6 Eylül 2017 Çarşamba

BATI ANADOLU’DA KASABALAR YANARKEN…



6 Eylül 2017
İbrahim Fidanoğlu
Giriş

26 Ağustos’tan başlayarak 9 Eylül’e dek uzanan (belki de Bursa’nın kurtuluşunu da dikkate alarak 10 Eylül demeli) Kurtuluş günlerinde aklımıza düşer hep o günkü hayatın izleri… Sessiz kahramanlar, yitirdiklerimiz; savaşın yangın yerine çevirdiği köylerimiz ve kasabalarımız; uçurumun kıyısından mavi gözlü bir devin tutup çevirdiği bir halkın kaderi, anlaşılmaz gibi gelir çoğuna. Aradan neredeyse yüzyıla yakın bir zaman geçmiş ve bugünkü hayatın hay huyu içinde unutulup gitmiş gibidir sanki kahramanlar, çekilen acılar; bir millet olmanın çabası içinde yaşananlar… Şimdi yeni yangınların arifesindedir zaman ve mekân; unutmak haramdır bize ve bu topraklarda yaşayanlara…

İzmir yanarken; 13 Eylül 1922; fotoğraf, Kral V. George Zırhlısı'ndan çekilmiş.

26 Ağustos gece sabaha karşı Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgaliyle kararan Anadolu’nun geleceğine dair tüm tasarımların hepsi masada kaldı; mazlum bir halkın kaderi uğruna her şey, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yeniden yazıldı. 30 Ağustos’ta Afyon, 1 Eylül’de Uşak düşman işgalinden kurtarıldı. Süvarilerin ve piyadelerin durmamacasına kaçan Yunan birliklerinin ardından yaklaşık 15 gün kadar süren takipleri, 9 Eylül 1922’de İzmir’de; işgalin başladığı yerde son buldu. Ancak, Batı Anadolu’daki kasabalar ve şehirlerin hemen hemen hepsi bu ölümüne takip sırasında Yunan kuvvetleri tarafından Türk birliklerinin kendilerine yaklaşmalarını geciktirmek amacıyla ateşe verildi; bu şehirlerin ve kasabaların çoğu bu uğurda yandı kül oldu. Aşağıda anlatacaklarımız bu kasaba yangınlarından bazılarına ait yaşananlara dairdir.

 
Yangından önce Manisa; önde Muradiye ve Hatuniye camileri
(Kaynak:http://www.wikiwand.com/tr/1922_Manisa_yang%C4%B1n%C4%B1)

7 Eylül 1922; Kasaba (Turgutlu) yanarken

17 Temmuz 1923 tarihinde çıkan ve Salihli ile Kasaba’ya ait bir yazıdan yapılan alıntıda verimli Gediz Ovası’ndaki bu kasabanın Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki manzarası şöyle anlatılmaktadır:

“Trenimiz kıvrak arazide kâh süratli kâh yavaş yol alıyor. Menemen’e kadar kıvrak araziyi geçtikten sonra Anadolu’nun en zengin mıntıkasına dâhil olmuştuk. Katar Gediz nehrinin mecrasını zikzakvari takip ediyordu. Tren hattının sağı ve solu bağ, mısır ve bostan tarlalarıyla muhat.

Salihli’den iyi ihtisasla ayrıldık. Tren bizi iki saat sonra Kasaba’ya ulaştırdı. Mağaza ve dükkânlar hariç sekiz fabrika ve altı bin beş yüz haneyi ihtiva eden bu zengin ve şirin kaza, bugün bir yığın topraktır. Faciadan sonra öteye beriye dağılmış olan halkın nısfı avdet edememiş, bu yüzden bağlar bakılamamıştır. Saruhan livası içinde en bedbaht ve en muhtac-ı muavenet (yardım bekleyen) kazalardan birini de burası teşkil ediyor.”(1)

 
 Manisa yangınından sonra bir caddenin hali
(Kaynak:http://www.wikiwand.com/tr/1922_Manisa_yang%C4%B1n%C4%B1) 

19.yüzyılda İzmir’in hinterlandında yer alan ve özellikle kuru üzüm üretimiyle İzmir Limanı’nı Kasaba demiryolu üzerinden besleyen Turgutlu, bu ekonomi üzerinde yükselen; Türklerin, Rumların, Yahudilerin ve az sayıda da olsa Ermenilerin bir arada yaşadıkları oldukça canlı ve kozmopolit bir sosyal hayata sahipti. Ta ki; Yunan işgaline kadar… 

 
Yunan işgalinde Kasaba; eski bir kartpostaldan...Konak Kız Mektebi olarak bilinen bina işgal sırasında Yunan işgal kuvvetlerinin kullandığı bir yere dönüşmüş. 
(Kaynak: http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)

Şalom Gazetesi’nde yayınlanan Turgutlu Yahudileri ile ilgili bir yazıda 19.yy.da ve 20.yy. başlarında kasabada yaşayan Yahudi nüfusu hakkında şu bilgiler aktarılıyor:

“1862 tarihinde yapılan bir sayıma göre, Turgutlu’da 122 Yahudi aile mevcuttu. 1879 tarihinde, Yahudi ailelerin sayısı 180 olarak saptandı. Birey sayısı ise, 900’dü. 1904’te 220 aileye ve 1150 kişiye yükseldi. Mayıs 1905’te ise, Turgutlu Yahudi Topluluğu 1050 kişiden oluşuyordu. 19. yüzyılda, Turgutlu’da üç sinagog bulunuyordu. Bunlardan ikisi, Etz Hayim ve Talmud Tora Sinagogları, 1842 tarihinde yeniden inşa edilmişlerdi. O halde, ilk inşa tarihleri daha önceki yıllara denk geliyordu. Kentte bulunan üçüncü sinagog Şalom’un yeniden inşa edilme tarihi ise 1898’di.”(2)
 
 Yunan işgal güçlerinin Kasaba'ya girişi
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)

Aynı dönemde Turgutlu’da yaşayan Rum nüfus ile ilgili bilgileri ise Dr. Georgios Nakracas’ın Anadolu ve Rum Göçmenleri Kökeni isimli kitapta şu şekilde veriliyor:

“Sotiriadis’e göre 1912’de Kasaba kazasında 34.590 kişilik toplam nüfus içinde 6.090 Hellen vardı ve Hellenler, nüfusun % 17,6’sını oluşturuyorlardı.

