleri, çok miktarda kiremit döküntüleri, mağara girişleri görülmektedir.

 Kale'den Peşrefli Köyü'nün görünüşü

Peşrefli sırtlarında papatya tarlaları

Peşrefli’nin hemen arkasında Gökçen’e doğru uzanan bu tepelerin sırtlarında uyanan baharın coşkusu da işin cabasıdır aslında. Çeşit çeşit orkideler, kekikler, sarmaşıklar, anemonlar, bembeyaz papatya tarlaları, çiçekleri ve meyveleriyle aynı ağacın dallarını paylaşan bademler daha neler neler; orkide katliamları, fırtına düzeyinde esen ve gezginleri uçurmaya niyetli sert bir rüzgâr ve Osmancık Köyü’ndeki alabalık çiftliğinde bizi bekleyen alabalık ziyafetinin düşleri gibi…

 Peşrefli orkideleri

 Anemonlar

 Peşrefli Kalesi'nin bulunduğu tepe

Peşrefli’den Kalelere doğru

Sabah Tire’de Hasan Hoca’nın Datça’da davetlerde ikram edilen Küllürçe çörekleriyle yaptığımız kahvaltı sonrasında Ödemiş yönüne doğru hareket ettik. Peşrefli yol ayrımından köye doğru saptık. Köye varmadan yol üstünde Peşrefli’nin tarihi mezarlığının hemen yakınında uygun bir yere aracımızı park ettik ve bahçeler arasındaki yolları takip ederek tepelere doğru yürümeye başladık. Yağmurlarla coşan otlar, diz boyu olmuştu. Havada sert bir rüzgâr ve yağmura gebe bulutlu bir hal vardı. İki tepenin arasındaki vadide yer alan zeytinlikler arasından yukarı doğru tırmanan toprak yol, bizi Peşrefli Kalesi’nin bulunduğu büyük tepeye adım adım yaklaştırdı.

Gezginler, Peşrefli Kalesi yolunda...

Peşrefli Kalesi'ne çıkarken solumuzda bıraktığımız Küçük Kale Tepesi

Zambaklar hazırlıkta...

Tepeye doğru zeytin sekilerini birer birer aştık. Ama önümüzde uzanan arazide toprak delik deşikti. Toprakta bir domuzun verdiği tahribatı andıran küçük çukurlar vardı ve hepsinin yanında da yolunmuş orkidelerden kalanlar… Kimisinin tüm yumruları yok olmuş, kimisinin ise bazıları alınmıştı. Bu durum, bize bölgedeki orkidelerin salep ve dondurma için uğradıkları kıyımı hatırlattı. Anlaşılan yakında bu yörede yaygın olarak bulunan orkideleri alçaklarda bulmak imkânsız hale gelecekti; daha sonraları da daha yükseklerdekiler… Böylece bir gün gelecek; Güme Dağı’nın yamaçlarındaki orkidelerin kökünü tümden kurutacaktık.

Orkide katliamları

 Delik deşik edilmiş toprak ve telef edilmiş orkideler

Yaklaşık 300 metrelik tepenin üst düzlemine doğru Peşrefli yönünden gelen bir patika yolla karşılaştık. Yolun hemen altındaki yamaçlarda zeytinlikler yerini makilik alanlara bırakmıştı. Çalıların diplerine saklanmış sarmaşıklar ve kekik ocakları canlanmıştı bile. Sarmaşıkların körpe filizleri akşama güzel bir yemek demekti. Bir kısmımız sarmaşıklar, kalanlar ise kekiklerle ilgilendi.

 Peşrefli orkidelerine bir örnek daha...

 Şu güzelliğe kıyılır mı? Bu da başka bir tür Peşrefli orkidesi

 Son defa; Peşrefli orkidelerine 4.örnek...