9 Ağustos 2019 Cuma

HARİTANIN EN UZAK KÖŞESİNDE; VAN’DAN HAKKÂRİ’YE BİR YOL HİKÂYESİ-1


VAN GÖLÜ’NÜN BATI YAKASINDA…
(1.Bölüm)
19-23 Haziran 2019
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Bir coğrafyacı arkadaşım söylemişti gezi sırasında; Hakkâri topografyası o kadar engebelidir ki; onu ütü ile ütüleyip bir düzleme çevirsek, Türkiye’nin yüzölçümünden daha büyük bir alana karşılık gelecektir. Sadece bu bile Hakkâri coğrafyasının ne denli zorlu koşullara sahip olduğunu anlatmaya yeterlidir. Haritanın sağ alt köşesinde; alabildiğine koyu kahverengi bir renge bürünen Hakkâri’de yüksek dağlar ve derin vadiler arasında yüzyıllardır sürüp gider çileli hayatlar. Ölmeler, öldürmeler, can pazarları; insanın doğayla, insanın insanla sürgit didişmesidir Hakkâri’de sanki hayat… Koçerlerin bin yaşındaki sürülerinin peşinde sarardıkça otlar, o yayladan bu yaylaya yer değiştirmeleridir biraz da hayat. Yüksek dağlar arasından Zap Suyu’nun köpürerek ve karşı konulmaz bir aceleyle Irak’a doğru akışı, karlı zirvelerdeki buzulların beslediği bir başlangıçtır aslında. Nerede başlar, nerede biter Hakkâri? Sümbül Dağı’nın, Reşko’nun; sıra sıra Cilo’nun başka zirvelerinin güç verdiği, yeniden ürettiği, besleyip büyüttüğü bu coğrafya, gönlümüzün telini titretmiştir özetle…

Bir Hakkari panoraması; arkada meşhur Sümbül Dağı...

Sadece coğrafyası değil, geçmişi de acılarla yüklü denilebilecek kadar zorlu; haritanın en uzak köşesindeki Hakkâri’ye gittik seçimler arifesinde. Ortalık görece bir sükûnet içindeydi; baharın ardı yazdı; ama Hakkâri’nin dağlarına bahar yeni yeni gelmekteydi henüz. Yemyeşil çayırlarla kaplı yüksek dağların sırtları, zirvelerde çözülmeyen buzullar, yoğun güvenlik önlemleri içinde geçen dört günümüz, isteyip de gidemediğimiz yaylalar; buzul gölleri, Yüksekova’da bir kına gecesinde çektiğimiz halaylar, daha neler neler…

 
Van Gölü'nün mavilikleri üzerinde alçalırken...

Hakkâri yolunda ilk durak; Van

İzmir’den kalkan uçak, sönmüş volkanlarla kaplı bir coğrafyanın neredeyse tam ortasındaki bir çukurda; bu volkanların yaratmış olduğu tarihsel birikimle var olmuş Van Gölü’nün üzerinden alçalarak göl kıyısındaki havaalanına sabahın erken saatlerinde indi. Urartular zamanından kalma Edremit Kalesi’nin bulunduğu sekiye vardığımızda, güneş epey yol almıştı tepemizde. Van, kara ikliminin karakteristik özelliklerine sahip olsa da, sıcak geçmekte olan yazın etkileri, sırtlardaki sararmış ot kümelerinden anlaşılıyordu.

 
Edremit Kız Kalesi; seyir terasından Van'a bakış

"Edremit Van'a bakar; içinden Şamran akar."

Kız Kalesi diye de bilinen Edremit Kalesi’ne çıkmaktaki amacımız, hem gölü yukarıdan seyretmek, hem de burada bulunan bir tesiste meşhur Van kahvaltısından nasiplenmekti. Manzara açısından kesinlikle doğru bir seçimdi; ama daha önceki gelişlerimizde Van merkezinde; çarşı içindeki geleneksel Van kahvaltısını sunan kahvaltı salonlarıyla karşılaştırıldığında, lezzet açısından oldukça vasat bir yerdi. Ama olsun; manzara güzeldi. Bir şekilde kahvaltımızı bu güzel manzara eşliğinde yaptık ve Van Gölü’nün oluşum öykülerine eşlik eden mavi-yeşil bir coğrafyanın keyfini çıkardık.

 
Edremit Kız Kalesi seyir terası düzenlemesi

“Edremit Van’a bakar; içinden Şamran akar.”

Van Gölü ya da yöresel adıyla Van Denizi, aslında gölün hemen batısında yer alan 2947 metre yüksekliğindeki Nemrut volkanının aktiviteleri sonucunda oluşmuş. Nemrut volkanından on binlerce yıl boyunca püsküren lavların, şimdi gölün bulunduğu vadinin önünü kapatarak bir set oluşturması, zeminde biriken lav kalıntıları nedeniyle meydana gelen geçirimsiz bir tabakanın yağmur ve onu besleyen derelerin taşıdığı sularla dolması neticesinde Van Gölü’nün oluşumu tamamlanmış. Bu anlamda; Van Gölü, bir lav set gölüdür.

  
Edremit Kalesi; seyir terasından Van Gölü'ne bakış
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Van Gölü, suyu tuzlu ve sodalı bir göl olarak biliniyor. Bu özelliği de aslında Nemrut volkanının püskürttüğü lavların içinde yer alan minerallerden kaynaklanıyormuş. Gölün yüzölçümü 3713 km2, en derin yeri 451 metre, ortalama derinliği 171 metre, bulunduğu topografyadaki yüzey yüksekliği ise 1646 metre… İçinde irili ufaklı birkaç ada var; bunların isimleri Ermenilerden yadigâr; meşhur Ahtamar Kilisesi’nin de bulunduğu Ahtamar (ya da Akdamar), Çarpanak, Adır ve Kuşadası

 
Edremit Kız Kalesi'ndeyiz.


Bugün Kız Kalesi olarak bilinen Edremit Kalesi, Urartular döneminde önce taş ocağı, daha sonra ileri karakol ve yazlık saray olarak kullanılmış. Söylenceye göre; Asurlar ile Urartular arasındaki bir savaşta Urartu Kralı Menua ile Asur Kraliçesi Semiramis birbirlerine âşık olup evlenirler. Ülkesini ve ülkesindeki bahçeleri özleyen Kraliçe Semiramis için, eşi Kral Menua, 52 km uzunluğundaki Şamran Kanalı’nı, bu sayede getirdiği sularla da Van Gölü kıyısında bağlar, bahçeler yaptırır. Kral, yetiştirdiği üzümleriyle tanınan bu bağlara ise, kızı Terrira’nın ismini verir.

 Ahtamar Adası; karşı kıyıda İhtiyar Şahap Dağları

 
Ahtamar Adası'na yaklaşırken Ahtamar Kilisesi'nin görünümü

Edremit Kalesi’nin Kız Kalesi ismiyle de anılmasının bir diğer nedeni olarak; yörede zamanında saray kadınlarının burayı yazlık saray olarak kullanımı, diğer yandan; kısmeti kapalı kızların, gün doğumunda ve gün batımında buraya gelerek dua ettiklerinde kısmetlerinin açıldığı yönündeki halk arasında mevcut bir inanışın varlığı belirtilmektedir.

 
Ahtamar kıyısında Van Gölü'nün  berrak suları

 
Gevaş-Ahtamar feribot iskelesi
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi) 

Kahvaltı sonrası antik dönemin efsanevi Şamran Kanalı’nın son izlerinden birinin üzerinden geçerek göl kıyısına indik. Edremit sahili boyunca muntazam yürüyüş yolları ve piknik alanları, göl kıyısında vakit geçirmek isteyenler için bulunmaz bir konfor alanı sunmaktaydı. Yakın geçmişte Hakkâri’yi konu alan bir ahir zaman masalının anlatıldığı Vizon Tele filmine mekan olmuş İhtiyar Şahap Dağları solumuzda; Van Gölü’nün mavi-yeşil suları sağımızda; bizi Ahtamar Adası’na götürecek olan Gevaş-Ahtamar feribot iskelesine gitmek üzere Gevaş’a doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası derme çatma Gevaş iskelesine; sonrasında ise, bu iskeleden bindiğimiz tekne ile yaklaşık 20 dakika içinde Ahtamar Adası’na ulaştık. Adaya yaklaşırken, kırmızı renkli volkanik andezit taşından yapılmış Kutsal (Surp) Haç Kilisesi, önümüzde bütün ihtişamıyla büyüdükçe büyüdü. Ada iskelesine yanaşırken ilk dikkatimizi çeken ise, adanın güney sırtlarındaki kayalıklara yuvalanmış; sayıları bini bulan martılar oldu. Hep bir ağızdan, bağrış çığrış içinde; sanki bize hoş geldin derler gibiydi.

  
Ahtamar Adası'nın martılarla kaplı güney sırtları

  
Ahtamar Kilisesi; güney cephesi

Ahtamar Kutsal (Surp) Haç Kilisesi

Kilise, Ahtamar Adası’nın güneydoğusundaki bir tepe üzerine, Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç’ın bir parçasını barındırmak amacıyla, Abbasilerin himayesindeki Vaspurakan Krallığı döneminde; Kral 1.Gagik’in emriyle 915-921 yıllarında Keşiş ve aynı zamanda Mimar Manuel tarafından inşa edilmiş. 1.Gagik tarafından yine adada inşa edilen saray kompleksinin bir parçası olan kilise, Ortaçağ Ermeni mimari sanatının en gösterişli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Zaman içinde kralın sarayından bugüne hiçbir iz ulaşmazken, kilise ve yanındaki bazı dini üniteler ayakta kalabilmiş. Kilise ve onu bütünleyen diğer dini yapılar, Vaspurakan Krallığı’nın 1021-1022 yıllarında Bizans İmparatoru Basil tarafından yıkılması ve topraklarının Bizans’a ilhak edilmesi sonucunda bir manastıra dönüştürülmüş.


Ahtamar Kilisesi, güneybatı cephesi ve batıdaki çan kulesi; en sağda Hz. Davut ile Goliath'ın savaşını anlatan rölyef

 
Kilisenin kubbesi 

Yapılar kompleksi, 1895 yılına kadar Ermeni Patrikliği’nin merkezi olarak işlev görmüş. Bu tarihe dek 300 civarı keşişin yaşadığı ada sakinleri, 1895 ve 1915 olaylarını takiben adadan ayrılmışlar ve Ahtamar Adası o günden sonra sessizliğe bürünmüş. Bu tarih, aynı zamanda Ahtamar Kilisesi’nin harabiyet sürecinin başlangıcına da denk düşüyor. Yapıların en büyük tahribatı ise 1950’den sonra…


 
 Kuzey cephesindeki kapı

 
Kapı üstünde yer alan haç ve diğer süslemeler

Doğudaki birçok başka Ermeni anıtı ile birlikte Ahtamar Kilisesi’nin de 1951'de Demokrat Parti döneminde; hükümet emriyle yıkımı kararlaştırılmış, 25 Haziran 1951'de başlatılan yıkım çalışması, o dönemde genç bir gazeteci iken, tesadüfen olaydan haberdar olan Yaşar Kemal’in müdahalesiyle durdurulmuş.

Bu olayı, kilisenin restorasyon sürecinde de görev alan Ermeni Mimar Zakarya Mildanoğlu şöyle anlatıyor:

Cumhuriyet’te gazeteci olan Yaşar Kemal, bir haber için Van’a geliyor. Subay arkadaşı ‘Burada bir ada ve üzerinde çok değerli bir kilise var, gel bakalım’ diye ısrar ediyor. Adaya çıktıklarında askerleri kiliseyi ve manastırı yıkarken buluyor. Hemen valiliğe, Milli Eğitim Bakanlığı’na şikâyet ediyor ve yıkım duruyor. Ancak manastırın ilk katı çoktan yıkılmış. Ermeni kültür katliamının olduğu yıllar 1915 değil, 1950-1953 yıllarıdır. İmar faaliyetleri adı altında tarihi yapılar kazma kürek yıkılıyor. Bunların taşlarıyla ya devlet daireleri, ya da okullar yapılıyor. Son kalanlar ise, definecilerin gözdesi oluyor.”(1)

 
Kilisenin içi; apsis ve duvardaki freskler

 
Kilisenin güneybatı cephesinde yer alan rölyeflerden; Eski Ahit'ten bir sahne: Yunus peygamberin balıklara atılması 

Uzun yıllar bakımsızlıktan harap hale gelen kilise, 2005-2007 yılları arasında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilip müze olarak açılmış. Haçsız ve çansız olarak açılan kilisede 95 yıl sonra ilk kez; 19 Eylül 2010 tarihinde Türkiye Ermenileri Patrikliği tarafından bir ayin düzenlenmiş. Kilisenin 110 kiloluk ağırlığa sahip geleneksel haçı ise, ayinden sonra 2 Ekim 2010 tarihinde kilisenin tepesine yerleştirilmiş.(2) 23 Ekim 2011'de Van'da meydana gelen depremde ise, kilise hafif hasar görmüş. Kilisenin kubbesinde çatlak oluşurken, bazı cam ve seramikleri de kırılmış.


 
Kilisenin  batı yönünden girişi

 
Kilisenin güneybatı duvarlarındaki rölyefler; ortadaki blokta Pantokrator İsa ve Hz. Meryem'in kucağında İsa peygamber rölyefi

 
Kilisenin güney yönünde yer alan kapı ve çan kulesi

Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde, batısındaki jamadun (cemaat evi) 1793 tarihinde, güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiş. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmiyor. Bugün UNESCO Geçici Kültür Mirası Listesi’nde yer alan kilisenin dış cephelerinde ise, Eski ve Yeni Ahit’ten sahnelerin yer aldığı rölyefler, bitki ve hayvan desenleri yer alıyor.


 
Ebruli gezginleri, Ahtamar yolunda...
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

 
Ahtamar Adası'ndan göle bakış
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Ahtamar Söylencesi

Adaya ve dolayısıyla kiliseye adını veren bir de söylencesi var Ahtamar’ın… Çok bildik bir söylence olmakla birlikte biz de yineleyelim burada:


 
Uzaklarda Ahtamar Adası... 

 
Ahtamar Kilisesi'nin güneydoğu duvarlarında yer alan rölyefler; ortada kaftanlı giysileri içinde Ermeni azizleri Hamazasp ve kardeşi Sahak; duvarın en sağında ise elinde taş atan sapanla Davut Peygamber ile onu kalkanıyla karşılayan dev Kral Goliath'ın savaşı

Eski zamanlarda adada yaşayan bir Ermeni keşişin çevresinde güzelliği ile dillere destan bir kızı varmış. Kızın adın Tamar imiş. Kız adanın karşı kıyısında bulunan; yakındaki köylerde çobanlık yapan bir gence âşık olmuş. Genç, her gece Tamar ile buluşmak için karşı kıyıdan adaya yüzerek gelir; sevgilisi Tamar da gecenin zifiri karanlığında sevdiği delikanlının suda yönünü bulması için, elindeki bir fenerle onu adanın uygun bir yerinde beklermiş. Gel zaman, git zaman; kızın keşiş babası, bu durumu bir şekilde fark etmiş. Kızının bir Müslüman genci ile gizlice buluştuğuna çok içerleyen keşiş, fırtınalı bir gecede sevgilisine ulaşmak için durmadan kulaç atan çobana sinsi bir tuzak kurmuş. Elinde aynen kızının yaptığı gibi bir fenerle; ama sürekli yer değiştirerek suda dalgalarla boğuşan gence işaret göndermiş. Amansız dalgalar, keşişin sürekli yer değiştirmesi sonucunda, sudaki gencin yorulmasına ve dermanının kesilmesine neden olmuş. Delikanlı, feneri tutanın Tamar olduğunu düşünerek, çaresizce “Ah Tamar, Ah Tamar” diye haykırıp durmuş ve gücü tükendiğinde de karanlık sulara gömülüp gözden kaybolmuş. Sevgilisinin haykırışlarını duyan Tamar ise, onun gölde çaresizce boğulduğunu anlayarak, o da kendini karanlık sulara bırakıvermiş. Derler ki; o günden sonra iki âşığı bir araya getiren ise, Van Gölü’nün lacivert derinlikleridir.


 
Kilisenin içinde yer alan fresklerden biri; çarmıha gerilme ve mezardaki kutsal kadınlar sahnesi: En solda İsa çarmıha gerilmiş durumda; yanında mızraklı bir asker var. Meryem, Havari Yahya ve kutsal kadınlardan biri çarmıhın kaldırıldığı kayalıklı dağın yanında betimlenmişler.

  
Duvarlarda freskler; solda Lazarus'un dirilişi ve Kudüs'e giriş sahnesi: Hz. İsa ve havarileri, Lazarus'un mezarı başında tasvir edilmişler. Lazarus, dikdörtgen tabut içinde kefene sarılmış durumda görülüyor. Yandaki sahnede ise bir katır sırtında Hz. İsa'nın Kudüs'e girişi betimlenmiş.

Kilisenin Mimari Özellikleri ve Rölyefler

Kilise, 20 metre yüksekliğinde bir merkezi kubbeye sahip, dıştan dışa 16 metre*12,5 metre boyutlarında; dört yapraklı yonca biçimli haç planlı bir yapıya sahip bulunuyor.

Orta mekân yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülmüş. Kubbenin yüksek tutulması, kilisedeki dikey etkiyi belirginleştiriyor. Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtasıyla giriliyor. Kilisenin çevresi, daha sonraki dönemlerde ilave edilen yapılarla kuşatılmış. Kilisenin dış duvarlarında yer alan rölyeflerden en dikkat çekenleri arasında; Yunus Peygamber’in denize atılması, Pantokrator İsa, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Âdem ile Havva'nın yasak meyveyi yemeleri, Hz. Davut ile Kral Goliath'ın savaşımı, üç İbrani gencin ateşe atılması, Aslan ininde Daniel (Danyal Peygamber) sahneleri yer alıyor. Batı cephede Kral 1.Gagik’i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne mevcut. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan betimlenmiş. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimleri, asma sarmaşığından oluşan kuşaklarla çevrilmiş. Bu kuşakların içlerinde ise, av sahnelerine, çeşitli hayvan betimlemelerine, güreş yapan sporculara ve sarayla ilgili birçok sahneye yer verilmiş. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında, asma sarmaşığı bordürünün içerisinde; zamanında Vaspurakan Krallığı’nın hamisi olan Abbasi Halifesi Muktedir; başı haleli, bağdaş kurmuş ve bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette temsil edilmiş. Dini ve dünyevi sahnelerden başka, hayvan figürleri yönünden de zengin bir çeşitlilik gösteren rölyefler içinde; asma sarmaşıkları arasında serbest biçimde ve çatıların alt kesimlerinde bu zengin hayvan figürlerini görmek mümkün.


 
Ahtamar Kilisesi'nin doğu cephesi; tepesinde sonradan Ermenistan'dan getirilip yerleştirilen 110 kiloluk haç...

  
Batı cephede yer alan bir asmalı kuşağın üstündeki iki keçi rölyefi

Kilise, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturtulmuş. Ortadaki merkezi kubbe, batıdan iki serbest ayak ve doğudan apsis duvarına dayanan dört yöndeki kemerlerle taşınmakta. Doğudaki apsis beş köşeli olup, iki yanında hücreler bulunuyor. Merkezi kubbe, dışa yüksek kasnaklı piramidal bir külah şeklinde yansıtılmış. Batı ve kuzey cepheye açılmış iki kapı vasıtasıyla giriş sağlanmakta.


Kilisenin doğu haç kolunun dış cephesinde yer alan rölyefler; en sağda İlyas Peygamber ve onun önünde diz çökmüş bir durumdaki bir kadın figürü betimlenmiş. İlyas Peygamber'in sağında ise daha küçük boyutlarda ve kıvrımlı bir elbise giymiş olan Aziz Thomas yer alıyor. En tepede üçgenin içinde İncil yazarı İlahiyatçı Yahya, onun altındaki kuşağın tam ortasında Abbasi halifesi Muktedir resmedilmiş. 

 
Elinde kadehle resmedilmiş, Vaspurakan Krallığı'nın hamisi; Abbasi Halifesi Muktedir

 
Kiliseye kuzeybatıdan bakış; öndeki batı yönünde eklenti bina; jamadun...

Kesme taştan malzeme, kilisenin tamamında kullanılmış. Batı tarafına eklenen jamadun (cemaat evi) ise, kare planlı ve dokuz bölümlü olarak düzenlenmiş. Bölümlerin üzeri, aynalı çapraz tonozlarla örtülmüş. Batı cephesindeki dışa taşmış girişin üzeri ise, çan kulesi olarak düzenlenmiş. Alttaki kapı mukarnaslı bir görünüme sahip… Bu kısımda da yer yer iki renkli düzgün kesme taş malzeme kullanılmış.


 
Mukarnaslı kapı

 
Kuzey cephedeki rölyeflerden; Eski Ahit'te yer alan ve Babil Kralı Nabukadnezar tarafından ateşe atılan üç İbrani genci ve onların sağında arslanların inindeki Danyal Peygamber betimlemeleri

Kilisenin içerisinde günümüzde oldukça yıpranmış durumda; Hz. İsa’nın yaşamından sahneler içeren freskler mevcut. Bu sahnelerin arasında; havari figürleri, Hz. İsa’nın göğe yükselişi, metamorfosis (başkalaşım) sahnesi, çarmıha gerilme ve mezardaki kutsal kadınlar sahnesi, cehennemden çıkış (anastasis) sahnesi, Lazarus’un dirilişi ve Kudüs’e girişi, Hz. İsa’nın Maria Magdalena’ya görünüşü sahneleri yer almaktadır.(3)

 
Üzerlik kolonileri

 
Nazarlık olarak kullanılan üzerlik çiçekleri 

 
Bir Ermeni mezar taşı örneği

  
Kilisenin doğu ve kuzeyine doğru yayılmış Ermeni mezarlığı

 
Kilisenin doğusunda yer alan bir Ermeni mezar taşı

 
Üzerine haç kazınmış başka bir mezar taşı örneği

Kilisenin doğusuna ve kuzeyine doğru genişleyen alanda çok sayıda Ermeni mezarı mevcut. Bunların başlarında ise üzerinde haç, bitki v.b. desenlerin işlendiği kısmen amorf, kısmen düzgün kenarlı; kızıl renkli andezitten mezar taşları yer alıyor. Adanın kuzeydoğusunda bir başka iskele daha var. Oraya doğru inerken, henüz meyveye durmuş alıç ağaçları çıkıyor karşımıza. Arkalarına doğru uzanan sırt ise tamamen sütleğenlerle kaplı... Bir de jamadun duvarları kıyısında rastladığımız; bu yörede nazarlık niyetine kullanılan üzerlik çiçekleri dikkat çekici. Sanki bir koloni zenginliğinde; duvarın dibine sinmiş gibiler. Suyun öte yakasında; geldiğimiz yönde İhtiyar Şahap Dağları’nın silueti, karlı tepelerinin üzerinde pamuk yığınları gibi beyaz bulutlar; önümüzde uzanan derin mavilikler; şimdi adadan gitme zamanı…


 
Ahtamar adasında  alıçlar meyveye durmuştu.

Sütleğenlerle kaplı sırt

Bir tür sütleğen; hepsi çiçekte...

Tatvan’dan Nemrut Dağı’na…

Ahtamar Adası’ndan ayrıldıktan sonra bindiğimiz tekne, kısa sürede bizi Gevaş iskelesine ulaştırdı. Bundan sonraki hedefimiz volkanik Nemrut Dağı ve onun kalderasındaki göller idi. Bu amaçla Tatvan’a doğru hareket ettik. Tatvan, Bitlis’e bağlı Van Gölü kıyısında oldukça büyük bir ilçe… Ancak, yıllardır sürüp giden iç göçler nedeniyle Tatvan, her şeyin birbirinin içine girdiği harap, yorgun ve köhne bir kasabayı andırıyor. Nüfus fazla, işsiz fazla, sokaklar delik deşik, sokaklarda boş gezen kalabalıklar, çirkin yapılaşma örnekleri; dertli bir yer kısacası Tatvan… Dolayısıyla Tatvan’ın sahip olduğu güzelliklerin ilk anda fark edilmesi, bu nedenle pek de kolay değil. Belki bunun için ilk önce göl kıyısına inmeli. Çünkü Tatvan’ı tarih boyunca besleyen en önemli doğal kaynak, Van Gölü olmalı. Son yıllarda Van Gölü kıyısında oldukça geniş bir sahil bandı düzenlemesinin de yapıldığı kasabada, halkın gölün sunduğu imkânlardan ne denli yararlandığı konusu ise, genel manzaraya bakıldığında; şüphe götürür gibi.


 
Ebruli gezginleri Tatvan'da; çay molasında...
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Tatvan’da Bitlis’in meşhur büryan kebabını tatmak amacıyla kasabayı boydan boya aşan bir cadde üzerindeki bir lokantada yemek molası verdik. Büryan kebabı, Bitlis’e özgü bir yemek… Aslında bizim Ege’de kuyu tandır denilen ve kuzu etinden yapılan kebaba benzemekle birlikte büryan kebabı, yörede “hever” denilen erkek keçinin etinden, eğer bulunmazsa koyun etinden yapılırmış. Büryan, için yağlı ve nazik et tercih edilirmiş. İçinde yanıp köz haline gelen ateşin bulunduğu kuyulara çengellerle sarkıtılan tuzlanmış et, ağzı çamurla sıvanmış vaziyetteki sımsıkı kapalı kuyularda yaklaşık bir saatlik sürede yavaş yavaş pişer ve bu şekilde yenilecek kıvama gelirmiş. Etin altında; ama daha alt seviyede bulunan ve yine yukarıdan çengellerle sarkıtılmış bir kabın içindeki suyun buharı sayesinde, büryan kebabı kavrulmadan yumuşak bir halde pişme sürecini tamamlarmış. Büryanı; Bitlis’de yaz aylarında yaş üzüm ile tüketmek ise, ayrı bir gelenekmiş.


 
Tatvan'da büryan kebabı; sade ama leziz...
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Ebruli gezginleri, Tatvan'da yemekte... 
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Biz de, Tatvan’da buna benzer bir kebap yedik. Oldukça lezzetliydi. Ancak herhalde üzümün henüz çıkmadığı günlere denk geldiğimizden olacak; kebap bize domates, yeşil biber ve dilimlenmiş kuru soğanla birlikte servis edildi. Yemek sonrası yönümüz, Tatvan’ın hemen kuzeyinde yer alan Nemrut Dağı’na doğruydu. Kasabanın kuzeybatısındaki bir tali yolu takip ederek volkanik Nemrut kütlesine doğru tırmanmaya başladık.


 
Uçaktan Nemrut Krater Gölü'nün görünümü
(Ebruli Arşivi)

 
Nemrut Dağı coğrafyası
(Kaynak: Atlas Dergisi)

Yol boyunca ilk dikkatimizi çeken kış sporları için yapıldığını düşündüğümüz, ama şu anda harap vaziyetteki bir telesiyej hattıydı. Tatvan’ın kuzeybatısındaki bir tepenin üzerindeki konaklama tesisleri ile birlikte düşünüldüğünde bir bütünleşik kayak merkezi olarak tasarlanmış bu tesis niye bu haldeydi; anlayamadık doğrusu. Kış koşulları mı tesisi bu hale getirmişti; yoksa ilgisizlik ve bakımsızlık mı? Telesiyej hattının yer yer taşıyıcı halatları kopmuş, oturma askıları parçalanmış; kısacası perişan durumdaydı. Aşağıdaki konaklama tesisleri ise, bizlere sanki hiç yaşanılmıyor izlenimi verdi. Dönünce Tatvan Kaymakamlığı’nın web sitesine baktık; orada Nemrut Kayak Merkezi ile ilgili olarak şunlar yazıyordu:


 
Nemrut Kayak Merkezi'nin telesiyej hattı

 
Nemrut sırtlarından Van Gölü'ne bakış

“Nemrut Kayak Merkezi, Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise ikinci büyük krater gölünü zirvesinde barındıran ve aynı zamanda Avrupa Seçkin Destinasyonunun “Mükemmeliyet Ödülü”ne sahip Bitlis’in Tatvan ilçesindeki Nemrut Dağı’nın zirvesinde yer almaktadır. İklim şartlarına bağlı olarak yılın neredeyse 5 ayı kayak yapma imkânı sunan Nemrut Kayak Merkezi, son yılların gözde kış sporları alanlarından biri haline gelmiştir. Yediden yetmişe her yaştan kayak severin ilgi gösterdiği bu kayak merkezi, ilçe merkezine yaklaşık 2 km uzaklıkta bulunmaktadır. Muhteşem Nemrut ve Van Gölü manzarasına karşı kayak yapma imkânı sunan Nemrut Kayak Merkezi’nde kış sezonu Kasım ayı sonlarından başlayıp, Nisan ayının bitimine kadar sürmektedir. Yaklaşık 2 bin 500 metre telesiyej sistemi bulunan bu tesis saatte bin kişi taşıma kapasitesine sahiptir. Zorluk derecelerine göre 4 pistin mevcut olduğu kayak merkezinin en önemli özelliği ise Van Gölü'nün maviliğine ve eşsiz manzarasına karşı kayak yapmak imkânı sunmasıdır. Zirveye çıkıldığında Avrupa Destinasyonları Ödülü kazanan Krater Gölü karşınıza çıkıyor. Bu özellik de; Nemrut Kayak Merkezi’ni, diğer kayak merkezlerinden farklı kılmaktadır. Bu kayak merkezine gelen ziyaretçiler, hem kayak sporu ile ilgilenebilir, hem de muhteşem Nemrut ve Van Gölü manzarasının tadını çıkarabilir. Gerek bölge halkının, gerekse ülkenin çeşitli bölgelerinden her yıl binlerce kişiyi misafir eden Nemrut Kayak Merkezi, bu manada bölgenin en önemli turizm noktalarının başında gelmektedir. Nemrut Kayak Merkezi’nde ayrıca üç katlı, 8 double, 24 single olmak üzere 32 oda 40 yataktan oluşan turistik bir de otel bulunmaktadır. Doğu Anadolu’nun benzersiz Nemrut Dağı manzarasını yakından görmek istiyorsanız, dağın eteklerinde konumlanmış olan bu kayak merkezine gelebilirsiniz. Şimdi sizleri bölgede kayak yapma keyfi denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Nemrut Kayak Merkezine davet ediyoruz.”(4)

Nemrut yolunda fotoğraf molası

 
Nemrut Dağı florası; mor renkli hava cıva otları

5 Aralık 2017 tarihli Hürriyet gazetesi kaynaklı bir haberde ise, kayak tesisinin yolunun yetersizliği, konaklama tesisinde suyun bulunmaması, tesisin tümüyle Nemrut Dağı’nın yoğun kış şartlarına dayanabilecek konumda ve yeterlilikte bir tesis olarak kurulamaması, bölgedeki sert rüzgârlar nedeniyle konaklama tesisinin zaman zaman çatılarının uçması, telesiyej hattının halatlarının kopması gibi hasarlar oluşması sonucunda tesisin kullanılamaz hale geldiği belirtiliyor.(5)

 
Nemrut Krater Gölü

 
Krater gölünün kıyısındaki volkanik kayalıklar

Bizim 2019 yılı Haziran ayında Nemrut Dağı’nda gördüklerimiz, Tatvan Kaymakamlığı’nın web sitesinde yer alan Nemrut Kayak Merkezi’ne yönelik güncel bir daveti ve 2017 Aralık ayındaki tesisin durumunu anlatan bir haber… Doğrusu nedir; biz de anlayamadık? 2006 yılında 4 milyon TL(5) harcanarak işletmeye açılan böyle bir tesisin bu hale gelmiş olması, en azından bizler için hüzün vericiydi doğrusu. Heyhat…


 
Kalderanın içinden...

 
Bodur ardıçlar

Nemrut Dağı’nda gördüklerimiz sadece bunlardan ibaret değildi. Alabildiğine güzellikler de vardı. Bilhassa florası ve volkanın kalderasındaki göller…

Rakım yükseldikçe tırmandığımız yol, bir süre sonra döşeme yola dönüştü. Yer yer arazinin kaymasını önlemek amacıyla yapılmış tahkimat duvarlarının kaplama taşlarının patır patır döküldüğünü fark ettik. Demek ki seçilen malzeme ve işçilik, ağır kış koşullarına karşılık gelebilecek nitelikte değildi. Paralar yine heba olmuştu.


 
Ege'de gördüklerimizden biraz farklı olsa da kantaronlar...

 
Göz alıcı kantaronlar, her yerde çıktı karşımıza...

Nemrut Kalderası’na Tatvan’dan ve Ahlat’dan olmak üzere iki farklı yoldan ulaşmak mümkün. Nemrut Kalderası, Tatvan’dan 13 km, Ahlat’tan ise 25 km mesafede bulunuyor. Kalderalar, koni şeklindeki volkanların tepelerinin patlaması ve kraterin çökmesi sonucunda oluşmuşlar. Kuvatarner Dönem’de Nemrut Dağı büyük bir patlamayla birlikte çökmüş ve kraterin içi suyla dolmuş. Kalderanın alanı 4782 km2; Nemrut Krater Gölü’nün alanı ise 12 km2… 


 
Nemrut Krater Gölü ve kalderanın yamaçları

 
Her yer bodur ardıçla kaplıydı sanki.

Kaynaklara göre; Nemrut Krater Gölü, 10 km.lik genişliği dikkate alındığında dünyanın ikinci büyük krater gölü olarak biliniyor. Gölün ortalama derinliği 100 metre, kuzeybatı kısmındaki en derin yeri ise 155 metre… Kalderada sürekli canlı; Ilıgöl (ya da Ilıca Gölü) isminde bir başka göl daha var. Her iki gölün kıyısına dek araba ile ulaşma imkânı mevcut. 


 
Ebruli gezginleri, Nemrut Krater Gölü kıyısında...

 
Suları sıcak göl; Ilıgöl ya da Ilıcagöl

 
Nemrut Krater Gölü

Ilıgöl, aslında bir kaplıca işlevi görüyor. Yeşil renkli Ilıgöl, 30 km2 alana sahip ve derinliği 8 metre civarında… Gölün muhtelif yerlerinden sıcak su çıkışlarının mevcudiyeti nedeniyle suyun kış aylarında sıcaklığı 40 dereceye, yaz aylarında ise 70 dereceye kadar yükseliyormuş. Bu nedenle Nemrut Krater Gölü’nün aksine kışları hiç donmayan göl içinde sazlıklar da oluşmuş. Ilıgöl, suyunun mineral yönünden zenginliği ve sıcaklığı nedeniyle çevrede astım, bronşit ve romatizmal hastalıkların tedavisi için bir tür kaplıca işlevi görüyor.(6)

 
Nemrut Dağı florasından bir örnek daha; nakıllar...

 
Altın otları

Nemrut Dağı’ndaki ağaçlık alanlar, daha çok göl çevresinde yoğunluk kazanmış. En dikkat çekici ağaç türleri huş ve titrek kavak… Özellikle krater gölünün bir duvar gibi yükselen yamaçlarında bu ağaç örtüsünü izlemek mümkün. Bunun dışında çınar yapraklı akçaağaç, meşe, söğüt ve bodur ardıçlar ağaç örtüsünü tamamlayan diğer önemli unsurlardan.


  
Korungalar

 
Hava cıva otları

 
Nemrut Krater Gölü kıyısında...

Dağın kalderasında veya tırmanırken sırtlarında rastladığımız çayırlıklarda ise, zengin bir çeşitliliğe sahip bitki örtüsü varlığından söz edilebilir. Batı Anadolu’da rastladıklarımızdan farklı türde gevenler, bodur ardıçlar, sarı renkli çiçekleriyle dikkat çeken kantaronlar ve altın otları, yine sarı renkli su düğün çiçekleri, mor renkli hava cıva otları, pembe-kırmızı renkli korungalar, farklı türde adaçayları, labadalar ve peygamber çiçekleri bunların en dikkat çekenleri…


 
Bezelyegillerden...

 
Nemrut Dağı florasından...

  
Ebruli gezginlerinin Nemrut Krater Gölü hatırası
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi) 

Kalderanın coşkusu; Ebruli gezginleri bir arada...
(Fotoğraf: Ebruli Arşivi)

Nemrut Krater Gölü kıyısında; derme çatma bir çardak altında çay keyfi...

Kalderada akşam erken olur.

Dimdik bir duvarı andıran krater yamaçları, suya karanlık bir gölge gibi düşüyor. Çevredeki insan sesleri, karşımızdaki duvarda çın çın çınlamakta. Ahlat yönünden esen bir sert rüzgar, bize akşamın yaklaştığını fısıldamakta. Göl kıyısında derme çatma bir çardağın altında ayaküstü yorgunluk çaylarını yudumlamaktayız. En son 1441 yılında püsküren ve bugünkü “sessiz ve sakin” haline dönüşen bu volkan, aslında çok derinlerde homurdayan bir canlılığı saklamakta. Suyun kıyısına doğru kayaların üzerinde sekerek ilerlerken, acaba diyoruz kendi kendimize; dünyanın çekirdeğindeki dönüp duran o erimiş kütle; yani magma, kaldırır mı yine bir gün başını ve haykırır mı göklere doğru; sanki ölüler âleminden seslenen Hades gibi…

Dipnotlar:
1.      Yaşar Kemal’in Ahtamar Kilisesi’nin yıkımını engelleyişi hakkında bkz. https://www.cnnturk.com/2012/guncel/09/16/leninin.heykeli.akdamara.hac.mi.oldu/676857.0/index.html
2.      Ahtamar Kilisesi’ne 110 kiloluk haçın yerleştirilmesi hakkında bkz. https://www.sabah.com.tr/yasam/2010/10/02/akdamar_kilisesinin_haci_takildi
3.      Ahtamar Kilisesi hakkında bkz. https://www.akdamarkilisesi.gov.tr/
4.      Nemrut Kayak Merkezi ile ilgili olarak bkz. http://www.tatvan.gov.tr/nemrut-kayak-merkezi
5.      Hürriyet Gazetesi’nin Aralık 2017 tarihli Nemrut Kayak Merkezi ile ilgili haberi için bkz. http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-en-uzun-kayak-tesisi-bu-yil-acilama-40668270
6.      Nemrut Krater Gölü hakkında bkz. Türkiye’nin Sulak Alanları http://www.turkiyesulakalanlari.com/nemrut-krater-golu-bitlis/
7.      Yazıya konu olan gezi, bir Ebruli Turizm etkinliğidir.
8.      Fotoğraflar, belirtilenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

1 yorum:

  1. Bakımsızlığa ilgisizliğe ağladım. Bu yüzden bakir kalışına sevinmeli miyim? Bilmiyorum.

    YanıtlaSil