19 Mart 2017 Pazar

SAKIZ’DA KARNAVAL ZAMANI



SAKIZ'IN ORTA-BATI KÖYLERİ VE MOSTRA KARNAVALI

25-26 Şubat 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Aralık ayının ikinci yarısından itibaren soğuklar ve viral enfeksiyonlar kırdı geçirdi bizi. Bitmek bilmeyen öksürükler, bitti sanırken yeniden tetiklenen hastalık süreci işin tadını kaçırdı bu yıl. Neyse ki Şubat ayının ikinci yarısından sonra İzmir’in normal hava koşulları kendini nispeten hissettirmeye başladı. Bu arada bir fırsat yaratıp Çeşme’den geçtiğimiz Sakız adasına yaptığımız bir hafta sonu kaçamağı, kış hastalıkları sonrasında bir soluklanma olanağı sağladı bizlere. Şubat ayı, birçok ülkede baharın karnavallarla karşılandığı bir geleneksel zaman dilimini temsil ediyor. Sakız Adası’nda da; doğudaki Karfas bölgesinde yer alan Thymiana köyünde Ortaçağ’dan beri geleneksel olarak Mostra karnavalı kutlanıyor. Ortaçağ’da korsan baskısından bunalmış köy halkının bir gün tebdili kıyafetle onlara kafa tutuşlarının ve bu savaştan zaferle çıkışlarının anısına kutlanıldığı söylenen karnaval yüzlerce yıllık evrimleşmesinde günceli cinsel içerikli motiflerle yakalamaya çalışıyor. Neyse yeri gelince daha derin anlatırız belki de…

 
Sakız rıhtımı

Küçük Asya’dan Yunan adalarına yönelen mülteci akınları ve yıllardır süregelen ekonomik krizin hırpaladığı Sakız’ın rıhtımında ilk gözümüze çarpan, kıyıya yanaşmış birkaç sahil güvenlik botu ile askeri hücumbotlar… Son haftalarda Ege’nin her iki yakasında ısınan sulardan olabilir mi acaba? Tarih bize göstermiştir ki, bu politik manevralar, ne yazık ki her iki halkın yararına sonuçlar doğurmuyor. Kim kazançlı çıkıyor denirse eğer, bunu anlamak için her iki halkın yakın tarihine bakmak yeter.

 
Sakız'da; Vrondatos yakınlarında, eski deri tabaklama atölyelerinin bulunduğu sahilde; yel değirmenlerinin önündeyiz.

Sakız Adası’nın Orta-Batı ekseninde dolaşırken

Sakız’ın merkezinden kuzey batıya meyilli bir yol, sizi adanın en kadim dini merkezlerinden biri olan Nea Moni Manastırı’na taşır. Çırılçıplak kireç taşından oluşmuş yalçın kayalıkların ve derin vadilerin egemen olduğu bu coğrafyada son yıllarda manastırın güney batısında yer alan bir vadide büyük bir baraj inşaatı sürüp gitmekte. Manastır, bu barajın da yer aldığı vadilere doğru bakan yüksek kayalıkların kuytu bir köşesinde yer alıyor. Son yıllarda Sakız adasını tehdit eden yangınlardan birinde; alevler, manastırın civarına kadar yaklaşmış. Sakızlıların bir ibadet gibi katıldıkları yangın söndürme operasyonları adada anlatıla anlatıla bitirilemiyor. Sanki bir seferberlik telaşı gibi yaşanan günler… Son yıllardaki bu yangınlar, adada sakız ağaçlarının da önemli bire bölümünün telef olmasına neden olmuş. Ancak, yine de sakız üretimi ada için hayati önemini koruyor.

  
Adamantios Korais Kütüphanesi'ne komşu Sakız Katedrali; hemen sol önünde Korais'in heykeli var.

Nea Moni Manastırı

Daha önceki gelişlerimizden birinde Nea Moni Manastırı’nı Paskalya törenleri sırasında ziyaret etmiştik.(1) Şimdiki gelişimiz, 40 gün sürecek Paskalya orucunun başlangıcına denk gelen ve orucun gereklerini ilk kez yerine getirecekleri Temiz Pazartesi’den (Kathari Deftera)(2) önceki; Ortodoksların son kez hayvansal gıdaları tükettikleri hafta sonuydu. Cumartesi günü uğradığımız Nea Moni Manastırı bu nedenle son derece tenha idi. Son yangınlarla epey hırpalanmış bir vadinin kuytu bir köşesinde yer alan 11.yy.dan kalma Nea Moni Manastırı, sadece ada halkı için değil, aynı zamanda tüm Ortodoks dünyası için kutsal kabul edilen bir mekân olarak dikkat çekiyor. UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde de yer alan bu kadim inziva mekânı, asırlık serviler arasında huzur verici atmosferiyle dikkat çekiyor.

 
Nea Moni Manastırı'nın giriş kapısı ve Bakire Meryem Kilisesi

 
Manastırın ana avlusu

Manastır, ilk olarak; 11.yy.da Bizans İmparatoru Konstantin Monomachos tarafından yaptırılmış. Zaman içinde genişleyerek bölgedeki en önemli manastırlardan biri haline gelmiş. Daha önceki ziyaretimizde, manastıra şiddetli bir yağmurla birlikte adım atmıştık. Ama bu gün hava oldukça güzeldi ve gelmekte olan baharın habercisi gibiydi. Kilise, Paskalya orucu öncesi son ayin günü olan Pazar’ın arifesinde oldukça sakindi. Ana kilise “katalikon”un içinde bir görevli ve bizden başka kimsecikler yoktu. Daha önceki gelişimizde Paskalya nedeniyle göğüs göğüse dolaştığımız “katolikon”da son derece rahattık.

 
Nea Moni Manastırı; katolikon

 
Katolikon; ikonastasis

 
Ana Kilise; katolikon

 
Katolikon holünde tavan detayı

Giriş kapısının solunda yer alan Bakire Meryem Kilisesi, yemekhane, Sakız Kıyımı’ndan kaldığı söylenilen kafataslarının da bulunduğu kemik deposu, sarnıç, Hristiyanlık tarihi ile ilgili objelerin bulunduğu küçük bir müze, diğer destek binaları manastır alanında dikkatimizi çeken önemli yapılardı. Bu kez Yunanlar tarafından Sakız İsyanı sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen kıyımla(3) özdeşleştirilen kafataslarının bulunduğu dolabın önünde papazın patates dolu pazarlık torbaları duruyordu. Bu da ilginç bir görüntüydü doğrusu. Fotoğrafladık. Kilisenin doğuya doğru uzanan bir sekideki devam edilen kazılarda ise, Bizans Dönemi’nden kalma bir başka yapının temelleri bulunmaktaydı. Bulunduğumuz noktadan vadinin derinliklerine doğru baktığımızda, son yangınlarda sakız ağaçlarının uğradığı hasar oldukça belirgindi. En uzakta Sakız’ın merkezine doğru sahil çizgisi seçilebiliyordu.

 
Bakire Meryem Kilisesi'nin içindeki Sakız Kıyımı ile ilişkilendirilen kafataslarının bulunduğu dolap ve papazın pazar torbaları

 
Ana kilisenin içinden bir görünüm

 
Manastırın destek yapıları ve arkasındaki yalçın kireç taşı kayalıklar

 
Manastırın ana avlusundan bir görünüm 

Aynı zamanda Ortodoks Hristiyanlar için bir hac mekânı da olan Nea Moni, dağların arasından denize doğru uzanan derin bir vadinin başında; asırlık kara servilerin altındaki sessiz ve huzur dolu atmosferi ile tüm ziyaretçilerini yıllara meydan okuyan vakur bir duruşla karşılamaya devam ediyordu. İrili ufaklı döşeme taşlarla kaplı avlunun zemininde dolaşmak, göğe doğru uzanan kara servilerin arasından dolaşarak geçmek ve bu huzur dolu atmosferi solumak bir kere daha da olsa yine de güzeldi.

 
Nea Moni Manastırı; Katolikon

 
Manastırın doğusunda kazıların devam ettiği Bizans döneminden kalma kilisenin izleri

 
Nea Moni Manastırı'nın dışında; şu anda kullanılmayan yapı kalıntıları

Orta-Batı Sakız’ın Ortaçağ Köyleri; Anavatos ve Avgonima

Anavatos:

Sakız’ın Osmanlı’ya kafa tutuşunun simge mekânlarından biri Anavatos. Sözcük anlamı olarak bulunduğu topografyadan kaynaklanan nedenlerle; geçit vermeyen, aşılmaz, erişilmez anlamına geliyormuş. Nea Moni Manastırı’nın kuzey batısında; yaklaşık 450 metre yüksekliğindeki yalçın bir kayalığın üstünde yer alan Anavatos köyü, güney ve batı yönünde uzanan derin uçurumların hemen dibinde sonlanan benzersiz konumu ile ilk bakışta insanda heyecan uyandırıyor. II. Mahmut döneminde Mora İsyanı’nı takiben ateşlenen Sakız İsyanı’nın önemli köprü başlarından birisi olmuş Anavatos köyünün tepeye kadar tırmanan ve birbirine yaslanarak bütünde bir kaleyi andıran evlerinin tümü bir savunma refleksini temsil ediyor. Ortaçağ’ın korsan akınlarıyla tetiklenmiş bu dürtü, bugün dahi dimdik ayakta. Nea Moni Manastırı’ndan 4-5 km uzaklıkta yer alan köyün bulunduğu topografya gerçekten etkileyici. Köye erişimi sağlayan kuzeydeki tek girişindeki meydanlıkta yer alan Kutsal Meryem Kilisesi, zeytinyağı işliği ve lokanta bugün kapalı. Turizm sezonunda son derece hareketli ve ziyaretçilerle dolu olan buralar, bugün oldukça sakin görünüyor. Köyün en yukarılarında yer alan yapılar ise yerleşime kapalı; çünkü burası SİT alanı olarak tanımlanmış.

 
 Kale köy; Anavatos

 
Topografyasının anlaşılması açısından bir başka görünüm; Anavatos

Bir Ortaçağ kalesi görünümündeki köyün evleri birbirine bitişik şekildeki konumlanışlarıyla bu kurguyu tamamlıyorlar. Köy, bugün yaşlıların bir anlamda inzivaya çekildikleri bir mekâna dönüşmüş. Birçok adalı; buralardaki evleri satın alıp restore ederek, yeniden bir yaşam mekânına çevirmişler. Ama çoğu şimdi kapalı; belki de Sakız adasının sıcak yaz günlerinde sahip olduğu konumu itibariyle denizden gelen serin rüzgârlarla beslenen bir konfor çekiyor insanları, kim bilir?

 
Anavatos köyünde tepeye tırmanan merdivenli yol

 
Anavatos

 
Tepede yer alan ve bir kuleden bozma Taksiarkhon Kilisesi 

 
Anavatos'un kayalıklarından karşı vadilere bakış 

 
Anavatos'un kale evleri 

Geniş basamaklı bir yoldan tepedeki kiliseye kadar çıkmak mümkün... Taksiarkhon Kilisesi olarak anılan yapının, köyün 14.yy.a dayandırılan kuruluş geçmişindeki savunma amaçlı ve kule tipindeki ilk yapılardan olduğu söyleniyor. Bu kiliseye varmadan tırmandığımız merdivenli yolun doğusunda restore edilmiş durumda mihraplı yapılar dikkatimizi çekiyor. Rehberimiz, bunların zamanın dini mektepleri olduğunu söylüyor. Yolun sonunda ulaştığımız nokta; güneye ve batıya bakan ve bir gemi pruvası gibi altımızdaki derin vadilere doğru uzanan bir seki. Manzara gerçekten etkileyici; çevremizdeki sarp vadi yamaçlarında sakız ağacı ekili alanlar ise dikkat çekici. Manzaranın doyumsuzluğuna kaptırıp, kendimizi uzun süre bu noktadan ayrılamıyoruz.

 
Köyün tepeye tırmanan yegane yolu

 
Tepedeki evlerden...

 
Anavatos'da uçurumun kıyısında...

 
Anavatos'dayız.

 
Anavatos'a çıkan yılan gibi kıvrım kıvrım yollar

 
Tepeye çıkan yol üzerindeki kemerli geçiş  

Anavatos köyünün Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında ayrı bir önemi var. Samos (Sisam) ve Sakız’ın kuzey batısında yer alan Psara adalarından yola çıkıp bu köyde üstlenen Kanaris ve arkadaşları, Osmanlı Devleti’ne karşı tezgâhladıkları isyanı buralardan yönlendirmişler. Ateş gemileri adını verdikleri korsan gemileriyle Osmanlı Donanması’na yanaşan bu Rum kapetanlar, gemileri ateşe vererek Osmanlı kuvvetlerine büyük kayıplar verdirmişler. Bunların içinde en önemlisi bugün Sakız Kalesi’nin içinde; Osmanlı Mezarlığı’nda yatmakta olan zamanın Kaptan-ı Deryası Nasuhzade Ali Paşa ya da Rumların ifadesiyle Kara Ali Paşa… Osmanlı’nın amiral gemisinin saldırıya uğraması ve Kapta-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa’nın şehit edilmesi ise, daha sonra Batı dünyasında resimlere ve şiirlere konu olacak Sakız Kıyımı diye adlandırılan süreci tetikler. Bunun akabinde Rum kapetanların Batı Anadolu’daki kıyı kasabası Çandarlı’ya yönelik bir seher baskınının düzenlenmesi sonrasında; Sakız İsyanı, Osmanlı Yönetimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılarak sonlandırılır. (1822)

Kilise yakınlarındaki zamanında dini eğitim verilen mektep yapıları

 
Taksiarkhon Kilisesi ve çevresindeki diğer yapı kalıntıları

 
Anavatos köyü çevresindeki topografyadan biri görünüm daha...

 
Anavatos'un meydanı

 
Köy meydanında yer alan Kutsal Meryem Kilisesi

 
Kutsal Meryem Kilisesi'nin köyün giriş düzleminden görünümü
   
19.yy.da Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını elde ediş sürecinde yaşanan olaylar, bu köyü Yunan hafızasında ayrı bir yere oturtmuş. Bugün, Sakız adasında Anavatos, terk edilmiş de olsa tarihsel önemi ve SİT alanı özelliğiyle ayrı bir yer tutuyor.

Avgonima

Avgonima, Sakız adasının orta-batısında; Sakız’ın merkezinden yaklaşık 16 km kadar uzaklıktaki Anavatos ile Nea Moni Manastırı arasında bir yerde bulunuyor. Köyün batısında son evlerin altındaki sekiden denizi görmek mümkün. Ege’nin masmavi suları biraz ilerde. Köyün evleri, labirent gibi bütün sokakların sonunda bir şekilde açıldığı köyün kilisesinin ve lokantaların bulunduğu meydanlığın çevresine yayılmış. Yine Sakız adasındaki birçok köy gibi korsan baskılarına karşı korunma refleksi ile birbirine yanaşık düzende ve bir kale görüntüsü içinde inşa edilmişler. Elbette, son yıllarda turizmin ihtiyaçlarına yanıt verecek ölçüde yapılan sayfiye amaçlı evler, belki o eski görüntüden bir parça uzaklaşsa da yine belli bir disiplinin devam ettiği seziliyor. Baharın göz kırptığı bu günlerde bir tür mimoza, burada çiçeklenmiş bile. Adanın batıya bakan yamaçlarındaki bayırlarda hayat uyanıyor; papatyalar ve anemonların hepsi, doğaya merhaba telaşındalar.

  
Avgonima köy meydanı

 
Avgonima'dan batıdaki denize bakış

 
Avgonima'da kırlara doğru...

 Avgonima köy meydanında yer alan köyün kilisesi

 
Avgonima'da sokaklar arasında...

 
Avgonima köy meydanında Prygos Lokantası 

Köyün tam ortasında yer alan kilisenin karşısında Panayot’un Prygos Lokantası ve pansiyon evleri var. Yazları köyün nüfusu oldukça kalabalıklaşıyormuş. Panayot Usta’nın oğlak etinden tandırı, keçi pirzolası, otlu köftesi pek meşhurmuş buralarda. Tatmak isteyenlere duyurulur.

 
Sokaklar arasında dar bir geçit

 
Avgonima evlerine örnekler

 
Avgonima sokakları

Ortaçağ mimarisinin göz alıcı örneklerini barındıran Avgonima’nın daracık sokaklarında yürürken bazen zaman sizi alır götürür uzaklara. Hafif loş, güneşin akşama doğru evrildiği anlarda karanlık çöker bu labirentin kıvrımlarına. Bahçelerde uyanış henüz başlamamıştır daha; baharın habercileri mimozalar, patlamak üzeredir besbelli. Ama buralarda Paskalya ağacı dedikleri erguvanlara mor düşmemiştir henüz. Velhasıl, Apukurya’da; Avgonima’da, Büyük Perhiz öncesi son Pazar’a hazırlanmaktadır köyün meydanındaki lokanta ve diğerleri.

 
Restorasyon gören evlerden bir örnek...

 
Avgonima'nın dışında baharı karşılayan bağ terasları 

Sakız’ın içinde; Sakız Kalesi’nde ve Kılıç Meydanı’nda Sakız İsyanı’ndan kalan…

Sakız Kalesi, denizin hemen kıyısında, dalgaların duvarları nerdeyse yaladığı bir kale. 1346-1566 yılları arasında Sakız adası, Cenevizlilerin yönetiminde kalır. Bu dönemde adanın stratejik ürünü sakız üretimini ellerinde bulunduran Cenevizliler, vergilerini düzenli olarak Osmanlı Devleti’ne ödediklerinden dolayı yaklaşık iki yüzyıl kadar doğrudan işgale uğramazlar. Ancak, 1566 yılında Kanuni’nin oğlu II. Selim zamanında ada, doğrudan Osmanlı yönetimine geçer. Ancak, adadaki sakız üretimi nedeniyle bu stratejik ürünün üretiminin kesintiye uğramaması ve zarar görmemesi için adanın yerli Rum halkı imtiyazlı bir şekilde yönetilir. Örneğin, adadaki Rum ahali rahatsız edilmez, yerinden yurdundan çıkarılmaz. Adayı yönetecek Türk idareciler ve aileleri, kale dışında iskân edilmezler; hayatları tamamen Sakız Kalesi’nin içinde geçer. Rum ahalinin dinsel özgürlükleri de hoşgörülü bir ortamda sürdürülür. Ta ki; Yunanistan’ın bağımsızlık noktasına götürecek olan 1821 Mora İsyanı’na dek.

 
Deniz kıyısındaki Sakız Kalesi'nin surları; sağ arkada Suriyeli mültecilerin çadırları

 
Kılıç Meydanı'nda bizden bir hatıra; II. Abdülhamit Çeşmesi

 
Kılıç Meydanı; arkada Abdülhamit Çeşmesi ve Mecidiye Camisi

 
Yunanistan'ın milli kahramanlarından; bizim II.Mahmut döneminin kaptan-ı deryalarından Nasuhzade Ali Paşa'nın katili Psaralı kapetan Kanaris'in Halk Bahçesi'ndeki heykeli 

 
Sakız İsyanı'nda Kanaris tarafından şehit edilen Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa
(Wikipedia'dan alınmıştır.)  

Mora İsyanı ile tetiklenen Sisam ve Sakız adasındaki ayaklanmaları bastırmak için adaya gelen Osmanlı kuvvetlerine büyük direniş gösterilir. Bu isyanda; bugün adanın merkezindeki Türklerin Kılıç Meydanı, Rumların ise Vunaki Meydanı adıyla andıkları meydanın hemen arkasındaki palmiyelerle çevrili Halk Bahçesi’nin ortasında heykeli bulunan Psaralı kapetan Kanaris büyük rol oynar. Özellikle 1822 yılında patlayan adadaki ayaklanmayı bastırmak için Sakız’da bulunan Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa’nın amiral gemisini tutuşturarak batırması ve bu esnada Rumların esmer teni nedeniyle “Kara” lakabıyla andıkları Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa’nın yanarak şehit edilmesi, Türkler açısından en dramatik sahnelerden birini oluşturur.

 
Sakız Kalesi'nin girişi

 
Sakız Kalesi'nde Türk mezar taşları

 
Sakız Kalesi'ndeki Türk Mezarlığı; arkadaki gösterişli mezar Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa'ya ait...

 
Sakız Kalesi'nin içindeki meydanlık ve burada yer alan kafeterya ve tavernalar

 
Türk Mezarlığı'ndan...

 
Sakız kale içi; Aya Yorgi Sokağı 

Bugün Sakız Kalesi içinde Türk Mezarlığı diye bilinen ve kalenin labirenti andıran girişinin açıldığı meydanlığa bakan eski Türk mezarları içinden arka planda yer alan bir tanesi, hem mezar taşının üzerindeki sanatsal taş işçiliği, hem de iyi korunmuş olması özelliğiyle hemen dikkat çeker. İşte bu mezar, Sakız İsyanı’nı bastırmak uğruna şehit olan Nasuhzade Ali Paşa’ya aittir. Mezar taşındaki kitabede şu ifadeler yer almaktadır:

Bâki kalan Allah’tır Denizin efendisi; şerefli, kutsal donanmayı şereflendiren Vezirlik makamının güzelliğini artıran, eşsiz, benzersiz inci tanesi En yüksek doruğun yiğidi, meşhur at binicisi Câfer-i Tayyâr’ın kahramanlığı gibi ikinci Tayyâr, deniz ilminde tek Yüreklilik meydanının aslanı, itibarlı bir vezir Deniz gibi engin gönüllü, doğru yol tutan Nasuhzâde Ali Paşa Din ve devlet hizmetinde ömür sermayesini harcayıp Vezirlik mevkiiyle; artıp çoğalan üstünlüğü buldu Sakız önünde demirli iken Gemisini hileyle, alçak Rum ateşe verip Hakikaten, dünyada arzularına kavuşmuş olarak, huzur içinde ölmeden Ecel şerbetini dağıtan, ümitsiz ecel kadehini Ali Paşa’nın eline sundu Fürûğî o zamanda vefat tarihini yazdı Ali Paşa gemisiyle can verip şehîd oldu Sene 1237 Şevval ayının ilk günü (21 Haziran 1822 Cuma)”(4)

Son derece dar bir alana sıkıştırılmış bu mezarlığın büyük olasılıkla temsili bir mezarlık olması muhtemeldir. Dolayısıyla Nasuhzade Ali Paşa’nın da burada yatıp yatmadığı o anlamda şüpheli olmakla birlikte en azından bir sıra Türk mezarının bugüne kadar kale içinde bir şekilde korunarak günümüze gelebilmeyi başarmış olması, ayrıca önem taşımaktadır.

 
Aya Yorgi Sokağı'nda bir köşe başında yer alan Abdülaziz dönemi yapısı; Bayraklı Camisi'nin giriş kapısı ve üstündeki kitabe

 
Aynı sokaktaki Türk evlerinden biri

 
Sakız kale içi

 
Bir başka Türk evinden kalanlar... 

Kale içinde yer alan bir diğer değerli ve hüzün verici Osmanlı yapısı Türk mezarlığından kalenin derinliklerine doğru ilerleyen ve cumbalı evleriyle dikkat çeken Aya Yorgi Sokağı’na arkasını dönmüş vaziyetteki Bayraklı Camisi’dir. Yapı yerel kaynaklara göre eski bir Katolik kilisesinden camiye dönüştürülmüştür. Adada büyük hasara yol açan 1881 yılındaki depremden etkilenen yapının üstünde Abdülaziz dönemine ait bir kitabe bulunmaktadır. Bayraklı Camisi, bugün metruk halde ve kaderine terk edilmiş durumdadır. Rum ahaliye tanınan imtiyazlar nedeniyle kale dışında Türklerin iskânına izin verilmemesi ve Türkler için kale içinin bir yaşam mekânı olarak tanımlanması, Osmanlı Yönetimi sırasında kale içinde Türk yapı mimarisinin şekillenmesine imkân tanımıştır. Bugün dahi restore edilerek kullanılan bu evlerde Osmanlı Türk izlerini görebilmek mümkündür.

 
Aya Yorgi Kilisesi'nin avlusunda yer alan Osmanlı'dan kalma binalar...

 
Kale içi meydanı; bir konfor alanı

Kale içindeki ana aksı temsil eden Aya Yorgi sokağının ucuna doğru solda Aya Yorgi Kilisesi ya da Osmanlı Dönemi’ndeki ismiyle Eski Cami yer alır. Cenevizliler döneminden kalma eski bir Katolik kilisesinden dönüştürülmüş cami, 1881 yılındaki depremden büyük hasar görmüş ve II. Abdülhamit zamanında yeniden yaptırılarak Hamidiye Camisi ismiyle anılmıştır. Yerel kaynaklara göre; günümüzde kilise olarak kullanılan yapının içindeki mihrap ve minberle birlikte, 1922 yılındaki Çeşme ve civarındaki birçok kiliseden Rumların kaçışı sırasında yanlarında getirdikleri çok değerli ikona da özel bölmelerinde korunmaktadır.

 
Hamidiye Camisi (ya da şimdiki adıyla Aya Yorgi Kilisesi) avlusundaki bir kuyu ve lahitten oluşan abdest alma düzeneği
  
Yapının avlusunun ortasında bulunan ve cami olarak kullanıldığı dönemden kalma bir su kuyusundan çekilen su, abdest almak amacıyla bir lahdin içine boşalmaktaydı. Bu düzeneği bugün de avlunun ortasında görmek mümkündür. Kilisenin girişinde II. Abdülhamid’in tuğrasıyla yazılan kitabede 1892 tarihi seçilmektedir.

 
Sakız Kalesi surlarının üzerindeyiz.

Kale içindeki önemli Osmanlı yapılarından biri de restorasyonu tamamlanarak teşhire açılan eski bir Türk hamamıdır. Deniz kıyısındaki surlara yakın bir konumdaki hamam, bugün Türk Hamamı’nın özelliklerini tanıtan bir müze görünümündedir.

 
Sakız Kalesi'nden denize bakış; arkada Suriyeli mültecilerin çadırları; anlatılana göre sayıları oldukça azalmış.

Biraz ilerideki surların üstünden Sakız rıhtımına bakış, Sakız ziyareti için güzel bir an olabilir.yaklaşık 4 metre kalınlığındaki surların üstünden limanı ve Türkiye’yi seyretmek, tarih boyunca limanın çevresinde büyüyerek gelişen Sakız’ın hareketli hayatına kuşbakışı tanıklık etmek için iyi bir mekân sayılabilir. Tabii ki; solumuzda yer alan Suriyeli mültecilerin çadırlarının bulunduğu yeri saymazsak eğer…

Aplotarias Caddesi ve Rıhtım

Bugün modern Sakız’ın en hareketli bölgelerinden biri olan Aplotarias Caddesi, her iki yanında yer alan ve ona açılan daracık sokaklara doğru taşarak gelişen alışveriş mekânlarının, kahvehanelerin ve barların bulunduğu, 19.yy.da Sakız adasının kırsaldaki arka dünyasına açılan önemli bir ticaret aksıdır. Yunancada “sermek” kökünden türeyen isminin; Sakız adasının tüccarlarının ipekli kumaşları, bu alana serip yaymalarından geldiğine dair rivayetler bulunmaktadır.

 
Cumartesi akşama doğru; Aplotarias Caddesi; el ayak çekilmiş gibi...
 
Paskalya zamanı; fırınlardan sokağa taşan paskalya çöreklerinin baştan çıkarıcı kokusu, gezgini hemen ele geçirir. Sokağın köşesindeki bir kahvehanede sıcak bir kahvenin eşliğinde atıştırılan bu tazecik çöreklerin tadı bir başkadır Sakız’da…

 
Aplotarias Caddesi; bir 19.yy. yapısı

 
Denize çıkar bütün sokaklar; Sakız Rıhtımı'na doğru... 

Geceleri sokak aralarına sıkışmış; 19.yy.dan kalma depoların dönüştürülmesiyle elde edilen tavernalar ele geçirir hayatı. Girdiğiniz büyük bir kapının ardından geçtiğiniz koridorla ulaştığınız salondan gelen davetkâr buzukinin sesi, sizi geceye ve eğlenceye çağırır. Aplotarias ise, bu saatlerde daha bir durulur; sessizleşir, bazen alkolün etkisiyle, bazen başka şeylerin; insanlar çoğunlukla rıhtımdaki barlara doğru akar geceleri. Sakız’ın hayatı rıhtımda canlanır; hafta sonları sabahın erken saatlerine kadar özgürce devam eder eğlence; Ege’ye karşı.
 
Gece; Sakız rıhtımı

1895 yılında Osmanlı Dönemi’nde inşa edilen yeni limanın oluşumuyla bugünkü modern Sakız’ın kıyı hattı ve arkasında gelişen hayat belirginleşmiş. 19.yy.dan kalma; eskiden kahvehanelerin bulunduğu Aigaiou Caddesi, bugün artık Sakız’ın gece ve gündüz dolup taşan kafeteryaları, lokantaları ve barlarıyla eğlence hayatının merkezi konumundadır.

 
Aplotarias'taki kafeteryalardan biri

Sakız Adası’nın mücevheri Damla Sakızı (Masticha) ve Khios Sakız Müzesi

Damla sakızı, Sakız adasının en önemli ve stratejik ürünü… Bu ürün sayesinde; fiilen 350 yıla yakın sürmüş Osmanlı egemenliğinde bile Sakızlı Rumlar, belli bir özerklik iklimi içinde yaşamışlar. Osmanlı Devleti, bu ürünün yüzü suyu hürmetine Sakızlılara ve onların hayatlarına müdahalede bulunmamış. Bugün de sakız, adanın narenciye ürünleriyle birlikte öne çıkan en önemli ürünüdür denilebilir.

 
Sakız Adası'nın her şeyi; damla sakızı; Sakız Müzesi'nden...

Son derece zorlu bir tarımsal süreci bulunan sakız üretimi, Pirgi köyü yakınlarında kurulan (2007-2013) Khios Sakız Müzesi ile bunu daha rafine bir şekilde dile getiriyor artık. Müzede dağıtılan broşürdeki verilen bilgilere göre, Khios Sakız Müzesi, Sakız adasının güneyinde; Mastihohoria adıyla tanınan Ortaçağ’dan kalma, damla sakızı köyleri bölgesindeki Pirgi’nin hemen dışındaki bir tepede (Rahi Mevkii) yer alıyor. Pirgi ise Sakız Müzesi’nin tam karşısında… Bu bölge, Akdeniz yöresinin Pistacia lentiscus var. chia türü ağacının yetiştirildiği ve sakızın (mastiha) üretildiği yegâne alanı teşkil ediyor. Örneğin, adanın kuzeyinde sakız yetişmiyor. Mastihohoria bölgesi, esen rüzgârının özelliğine bağlı olarak, sakızın sadece bu bölgeye has bir ürün olarak üretilebildiği bir yöre olarak biliniyor.

 
Sakız Müzesi

Geleneksel sakız üretimi, 2014 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsil Listesi’ne dâhil edilmiş. Müze, son zamanlarda gelişen modern müzecilik tekniklerinin kullanıldığı, görsel ve işitsel malzemelerle de desteklenerek ziyaretçilerin sakız üretiminin tüm aşamalarını görebilecekleri ayrıntıda düzenlenmiş. Bir yandan Sakız adasının geçmişten günümüze tarihçesi anlatılırken, bir yandan da sakız ağacının dikilmesinden, gövdesinin çizilerek reçinesinin elde edilmesine, toplanmasına ve rafine edilmesine, paketlenmesine ve son tüketiciye ulaştırılmasına dek süren tüm aşamaları klasik ve modern müzecilik teknikleri kullanılarak dramatize ediliyor. Müzenin çevresinde açık hava plantasyonlarında sakız üretiminin yapıldığı örnek bir çiftlik de yer alıyor. Ayrıca, ziyaretçilerin alışveriş yapabilecekleri bir market ve dinlenme alanları da son derece konforlu bir şekilde düzenlenmiş.

 
Sakız Müzesi'nin dışında yer alan örnek sakız çiftliği

Gelelim zahmetli sakız üretiminin önemli başlıklarına;

Sakız üretimi, yaz aylarının başlarında sakız ağacının köklerinin etrafındaki toprağın temizlenip geniş bir daire çizilerek düzleştirilmesiyle başlar. Ağacın altındaki düzleştirilmiş toprağın üzeri, “trapezi” adı verilen bir çalı süpürgesi ile süpürülür. Bundan sonra beyaz renkte; kireçli ve killi özel bir toprak karışımı, bu düzleştirilen dairenin üstüne serilir, sıkıştırılır ve ağaçtan akacak reçine damlasının sertleşip kurumasına yardımcı olacak zemin şartları sağlanır. Bu işlemlere masa kurma (strosimo trapezion) ve toprağı beyazlama (asprohomatisma) adı verilir.

 
Sakız üretimine toprağın hazırlanması; Sakız Müzesi

 
Sakız Müzesi'nde yer alan eski bir gravür; Sakız Kalesi

Bütün bu işlemlerden sonra nakışlama (kendos) adı verilen ağacın gövdesinde özel ve keskin bir bıçakla çizikler oluşturma aşamasına geçilir. Gövdede oluşan bu çiziklerden 10-20 gün sonra sakız ağacının reçinesi altındaki beyaz toprak örtünün üstüne doğru damlalar halinde düşmeye ve orada kurumaya başlar. Bu işlemler, ilk sakız tanelerinin toplanmasına başlanacağı Meryem Ana Yortusu’na kadar (15 ağustos) sürer.

 
Sakız Müzesi; sakızın rafinasyon işlemlerinde kullanılan teçhizatın sergilendiği salon

 
Sakız Müzesi; bakır kazanlar

Damla sakızının ilk toplama işlemi “timitiri” denilen özel bir aletle yapılır ve toplanan sakız tanecikleri sıcaklık nedeniyle birbirine yapışmasın diye aralarına ayraçlar konularak, hasır ya da kutular içinde evlere taşınır. İlk toplamanın ardından yine aynı işlemler yapılarak, ikinci nakışlama ve ardından da son toplamaya geçilir. Zaman, artık sonbaharın başlangıcıdır. Temmuz başı-Eylül sonu gibi sakızın hasadı tamamlanır.

 
Sakız ağacının gövdesinden sızan reçine

 
Eleme yapan köylüler; Sakız Müzesi'nden...

 
Sakızın üretim aşamasında görev alan işçiler; eski bir fotoğraf; Sakız Müzesi'nden...

 
Sakız Müzesi; bir Sakız erkeğinin milli kıyafetleri

Sakız Müzesi'ndeki duvar panolarından biri; Pirgi'de anlatılan bir söylence; Aziz İsodore'un öldürülmesi ve parçalanması sonrasında gövdesi çizikler içinde kalan bir sakız ağacından sızan reçinesi, onun acı içindeki göz yaşlarına benzetilirmiş.   

Damla sakızının toplanmasını, “tartarisma” adı verilen sakızların elekten geçirilmesi işlemi izler. Elenen damla sakızları, kapalı mekânda; sabunlu suyla yıkanıp kurutulur. Ardından sakız damlalarının kalın, ince ve toz olarak ayrılma işleminin yapılması için tüm ürünler, Sakız Adası Damla Sakızı Birliği’nin fabrikalarına teslim edilir. Yunanistan’da tüm üretilen sakız, devlet tarafından alınır. Sakızın daha sonraki ürünlere katılması için (kozmetik, ilaç, gıda gibi amaçlar) diğer iş kollarına iletilmesi ise tamamen devlet denetiminde ve ona bağlı kuruluşlar eliyle yürütülür. Üretici ise, ürünü karşılığı hak ettiği parayı devletten alır.

 
Thymiana köyünde karnaval yürüyüşünün yapıldığı ana caddeye doğru iniyor kalabalıklar.

Paskalya öncesi Apokria çılgınlıkları; Thymiana köyünün Mostra Karnavalı

Hristiyan dünyasında Paskalya orucu öncesinde hayatın zinciri boşalır bir anda. Şubat ayında yoğunluk kazanan ve Paskalya orucu öncesine denk gelen bu tarifsiz sevincin ve çılgınca eğlenme isteğinin bir şekilde dışa vurumu kendisini karnavallarda cisimleştirir. Baharın gelmekte oluşu, yeni bir hayatın uyanışının ilk işaretlerinin usulca doğada belirmeye başlaması, belki de bu kutlamaların kökeninin insanlığın binlerce yıllık Pagan geçmişinde saklı olduğunun göstergesi gibidir. Ama on binlerce yıldır bu gezegende bir şekilde evrilen hayat, günümüzdeki dini ritüellerin içine bu şekilde taşımıştır doğadaki bu değişim sancısını.

 
Thymiana evlerinden biri

 
Mostra Karnavalı; iğne atsan yere düşmez.

 
Köyün kiliselerinden biri   

Ortodoks Hristiyanlar da Paskalya öncesi Apokria(2) adını verdikleri kutlamalarla hatırlarlar bu büyük sevinci. Ama hemen ertesinde Temiz Pazartesi adını verdikleri ve Paskalya orucunun birinci gününe denk gelen o gün, geride bıraktıkları haftanın; yorgunluklarla ve çılgıncasına eğlenceyle tüketilen zamanının durgunlaştığı ve insanların dinginlik ve huzur dolu bir iklime doğru yelken açtığı bir andır artık.

 
Tebdili kıyafet; karnaval geçişi

 
Okul öğrencileri, özel giysileri ile aylardır bu güne hazırlanıyorlardı.

 
Bir başka öğrenci grubunun geçişi

 
Bir yandan suvlakiler atıştırılıyor, bir yandan kortejin geçişi takip ediliyor. 

Hepsinin türlü farklı kutlanış nedenleri olsa da, hepsinin çıkışına dair bir hikâye bulunsa da; sonuçta bütün bu karnavallar aynı sistematik içinde gelişir ve en sonunda Paskalya orucunun “mütedeyyin” atmosferi içinde erir gider. Ta ki, Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra dirildiğine inandıkları Cumartesi gecesine kadar… İşte o gece yarısı; saat tam 12’de, kiliselerde okunan ilahilerin ve kulakları sağır edercesine çalınan çan seslerinin birbirine karıştığı bir ortamda her şey yeniden başlar. Kiliseler boşalır boşalmaz; insanlar denize doğru; Ege kıyısındaki lokantalara yığınla akarlar sanki. Ara verilen hayvansal gıdalar, o gece sabaha kadar çılgıncasına tüketilir ve ertesi Pazar sabahı da; yine Rumlar, nispeten daha durulmuş bir atmosferde; ama ateşte dönmekte olan etlerin çevreye yayılmış buram buram kokusu içinde yeni güne merhaba derler. Bu davranış sistematiği, Sakız’da her bahar kendini yeniden ve yeniden tekrarlar.

 
Thymiana Kilisesi

 
Karnaval kortejinden bir görünüm...

Thymiana köyü, bugün Sakız adasının Çeşme’ye bakan yüzündeki turistik Karfas bölgesinin hemen üst düzleminde yer alır. Yine Ortaçağ’dan kalan ve evlerinin nispeten birbirine yaslanarak güç aldığı; evlerin aralarında bırakılan labirent gibi daracık sokak boşluklarından nefes alıp verdiği kale köyleri hatırlatır Thymiana.

 
Güncelin hicvi; Amerikan Başkanı Trump, Özgürlük Anıtı'ndaki kızı Amerikan bayrağının renklerine boyanmış bir füze ile taciz ediyor.

Mostra Karnavalı, yukarıda sözü edilen Ortodoks dünyasındaki Apokria kutlamalarının bu köye yansımış halidir. Elbette ki adadaki Rumların anlatımına göre; bir çıkış hikâyesi bulunmaktadır:

Rivayet odur ki; Mostra Karnavalı’nın kökeni, Ortaçağ’a; korsanların Ege Denizi’nde kol gezdiği zamanlara dayanmaktadır. Her seferinde köye baskın verip köyü yağmalayan korsanlar, Thymiana’da yaşayan köylüleri canından bezdirmiş. Yine bir gün, şehre yakın bir konumdaki Thymiana’da eğlenen köylüler, korsanların komşu sahillerden adaya çıktıklarını öğrenmişler. Bu kez, artık canlarına tak eden bu korsan baskısına karşı direnmeye ve korsanlarla yüzleşmeye karar vermişler. Köyleri Thymiana’dan yola çıkıp yolda korsanlarla karşılaşan köylüler, burada onlarla kısa bir muharebe yapmışlar. Bu kez korsanları alt eden köylüler, korsanları yakalayıp asmışlar; yani “mostra”lamışlar. Gel zaman git zaman bu olay, köyde Şubat ayının sonlarına doğru; Paskalya orucu başlamadan önce Apokria kutlamalarıyla birleştirilerek bir karnavala dönüştürülmüş.

 
Thymiana'da bir sokağın köşesi

 
Thymiana mimozaları

 
Köyün meydanlarından biri daha; yerlerde karnavaldan arta kalanlar...

Rumlar tarafından bu anlatılan hikâyede bir ayrıntı var; korsanların komşu sahillerden geldiği söyleniyor. Hafızalara işlemiş bu sahiller, büyük olasılıkla Anadolu sahilleri ve Çeşme kıyısı… Anlatılan olaylar da Ortaçağ’da geçtiğine göre; yine büyük olasılıkla ya Emir Çaka Bey’in ya da Aydınoğulları’ndan Umur Bey’in Ege Denizi’nde bu adalara yönelik baskın verdiği günlere dair olabilir. Eğer öngörümüz doğru ise; hikâyenin, zaman içinde suyun öte yakasındaki “milli” reflekslerle beslendiğini de gösteriyor. Tabii ki; bizimkisi sadece bir öngörü; doğruluğunu kesinleştirmek için daha derin araştırmalara ihtiyaç var.

 
Mostra Karnavalı'ndan...

 
Bir Thymiana evi; önünde su kuyusu

Thymiana köyünde Temiz Pazartesi öncesi üç gün boyunca kutlanan Mostra Karnavalı’nda kırmızı-beyaz renkli yerel kıyafetlerle donanmış köylü delikanlıları, yüzlerce yıl önceki korsanlarla yapılan savaşı “Talimi” dedikleri; bizim kılıç-kalkan oyununa benzer bir folklorik dans şeklinde köyün sokaklarında canlandırıyorlar. Zamanın ruhuna uygun motiflerle süslenmiş, cinsel içerikli birçok temanın da kullanıldığı karnavalda işin ucu bazen kaçıyor. Alkol duvarı aşılıyor. En son gün; Rio karnavalındaki resmigeçidi andıran, yüksek volümlü müzik eşliğinde hicvedici ve komik; bin bir temayla süslenmiş arabalar ve acayip kıyafetlerle donanmış; üzerindeki insanlardan oluşan karnaval kortejinin köyün sokaklarından geçişi ile bu çılgın eğlence son buluyor. Köyün barları ve kafeteryaları, ağzına kadar doluyor o gün. Barlarda soyunan mı ararsın; türlü maskeli ve acayip kıyafetlerle dolaşan mı; o gün Thymiana’da çılgınca eğlenmenin sınırlarında dolaşıyor insanlar.

Thymiana köyündeki geleneksel Mostra Karnavalı kapanış kortejinin geçişinden acayip anlar...

Sokaklarda souvlaki (avgonima,ya da suvlaki) adını verdikleri domuz şişleri, biralar “hayır” niyetine sokaklardan geçenlere ikram ediliyor. Köyün meydanlarından birinde plastik masalar kurulmuş; ada halkı “uzo”ların eşliğinde “suvlaki”leri mideye indirmekle meşgul. Karşıda küçük bir orkestra ada havaları çalıyor. Müziğin eşliğinde ortalıkta çifte telli, karşılama oynayanlar, birbirlerini ısrarla oynamaya çağıranlar; sanki bir kasaba düğünündeyiz. Diğer yandan; evlerin balkonlarından konfetiler yağıyor üstünüze. Ana baba günü sokaklar; ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor nedense ve günün sonuna dek özgürce eğlenmenin tadını çıkarıyor insanlar. Burası da önemli tabii… Birilerine nispet yapıyor gibiler.
 
 
 Bir Thymiana kedisi

Akşama doğru; yorgun kalabalıklar geldikleri gibi yukarıya; köyün çıkışına doğru ağır ağır ilerliyorlar. İnsanlar, köyün bir meydanında çalmakta olan Ada havaları eşliğinde belli ki hala karşılama oynamaktalar. Yürüdükçe rüzgârla birlikte bir uzaklaşıyor, bir yaklaşıyor müziğin sesi. Birazdan o da susacak ve ada, Temiz Pazartesi ile birlikte Paskalya orucunun sessizliğine gömülecek. Ta ki 40 gün sonraki Paskalya kutlamalarına kadar…

  
Bir eski Thymiana evinden kalanlar

 
Thymiana'da bir sokak; köyle kır iç içe...

Akşama yaklaşırken Thymiana’dan bizi Anadolu’ya götürecek feribotun kalkacağı Sakız Limanı’na doğru hareket ediyoruz. Belki kıyıda içilecek son bir kahve ve gördüklerimizin küçük bir muhasebesi… Ilık bir havada ve yağmursuz geçen bir hafta sonu kaçamağı; hayat yeniliyor bizleri.

Dipnotlar
(1)    Paskalya kutlamaları sırasında yapılan Bir başka Sakız seyahati notu için bkz.  http://dagakactim.blogspot.com/2012/04/paskalya-kutlamalarinda-sakizdaydik.html
(2)   Temiz Pazartesi, Ortodoks Hıristiyanların Büyük Perhiz adını verdikleri Paskalya orucunun başladığı ilk gündür. Bu günlerde insanlar kırlarda piknik yaparak, uçurtma uçurarak ve hayvansal gıda tüketmeyerek Paskalya orucunun gereklerini yerine getirip bedenen ve ruhen temizlendiklerine inanırlar. Ortodoks Dünyası’nda bu oruç öncesi son hafta sonu ise, çılgın karnavallar ve son kez hayvansal gıdalarla donanmış mükellef sofralarla geçer. İşte bu karnavallardan biri de Sakız’ın Thymiana köyündeki Mostra Karnavalı’dır. Ortodoks Hıristiyanlar arasında Şubat-Mart aylarına yayılan ve Büyük Perhiz’den önce karnavallarla geçen bu günlere Apokria (Apukurya) adı verilmektedir.
(3)   Sakız İsyanı sırasındaki olaylarla ilgili olarak bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/04/paskalya-kutlamalarinda-sakizdaydik.html
(5)   Fotoğraflar, yazıda belirtilenler dışında gezi esnasında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder