///Bu Adhood Reklam Kodu gerektiğinde kullanılacak M.YC ///Bu LOGRO Reklam Kodu gerektiğinde kullanılacak M.YC

28 Ekim 2014 Salı

TİRE’DE BİR SONBAHAR HASADI




SARPÇA’DAN MANASTIR MEVKİİ’NE DOĞRU;
FESATTEPE ALTINDA DOLAŞMALAR


24 Ekim 2014
İbrahim Fidanoğlu

Bu yıl da yaz bitti. Ağustos sıcaklarının Ege’yi epey hırpaladığı günler artık gerilerde kaldı. Birkaç gündür bastıran Ekim yağmurlarından fırsat bulduğumuz bugün, yürüyüş mevsimine merhaba dedik. Amaç, doğadaki yaban hayatın bize armağanı olan yaban mersiniyle, alıç meyvesiyle, ağaç çilekleriyle, kestane ve ceviziyle ve daha aklımıza gelmeyen envai çeşit nice meyvesiyle bir kez daha Tire’nin sırtını dayadığı Güme Dağı’nın yamaçlarında buluşmaktı. Sabah Belevi’deki kahvaltı molası sonrası, rotayı Kral Yolu’nu takiben Tire’ye çevirdik. Yol üstünde uğradığımız Halkapınar Köyü’ndeki, bu yaz faaliyete geçen bir çiftlik ve kır oteli görünümündeki güzel tesiste; sabahın bu erken vaktinde hayat henüz başlamamıştı. Çiftliğin tavukları ve köpekleri dışında bizim geldiğimizi hisseden olmadı. Sabah kahvesi için uğradığımız oteli derinlemesine anlatmayı bir başka zamana bırakarak Tire’ye doğru yola devam ettik.

 Toptepe'den Tire'ye bakış

Bugün Güme sırtlarında; insanlığın avcılık ve toplayıcılıkla geçindiği günlere bir selam gönderdik dersek yalan olmaz. Hasan Hoca’nın Datça’dan getirdiği orfozu saymazsak avcılıkla ilgimiz pek yoktu. Ancak; toplayıcılık derseniz Tire’nin bereketli sonbaharında nasibimiz neyse yeterince aldık doğadan. Toptepe’den başlayan ve kısa aralıklarla süren eden yolculuğumuzun rotasında zaman zaman yürüdük; zaman zaman hasadımız için kısa molalar vererek yolumuza devam ettik.

 Datça'nın orfozu Tire-Toptepe'de...

Toptepe’den sonra Derekahve’ye indik; oradan yönümüzü Kaplan Köyü’nün içinden Güme’nin yükseklerindeki Çukurköy’e oradan da biraz daha alçaklarda yer alan Sarpça Mevkii’ne çevirdik. Antik Larissa Kenti’nin üzerinde yükselen Bizans Kalesi’nin hemen altında kurulu ve neredeyse sadece yaşlıların kaldığı Hisarlık Köyü’nün üstündeki yamaçlarda dolaştık. Ağaç çilekleri ve sandal ağaçları arasında bulduğumuz bir traktör yolundan, daha önceleri birkaç kez Yörükler Mevkii’nden ulaştığımız Manastır Mevkii’ne indik ve çıktık. Sarpça’dan Pers Satrapı Gamerses’in savunma kalesinden kalan harabelerin bulunduğu Fesattepe altındaki Yarbaşı Mevkii’nde sonlanan stabilize yolun en sonundaki Dibekçiler Yörüklerinden bir ailenin oturduğu son eve kadar devam ettik. Burada uzun soluklu bir mola sonrası, vardığımız son nokta Hisarlık Köyü’nün harabeye dönmüş tarihi camisi oldu.

 Silkilen kestaneler gömüde...

 Gezginler kestane ağaçlarının altında dip "taraş"ında...
Şehrin baskısından dağların en yükseklerine çekilen alıç zamanını kaçırmıştık, ama Sarpça sırtlarında sandal ağaçlarıyla birlikte sık çalılıklar şeklinde yayılmış ağaç çilekleri turuncudan kırmızıya dönmüştü bile. Çukurköy’den Sarpça’ya doğru kıvrıldığımızda karşılaştığımız yolun üstünde ve altında uzanan yamaçlar tamamen kestaneliklerle kaplıydı. Çoğu silkelenmişti. Neredeyse hepsinin; yörede “taraş” adı verilen diplerindeki kestanelerin toplanması işlemi de tamamlanmıştı. Ama yine de ağaçların altlarındaki alanda, nefsimizi körleyecek kadar kestane vardı.

Kestanenin dikenli hali ve gezgin

 Biraz ilerde Sarpça’nın ovaya bakan evlerinin arasından geçtik ve ağaç çilekleriyle kaplı yamaca doğru devam ettik. Yamaçta belli bir alan; sandal ağaçları, mersinden daha küçük çaptaki meyveleriyle dikkat çeken kesik çalıları ve ağaç çilekleriyle kaplıydı. Semt pazarlarında kâğıttan külahlarda eser miktarda satılan ağaç çileklerinin dünyasına dalmıştık bir kere. Dalından koparıp yiyerek, reçellik marmelatlık deyip sarıdan turuncuya, turuncudan kırmızıya değişen renkleriyle; ağaç çileklerini toplayıp seyrederek bir hayli zaman geçirdik sık çalılar arasında.

 Sarpça'dan Tire'nin görünüşü

Sarpça yamaçlarında ağaç çileği hasadı

 Sarıdan kırmızıya rengarenk ağaç çilekleri

 Çok sarp değil ama sarpça; işte Sarpça yamaçları



Sarpça yamaçlarında keçilerin dayanamadığı kesik çalıları ve yaban mersinini andıran meyveleri

Gezginler, Sarpça'dan Manastır Mevkii'ne inen traktör yolunda...

Ağaç çilekleri ve sandal ağaçlarıyla kaplı makilik alanın arasından aşağıya doğru inen traktör yolunu takip ederek, yaklaşık bir kilometre sonra yörede Manastır Mevkii olarak bilinen ve asırlık çınarlarla kaplı ören yerine ulaştık. Daha önceden Yörükler Mevkii’ne giden asfalttan ayrılarak ulaştığımız bu alan, definecilerin açtığı çukurlarla ve dev çınar ağaçlarıyla kaplıydı. Manzara o eski günlerden farklı değildi. Tek fark, artan çukurların sayısıydı. Çınarların altındaki basit çeşmenin ön duvarının ucuna iliştik. Sessizliğin senfonisini dinledik bir süre… Bölgenin yerel anlatımda manastır sözcüğü ile birlikte anılmasının bir arka planı olsa gerek. Defineci çukurları da bunu ele veriyor olmalı. Tire çevresindeki Aydın Dağları’nın bağrında saklı birkaç manastır hikâyesinden birisi de bu mekâna gömülü kalmış yüzyılların ardında.(1)

 Manastır Mevkii

 "Manastır"da var bir çeşme; ama o çeşme değil bu çeşme...

Manastır Mevkii'nde defineci çukurlarından biri

Manastır'ın asırlık çınarları

Manastır Mevkii’nden yeniden Sarpça’ya doğru tırmandık. Asfalta ulaştığımızda Gamerses’in Kalesi’nin yer aldığı Fesattepe’nin alt düzlemine doğru ilerledik. Yakınlarda asfaltlanan yol boyunca makilik alanlar yer yer sıyrılmıştı. Bir çapanoğlu da buralara uğramış olmalıydı. Yola devam ettik.

 Yol üstünde çiğdemler

Yağmurla uyanan siklamenler

Sarpça sırtlarında incir ağaçlarının güzelliği

Asfalt, Fesattepe’nin hemen altında; Yarbaşı Mevkii’nde yer alan son evin dibinde sona eriyordu. Yerel malzeme ile örülmüş ev ve müştemilat nerdeyse bir kompleks görünümündeydi. Evin güler yüzlü sahibesi, bizi büyük bir konukseverlikle karşıladı. Dibekçiler Yörüklerinden olduklarını öğrendiğimiz evin sahibesi, gözle kaş arasında; hemen elinde bir tepsiyle çıka geldi. Önümüze bir tepsi içinde elma ve üzüm; biraz sonra da bir demlik çay geliverdi hemen. Bu kısacık zamanda nasıl da demlenmişti çay? Ceviziydi, daldaki ahlatıydı derken tatmadığımız meyve kalmadı. Evden ayrılırken, dağın başında hiç tanımadığı insanlara karşı, Tanrı misafiridir düşüncesiyle; bu ince konukseverliği gösterebilen tertemiz yürekli Yörüklere minnet duyguları içinde veda ettik.

 Yarbaşı Mevkii'nde mola anı

Gezginler, sirke yapmak amacıyla elma hasadında...

Dönüş yolunda Sarpça’dan Hisarlık Köyü’ne doğru yürüdük. Hisarlık’a varmadan kocaman ağaçlara dönüşmüş bir yaban mersini kolonisi, üzerinde olgun mersin üzümleriyle bizleri bekliyordu. Üstündeki mersin üzümlerinin ağırlığından kıvrılmış dökülmüş dallarının arasında kaybolduk gittik. Kan şekerini düzenleyen etkisiyle tıbbi bitkiler içinde kabul gören mersin, günümüzde kültür bitkisi olarak da yetiştiriliyor. 

 Yarbaşı'nda yaban mersinlerine ulaşabilme çabası

 Yaban mersini kolonisi

Mersin üzümlerinden kaldırdığımız hasatla daha bir zenginledi yükümüz. Son uğrak noktamız ise, Hisarlık Köyü’ndeki harabe haline dönüşmüş 18.yy. yapısı tarihi cami oldu.

 Hisarlık Camisi'nin 2007'deki hali 
(Mart 2007'de İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.)

Hisarlık Camisi'nin 2014'deki hali

 Caminin giriş kapısı
(Mart 2007'de İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.)

Caminin kitabesi
(Mart 2007'de İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.)

 Caminin arka duvarında yer alan duvarcı ustalarının imzası anlamındaki desenler
(Mart 2007'de İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.)

 Caminin kadınlar mahfilinin 2014 yılındaki hali

Caminin içi ve minberin 2014 hali

Hisarlık Camisi'nin avlusundaki tarihi çeşmenin 2014 hali

Arka duvar köşe detayı ve duvarcı ustalarının imzaları; 2014 hali 

Hisarlık Köyü içinde, harap vaziyetteki ahşap cami, mihrabında yer alan barok süslemeler, ahşap minberi ve doğanın tahribatına teslim olmuş çökmekte olan ahşap çatı ve onun üzerini örttüğü son cemaat yerine girişte yan yatıp yıkılmış mavi boyalı tahtadan parmaklıklı kapı zamane ziyaretçilerine esen rüzgârla birlikte derdini fısıldar gibidir. Caminin avlusundan dolanarak ulaşılan arka duvarının üzerinde; camiyi yapan duvarcı ustalarının bir anlamda imzasını temsil eden tuğla malzemeden yapılmış balık sırtı ve dairesel desenler dikkat çekicidir. Yıllar öncesinde benzer bir harabiyet içinde bulduğumuz caminin bugünkü hali, artık tamamen yıkılıp yok olma noktasına ulaşmış durumdadır. Ata yadigârı bu tarihi mirasımızın göz önünde yok olup gitmesi ve yıllarca bu duruma merkezi ve yerel yöneticilerin kayıtsız kalmaları, bu anlamda oldukça manidardır. Muhafazakârlık adına ülkede koparılan fırtınaların esintisinin bu yıkıntılara ilaç olması beklenebilir mi? Kim bilir?

Yağmur bulutları, Tire’nin üstünde akşama doğru iyice yoğunlaştı. Gün boyu bize özgürce hareket etme olanağı sağlayan hava, meteorolojik öngörülere uygun bir şekilde yağmura döndü. Toptepe’de Datça’dan gelen orfozla tamamlanan akşam, Tire’deki yürüyüş sezonunun şanına yakışır bir başlangıçla sona erdi. Şimdi gitme zamanıydı. Tireli dostlarla vedalaşarak İzmir’e doğru hareket ettik.

Dipnotlar:
(1)     Bir başka manastır rotası için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/05/tire-egridere-vadisinde-manastir.html
(2)    Fotoğraflar, yazıda belirtilenler dışında gezi anında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.



Yazan: İbrahim Fidanoğlu 
Düzenleyen: M.YC





30 Eylül 2014 Salı

STRATONİKEİA YADA ESKİHİSAR



KARİA’DAN SELEVKOSLAR’A
AŞKIN VE HÜZNÜN KENTİ
23 Nisan 2014
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Baharın yaza döndüğü günlerdendi. Yakın tarihimizde; Ulusal Egemenlik ateşinin tutuşturulduğu gün olan 23 Nisan’da Bafa Gölü’nün kıyısını takiben ulaştığımız son nokta; Karia’nın kalbindeki benzersiz ören yeri Stratonikeia idi. Muğla-Milas yolundan ne zaman geçsek asla uğramadan edemediğimiz, her geçişimizde son kazılarda neler ortaya çıktı diye acayip meraklandığımız bir yerdi bizim için Stratonikeia… Bu kez arayı epey açmıştık; öğleye yaklaşan bir zamanda; yazı aratmayan kavurucu sıcağın ortasında Karia’nın o müstesna mekânına ulaştık.

 Eskihisar'ın girişindeki köy meydanı

 Köy girişindeki konfor alanı; kahvehaneden bir görünüm

Stratonikeia, Büyük İskender’in ardıllarından Selevkoslar’ın egemenliğinde bir büyük aşk öyküsü ile öne çıkan; bugün artık o dönemden kalma ismi ile anılan ve ağırlıklı olarak neredeyse tamamı mermerden yapılmış çok önemli bir Karia yerleşimi. Hekate ve Zeus’a adanmış iki büyük kutsal alanın bulunduğu kentin en önemli yapılarından olan dev Gymnasion’un ise dünyada bir başka eşi benzeri olmasa gerek. Kenti özel kılan nedenlerden birisi de; Karialıların zamanında bir hac mekânı olan Tanrı Zeus’a adanmış Zeus Khrysaoreus Tapınağı’nın burada yer alması. Kentin bir başka güzelliği ise, 1952 yılında yörede yaşanan deprem ve yakınlarında yer alan Yatağan Termik Santralını besleyen linyit kömürünün çıkarılması uğruna yeri değiştirilen Eskihisar Köyü’nün ruhunun, hala taş döşeli ıssız sokaklarında dolaşıyor olması. 

Köyün girişindeki  19.yy.yapısı Şaban Ağa Camisi

Antik zamanların mimari yapılarıyla hemhal olan Osmanlı dönemine ait sivil mimari örnekleri üzerinden, yakın zamana dek süren kasaba hayatının izlerini görmek mümkün. Osmanlı dönemine ait feodal zenginliklerin serpilip geliştiği bu topraklarda o günkü yaşamın sırlarını fısıldayan ağa konaklarının zamanın yıpratıcılığına direnen halleri, bugünün sessiz tanıkları gibi duruyor orta yerde.

 Stratonikeia Kent Planı

Köyün girişinde yer alan meydan, ziyaretçilerini yaşlı çınar ağacının altındaki gölgelik alanda ağırlamaya her daim hazır gibi. Bu soluklanma anında; mekânın her zamanki sessizliği ve tek edilmişlik hissi, insanı ele geçiriveriyor hemen. Ama ne gam; yaşananların hatırasına dair sinmiş olan bir şeyler var şimdi hala; kırık dökük yapıların duvarlarında, yoldaki parke taşların arasında, yaşlı çınarların rüzgârla savrulan yapraklarında; velhasıl köyün her hücresine nüfuz etmiş her şeyde…

 Roma Hamamı-1'in hemen yan arkasında yer alan tarladaki bir kapı lentosu

Stratonikeia’nın Kısa Tarihçesi

Stratonikeia, kuruluşu aslında M.Ö. 8.yy. kadar uzanan eski bir Karia yerleşimi. Karia Ülkesi’nin milli tanrısı Zeus Khrysaoreus’a adanmış kutsal tapınağın varlığıyla Karia Ülkesi’nde ayrı bir öneme sahip kent, Karia’nın ismi ile özdeşleşmiş Khrysaoreus (1) ve daha sonraları da İdrias ismi ile anılmış. Tarihçi Pausanias’a göre II. Karia Federasyonu bu kentte toplanmış.

 Köyün girişinde yer alan kahvehane ve Osmanlı sokağına bir örnek

 Roma Hamamı ve Doğu Batı aksında yer alan Cardo Maximus'un sütun parçaları

Antik Çağın büyük gezgini, coğrafyacı Strabon ünlü eseri Geographika’da Stratonikeia’dan şöyle söz ediyor:

Stratonikeia, bir Makedonyalılar yerleşmesidir. Burası da krallar tarafından kıymetli ilavelerle süslenmiş ve geliştirilmiştir. Stratonikeialıların kentinde iki tapınak vardır. Bunlardan en ünlü olanı Hekate’ninki, Lagina’dır(2) ve her yıl çok sayıda festival topluluklarını kendine çeker. Bir de kentin yanında, bütün Karialıların genel mülkiyetinde bulunan ve hem kurban sunmak hem de ortak çıkarlarını görüşmek için toplandıkları Zeus Khrysaoreus’un tapınağı vardır. Köylerden meydana gelen birlikleri “Khrysaoreon” olarak adlandırılır. En çok köyü temsil edenin, seçimde tercih hakkı vardır, örneğin; Keramos halkının olduğu gibi. Her ne kadar Karialı kökünden değillerse de Khrysaoreon birliğine ait köyleri olduğundan Stratonikeialıların da birlikte bir payları vardır. Burada babalarımızın zamanında dikkate değer bir adam doğmuştu. Katokas takma adı olan Menippos. Cicero, yazılarından birisinde onunla Ksenokles’i(3) ve son zamanda yetişmiş diğer konuşmacıları kıyaslayarak onu, dinlediği Asialı konuşmacıların hepsinin üstünde alkışlar.”(4)

Propylon kıyısındaki; Kuzey Kapısı'na doğru ilerleyen Osmanlı döneminden kalma enfes bir sokak; bir zaman sıçraması sanki...

Büyük İskender’in M.Ö. 333-334 yıllarında Batı Anadolu’ya gelişiyle bu topraklardaki Pers işgalinin ve Satraplık Yönetimi’nin sonlandırılmasıyla Stratonikeia da Makedonya İmparatorluğu’nun egemenliğine girer. Ancak; Asya Seferi dönüşünde Büyük İskender’in Mezopotamya topraklarında ölümüyle, komutanları arasındaki güç kavgası esnasında kent sık sık el değiştirir. M.Ö. 281 yılındaki Korou Pedion Savaşı’ndan sonra bölge Büyük İskender’in ardıllarından Selevkosların eline geçer.

 Propylon'a ait olduğu düşünülen bir friz

Kent, tarihi kaynaklara göre Karia yerleşiminin üstüne; M.Ö. 276 yılında I.Seleukos’un karısı Stratonike adına; Kralın oğlu I. Antiokhos tarafından kurulur. Kentin bugüne kadar ulaşan ve bir aşk hikâyesiyle bezenmiş kuruluş söylencesi şöyledir:

 Kuzey Kapısı'na doğru ilerleyen sokaktan bir başka görünüm

Kralın ilk karısından olma oğlu I.Antiokhos, üvey annesi Stratonike’ye aşık olur. Bir süre kral babadan gizli bir şekilde devam eden bu büyük aşk, prensin aşkından yataklara düşmesi ile ortaya çıkar. Yaşlı kral, hekimler kanalıyla oğlunun aşk hastalığına tutulduğunu öğrenince, karısı Stratonike’den ayrılır ve eski eşini oğluna bırakır. Bu olay sonrasında da Antiokhos I, aşkının simgesi olarak onun adına Stratonikeia Kenti’ni kurar.

 Bouleuterion'a giderken ağa konaklarından biri

Tarihçilerin bu noktada yaptıkları yorum ise daha farklıdır: Çünkü Karia Birliği’nin merkezi konumundaki İdrias yerleşiminin Selevkoslar tarafından kontrolüne dönük olarak gerçekleştirilen bu hamle, tamamen bölgenin dini ve siyasi olarak Suriye Krallığı’nın (Selevkoslar Hanedanlığı) egemenliğine geçişi ile ilgili bir husus olarak değerlendirilmektedir.

 1995 yılına kadar Kazı Evi ve Müze Deposu olarak kullanılan Hasan Sar Evi'nin "koca kapı"sından bahçeye ve bahçedeki havuza doğru bir bakış

Roma İmparatorluk Döneminde önemini koruyan kent, bölgedeki bayındırlık ve imar faaliyetlerinden nasibini alır. Özellikle Erken İmparatorluk Dönemi ve M.S. 2.yy.daki yapılaşmalar, bu kapsamda değerlendirilmektedir. Kent, Bizans döneminde Afrodisias’a bağlı bir piskoposluk olarak varlığını sürdürür.

 Hasan Sar Evi

12.yy.dan itibaren Türkmenlerin bölgeye gelişleri ile birlikte demografik hareketler ve kentin sessizliğe bürünmesi yeni bir dönemin habercisi gibidir. Bölgede Beçin Kalesi ve Balat çevresinde tutunan Menteşe Beyliği’nin güç kazanması ile birlikte Stratonikeia’da Türklerin ağırlıklı olarak yerleşimi öne çıkar. Köyün hemen girişindeki 14.yy.dan kalma hamam yıkıntısı ve Geç Osmanlı Döneminden (18 ve 19.yy.lar) kalma eski bir cami ile devşirme malzeme kullanılarak yapılmış ağa konaklarının örnekleri, Beylikler ve onu takiben Osmanlı Dönemine ait yaşamın tanıkları olarak günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Hele köyün girişinde yer alan; çınar ağaçlarıyla kaplı; kahvehane, çeşme ve köy odasının da bulunduğu köyün meydanı, Eskihisar Köyü’nün eski zamanlarındaki yaşamın ipuçlarını verir gibidir.

 Böyle bir güzellik var mı? Eskihisar'ın terk edilmiş sokaklarından biri...

Eskihisar Köyü, 1952 yılında yaşanan depreme kadar Cumhuriyet döneminde de sosyal hayatın devam ettiği bir mekân olarak dikkat çekmektedir. Ancak, bu depremle birlikte, önce 1 km kadar kuzeybatıya; Yatağan Termik Santralına kömür sağlayan linyit ocaklarının açılmasıyla birlikte ise, 2 km daha batıya taşınmış ve bugünkü Milas-Muğla karayolunun üstündeki bulunduğu yerde konumlanmıştır. Bugün ören yerindeki eski yerleşimde hala 5 aile yaşamını sürdürmektedir.

 İlkçağ'dan kalma bir cadde; yaşlı bir zeytin ağacı ve ören yerinde bugüne ait bir çeşme

Stratonikeia’ya, pek çok ören yerinde olduğu gibi 19.yy.da pek çok Batılı gezginin uğramasına karşılık; kentte sistematik kazılar, 1977 yılında Prof. Dr. Yusuf Boysal başkanlığında başlamıştır. Bu ekibin çalışmaları 1997 yılına kadar sürmüş; daha sonra 2003-2006 yılları arasında bölgede Prof. Dr. M.Çetin Şahin başkanlığında kazı ve araştırma faaliyetleri yürütülmüştür. Bugün Stratonikeia’daki kazı ve restorasyon çalışmalarını, Pamukkale Üniversitesi’nden Prof.Dr. Bilal Söğüt başkanlığında bir ekip yürütmektedir.

 Kuzey Kapısı'na doğru bir üç yol ağzına konumlanmış köyün bir başka meydanındayız.

Stratonikeia’dan Eskihisar’a kalanlar

Bugün Stratonikeia harabeleri, terk edilmiş Eskihisar Köyü’nün içinde yer alıyor. Muğla-Milas Karayolu, nerdeyse antik kentin tam içinden geçiyor. Bunun en önemli delili, Yatağan Termik Santralına doğru hemen karayolunun sağındaki tepenin eteklerinde yükselen antik çeşme kalıntısı. Karayolundan ayrılan ve aşağıya doğru yönelen yol, sizi Eskihisar Köyü’nün meydanına ulaştırıyor. Stratonikeia Ören Yeri, bir yandan Selevkoslar ve Roma Döneminden kalma İlkçağ’ın eşsiz mimari eserleri, diğer yandan ise Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki sosyal yaşamın örneklerini ve dokusunu barındırması açısından az sayıdaki antik yerleşimden biri olarak dikkat çekiyor. Buna benzer bir yerleşim olarak aklıma Kütahya-Çavdarhisar’daki Azonai yerleşimi geliyor. Orası da bugün hala içinde sürmekte olan sosyal bir yaşamın varlığı ve uygarlık katmanlarının iç içe geçmişliği ile öne çıkıyor. Belki Teos da benzer bir yerleşim olarak sayılabilir; ancak Teos’un yazlıkçıların ve sayfiye turizminin ciddi tehdidi altında olduğunu da söylemek gerek.

 Kuzey Kapısı'nda kullanılmış bir alınlık üzerinde yer alan friz

Stratonikeia, yapılan kazılarda elde edilen bilgilere göre ızgara planlı bir kent olarak inşa edilmiş olmalıdır. Kentin bilinen yapıları; sur duvarı, anıtsal çeşmesi ile birlikte şehir kapısı ve devamında sütunlu cadde, gymnasion, bouleuterion, hamam, tiyatro, tapınak ve su yapısıdır. Ayrıca Beylikler Dönemi’nden bir hamam ile 19.yy.dan kalma bir cami, sokak dokusu, kahveler, evler ve dükkânlar bulunmaktadır. Kente sahip olduğu önemin atfedilmesine neden olan Zeus Khrysaoreus Tapınağı’nın ise nerede olduğuna dair bir kanıt bugüne kadar elde edilememiş durumdadır

 Duvarlarında Stratonikeia Antik Kenti'ne ait mimari parçaların kullanıldığı eski bir köy evi

Stratonikeia’nın ilk yerleşimi, şimdiki kentin güneyinde yer alan Kadı Kulesi Tepesi’nin kuzey yamaçlarında, Hellenistik ve erken Roma kenti ise tepenin eteklerinde kurulmuştur. Antik kent surları yaklaşık 3,5 km uzunluğunda olup, M.Ö.4.yy.a tarihlenir ve surlar, tiyatronun arkasında birleşerek kenti çevirir. Strabon’a göre, antik Karia’nın en önemli kentlerinden biri olan Stratonikeia, tamamıyla mermer kullanılarak inşa edilmiş bir kenttir.

 Kuzey Kapısı'na giden Osmanlı döneminden kalma köyün eşsiz sokaklarından birindeyiz.

Propylon ve Doğu Batı yönündeki Sütunlu Cadde; Decumanus Maximus
Son yıllarda yapılan kazılarla kentin görünümü oldukça değişmiş. Kenti ikiye bölen doğu-batı yönündeki ana caddesi decumanus maximus’a açılan Propylon ve önündeki çeşme yapısı, tamamen ortaya çıkarılmış durumda. Kapının açıldığı sütunlu cadde ve tabanında yer alan mermer döşemeler tamamen ortaya çıkarılmış durumda. Bu kentin ihtişamını daha belirgin hale getirmiş.

 Propylon; doğu batı yönündeki caddenin girişi

Propylon, Köy Meydanı’nın biraz ilerisinde, Gymnasion’un doğusunda, Osmanlı döneminden kalma döşeme yolun ikiye ayrıldığı bir noktada yer almaktadır. Kenti doğu-batı yönünde ikiye bölen sütunlu cadde hemen bu kapının dibinden başlar.

 Doğu-Batı yönündeki kentin büyük caddesi; cardo maximus

Kazı bilgilerine göre; Gymnasion’un, M.Ö. 2.yy.da, Propylon’un ise Augustus döneminde inşa edildiği belirtilmektedir. Propylon’un sütunlarının ikisi üzerindeki yazıtlar, imparatorlar I.Valentinianus (364-375) ve I.Theodosius (379-395) ile ilgilidir. Yazıtlara göre; sütunlarının her ikisinin de bu dönemde ayakta oldukları anlaşılmaktadır.

 Doğu Batı yönünde ilerleyen caddenin sütunlarla kaplı bölümü

Kuzey Güney yönündeki Sütunlu Cadde; Cardo Maximus
“Kuzey Şehir Kapısı önündeki meydanın güney orta kısmında, kent merkezine doğru devam eden, 8,70 m genişliğinde, sütunlu cadde başlamaktadır. Sütunlu caddenin başlangıcında, şimdilik ismi kesin olmayan kentin önemli kişilerinden birisine ait bir anıt bulunmuştur. Kapının önünde etrafını 8 anıtsal Korinth sütunun çevirdiği, batı kenarında dükkânların da bulunduğu yaklaşık 42 m genişliğinde bir meydanlık vardır. Burası dışarıdan kente girenlerin ve kent içinden gelip çeşmeyi kullanmak isteyenlerin toplandığı alan görünümündedir.

 Kuzey-Güney yönündeki sütunlu cadde; decumanus maximus

M.S. 2. yy ortaları ve sonrasında yapılan Şehir Kapısı ve Cadde başlangıcı ile ilgili düzenlemelerinin tamamında, anıtın olduğu şekilde korunmasına özen gösterilmiştir. Bir depremle yıkılan kapı ve caddenin bulunduğu yere Bizans Dönemi’nde kent içinden toplanan mimari elemanlar ile yeni yapılar ve sütunlu cadde inşa edilmiştir.”(5)

Kuzey-Güney yönündeki caddeden bir başka görünüm; sütun başlıkları Korinth tarzı...

Kuzey Şehir Kapısı ve Çeşme
Kuzey sur duvarı üzerinde bulunan Kuzey Şehir Kapısı, Stratonikeia ile Hekate Tapınağı’nın bulunduğu Lagina’yı birbirine bağlayan kutsal döşeme yolun başında yer almaktadır. Bu anlamda kapının hem kente giriş, hem de törensel açıdan büyük önemi bulunmaktadır. Kentin içine doğru sekiz Korint sütunla kaplı kuzey güney yönündeki ana cadde de bu kapının hemen içinden başlar.

Kuzey Kapısı'nın kemerli girişlerinden biri ve anıtsal çeşme kalıntıları

Kuzey Kapısı'nın kemerli girişinin altındayız.

 Kuzey Güney yönündeki sütunlu cadde ve bir Korinth başlığı

Kuzey Şehir Kapısı oldukça büyük yapılmıştır ve her iki yanında kemerli girişler bulunmaktadır. Kentin içine doğru bakan kemerli iki girişin arasında yarım havuzlu anıtsal bir çeşme yer alır. Anıtın iki katlı sütunlar ve heykellerle süslenmiş cephesi Korinth düzenindedir. Kazı Ekibi’nin verilerine göre; kalıntı ve mimari elemanlara göre, kapının 42,5 metre genişliğinde ve 14,2 metre yüksekliğinde olduğu ve M.S. 140 depreminden sonra Geç Antoninler-Erken Severuslar döneminde yapılmış olduğu belirtilmektedir.(11)

Kuzey Kapısı önlerinde Roma Dönemi svestika mozayiği

Gymnasion
“Yerleşimin kuzey suruna yakın ve kuzey kent kapısının güneybatısında, kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı inşa edilen gymnasion, büyük ölçekli bir yapıdır. Stratonikeia’da 1977 yılında ilk kazma vurulan yerlerden birisi burasıdır.

 Gymnasion'un ortaya çıkarılan kuzey yönündeki kalıntıları

 Gymnasion; yarım daire şeklinde tasarlanmış iç mekanlardan birinde yer alan mimari parçalar

Bugüne kadar yapılan kazılarda; kuzey kenardaki mekânlar açığa çıkarılmıştır. Dar cepheyi oluşturan kuzey kenar 105 m genişliğindedir. Yapının toplam uzunluğunun 180 m olduğu tahmin edilmektedir. Bu şekli ile bilinen en büyük gymnasion’dur.

 Gymnasion; genel görünüş

Gymnasion'un kuzey-güney eksenindeki duvarından bir bölüm

Arkeolojik ve epigrafik buluntulara göre gymnasionun M.Ö. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde inşa edildiği, Augustus ve M.S. 2. yüzyılda Antoninler Dönemi’nde yeni düzenlemeler ve yenilemelerin yapıldığı anlaşılmaktadır.”(6)

Bouleuterion
Bouleuterion, kent merkezinde doğu-batı yönünde yerleştirilmiş, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Avlu kısmının kazısı tamamlanmamıştır. 24,95x29,80 m ölçülerindeki batı kenarında yarım daire şeklinde oturma basamakları ve bunun doğusundaki alanda da avlusu vardır.

 Bouleuterion'a girerken

Yapının kuzey anta duvarının iç cephesinde Grekçe, dış cephesinde ise Latince yazıtlar vardır. Yazıtlarda; Roma Dönemi’nde Stratonikeia’da satılan mallar ve bunların fiyatları Grekçe ve Latince olarak kayıt altına alınmıştır. Böylelikle kent içindeki satışlar kontrol altında tutulmuş ve olması muhtemel enflasyon önlenmiştir. Yapı, mimari eleman ve süslemelerine göre M.S. 1. yy başlarından olmalıdır. Bouleuterion’un güney duvarında bulunan bitkisel süslemeler ve yazıtlar son dönem kullanımı ile ilgilidir. Buradaki yazıtlardan en eskisi Ekim-Kasım 1608’e tarihlenmektedir.”(7)

Bouleuterion

 Bouleuterion; doğudan genel görünüş

Stratonikeia Kenti’nin kalıntılarına ulaşmak için; eski evlerin bahçe duvarları arasındaki sokaklardan yürürken, zamanın ağa konakları ve gösterişli evlerinin yanından geçilir. Baharda bahçe duvarlarının üstünden sarkan pembe yada kırmızı renkli güllerin yüzlercesi başınızı döndürebilir. Sessiz sokaklarda ne bir ayak sesi, ne bir yaşam belirtisi; ebedi sessizlik sanki ele geçirmiştir Eskihisar’ın sokaklarını. Ağa konaklarının yüksek duvarlarının arkasından bazen fırlayan bir kedi yada vızıldayan arılar bu sessizliği böler. Sonra her şey eskisine döner Eskihisar’da…

 Kepenkler kapalı, her yerde bir terk edilmişlik hissi egemen; bahar bile dağıtamıyor bu havayı Eskihisar sokaklarında...

 Kuzey Kapısı'na doğru zamanda bir an; köyün diğer meydanlık alanı

 Tiyatroya giden yol

Tiyatro
Kentin güney yönünde Stratonikeia’nın oldukça dik tiyatrosu yer alır. Son derece güzel bir patika yoldan ve devşirme malzeme örgülü duvarlarla böğürtlen çalıları arasından geçilerek tiyatronun sahnesinin bulunduğu düzleme ulaşılır. 

 Stratonikeia'nın sokaklarında bahar ve güllerin güzelliği

Pembe güller senfonisi

Kentin tiyatrosu, güneyde Kadı Kulesi Tepesi’nin başladığı yamaca yerleştirilmiş. Burası kentte Hellenistik Dönemden varlığı bilinen yapılardandır. Doğal yamaca Grek tipinde, çift diazoma(8) inşa edilen tiyatronun oturma sıralarının bulunduğu cavea kısmı kuzeye bakıyor. Hellenistik dönemde var olan tiyatro, Roma İmparatorluk Döneminde bazı eklemeler ve değişikliklerle yenilenmiş. Özellikle Augustus ve hemen sonrası dönemde yapıda büyük değişiklik olmuş. Bu dönemde Hellenistik sahne binası yıkılarak yerine üç katlı scaenea frons(9) inşa edilmiş. Tiyatronun bugünkü durumu esas alındığında yaklaşık 15.000 kişilik bir kapasitesinin olduğu söylenebilir.(11)

Stratonikeia Kenti'nin 15.000 kişilik Greko-Romen tiyatrosu

Tiyatronun oturma sıraları ve sahne yapısından kalanlar

Sahne ve sahnenin arkasında Roma döneminde üç katlı olarak inşa edilmiş yapıdan bugüne kalan mimari parçalar

Eski Kazı Evi ve Müze Deposu
1999 yılına kadar kazılarda çıkarılan mimari parçaların konulduğu bir depo işlevi gören Hasan Sar Evi; iki katlı yapısı, kırma çatısı ve ortasında bir havuzun yer aldığı geniş bahçesiyle zamanının tipik bir ağa konağı görünümündedir. Bahçeye iki kanatlı geniş bir kapıdan girilmektedir. Kırma çatılı binanın malzemeleri moloz taş, antik mermer parçaları ve tuğladır. İki katlı olan ev zemin seviyesinde geniş bir avlu ve onun yan kenarında bir mutfağa sahiptir.(11)

Eski Kazı Evi (Hasan Sar Evi)

Hasan Sar Evi'nde zamana direnenler; bir incir ağacı, Korint sütun başlığı ve sıvası dökülmüş eski bir duvar...

Şaban Ağa Camisi
“Cami; Köy Meydanı’nın batısında, Selçuk Hamamı’nın hemen kuzeyindedir. Yaptıranından dolayı Şaban Ağa Camii olarak adlandırılmıştır. Kitabesine göre 1876 (Hicri 1293) yılında yeniden inşa edilmiştir. Birçok tamirat geçirmiş olmasına rağmen, günümüze kadar sağlam gelebilmiştir. Evliya Çelebi’nin bahsettiği Tabakhane Camii/Sulu Camii olarak bilinen yapının olduğu yere inşa edilmiş olmalıdır. Ayrıca Hilair’in gravüründe burada üzeri kubbeli, tek şerefeli minaresi olan bir caminin varlığı görülmektedir.

 Şaban Ağa Camisi; 19.yy.yapısı

Şaban Ağa Camisi'nin restorasyonu yeni tamamlanmış iç mekanı

 Gezgin Hilair'in gravürü(12)

Camii’nin kuzeye açılan girişinde, sekiz ahşap sütunla desteklenmiş ahşap tavanlı bir revak şeklinde “son cemaat mahalli” bulunmaktadır. Dörtgen bir plan şeması olan camii, 14,80x14,80 m ölçülerinde kare bir harim kısmına sahiptir. Caminin içerisi dört duvara yerleştirilen 16 pencere ile aydınlatılmaktadır.”(10)

Halk arasında Selçuklu Hamamı diye bilinen Beylikler döneminden kalma hamam yıkıntısı

 Selçuklu Hamamı'nda Türk üçgeni uygulaması örneği (kubbeden kare tabana geçiş)

Selçuklu Hamamı; dış cephe

Kuzey Kapısı'na doğru; sessizliğin sesi kulaklarımızda...

Yakınlardaki linyit yatakları delik deşik edilmiş; hepsi Yatağan’ı nefessiz bırakmış termik santralı beslemekle meşgul. Maden faaliyetleri, Hekate Tapınağı’na giden kutsal yolun izlenebilirliğini ortadan kaldırmış artık. Kömür ocaklarının baskısı Eskihisar’ın üstüne çökmüş bekler. Kentin binlerce yıllık hafızasından bugün neler kaldı geriye? Arnavut kaldırımlı Osmanlı sokaklarının kesiştiği sessiz meydanlarda akan, akmayan çeşmeler neler fısıldar ziyaretçilerinin kulağına? Ah bir bilsek?

 Stratonikeia yolculuğu başladığı yerde biter; yani köyün o muhteşem meydanında...


Dipnotlar
(1)    Altın kılıçlı anlamında; Karia’nın Zeus’u; Zeus Khrysaoreus’un çift ağızlı balta ve altın kılıçlı temsil edilen hali
(2)   Yunan Mitolojisinde yer alan tanrıçalardan biri; bir yandan ay ve gece ile; diğer yandan ölüler, yer altı ve büyücülükle ilişkilendirilmiştir. Kendi adına tesis edilmiş antik çağın önemli kült merkezi Hekate Tapınağı’nın yer aldığı Lagina Antik Kenti bugün Yatağan yakınlarındaki Turgut Kasabası’ndadır.
(3)   Antik Çağın Adramytteion (Bugünkü Edremit) Kenti’nde doğmuş, Çiçero’nun çağdaşı ünlü bir hatip
(4)  Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV); C660, paragraf:25, sayfa:186;1993-Arkeoloji ve Sanat Yayınları; Çeviren: Prof.Dr.Adnan PEKMAN
(8)  Tiyatroda oturma basamaklarını yatak olarak bölen yürüyüş yolu
(9)  Roma tiyatrosunun sahnesinin arkasında hemen yer alan ve özenle dekore edilmiş, birkaç kattan oluşan sahne arkası yapısı
(11)Stratonikeia Ören Yeri’nde yer alan açıklama levhalarındaki bilgilerden yararlanılmıştır.
(12)         Hilair gravürü http://stratonikeia.pau.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=50&Itemid=70 adresinden alınmıştır.
(13)         Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi esnasında İ.FİDANOĞLU tarafından çekilmiştir.



Yazan: İbrahim Fidanoğlu 
Düzenleyen: M.YC