9 Şubat 2016 Salı

SÖĞÜT MEVKİİ KUTSAL ALANI VE MÜBADELE KÖYÜ SÖĞÜT



 5 Şubat 2016
İbrahim Fidanoğlu
Giriş

İzmir’in merkezinden uzakta değiliz bu hafta da… Hedefimiz, Urla kırsalında; İlkçağ’dan kalma bir kutsal alana ve zaman ekseninde onun çevresinde gelişen tarihe dair izlere yaklaşmak ve dokunabilmek biraz da. Sözünü ettiğimiz kutsal alan, Karaburun Yarımadası’nı anakaraya bağlayan en dar kıstakta; 19.yy.da Rum yerleşimcilere ev sahipliği etmiş Gülbahçe-Demircili eksenindeki terk edilmiş mübadil köylerinden birisi olan Söğüt köyünün kalıntıları yakınında yer alıyor. Bölgede kuzey-güney doğrultusunda denize doğru uzanan Kaplan Tepesi, kireç taşı görünümüyle mağara oluşumlarına imkân tanıyan bir yapıya sahip. Bu nedenle de dolaştığımız batı yamaçlarında jeolojik zamanlarda oluşumunu tamamlamış çok sayıda mağara veya kaya oyuğu bulunuyor. Bunlardan en irisi diyebileceğimiz; Söğüt köyü kalıntılarına yaklaşık 1 km. kadar uzakta ve önünde uzanan geniş düzlüğün Kaplan Tepesi’ne doğru sonlandığı noktada yer alan kaya oyuğu, binlerce yıllık kutsal mekâna ev sahipliği etmiş. İşin ilginç yanı, Arkaik Dönemden kalma bu tapınak alanının yakın çağda bölgede yaşayan Hristiyanlar için de kutsal bir mekân olarak kabul görmesi.

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı


Yürüyüş rotası 15km

Terk edilmiş eski Söğüt köyüne ulaşmak için, Urla-İçmeler’i ve Gülbahçe kavşağına doğru Tatar Deresi’ni geçtikten hemen sonra Karaburun’a ayrılan yolun karşısında yer alan tali asfalt yola sapmak gerek. Bu yol, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün (İYTE) arıtma tesislerinin de bulunduğu İYTE’ye ait tel örgülerle çevrili iki tanımlı alanın arasından İzmir-Çeşme otoyoluna doğru ilerliyor. İYTE arıtma tesislerini geçtikten sonra Çeşme otoyolunun altından geçip, otoyola paralel bir şekilde ilerleyip, birkaç kır evi ve çiftlik arazisini geçmek gerekiyor.

 
 İYTE arazisi içinde kalan eski çiftlik binalarından biri

 
Çiftlikten günümüze kalan büyük ölçekli yapılara örnekler

Bu yol üzerinde; şimdi İYTE arazisi içinde kalmış eski bir fabrika binası ve onun müştemilatı dikkat çekici. Oldukça geniş bir alana yayılmış 19.yy.dan kalma bir çiftlik görüntüsü veren bu kalıntıların içinde bir de zeytinyağı işleyen tesis de var mıydı? Söz konusu yapı kalıntılarının bazıları bu tür sınaî faaliyete konu bir mekânı işaret ediyor. Ayrıca yola yakın konumdaki kirli sarı renkte sıvasıyla dikkat çeken iki katlı bir yapının pencere söveleri ve lentoları ise, bir Rum yapısından izler taşıyor. Çevredeki Gülbahçe (Rodonas), Söğüt, Günepsi ve Yukarı Demircili köyleri(1) gibi eski Rum yerleşimlerinin varlığını dikkate alırsak bu da şaşırtıcı olmasa gerek. Yer yer tuğla dolgulu taş yapıların kimisi yine taş duvarlarla çevrili avluların içinde yer alıyor. Yapıların tümünü, tel örgüler arkasında kaldığı için yakından inceleme fırsatımız ne yazık ki olamadı.

 
Belki de çiftliğin en gözde yapısıydı.

 
Çiftlik arazisi içinde yer alan kemerli bir avlu girişi

İlgimizi çeken noktalardan birisi de, İYTE arazisi içinde sakız çalılarının ıslahına yönelik bir girişimin başlatılmış olması. Öyle ki, Anadolu anakarasının bir uzantısı konumundaki Sakız Adası’nda sakız ağaçlarının durumunu ve sahip olduğu ekonomik değeri gördükten sonra, Çeşme ve yakın coğrafyasında bu türün gelmiş olduğu hazin duruma insan ne kadar hayıflansa yeridir. Yine de böyle iyi niyetli bir girişime öncülük edenleri kutlamak gerek. Tabii ki, esas olan bu çabanın sürdürülebilir olması.

 
 Tatar Deresi

 
İzmir-Çeşme otoyolundan da görülebilen, İYTE-Zeytinler köyü yolundaki Tatar Köprüsü
(Fotoğraf:İF; Ekim-2008)

Gülbahçe yol ayrımından Söğüt Mevkii Kutsal Alanı yaklaşık olarak 10 km. uzaklıkta bulunuyor. Yolun neredeyse 2 km.lik bölümü, kısmen asfalt, kısmen toprak şose görünümlü. Yolun devamında eski Çeşme yolu üzerindeki Cumhuriyet dönemi yapısı Tatar Köprüsü ve Zeytineli köyü var. Ama biz, oralara kadar uzanmayacağız bugün. Hedefimiz, Söğüt Kutsal Alanı olduğuna göre, bir çiftlik arazisinin duvarını yalayarak güneydoğu yönünde Tatar Deresi’ne doğru inen patikaya sapıyoruz. Karşıdan gelen bir koyun sürüsü, çiftlik arazisinin arkasından kayboluyor. Son köpek de arkalarından… İlk köpek baskısını salimen atlatmış durumdayız. Tatar Deresi’nin usul usul aktığı yatak, zakkumlar ve çınar ağaçlarıyla kaplı. Ağaçların bütün yapraklarından arındığı bu mevsimde bile dere yatağı, ağaç boyundaki zakkumlar ve sık çınar dokusu nedeniyle yeterince gölgelik. Düşünün; gayri siz, yazın o sıcağındaki konforu…

 
 Tatar Deresi'nin üzerinden geçerken...

Dere yatağındaki su, son yağmurlarla kabarsa da geçişimize engel değil. İri taşların üzerinden sekerek karşı kıyıya kolaylıkla geçiyoruz. Yıllar önce; çok şiddetli bir yağmur eşliğinde bir Karaburun dönüşünde, Tatar Deresi’nin eski Çeşme yolundaki köprünün altından denize doğru ve yatağına sığamaz bir şekilde, boz bulanık akışını hatırlıyorum. Bu akışla asla kıyaslanmaz.

 
 Tatar Deresi'nin kollarından biri

Tatar Deresi’nin neredeyse ortadan ikiye böldüğü düzlükten güneye doğru, zeytinlikler arasından ilerliyoruz. Kimisi çok yaşlı; gövdeleri döne döne büklüm büklüm olmuş. Yolun iki yanında, Girit ladenleri, pırnar meşeleri, dere boyunda zakkumlar, sık mersin ve sakız çalıları, nadir de olsa dağ çileklerinden oluşan makilik alanlar hâkim bitki örtüsünü oluşturuyor. Söğüt Düzlüğü’nün batı yakasında ise kızılçamlar ağırlıkta.

 
 Söğüt Mevkii'ne doğru yürürken...

 
Kaplan Dağı

Solumuzda en yüksek noktası 565 metreye ulaşan ve kuzeyden güneye alçalarak Demircili koylarına doğru inen Kaplan Dağı uzanıyor. Bugünkü hedefimiz olan mağaralar da bu kireç taşından kütlenin batı yamaçlarında yer alıyor. İlk anda dağın sırtlarına doğru ilerleyen büyük bir keçi sürüsünün çıngırak sesleri geliyor kulaklarımıza. Daha sonra da bizi fark edip sırttan aşağıya doğru hızla yaklaşan çoban köpeklerinin havlamaları… Neyse ki, yolun üst düzlemine kadar gelip bizim yoldan geçişimizi havlayarak denetliyorlar. Ama görevlerinin o kadar bilincindeler ki; yolun kıvrımlarına uygun olarak konumlanmış çalılar arasında gözden kaybolana dek, arkamızdan bizi gözle izlemeye devam ediyorlar. Ne görev duygusu yarabbi… 

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı

Söğüt Mevkii Kutsal Alanı

Söğüt Mevkii Kutsal Alanı, bu alana ismini veren eski Söğüt köyünün yaklaşık 1 km. kadar güneydoğusunda; Tatar Deresi’nin ise doğu yakasında yer alıyor. Sunak, kireç taşı kayalıkların dağın yamacına doğru yükselmeye başladığı ve önünde uzanan geniş düzlüğe oldukça hâkim bir noktada konumlanmış. Bölgede yürütülen yüzey araştırmalarından elde edilen bulgulara göre(2) Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’nın tarih öncesi dönemlerden beri bilindiği; ama esas olarak, bölgeden elde edilen seramik buluntularının değerlendirilmesi çerçevesinde sunağın Arkaik Dönemde İ.Ö.VI. yy.dan itibaren işlevsel hale geldiği belirtiliyor.

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan sunak mağarası; aynı zamanda bölgedeki Hristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen Meryem Ana Kaya Kilisesi

İlkçağın ünlü coğrafyacısı Strabon, bölgeden bahsederken şunları yazıyor:

“Ondan sonra Khalkideis’e ve Teoslularla Erythrailılara ait olan Khersonesos berzahına(3) (Karaburun ya da Çeşme Yarımadası’nı anakaraya bağlayan kıstak-İF) gelinir. Halen Erythrailılar, berzahın beri yanında, fakat Teoslular ve Klazomenailılar bizzat berzahın üzerinde otururlar; berzahın güney tarafı yani Khalkideis Teoslular, kuzey yanı ise, toprakları Erythrailılarla birleşen Klazomenailılar tarafından işgal olunur. Berzahın başladığı yerde, bir tarafta Erythrai, diğer tarafta ise Klazomenai toprakları bulunan Hypokremnos denen yer vardır. Khalkideis yukarısındaPhilippos oğlu Aleksandros’a tahsis edilmiş olan kutsal bölge yer alır, burada Aleksandreia denen ve İonların genel meclisi tarafından ilan edilen oyunlar oynanır. Berzahı, Aleksandros’un kutsal bölgesinden ve Khalkhides üzerinden Hypokremnos’u aşarak geçiş elli elli stadiadır.(4) Hemen yolun ortalarında bir yerde, önünde Hippi (Atlılar anlamında-İF) adında dört adacığı ve bir limanı olan Erythrai kenti yer alır.”(5)

 
Kutsal sunağın önündeki Söğüt Düzlüğü; acaba tarihteki İskender Oyunları bu alanda mı gerçekleştiriliyordu?

Tarihi kaynaklar(6), Büyük İskender’in Batı Anadolu’ya geldiği İ.Ö. 333-334 yıllarında bölgede bulunduğu sırada; hayata geçirilemeyen, ama onun dile getirdiği; bu kıstağı kuzeyden güneye doğru aşan bir kanal açma projesinden söz eder. Fikri aşamada kalan bu İlkçağ projesinin muhtemel güzergâhlarından birisi kuzeydeki Gülbahçe ile güneydeki Demircili plajlarını birbirine bağlayan dere yatakları üzerinden çalışan bir rota olabilir. Bu rota Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’nın yakınlarından geçmektedir. Diğer bir seçenek ise, Teos’un bir demos’u(7) konumundaki Seferihisar-Herakleia (bugünkü Hereke yada Düzce köyü yakınları)-Azmak bölgesinden içerilere doğru giren Azmak Deresi üzerinden bugünkü Kilizman sahillerine doğru yönelen dere yatakları rotasıdır. Kuzeyden güneye doğru gemi geçişlerinde yarımada kıyılarının tümünü dolaşarak, kaybedilecek zaman ve emeği en aza indirmeyi hedefleyen bu projenin gerçek rotasının neresi olduğu elbette ki; düşünceden fiile geçişe dair bir kanıt bulunmaması nedeniyle, herhalde hiçbir zaman kesinlik kazanmayacaktır.

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan tüm zamanların kutsal mağarasının girişi


 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan mağara içindeki sunak ve haç

Önündeki geniş düzlüğe son derece hâkim bir noktadaki kireç taşından bir kaya oyuğunda yer alan sunak, ana kayaya oyulmuş üç basamak ve üzerinde yer alan ve yine ana kayaya oyulmuş bir tahttan oluşuyor. Tahtın arkasındaki duvarda ise, bir haçı andıran; ellerini iki yana açmış bir insana benzer figür bulunuyor. 20.yy.a dek çevredeki Rum köylerinde yaşayan Hristiyanlar tarafından da kutsal kabul edilen ve Meryem Ana’ya adanmış bir kaya kilisesi olduğuna dair bilgiler bulunan sunakta, ana kayaya kazınmış; haçı andıran rölyefin hemen altında, vakti zamanında yakılan binlerce mumun bıraktığı simsiyah izler bugün dahi varlığını koruyor.

 
Gezginler, Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan sunağın önünde...


 
  İlkçağ sunağının yer aldığı Söğüt Mevkii'ndeki mağaranın içinin girişten görünümü

Bugüne kadar sunakta herhangi bir kazı faaliyeti olmadığını belirten kaynaklar, ne yazık ki yanılıyorlar(!); çünkü sunağın tam önünde kaçak kazı yapan defineciler tarafından açılmış kocaman ve derin bir çukur, 5 Şubat 2016 tarihi itibariyle varlığını koruyor. Mağaranın dar tavanında ise, girişe yakın noktalarda oluşumunu tamamlamış sarkıtlar ve hayvan kafataslarına benzettiğimiz yumrular mevcut. Mağaranın yan duvarlarında karşılıklı olarak yer alan küçük nişler, sunağın kilise olarak işlev gördüğü günlere ait ahşap malzemenin dayanak noktaları gibi duruyor.

 
Mağaranın içindeki sunağın hemen önünde açılmış defineci çukuru

 
 Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan diğer mağaralar

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nda yer alan büyük düzlük; taş döküntülerin varlığı dikkat çekici...

2012 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi’nde yayınlanan Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’ndan elde edilen seramik buluntularının değerlendirilmesine dayanan yüzey araştırması sonuçlarına göre söz konusu makalede aşağıdaki sonuç dile getirilmiş:

“Sonuç olarak, Söğüt kutsal alanının, konumu, mimarisi ve seramik buluntularının gösterdiği gibi Erken Tunç Çağı’ndan itibaren kullanılan bir kült mağarası olduğu söylenebilir. Az sayıdaki seramik buluntular her ne kadar yetersiz olsa da, nitelikleri bakımından dönemlerini tam olarak ifade eden, tipik örneklerdir. Özellikle, Klazomenai, Phokaia ve Chios gibi yakın mesafedeki önemli Ionia kentlerindeki örneklerle benzerlik göstermektedir. Kutsal alan olarak kullanılan bu kaya sığınağı, yapı itibariyle bir kült mağarası niteliğindedir. Bu nedenle, Pergamon Kapıkaya ve Metropolis Uyuzdere gibi kült mağaraları ile Antakya Aziz Peter, Ephesos Yedi Uyurlar, Ereğli Cehennemağzı ve Kırklareli Balkaya mağara-kiliseleriyle aynı kategoride değerlendirilmelidir.”(2)

 
Mağara tavanında yer alan oluşumlar

Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’ndan Öteye

Bugünlerde Ortadoğu’dan yükselen savaşın ateşi, acının izlerini buralara kadar taşımış gibi. Ege Denizi’ndeki Yunan adalarına yönelen mülteci akınının izlerini sunak alanının önündeki düzlükte görmek mümkün. Suriyeli mültecilerin yürümekten delik deşik olmuş lastik ayakkabılarından arta kalan döküntüler çalılıkların çevresine saçılmış durumda. Gecenin ıssızlığında, soğuk sulardaki onları bekleyen ölüme doğru yapılan bu çaresiz yolculukların kazananları kim; onları da bilen biliyor zaten…

 
 Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'nın günceli; Suriyeli kaçak göçmenlerin Yunan adalarına doğru çıktıkları ölüm yolculuklarının ardında bıraktıkları parçalanmış ayakkabıları

 
Söğüt Mevkii Kutsal Alanı'ndan Ulaştıran Tepesi'ne ve Kıran Dağı'na doğru bakış; önde hakim bitki örtüsü kızılçamlar...

Söğüt Düzlüğü’nden denize doğru yürürken doğu yönünde bir hayvan çiftliğinin sınırları beliriyor. Birkaç inek çayırlarda otlamakta… Çevrede düzensiz bir şekilde oraya buraya saçılmış çiftlik malzemesi ve ağıl benzeri barakayı uzaktan seçebiliyoruz. Görünen manzara, buraların oldukça sahipsiz yerler izlenimini verdiği yönünde. Ipıssız ve her türlü istismara açık mekânlar. Uzaktan bizi fark eden birkaç köpek havlayarak üstümüze doğru geliyor. İlk anda bize saldıracaklarını düşündüğümüz üç köpek, kısa sürede ulaştıkları yanımızda kuyruk sallamaya başlıyorlar. Belli ki karınları aç; ancak ne yazık ki, biz de son nevalemizi sunakta tüketmiş durumdayız. Toprak yolun, makilikler arasında kaybolduğu ve denize doğru bir sırtın başladığı bu noktada geri dönmeye karar veriyoruz. Önümüzde gelirken uğramadığımız mübadil köyü Söğüt var. Biz önde, aç köpekler arkada uzun süre birlikte yürüyoruz. Bizden ümidi kesen köpekler, bir süre sonra geldikleri yönde çiftlik arazisine doğru görüş açımızdan kayboluyorlar.

 
 Gezgin bir yol ayrımında; İzmir Büyük Şehir Belediyesi'nin Rotamız Yarımada projesi kapsamında yürüyüş yollarına konulan işaret levhaları

Mübadil Köyü Söğüt Harabeleri

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Ahmet Uhri ile Ali Öz’ün “Söğüt Mevkii Kutsal Alanı Urla hakkında İlk Gözlemler” isimli ortak çalışmasında eski bir Rum şarkısında yer alan şu sözler hatırlanmış:

“İsam Zeytinköylü, haçım Söğüt’ten ve de Meryem Alaçatılı, hepsiyle çevriliyim ben”(8)

 
Terk edilmiş Söğüt köyünün ortasından geçen yol kıyısındaki evlerin duvarları

 
Arkada Kaplan Dağı; önde Söğüt köyünün yıkıntıları

Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’ndan başlayarak bu kez geriye doğru Tatar Deresi’nin batı kıyısından yürürseniz, yaklaşık 1 km kadar sonra; dere yatağından batıya doğru tatlı bir eğimle yükselen alçak bir sırta yaklaşırken kimi duvarları hala ayakta, kimisi ise sadece temel örgüsüyle seçilebilen 19.yy.dan kalma eski bir Rum köyünün kalıntıları karşılar sizi. Biraz solunuzdaki kızılçamlara doğru sokulmuş köyün evlerinin arasındaki daracık sokaklarında dolaşırken, bu eski şarkının sözleri geçer aklınızdan. Dere yatağına doğru nispeten daha iyi durumda bugüne ulaşabilmiş bir eve ait odanın içindeki ocak, duvardaki nişler ve evin toprak zeminine döşenmiş kayrak taşlarla kaplı taban örtüsü dikkatinizi çeker. Sonuçta yok olan yaşanmışlıktır ve dahası bu topraklarda silinip gitmiş bu izlerin üstüne; asla bir taş eklenememiş olan bir kültürün bugüne uzanan kırıntılarıdır.

 
 Söğüt köyünün kurulduğu sırt

 
Tatar Deresi ve eski Rum köyü Söğüt

Yunan yazar Georgios Nakracas, Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni isimli kitabında Urla civarındaki Rum köylerinden söz ederken en büyüklerinin Gülbahçe (Rodonas), Yağcılar ve Tolos olduğunu, geriye kalan on köyün ise Rumca konuşan nüfuslarının önemsiz sayılacak ölçüde az olduğunu belirtiyor. 19.yy.da küçük bir kasaba görünümündeki Gülbahçe’de Karistos, Ildır ve Kiklad takımadalarından gelen 2.500, Yağcılar’da Urla, Gülbahçe, Çeşme ve Samos adasından gelen 750, Tolos’da ise Çeşme ve Kythera adasından gelen 1.500 kişi yaşarmış.

 
 Terk edilmiş Rum köyü Söğüt'teyiz.

 
Söğüt köyünden günümüze kalanlar

 
Söğüt köyündeki bir evin içinden görünüm; taban döşemesi dikkat çekici...

Yazar, bizim de bugünkü ziyaret ettiğimiz köy olan Söğüt ve çevresindeki diğer köylerle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

“Boşaltılmış veya Türkler tarafından kısa süre önce terk edilmiş olan bu köyler şunlardı: … Yukarı Demircili köyü; burada çevredeki bölgelerden gelen 200 Rum vardı-1877’e kadar bu köyde kimse oturmuyordu. Aşağı Demircili köyü; burada çevredeki bölgelerden ve Samos adasından gelen 340 Rum ile 25 Türk vardı-1800’lere dek bu köyde kimse oturmuyordu. Söğüt köyü; burada 60 Rum hane vardı ve köy sakinleri Alaçatı’dan gelmişlerdi. Günepsi köyü; burada 23 Rum hane vardı ve köy sakinleri Alaçatı ve Karistos’dan gelmişlerdi. Kilismani köyü, burada Paros ve Naksos adaları ile Urla Yarımadası’ndan gelen 400 Rum ve 890 Türk vardı.”(9)

 
Söğüt köyünün evleri

 
 Söğüt'ün yıkıntıları arasında

 
 Söğüt köyünde zeytin ağacının tanıklığında...

Anadolu'daki Rumların yoğun olarak yaşadıkları yerleşimlerin, genellikle bir de Rumca adı var. Yukarıda Nakracas'ın bazı Urla köylerinde referans olarak belirttiği şekilde; örneğin Gülbahçe Rodonas, Kilizman Kilismani, Urla İskelesi Skala gibi... Söğüt köyünün isminin Türkçe olarak anılması ise, bence köyde önemli sayıda Türkün de yaşamasından ya da eski bir Türk köyü olmasından kaynaklanıyor olabilir. 

Nakracas’ın aktarımına göre; Urla civarındaki köyler de, 1821 Mora İsyanı sonrasında adalardan Batı Anadolu’ya yönelen Rum göçünden nasibini almış gibi duruyor. 19.yy. öncesinde bölgenin demografik yapısı nasıldı; o konuda pek bilgimiz yok. Ama 13.yy.da Aydınoğulları’nın Urla civarını ele geçirmesi, bölgenin Türkleşmesi yolunda önemli bir adım olarak görünüyor.

 
 Zeytinlikler arasında şirin bir köydü Söğüt.

 
Köyün güney yönündeki girişi

Köyün sırta konumlanmış evlerinden arta kalanları birer birer dolaşıyor ve fotoğraflıyoruz. Köyün tam ortasından geçen yolun iki yakasında ayakta kalabilmiş iki duvar parçası zamana direniyor. Belli ki, Söğüt Kutsal Alanı’nda geride bıraktığımız ilahlar koruyamamış buraları. Suriyeli mültecilerin akınından buraları da payına düşeni almış gibi. Ortadaki gözümüze çarpan artıklardan bu sonuca varıyoruz. Şimdi (8 Şubat 2016) 7 ajansından işitiyoruz ki; yine Dikili açıklarında Suriyeli kaçakları taşıyan bir tekne batmış ve 10’dan fazlası çocuk olmak üzere 27 civarı insan boğulmuş Ege’nin buz gibi soğuk sularında… Herhalde bir o kadarı da kayıptır şimdi… Savaşın kirli yüzü her yerde insanı yakalıyor bir şekilde, bedel ödüyor insanlık; ilahlar nerede?

 
 Elveda Söğüt

Urla kırsalında bir kutsal alan ve mübadil yorgunu eski bir Rum köyünden kalanlara ayırdığımız günün artık son demlerindeyiz. Yine eski bir Rum köyü olan Urla’nın Skala’sında; berbat bir lodosa rağmen denizin ta kıyıcığındayız. Dalgalardan dolayı göz gözü görmüyor denizde. Bir tufan sanki ortalık; yarınki şiddetli yağmurun doğum sancıları bunlar; orasını anladık da; Ortadoğu’daki sancılar hangi doğuma / doğumlara gebe orası biraz meçhul gibi görünüyor.

Dipnotlar
(1)       Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni, Dr. Georgios Nakracas; Yunancadan çeviren: İbram Onsunoğlu, Belge Yayınları, 1.Baskı-Şubat 2003; sayfa:89-90
(2)      Urla Söğüt Kutsal Alanı seramiklerinin değerlendirilmesi, Aygün Ekim Meriç, Ali Kazım Öz ve Ahmet Uhri; Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:1, Sayı:1, 2012; bkz. http://webb.deu.edu.tr/edebiyat.dergi/images/stories/sayi1/meric_oz_uhri.pdf
(3)      Berzah sözcüğü, Arapça’da bir yarımadayı anakaraya bağlayan kıstak anlamında kullanılmaktadır. Burada sözü edilen bölge, Karaburun ya da Çeşme Yarımadası’nı anakaraya bağlayan ve Söğüt Mevkii Kutsal Alanı’nın da içinde olduğu Urla’dan Seferihisar kıyılarına dek uzanan dar kıstaktır.
(4)     1 stadia=185 metre olarak kabul edilirse, kıstağın en dar yerini işaret eden geçiş uzunluğu 50 stadia yaklaşık olarak 9,25 km.ye karşılık gelmektedir.
(5)      Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası, Çeviren: Prof. Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları; 3.Baskı-İstanbul 1993; Kitap XIV,C644; sayfa: 163
(6)     İ.S. 2.yy.da Roma Döneminde yaşamış Manisalı coğrafyacı ve gezgin Pausanias, bu tarihi kaynaklardan biridir. Büyük İskender’in gerçekleşmemiş kanal projesinden o da söz eder. “Philip oğlu Alexander, Mimas kıstağı, boyunca bir kanal açmak istedi. Onun bu girişimi, başarısız olmuş (hayata geçmemiş) yegâne projesidir.” Bkz. http://www.theoi.com/Text/Pausanias2A.html ; Pausanias; Yunanistan’ın Tasviri: 2.Kitap, bölüm: THE ISTHMUS; paragraf: 2.1.5
(7)      Demos: Antik Yunan’da köy irisi bir idari bölümlenme; modern Yunanistan’da ise belediyelik anlamında kullanılıyor.
(8)     Söğüt Mevkii kutsal alanı Urla hakkında ilk gözlemler, Ahmet Uhri ; Ali K. Öz; III.-IV. Ulusal Arkeolojik Araştırmalar Sempozyumu
(9)     Dr. Georgios Nakracas; a.g.e; sayfa:89-90
(10) Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İF ve MYC tarafından çekilmiştir.


Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe