8 Mart 2025 Cumartesi

ZEYTİNDAĞ’DAN TEKKEDERE’YE…

YUNT DAĞI’NDA, ZEYTİN DENİZİNDE…
 
7 Şubat 2025
 İbrahim Fidanoğlu
 
Giriş
 
Bugün İlkçağ’da Pergamon’un limanı Elaia’nın isminde saklı zeytini, adına gömmüş eski bir Batı Anadolu kasabası (aslında şimdi Bergama’ya bağlı mahalle konumuna indirgenmiş) Zeytindağ’dan adını yakınlarındaki bir Türkmen şehitliğinden alan Tekkedere’ye yürüdük. Hava çok soğuk ve poyraz etkisindeydi. Sıcaklık sabah Zeytindağ'da 3 derece, akşam yeniden Zeytindağ'a dönüşümüzde 6 derece civarındaydı. Yaklaşık 14,2 km.yi 3 saat 40 dakikada tamamladık. Tekkedere köy kahvehanesinde, gezdiğimiz Türkmen şehitliğinde ve iki kireç taşı kütle arasında yediğimiz yemek sırasında oyalandık. Zeytindağ oldukça eski bir yerleşim… 19.yy.da adalardan gelen Rumların da yaşadığı bir yer olarak biliniyor. Eski isimleri Kiliseköy ve Reşadiye... Rum mirasına dair birkaç kırık dökük yapıdan başka bir şey yok ayakta. Kasaba yol çalışmaları ve harap vaziyetteki metruk evleriyle bu kez oldukça derbeder göründü bizlere. Bugün Zeyindağ'ın pazarıydı. Kalabalıktı sokaklar. Akşam üstü köye kuzey yönünden girerken rastladığımız bir yıkık konak, zamanında oldukça görkemli imiş. Ama ne yazık ki zamanın ve geçirdiği bir yangının tahribatına dayanamamış.
 
Akşama doğru Zeytindağ kasabası
(Şubat 2025)

Dağa Kaçtım gezginleri, Tekkedere köyünde...
(Şubat 2025)
 
Zeytindağ'dan Tekkedere'ye; bademlerin resitali...
(Şubat 2025)
 
Zeytindağ; eski Kiliseköy
 
Bugün Zeytindağ, Yunt Dağı’nın denize en yakın uzantıları olan alçak tepeliklerinden Çandarlı Körfezi’ne ve İlkçağ’da bu körfezin hemen güneydoğu kıyısındaki mitolojik Kaikos’un (yani bugünkü Bakırçay) denizle kavuştuğu yere çok yakın bir bölgede kurulmuş Pergamon’un limanı Elaia’ya bakar. Adı üstünde özü zeytindir ve onun bir anlamda sağlık iksiri olan zeytinyağıdır tepeden tırnağa. Strabon’un anlatımına göre(1); Menestheus ve onunla birlikte İlion(2) seferine katılmış Athenalılar tarafından kurulmuş olan ve Attaloslara(3) ait bir limanı ve deniz merkezi bulunan Elaia, Aioller’den Pergamon’a; oradan da Roma dönemine dek evrilen uzak tarihinde iki mendireği ve doğal liman özelliği nedeniyle bu önemini uzun süre korur. Bizans ile birlikte Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlu topraklarla İlkçağ’daki işlevini büyük ölçüde yitiren Elaia, giderek silikleşir ve bir anlamda tarih sahnesinden sessizce çekilir.
 
Elaia; Batı mendireği
( Eylül 2008)
 
Elaia antik limanı; mendirekte yer alan kenet yuvaları
(Eylül 2008)
 
Elaia ve Çandarlı Körfezi; S. Reinach ve E. Pottier'in 1887 tarihli Myrina nekropolü hakkındaki özel yazılarında yayınlanan harita
(Kaynak: Ersin Doğer, Aliağa Tarihi; Aliağa Kent Kitaplığı Dizisi:4, Ekim 2017-Ankara; sayfa:54)
 
Ortaçağ’da Doğu Roma İmparatorluğu’ndaki Osmanlı’nın tımarlı sipahilerini besleyen tımar sistemine benzer thema sisteminin giderek bozulması ve buna bağlı olarak onun desteklediği askeri yapının zayıflaması sonucunda imparatorluk güçten düşer. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle, Ege’de dolaşan Bizans donanmasını beslemek bile bir külfet haline dönüşür. Donanmanın dağıtıldığı bu dönemde Bizans açısından Ege Denizi’ndeki savunma ihtiyaçları, Doğu Ege kıyılarında ve adalarda Cenevizlilere sağlanan kolonizasyon imkânları çerçevesinde Ceneviz donanması tarafından karşılanır.
 
Cenevizliler tarafından yapılan Çandarlı Kalesi
(Şubat 2004)
 
Corciyo Adası ve ucundaki Ceneviz Kulesi
(Nisan 2022)

Denizköy ve hemen önündeki denizde Corciyo Adası ile kuzey-güney geçiş yollarını denetleyen Ceneviz Kulesi
(Nisan 2022)
 
Batı Anadolu kıyılarında Cenevizlilerin kolonizasyonu esnasında; İzmir’den başlayarak Sakız ve Midilli adalarında, Çandarlı (Pitane), Şakran (Gryneion) ve Dikili’ye sahilden giderken; bugünkü Denizköy’ün karşısındaki Corciyo adasında kaleleşme çabalarına paralel olarak, Yeni Foça’da (Nea Phokaia) bir Ceneviz kalesinin oluşturulduğunu yazıyor kaynaklar. Ortaçağ’da Yeni Foça’da Kozbeyli’nin arkasındaki Şap Dağı’ndan şap elde ediliyordu. Şap, o zamanlar dokumacılıkta boya sabitleyici olarak kullanılan stratejik bir madendi. Bu yatakları kontrol edenlerin sahip olduğu güç emsalsizdi. Bizans ile Cenevizliler arasında kurulan bu çıkar ilişkisi, aşağı yukarı Batı Anadolu kıyılarının Osmanlı Dönemi’nde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethine dek sürer.
 
Gryneion'da (Şakran) bir melengeç ağacının ardından gün batımı
(Aydın Aydemir; Ocak 2015)
 
Şakran-Temaşalık Mevkii'nde yer alan İlkçağ yerleşimi Gryneion'da Cenevizlilerin Çıfıt Kalesi'nden kalan temel izleri; Gryneion'da yer alan bilicilik merkezi Apollon Tapınağı'nın ve Çıfıt Kalesi'nin yapı taşları, 19.yy.da İzmir Limanı'nın rıhtımının inşaatında kullanılmışlar.
(Aydın Aydemir; Ocak 2015)

Eski Foça Kalesi'nin restore edilen burçları
(Mart 2023)
 
Sonuç olarak; Foça ile Çandarlı arasındaki coğrafyada yer alan Elaia da Ortaçağ’daki bu Ceneviz kolonizasyonunu yaşayan yerleşimlerden biri olmalıdır. Her ne kadar limanı, Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlar nedeniyle o günlerde ekonomik değerini yitirip balçıkla dolmuş da olsa; daha sonraki zamanlarda ya Elaia limanının rolünü üstlenecek olan Reşadiye İskelesi üzerinden ya da yakınlardaki Çandarlı limanından, Elaia’nın arka planında yer alan Yunt Dağı’ndaki manastırlar dünyasının bu ekonomik ilişkilerden beslenmiş olması olasıdır. Kimi kaynaklara göre Kırkkilise, kimi kaynaklara göre ise Kiliseköy adı bu zamanlardan kalmış olmalıdır.
 
Reşadiye İskelesi'nin bugünkü hali
(Ocak 2023)

Reşadiye İakelesi'nde yer alan caminin restorasyon öncesi orijinal hali
(Şubat 2010)

Çandarlı Kalesi; içinden bir görünüm
(Şubat 2022)
 
Yunt Dağı’nda ve Zeytindağ’ın arka dünyasında Osmanlı Devleti’nin Duraklama Dönemi’nden itibaren eşkıyalık hikâyeleriyle yüklü bir tarih yatar. Aynı Bizans’da olduğu gibi tımarlı sipahileri besleyen miri toprak sisteminin (has-zeamet-tımar) bozulması ile ortaya çıkan ekonomik kriz ve gerileme sürecinde (18.yy.dan sonra) merkezi yönetim, asker ve vergi toplama ile asayişi sağlama gibi devletin birtakım görevlerini yerel otorite olarak öne çıkan ayanlar eliyle sağlama yoluna gider. Bu ise, eşkıyalığın ve zorbalığın köylere indiği bir zaman dilimine denk düşmektedir. Yunt Dağı, o yıllarda bölgede eşkıyaların ve yerel zorbaların yuvalandığı bir mekân olarak dikkat çekmektedir. Bir önceki yüzyılın (17.yy) örgütlü ve yaygın Celali ayaklanmalarının yerine, bu yüzyılda küçük sayıdaki çeteler tarafından gerçekleştirilen asayiş ihlalleri daha kolaylıkla engellenmekteydi. Bu dönemde de eşkıya, en fazla Yunt Dağı bölgesinde barınmaktaydı. Burası sarp ve dağlıktı. Bundan dolayı Yunt Dağı, gelecek yüzyılın ortasına kadar harap ve ıssız kalmış, bu bölgede huzur ve hayat, ancak 19. yüzyılda kalabalık aşiretlerin yerleştirilmesinden sonra başlamış olmalıdır.
 
Yunt Dağı'nda, Kapukaya'dan; burcu andıran bir kaya kütlesinin içinden Çandarlı Körfezi'ne doğru bakış
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
 
Karaahmetli köyü çıkışında yer alan ve İlkçağ'da Yunt Dağı yol şebekesinden kalan bir döşeme yol parçası; bu yol şebekesi, Gryneion'daki Apollon Tapınağı ile Aigai'deki Apollon Khresterios Tapınağı'nı ve Magnesia ad Spylium'u (Manisa) birbirine bağlıyordu.
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
 
Aigai'nin konumlandığı Gün Dağı'ndan Kocaçay Vadisi'ne bakış...
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
 
Sabah vakti Zeytindağ’da…
 
Sabah Karşıyaka’dan 9.30 civarında hareket ettik. Aliağa ve Şakran üzerinden Zeytindağ’a ulaştığımızda saat yaklaşık 11 gibiydi. Bugün günlerden Cuma ve Zeytindağ’ın pazarıydı. Kasabada pazardan kaynaklanan bir hareketlilik vardı. Meydana bakan kahvehanelerin hepsi ağzına kadar doluydu. Hava soğuk olduğundan, insanlar çoğunlukla içeride oturuyorlardı. Biz arabayı meydandan yukarı doğru ilerleyen Yunt Dağı Caddesi’nin ortalarına denk gelen bir yerde; bir sokağın başındaki suyu akmayan bir çeşmenin yanına bıraktık. Arabanın hemen önündeki badem ağacı bahara merhaba demiş ve çiçek açmaya başlamıştı. Sokağa girdik ve yeniden kasabanın ana arteri olan Yunt Dağı Caddesi’ne paralel şekilde meydana doğru ilerleyen bir başka sokağa yöneldik.
 
Arabayı bıraktığımız yerdeki çeşme
(Şubat 2023)

Bahara merhaba diyen badem ağacı
(Şubat 2025)
 
Yeni Cami
(MYC; Şubat 2025)
 
Yeni Cami’nin de bulunduğu bu sokakta birkaç harap ve terk edilmiş Rum evi vardı. Daha önceki gelişlerimizden bu evleri hatırlıyorduk. Çarşıya doğru biraz daha ilerleyince pazarın ulaştığı bir sokağın ucuna kadar geldik. Tezgahlarda sabah alışverişinin telaşı vardı. Yeşillikler; son yağmurlarla beslenip büyümüş türlü otlar tezgâhları şenlendirmişti. Ama daha fazla ileri gitmedik. Yeniden meydana yöneldik ve kahvehanelerin önünden geçerek kuzeye doğru yürümeye başladık.
 
Çarşıya doğru...
(Şubat 2025)
 

Çarşıdaki kapısı, penceresi sürmeli ve metruk haldeki Rum evlerinden biri
(Şubat 2025)


Cuma günü Zeytindağ'ın pazarı...
(Şubat 2025)
  

Zeytindağ’dan Tekkedere’ye…
 
Bir süre sonra Zeytindağ’ın kuzeydeki son evlerini arkamızda bırakarak Yunt Dağı asfaltını geçtik. Karşımızda zeytinlikler içinden ilerleyen muhteşem güzellikte bir patika vardı. Patika bir irimi andırıyordu. Kenarları taşlarla tahkim edilmiş yol düzlemi, zeytin ağaçlarının bulunduğu zeminden yaklaşık 1 metre derinlikte ilerliyordu. Hava oldukça sertti; sabah ayazı hala etkisini sürdürmekteydi.
 
Dağa Kaçtım gezginleri; yolun başında, ayazın ortasında...
(Şubat 2025)

Zeytinlikler arasında...
(Şubat 2025)

Yanından geçtiğimiz zeytinliklerden biri
(Şubat 2025)
 
Genellikle zeytinliklerin sınırlarını belirleyen badem ağaçlarının neredeyse birçoğu çiçekteydi. Görülmeye değer bir güzellik sundular bize Yunt ayazında. Yürüdüğümüz yol son derece düzgün ve zaman zaman ılımlı bir şekilde yükselip alçalan bir topografyada ilerliyordu. Bir süre sonra zeytin ağaçları arasından kuzeybatı yönünde yükselen bir sırta doğru tırmandık.
 
Baharın şövalyeleri; badem ağaçları çiçekte...
(Şubat 2025)

Soğuk; hava çok soğuk...
(Şubat 2025)
 
Yine bademlerin güzelliği
(Şubat 2025)
 
Sırtı aşarken, Çandarlı Körfezi’nin ve Bakırçay (Kaikos) ovasının hayali belirdi uzaktan. Patikanın iki yanındaki sakız çalıları kırmızı renkli meyveleriyle göz alıcıydılar. Yine zeytin ağaçlarının arasından aşağıdaki düzlüklere doğru ilerleyen patikadan yürümeye devam ettik. Sağda solda hayata merhaba diyen birkaç anemon vardı dikkat çeken. Her yanımız zeytindi; gümüşi renkli yapraklarıyla yanar döner yeşil bir denizdi sanki ortalık.
 
Üzerinde kırmızı renkli meyveleriyle sakız çalıları
(Şubat 2025)

Zeytin ağaçları ve biz; uzun zamandır birlikteyiz.
(Şubat 2025)
 
Sırta doğru göründü deniz.
(Şubat 2025)

Patikadan ileriye; bir renk cümbüşündeyiz.
(Şubat 2025)
 
Kıvrılarak ilerleyen patika, bir süre sonra batıya doğru kıvrıldı ve toprak bir yola dönüştü. Uzaktan Tekkedere köyünün evlerini ve onların arasından seçilen caminin minaresini görebiliyorduk artık. Zeytindağ'dan Tekkedere'ye zeytinlikler içinden ilerleyen mutedil patikaları izleyerek ulaşmıştık. Zeytinliklerde budama faaliyetleri sürmekteydi. Köye girerken Cuma selası okunuyordu. Kilit taşı döşeli bir meydanda büyük bir servinin bulunduğu yerdeki temel izlerinin köyün eski ilkokulunun avlu duvarlarına ait olduğunu daha sonra köy kahvehanesinde öğrendik.
 
Tekkedere yolunda ilk anemon...
(Şubat 2025)

Dağa Kaçtım gezginleri, sırtı aştıktan sonra...
(Şubat 2025)

Uzaktan göründü Tekkedere...
(Şubat 2025)

Köyün girişindeki meydanlıkta bir çeşme
(Şubat 2025)
 
Köyün girişindeki servinin dibinde eski ilkokulun avlu duvarının temel izleri
(Şubat 2025)
 
Tekkedere’de…
 
Tekkedere’nin sokakları oldukça geniş ve iki yandaki evleri ise birbirinin kopyası gibiydi. Acaba bunlar afet evleri mi diye aramızda konuştuk. Köyün camiinin hemen yanındaki bir sekiye konumlanmış köy kahvehanesinde bütün merak ettiğimiz sorulara yanıt bulduk sonradan. Petkim’de Muhaberat Şefliğinden hatırladığımız Muzaffer karşıladı bizi kahvehanede. Köylüler merakla etrafımızı çevirdiler. Çayların eşliğinde güzel bir sohbet oldu. Bize çay parası bile verdirmediler. Oldukça konukseverdiler.
 
Tekkedere sokaklarında yürüyoruz.
(Şubat 2025)

Tekkedere; afetten sonraki hali...
(Şubat 2025)

Tekkedere Camii'nin önündeki kızılçamlar altındaki avlu
(Şubat 2025)

Dağdaki köyün camisinden kalan bir sütun kaidesi; şimdi kahvehanenin önünde kayan köyün alameti farikası gibi.
(Şubat 2025)
 
Tekkedere, Derici Yörüklerinin yerleştirildiği 19.yüzyıldan kalma bir köymüş. Daha önce bulunduğu dağdan heyelan nedeniyle ovaya inmişler. Köyün birbirine dik ve paralel geniş sokaklardan oluşan ızgara planlı yerleşimi, 70 yıl önce yaşanan bu felaketi ele veriyor. Köyün yakınlarında eski bir Türkmen şehitliği vardı; köy ismini bu şehitlikten alıyordu. Şimdi oraya gitme zamanıydı.
 
Kahvehanenin bulunduğu sekiden köyün meydanına ve yola bakış
(Şubat 2025)

Tekkedere Camii
(Şubat 2025)

Kahvehane, kızılçamlar ve köyün camisi; hepsi aynı karede...
(Şubat 2025)
 
Köylülerle vedalaşıp kahvehaneden Türkmen şehitliğinin bulunduğu türbeye gitmek üzere İzmir-Bergama yoluna doğru yürümeye başladık. Bergama asfaltına iyice yaklaşmıştık; güney yönünde türbeye doğru ilerleyen bir asfalt yola saptık. Yolun batısında Bergama yoluna dek uzanan ve birbirleriyle eşit mesafede aralıklara sahip muntazam genç zeytin ağaçlarıyla kaplı zeytinlikler vardı. Yol kıyısı boyunca çit bitkisi işlevi gören karaağaçlar, üzerlerindeki geçen yıldan kalan kapkara ve şekilsiz meyveleriyle dikkat çekiciydi.
 
Ağaç dallarında yuvalanmış asalak ökse otları;
 tekke yolunda...
(Şubat 2025)

Yol kıyısında üzerindeki şekilsiz meyveleriyle karaağaçlar
(Şubat 2025)
 
Yol kıyısında badem ağaçları; her yerde çiçekteydiler.
(Şubat 2025)
 
 
Tekke yolunda muntazam zeytinlikler
(Şubat 2025)
 
Bir süre asfalt yolu takip ettik. Yol biraz ilerde iki tepenin arasına sıkışmış küçük bir vadiye yöneldi. Bu tepelerden güneyimizde kalanının üzerinde türbeyi gördük. Ama tepenin çevresi tel örgülü çitlerle çevrilmişti. Görebildiğimiz kadarıyla kuzey ya da doğu yönünden türbeye ulaşabilme olanağımız yoktu. Bu nedenle zeytinlikler arasından ilerleyen ve ilerde güney doğuya doğru kıvrılan bu yolu takip ettik. Bir süre sonra tepeye çok sayıda basamakla ulaşılan bir merdivenin başında bulduk kendimizi. Türbenin ve çevresindeki çok eski bir geçmişe dayanan ve halen de gömüye açık mezarlığın girişine ulaşmıştık.
 
Tekkedere Şehitliği'nde anemonlar
(Şubat 2025)
 
Mezarlığın merdivenleri; Tekkedere Şehitliği'ne doğru...
(Şubat 2025)

Tekkedere Şehitliği
(MYC; Şubat 2025)
 
Tekkedere Türbesi
 
Türbe, üzerinde birbirine bitişik konumda iki adet sekizgen kubbenin yer aldığı dikdörtgen planlı ve tek odalı bir yapıdan oluşuyor. Batıya bakan girişinde yer alan açıklamada yazılanlara göre; türbede yatan 8 meftunun Türkmenlerin Batı Anadolu’daki Bizans ile mücadeleleri sırasındaki bir çarpışmada 12.yüzyılda şehit olduklarını öğreniyoruz. İfade aynen şöyle;
 
“1113-1115 yıllarında Türk akıncı ve beyleri Bergama’daki Bizans kalesine sefere giderken, bulunduğu bu bölgede (Güneş Obası) cenk etmişlerdir.”
 
Tekkedere Türbesi civarına yayılmış; bugün de gömüye açık olduğu anlaşılan mezarlık
(Şubat 2025)

Tekkedere Türbesi
(Şubat 2025)
 
Tekkedere mezarlığındaki yeni mezarlardan bir kaçı...
(Şubat 2025)
 
Soy ağacı Danişmendlilere dayanan Karesi Beyleri, Anadolu Selçuklu Devleti’ni yönetenler tarafından Osmanoğulları gibi Bizans’a yakın yörelere uç beyleri olarak yerleştirilirler. Aşağı yukarı Osman Gazi’nin Osmanlı Devleti’nin temellerini attığı zamanlarda (1299), Bizans tarihçisi Nikeforas Grigoras’ın aktarımına göre; 1296 ya da 1297 yıllarında (Hicri 696); onun Kalambis olarak adlandırdığı Kalem Şah ve oğlu Karesi Bey tarafından Misya’nın (bugünkü Balıkesir ve çevresindeki coğrafya) işgali başlar. Bu süreçte Karesi Beyleri, Germiyanoğlu Yakup Bey ile birlikte hareket ederler.
 
Tekkedere Türbesi; güney batı yönünden bakış...
(Şubat 2025)

Türbeye çıkan merdivenler...
(MYC; Şubat 2025)

Tekkedere Türbesi'nin batısında yer alan yaşlı meşe ağacı ve yamaca yayılmış mezarlar
(Şubat 2025)
 
Kalem Şah ve oğlu Karesi Bey, işgal ettikleri Misya bölgesindeki Balıkesir’i kendilerine başkent yaparlar. Gezgin İbn-i Batuta, bu şehrin Karesi Bey tarafından kurulduğunu ve oğlu Demirhan tarafından oraya bir hayli Türkmen topluluğunun yerleştirildiğini belirtir. Balıkesir’in çok yakınında; eski adı Akiros ya da Akiraus olan bir eski yerleşimin bulunması nedeniyle, Arap kaynakları bu beyliği Memleket-i Ekira adıyla anmaktadır.
 
Karesi Beyleri, Akira’dan başka Dağ Marmarası merkezi olan Bergama, Sındırgı, Bigadiç, İvrindi, Fırt (Susığırlık /şimdiki Susurluk) Aydıncık, Başgelenbe (Soma’da bir köy), Kemer Edremit (Burhaniye, Edremit, Ayazmend (Altınova) ile Bayramiç, Ayvacık, Ezine (eski Eolya ve Trova tarafları) ve bir de Balıkesir yakınındaki Mendehorya taraflarını hududu içine almıştı.
 
Saydığımız şehirlerden Bergama, Kemer Edremit ve Edremit şehirleri 1302’de henüz Rumların elinde bulunmakta idi. Belki Eolya ve Trova mıntıkaları da bu tarihten sonra zaptedilmişlerdir. Bu Türk istilalarına karşı Bizans İmparatorluğu’na yardıma gelen Katalanların 1304’de Artak (Erdek) sahiline çıkarak bu taraflarda bulunan Türk kuvvetleriyle yaptıkları muharebelerin Karesi Beyliği kuvvetleri olduğu şüphesizdir.
 
Karesi Bey, gerek Moğollardan kaçarak ülkesine sığınan ve gerek Dobriçe’den (Rumeli’nden) Ece Halil kumandasıyla gelmiş olan Sarı Saltuk’a mensup Alevi Türkmenleri kendi topraklarına yerleştirmek suretiyle bu havalideki Türk nüfusu arttırmıştır.” (4)

Tekkedere Türbesi'nin içi
(Şubat 2025)
 
Tekkedere Türbesi'nin batıya açılan penceresi; mermer lentonun üstünde yer alan ve Doğu felsefesinde aydınlanmayı ve ruhsal uyanışı temsil eden lotus çiçeği motifi dikkat çekici, iki yandaki frizler ise kazınmış gibi duruyor.
(Şubat 2025)
 
1333 yılında (Hicri 733) İbn-i Batuta Anadolu’yu gezdiği sırada Karesi Bey’in oğlu Yahşi Bey’in Bergama’nın, diğer oğlu Demirhan’ın ise Balıkesir’in sultanı olduklarını yazar. Demek ki Karesi Bey’in ölümünü takiben, beylik toprakları iki kardeş arasında pay edilmiş ve Karesi Beyliği bölünmüş olmalıdır.
 
Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yukarıda anlattıklarına bakılırsa Bergama’nın fethine giden Türkmen kuvvetlerinin bu bölgede bir çarpışmada türbede anlatılan tarihte şehit olmaları pek mümkün görünmüyor. Çünkü belirtildiğine göre 1302’de bile Bergama henüz Rumların elinde görünüyor. Bu durumda türbe girişinde yazılan tarih ya başka bir vesileyle gerçekleşen daha erken yıllardaki bir çarpışmaya işaret ediyor ya da tarih yanlış…
 
Türbenin girişindeki ziyaretçilere hitap eden açıklama levhası
(MYC; Şubat 2025)

Tekkedere Türbesi; sekizgen iki kubbe altında dikdörtgen planlı bir yapıdan oluşuyor. Türbenin kapısı batıya açılıyor. Türbeye batı yönünden bakış...
(MYC; Şubat 2025)
 
Tekkedere Türbesi'nin bulunduğu tepeden kuzeye doğru bakış
(Şubat 2025)
 
Türbenin giriş kapısı kıbleye değil batıya açılıyor. Bu da Çandarlı-Dikili arasındaki Deliktaş köyü yakınlarında bulunan Yalınayak Türbesi’ni ve çevresine saçılmış başı kıbleye dönük olmayan mezarları akla getiriyor. Henüz Şaman inançlarından arınmamış bir yapıya sahip Türkmenlerin ölü gömme ritüellerinde bunu dikkate almamış olmamaları pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
 
Türbeden kuzeye bakış
(Şubat 2025)

Türbenin bulunduğu tepede rastladığımız bir mermer mimari parça
(Şubat 2025)
 
Türbenin çevresinde yer alan ve çok eski zamanlardan kaldığını düşündüğümüz mezarlardan birinde mezar taşı olarak kullanılmış eski bir Bizans Dönemi sütunu
(Şubat 2025)
 
8 yatırın bulunduğu türbenin girişindeki yanık mum artıkları ve kararmış duvarlar, burada halen mevcut kadim Türkmen ritüellerinin sürdürüldüğüne dair bilgiler veriyor bize. Türbenin yer aldığı tepenin yamaçları boyunca her yönde saçılmış eski ve yeni mezarlar var. Mezarlar üzerindeki tarihlere ve kazılı haldeki boş mezarlara bakılınca bu mezarlığın halen gömüye açık olduğunu anlıyoruz. Tepenin doğu yamacından aşağılara doğru en uzakta yer alan bazı mezarların başındaki Bizans döneminden kaldığını düşündüğümüz antik mermer sütunlar ve mimari parçalar da dikkat çekici…
 
Türkmenlerin Batı Anadolu'ya geldikleri ilk döneme denk düşen mezarlar
(Şubat 2025)

Mezarlığın doğu tarafında yer alan ve yine mezar taşı olarak kullanılmış eski bir mermer sütun parçası
(Şubat 2025)
 
Türbe ve çevresi, belli ki yakın zamanlarda bir restorasyon geçirmiş. Türbenin batı yakasında yer alan bir kameriye ve tuvaletler; gelen ziyaretçiler için belli bir konforu temsil ediyor olsa da akmayan çeşmeleri, tuvaletlerin harap ve bakımsız halleriyle gerçekte hedeflenen bu konforlu durumu pek yansıtmıyor ne yazık ki.
 
Mezarlıkta rastladığımız Bizans Dönemi sütunlarından biri; mezar taşı olarak kullanılmış.
(Şubat 2025)
 
Türbenin bulunduğu tepenin doğu yamacında yer alan yeni mezarlar; arka planda ve uzakta olanlar ilk dönem ve en eski mezarlar...
(Şubat 2025)
 
Tekkedere Türbesi ile halk arasında anlatılan bir söylenceyi de buraya not düşerek türbe bahsine son verelim.
 
“Kozak yaylasında kuraklık yaşanmış, ot yeşermez, ağaç yapraktan kaçar olmuş, insanlar azık bulamaz, hayvanlar sazlık bulamaz olmuş, kuşlar uçmaz, kurtlar kaçmaz, çiçekler açmaz olmuş. Umarsız insanlar, medet aramaya düşmüşler. Bir dedenin etrafına üşüşmüşler. Dede Efendi hayıflanmış, olup biteni görünce depreşmiş, kepeneğini silkelemiş, elindeki asayı üç kere dolaştırıp gökyüzüne savurmuş. Gidin, bu asanın düştüğü yere varın güldür güldür akan suyla anaları, bebeleri, danaları, düveleri, çiçekleri, böcekleri güldürün demiş. Karşı yamaca varıp, asayı bulmuşlar, çekiverince asanın boyunca su fışkıra durmuş. Sevinmişler, erişmişler, Dede Efendi’ye şükrana koşmuşlar. Kıtlıktan, susuzluktan mezarlıkta yer kalmamışken, Dede Efendi aralarında yitik düşmüş, türbesini yapmışlar, el sürüp yağlamışlar, ah edip ağlamışlar, her vakit yanına varıp bir çaput bağlamışlar, dilek tutup sağlamışlar.” (5)
 
Tekkedere Türbesi'nden ayrıldıktan sonra doğu yönündeki bu zeytinliğin içine yöneldik.
(Şubat 2025)
 
Tekkedere Türbesi’nden Yunt Dağı’nın derinliklerindeki kireç taşı kayalıklara doğru…
 
Türbeden ayrıldıktan sonra, asfalt yolu atlayarak doğu yönünde zeytin ağaçları arasından ilerleyen bir patikaya doğru yürüdük. Bitmek bilmeyen zeytinlikler birbirinin ardından geldi. Kıvrıla kıvrıla zeytin ağaçlarının arasından ilerleyen mükemmel patika, bizi Tekkedere’ye gelirken kullandığımız yol ile buluşturdu. Amacımız Tekkedere’den doğu yönündeki bir vadiye doğru giden toprak yola çıkmaktı. Bu amaçla bir zeytinliğin içinden kestirme yol bulmaya çalışırken, zeytin ağaçlarını budayan köylülerle karşılaştık. Budamanın tam zamanı olduğunu söylediler. Ayak üstü biraz muhabbet ettik ve daha sonra vedalaşarak yanlarından ayrıldık.
 
İlk zeytinlikten sonra hafif eğimle yükselen bir sırta doğru yürüdük.
(Şubat 2025)

Zeytin denizinde yürüyoruz.
(Şubat 2025)
 
Çok konforlu bir parkurdayız.
(Şubat 2025)

Kireç taşı kayalıklara doğru...
(Şubat 2025)
 
Kireç taşı dev kayalara doğru ilerleyen toprak yola ulaşmıştık artık. Bir süre düzlükte ilerledik. Ama kaya kütlesine yaklaşırken, giderek dikleşen bir patikada yürümeye başladık. Burada krem rengi ve aşağıya doğru bakan karakteristik çiçekleriyle dikkatimizi çeken bahar sarmaşıkları oldu. Her ağaç gövdesine ya da çalılara sarılarak hayat bulmuşlardı. Bahar sarmaşıkları (Clematis cirrhosa), düğünçiçeğigiller (Ranunculaceae) ailesine bağlı akasma cinsinden odunsu bir sarmaşık bitkisi olarak biliniyor. Genç gövdeleri bazen tüylü olur; yaşlandıkça pürüzsüz bir yüzeye kavuşur. Uzun sürgünlerdeki yaprakları genellikle üçlü iken, kısa sürgünlerdekiler ise basit ya da nadiren üçlü, kenarları dişli ya da neredeyse düz ve seyrek cılız tüylüdür. Çiçekler tek ya da demet halindedir. Çiçek örtüsü bölümleri krem renkli ve arka yüzeyi ipeksidir. (6)
 
Kireç taşı kayalıklara doğru ilerleyen toprak yola kavuştuk.
(Şubat 2025)

Yolda rastladığımız bir karınca yuvası
(Şubat 2025)
 
Bahar sarmaşıkları (akasma) ve aşağıya bakan krem renkli çiçekleri
(Şubat 2025)
 
Dev kireç taşı kayalık göründü.
(Şubat 2025)
 
Çevresini çepeçevre saran zeytin ağaçlarının içinden fışkırmış izlenimi veren dev kireç taşından kaya kütlesinin yanına ulaşmıştık. Biraz ilerde ve solumuzda da benzer güzellikte bir başka kaya daha vardı. Yürüdüğümüz şirin patika bu iki kaya kütlesinin arasından ilerliyordu. Ortadan ikiye ayrılmış ve yüzeyi sıyrılmış gibi duran bir zeytin ağacının yanından geçtik. Bu civarda gerçekten oldukça yaşlı ve ilginç gövdeleriyle dikkatimizi çeken çok sayıda zeytin ağacı gördük.
 
Kayalıklara doğru yürüyoruz.
(Şubat 2025)

Dev kayalığın kıyısından ağır ağır yükselen bir patikayı takip ettik.
(Şubat 2025)

İşte o kireç taşı kayalıklardan büyüğü...
(Şubat 2025)
 
Bahar sarmaşıkları ya da akasmalar...
(Şubat 2025)
 
Kayanın arkasındaki bir düzlükte yemek molası verdik. Karşımızdaki manzara gerçekten muhteşemdi. Saat 15 civarı olmasına rağmen hava oldukça soğuktu. Kısa molamızı tamamladıktan hemen sonra yeniden yürüyüşe başladık. İki kayanın arasından ilerleyen yol, doğu yönünde bir vadiye doğru inip, daha sonra bu vadinin çevresinden dolaşarak Zeytindağ yönüne; yani güneye doğru dönüyordu.
 
Gövdesi sanki yarılıp ayrılmış gibi duran bir zeytin ağacının yanından geçtik.
(Şubat 2025)

Gövdesinde bir yumru oluşmuş bir başka zeytin ağacı
(Şubat 2025)

Yunt Dağı'nın derinliklerine doğru; zeytin ağaçları arasında...
(Şubat 2025)

Yılan gibi kıvrılan yollar; Yunt Dağı'nın saklı vadilerinde...
(Şubat 2025)
 
Bu yolu takip ederek önce vadinin dibine doğru alçaldık ve kireç taşı kayalara bu kez tam karşıdan baktık. Bize daha yakın konumdaki büyük kayanın güney yönünde bir mağara ve ona vadi tabanından erişilebilecek zorlu bir patika vardı. Toprak yolu takip ederek güneybatıya doğru yürürken, vadi tabanından iyice yükseldik. Bütün Bakırçay Ovası ve Çandarlı Körfezi görüş açımız içindeydi. Manzara çok net olmasa da seyri doyumsuzdu.
 
Yol kıyısındaki bir kayaç tabakasının renkleri
(Şubat 2025)
 
Dev kireç taşı kayalıkların arasından Bakırçay Ovası'na doğru bakış
(Şubat 2025)

Sağdaki kaya kütlesinin ortalarında bir mağara ve ona doğru çıkan bir patika var; belki başka bir bahara...
(Şubat 2025)
 
Toprak yolun kıyısındaki zeytin ağaçlarının ardından bakıyoruz; karşı yamaçları yalayarak ilerleyen bir yol ve en arkada Bakırçay Ovası
(Şubat 2025)
 
Uzun süre Çandarlı Körfezi’ne hâkim bir sekiden Zeytindağ’a doğru yürüdük. Yol kıyısında havanın ayazına karşılık baharı müjdeleyen sarı ve açık lila renginde çiğdemler saçılmıştı oraya buraya. Biraz ilerde yol kıyısındaki makiliklerin arasından Zeytindağ göründü. Zeytindağ’ın üzerinde kara bulutlar ve ufka doğru akşam güneşinin denize yansıyan ışıkları vardı. Biz ise, toprak yoldan ayrılıp makilikler arasından kendimize patikalar arayarak, aşağıdaki dere yatağına doğru indik.
 
Çok uzaklarda; ovadaki bugün uğradığımız Tekkedere köyü
(Şubat 2025)

Yol kıyısında rastladık; safran aromalı çiğdem...
(Şubat 2025)

ve açık lila rengi çiğdemler...
(Şubat 2025)

Önde Zeytindağ Kasabası ve arkada akşam güneşinin ışıklarının vurduğu Çandarlı (Elaitikos) Körfezi
(Şubat 2025)

Zeytindağ'a girerken...
(Şubat 2025)
 
Zeytindağ’a iyice yaklaşmıştık. Dere yatağına doğru alçalan bir yamaçta bir iş makinası çalışıyordu. Yanından geçtik. Dereyi ve Yunt Dağı’nın derinliklerine doğru giden asfalt yolu aşınca, Zeytindağ’a kuzey yönünden ulaşan bir sokaktan girdik. Sokağın solunda 19.yy.dan kaldığını düşündüğümüz; iki katlı ve görkemli, ama zamanın ve geçirdiği yangının tahribatına dayanamayarak harap olup yıkıntı haline dönüşmüş bir yapıyla karşılaştık. Zeytindağ’a girişte ve Kebir Camii yakınlarında günün sürprizi bekliyordu bizi. Büyük olasılıkla Rumlardan kalma eski bir konaktı belki. Evin arka tarafına ve avlusuna ulaştık. Aslında yapı evin ötesinde bir büyüklükteydi; belki başka bir amaçla; örneğin okul ya da bir çiftlik binası olarak da kullanılmış olabilirdi. Kemerli pencereler, ahşap motifli kapılar, tuğla ile dönülmüş pencere söveleri dikkatimizi çeken unsurlardı. Yapı esasen taş ve ahşap malzeme kullanılarak inşa edilmiş olmalıydı. Acıyarak ama hayranlıkla izledik yıkıntıları; nasıl bir hikayesi vardı acaba? Bu kocaman avluda neler yaşanmıştı? Merakımızı gideremeden Kebir Camii’ne doğru yürüdük.
 
Zeytindağ'a kuzey yönünden girdiğimiz sokakta önce bu sağır duvarla karşılaştık.
Bir konağı ya da fabrikayı andırıyordu dışardan.
(Şubat 2025)

Sokağa ve yapıya güney yönünden bakış
(Şubat 2025)

Yapının avlusu
(Şubat 2025)

Yapının avluya bakan doğu cephesi
(Şubat 2025)

Yangından sonra; harabiyetin durumu...
(Şubat 2025)

Doğu cephesi; genel görünüm
(Şubat 2025)
 
Kentin en eski camisi olan Kebir Camii, yani Koca Cami, Camiönü sokağında yer alıyor. Gösterişli mermer giriş kapısının üzerinde, dönemin ruhuna uygun olarak; milli refleksin hassasiyetini gösteren ay yıldız motifleri bulunuyor. Hemen bu kapının yanındaki Bergama Müftülüğü’nün levhasında ise, caminin 1888 yılında yapıldığı yazılı... Mart 2004'de yine Zeytindağ sokaklarında dolaşırken çektiğimiz bir fotoğrafta ise caminin girişindeki duvara çakılı bir mermer levhada ise 1309 Hicri tarihi vardı. Bu ise, Miladi 1891 tarihine karşılık geliyor. Caminin son cemaat yerinin giriş cephesinde, 5 adet kemerli büyük pencereyi birbirlerinden birer ince sütun ayırıyor. Caminin diğer cephelerinde yer alan kemerli ve büyük pencereler de harimin aydınlatılması açısından, gün ışığının girişine yeterince izin veriyorlar. Harim bölümü ise, zaman içinde gerçekleştirilen restorasyonlarda tamamen yenilenmiş durumda ve geçmişten gelen hiçbir dikkate değer mimari parça yer almıyor. Caminin karşısında suyu akmayan bir eski çeşme var. Büyük olasılıkla o da 19.yy.dan kalma…

Kebir Camii; giriş kapısı
(Şubat 2025)
 
Bergama Müftülüğü'ne ait Kebir Camii'nin girişinde yer alan caminin yapım tarihini belirten levha
(Şubat 2025)

Mart 2004'deki caminin duvarında yer alan yapım tarihi levhası
(Mart 2004)
 
Cami girişinde kapının üstünde yer alan kitabe
(Şubat 2025)
 
Güney cephesinden Kebir Camii; Zeytindağ
(Mart 2004)
 
Camiden ayrıldıktan sonra meydana doğru yürüdük. Pazar dağılmıştı artık. Biz de meydana bakan kahvehanelerden birine oturduk. Günün yorgunluğunu kahvecinin getirdiği sıcacık çaylar eşliğinde dinlenerek çıkardık. Hava soğuk olsa da, Yunt Dağı dünyasında güzel bir gün geçirmiş; eski hikayelerin ve yaşanmışlıkların peşinden gitmiştik. Bu da bize yeterdi. Artık İzmir’e dönme zamanıydı. Haydi vira…
 
Kebir Camii; batı cephesinden bakış
(Mart 2004)

Kebir Camii'nin merdivenli girişi
(Şubat 2025)
 
Kebir Camii
(MYC; Şubat 2025)
 
Gezginin Kebir Camii deneyimi; silindir dönmüyor.
(NF; Şubat 2025)
 
Dipnotlar
(1)        Strabon; Geographika; Arkeoloji ve Sanat Yayınları; C622, paragraf 5; sayfa 127-128
(2)       İlion: Troia
(3)       Attaloslar: Bergama Krallığı’nın en önemli hanedanı
(4)       Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri; Türk Tarih Kurumu, Ankara-2003; sayfa: 96-103
(5)       Eyüp Eriş, Bergama İnanç Coğrafyası; Bergama Belleten-12. Sayı; BERKSAV Bergama Kültür ve Sanat Vakfı, Bergama-Kasım 2003; sayfa:71-72; bkz. http://bergama.bel.tr/wp-content/uploads/belleten12.pdf
(7)       Fotoğraflar, yazıda belirtilenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

8 yorum:

  1. Emeğinize sağlık…

    YanıtlaSil
  2. M. İhsan Ugur11 Mart 2025 20:21

    Her yazınızı ilgi ile okuyorum. Tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağ olun. İhsan Bey... Ne mutlu bize... Teşekkürler...İF

      Sil
  3. Ayağınıza ve kaleminize sağlık. Gerçekten çok güzel bir gezi ve mükemmel bir anlatım. Bizlere katmış olduğunuz bilgiler çok değerliydi. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize çok teşekkür ederim. Sağolun bu güzel geri bildirim için...İF

      Sil
  4. Mükemmel bir yazıydı, tebrikler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler ilginize ve geri bildiriminize. Sagolun.IF

      Sil