Anagnostopulu, Kasaba (Turgutlu) kazasında Sotiriadis’in verdiği sayıdan 2.590 daha az Rum bulunduğunu bize bildirmektedir. Kesin olarak yazar; 6.090 yerine 3.500 Rum’dan söz etmektedir. Bu Rumlar, 14.000 Türk’le birlikte Kasaba kentine yerleşiktiler.”(3)

 
Yunan birliklerinin yerli Rumlar tarafından coşkuyla karşılanışı
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)

İşte böyle bir demografik yapıdaki Turgutlu, Yunan işgalinden sonra yerli halka karşı uygulanan zalimce tutumlar nedeniyle halk içinde kırılmalara ve kopuşlara doğru ilerleyecektir. Ama nasıl?

 
 Türk Ordusu, Bağımsızlık Savaşı'nda...

Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonrasında son anda başkomutan olarak atanan General Trikopis’in 2 Eylül 1922’de Uşak’ta Türk kuvvetlerinin eline esir düşmesi ile başsız kalan Yunan Ordusu, bütün bütünlüğünü ve disiplinini kaybederek can korkusuyla İzmir, Dikili ve Mudanya yönünde düzensiz bir şekilde geri çekilmeye başladı. Bu geri çekilme sürecinde ise Tük Ordusu’nun takibini güçleştirmek amacıyla Yunan birlikleri, geçtikleri kasaba ve şehirleri acımasızca ateşe verdiler; yerli halka akla gelmedik eziyet ve işkenceleri uyguladılar.

 
Türk askerleri siper kazarken; Batı Anadolu Cephesi...

Bilge Umar’ın Yunanlıların ve Anadolu Rumlarının anlatımıyla İzmir Savaşı isimli kitabında karşı tarafın bakış açısıyla bu geri çekilme sürecinde kargaşa, Salihli önlerinde şu şekilde ifade edilmektedir:

“Yunan Ordusu’ndan 13. Tümen ile süvari tümeni dinlenme konaklamasında iken, 5 Eylül günü saat 4’de Türk atlıları Salihli’ye girdiler. Saat 5 sıralarında, kendi komutanlarının verdiği emir gereğince, Yunanlılardan iki müfreze, biri süvari teğmeni Portolos’un, diğeri süvari asteğmeni Tsaprales’in komutasında olarak, keşif için gönderildiler. Daha konaklama yerinden, henüz ayrılmış idiler ki birdenbire çıkagelen Türk süvari bölüğüyle karşılaştılar, attan inip mevzilenerek çatışmaya girdiler. Hemen Salihli’ye alarm verildi; bu sırada istasyonda, Alaşehir’den gelen sığınmacılar ve askerlerle dolu bir tren bulunuyordu; tren hemen, hızla yeniden yola çıktı; çünkü İzmir’e gitmek isteyen Salihlili sığınmacılar orada beklemekteydiler ve bunlar çılgın gibi trene saldırıyorlardı. Kargaşa ve Türk topçusunun atışları arasında tren, çekip gitmeyi becerebildi. İstasyon korkunç bir savaş alanına döndü.”(4)

 
Salihli tren istasyonu
(Kaynak:https://www.pinterest.de/pin/408490628681193401/)

Burada sözü edilen Yunan kaynağı(5), Salihli’de Türk süvarilerine karşı istasyondan başlayan bir direnişi, abartarak anlatmakta ve en sonunda; bu kazanılan zaman sayesinde Alaşehir’den gelen Yunan birliklerinin Türk süvarilerinin saldırısından zarar görmeden, aradan sıyrılarak İzmir’e doğru çekildiğini belirterek anlatımını şöyle sürdürür:

 
 Turgutlu'daki eski Topçu Kışlası
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)

“Ama saat 13’te bir düşman tümeninin (Türkler kast ediliyor) daha gelmesi, yeni bir saldırının başlamamsına yol açtı ve bu saldırı General Frangu grubunun oradan geçeceği saati geriye attı. Böylece Güney Grubu, Ahmetli’ye geçti, süvari tümeni de saat 18’de Salihli’den ayrılarak 22’de oraya vardı.

Rum köylüler, gözlerinde yaşlarla, üstü başı yırtık pırtık olmuş özgürlük getiricileri (Yunan birlikleri kast ediliyor) seyrettiler. Şimdi görünen manzara onların geldikleri zamana göre (işgalin başındaki günler kast ediliyor) çok değişikti ve Atina’da halk arasında gazap, kaynayıp fokurdamaya başlamıştı.”(4)

 
Turgutlu yangınının ulaşamadığı Kır Mahallesi'ndeki Hacı Zeynel Camisi ve civarı
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)

 
Hacı Zeynel Camisi; şimdiki hali
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010)

 
Hacı Zeynel Camisi'nin içi
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

 
Turgutlu'ya ilk gelenlerden; Horasan Erenlerinden Hacı Zeynel Dede'nin makamı...
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

 
Caminin giriş kapısı
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

  
 Hacı Zeynel Camisi'nin son cemaat yeri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010)

4 Eylül’den 6 Eylül akşamına dek süren yangınlar ve Yunan mezalimi, Salihli’den gelen bozulmuş Yunan birliklerinin Turgutlu’ya girişiyle daha da güç kazanmıştı. Halide Edip’in bir tren penceresinden görünen hazin Kasaba manzarası ile ilgili olarak aktardıkları şunlardı:

 
Kasaba'ya dair bir iz; Hilal Mektebi; eski kilise, şimdi yok.
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr) 

“Evvela Kasaba istasyonunda Yunan kafilelerinin sürükleyip götürdüğü sevgilileri sabahtan akşama kadar bekleyen siyahlı örtülü, hasret yüzlü kadınlardan, sonra yalınayak etrafımda dolaşan kimsesiz çocuklardan işittim.

Pencereden bütün bir şehir cesedi üzerinde, bütün kasabanın yersiz yurtsuz halkının evleriyle, çarşı pazarlarıyla, taş yığınları üstünde yeniden hayatlarını kurmak için kaynaştığını görüyordum. […] Başı sargılı, kolu askılı, koltuk değnekli, peştemala sarılı, beyaz sakallı ihtiyarlar, siyah bıyıklı yiğit delikanlılar, yüzleri örtülü kadınlar görünüyorlardı.”(6)

 
 Cumhuriyet dönemi küllerinden doğan Kasaba; Turgutlu-Piyaleoğlu Caddesi; arkada Pazar Camisi

Aynı caddenin başka bir görünümü
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr) 

Mezalim sonrası hayatta kalan kocası tarafından Halide Edip’e anlatılan ve onun aktarımıyla tarihe mal olan Kasabalı Şehit Emine’nin hazin öyküsü var hatıralarda:

“İki defadır muhacır olduk. Burada düşmandan kurtulduk sandıktı, yine geldi çattı. Ama Emine mutlaka bizi gelip kurtaracağınızı biliyordu. Hep onu söylerdi. […] Sizlerin geleceğini duyduğumuz gün Yunanlılar Kasaba’yı yakmaya başladılar. Evde nine ile Emine’nin ihtiyar teyzesi ve Emine üç kadın bir de ben vardım. Kenar mahallede idik, belki yangın gelmez, belki Yunanlılar bu mahalleye gelmez diye epeyce bekledik. Fakat Kasaba’yı saran alev bizi de yaktı. […] O, hep koluma boynum sarılıyordu. Ben Yunan askerlerinin naralarını duydukça “bana hücum ederler, sen gençsin ovaya kaç” diyordum. O daha çok boynuma asılıyor, “ben, seninle beraber ölürüm” diyordu.

 
 Turgutlu tren istasyonunda Atatürk'ü beklerken

 
Turgutlu tren istasyonu
(Fotoğraf: İF; Eylül-2010)

Nihayet yine patlıcan tarlasında başımıza üşüştüler. Bir taraftan dipçik ve yumrukla beni döverken ben haykırıyordum: “Emine, yavrum Allah aşkına kaç!” İki tüfek patladı; iki ihtiyar kadın devrildi. […] Emine bir yanık odunla sağa sola arkamdakilere saldırıyordu. Bir Yunan neferi, yanımda kafasına gelen odunla düştü. Ben de durmadan atılan kurşunlarla düştüm. Gözlerim kapanmadan onu ayakta odunla gördüm. Etrafa odunu savuruyordu. Yunanlıları yanına sokmuyordu. Sonra onu da iki kurşunla arkasındaki perişan kan içinde; saçları didik didik, yuvarlandığını gördüm; sonra ne oldu bilmiyorum. Kırık sekiz saat sonra cesedini ararken henüz sağ bulduk, uğraştık, uğraştık. Emine beni ve namusunu kurtardı; ama işte ben kaldım, o öldü.”(7)

 
 Yunan işgali altındaki Kasaba sokaklarında...
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)  

İşgal edilen Ahmetli tren istasyonu
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr) 


Yunan birlikleri, İzmir’e doğru çekilirken arkalarında yanmış, yıkılmış kasabalar; ölüler ve enkazdan ibaret birer yığın bıraktılar. Bugün Turgutlu’nun çeperinde kalan Hacı Zeynel Camisi'nin de bulunduğu Küllük ve Bozkurt mahalleleri dışında bütün her yer, yangından nasibini almış durumdaydı. Falih Rıfkı Atay’ın 1922 Eylül’ünde tanıklık ettiği manzara ise, onun kaleminden şöyle aktarılıyordu:

 
Yunanlıların yakamadığı Küllük'den eski bir kerpiç evin hali
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

 
Küllük sokaklarında...
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

 
Koza Pazarı-1930'lu yıllar; bir Cumhuriyet Bayramı "kutlulaması"
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr) 

“Bütün şose boyunca sık sık araba, otomobil ve malzeme enkazına tesadüf ediyoruz. Yollarda insan, at ve deve leşleri nadir değildir. Birçok hendek kurumuş cesetlerle dolu.[…] Binbaşı Hamdi Bey, burada şimdilik Kaymakamlık vazifesiyle meşguldür. Bize biraz malumat verdi: “Kasaba, susam, pamuk ve üzüm ticaretiyle meşgul olmuştu. Yirmibin nüfusu vardı. Şimdi sekizbin kişi var. Kimisi öldü, kimisi dağıldı, kimisi hicret etti. Ne kadar mesken, dükkân, bina varsa hepsi yandı. Ahali parasız, eşyasız, yiyeceksiz ve hayvansızdır. İlk geldiğim gün sokakta bir adamın dilsiz gibi bana işaret ettiğini gördüm. Meğer açlık ve susuzluktan sesi çıkmıyormuş. Bu adam emekli bir miralaydı. Önüne biraz ekmek ve su koyduk. Küçük bir çocuk gibi yavaş yedi. Bir müddet sonra sesi geldi. Bize dönerek “Allah’a şükür yeniden doğdum” dedi. Sade o değil hepsi yeniden doğdular.”(8)

Küllerinden doğan Kasaba; Turgutlu yeniden inşa olurken...
(Kaynak:http://turgutlukasaba.blogspot.com.tr)  

 
Turgutlu'da Karpuzkaldıran Parkı içinde 7 Eylül 1936 günü açılan Atatürk büstü ve altındaki yazıt
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

 
Yazıt; yakından...
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010)

 
2010 yılı Turgutlu'nun kurtuluşu törenlerinden; Belediye Bandosu çalıyor.
(Fotoğraf:İF; Eylül-2010) 

19.yy.ın oldukça kozmopolit; ticari ve sosyal hayat açısından ise son derece canlı “Kasaba”sı; Turgutlu, Yunan birliklerinin yangın yerine çevirdikleri bu güzelim Ege kasabası, artık o günlerden çok uzaklardaydı. Cumhuriyet ile birlikte her şeye yeniden başlandı ve Turgutlu, küllerinden yeniden doğarak, verimli ovanın ortasında tarımın ve sanayinin at başı gittiği bir büyük şehre doğru evrildi. Ama hatıralarında saklı; eskiye dair hiçbir izi bugüne aktaramamanın ezikliği ve hüznü içerisinde… Bu da kurtuluşun ve bağımsızlığın bedeli oldu. Bugün bu ödenen bedelin farkında mıyız? Soralım kendimize…

“Ateşler İçindeydi Germencik”(9)

Bugün Aydın’a bağlı bir ilçe konumundaki Germencik’te eskiye dair bir dikili taş dahi bulamazsınız. Bu hazin durum, o günlerden; Yunan işgali zamanlarından kalma yıkıcı bir izdir. Feyyaz Zaim, aile hatıralarının da saklı olduğu o günlerden söz ettiği “Ateşler İçindeydi Germencik” isimli romanında; 1919 Mayıs’ında Batı Anadolu'da; Kuvayı Milliye adına işgale karşı direnişi örgütlemeye çalışan İttihatçı "Galip Hoca" kılığındaki İttihatçı Celal Bayar’ın, kendisi de İttihatçı olan Nahiye Müdürü Emin Ulucan’ın Germencik'teki evinde saklanması, Emin Bey'in işgalciler tarafından gözaltına alınıp epeyce hırpalanarak sorguya çekilmesi, evin Yunan askerleri tarafından basılması, kadın ve çocukların dövülmesi, İtalyan-Yunan işgal bölgeleri arasındaki tampon bölgede yer alan Reisköy’e kaçırılmasını ve bu arada Germencik’in alevler içinde kalışını anlatmaktadır.

 
 Galip Hoca ya da Celal Bayar; Aydın ellerinde...

Celal Bayar da “Ben de Yazdım” isimli 8 ciltlik anılarında aynı olaylara 6.ciltte değinir. Hatta Emin Bey’in eşi Naima Hanım’ın da o günlere dair hazırladığı bir metin aynı kitapta yer alır.

Celal Bayar, anılarında Germencik’teki zamanlarını şu şekilde aktarmaktadır:

“Esasen Germencik’te boş durmuyorduk. Bucak merkezinden ve Reis köyünden başlayarak, köylerde propagandaya ve silahlı teşkilat yapmaya karar vermiştim. Ve küçük ölçüde işe başlamıştık.

Germencik tren istasyonunda birkaç katlı “sefertasını” andıran bir otel vardı. Burası Yunan taburunun karargâhı ve taburun, üst katlarına yerleştirilen yedek elbise ile malzeme deposu olarak kullanılıyordu. Karanlık bir gecenin geç saatlerinde, buradan ateş çıktı; bütün bina kül oldu.

20 Haziran 1919 günü, akşamüzeri, Emin Ulucan eve geldiği vakit, “sana sürprizlerim var” diye söze başladı. Hemen Reis köyüne iftara gideceğimizi, orada yeni arkadaşlarla görüşeceğimizi, sabaha karşı yeni bir hayatın tecellisine şahit olacağımızı anlattı.”(10)

 
Erbeyli tren istasyonunda Erbeyli şehitleri için dikilen şehitler abidesi
(Fotoğraf:İF; Aralık-2007)

  
Erbeyli abidesinin üzerinde şehitlerin isimleri yazıyor.
(Fotoğraf:İF; Aralık-2007)

 
Erbeyli tren istasyonu
(Fotoğraf:İF; Aralık-2007)

Emin Ulucan’ın sözünü ettiği olay Erbeyli istasyonundaki Yunan karakolunun ve buradaki Yunan birliğinin Kuvayı Milliye güçleri tarafından bir gece baskınına uğramasıdır. Yine Celal Bayar’ın anlatımına kulak verelim:

“Sahur yemeğinden sonra, kaldığımız evin tahta terasında intizar halinde idik. Şafak güzel renkleriyle sökmek üzere idi. Serin bir sabah rüzgârı yüzümüzü okşuyordu. […] Emin Ulucan’ın “sürprizi” birden kendini gösterdi: Biraz güneye kayan doğumuzdan, kesif silah sesleri gelmeye başladı. Mesele anlaşılmıştı: “Kuvayı Milliyeciler” Erbeyli İstasyonu’ndaki Yunan bölüğüne baskın yapıyordu. Tatlı bir heyecan duyuyordum. Peşinde koştuğum hülya, hakikat oluyordu. İşittiğim silah sesleri kurtuluşumuzu, istiklalimizi, istikbalimizin emniyetini müjdeliyordu. Sevinç içindeydim.”(10)

 
Germencik yakınlarındaki Mursallı'da yer alan Rum Kilisesi
(Fotoğraf:İF; Mart-2006)

 
Mursallı'daki kilisenin tavanındaki alçı süslemeleri
(Fotoğraf:İF; Mart-2006)

  
Kilisenin tek nefli içi 
 (Fotoğraf:İF; Mart-2006)

“Yunanlıları, Aydın’ın sağında solunda baskınlar, başkaldırmalar ve aldıkları mübalağalı haberler çileden çıkarıyordu. Türklerin ellerindeki silahları toplamaya karar verdiler ve büyük bir şiddetle işe koyuldular. […] Ahaliden silah toplaması için bizim Emin Ulucan da zorlanmıştı. […] Zavallı, bu yüzden dayak dahi yedi. Ahali ellerindeki silahları vermeyince, Yunanlıların cebir ve zoru arttı. Artık tam bir terör başlamıştı. Köyler yakılıyor, kaçamayanlar öldürülüyordu.”(11)

 
Germencik'in incir sergileri
 (Fotoğraf:İF; Eylül-2008)

“Germencik’ten bilet alarak, Aydın’a gitmek için trene binen 37 ve sorguya çekilecekleri bahanesiyle zorla aynı trene bindirilen 34 Türkün, yolda trenin seyri sırasında, boğazlanarak cesetlerinin yollara atıldığı işitildi. Halk arasında heyecan son haddine varmıştı. Emin Bey’in evde bulunmadığı bir sırada, Türkçe konuşan Yunanlı bir çavuş kapıyı çaldı. Emin Ulucan’ı sordu. Evde yoktur cevabı üzerine çekildi, gitti. Bucak Müdürü’nü görevi başında ve şehirde bulamamış olacak ki evde arıyorlardı. Ne olmuştu? Bilen yok!... Ailesi ağlamaya başladı. Hemen işitildi, zavallıyı Yunanlılar yakalamış, dövmüş, hapsetmiş. Elli kadar vatandaş ile Aydın’a göndermişler. Bundan sonrası bilinemiyor. Sağlığı veya ölümü hakkında malumat yoktu. Ben henüz bir şeye karar vermemiştim. Refikası Naime Hanım: “Kardeşim, dedi. İçinde bir sıkıntı var, bir hissin tesiri altındayım. Gelip sizi arayacaklar. Komşu eve geçer misiniz?”(12)

 
Mursallı'da eski bir Rum evi
(Fotoğraf:İF; Nisan-2006)

  
Kanlıbahçe yanındaki incir bahçeleri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2008) 
 
 
Kanlıbahçe Anıtı; Eylül 2008'deki durum
(Fotoğraf:İF; Eylül-2008) 

“Öyle yaptım. Komşu evin duvarını atladım. İlk girdiğim yer, bir samanlıktı. Kapısı ve bir penceresi yarı açıktı. Buradan kolaylıkla geniş bir yola çıkabilirdim. Çok zaman geçmedi. Evin kapısının vurulduğunu işittim. Bira bekledim. Sükûnet vardı. Tekrar eve geçtim. Anlattılar: Aynı Yunanlı çavuş eve gelmiş… Bu defa beni sormuş, sizde misafir bir hoca varmış, o nerede?

 
Kanlıbahçe Mevkii'nde bulunan kerpiç yapıların duvarlarındaki kurşun izleri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2008)  

 
Kanlıbahçe katliamının izleri
(Fotoğraf:İF; Eylül-2008)    

Artık vakit geçirmeye gelmezdi. Emin Ulucan’ın aradığı vasıtayı ben bulmalı, aileyi bu kanlı berzahtan kurtarmalı idim. […] Tekrar komşu evin samanlığına geçtim. Oradan sokağa çıktım. Yolun beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Yalnız umumi istikamet itibariyle yanılmadığımı anlıyordum. Yolda yerli ve yabancı kimse yoktu. Evler ve sokaklar bomboştu. Yunan devriyesine rastladığım takdirde, hayatım tehlikede idi. Fakat başka çarem yoktu. Az zararlısını göze almalı idim. Şehrin dışında İtalyan işgal bölgesi başlıyordu. Buraya doğru ilerledim. Germencik halkının çoğunu burada gördüm. Yatakları, yorganları ve hayvanları ile göç etmişlerdi. Civardaki köylerde olduğu gibi, Germencik’te de Yunanlılar evlerde silah ve yabancı adam aramağa başlamışlar imiş.”(12)

 
Mursallı Kilisesi; içinden bir görünüm
(Fotoğraf:İF; Eylül-2008) 

Celal Bey, Reisköy’e ulaştıktan sonra Germencik’in yakılması ihtimali üzerine köydeki tanıdıkları aracılığıyla köylü kadınlara Emin Bey’in ailesini getirtir. Onlardan Koçarlı’da ayrılan Celal Bey’in bundan sonraki durağı Çine’dir. Dağdan yüze indikten sonra Çine’de oturmakta olan Yörük Ali Efe ve Aydın’daki 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Aker ile birlikte önce Umurlu’ya, daha sonra da Nazilli’ye geçerek direnişin örgütlenmesi ve genişletilmesi işleriyle meşgul olurlar. Bu arada bir şekilde hapisten kurtulan Emin Bey de ailesiyle Çine’de buluşur ve onlar da dağ yollarından Umurlu’ya ulaşırlar. Orada Celal Beylerle yeniden karşılaşan aile, Yunan işgalinin Umurlu’ya ulaşması nedeniyle buradan ayrılarak Köşk’e doğru hareket ederler.

 
 Yörük Ali Efe; Kuvayı Milliye günlerinde...

İşgalin başlangıcında yaşanılan bu olayların katmerlisi, 4-5 Eylül 1922 tarihinde; yani Aydın ve havalisinin Yunan işgalinden kurtulduğu günün (7 Eylül 1922) arifesinde tekrarlanır. Bölgedeki varlıkları 3 yıldan fazla bir zaman süren Yunan birliklerinin yaşadıkları yenilgi, onların şuursuzca ve zalimce hareketine yol açmaktadır. Bunun bir örneği de Germencik ve Mursallı arasında yer alan ve bu tarihte Yunanlılar tarafından katledilen Türk ahali nedeniyle Kanlı Bahçe olarak anılan yerde yaşanılanlardır.

 
 Yörük Ali Efe

4-5 Eylül 1922 tarihinde Türk kuvvetlerinin Aydın’a yaklaştıkları haberini alan Yunanlılar, bahçeler arasında saklanmakta olan kadınlı erkekli bir grup insanı Koç Kuyusu denilen yere toplarlar. Kimisini bir damın duvarı önünde, kimisini ise bir incir damının içinde kurşunlayarak ve süngüleyerek öldürürler. Burada kadın, erkek ve çocuk demeden 94 köylü katledilir. Bugün bu olayın geçtiği yerde ölenlerin anısına yapılan Kanlıbahçe Anıtı bulunmaktadır. Anıtın üzerinde burada katledilen köylülerin isimleri yer almaktadır. Ayrıca olayın geçtiği Koç Kuyusu Mevkii’ndeki kerpiç damların üzerlerindeki kurşun izleri de günümüze kadar ulaşmış durumdadır. Her yıl burada Aydın’ın Yunan işgalinden kurtuluş günü olan 7 Eylül’de ölenlerin anısına bir tören düzenlenmektedir.

Bergama’nın işgali sonrası yaşanılanlar

Yunan kaynaklarına göre, 30 Mayıs 1919 tarihinde 8. Giritliler Alayı’nın 1. Taburu, beraberinde bir topçu bir de süvari takımı olduğu halde Bergama’yı işgal etti. 2 Haziran günü Yunan taburu daha üstün Türk kuvvetleri tarafından kuşatıldı ve büyük kayıplar vererek Menemen’e çekildi. Türk kaynaklarına göre Bergama’nın Türk nüfusu, kentin işgal edildiği sırada hiçbir direniş göstermedi. Ancak sonraki üç gün içinde Yunan ordusunun giriştiği hırsızlık, Türk vatandaşlarını katletme, kadınlara tecavüz gibi eylemleri, Türk ahalinin silahlı ayaklanmasına yol açtı ve Yunan taburu kentten kovuldu.(13)

 
Bergama'da Domuz Alanı'nda bulunan eski Rum ilkokulu; şimdi müze...
(Fotoğraf:İF; Haziran-2004)

 
Aynı okulun ön cephesinin görünümü
 (Fotoğraf:İF; Haziran-2004)

“Bu olaylardan sonra, hayatı ve şerefi tehdit edilen Bergama nüfusu, yekvücut halinde ayaklandı ve sayısının azlığına ve silahlarının kötü kalitesine rağmen Yunan taburunu kovmayı başardı ve tabur, telaş ve karışıklık içinde geriledi. Şanlı(!) Yunan askerleri, geriledikleri sırada karşılaştıkları masum vatandaşları katlederek ve Türk köylerini tahrip ederek öç aldılar. İki binden çok Müslüman öldürüldü. Yunanlıların Bergama’dan geri çekilişlerinden bir gün sonra Midilli’den Dikili’ye dört bin kişilik bir eşkıya kuvveti çıktı ve önce orada birkaç yüz Müslümanı katletti. Bu askeri kuvvet, Bergama’ya doğru yürürken yolda karşılaştığı her şeyi yağmaladı ve herkesi kılıçtan geçirdi. Kırıklar, Sahancı, Şakköy, Kalarga, Çamköy, Alacalar, Tekeli ve Sendel köyleri yerleri tanınmayacak derecede tahrip edildi ve kundaktaki bebelerine kadar sakinlerinin tümü katledildi.

 
  Rum Mahallesi Domuz Alanı'ndan Bergama'ya bakış
(Fotoğraf:İF; Haziran-2004)

   
Domuz Alanı ve Rumların Kafenion'u; şimdi Bergama Ticaret Odası'nın Lokali...
(Fotoğraf:İf; Aralık-2006)

 
Bergama'da 19.yy.a ait eski bir kartpostal; Kızıl Avlu ve civarı

 
Rum ve Türk-Yahudi mahallelerini birbirinden ayıran Bergama (Selinus) çayı üzerindeki köprüler
  
Silahlı Yunanlılar yaklaşınca Bergama nüfusu kaçıp Soma’ya sığındı. Zamanında kaçamayan ihtiyar ve hastalar insafsızca kılıçtan geçirildi.” (Greek Atrocities in the Vilayet of Smyrna; (1919); sayfa:49)

Menemen Katliamı

17 Haziran 1919 tarihinde 8. Giritliler Alayı’nın 1.Taburu, Bergama’dan geri çekilerek Menemen’e girdi ve o gün Türk bibliyografya kaynaklarına göre kentin Türk nüfusunun katliam gününe dönüştü. Aynı kaynağa göre; Rum izciler, katliamdan önceki akşam Türk evlerine özel işaretler koydular ve aynı gece Yunan birliğinin erleri kaymakamlık binasını ele geçirerek Kaymakam Kemal Bey’i ve jandarmayı öldürdüler. Olayın ayrıntıları, İzmir Vilayetindeki Yunan Vahşeti başlıklı Türk yayınında şöyle anlatılmaktadır(14):

 
 1920'lerde Menemen; önde Belediye binası, arkada ise çırçır ve un fabrikası
(Kaynak:http://www.levantineheritage.com/menemen.html)

Menemen'de aynı fabrikanın yanında yer alan konutlar
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008)

 
Fabrikanın ana binası
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008) 
 
“Geçtiğimiz Mayıs ayının 22’sinde Kaza Kaymakamı Kemal Bey, Menemen’in Yunan orduları tarafından işgal edileceğini halka haber verdi ve bizi sakin olmaya çağırdı. İşgal tam bir sakinlik içinde gerçekleşti. 17 Haziran Salı gününden itibaren Yunan askerleri ve yerliler tarafından Menemen Müslüman ahalisine karşı girişilen katliamları şikâyet etmek üzere ekselanslarına hitap ediyoruz. […] Cinayetten bir önceki gece kaymakamlık konağını ele geçiren güçlü bir Yunan müfrezesi, kaymakamı ve orada bulunan altı jandarmayı katletti. […] Menemen’de yapılan katliam ve zorbalıkları haber almış olarak, biz; aşağıda imzası bulunan Vali İzzet Bey, İngiliz subayları Yüzbaşı Charns ve Teğmen Lorimer, İngiliz ve İtalyan konsolosluklarından tıbbi delegeler, 17 Haziran 1919 Salı günü burada vuku bulan olaylar hakkında soruşturma yapmaya geldik. […] Yunanlı işgal komutanı, Yunan askerlerine arkadan ateş açıldığını ve bunu izleyen çatışmada Kaymakam Kemal Bey ve daha birkaç kişinin öldürüldüğünü iddia etti. […] Türklerden bin kurbana karşılık Yunanlılardan sivil veya asker yaralıların bulunmayışı tanıklıkların gerçek olduğunu doğrulamaktadır.” (Greek Atrocities in the Vilayet of Smyrna; (1919); sayfa:56)

Menemen'deki Rum Ortodoks Kilisesi
(Fotoğraf:İF; Nisan-2008)

Yukarıda anlatılan olaylar, Celal Bayar’ın anılarında Menemen’den tüccar ve fabrikatör Çerkes Sefer Efendi’nin ağzından şu şekilde aktarılmaktadır:

“15 Haziran Pazar günü öğleden sonra mağazamda oturuyordum. Birden Rum çarşısından kalabalık bir topluluğun gelmekte olduğu görüldü. Önde yerli Rum ileri gelenleri ve yerli Rumlardan kurulu muzika vardı. Onları, ellerinde çiçeklerle Yunan taburu takip ediyordu. Yerli Rumlar, “Zito Venizelos” diye bağırıyor, Türklere hakaret ederek geçiyordu. (Bu tabur Bergama’ya gidiyordu. Dört gün sonra aynı tabur perişan bir halde avdet etti. Hemen o gece şehrin çevresindeki yüksek mahallere mitralyözler yerleştirildi. Bazı mahallelere askerler kondu, etrafta tertibat alındı.

 
Menemen'de 19.yy.da Rumların yaşadığı mahalle
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008)
 
  
Menemen'de eski bir Rum evine örnek
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008) 
  
Ertesi gün çarşı kahvesinde birkaç eşrafla oturuyorduk. Öğleye doğru Rum mahallesinden silah sesleri gelmeye, herkes dükkânlarını kapamaya ve evlerine doğru koşmaya başladı. Ben de derhal kendimi evime attım. Fakat evime gelinceye kadar Değirmen Dağı’ndan ve istihkâmlar içinden şehre mitralyözlerle ateş ediliyordu. Evim, Yunan askerlerinin hareketlerini tarassut edebilecek bir mevkide idi. Şehir üzerine yağmur gibi mermi yağıyordu. Saat yarımda başlayan bu ateş dörde kadar devam etti. İki saat sonra sokakta Yunan müfrezeleri gezmeye başladı, şehirde sükûn başlar gibi oldu. Merak ediyordum. Ne olup bittiğini anlamak üzere kendimi dışarıya attım. Sokağa adımımı atar atmaz, önümde üç kadının cansız yattığını gördüm. Bir iki adım daha ilerledim, bir yanda on yaşında bir erkek çocuğu yatıyordu. Biraz daha ilerledim; dizinden vurulmuş bir kız çocuğu kapı önünde yuvarlanmış korkudan rengi uçmuş, imdat bekliyordu.

 
Menemen; Arasta
 (Fotoğraf:İF; Ocak-2008)

 
Menemen; 19.yy.da Agios Paraskevi Kilisesi vardı. Demokrat Parti zamanında kilise yıkıldı; sinema oldu. Şimdi hiç birisi yok.
(Fotoğraf:İF; Şubat-2010)

 
Menemen; İstasyona doğru Menemen Alayı'nın altındaki Ermeni Kilisesi; bir dönem silah deposu olarak kullanılmış. Hala ayakta...
(Fotoğraf:İF; Aralık-2007)

 
Menemen'deki Ermeni Kilisesi
(Fotoğraf:İF; Aralık-2007)
 
Artık daha ileriye gitmeye cesaret edemedim. Komşum İshak Efendi de evinin önünde öldürülmüştü. Tekrar eve döndüm. Bir müddet sonra kasaba civarındaki çiftlik bahçemde çalışan hizmetçim Todori geldi, ağlayarak Ahmet’in katledildiğini, sığırların da Yunanlılar tarafından alındığını anlattı.

 
Menemen Gazaz Camisi
(Fotoğraf:İF; Aralık-2005) 

18 Haziran Çarşamba günüe kadar sokağa çıkmadım. O gün asayiş sağlandı. İzmir’den İngiliz, Fransız mümessilleri geldi dediler. Biraz cesaret alarak çıktım. Hükümet’e gittim. Yunan askerleri nöbet bekliyorlardı. İçeriye sokmadılar. Orada Kaymakam Kemal Bey’in ve jandarmaların öldürüldüklerini öğrendim. Tekrar evime döndüğüm zaman, mahallemizin İslam mezarlığı cihetinde arabalarla Türk ölülerinin getirilerek defin edildiğini gördüm. Mahallemizdeki cenazeler, olduğu gibi duruyor, kimse defnine cesaret edemiyordu. Gidip mümessillere vakayı anlattım ve defin için müsaade aldım. Bunlar Giritli Kasap İbrahim’in oğlu on yaşında Osman, dört Giritli kadın ve komşu İshak Efendi’den ibaretti.

 
Menemen Mahkeme Camisi
(Fotoğraf:İF; Aralık-2005) 


19 Haziran Perşembe günü Menemen’i terk etmeye karar verdik. Mümkün olduğu kadar eşya aldık, komşularla helalleştik, istasyona indik; orada bizim gibi hicrete hazır birçok Türk aileleri daha bulduk. Tren geldi, kadınları bindirdik. Fakat biz bundan mahrum edildik, trene bindirilmedik. Aramızdan Tüccar Raşit Efendi ile Berber Ahmet Efendi gibi birkaç kişi tevkif edildi. Nihayet birkaç sat sonra diğer bir trenle hareket etmemize müsaade olundu.

 
Menemen Ulu Cami civarı
(Fotoğraf:İF; Aralık-2005)  

Hulasa olarak şunu söyleyeyim ki; üç dört gün içinde Yunan askerleri Menemen şehrinde 300, köylerinde 700 kadar Türkü şehit etmişlerdi. Bu arada benim bildiklerim şunlardır:

1-Raşit Efendi’den, üç yaşındaki küçük kızını süngü ile tehdit suretiyle 200 kâğıt para(banknot) ve 500 altınını aldılar.
2-Tüccarlardan Kayserilizade İbrahim Efendi ve biraderi süngü ile yaralandı. 200 altını gasp, tekmil eşyası yağma edildi.
3-Gaybi mahallesinden Küçük Hacızade Mehmet Efendi’nin bütün eşyası yağma edildi.
4-Çarşıda Türk mağazaları soyguna uğradı.
5-Şube Reisi Cemil, biraderi Söke Ceza Reisi Hafız Mazhar, akrabasından Zeki Beyler yaralanarak 1000 liraları alınmıştır.
6-Rençber Bölükemini Mustafa oğlu Mehmet ve dört hizmetçi şehit, hayvanlarının tamamı yağma edildi.
7-Musabey, Helvacı, Kesik, Türklü (Türkeli olmalı), Güzelhisar köyleri tamamen tahrip edildi.”(15)

 
Şehit Kaymakam Kemal Bey Anıtı
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008)

  
Abidenin kitabesi için yakından...
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008)

Menemen’de o günlerde şehit edilen Kaymakam Kemal Bey ve beraberindeki jandarma erlerinin hatırasına 12932 yılında dikilmiş olan anıt, eski Hükümet Konağı’nın yerine yapılan düğün salonunun önünde; şimdiki Menemen Belediyesi’nin karşısındaki meydanlıkta yer almaktadır. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

“17.6.1919’da Menemen Katliamı’nda Yunan kurşunuyla vatan ve istiklal uğruna şehit olan Kaymakam Kemal Bey namına; 1932”

 
Eski bir Menemen evi
(Fotoğraf:İF; Şubat-2010) 

Olayın yaşandığı hükümet konağının eski belediye başkanlarından birinin zamanında (ismini anmayalım) hoyratça yıkılıp, yerine bu düğün salonunun yapılması ise, ayrı bir garabet ve kadir bilmezlik olarak değerlendirilmelidir.

 
Menemen'de Arasta girişinde yer alan Mühürlü Sultan Türbesi
(Fotoğraf:İF; Aralık-2005)

Ayrıca; Menemen-Aliağa arasında Yeni Foça sapağına yakın konumdaki Şehit Kemal köyü de adını bu olaydan almaktadır. Köy, daha önce Dumanlı Dağ’ın eteklerinde kurulu iken, yakın zamanlarda İzmir-Çanakkale asfaltı üzerine taşınmıştır.

 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Bağımsızlık Savaşı'nda...

Son Söz

Bizim bu yazı kapsamında seçtiğimiz kasabalar, sadece birkaç örnek olay gibidir. Yunan işgali ve Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Anadolu’da bunun yüzlerce örneği yaşanmıştır. Ama bugün geldiğimiz nokta itibariyle; bu çekilen acılar ve yurdu düşman işgalinden kurtarmak için başta Mustafa Kemal Atatürk, onun değerli mücadele arkadaşları ve düşmana karşı direnen tüm Anadolu insanlarının onurlu mücadelesi unutulmaya yüz tutmuş gibidir. Adet yerini bulsun diye yapılan kurtuluş törenleri, bir ulusun varoluşunu anlamlandıran ulusal bayram günlerinin anlamsızlaştırılarak unutturulmaya çalışılması ve her şeyden önemlisi Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün gelecek nesillere emaneti olan Cumhuriyet ve devrimlerine karşı girişilen saldırılara neredeyse bigâne kalınması gerçekten düşündürücü ve yürek yakıcıdır. Bu kurtuluş günlerinde oturup yeniden aklımızı başımıza devşirme ve sorgulayan aklın ve bilimin rehberliğinde nereye doğru sürüklendiğimizin ayırdına varma zamanıdır. Son dileğimiz ise; bütün tahribatlara ve kayıplarımıza rağmen, bu güzelim ülkemizin ve onun insanlarının o karanlık işgal günlerini ve savaşların acılarını bir daha yaşamamasıdır.

Dipnotlar
(1)    Salih Özbaran, Küllerinden Doğan “Kasaba”; TURGUTLU, İzmir Büyük Şehir Belediyesi Yayınları, 1.Basım-Şubat 2013; sayfa: 47-48
(3)   Dr. Georgios Nakracas; Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni, 1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi; Yunanca’dan çeviren: İbram Onsunoğlu, Belge Yayınları; 1-Basım- Şubat 2003; sayfa: 102
(4)  Bilge Umar, Yunanlıların ve Anadolu Rumlarının anlatımıyla İzmir Savaşı; İnkılap Kitabevi-2002; sayfa: 105-106
(5)   Kostas Khatzeantoniou’nun Küçük Asya-Kurtarma Savaşı, 1919-1922 isimli kitabından aktarılmış. (Pelasgos Yayınları; 1.Baskı-1994; 2.Baskı-1995)
(6)  Salih Özbaran; a.g.e; sayfa: 44
(7)   Salih Özbaran; a.g.e; sayfa: 45-46
(8)  Salih Özbaran; a.g.e; sayfa: 47
(9)  Feyza Zaim, Ateşler İçindeydi Germencik; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları-2007
(10) Celal Bayar, Ben de Yazdım; Sabah Kitapları-1997; Cilt-6, sayfa:130-131
(11)Celal Bayar; a.g.e, sayfa:131-132
(12)  Celal Bayar; a.g.e, sayfa:133-134
(13)  Dr. Georgios Nakracas; a.g.e.; sayfa: 92-93
(14)  Dr. Georgios Nakracas; a.g.e.; sayfa: 94-95
(15)  Celal Bayar; a.g.e, Cilt 8; sayfa:67-68
(16)  Kaynak belirtilmeyen tarihi fotoğraflar internet ortamından derlenmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC