30 Temmuz 2013 Salı

ZEYTİNOVA’NIN UZAK KÖYLERİ; GAZİLER, ALAN ve LÜTUFLAR


18 Haziran 2013
İbrahim Fidanoğlu

Zeytinova, Bayındır ile Tire arasında yer alan, idari olarak Bayındır’a bağlı 1500 civarı bir nüfusa sahip; daha çok ismiyle de öne çıkan zeytincilik üzerine kurulu küçük ekonomisi ile yaşam mücadelesi veren İzmir’in küçük beldelerinden biri. Hemen Tire – Ödemiş karayolu üstündeki sapaktan sonra birkaç km.lik kısa bir yolculukla ulaşılabilir bir uzaklıkta yer alıyor.

Tire Salı Pazarı'nda dolmalık kabak çiçekleri

Oldukça sıcak bir günde Tire’de buluştuğumuz dostumuz Hasan Hoca ile ne zamandır aklımızda olan ve şimdilerde bir baraj inşaatının sürmekte olduğu; Zeytinova’nın arka dünyasındaki derin vadinin iki yamacına saçılmış köylere doğru rotamızı çevirdik. Buradaki köylerin yaklaşık yüzyıl önce yerel malzeme kullanılarak yapılmış sivil mimari örnekleri ile kaplı olduğunu işitmiştik. Hatta bu vadinin neredeyse tepesinde yer alan Alan Köyü’nün eski bir Rum yerleşimi olduğu yönünde de bilgiler vardı. Bunların tümünü anlamak için o coğrafyaya şöyle bir uğramak gerekiyordu. 

 Tire Salı Pazarı; tezgahlar kuruluyor.

Tire’de bugün Salı Pazarı vardı; şehrin içine arabayla girmek nerdeyse mümkün değildi. Arabayı, istasyon civarında çınar ağaçlarının altındaki koyu gölgelik bir alana bıraktık. Kahvaltı bile yapmadan; sabah erkenden Tire Pazarı’na özgü sabah duasını kayıt altına almak amacıyla; Ali Efe Hanı’na doğru yukarıya yürüdük. Köylüler ve diğer pazarcılar tezgâhlarını yeni yeni kuruyorlardı. Saat 9’a doğru belediye hoparlöründen Pazar duası okunmaya başlandı. Çok eski zamanlardan kalma bir lonca geleneği olan ve alışverişin karşılıklı olarak dürüstlük ve bereket getirmesi dileğiyle dillendirilen sabah duası, bugün için birçok yerde unutulup gitmiş bir eski bir geleneğin yaşatılması açısından ilginçti. 

 Tire Salı Pazarı; Tahtakale'de giysi pazarı

Pazar duası, eski yıllarda Tire’deki camilerin minarelerinden okunurmuş. Zamanla teknolojinin getirdiği imkânlar dâhilinde bu gelenek bugün için artık belediye hoparlörlerinden sürdürülüyor. Pazar duası esnasında; pazarda alışveriş yapan Tirelilerle pazar esnafı ellerini açarak Tanrı’dan kendilerine bereket ve hayırlı kazançlar vermesini diliyorlar. Dua bitiminde de esnaf, birbirlerine hayırlı işler dileyerek günlük satış faaliyetlerine başlıyorlar. Bu sevgi ve doğruluk temelinde gelişen geleneğin; Ege’nin en batıdaki ucunda yer alan ve Türkmenlerin Anadolu’ya yönelik göçünün son bulduğu noktalardan birinde hala yaşatılıyor olmasının da ayrı bir anlamı olsa gerek diye düşünüyor insan.

 Tire Salı Pazarı'ndan sabahleyin yapılan geleneksel pazar duası(izlemek için butonu tıklayınız)

Sabah mahmurluğunu üzerinden atan Salı Pazarı’nda; birbirine karışan pazarcı tezgâhlarından yükselen sesleri ardımızda bırakarak Zeytinova Kasabası’na doğru yola çıktık. Birkaç yıldır bitmek bilmeyen bölünmüş yol çalışmalarının sürdüğü Bayındır yönünden gelen yolla kesişen Tire – Ödemiş asfaltının üzerindeki kavşak çalışmaları da halen devam ediyordu. Zeytinova Tren İstasyonu’nu geçer geçmez Zeytinova levhasından kasaba yoluna saptık. Kasaba, sapaktan 4 km. uzaklıktaydı; girişteki iki katlı belediye binası, birkaç resmi yapı, meydanı bölen kısa bulvar, yolun iki yanına dağılmış dükkânlar ve meydanda yer alan birkaç kahvehane dikkatimizi çeken mekânlardı. Kıt kanaat bir bütçe ile ayakta kalmaya çalışan bir kasaba belediyesinin yaşam mücadelesinin izleri sokaklara ve binalardaki haraplığa yansımıştı. Durmadan, baraj yönünde kasabanın çıkışına doğru devam ettik.

Zeytinova Köyleri; gezdiğimiz güzergah, özellikle Alan Köyü (Google Earth'den alınmıştır)

Gaziler Köyü

Kasabanın çıkışındaki yol, son evlerden sonra toprak yola dönüştü ve baraj inşaatı ile ilgili uyarı levhaları başladı. Bizim hedefimiz, Alan Köyü ve diğerleri idi. Yolu bir daha şantiye görevlilerine doğrulattıktan sonra, barajın yapılmakta olduğu vadinin Bayındır-Ödemiş eksenindeki sol yamacına denk düşen toprak yolu takip ederek ilerlemeye başladık.

 Gaziler Köyü'nde sokakta taş örgülü bir fırın ocağı

Köyleri Zeytinova Kasabası’na bağlayan yaklaşık 13 km.lik yolun neredeyse yarısından fazlası topraktı. Köylerde görüştüğümüz köylülerden, eskiden asfalt olan yolun baraj inşaatının bitmesi sonrasında yeniden asfaltlanacağını öğrendik. Barajın ana gövdesinin yer aldığı derin vadinin Ödemiş yönündeki sağdaki yamacında sürekli tırmandık. Toprak yoldaki yolculuğumuzun bitişine yakın; vadiye doğru inen ve karşı yamaçtaki önce Çenikler yönüne, daha sonra da Karahayıt ve Kabaağaç köylerine giden sapakları geçtik. Bu noktadan itibaren asfalttan devam ettiğimiz yolculuğumuzun ilk molasını, kayrak taşlardan yapılmış yıkık dökük evleri ve yol kenarındaki yalnız çeşmesiyle bizleri karşılayan hüzünlü Gaziler Köyü’nde verdik.

Gaziler Köyü; aşağı mahalle

Köy sanki bomboştu; havanın sıcaklığının da etkisiyle el ayak çekilmişti ortalıktan. Dere yatağının üstünden geçen köprüye doğru ilerlerken, kara servilerle dut ağaçlarının arasından seçebildiğimiz uzaktaki bir evin balkonundaki iki üç kadından başka kimseyi göremedik. Dere yatağının iki yanı çiçeğe durmuş hayıtlarla kaplıydı. Köyün suskun evleri, belki de yüzyılın ağırlığını taşımaktan yorgun düşmüşlerdi. Birçoğu boştu ve birer virane görünümündeydi. Hüzün dolu manzaradan etkilenmemek imkânsızdı. 

 Gaziler Köyü; hayıtlar ve yukarı mahalleye doğru çıkıştayız.

Dere yatağının hemen üzerinde yükselen küçük tepenin çevresine serpilmiş köyün yukarı mahallesinde hayat belirtisi aramak amacıyla o yöne doğru yürüdük. Köyü ikiye ayıran dere yatağının ilerisinde köyün merkezi diyebileceğimiz yukarıdaki meydanda köyün camisi vardı. Oraya vardığımızda nihayet bir hayat belirtisiyle karşıaştık; camide imamın da bizzat katıldığı bir tamirat işi sürüyordu. İmamla yaptığımız kısa sohbette köyün Bayındır, Tire ve İzmir’e yoğun göç veren ve bu nedenle de daha çok emekli ve yaşlı köylülerden oluşan bir nüfusa sahip olduğunu öğrendik. Köyün meydandaki kahvesi bile kapalıydı. Köylüler ya bağında bahçesinde, yada Salı Pazarı için Tire’de olmalıydılar.

 Gaziler Köyü; zamanın hüznü evlerin duvarlarında...

Tepeden aşağıya doğru inerken, yıkık dökük evlerin arasından geçtik. Dereye doğru bir hindi sürüsü ve kayrak taşlardan yapılmış bir evin hemen sırtında hakiki karadut ağacı ile karşılaştık. Yörede Peygamber meyvesi kabul edilen ve gelip geçenin tatmasının helal olduğuna inanılan karaduttan biz de tattık. Gerçekten çok lezzetliydi ve Tire Canbazlı’daki karadutun aynısıydı. Bu dutun özelliği Haziran’ın 15’inden sonra ermesi, ağız içi yaralarına iyi gelmesi, sindirim sistemini düzenleyici bir özelliğe sahip olması, daha çok yüksek yerlerde yetişmesi, meyvesinin ellere bulaştırdığı öz boyasının sadece kendi yaprağı ile çıkarılabilmesiydi. En karakteristik olanları, bugün Tire’de Güme Dağı üzerinde bulunan Cambazlı Köyü’nde yetiştiriliyor. Ekonomik değeri son derece yüksek olan bu meyvenin dondurma sektöründe önemli bir girdi olduğunu da söyleyelim. Ayrıca; tam olmamış meyveleri kurutularak sumak gibi salataların üstünde ekşi verici özelliği ile kullanılabiliyor. Reçelinin son derece lezzetli olduğunu ve ayrıca lorla ile birlikte de tüketildiğini ekleyip bu karadut bahsini burada noktalayalım.

 Gaziler Köyü; ıssız köyün sakinleri hindiler...

Gaziler Köyü’nü; sıcağı ve sessizliği içinde arkamızda bırakıp, birkaç kilometre ilerideki Alan Köyü’ne doğru hareket ettik. Zeytinova’dan beri sürekli tırmandığımızdan; neredeyse 500 metrelik bir rakıma ulaşmıştık. Biraz ilerde Alan Köyü’nün evleri gözüktü. Köye, daha ilerideki Lütuflar Köyü’ne doğru devam eden asfalttan ayrılan kısa bir yokuş yol ile ulaşılıyordu. Doğrudan, iki dere yatağının kesiştiği bir sekide yer alan köyün kahvehanesinin de bulunduğu meydanlığa ilerledik. 

 Gaziler Köyü; zamana direnen biçare çeşme

Kahvehanenin asmalarla örtülü koyu gölgelik verandasında kadınlar oturuyordu. İlgimizi çekti; çünkü kahvehanelerde kadınlarla pek karşılaşmazdık. Onlarla konuşunca meseleyi anladık; bugün köye haftada bir gün gelen doktorun geliş günüymüş; o yüzden kadınlar dertlerini anlatmak ve ilaç yazdırmak için doktoru bekliyorlarmış. Kahveci de ortalıklarda yoktu; Tire’ye pazara gitmiş olmalıydı. Bir süre kadınlarla konuştuk; ancak fazla bir bilgi alamadık. Biraz sonra kahvehanenin önünden geçmekte olan orta yaşın üzerinde bir köylüye kadınlar seslenip bizi ona havale ettiler.

 Alan Köyü; genel görünüm

Köylüyle tanıştık ve onun rehberliğinde köyü dolaşmaya başladık. Alan Köyü, kahvehanenin bulunduğu geniş düzlüğün iki yanında yer alan biri diğerinden daha yüksek, iki tepeye konumlanmış iki mahalleden oluşuyor. Köyün camisi, Lütuflar’a giden yolun hemen üstünde yer alan daha yüksek bir tepede yer alıyor. Evler; genel olarak yerel malzeme olan kayrak taşlar kullanılarak yapılmış. Evlerin geniş bahçelerinden sokağa açılan koca kapılar, evin içinden sokağa taşan bereketin habercisi gibiler. Dut, incir, elma, kiraz, şeftali, erik v.b. son derece çeşitli meyve ağaçlarının yer aldığı bahçelerde, ayrıca küçük küçük arıklarda köylü kendine kadar domates, biber, patlıcan gibi ihtiyacı olan sebzeleri yetiştiriyor. 

 Alan Köyü;üst üste evler

Köyün alçak tepesine konumlanmış güney yönündeki tepesinden eski bir zeytinyağı fabrikasının neredeyse enkazı denebilecek kadar harap vaziyetteki yıkıntısı yer alıyor. Yol üstünde ilerlerken evlerden birinin bahçe duvarında bir mermer sütun parçası dikkatimizi çekiyor.

 Alan Köyü; köylünün duvara attığı imza; bir mermer sütundan kalan

Zeytinyağı fabrikası develerle dağlardan indirilen zeytin çuvallarının konulduğu geniş bir avlu, develerin konakladığı üstü sundurmalı bir barınak ve esas üretim faaliyetinin yürütüldüğü ana holden oluşuyor. Üretim alanını örten çatının büyük kısmı çökmüş. Fabrika 1990’lara kadar taş baskı yöntemiyle üretime devam etmiş. Ancak; gelişen teknolojiye paralel olarak aşağıda kontüni sistem bir başka tesise taşınan sahipleri, eski tesisi bir anlamda yok oluşa terk etmişler. Zeytinlerin sıkıldığı havuzun içindeki taş değirmenler ve onların hareket aldığı makinanın kasnaklı tertibatı hala ayakta. Biraz ilerde sıcak suyun hazırlandığı kazan; içi zeytin hamuru ile doldurulmuş çuvalların üst üste konularak sıkıldığı vidalı mengene sistemi de fabrikanın bir diğer köşesinde yer alıyorlar. 

 Alan Köyü; taş baskı yöntemiyle çalışan eski zeytinyağı fabrikası

Kimbilir; bir zamanlar nasıl arı gibi çalışıyordu bu tezgâhlar? O hayat iksiri sayılabilecek sapsarı zeytinyağını elde etmek üzere canla başla çalışıyordu ameleler… Şimdi bu enkaz içinde onların hiçbirisinden eser yok. O saadet günleri artık çok gerilerde kaldı. Her şeyin hakikisi ve besinlerin en değerlileri; hepsi uçup gittiler. Daha çok üretmek ve daha çok kazanmak adına dışarıdan dayatılan yeni düzenin kurallarına ve teçhizatına uymak zorunda kaldı yükseklerdeki bu insanlar dahi… Şimdi vadiye nazır gölgelik kahvehanelerinde pişpirik yada okey oynamakla meşguller. Nasıl geçiyor zaman?

 Alan Köyü; zeytinyağı fabrikasının zeytin çuvallarını taşıyan develerin dinlenme yeri

Zeytinyağı işliğinden çıktıktan sonra, köy içindeki yer yer Arnavut kaldırımı döşeli daracık sokaklardan ilerleyerek diğer tepede yer alan yukarı mahalleye doğru yürüdük. Bazen tarlaların arasından geçen toprak yollardan, bazen de küçük dere yataklarının kenarından dolanarak köyü içindeki evlerin neredeyse tümünü gördük. Köyde üç tane eskiden kalma çamaşırhane de vardı. Caminin hemen arkasında yer alan derenin kenarındaki çamaşırhane en iyi durumda olanıydı. Rum köylerinde de sıkça rastlanan ve topluca belli günlerde herkesin çamaşırını yıkadığı bu mekânların içinde suyu ısıtmak için birer de ocak bulunuyordu. Tabii ki, bugün için bunların hala kullanıldığına dair pek bir işaret yoktu. Diğer ikisi ise; kullanılamayacak şekilde, ötenin berinin konduğu bir ardiye görünümündeydi. 

 Alan Köyü; zeytin hamurunun konulduğu çuvallar

Köyün camisi merdivenlerle çıkılan oldukça yüksek bir sekinin üzerine konumlanmıştı. Cami, oldukça eski ve basit bir köy camisi idi. İçini gezdikten sonra; hemen alt düzleminde yer alan ve vadiye hâkim bir manzaraya sahip diğer kahvehaneye uğradık. İnsanlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi sıcaktan uyuşmuş bir halde; bu koyu gölgelik alana sığınmışlar; oyun oynamaktaydılar. Köylünün anlattığına göre; köye esinti vadi ekseninde Zeytinova yönünden gelirmiş. Kahvehanenin konumu da ona uygun planlanmıştı. Çaylarımızı içip azıcık dinlendikten sonra yukarıdaki sokağa doğru yürüdük.

 Alan Köyü; zeytin yağı işliğinde taş değirmenler

Hafif eğimli sokakta ağır ağır ilerlerken yol kenarındaki üçüncü çamaşırhanenin ve yol kıyısında hemen evlerin duvarına monte edilmiş kimisi akan kimisi akmayan çeşmelerin yanından geçtik. Tepedeki son evden sonra, köyün şu an faal olmayan eski ilkokulu görünüyordu. Çocuklar taşımalı sistemle eğitim görüyorlardı. En yakındaki ilkokul, biraz ilerdeki Lütuflar Köyü’nde bulunuyordu. Köyün bakkalı bile haftanın üç günü Ödemiş’ten gelip dükkânını açıyordu. Alan Köyü’nde bu şekilde taşımalı bir hayat vardı sözün kısası. Çamaşırhane dışında, Rumları hatırlatabilecek hiçbir ize rastlamadık. Köyde gördüğümüz en dişe dokunur yapı, viranelik halindeki zeytinyağı işliği idi. Ama bir evin duvarında gördüğümüz üzeri kırmızı boyayla işaretli mermer sütun parçası buralar hakkında çok eski zamanlara dair hikâyelerin de mevcut olduğunu bize fısıldıyordu. Ama ne yazık ki; bu hikâyelerden şimdi kimsenin haberi bile yoktu. Onlara soracak olursanız kendileri Yörüktüler; Rumlara dair de bir bilgileri bulunmamaktaydı.

 Alan Köyü; Hasan Hoca bir koca kapının önünde

Vakit epey ilerlemişti. Bize rehberlik eden köylüye ve göstermiş olduğu konukseverliğe teşekkür ederek köyden ayrıldık. Son hedefimiz yaklaşık 2 km.lik bir uzaklıkta yer alan ve Gaziler Köyü’ndeki bir amcanın “Alan Köyü’nde bir şey yok; orda her yer viranelik, siz esas Lütuflar’ı görün Lütuflar’ı” diyerek övdüğü Lütuflar Köyü idi. 

 Alan Köyü; evlerden bir örnek

Lütuflar, sırtını neredeyse Ödemiş yönünde Bozdağ’a doğru vermiş; 600 metreye yaklaşan yüksekliği ve iki tepenin tam ortasındaki vadiye konumlanmış, tepeden aşağılardaki Zeytinova Vadisi’ne doğru egemen bir konumda, uzaktan görünüşü ile oldukça geniş bir alana yayılmış bir köydü. Çevresinde geniş tarımsal düzlüklerde ekili alanlar dikkati çekiyordu. Ancak, köye yaklaştıkça köy bizim için cazibesini yitirdi. Köy tamamen betonarme binalarla kaplıydı. Köyü ikiye bölen asfaltın iki yanına konumlanmış kahvehaneler ve köyün ilkokulu ilk dikkatimizi çeken yerler oldu. Ancak, köyde bizim ilgimizi uyandıracak ne bir otantik yapı ne de bir subaşı gibi hoş bir mekâna rastlamadık. Kahvehanelerde oturan köylülerin meraklı bakışları içinde köyün sonundaki meydanlık yerden dönüş yaparak kısa sürede köyden ayrıldık. 

 Alan Köyü; çamaşırhanenin çeşmesi

Bugünkü programı tamamlamıştık. Bayındır Ödemiş eksenindeki Zeytinova baraj inşaatının sürdüğü bu derin vadinin bir yamacında gün boyu dolaştık durduk. Dağ başlarında yapayalnız, kısmen sırtları çam ormanlarıyla kaplı; çoğunlukla zeytin ağacı dışında çıplak bir örtüye sahip; Bayındır’ın bu arka dünyasındaki bilinmez köylere doğru bir keşif yolculuğuydu amacımız. Kısmen de olsa amacımıza ulaşmıştık. Artık gitme vaktiydi. Sessiz ve sapsarı bir sıcağın etkin olduğu bir coğrafyadan yeşil Tire’ye doğru hareketlendik. 

 Alan Köyü; çamaşırhanenin su ısıtmak için kullanılan ocağı

 Alan Köyü; zeytinyağı işliğinin önündeki döşeme yol

 Alan Köyü; rehberimiz bir evle ilgili bilgi veriyor.


 Alan Köyü; köyün en iyi durumdaki çamaşırhanesinin dıştan görünüşü



Alan Köyü; köyün girişindeki büyük kahvehane; doktor bekleyen köyün kadınları gölgelik verandada...

 Alan Köyü; vadiye bakan diğer kahvehane

 Alan Köyü; bir evin duvarı ile bütünleşmiş bir çeşme; ama faal değil...



 Alan Köyü; sokak arasında bir konfor alanı; fırın ve gölgelik




Alan Köyü sokaklarından bir görünüm



Alan Köyü; rehberimiz ve Hasan Hoca, arkada köyün camisi

 Alan Köyü; evlerden bir örnek daha...



 Alan Köyü; koca kapının görünüşü; sanki bir tapınak alanının girişindeki propylon gibi....

 Alan Köyü; bir başka açıdan genel görünüş



 Alan Köyü; dere yatağındaki flora

 Lütuflar Köyü; uzaktan; böylesi daha güzel...

Yazan ve Fotoğraflayan: İbrahim Fidanoğlu









8 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş ancak Alanköyün eski bir Rum köyü olduğunu ilk defa sizden duydum. Bu konudaki bilgilerinizin dayanağını öğrenmek isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle bloğumuza göstermiş olduğunuz ilgi nedeniyle teşekkür ederiz. Yanıtımız arka arkaya göndermiş olduğunuz iki iletiniz içindir.
      Alan Köyü'nün Rumların da yaşadığı eski bir yerleşim olabileceğine dair bazı bilgiler vardı. Bilgilerin kaynağı Tire'den ve daha çok anonim nitelikte...Bizi de köyü araştırmaya iten neden, bu kırık dökük bilgiler oldu. Biz genellikle gezimizi belli bir araştırma çerçevesinde yürütüyoruz. Köydeki dolaşmalar esnasında dikkatimizi çeken yapıların neler olduğu zaten yazıda belirtilmiş durumda... Özellikle çamaşırhane bu nedenle dikkatimizi çekti. Bozcaada'da Dereköy'deki çamaşırhaneyi, bir de bizim blogta da bir yazıyla atıf yapılan Soma Darkale'deki çamaşırhaneyi hatırlattı. Saydığımız yerlerde de Rumlar yaşamış yada hala yaşıyor. Yazıda ileri sürülen; buranın bir Rum Köyü olduğu yönünde bir kesin yargı değil, sadece bu iddianın sorguanmasına yönelik bir gezi araştırmasının sonuçlarıdır. Bu amaçla köydeki gezi sırasında bize anlatılanları da yansıtmaya gayret ettik. Edindiğimiz izlenim, genel olarak köyün bir Yörük yerleşimi olduğu doğrultusunda. Ama hikayenin Yörükler, bu dağlara ulaşmadan öncesi de var. Bunu da farkında olmamız gerekiyor. Bilgilerinize sunar, bloğumuza ilginizin devamını dileriz.

      Sil
    2. Köyümüz hakkında düşündükleriniz gerçekten ne kadar derin bir araştırma yaptığınızı gösteriyor önyargıiardan arınmış olduğunuzu köyümüz hakkında yazmış olduklarımızı görünce sevindik çok iyi yorumlamışsınız sizi tebrik eder başarılarınızın devamını dileriz

      Sil
  2. Yazınız bölge hakkında tüm detayları kapsadığı için çok güzel olmuş ancak Alanköyün eski bir Rum köyü olduğunu söylemişsiniz bunu ilk defa sizden öğrendim. Bu konudaki bilgilerinizin dayanağını öğrenmek isterim. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  3. Çamaşırhane geleneği bu bölgedeki eski köylerin çoğunluğunda bulunmaktadır.Alanköyündeki çamaşırhane sayısı 80'li yıllara kadar 4 idi.Bunlardan ikisinin inşaatini 3.sünü ise kimin yaptırdığını biliyorum.Sizin fotoğrafladığınız çamaşırhane "Vakıf dere çamaşırlığı" olarak bilinir.Çocukluğumda bir inşaat geçirdi.Yani bu çamaşırhanelerin geçmişi en fazla 60 yıl.O nedenle çamaşırhanelere bakarak Alanköyü bir rum köyü demek yeterli delile dayanmaz.Duvarda fotoğrafladığınız mermer taş ise eski bir yağhane taşı olarak biliyoruz.Ancak sizin fotoğraflamadığınız rum kültürüne ait bir adet mermer lahit bulunmakta.Köyün uzak bir noktasında ormanlık alanda bulunan tuğla parçacıkları gibi kalıntılar köyün tarihinin pek te yeni olmadığını haber veriyor.Ayrıca köyün mezarlığına baktığımızda en eski tarihli mermer taşların arap harfleriyle Osmanlıca yazıldığı görülmekte.Köy mezarlığında komşu köyler olan Gaziler, Karahayıt ve Kabaağaç köylerine ait ayrı mezarlıkların oluşu da Alanköyün bu köylerden önce kurulmuş olduğunu gösteriyor.Lutuflar köyünün ise en fazla 200 yıllık bir köy olduğu biliniyor.Alanköyde rumların yaşadığı kesin bilinmiyor ama kendi evimin bazı duvarları da dahil bazı eski yapıların komşu köylerden olan Kayaköyden gelen ve kurtuluş savaşı sırasında yunanistana göçen bazı rum ustalar tarafından yapıldığı bilinmekte.Köyümüze gösterdiğiniz ilgi için ayrıca teşekkür ediyorum.Güzel çalışmalarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reşat Bey; katkılarınız ve bloğumuza göstermiş olduğunuz ilgi nedeniyle teşekkür ederiz. Sizden daha önce de Hüseyin Badur'dan benzer yönde bir ileti almıştık. Göstermiş olduğunuz hassasiyeti anlıyor ve değerli buluyoruz. Köyün bir Yörük köyü olduğunu yazımızda da belirterek aslında Rum yerleşimine ait bir ize rastlamadığımızı ifade etmiştik. Çamaşırhane, o günün şartları gereği Türkler ve Rumlar ve belki de başka kültürler tarafından kullanılmış olmalı. Yazımızdaki örneklerden Bozcaada'dakiler Rumların, Soma Darkale'deki ise Türklerin kurduğu çamaşırhanelerdi. Demek ki her iki halkın geçmişinde bu tür yaşanmışlıklar var. Çamaşırhane ve Alanköy'e dair verdiğiniz bilgiler, bizim yazıya da kıymetli birer katkıdır. Bundan sonra da katkılarınız bizim için teşvik edici olacaktır. Belirttiğiniz Kayaköy, sanırım Çakıcı Efe'nin mezarının da bulunduğu İlkkurşun Köyü yakınlarındaki Kayaköy olmalı? Ödemiş civarında Rum ustaların elinden çıkmış ev örnekleri var. Benim de bildiğim Bademya civarında da dere boyunda bu tür yapılar var. Hatta usta tuğla parçalarıyla, kendi imzası niteliğini taşıyan balık sırtı, çark gibi desenleri de evin duvarlarından birine işlemeyi de ihmal etmemiş. Bu Rum ustaların Batı Anadolu'ya çok yakın Kiklad adalarından gelen Rumlardan olduğu söylenir. Rum ustaların başyapıtlarından biri de Nazilli yakınlarındaki Arpaz'da; Arpaz Beyleri'ne ait olan Arpaz Kulesi ve Konağı'dır. Katkılarınız için tekrar teşekkür eder, bloğumuza ilginizin devamını dileriz.

      Sil
  4. Çok güzel bir çalışma olmuş önyargıladınızdan arınmış olduğunuzu farkettim dahiyane bir yorum tebrik eder çalışmalarımızı ve başarılarınızın devamını dilerim

    YanıtlaSil
  5. Bloğumuza göstermiş olduğunuz ilginize teşekkür ederiz. İF

    YanıtlaSil