20 Şubat 2018 Salı

ERKENCİ BAHARIN NAİF ŞÖVALYELERİ: BADEM AĞAÇLARI


7 Şubat 2018
İbrahim Fidanoğlu
Ona ağaçların aptalı der bazıları(1); yalancı bahar rüzgârlarına kanıp o güzelim çiçekleriyle erkenden uyandıkları için… Bana göre onlar doğanın korkusuz, ama naif şövalyeleridir; yaramaz çocuklar gibi ortalığa atıverirler kendilerini; çünkü tutkulu bir aşkla bağlıdırlar yaşama… Erkenden yürüyüverir damarlarına yalancı baharın kışkırttığı öz suları.

 
Karaburun, Boyabay sırtlarında bir badem ağacı
(Şubat-2012)

 
Tire-Musalar köyü yakınlarında badem (prunus amictalis) çiçekleri
(Şubat-2010)

Bu hafta sonu; kısa bir avarelik için gittiğimiz Kemalpaşa-Yiğitler yolunda bu yılın çiçeğe duran ilk bademlerini gördük. Aslında kışı doğru dürüst görmeden sanki baharı müjdeler gibiydi badem ağaçları. Gerçi Datça gibi bademi ile meşhur Ege’nin nispeten güneyine düşen bölgelerde Ocak sonu, Şubat başı gibi her yıl bir beyaz şölendir badem ağaçları. Özellikle de Datça’da… Daracık bir kıstakla ana karaya bağlanan Datça Yarımadası’nın kendine özgü mikro klima koşullarında bu törensel duruş her yıl tekrarlanır. Öyle ki; son yıllarda Datça’da 17-18-19 Şubat günlerinde bu coşku artık Palamutbükü Badem Çiçeği Festivali ismiyle nerdeyse bir yöresel bayrama ve panayıra dönüşmüştür. Muğla Valiliği’nin desteğinde düzenlenen festivalde; köylülerin yerel ürünleri, badem ve badem türevleri, yöresel yemeklerin sunumu, Datça ve civarına dair folklorik oyunlar, türküler; hepsi ama hepsi bir şenlik havası içerisinde yaşanır; hep birlikte coşkuyla. Bu arada Yakaköy’den Palamutbükü’ne ve denize doğru inen yamaçlarda badem çiçeklerinin kar yağmış hissini uyandıran o bembeyaz manzarası ise benzersizdir. Ama biz şimdi oralarda değiliz; dolayısıyla İzmir’in bademleriyle yetinmeliyiz.

 
Datça'da badem çiçekleri
(Kaynak: internet ortamı)

 
Datça'da badem resitali
(Kaynak: internet ortamı)

Ovada ve dağların yükseklerinde badem ağaçları belli bir faz farkıyla çiçeklenir. Nif Dağı’nda, Yamanlar’da; Dumanlı Dağ’ın kuytularında ya da Spil’in zirvesine yakın bölgelerde dolaşırken henüz bir çalı görünümündeki bademler, ovada çoktan çiçeklenip yaprağa durmuşlardır bile. Şubat-Mart ayları kış ile yazın; yaşam ile ölümün bitmek bilmeyen kavgalarının iç içe geçtiği ve en kızıştığı zamanlardır. Doğanın kutsandığı zamanlardan kalma ritüeller, bayramlar hep yaşamı besler, onu öne çıkarır ve ulular.

 
Aiol yerleşimi Temnos'un eteklerinde yer alan terk edilmiş Eski Görece köyü yakınlarında çiçeklenmiş bir badem ağacı
(Şubat-2014) 

 
Tire-Peşrefli üstünde yer alan Karakaya eteklerindeki çiçeklenmiş bademler
(Şubat-2014) 

İrene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar isimli kitabında bir eski Türk geleneğinden söz eder:

“Eski Türklerden biri ölünce ne zaman ölmüş olursa olsun, cesedi tuza konarak ilkyazın gelişinde toprağa verilirdi. Bu adet, ruhun yeniden bedene dönmesi inanışına bağlıdır. Nasıl gündüz geceyi, ilkyaz kışı izliyorsa, yaşam da öylece ölümün yerini almaktadır ve yeni yaşam, baharda doğanın uyanışı ile birlikte başlamaktadır.”(2)

 
Karaburun-İçme Kıyısı'na inerken henüz çiçeklenmemiş bir badem ağacı, bir kara servi ve bir dam eskisi; bir arada...
  (Şubat-2016)

 
Çatalkaya'nın eteklerinde bademler ve İzmir Körfezi
(Fotoğraf: A.Aydemir; Şubat-2015)

Badem ağacı, yeryüzündeki bu döngünün ve onu ateşleyen dinamiklerin en öne sürdüğü bir öncü gibidir. O aldanır bazen; bazen karla ve boranla boğuşur, yenik düşer; ama yılmaz gene de ve sessizce yeniden dirilircesine; ertesi yıl kaldığı yerden devam eder yaşamı yükseltme mücadelesine… Badem ağacının genlerine kazınmıştır, bu kavganın kodları adeta.

 
Yunt Dağı'nda; Koyuneli köyü yakınlarında şeytan payamları
(Mart-2017)

 
Tire-Peşrefli'nin arka dünyasındaki Karakaya eteklerinde yeni yeni çiçeklenmekte olan bir badem ağacı
(Şubat-2014)

Beyaz ve pembe çiçekleriyle karşılar yolcusunu bademler dağlarda. Halk arasında şeytan payamı olarak da anılan hele o çalılar, badem çalıları; inanılmaz bir dirençle tutunmuştur bütün kış, kara borana karşın kökleriyle toprağın derinliklerine doğru. Ama o rengârenk bir heyecan içinde yaşamı savunuşları yok mu; ıssız dağ başlarında, adamı çileden çıkarır; adımları sıklaşır yolcunun daracık dağ patikalarında…

 
Çeşme-Alaçatı yakınlarında terk edilmiş Yörük köyü Karaköy'de  yeni çiçeklenmekte olan bir badem ağacı
(Şubat-2014)

 
 Karaköy'de erkenci baharın habercileri çiçekte...
(Şubat-2014) 

Çırılçıplak kupkuru dallar, tomurcuklarla kaplanır zamanla; Ocak ayının bir açılıp bir kapanan göğüne karşın. Usulca yürür toprağın suyu gövdeye ve dallara doğru yükselir. Bir sabah uyandığımızda; ilk utangaç çiçekler patlar ağacın o güzelim dallarında. Sanki her şey ansızın olmuş gibidir; ama o uzun bir hikâyedir aslında. Binlerce yıllık genlere kazınmış bir hikâye…

 
Ildırı-Erythrai'de tiyatronun sahne yapısının önünde henüz uyanmamış bademler...
(Ocak-2010)


Erythrai'de tiyatrodan henüz giyinmemiş bademlere bakış
(Ocak-2010)

Çocukken; bademler erkenden patladığı zamanlarda babamlar hayıflanarak “yazık; yine aldanacak bu badem ağaçları” derlerdi. Ağaç nasıl aldanırdı; kim aldatırdı onları? Anlayamazdık doğrusu. Büyüdükçe, bademler ve insanların aldatılması üzerine pek çok şey gördük, öğrendik. Ama bademin bu korkusuzca; karakışı düşünmeksizin çiçeklenip donanması yok mu; her zaman biz de yaşama sevincini ateşleyen bir fişek gibiydi. Hayatın koşturması, sıkıntıları içinde; hele de zemheri günlerini yeni terk etmişken, bir yol kıyısında ya da dağ başında bir patikadan geçerken; çiçeğe dönmüş bir badem ağacı ya da çalısı ile karşılaşmak gerçekten bir başkaydı.

 
Yunt Dağı'nda Kocaçay yolunda bir badem ağacı
(Mart-2008)

 
Kocaçay ve üstündeki Osmanlı yapısı taş köprü
(Mart-2008)

Mitolojide ümitsiz aşklarla ilişkilendirilen badem ağacının gerçek öyküsü de karın boranın engellediği yaşam tutkusunun önünü keser bazen. O mitolojik öykülerden biri de Trakya Kralı Sithon’un kızı Phyllis ile Troya Savaşı’ndan dönen Demophon’un nihayete ermeyen aşkında saklıdır.

 
Karaburun-Saip köyünde bir badem ağacının altındayız.
(Şubat-2010)

Saip payamları
(Şubat-2010)

Troya Savaşı’ndan dönen Atinalı kahraman Theseus’un oğlu Demophon, gemilerinin bakımını yapmak ve bir süre dinlenmek üzere Trakya kıyılarında karaya çıkar. Burada Trakya kralının evlilik çağına gelmiş güzeller güzeli kızı Phyllis’i görünce ona tutulan Demophon, bir rivayete göre orada evlenerek; bir başka anlatıma göre ise evlenmeden; ama mutlaka yeniden sevgilisine dönme sözü ile Trakya’dan gemileriyle birlikte ayrılır. Limanda Phyllis, Demophon’dan ayrılırken veda anında ona; Trakya’ya dönme umudunu kaybetmedikçe asla açmaması gereken bir de kutu verir. Demophon’a tutkuyla bağlanan Phyllis, her gün onun gelişini kıyıda bekler, ancak Demophon bir türlü çıka gelip sevgilisine dönmez. Aylar ayları, yıllar yılları kovalar. Limana gelen her gemiden Demophon’un çıkacağı ümidiyle heyecanlanan Phllyis, büyük yeisle ve ona kavuşamamanın kederi içinde bu şekilde yaşamaya daha fazla dayanamaz ve kendini bir ağaca asarak canına kıyar. Bu sırada Demophon, yaşamını Kıbrıs’ta sürdürmektedir ve Phyllis aklından çıkıp gitmiştir bile. Bir gün Demophon’un eline Phyllis’in verdiği kutu geçer. Birden aklına gelir yaşadıkları ve merakına yenilerek kutuyu açar; ama kutunun içinde bir dehşet saklıdır. Hikâye bu ya; zavallı Phyllis’in kötü kaderi, sanki kutunun içine hapsolmuş gibidir. Bunun etkisiyle atına atlayan Demophon, hiç durmaksızın yol alır. O kadar hızlı sürer ki atını bir rivayete göre Trakya’ya ulaşamadan atı tepe taklak devrilir; Demophon da kendi kılıcının üstüne düşerek orada can verir. Bir başka anlatıya göre ise; Demophon, Trakya’ya ulaşır ve Tanrıça Athena’nın Phyllis’in hüzünlü aşk öyküsüne acıyarak onu dönüştürdüğü badem ağacına sarılır ve ağlar, ağlar...(3)

 
Foça-Sazlıca koyunda beyazlara bürünmüş bir badem ağacı
(Şubat-2016)

 
Foça-Sazlıca; terk edilmiş bir Rum kulesi ve badem ağacı
(Şubat-2016) 

Sazlıca bademleri
(Şubat-2016)

Anadolu’nun birçok yöresinde bademe payam derler. Ne güzel bir isimdir payam. İzmir’de Çatalkaya’nın yükseklerinde her iki denizi de (Urla ve Seferihisar yönü) gören şirin bir köy vardır; ismi Payamlı’dır. Çiçekten başlayıp bademe uzanan serüven, bazen karla boranla kesilse de bademin umurunda değildir bu durum. Gentiğinde saklı bilgi çalışır her zaman; ılık havaları görür görmez patlar gözelerinden çiçekler. Çatalkaya’nın derin vadilerine doğru alçalan Payamlı’nın yamaçları, beyaza boyanır o anlarda. Aynı Payamlı’dan iki tane de ovada vardır; Gümüldür’e doğru… Biri Orhanlı-Ürkmez yolunda dağın eteklerine sokulmuş bir düzlükte, diğeri ise Doğanbey plajlarına gelmeden alçak bir tepenin hemen ardında. Şimdilerde ise Doğanbey ile Payamlı ismi birleştirilerek sahildeki sitelerin ağırlıkla temsil ettiği bir yerleşime dönüşmüştür Doğanbey-Payamlı köyleri.

 
Çatalkaya üstünde Payamlı köyü; uzaktan...
(Aralık-2007)

 
Akşama doğru batan güneşin kızıllığı Payamlı'nın üstüne vurur.
(Aralık-2007)

Payamın çiçekten sert bademe dönüşünceye kadar geçirdiği serüven de ilginçtir aslında. Her adımında ayrı bir lezzet saklıdır bu serüvende. Bir sabah aniden çiçeklenmiş gördüğümüz bademin soğuklardan kırılmadan eriştiği ikinci aşama, çiçeklerin meyveye dönüşüp çağla olma yolundaki ilerleyiş zamanıdır. Mart ayı yöresel iklim özelliklerine bağlı olarak içinde bembeyaz bir özsuyu saklayan çağlanın dişe gelmeye başladığı aydır. Azıcık tuza bandırarak çağlayı sanki bir erik gibi kütür kütür yemek ne kadar lezzetlidir. Kimisi rakısına meze yapar çağlayı; kimisi rendeleyip yoğurtlayarak ya da salata kıvamında yemesini sever. Ama bilmem bilir misiniz; baharın bu erkenci meyvesi çağladan yapılan enfes bir de yemeği vardır Ege’de. Taze enginar ya da baklayı andıran; dere otuyla çeşnilendirilip zeytinyağlı ve beyaz renkli olarak pişirilen bu yemeğin içinde ikiye bölünmüş halde; lokum kıvamındaki çağlaların tadına doyum olmaz. Eğer yolunuz Mart ayında İzmir’in Kemeraltı Çarşısı’nda; Hisarönü Camisi yakınlarına düşerse, Mehmet Davar’ın küçücük lezzet durağı; Bizim Lokanta’sına mutlaka uğramanız ve bu benzersiz lezzetteki çağla yemeğini tatmanız şiddetle önerilir. Peki ya çağlanın turşusuna ne dersiniz? O da başlı başına ayrı bir lezzettir sofralarda. Sarımsak, tuz ve üzüm sirkesi ile mayalanan çağla turşusu yine benzersiz bir meze olarak sofrada yerini alır.

 
Gezgin, Karaburun-Küçükbahçe'de çağla lezzet testinde...
(Mart-2016)

 
Küçükbahçe çağlaları
(Mart-2016)

 
Gezginler, Küçükbahçe'de bir badem ağacının altında...
(Mart-2016)

Çağlanın yediğimiz dış kabuğu bir süre sonra sertleşerek içi özsu ile dolu bademin çevresini bir zırhla sarar. Zamanla içindeki özsu giderek sertleşir ve bademe dönüşür. Ama onu daha bir süre dış kabuğu sımsıkı saklayacaktır. Datça’da her baharda sanki bir ayin gibi önce çağlalar toplanır, daha sonra yazın o sıcak günlerinde (20 Temmuz gibi) ise, sıra dışı sert mi sert bir kabukla kaplı bademlere gelir; günlerce sabahın ilk ışıklarıyla sıcağın etkisi henüz koyulaşmamışken, herkes bademliklerine doğru yola çıkar. Kestane, zeytin silker gibi sırıklarla silkilir badem. Ne zahmetli iştir o kavurucu sıcaklarda Datça’da badem silkmek…

 
Belevi-Kuşini Mağarası yolunda bademler
(Mart-2015)

 
Foça-Sazlıca'da bir badem ağacı
(Şubat-2016)

Badem ağacı, gözü tok ağaçtır; yaşamını sürdürebilme anlamında, su istemez ekmek istemez. Dağların başında, ovada ve vadi koyaklarında dirençli genetiğine yaslanarak ayakta durmaya çalışır, kara borana ve susuzluğa karşı. Hep direnir; tek istediği bir tımar gibi zaman zaman elinin yüzünü düzeltilmesi yani budanıp tımarlanmasıdır. Bir de üstünde hayat bulduğu toprağının sürülüp havalandırılması…

 
Kemalpaşa-Sinancılar köyü yakınlarında bir badem ağacının önündeyiz.
(Fotoğraf: MYC; Şubat-2016)

 
Sinancılar bademleri
(Şubat-2016)

Şimdi artık dünya ekonomik sisteminin ülke tarımına dayattığı başka yeni ürünler (GDO’lu mısır gibi) gündeme geldikçe, o güzelim badem ağaçlarının işlevi, artık bir tarlanın sınırını belirlemekten öteye geçmiyor ne yazık ki. Kimse elini sürmüyor meyvelerine; toplamıyorlar bile. Şu gerçek bilinmelidir ki; zamanında toplanmayan bademler, baharda çiçek zamanı; o ağaç için büyük bir yüktür artık. Ama zavallı ve cefakâr badem ağacı, her zaman olduğu gibi genetiğinin kodlarını çalıştırır ve her yıl olduğu gibi bütün üstündeki yüke rağmen yine de açar çiçeklerini. Ne acıdır; köylünün bahçesindeki bademlerini, narlarını, ayvalarını ağaçlardan toplayacak mecali kalmadı artık. Ne kadar dramatik, ne kadar acınası bir durumdur bu. Badem çiçekleri açarken ovada ve dağlarda birer birer; şimdi düşünme zamanıdır: Nerede yanlış yaptık acep biz?

Dipnotlar:
(1)   Aziz Nesin’in şiiri; Arkadaşım Badem Ağacı: Sen ağaçların aptalı/Ben insanların/Seni kandırır havalar/Beni sevdalar/Bir ılıman hava esmeye görsün/Düşünmeden gelecek karakışı../Açarsın çiçeklerini../Bense hayra yorarım gördüğüm düşü.../Bir güler yüz bir tatlı söz../Açarım yüreğimi hemen/Yemişe durmadan çarpar seni karayel/Beni karasevda/Hem de bilerek kandırıldığımızı/Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza/Koo desinler bize şaşkın/Sonu gelmese de hiç bir aşkın/Açalım yinede çiçeklerimizi/Senden yanayım arkadaşım/Havanı bulunca aç çiçeklerini/Nasıl açıyorsam yüreğimi/Belki bu kez kış olmaz/Bakarsın sevdan düş olmaz/Nasıl vermişsem kendimi son sevdama/Vur kendini sen de bu güzel havaya
(2)  Irene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar, Çeviri: Turan Alptekin, Demos Yayınları, 3.Basım-2006; sayfa: 37
(3)  Wikipedia’dan yararlanılmıştır.
(4)    Yazıda belirtilenler dışındaki fotoğraflar, muhtelif yürüyüşlerde İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu