29 Temmuz 2012 Pazar

Bergama’da Kanlı Fabrika Olayı(*)


İbrahim Fidanoğlu

Avrupa’da kapitalizmin gelişim evrelerinden birisi de 17.yy.dan başlayarak gelişen bilimsel icatların ve teknolojik devrimin eşlik ettiği sanayileşme sürecidir. 18.yy.da önce dokuma sanayinde, daha sonraları buhar ve elektrik enerjisinin keşfedilmesi ile giderek diğer sanayi kollarında önem kazanan bu sıçramalı gelişme, toplumların tüm ekonomik ve sosyal hayatlarını alt üst etti. Başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, daha önceden el tezgâhlarındaki dokuma vb. üretim faaliyetlerinin sürdürüldüğü küçük işletmeler, giderek makineleşmenin tehdidi altında kalarak zaman içinde bütün rekabet gücünü yitirdiler ve ekonomik yaşamlarını sonlandırmak zorunda kaldılar. Sonuç olarak bu durum, büyük fabrika sistemlerinin kurulmasına, iflas eden küçük tezgâh sahiplerinin ise bu fabrikalarda mülksüzleşerek işçi olarak çalışmasına yol açtı.

Söğütler arasında görünmeden akıp giden Bergama Çayı ve Yıkık Fabrika; arkada Serapion ve Akropol (**)

Bugün, kısa bir paragrafa sığdırabildiğimiz bu tarihsel gelişim, aslında tüm taraflar için oldukça sancılı bir süreç anlamına geliyordu. Rekabete dayanamayarak iflas eden ve işlerini kaybeden yığınların ilk tepkisi, bu gelişmenin yegâne nedeni olarak gördükleri makinelere saldırmak oldu. Tarihte makine kırıcılık olarak geçen dönem, 1758 yılında İngiliz işçilerinin mekanik yün biçme makinelerini tahrip etmeleriyle başladı.

18 ve 19.yy.larda; zaman zaman tekrar ortaya çıkan makine kırıcı hareketler, alınan çok sert önlemler ve yasal düzenlemelerle engellenmeye çalışıldı. Hareket esas olarak İngiltere’de yayıldıysa da Kıta Avrupa’sında da yansımaları görüldü. 1831 ve 1834’de Fransa’nın Lyon kentinde dokuma tezgâhlarına yönelik olarak görülen makine tahribatları bu türden olaylardı.

Ülkemizde de 18 ve 19.yy.larda ticari kapitalizmin gelişimine paralel olarak özellikle azınlıkların elinde belli oranda bir sermaye birikimi oluşmaya başladı. Ege Bölgesi’nde; incir, üzüm, zeytin, kestane ve ceviz gibi tarımsal zenginliklerimizin Avrupa’ya aktarımında azınlıkların oynadığı rol büyüktü. Sonuç olarak; bu ticari hareketlilik sayesinde, İzmir ve civarında ekonomik anlamda güçlenen azınlık tacirler eliyle, bölgemizde ilk sanayi hamleleri başladı. Doğaldır ki; bu sanayi tesislerinin kuruluşları sonrasında ortaya çıkan yeni rekabet koşulları, Avrupa’da olduğu gibi, geleneksel yöntemlerle el tezgâhlarında üretim faaliyetlerini sürdürmekte olan yöre halkının geniş bir kesimini derinden etkiledi.

Bergama Çayı kıyısındaki fabrikalardan…

Türkiye’de, gecikmiş de olsa 19.yy.da giderek hızlanan sanayileşme sürecinin toplum üzerindeki etkilerini gösterecek olaylardan birisi de 1875 yılında o zamanlar idari açıdan Balıkesir Vilayeti’ne bağlı olan Bergama’da meydana geldi. Tarihe Kanlı Fabrika Baskını olarak geçen bu olaylar, İzmirli Rum Tüccar Elmasoğlu’nun kurdurduğu çırçır fabrikasına yönelik olarak Bergamalı dokumacıların ve kadınlarının birlikte gerçekleştirdiği yerel bir makine kırıcılığı eylemi örneğiydi.

Bergama Çayı Boyunca
Bugün, Bergama’nın içinden Kozak yoluna doğru ilerlerken, sağa doğru Kınık yönüne dönüldüğünde, bizi bütün heybeti ile bir Roma Dönemi yapısı olan Serapion Tapınağı karşılar. Şimdi halk arasında Kızıl Avlu olarak da bilinen Serapion Tapınağı, Roma Dönemi’nde Mısır etkisi altında inşa edilmiş, ihtişamı ile halkı etkilemek ve şaşırtmak amacıyla tasarlanmış bir büyük yapıdır. Zamanında Mısırlı bir tanrı olan Serapis için dikilmiş olan tapınak alanı, Kozak Yaylası’ndan ovaya doğru akan Bergama Çayı üzerine Roma Dönemi’nde inşa edilen iki dev tünelin üstüne oturtulmuştur. Tapınağın o zamanki boyunun 260 metre olduğu söylenmektedir. Bu alanın üzerinde şimdi evlerle dolu bir yerleşim alanı yer almaktadır. Ayrıca Bergama - Kınık yolu da bu tünellerin üzerinden geçmektedir.

Bergama Çayı’nın şimdiki hali ve Tabak Köprüsü

Serapion’un altındaki yaklaşık 200 metre uzunluğundaki tünellerden geçen Bergama Çayı, tekrar açığa çıktığında kavaklıklarla ve at arabalarının bekleştiği bir kıyıyla karşılaşır. Bu mekân 19.yy.da Yahudi Mahallesi’dir. Yakın zamana kadar burada yer alan üç sinagogdan şimdi sadece dolmuş garajı yapılarak yok edilen birinin giriş kapısının söve ve alınlığı durmaktadır. Yahudi Mahallesi, bugün darmadağın olmuş, tanınmayacak durumdadır. Kalan tek şey, Kızıl Avlu’nun bahçesinde yer alan Yahudi mezar taşlarıdır.

Daha aşağıda Bergama Çayı üzerindeki son taş köprü; Üç Kemer Köprüsü yer almaktadır. Bu köprüye gelindiğinde, kentin ovaya doğru en aşağıdaki bu bölümünde farklı bir sosyolojik yapı ile karşılaşırız. Çayın iki kıyısı boyunca çırçır, zeytinyağı ve un fabrikalarının yıkıntıları uzanır. 19.yy.da bu bölgede; Bergama’daki, özellikle azınlık tacirlerin öncülük ettiği sanayileşme hamleleri dikkat çekmektedir. Bu sosyolojik değişim süreci, Bergama’nın yakın tarihine 1875 yılında meydana gelen Kanlı Fabrika Olayı ile geçmiştir.

Kanlı Fabrika Olayı
Kaynaklara göre 19.yy.a kadar Bergama’da üretilen pamuk, tohumundan evlerdeki küçük atölyelerde ayrılır, pamuk ipliğe yine buralarda dönüşürdü. 1865 yıllarında Bergama Çayı kıyısına ilk çırçır fabrikası kuruldu. Bundan 10 yıl sonra 1875 yılında; İzmirli Rum Tüccar Elmasoğlu’nun yurt dışından getirttiği buhar makineleriyle; adamı olan bir başka Rum’a kurduğu ikinci çırçır fabrikası, evlerde sürdürülen küçük ölçekli üretim faaliyetlerini olumsuz yönde etkiledi.

O zaman; her evde el tezgâhları işler, bütün dokumalar evlerde üretilirdi. Bergama Müze Müdürlerinden Araştırmacı Yazar Osman Bayatlı’ya göre “yalnız çarşıda yüzden fazla çulha vardı. Heybeler, çuvallar, kilimler, paldım kolanlar, bu çulhalar tarafından meydana getiriliyordu.” Ekmeklerini evlerindeki küçük atölyelerinden çıkaran Bergama Halkı, zaten birinci fabrikanın kurulmasından dolayı şikâyetçi idiler. Hükümete durumu anlatmış olsalar da idarenin “el çıkrıkları başka, fabrika başka” şeklindeki itirazları ile karşılamışlardı.

Üç Kemer Köprüsü ve Yıkık Fabrika

İzmirli Rum Tüccar Elmasoğlu’nun kurdurduğu ikinci çırçır fabrikası Bergama Halkı’nın sıkıntılarını bir kat daha artırdı. Halk arasında söylentiler kulaktan kulağa yayıldı; fabrikanın, kendi çektikleri sıkıntının yegâne kaynağı olduğu hepsinin zihninde bir sabit fikre dönüştü. Olaydan bir gün önce kadınlı erkekli yer yer toplanmalar oldu. Bir araya gelen halk, yine bu konuyu konuşmakta olan Hükümet temsilcilerinin ve kasabanın ileri gelenlerinden bazılarının toplandığı Hükümet Konağı’na doğru yürüyüşe geçtiler. “Trabzon Oteli denilen Maarif Hanı’nda bulunan Hükümet Konağı’nda, Kaymakam Mehmet Bey, Müftü Veliyiddin Efendi, Kasapoğlu Halil Ağa, Müderris Dericili Mehmet Efendi, Kulaksız Cami İmamı Müftüzade Hasan Efendi de bu sorun için toplanmış bulunuyorlardı.” (Kaynak: Osman BAYATLI; Bergama’da Yakın Tarih Olayları, 18. ve 19.yüzyıl, 2. Baskı;1957; s. 80–82)

Halkın büyük bir gürültüyle hükümete hücumu karşısında herkes bir tarafa sinmiştir. Dericili Hoca, arka duvardan atlayarak kaçsa da, Şadırvanlı Camisi yanında kadınların eline düşer. “Allah’tan korkmadan fabrika açtırıyorsun, biz kötü yol mu tutalım” diyerek kadınlar tarafından linç edilerek öldürülür.

Bir başka grup isyancı ise, fabrikalara doğru yürüyüşe geçer. Fabrika ateşe verilir. Fabrika duvarları, isyancılar tarafından kazma ve küreklerle yıkılmış, içindeki makine ve eşyalar tahrip edilerek darmadağın edilmiştir.

Fabrikanın giriş kapısından içeri bakış

Halkın galeyanını bastırmak için, o yıllarda Bergama’nın bağlı bulunduğu Balıkesir Vilayet Merkezi’nden yardım istenir. Balıkesir’den Bergama’ya Binbaşı Ethem Bey komutasında bir tabur asker gönderilir.

Bergama’da 10 gün kadar kalan Binbaşı Ethem Bey, yapılan takibat sonucunda 25–30 kadar zanlıyı Manisa üzerinden İzmir’e götürür. Burada yapılan yargılamalar sonucunda, ayaklanmanın elebaşısı konumundaki Şadırvanlı Camisi mütevellisinden Hacıoğlu Mustafa Ağa, Hacı İsmail Ağa, eşraftan Hacı Ömer Ağa ile Necip Ağa’nın oğlu Ali Bey’e on beşer yıl hapis cezası verilir. Bunların dışından ayaklanmaya katılan kadınlardan bazıları da çeşitli cezalara çarptırılır.

Üç Kemer Köprüsü

İsyanın bastırılıp suçluların cezalandırılması sonrasında Bergama, vilayet merkezine uzaklığı dikkate alınarak önce Manisa’ya, daha sonra da İzmir’e bağlanmıştır. Tahrip edilip yakılan fabrika, isyan sonrası yeni baştan yapılır, makineler yeniden konur ve işletmeye açılır; ancak halk hiçbir şekilde fabrikaya iş vermez ve fabrika bir süre sonra işsizlik nedeniyle kendiliğinden kapanır. “Bir müddet sonra da fabrika yanmıştır. Bergama’ya felaket getiren bu fabrikanın kırmızı tuğladan bacası bu kanlı olayın bir simgesi olarak sahibi tarafından 1943 yılında tuğlası için yıkılıncaya kadar bir abide gibi ayakta kalır.” (a.g.e)

Bugün bile Kozak Yaylası’ndan başlayarak Bergama’yı boydan boya kat eden ve her türlü kanalizasyon ve sanayi atığını ovaya taşıyan Bergama Çayı boyunca, 19.yy. sonlarında ortaya çıkan yerel sanayileşme hamlelerini ve arka planındaki mücadelelerin izlerini sürmek mümkündür. Bu ayaklanma, Avrupa’da sanayileşme sürecinde yaşanan makine kırıcı işçilerin isyanlarını hatırlattığı ve bu bölgede ilk bilinenlerden biri olduğu için tarihsel açıdan önem taşımaktadır.

19.yy. fabrikalar dünyasından hayalet binalar


(*) Bu yazı; İbrahim Fidanoğlu’nun İzmir Tarih ve Toplum Dergisi’nin Eylül 2008 sayısında yayınlanan yazısından alınmıştır.
(**) Fotoğraflar; 2008 yazında İbrahim Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC






2 yorum:

  1. GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL BİR YAZI, TEŞEKKÜRLER.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takdirleriniz için ben teşekkür eder, bloğumuza olan ilginizin sürekliliğini dilerim.İF

      Sil