17 Temmuz 2017 Pazartesi

KARAMANLI COĞRAFYASINDA…(4)



EŞİTLİKÇİ TOPLUMUN SON TEMSİLCİLERİ
ÇATALHÖYÜK(1)
29 Nisan 2017
İbrahim Fidanoğlu
Giriş

İnsanların bitki tarımına başladığı, hayvanları evcilleştirdiği, yerleşik hayata geçtiği ve bir süre sonra seramik üretmeye başladığı evre, insanoğlunun uygarlık tarihinde Neolitik Çağ (Cilalı/Yeni Taş Çağı) olarak önemli bir dönüşüm dönemini temsil eder. 1961-1965 yılları arasında İngiliz Arkeolog James Mellaart başkanlığındaki gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkarılan ve dünya arkeolojisinin en önemli keşiflerinden biri olarak tanımlanan Çatalhöyük, 2012 yılından beri bu öneminden ötürü UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde yer almakta. Bugün Mellaart’ın kazılarda elde ettiği bilgilerin izinden 1993 yılından beri bir başka bilim adamı daha yürüyor: Ian Hodder onun ismi… İki ırmağın kesiştiği bir noktada zamanımızdan yaklaşık 9500 yıl önce kurulmuş Çatalhöyük’de 1400 yıldan fazla sürmüş bir yaşamın toplumsal izleri üzerinde duruluyor özellikle.

 
Çatalhöyük yerleşiminin krokisi; Çatalhöyük Müzesi

 
Çatalhöyük'te her yer papatyaları andıran bu çiçeklerle kaplıydı.

Çatalhöyük

Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesinin 10 km kadar kuzey doğusunda yer alan; zamanımızdan yaklaşık 9500 yıl öncesine tarihlendirilen Neolitik bir yerleşim olarak biliniyor. Sokakları olmayan bu yerleşimde insanlar kerpiçten yapılmış düz damların üzerinde dolaşıyorlar, evlerine damlarının üzerinde bulunan bir delikten giriyorlar ve oturma zeminlerine bir merdivenle ulaşıyorlardı. Çatalhöyük, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insan topluluklarının toprağa yerleşmeye başladıkları; keçi, koyun ve inek gibi küçük ve büyük baş hayvanları evcilleştirip tarımsal üretim biçimlerini giderek keşfettiği bir döneme denk düşüyor. Yani Çatalhöyük insanları hem bir yandan eski yaşam biçimleri olan avcı toplayıcı özelliklerini de sürdürüyorlar; ancak bunun yanında toprağa işleyerek elde ettikleri ürünü hakça paylaşıyorlardı. Büyük olasılıkla, yaklaşık 8000 insanın birbirine bitişik evlerde yaşadığı o zamana göre böylesine büyük bir yerleşimin de ortaya çıkışında bu tarımsal üretim biçimlerine geçişin rolü olsa gerek.

 
Çatalhöyük'ün sırt sırta vermiş evlerinden kalanlar

Yeni Taş Çağı boyunca Konya Ovası’nın durumu bugünkünden farklıydı. Çatalhöyük yerleşimi, Beyşehir Gölü’nden doğup Konya Ovası’ndan geçen Çarşamba Irmağı kıyısında konumlanmıştı. Yerleşimin çevresinde periyodik olarak taşan geniş bataklık alanlar vardı. Irmaktan uzakta ise, toprak nispeten kuruydu ve dağ etekleri ile daha yüksek kesimler ağaçlık alanlarla kaplıydı.

 
Çatalhöyük doğası hakkında; Çatalhöyük Müzesi'nden...

Çatalhöyük’ün sulak alanları, insanların günlük hayatlarından kullanabilecekleri bitki ve hayvanlar bakımından oldukça zengindi. Bataklıklar; kerpiç kili, çatı ve zemin örtüsü için sazlıklar, yakacak, ot gibi yapı malzemeleri yönünden olduğu kadar balık, su kuşu ve kuş yumurtası gibi insan besini yönünden de mükemmel kaynaklardı. Irmak, muhtemelen meşe ve ardıç tomruklarının tepelerden indirilmesi için de kullanılmaktaydı.

 
Çatalhöyük evlerinin duvarları; her evin ayrı duvarı vardı.

Çatalhöyük, bugün Doğu ve Batı diye adlandırılan iki ayrı höyükten oluşuyor. Kazılardan elde edilen bilgiler ışığında; Doğu Çatalhöyük (İ.Ö. 7400-5500) Neolitik Çağ’ın, Batı Çatalhöyük ise Kalkolitik Çağ’ın (İ.Ö.5500-3000) (Bakır Çağı) buluntularını vermekte.

Çatalhöyük’te yaşam

Yerleşimde, günlük yaşam ve aktiviteler, evlerin içi kadar damlarda da geçmekteydi. Damdan dama hareket ahşap merdivenler aracılığıyla sağlanmaktaydı. Bazı alanlar sokakları andırmaktadır; ancak görünüşe göre buralar evsel atığın depolandığı ya da keçi ve koyun yavrularının tutulduğu yerler olarak kullanılmıştır. Çatalhöyük’ün bilinen merkezi bir yönetimi, törensel merkezi ya da kamusal binaları bulunmamaktadır.

 
Çatalhöyük; doğu höyüğü

Çatalhöyük’ün 1400 yıllık varoluşu süresince hiçbir saldırı veya savaş izi yoktur. Bu çatıdan girişli, bir araya sıkışmış evlerin savunma amaçlı olmadığını düşündürür. Evlerin bu denli birbirine yakın konumda yapılmış olması ise, insanların evlerin tabanına gömülü atalarına yakın olma isteği ile açıklanıyor.

 
Çatalhöyük genel görünümü hakkında; Çatalhöyük Müzesi'nden...

Çatalhöyük evlerinin ortalama ömürleri 80-90 yıl kadardı. Yıpranarak kullanılamaz hale gelen evlerin üst kısımları sökülerek duvarların alt kısımları korunacak şekilde evin içi dolduruluyordu. Yeni ev, eski duvarları temel olarak kullanacak şekilde üst üste yapılıyordu. Böylece çok sayıda yerleşim katmanından oluşmuş höyüğün 21 metreye ulaşması, bu sayede su baskınlarından da korunan bir tepe haline dönüşmesi mümkün olmuştu. Aynı nedenle; yaşam olanları bilinçli bir dolguyla kapatıldığından, günümüze ulaşan kalıntılar da çok iyi korunmuş durumdadır.

 
Çatalhöyük'de simgelerin anlamı; Çatalhöyük Müzesi'nden...

Çatalhöyük yerleşimi, her evin kendi ayrı duvarı olsa da, bitişik nizamda yerleştirilen, nadiren aralarında dar boşluklar bırakılan ve kapısı olmayan evlerden oluşuyordu. Eve giriş-çıkış, çatıdaki –aynı zamanda baca işlevi de gören- açıklıktan merdiven yardımıyla yapılıyordu.

 Çarşamba Irmağı kıyısında kurulu Çatalhöyük
(Internet ortamından alınmıştır.)

Evler arasında günlük işlerin sürdürülebileceği “avlu” işlevli alanlar çöpler için bırakılmış aralıklar dışında yoktu; bu nedenle seramik imalatı, kemik ve taş alet yapımı, yemeklerin hazırlanması gibi işler çatılarda yapılıyordu. Çatıdan eve girilen açıklığın altında bir ocak ya da fırın yer alırdı ve burası evin ana odasıydı. Ana odaya bağlanan birkaç yan oda daha çok depolama işlevine yönelikti. Ana oda duvarları ve tabanı, bu mekânda yanan ocak nedeniyle isten kararmaya başladıkça kireçle sıvanıyor, böylece çatıdaki dar açıklıktan gelen ışığın verimi artırılıyordu. Aynı odada farklı yüksekliklerde sekiler günlük yaşamın değişik ihtiyaçlarına (oturmak veya yatmak) yönelik olarak kullanılıyordu. Bu sekilerin üstünde; hasır örtüldüğünü gösteren izler bulunmaktadır. Gerek seki kenarlarında, gerekse duvarlarda “bukranion” denilen üzerleri sıvanmış boynuzlu boğa başları vardı.

 
Çatalhöyük evi; Çatalhöyük Müzesi

Sekilerin altları ise mezar olarak kullanılıyordu ve her evde bu alanlara gömüler yapılmıştı. Kimi evlerde 60 bireye kadar kimilerinde iki üç adet gömü bulunurken, kimileriyse hiç gömü içermezdi. Görünüşe göre insanlar, ölülerini toprağa verecekleri evlerin seçimine özel bir önem atfetmektedirler. Ölüler, evin zeminine cenin pozisyonunda gömülüyorlar, bazılarının kafatasları bedenlerinden ayrılarak uzun süre evlerin içinde ata kültü olarak korunuyor; daha ileriki zamanlarda ise bu kafataslarının bazıları yine cenin pozisyonunda başka ölülerin kucağında toprağa yeniden gömülebiliyordu.

 
Çatalhöyük'de ölü gömme biçimleri; Çatalhöyük Müzesi

Evlerin duvarlarında bulunan bazı duvar resimlerinde, başsız figürler üzerinde dolanan akbaba benzeri kuşlar betimlenmektedir. Mellaart, bu resmin Çatalhöyük’teki ölü gömme ritüelini canlandırdığını savunmuştur; buna göre ölüler önce etlerinin vahşi hayvanlar tarafından temizlenmesi için açığa bırakılır, sonra da kemikleri gömülürdü (Bugün Tibet’te, Himalayalar’ın yüksek zirvelerinde; Budist rahiplerin parçalayıp akbabalara bıraktıkları ölüler gibi; ama onlar, kemiklerini geri almıyorlar). Ancak 1995’den beri süren kazılar, evlerde bulunan ölülerin etlerinin temizlenmediğini, aksine dokunulmamış olarak gömüldüğünü kanıtlamış. Ancak bazı kafataslarının daha sonradan taşındığı ve kimi insanların da gömülmek yerine akbabalara bırakılmış olma olasılığının da bulunduğu belirtiliyor.

 
Çatalhöyük Müzesi'nden; ata kafatası ile  gömülen bir kadının cenin pozisyonundaki temsili resmi

Evlerin duvarlarında sanatsal açıdan çok üst düzeyde olan ve yoğun bir sembolizmle kendini gösteren resimler bulunmaktadır. Bu resimlerin bazılarında kollarını kaldırmış ayı ya da karşılıklı duran leoparlar, içlerinde insanların da resmedildiği av sahneleri yer almaktaydı. Fakat duvarlara yapılan resimlerin çoğunun kalıcılığı yoktu; belki bir ölü gömme töreni sırasında yapılmışlardı. Daha sonraları ise bu resimler beyaz bir sıvayla kaplanarak üstleri örtülüyordu. Çatalhöyük’teki tıpkı evlerin belli bir zaman içinde yenilenmesi gibi duvar resmi yapma ve üstünü örtme eylemi de Çatalhöyük hayatının “sonsuz tekrar” döngüsünün bir parçasıydı. Duvar ve taban sıvaları, ocakların sık sık yerlerini değiştirme, pişmiş toprak figürinler üretip bunları çöpe atma ve yenilerini yapma gibi eylemler, bin yıldan fazla bir süre boyunca bıkmadan tekrarlanmış, bir anlamda toplumu ayakta tutan ve köklü bir “gelenek” oluşturan ritüellere dönüştürülmüştü. Evlerin dışında hayvan ağılları ya da çöp dökme yerleri dışında özelleşmiş mekânlara rastlanmamıştır. Başka bir deyişle; özel kutsal alanlar ya da işlikler yoktur.

 
Çatalhöyük duvar resimleri; vahşi hayvanlarla dans ve oynaşma; avcıların bellerinde leopar desenli kuşaklar var.

Duvar resimlerinde sembolize edilen Hasan Dağı, Çatalhöyük’ten yaklaşık 136 km kadar mesafede yer alan bir volkanik yükseltidir. Buradan elde edildiği düşünülen obsidyen malzemeden taş alet yapımında yararlanılmıştır. Kazılarda ele geçmiş çok büyük miktarda obsidyen el aleti yanında, işlenmemiş büyük obsidyen kütleleri de bulunmuş. Alet ve ayna yapımında (bu obsidyen aynalardan bir çifti Konya Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor) değerlendirilen obsidyen dışında, az miktarda çakmak taşı ve bolca kemik kullanılan diğer hammaddelerini temsil etmektedir.

 
Obsidyen aynalar; Konya Arkeoloji Müzesi'nden...

 
Duvarlardaki leopar resimlerinin replikaları; Çatalhöyük Müzesi'nden...

Kazılardan elde edilen buluntular arasında topuz başları, taş boncuklar, eyer biçimli el değirmenleri, öğütme taşları, havanlar, havanelleri, açkı taşları, taş yüzükler, bilezikler, el baltaları, keserler, oval bardaklar, derin kaşıklar, kepçeler, iğneler, bizler, cilalanmış kemikten kemer kopçaları sayılabilir. Bulunan kumaş parçaları dokumacılık yapıldığını akla getirmektedir. Ele geçen çok sayıda pişmiş toprak mührün uzmanlarca dokumaların bezemesinde kullanıldığı düşünülmektedir. Mühürlerde görülen karmaşık geometrik desenler, bazen duvar resimlerinde de izlenen sembolizmin tezahürüdür.

 
Çatalhöyük evleri

Pişmiş toprak, sünger taşı, tebeşir ve su mermerinden yapılmış insan ve hayvan biçimli figürinler de üretimde önemli bir yer tutmaktaydı. Yüksek kalitede işçiliğe sahip az örneğin yanı sıra, figürinlerin büyük kısmının alelacele yapılıverdiği, belki bir tören sırasında işlev gördüğü, sonradan saklanmadan atıldığı düşünülmektedir.

 
"Ana Tanrıça" figürini; iki yanında iki aslanla birlikte temsil edilmiş.

İlk kazılar sonrasında; iri memeli, şişman ve abartılı kalçalı kadın figürinlerin doğurganlık ve bereket simgesi olan ana tanrıçayı simgelediği ve Çatalhöyük toplumunun dinsel yapısının bu ana tanrıça çevresinde şekillendiği düşünülüyordu. Bilhassa tahta oturan, doğum yaparken tasvir edilen ve iki yanında birer leoparın yer aldığı ünlü figürin, tarih boyunca yanı başındaki aslanlarla simgelenmiş ana tanrıça/Kybele ile özdeşleştiriliyordu. Ancak; son zamanlarda bu figürinlerin tanrıçayı değil, “sarkmış” bedenleriyle toplumsal yaşamda önemli bir yer tutan yaşlı kadınları betimliyor olabilecekleri ve başka ipuçları göz önüne alındığında dinsel yaşamda en az tanrıçalar kadar önemli bir yer edinmiş tanrıların varlığını dikkate almak gerektiği tartışılmaya başlanmış.

 
Kazı alanında tahkim edilmiş duvarlar

 
Çatalhöyük; katman katman aşağıya doğru inilirken...

 
Çatalhöyük evinden görünüm; gömü çukurları

1400 yıllık yaşamsal geçmişinde hiçbir evrede Çatalhöyük’te bir yıkım tabakası tespit edilememiş, bu anlamda yerleşimin sıkışık yapılanmasının savaş faktörüne önlem olarak (Ortaçağ kale tipi yerleşimleri gibi) bir savunma kaygısının olmadığı düşünülmüştür. Aynı barışçı toplum tasavvurunu destekleyen diğer bir buluntu, iskeletlerin kemiklerinde kesici-delici alet izine rastlanmamış olmasıdır. Evler arasında belirgin bir zenginlik farkı olmaması, hemen tüm evlerin buluntularının birbirine benzer özellikler göstermesi de Çatalhöyük toplumunda hiyerarşinin gelişmediğine, “eşitlikçi bir toplum” olduğuna dair fikirleri akla getirmektedir. Aynı şekilde bariz bir işbölümünü gösteren izler de çok sınırlıdır. Öte yandan birbirine bitişik olarak tasarlanmış ve birbirlerinin çatılarını sokak olarak kullanan bu kadar kalabalık bir yerleşimin sorun çıkarmadan binlerce yıl yaşamasını sağlayacak sosyal örgütlenme hakkında hala çok az şey bilinmektedir. Şurası açıktır ki; Çatalhöyük bir “ev” toplumudur.

 
Çatalhöyük evlerine bacadan bir merdivenle girilirdi.

 
Ören yeri girişinde yer alan kerpiçten yapılmış Çatalhöyük kulübeleri

Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2017 sayısında Lindsay Der’in “Çatalhöyük; Sosyal Farklılaşma ve Toplumsal Yapı” isimli yazısında konu ile ilgili şu çıkarımlar aktarılıyor:

“Sayısı binlerle ifade edilen bir nüfusa sahip bir kenti aklımıza getirdiğimizde, gözümüzde merkezi bir yönetim çevresinde yapılanmış bir toplum canlanabilir. Bu tür bir yönetim, düzeni sağlamış ve topluluk içerisindeki gerilimleri en aza indirgemiş olmalıdır. Bu toplumun çeşitli sınıf ve mevkilere mensup kişilerden oluşan katmanlı bir toplum olduğu varsayılabilir. Bu tür bir kent tanımlamasının, kalabalık nüfus ve karmaşıklık arasında bir ilişki olduğunu varsayan kültürel evrimsel alt yapılar ile bağlantılı olduğu varsayılabilir. Bu tür alt yapılar genellikle, nüfus yoğunluğu ve artışının rekabeti teşvik edeceği ve bunun sonucunda merkezileşmiş bir siyasi yapının ortaya çıkacağı iddiasındadır. Bu tür sosyal-evrimsel yaklaşımlar, pankültürel bir bakış açısı ile tüm toplumların basitten karmaşığa, ilkelden medeniye, kabileden devlete doğru bir yol izlediğini savunur.

 
Çatalhöyük evleri; kazı alanından...

Çatalhöyük, bu tür bir basmakalıp görüşü izlememesi bakımından örnek niteliğindedir. 1960’lı yıllarda James Mellaart tarafından yürütülen kazılar ile 1993 yılından itibaren Ian Hodder başkanlığında devam eden kazılarda, merkezi bir otorite veya yönetimin varlığına ilişkin son derece az bulguya ulaşılmıştır. Çatalhöyük’te kaynakların bir arada toplanıp, yeniden dağıtıldığı merkezileşmiş bir sistemin varlığına işaret eden arkeolojik veriler yoktur. Benzer şekilde, anıtsal yapıların inşası gibi diğer kamusal projelerin varlığını kanıtlayacak bulgular da yoktur. Kazılarda şimdiye kadar ortaya çıkarılan tüm yapılarda platform, ocak ve fırın gibi yapı elemanları tespit edilmiştir. Bu yapı elemanları ile onlarla ilişkili diğer kalıntıların hepsi (yiyecek pişirme ve tüketme işlemlerinden arta kalan maddi kalıntılar ile araç-gereç üretimine ilişkin bulgular) bu yapıların konut işlevi taşıyan mekânlar olduğunu gösterir. Bu doğrultuda bütün yapıların konut olduğu-Mellaart’ın öne sürdüğü gibi dini yapılar olmadığı- anlaşılmıştır. Mezar hediyeleri, nitelik ve nicelik bakımından sosyal sınıfın göstergesi olan buluntulardır. Çatalhöyük’te bulunan mezar hediyeleri üzerinde Meskell ve Nakamura tarafından yapılan çalışmalar sonucunda, farklı yaştaki bireylerin mezarlarında bir farklılık görülmemiş, kadın ve erkek mezarları arasında ufak farklar olduğu tespit edilmiştir. Genel bakıldığında Çatalhöyük halkının farklı grup veya sınıflardan oluşan bir toplum olmadığı, uzun iskân süresinin büyük bir bölümünde yerleşmede büyük ölçüde eşitlikçi bir toplumun faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.”(2)


Çatalhöyük resimlerine bir başka örnek, bir av sahnesi; Çatalhöyük Müzesi

Çatalhöyük; Doğu Höyük; güney kazı alanı
Bugün Çatalhöyük’te ne var?

Halen kazıların sürdüğü Doğu Höyük'ün kuzey ve güney kazı alanlarının  üzerleri, bugün tentelerle kapatılarak koruma altına alınmış. Kalkolitik Çağ'a ait bulgular veren Batı Höyük ise bugün için ziyarete kapalı. Sadece Neolitik yaşam bulguları veren Doğu Höyük ziyaret edilebiliyor. Kimi yerde üst üste 16 katmanın varlığının tespit edildiği Çatalhöyük yerleşimi, her şeyin defalarca yıkılıp üstüne yenilerinin yapılması çevriminin işleyişi nedeniyle, oldukça iyi korunmuş bir arkeolojik yerleşim alanı olarak dikkat çekiyor. Konya ve yakın çevrede yaşayan halkın ve özellikle çocukların ilgisini çekmek ve kültürel varlıkların korunması yönünde bir farkındalık bilinci yaratma amacıyla Çatalhöyük’ü tanıtma ve kazılar sırasında tanıklık ederek atölye çalışmalarına katma şeklinde faaliyetler düzenlenmiş. Şimdilerde bu aktiviteler, genişleyerek sürdürülüyor. 1993’de başlatılan ikinci parti kazı çalışmaları bugün İngiliz arkeolog Ian Hodder tarafından yürütülüyor. Kazı alanından elde edilen buluntuların çoğu Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Konya Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

 
Çatalhöyük Müzesi; Çatalhöyük el aletlerine örnekler

 
Bir toprak küp; Çatalhöyük Müzesi

 
Çatalhöyük'te kazılardan başka yapılanlara örnekler; Çatalhöyük Müzesi'nden...

 
Çatalhöyük'ten ayrılırken...

 
Çatalhöyük kirazları çiçekte...

Ören yerinin girişinde ise; küçük ama Çatalhöyük ruhuna uygun bir müze inşa edilmiş; içerisi son derece anlaşılır ve basit açıklama panoları, kazılarda ele geçen duvar resimlerinin replikaları ve bazı kazı buluntularının sergilendiği hoş ve öğretici bir mekâna dönüştürülmüş. Tipik bir Çatalhöyük evi yapılmış; çocukların atölye çalışmalarını yürüttükleri küçük kerpiç kulübeler inşa edilmiş. Sonuç olarak; uzaktan bakıldığında görünüşte bir şey yokmuş izlenimi veren ama insanlık tarihinin anlaşılması açısından son derece önemli bilgileri bağrında taşıyan böyle bir önemli arkeolojik yerleşimin ülkemizde yer alması ve UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edilecek denli dünya kamuyu tarafından da kabul görmesi doğrusu ziyaretçisini oldukça memnun ediyor.

(DEVAM EDECEK)
 
Dipnotlar
(1)    Yazının hazırlanmasında Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin Ocak-Şubat 2006 Çatalhöyük özel sayısından, Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün 258 nolu yayını olan Çatalhöyük Broşürü’nden, Çatalhöyük Müzesi’nde yer alan duvar panolarındaki bilgilerden ve Doç. Dr. Nezih Aytaçlar’ın Ebruli Turizm için hazırladığı Konya-Çatalhöyük-Karaman-Ereğli isimli el notundan yararlanılmıştır.
(2)   Lindsay Der; Çatalhöyük: Sosyal Farklılaşma ve Toplumsal Yapı; Aktüel Arkeoloji; Temmuz-Ağustos 2017 Eşitsizliğin Kökeni sayısı; sayfa: 84 ve 86
(3)   Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında İF tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder