3 Ocak 2013 Perşembe

KEMALPAŞA KURUDERE – KANYON YÜRÜYÜŞÜ


3 Ocak 2013
Aybey Çini

Merhaba... Bizi izleyen bütün dostlara sonsuz selam ve sevgilerimizi sunar, 2013 yılının ülkemize, halkımıza sağlık, barış, huzur ve mutluluk getirmesini dileriz.

Yeni yılın ilk doğa yürüyüşünü, Kemalpaşa ilçesi sınırları içinde yer alan; şimdilerde boncuk üretimi ile öne çıkan, bu nedenle de Nazarköy ismi ile anılan Kurudere köyündeki kanyona doğru yaptık.

Arkadaşlarımızdan birinin hep söylediği gibi; Kemalpaşa yöresi bizim için çok önemli bir yer; İzmir’in hemen dibinde, doğaseverlerin ve dağcıların her zaman rağbet ettiği, birçok güzergâh ile her daim ilgiyi çekmekte. Bu yöreler; keşfedilmeyi bekleyen güzellikleri ile orman içinde hemen yolculuğa çıkabileceğiniz birçok parkuru bağrında barındırıyor. Kurudere Kanyonu da bunlardan sadece biri…

Köy çıkışında Kurudere

Yürüyüş rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Bu güzergâhta daha önce de yürüyüşler yapmıştık. Bu kez, daha önce yürümeye yeltendiğimiz; ancak içindeki küçük büvetlerin engellemesi neticesinde daha fazla ilerleyemediğimiz bu kanyonu keşfetmek için yola çıktık. Bu amaçla ekip olarak Kurudere köyüne, şimdiki adıyla Nazarköy'e vasıl olduk.

Vadiyi selamlayan gezgin

Bu köy, nazar boncuğu üreten ocaklara sahip ve bu üretimde oldukça da söz sahibi olduğu söylenebilir. Köyün çoğunluğu bu işten gelir elde etmekte, ayrıca yerel yönetimlerin desteğinde üretim teşvik edilmekte. Satış yapmak isteyenler için natürel tahtadan yapılmış küçük ev şeklindeki dükkânlarda; bu köyde üretilen boncuklar ve süs eşyaları satılıyor. Köy meydanındaki boncuk pazarı ile turistik bir görünüme bürünen köye, ziyaret amacıyla çevreden özellikle hafta sonları birçok misafir geliyor. Ancak ne yazık ki, son yıllarda Çin’den ülkeye giren her türlü ithal malın içinde bu köyün ürettiği nazar boncukları da var. Bu durum, köydeki insanların önemli bir geçim kaynağı haline gelmiş bu iş kolunu ciddi biçimde tehdit etmeye başlamış durumda. Bu da son yıllarda ülke ekonomisini iyiden iyiye ele geçiren ithal malzemelerin egemenliğini göstermesi açısından çarpıcı olsa gerek.

Kanyon zor geçit veriyor

Çaylarımızı köy meydanında bulunan bir kır kahvesinde yudumlayıp bu havayı soluduktan sonra, yürüyüşe sisli bir havada başladık. Havanın yüksek basınç nedeniyle uzun bir süredir puslu olması, sanki bir bilinmeze yürüyen ekibin heyecanını artırıyordu. Sisler içinde; önümüzde beliren her ağaç, her kaya çıkıntısı ve bir yükselti; ekipteki yürüyüşçülerin her birinin kafasında farklı imgeler oluşturuyordu. Bu pastoral ortam, uzun zamandır özlemini çektiğimiz kış yürüyüşlerini hatırlamamıza vesile oldu.

Dere

Parkur boyunca kâh sağımızda, kâh solumuzda akan dere; suyun berraklığı ile hemen dikkatimizi çekiyordu. Aynı anda ekip sözleşmiş gibi hemen hemen benzer temennilerde bulunuyordu: Bu suyun korunması gerek… Fakat daha önce salına salına akan bu berrak derenin, bu kez İZSU tarafından farklı noktalara konulan depolarda, denetim altına alındığını gözledik. Kent yaşamında suya yönelik artan talep de göz önüne alındığında, mega kentlerin karmaşık yaşamının bugün oluşturduğu yeni şartlar, bu sorgulamayı yaparken bizi daha insaflı olmaya sevk etti.

 Sis, çınar yaprakları ve kanyona doğru yolumuzu kesen kayalar

Biz bu güzellikleri seyrede seyrede Nif Dağı’na çıkan orman yolundan sola saparak ayrıldık ve kanyon içerisinde yürümeye başladık. Kış mevsiminin ortasında olmamıza rağmen dere yatağı oldukça kuruydu. Önceki yürüyüşte geçemediğimiz bir kaç küçük havuzdan eser yoktu. Burada rahatça ilerleyip 500 metre kadar daha yürüdük.

 Kanyon sisler içinde

Kanyon duvarlarının birbirlerine doğru bazen iki metre, bazen daha da yakın bir konumda yaklaşmalarını ve önceki yüzyıllar boyunca akan suyun şiddetinin duvarlarda oluşturduğu kıvrımları ve oyukları gördükçe hayranlık içinde kaldık. Zemindeki kayaların nemli olması, taşları aşırı kaygan bir hale getiriyor, yürüyüş güvenliğini oldukça tehlikeye atıyordu. Kanyonda biraz daha ilerleyince; rakımın ve kayaların kütlesinin artışı ile birlikte arazi şartları yürüyüş açısından giderek zorlaştı. Bu noktadan itibaren, kanyon içindeki yürüyüşümüzü sonlandırıp geriye dönmeye karar verdik.

 Kurudere Kanyonu

Tahminimize göre 8 kilometre uzunluğundaki mesafeyi 3 saate yaklaşan bir zaman diliminde yürümüştük. Yemek için mola vermeksizin köye kadar yürüdük. Yemek işini köydeki kır kahvesinde yapmak daha uygun geldi. Aheste adımlarla köy meydanına saat 14’de ulaştık. Sis hala dağılmamıştı.

Daralan kanyonda gezginler

Dönüş yolunda bir kır evinin bahçesinde hapsolmuş, açlıktan kaburgaları sayılan bir kangal köpeğinin hazin manzarası ile karşılaştık. Hayvancık, açlıktan havlamayı bile unutmuştu. İnsanların kısa süreli ve gelip geçici zevkleri için zavallı hayvanları bu durumlara düşürmelerine içerledik. Yanımızda getirdiğimiz ekşi maya ev ekmeğinin yarısını can havliyle tel parmaklığa zıplayan; ahı gitmiş vahı kalmış zavallı hayvancığa vererek, onu bir nebze olsun açlığını giderir umuduyla besledik.

Köye doğru dere

Köy meydanındaki Şahin Usta’nın kır kahvesinde; bu huzurlu hal içinde, getirdiğimiz nevaleye eşlik eden iki parça gözlemeyi, sıcak çaylar eşliğinde yerken, her lokmada ve yudumda bu anı paylaşmanın keyfini yaşadık. Yemek sonrası sisler içinde Kurudere’yi ardımızda bırakarak İzmir’e doğru yola çıktık.

Yazan: Aybey Çini
Düzenleyen: M.YC







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder