20 Mayıs 2016 Cuma

TİRE’DE BİR HIDRELLEZ SABAHI



6 Mayıs 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Hıdrellez; Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kırım’dan neredeyse Akdeniz Havzası’nın tamamına kadar birçok insan topluluğunun belki de binlerce yıldır kutladığı, inanç kökenleri açısından çok eskilere dayanan ve bir anlamda insanlığın ortak kültür mirası diye adlandırabileceğimiz bir geleneğin adıdır. Hızır ile İlyas’ın; 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece yarısı, kıştan yaza geçişi müjdeleyen bir buluşmanın yüzü suyu hürmetine yapılır bütün bu kutlamalar. İzmir civarında herkesin 5 Mayıs akşamlarına dair belleğinde bir çocukluk hatırası saklıdır. Fellini’nin Amarcord filminin ilk sahnelerinden biridir sanki yaşanan. Gün boyu sağdan soldan büyük bir sorumlulukla mahalleli çocukların; evlerden topladıkları atılma noktasına gelmiş eski eşyalar, çalı çırpı ve tahta parçaları akşama kullanılmak üzere uygun bir yerde saklanır. Hava karardığında odunların meydanlık bir yere yığılması ve tutuşturulmasıyla ritüel başlar. Küçük büyük demeden mahalle sakinlerinin yoğun olarak katıldığı bu şenlik havasındaki yanan ateşten atlama gösterisi aslında baharla birlikte doğanın yeniden uyanışının ve yaz mevsiminin karşılanışının kutlanışıdır.

 
Derekahve'nin üstünde Tire'nin camilerine bakış

 
 Tire'de Hıdrellez Derekahve'de kutlanır.

 
Derekahve'de ağaç dallarına asılmış dilekler

 
Derekahve

Ölüme karşı yaşamın savunulması anlamı da taşıyan bu kutlamalar, içinde geleceğe dair dilek ve beklentileri de kapsar. Hızır, bu anlamda insanların dar zamanda sıkıntılarına derman olacak bir aracıdır sanki. “Kul sıkışmayınca, Hızır yetişmez” atasözüyle temsil edilen bu beklentilerin tümü 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece ve sabaha karşı güneş doğmadan önce; yukarıda sözünü ettiğimiz geniş coğrafyada türlü dilek ve temennilerle dile gelir.

Tire’de; bizim 6 Mayıs sabahı aradığımız da buna benzer bir şeydi.

Tire’de; bir Hıdrellez sabahında…

Hasan Hoca’nın davetine uyarak 6 Mayıs sabahı yaklaşık 8.30 civarında Tire’de buluştuk. Amacımız; yakalayabildiğimiz kadarıyla Tire’deki Derekahve Mevkii’nde yoğunlaşan Hıdrellez kutlamalarına dair canlı tanıklık yapabilmek ve yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen bu geleneğin Tire’deki yansımalarını yakalayabilmekti. Bilindiği üzere Derekahve, Tire’nin en özgün mekânlarından biridir. Güme Dağı sırtlarında yer alan Arappınarı’nın(1) altından Tire’ye doğru akan küçük bir derenin hayat verdiği yemyeşil vadinin en önemli özelliklerinden birisi, Tire’de Hıdrellez kutlamalarına ev sahipliği yapmasıdır.

 
 Gezginler, Derekahve'de Mehmet'in kahvehanesinde...

 
Derekahve girişinde

 
Derekahve'de geleneksel marul dağıtımı

 
Derekahve'de lokma kuyruğu; ellerde marul torbaları...


Derekahve, bir panayır yeri...

Sabah Derekahve’ye vardığımızda ortalık bir panayır yeri gibiydi. Vadinin en aşağılarında ilk dikkatimizi çeken kamyonetlerden indirilen marulların halka ücretsiz olarak dağıtılmasıydı. Bu eski bir Hıdrellez geleneğinin hala devam ettiğinin göstergesiydi.
 

Marulunu alan gidiyor.
 
Hıdrellez'de yeniden doğuşun sevinci
 
 Gözlemeler açılıyor.

Ağaçlara asılı kağıttan bilezikler

 
Derekahve'nin kahvehaneleri

Değerli Hocamız Seha Gidel’den dinlediğimize göre; Cumhuriyet’in ilk yıllarında; Hıdrellez zamanı, İzmir’den trenlerle Tire’ye gelen Levanten aileleri, kutlamalara Tire’de; Derekahve’de katılırlar, burada Yahşibey Ovası’ndan sabahın erken saatlerinde eşek sırtında; kelterlerle taşınan marullardan yapılan meşhur marul yemeğini yerlerdi. Zamanının Hafız Burhan gibi meşhur mugannilerinin katıldığı şarkılı eğlencelerle doruk noktasına tırmanan eğlenceler, akşama dek sürerdi. İşte bizim de bu sabah Derekahve’de ilk olarak tanıklık ettiğimiz marul meselesinin altında bu hatıralar yatmaktaydı. Bugün için Derekahve’de planlanmış; Tire’nin yetiştirdiği değerli sanatçı Muammer Ketencoğlu’nun konseri de bu geleneğin bir parçası sayılabilirdi.

 
Kadınların başlarında yapışkan otları, bir sağlık temennisi

 
Derekahve'nin yukarılarında dere kenarında kayrak taşından ev yapma telaşı

 
Dereye atılan dilekler 

Derekahve’deki kalabalık, sabahın erken saatlerinden beri vadinin daha yukarılarına doğru yürünerek gerçekleştirilen dilek-temenni ritüelleri sonrasında giderek artmaktaydı. Vadiye daha geç erişenler, derenin yukarılarına doğru çıkarken, kimisi de görevini yerine getirmenin mutluluğuyla Derekahve’deki mahşeri kalabalığa karışma hevesindeydiler.

 
Dereden taş toplayan yaşlı nine, her şeyi anlattı bize.

 
Dere kenarında kayrak taşlardan yapılan iki katlı evler ve üstündeki yeşil yapraklar

 
Dereden yukarıda kadınların dilek telaşı

Derekahve’den başlayarak ağaç dallarına dilekler iliştirilmiş, krokiler kâğıtlar üzerine çizilmiş; bilezik şeklinde kesilen gazete parçaları birbirilerine bağlanarak; tüm hayatı garantileyecek bir zenginliğin düşsel planları, muradın rengi yeşil yapraklı dallara tutturulmuştu bile.

 
Derekahve'de ağaç dallarında dile gelmiş dilekler

Usul usul akardı bu dere

 
Hasan Hoca, Tire'de bir Hıdrellez sabahında

Vadinin yukarılarından gelen kadınların başlarında yapışkan otları dikkatimizi çekti. Öğrendiğimize göre yörede; yapışkan otlarının, vücuttaki ağrıları giderdiğine ve bedene sağlık verdiğine dair bir inanç varmış. Neredeyse derenin yukarılarından gelen tüm kadınların başlarında bu saçaklı otlardan hep vardı. İlk görünüşte komik bir görüntü oluştursa da, insan zamanla bu manzaraya da alışıyordu. Gerçekten her şey, Amarcord gibi bir filmdi sanki.

 
 Ev maketleri mutlaka dere kıyısında yapılacak; esas kural budur.

 
Dere kenarında; murad rengi yeşile boyanmış bir dilek evi

 
Derekahve'de Tireli dostlarlayız. Ahmet Tamer ve Hasan Hoca...

 
Derenin yukarılarından dönerken kadınların başlarında yeşil yapışkan otları

Dere yatağında biraz daha ilerleyince suyun kıyısında eğilmiş, dereden küçük taşlar toplayan bir nine ile karşılaştık. Nineye sorduk; nedir hikmeti bu taşların diye. Şöyle anlattı nine: Her Hıdrellez’de insanlar, Derekahve’deki dereye gelip suyun içinde 45 adet taş toplarlar, dilek dilerlermiş. Bir yıl boyunca taşları saklayan kişi, eğer dileği yerine gelirse yine aynı yere gelip taşlardan beşini; sanki bir sunağa adağı karşılığında sunar gibi derenin suyuna bırakırmış. Ne kadar ilginç değil mi? Binlerce yıllık pagan geleneğin süzüle süzüle Derekahve’deki taşlarından arasından akıp gidişine bakın.

 
Dereye nazır Hıdrellez dilek evleri

 
Derekahve'ye açılan sokaklardan biri; 1.Kurna Sokak

  
Ağırlıklı olarak kadınlar yer alır; Tire'de Hıdrellez kutlamalarında...

Derekahve’de tanıklık ettiğimiz ilginç noktalardan biri de bu kutlamalara yaygın olarak kadınların kitlesel katılımı. Hasan Hoca’nın aktarımına göre, bu durum Tire’de hep böyleydi. Buna şöyle bir açıklama getirdi kendisi; kadınlar, eşleriyle paylaşamadıkları her türlü derdi, tasayı bu vadide; geleceğin tasarımı anlamında yine hemcinsleriyle birlikte Hızır ile paylaşmakta ve bu gayya kuyusundan Hızır’ın onları çekip çıkarması dileğinde bulunmaktaydılar.

 
 Dereden daha yukarılara doğru; Hıdrellez ritüelleriyle başbaşa...


  
Molla Camisi ve karşı yamaçların görünümü

Derekahve'nin üstündeki taraçlarından vadideki panayırı izleyen yaşlılar

Gezginler, 2.Katırcılar Yokuşu'nun başlangıcında...

Duvarlarda biten aslanağızları

2.Katırcılar Yokuşu, şimdilerde kilit taşlarıyla kaplı...

 
2.Katırcılar Yokuşu'ndan aşağılara doğru yürürken...

 
Kedilerin derdi başka; bizimki başka...

Bereket dileği, Hıdrellez’in en vazgeçilmez unsurlarından biridir. Tire’de de bunun bir göstergesi olarak, kadınlar çevredeki karınca yuvalarından biraz toprak alıp bunu bir çıkına sararak cüzdanlarının bir kıyısına koyarlarmış. Bu durum, çalışkanlıklarıyla doğanın tüm canlıları içinde öne çıkan karıncaların bu özelliğinden, kendilerinin de nasiplenmesi isteğinden başka bir anlam taşımamaktadır.

 
2.Katırcılar  Yokuşu'ndan Tire'ye bakış

  
İncir ağacının yaşamı tutunuşu

 
Taşlarından arasından fışkırırdı hayat; işte aslanağızları

 
Bir eski Tire evi; şimdilerde kapısında bir kilit ve kapalı kepenkleriyle bir hayat belirtisi yok içerisinde...

 
1.Karakurna Sokak
 
 
Evlerin bahçe duvarlarından sokağa sarkan atlas çiçekleri

 
Hep bir değerli yaşanmışlık vardır bu sokaklarda...

Daha neler gördük Derekahve Vadisi’nde yürürken; ağırbaşlı ve gürültüsüz bir tavır, belki neyi neden yaptığını tam olarak bilemese de adanmışlık düzeyinde inanmışlık, yine Hızır’dan adanmışlık düzeyinde bir medet umma anlayışı; bütün bunların yukarıda da belirttiğimiz gibi binlerce yıllık bir hayat çizgisinin bugüne miras bıraktığı izler olduğu düşünülürse, farkındalık açısından ne kadar dramatik bir süreçle karşı karşıya olduğumuz anlaşılır.

 
Çiçekler çiçekler; bembeyaz çiçekler...

 
Ne güzel alçalır Tire'ye doğru bu yokuşlar...

 
Derekahve üstünden karşı yamaçlar

Vadide yürürken, Arappınarı’ndan aşağı doğru usul usul akan dereceğin iki kıyısına saçılmış, kayrak taşlardan küçücük ev maketleri gördük onlarca. Hepsinin üstünde, muradı gerçekleşsin niyetiyle konulmuş; mutlaka yeşil renkli bir yaprak ya da ot bulunmaktaydı. Yeşil yaprağın üstüne de uçmasın diye küçük birer taş parçası iliştirilmişti. Ev maketlerinin kimisinin üstüne, kolye ve bileziği andıran ve dilek sahibinin zengin olma arzusunu dile getiren emareler de eklenmişti. Dilek ritüeli açısından artık her şey tam tekmildi. Dağa Kaçtım Ekibi, bu durum karşısında boş durur mu; onlar da Derekahve’de titreşimlerini ve dileklerini bıraktılar.
 

 
Dağa Kaçtım Ekibi; dilek bina ediyor.

 
Ortancaların sokağa merhabası

 
 Bitmek bilmez ah bu yokuşlar...

Derekahve Vadisi’ndeki Hıdrellez imgelerini ardımızda bırakıp Derekahve’nin güneybatı sırtlarındaki 2.Katırcılar Yokuşu’na doğru tırmandık. Derekahve’ye nazır iki katlı evlerin taraçalarından vadinin dibindeki şenliği yakalamaya çalışan Tireli yaşlıların meraklı bakışlarıyla karşılaştık sokak aralarında. Bu sokakların dili olsa da söylese; yaşananlara dair…

 
1.Karakurna  Sokak'dan inerken...

 
Sokağa açılan bir bahçenin konforu

 
2.Katırcılar Yokuşu'nda sona doğru

 
Katırcılar Çeşmesi; girlandlı lahid şimdi bir yalak...

  
Yol levhasında Aydın Caddesi yazıyordu.

20.yy.ın başlarında dahi; Aydın yönünden gelen katırların Tire’ye yönelen zahmetli yolculukları, Katırcılar Yokuşu’nun son noktası olan ve girlandlı eski bir lahdin yalağa dönüştüğü Katırcılar Çeşmesi’nde son bulurdu. Burada soluklanıp sulanan katırlar, Ulu Cami önünden şehrin arastasına doğru süzülüp inerlerdi.

 
Neslihan Mescidi

 
1.Karakurna Sokak'da asmanın tırmanışı

 
Bir suru andıran evlerin istinat duvarları

 
1.Karakurna Sokak

 
Duvarlarda gelincikler 

 
Tire'nin yokuş yukarı evleri ve güzelim sokakları

Bugün; çivit mavisine boyanmış yaşlı ve yorgun evlerin zamana karşı vakur duruşları, insanı ümitlendiriyor yine de. Bahçe duvarlarının üstünden sarkan kıpkırmızı atlas çiçekleri, kuytularda çiçeğe durmuş güzelim ortancalar, duvar dibinde bir miktar toprağın değerlendirilmesiyle hayat bulmuş bir asmanın bahçe duvarının yukarılarına doğru tırmanışı… Hele şu daracık sokakların iki yanından birer sur gibi yükselen bahçelerin istinat duvarları yok mu; taşların arasından fışkırırcasına sokağa sarkan gelinciklerin, aslan ağızlarının renk gösterileri…

 
 Duvar dibinde bir asma

 
Bir dar geçit gibidir 1.Karakurna Sokak

 
Derekahve'ye kavuşan bir yokuş daha

Ama ya şu yıkık dökük hüzünlü evler, sahipsiz ve terk edilmiş evler; Kimisinin camı kırık, kimisinin koca kapısı... Bir de şu kilit taşlar olmasaydı. Güzelim Arnavut kaldırımları söküp attık daracık sokaklarımızdan. Hiçbir değerimizi muhafaza edemeden “muhafazakâr” olduk; nasıl bir şeyse. Tire ki; birçok kasabaya göre yine de kendini küresel rüzgârlardan nispeten koruyabilmiş bir yerleşim olarak dikkat çekiyor. Geleneğin, köklerin ve geçmişin bir anlamı vardır bu topraklarda. Ama yine de o büyük tahribattan ve yok oluş sürecinden ne yazık ki buralar da nasibini alıyor ve alacak gibi.

 
Muammer Ketencoğlu ve Orkestrası; Derekahve'de Hıdrellez'i Balkan müzikleriyle karşılarken...

  
Hasan Hoca, öğrencisi Muammer Ketencoğlu ile konser öncesinde...

  
Derekahve'de bir Hıdrellez sabahı işte böyle geçti. 

 
Boynuyoğun köyünde her şeyin tanığı bilge çınar
(Fotoğraf:İF; Kasım 2007)
 
2.Katırcılar Yokuşu, 1.Kurna Sokak, Çelebi Sokak derken yeniden kavuştuk Derekahve’ye. Neslihan Mescidi’nin yanından Derekahve’nin alt düzlemine erişirken yukarılardan ezgiler dökülmeye başlamıştı bile. Hasan Hoca’nın öğrencisi Muammer Ketencoğlu’nun akordeonundan yükselen Balkan ezgileri ele geçirivermişti hepimizi. Kimisi fırladı ayağa ve başladı oynamağa. Kalabalıklar alkışlarıyla tempo tuttular Hıdrellez şarkılarına. Bu panayır ortamından ayrılırken, aklımızda Muammer Ketencoğlu’nun barış dilekleri, içimizde bitmeyen hüzün; gecikmiş kahvaltımız için Kızıl Deli Sultan’la ilişkilendirilen Boynuyoğun köyüne doğru çevirdik yönümüzü. Ovaya doğru açılan bir yolun başlangıcındaydı Kızıl Deli Sultan’ın çınarı. Belki 700, belki de 800 yaşındaydı koca ağaç. Hikâyesi vardı; anlatılacak.(2)(3)

Dipnotlar
(2)      Tireli yerel tarih araştırmacısı Munis Armağan, bugün Yunanistan sınırları içinde kalmış meşhur Dimetoka Tekkesi’nin kurucusu Kızıl Deli Sultan’ın Balkanlar’dan önce Küçük Menderes coğrafyasında göründüğünü yazar. Buna dayanak ise Aydınoğulları Beyliği’nin; Cüneyd Bey zamanında Tire Boynuyoğun zaviyesine yaptığı vakıf desteği gösterilmektedir. Ayrıca; aynı kaynakta, Aydınoğulları’nın Osmanlı Devleti’ne bağlandığı 1390 yılında Yıldırım Beyazıd’ın Kızıl Deli Sultan’ı Tire’den alarak Balkanlar’a taşıdığı belirtilmektedir. (Bkz. Ege’nin Gizli Tarihi Horasaniler; A.Munis Armağan; Tüze Yayıncılık-2001; sayfa:152-153)
(3)      Munis Armağan’ın da kaynak olarak gösterdiği Dr. Himmet Akın’ın “Aydınoğulları Tarihi hakkında bir araştırma” isimli önemli eserinde; Aydınoğulları Beyliği’nin bu desteği,”Vakf-ı zaviye-i Delü Baba der karye-i Boynu Yoğun vakf-ı Cündi bey” ifadesiyle belirtilmektedir. (Dr. Himmet Akın; Aydınoğulları Tarihi hakkında bir araştırma; Ankara Üniversitesi Basımevi-1968, 2.Baskı; sayfa:146)
(4)     Fotoğraflar, gezi sırasında İF tarafından çekilmiştir.

(DEVAM EDECEK)

Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe