YUNT DAĞI’NDA,
ZEYTİN DENİZİNDE…
7 Şubat 2025
İbrahim Fidanoğlu
Giriş
Bugün İlkçağ’da Pergamon’un limanı Elaia’nın isminde saklı zeytini, adına gömmüş eski bir Batı Anadolu
kasabası (aslında şimdi Bergama’ya bağlı mahalle konumuna indirgenmiş) Zeytindağ’dan
adını yakınlarındaki bir Türkmen şehitliğinden alan Tekkedere’ye
yürüdük. Hava çok soğuk ve poyraz etkisindeydi. Sıcaklık sabah Zeytindağ'da
3 derece, akşam yeniden Zeytindağ'a dönüşümüzde 6 derece civarındaydı.
Yaklaşık 14,2 km.yi 3 saat 40 dakikada tamamladık. Tekkedere köy
kahvehanesinde, gezdiğimiz Türkmen şehitliğinde ve iki kireç taşı kütle
arasında yediğimiz yemek sırasında oyalandık. Zeytindağ oldukça eski bir
yerleşim… 19.yy.da adalardan gelen Rumların da yaşadığı bir yer olarak
biliniyor. Eski isimleri Kiliseköy ve Reşadiye... Rum mirasına
dair birkaç kırık dökük yapıdan başka bir şey yok ayakta. Kasaba yol
çalışmaları ve harap vaziyetteki metruk evleriyle bu kez oldukça derbeder göründü
bizlere. Bugün Zeyindağ'ın pazarıydı. Kalabalıktı sokaklar. Akşam üstü
köye kuzey yönünden girerken rastladığımız bir yıkık konak, zamanında oldukça
görkemli imiş. Ama ne yazık ki zamanın ve geçirdiği bir yangının tahribatına
dayanamamış.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Zeytindağ; eski Kiliseköy
Bugün Zeytindağ, Yunt Dağı’nın
denize en yakın uzantıları olan alçak tepeliklerinden Çandarlı Körfezi’ne ve İlkçağ’da bu körfezin hemen güneydoğu
kıyısındaki mitolojik Kaikos’un (yani
bugünkü Bakırçay) denizle kavuştuğu
yere çok yakın bir bölgede kurulmuş Pergamon’un
limanı Elaia’ya bakar. Adı üstünde
özü zeytindir ve onun bir anlamda sağlık iksiri olan zeytinyağıdır tepeden
tırnağa. Strabon’un anlatımına göre(1); Menestheus ve onunla birlikte İlion(2) seferine katılmış Athenalılar tarafından kurulmuş olan ve Attaloslara(3) ait bir limanı ve deniz merkezi bulunan Elaia, Aioller’den Pergamon’a; oradan da Roma dönemine dek evrilen uzak
tarihinde iki mendireği ve doğal liman özelliği nedeniyle bu önemini uzun süre
korur. Bizans ile birlikte Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlu topraklarla İlkçağ’daki işlevini büyük ölçüde
yitiren Elaia, giderek silikleşir ve
bir anlamda tarih sahnesinden sessizce çekilir.
Elaia; Batı mendireği
( Eylül 2008)
Elaia ve Çandarlı Körfezi; S. Reinach ve E. Pottier'in 1887 tarihli Myrina nekropolü hakkındaki özel yazılarında yayınlanan harita
(Kaynak: Ersin Doğer, Aliağa Tarihi; Aliağa Kent Kitaplığı Dizisi:4, Ekim 2017-Ankara; sayfa:54)
(Kaynak: Ersin Doğer, Aliağa Tarihi; Aliağa Kent Kitaplığı Dizisi:4, Ekim 2017-Ankara; sayfa:54)
Ortaçağ’da
Doğu Roma İmparatorluğu’ndaki
Osmanlı’nın tımarlı sipahilerini besleyen tımar
sistemine benzer thema sisteminin
giderek bozulması ve buna bağlı olarak onun desteklediği askeri yapının
zayıflaması sonucunda imparatorluk güçten düşer. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle,
Ege’de dolaşan Bizans donanmasını beslemek bile bir külfet haline dönüşür.
Donanmanın dağıtıldığı bu dönemde Bizans
açısından Ege Denizi’ndeki savunma ihtiyaçları, Doğu Ege kıyılarında ve
adalarda Cenevizlilere sağlanan kolonizasyon imkânları çerçevesinde Ceneviz donanması tarafından karşılanır.
(Şubat 2004)
(Nisan 2022)
Denizköy ve hemen önündeki denizde Corciyo Adası ile kuzey-güney geçiş yollarını denetleyen Ceneviz Kulesi
(Nisan 2022)
Batı Anadolu kıyılarında
Cenevizlilerin kolonizasyonu esnasında; İzmir’den başlayarak Sakız ve Midilli adalarında, Çandarlı
(Pitane), Şakran (Gryneion) ve Dikili’ye sahilden giderken; bugünkü Denizköy’ün karşısındaki Corciyo adasında kaleleşme çabalarına
paralel olarak, Yeni Foça’da (Nea Phokaia) bir Ceneviz kalesinin
oluşturulduğunu yazıyor kaynaklar. Ortaçağ’da Yeni Foça’da Kozbeyli’nin
arkasındaki Şap Dağı’ndan şap elde
ediliyordu. Şap, o zamanlar
dokumacılıkta boya sabitleyici olarak kullanılan stratejik bir madendi. Bu
yatakları kontrol edenlerin sahip olduğu güç emsalsizdi. Bizans ile
Cenevizliler arasında kurulan bu çıkar ilişkisi, aşağı yukarı Batı Anadolu
kıyılarının Osmanlı Dönemi’nde Fatih
Sultan Mehmet tarafından fethine dek sürer.
(Aydın Aydemir; Ocak 2015)
Şakran-Temaşalık Mevkii'nde yer alan İlkçağ yerleşimi Gryneion'da Cenevizlilerin Çıfıt Kalesi'nden kalan temel izleri; Gryneion'da yer alan bilicilik merkezi Apollon Tapınağı'nın ve Çıfıt Kalesi'nin yapı taşları, 19.yy.da İzmir Limanı'nın rıhtımının inşaatında kullanılmışlar.
(Aydın Aydemir; Ocak 2015)
(Mart 2023)
Sonuç
olarak; Foça ile Çandarlı arasındaki coğrafyada yer alan Elaia da Ortaçağ’daki bu Ceneviz kolonizasyonunu yaşayan
yerleşimlerden biri olmalıdır. Her ne kadar limanı, Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlar nedeniyle o günlerde ekonomik
değerini yitirip balçıkla dolmuş da olsa; daha sonraki zamanlarda ya Elaia limanının rolünü üstlenecek olan Reşadiye İskelesi üzerinden ya da
yakınlardaki Çandarlı limanından, Elaia’nın arka planında yer alan Yunt Dağı’ndaki manastırlar dünyasının
bu ekonomik ilişkilerden beslenmiş olması olasıdır. Kimi kaynaklara göre Kırkkilise, kimi kaynaklara göre ise Kiliseköy adı bu zamanlardan kalmış
olmalıdır.
(Ocak 2023)
(Şubat 2010)
(Şubat 2022)
Yunt Dağı’nda ve Zeytindağ’ın arka dünyasında Osmanlı
Devleti’nin Duraklama Dönemi’nden itibaren eşkıyalık hikâyeleriyle yüklü bir
tarih yatar. Aynı
Bizans’da olduğu gibi tımarlı
sipahileri besleyen miri toprak sisteminin (has-zeamet-tımar) bozulması ile ortaya çıkan ekonomik kriz ve
gerileme sürecinde (18.yy.dan sonra) merkezi yönetim, asker ve vergi toplama
ile asayişi sağlama gibi devletin birtakım görevlerini yerel otorite olarak öne
çıkan ayanlar eliyle sağlama yoluna gider. Bu ise, eşkıyalığın ve zorbalığın
köylere indiği bir zaman dilimine denk düşmektedir. Yunt Dağı, o yıllarda bölgede eşkıyaların ve yerel zorbaların
yuvalandığı bir mekân olarak dikkat çekmektedir. Bir önceki yüzyılın
(17.yy) örgütlü ve yaygın Celali ayaklanmalarının yerine, bu yüzyılda küçük
sayıdaki çeteler tarafından gerçekleştirilen asayiş ihlalleri daha kolaylıkla
engellenmekteydi. Bu dönemde de eşkıya, en fazla Yunt Dağı bölgesinde barınmaktaydı. Burası sarp ve dağlıktı. Bundan
dolayı Yunt Dağı, gelecek yüzyılın
ortasına kadar harap ve ıssız kalmış, bu bölgede huzur ve hayat, ancak 19.
yüzyılda kalabalık aşiretlerin yerleştirilmesinden sonra başlamış olmalıdır.
Yunt Dağı'nda, Kapukaya'dan; burcu andıran bir kaya kütlesinin içinden Çandarlı Körfezi'ne doğru bakış
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
Karaahmetli köyü çıkışında yer alan ve İlkçağ'da Yunt Dağı yol şebekesinden kalan bir döşeme yol parçası; bu yol şebekesi, Gryneion'daki Apollon Tapınağı ile Aigai'deki Apollon Khresterios Tapınağı'nı ve Magnesia ad Spylium'u (Manisa) birbirine bağlıyordu.
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
(Aydın Aydemir; Aralık 2015)
Sabah vakti Zeytindağ’da…
Sabah Karşıyaka’dan
9.30 civarında hareket ettik. Aliağa ve Şakran üzerinden Zeytindağ’a
ulaştığımızda saat yaklaşık 11 gibiydi. Bugün günlerden Cuma ve Zeytindağ’ın
pazarıydı. Kasabada pazardan kaynaklanan bir hareketlilik vardı. Meydana bakan
kahvehanelerin hepsi ağzına kadar doluydu. Hava soğuk olduğundan, insanlar
çoğunlukla içeride oturuyorlardı. Biz arabayı meydandan yukarı doğru ilerleyen Yunt
Dağı Caddesi’nin ortalarına denk gelen bir yerde; bir sokağın başındaki
suyu akmayan bir çeşmenin yanına bıraktık. Arabanın hemen önündeki badem ağacı
bahara merhaba demiş ve çiçek açmaya başlamıştı. Sokağa girdik ve yeniden kasabanın
ana arteri olan Yunt Dağı Caddesi’ne paralel şekilde meydana doğru
ilerleyen bir başka sokağa yöneldik.
(Şubat 2023)
(Şubat 2025)
(MYC; Şubat 2025)
Yeni
Cami’nin de bulunduğu bu sokakta birkaç harap ve terk edilmiş Rum
evi vardı. Daha önceki gelişlerimizden bu evleri hatırlıyorduk. Çarşıya doğru
biraz daha ilerleyince pazarın ulaştığı bir sokağın ucuna kadar geldik.
Tezgahlarda sabah alışverişinin telaşı vardı. Yeşillikler; son yağmurlarla
beslenip büyümüş türlü otlar tezgâhları şenlendirmişti. Ama daha fazla ileri
gitmedik. Yeniden meydana yöneldik ve kahvehanelerin önünden geçerek kuzeye
doğru yürümeye başladık.
(Şubat 2025)
Çarşıdaki kapısı, penceresi sürmeli ve metruk haldeki Rum evlerinden biri
(Şubat 2025)
Cuma günü Zeytindağ'ın pazarı...
(Şubat 2025)
Zeytindağ’dan
Tekkedere’ye…
Bir süre
sonra Zeytindağ’ın kuzeydeki son evlerini arkamızda bırakarak Yunt
Dağı asfaltını geçtik. Karşımızda zeytinlikler içinden ilerleyen muhteşem
güzellikte bir patika vardı. Patika bir irimi andırıyordu. Kenarları taşlarla
tahkim edilmiş yol düzlemi, zeytin ağaçlarının bulunduğu zeminden yaklaşık 1 metre
derinlikte ilerliyordu. Hava oldukça sertti; sabah ayazı hala etkisini
sürdürmekteydi.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Genellikle
zeytinliklerin sınırlarını belirleyen badem ağaçlarının neredeyse birçoğu
çiçekteydi. Görülmeye değer bir güzellik sundular bize Yunt ayazında.
Yürüdüğümüz yol son derece düzgün ve zaman zaman ılımlı bir şekilde yükselip
alçalan bir topografyada ilerliyordu. Bir süre sonra zeytin ağaçları arasından
kuzeybatı yönünde yükselen bir sırta doğru tırmandık.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Sırtı
aşarken, Çandarlı Körfezi’nin ve Bakırçay (Kaikos)
ovasının hayali belirdi uzaktan. Patikanın iki yanındaki sakız çalıları kırmızı
renkli meyveleriyle göz alıcıydılar. Yine zeytin ağaçlarının arasından
aşağıdaki düzlüklere doğru ilerleyen patikadan yürümeye devam ettik. Sağda
solda hayata merhaba diyen birkaç anemon vardı dikkat çeken. Her yanımız
zeytindi; gümüşi renkli yapraklarıyla yanar döner yeşil bir denizdi sanki
ortalık.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Kıvrılarak
ilerleyen patika, bir süre sonra batıya doğru kıvrıldı ve toprak bir yola
dönüştü. Uzaktan Tekkedere köyünün evlerini ve onların arasından seçilen
caminin minaresini görebiliyorduk artık. Zeytindağ'dan Tekkedere'ye
zeytinlikler içinden ilerleyen mutedil patikaları izleyerek ulaşmıştık.
Zeytinliklerde budama faaliyetleri sürmekteydi. Köye girerken Cuma selası
okunuyordu. Kilit taşı döşeli bir meydanda büyük bir servinin bulunduğu yerdeki
temel izlerinin köyün eski ilkokulunun avlu duvarlarına ait olduğunu daha sonra
köy kahvehanesinde öğrendik.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Tekkedere’de…
Tekkedere’nin
sokakları oldukça geniş ve iki yandaki evleri ise birbirinin kopyası gibiydi.
Acaba bunlar afet evleri mi diye aramızda konuştuk. Köyün camiinin hemen
yanındaki bir sekiye konumlanmış köy kahvehanesinde bütün merak ettiğimiz
sorulara yanıt bulduk sonradan. Petkim’de Muhaberat Şefliğinden hatırladığımız
Muzaffer karşıladı bizi kahvehanede. Köylüler merakla etrafımızı çevirdiler.
Çayların eşliğinde güzel bir sohbet oldu. Bize çay parası bile verdirmediler. Oldukça
konukseverdiler.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Dağdaki köyün camisinden kalan bir sütun kaidesi; şimdi kahvehanenin önünde kayan köyün alameti farikası gibi.
(Şubat 2025)
Tekkedere, Derici
Yörüklerinin yerleştirildiği 19.yüzyıldan kalma bir köymüş. Daha önce
bulunduğu dağdan heyelan nedeniyle ovaya inmişler. Köyün birbirine dik ve
paralel geniş sokaklardan oluşan ızgara planlı yerleşimi, 70 yıl önce yaşanan
bu felaketi ele veriyor. Köyün yakınlarında eski bir Türkmen şehitliği vardı;
köy ismini bu şehitlikten alıyordu. Şimdi oraya gitme zamanıydı.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Köylülerle
vedalaşıp kahvehaneden Türkmen şehitliğinin bulunduğu türbeye gitmek üzere İzmir-Bergama
yoluna doğru yürümeye başladık. Bergama asfaltına iyice
yaklaşmıştık; güney yönünde türbeye doğru ilerleyen bir asfalt yola saptık.
Yolun batısında Bergama yoluna dek uzanan ve birbirleriyle eşit mesafede
aralıklara sahip muntazam genç zeytin ağaçlarıyla kaplı zeytinlikler vardı. Yol
kıyısı boyunca çit bitkisi işlevi gören karaağaçlar, üzerlerindeki geçen yıldan
kalan kapkara ve şekilsiz meyveleriyle dikkat çekiciydi.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Bir süre
asfalt yolu takip ettik. Yol biraz ilerde iki tepenin arasına sıkışmış küçük
bir vadiye yöneldi. Bu tepelerden güneyimizde kalanının üzerinde türbeyi
gördük. Ama tepenin çevresi tel örgülü çitlerle çevrilmişti. Görebildiğimiz
kadarıyla kuzey ya da doğu yönünden türbeye ulaşabilme olanağımız yoktu. Bu
nedenle zeytinlikler arasından ilerleyen ve ilerde güney doğuya doğru kıvrılan
bu yolu takip ettik. Bir süre sonra tepeye çok sayıda basamakla ulaşılan bir
merdivenin başında bulduk kendimizi. Türbenin ve çevresindeki çok eski bir
geçmişe dayanan ve halen de gömüye açık mezarlığın girişine ulaşmıştık.
Tekkedere Şehitliği'nde anemonlar
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(MYC; Şubat 2025)
Tekkedere
Türbesi
Türbe,
üzerinde birbirine bitişik konumda iki adet sekizgen kubbenin yer aldığı dikdörtgen
planlı ve tek odalı bir yapıdan oluşuyor. Batıya bakan girişinde yer alan
açıklamada yazılanlara göre; türbede yatan 8 meftunun Türkmenlerin Batı
Anadolu’daki Bizans ile mücadeleleri sırasındaki bir çarpışmada 12.yüzyılda
şehit olduklarını öğreniyoruz. İfade aynen şöyle;
“1113-1115
yıllarında Türk akıncı ve beyleri Bergama’daki Bizans kalesine sefere giderken,
bulunduğu bu bölgede (Güneş Obası) cenk etmişlerdir.”
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Soy ağacı Danişmendlilere
dayanan Karesi Beyleri, Anadolu Selçuklu Devleti’ni yönetenler
tarafından Osmanoğulları gibi Bizans’a yakın yörelere uç beyleri olarak
yerleştirilirler. Aşağı yukarı Osman Gazi’nin Osmanlı Devleti’nin
temellerini attığı zamanlarda (1299), Bizans tarihçisi Nikeforas Grigoras’ın
aktarımına göre; 1296 ya da 1297 yıllarında (Hicri 696); onun Kalambis olarak
adlandırdığı Kalem Şah ve oğlu Karesi Bey tarafından Misya’nın
(bugünkü Balıkesir ve çevresindeki coğrafya) işgali başlar. Bu süreçte Karesi
Beyleri, Germiyanoğlu Yakup Bey ile birlikte hareket ederler.
(Şubat 2025)
(MYC; Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Kalem
Şah ve oğlu Karesi Bey, işgal ettikleri Misya
bölgesindeki Balıkesir’i kendilerine başkent yaparlar. Gezgin İbn-i
Batuta, bu şehrin Karesi Bey tarafından kurulduğunu ve oğlu Demirhan
tarafından oraya bir hayli Türkmen topluluğunun yerleştirildiğini belirtir. Balıkesir’in
çok yakınında; eski adı Akiros ya da Akiraus olan bir eski
yerleşimin bulunması nedeniyle, Arap kaynakları bu beyliği Memleket-i Ekira
adıyla anmaktadır.
“Karesi
Beyleri, Akira’dan başka Dağ Marmarası merkezi olan Bergama,
Sındırgı, Bigadiç, İvrindi, Fırt (Susığırlık /şimdiki Susurluk)
Aydıncık, Başgelenbe (Soma’da bir köy), Kemer Edremit (Burhaniye,
Edremit, Ayazmend (Altınova) ile Bayramiç, Ayvacık, Ezine
(eski Eolya ve Trova tarafları) ve bir de Balıkesir yakınındaki
Mendehorya taraflarını hududu içine almıştı.
Saydığımız
şehirlerden Bergama, Kemer Edremit ve Edremit şehirleri 1302’de
henüz Rumların elinde bulunmakta idi. Belki Eolya ve Trova mıntıkaları
da bu tarihten sonra zaptedilmişlerdir. Bu Türk istilalarına karşı Bizans
İmparatorluğu’na yardıma gelen Katalanların 1304’de Artak (Erdek)
sahiline çıkarak bu taraflarda bulunan Türk kuvvetleriyle yaptıkları
muharebelerin Karesi Beyliği kuvvetleri olduğu şüphesizdir.
Karesi
Bey, gerek Moğollardan kaçarak ülkesine sığınan ve gerek Dobriçe’den
(Rumeli’nden) Ece Halil kumandasıyla gelmiş olan Sarı Saltuk’a
mensup Alevi Türkmenleri kendi topraklarına yerleştirmek suretiyle bu
havalideki Türk nüfusu arttırmıştır.” (4)
(Şubat 2025)
Tekkedere Türbesi'nin batıya açılan penceresi; mermer lentonun üstünde yer alan ve Doğu felsefesinde aydınlanmayı ve ruhsal uyanışı temsil eden lotus çiçeği motifi dikkat çekici, iki yandaki frizler ise kazınmış gibi duruyor.
(Şubat 2025)
1333
yılında (Hicri 733) İbn-i Batuta Anadolu’yu gezdiği sırada Karesi Bey’in
oğlu Yahşi Bey’in Bergama’nın, diğer oğlu Demirhan’ın ise Balıkesir’in
sultanı olduklarını yazar. Demek ki Karesi Bey’in ölümünü takiben,
beylik toprakları iki kardeş arasında pay edilmiş ve Karesi Beyliği bölünmüş
olmalıdır.
Ord.
Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yukarıda
anlattıklarına bakılırsa Bergama’nın fethine giden Türkmen kuvvetlerinin
bu bölgede bir çarpışmada türbede anlatılan tarihte şehit olmaları pek mümkün
görünmüyor. Çünkü belirtildiğine göre 1302’de bile Bergama henüz
Rumların elinde görünüyor. Bu durumda türbe girişinde yazılan tarih ya başka
bir vesileyle gerçekleşen daha erken yıllardaki bir çarpışmaya işaret ediyor ya
da tarih yanlış…
(MYC; Şubat 2025)
Tekkedere Türbesi; sekizgen iki kubbe altında dikdörtgen planlı bir yapıdan oluşuyor. Türbenin kapısı batıya açılıyor. Türbeye batı yönünden bakış...
(MYC; Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Türbenin
giriş kapısı kıbleye değil batıya açılıyor. Bu da Çandarlı-Dikili
arasındaki Deliktaş köyü yakınlarında bulunan Yalınayak Türbesi’ni
ve çevresine saçılmış başı kıbleye dönük olmayan mezarları akla getiriyor.
Henüz Şaman inançlarından arınmamış bir yapıya sahip Türkmenlerin ölü gömme
ritüellerinde bunu dikkate almamış olmamaları pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Türbenin çevresinde yer alan ve çok eski zamanlardan kaldığını düşündüğümüz mezarlardan birinde mezar taşı olarak kullanılmış eski bir Bizans Dönemi sütunu
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
8 yatırın
bulunduğu türbenin girişindeki yanık mum artıkları ve kararmış duvarlar, burada
halen mevcut kadim Türkmen ritüellerinin sürdürüldüğüne dair bilgiler veriyor
bize. Türbenin yer aldığı tepenin yamaçları boyunca her yönde saçılmış eski ve
yeni mezarlar var. Mezarlar üzerindeki tarihlere ve kazılı haldeki boş
mezarlara bakılınca bu mezarlığın halen gömüye açık olduğunu anlıyoruz. Tepenin
doğu yamacından aşağılara doğru en uzakta yer alan bazı mezarların başındaki
Bizans döneminden kaldığını düşündüğümüz antik mermer sütunlar ve mimari
parçalar da dikkat çekici…
(Şubat 2025)
Mezarlığın doğu tarafında yer alan ve yine mezar taşı olarak kullanılmış eski bir mermer sütun parçası
(Şubat 2025)
Türbe ve
çevresi, belli ki yakın zamanlarda bir restorasyon geçirmiş. Türbenin batı
yakasında yer alan bir kameriye ve tuvaletler; gelen ziyaretçiler için belli
bir konforu temsil ediyor olsa da akmayan çeşmeleri, tuvaletlerin harap ve
bakımsız halleriyle gerçekte hedeflenen bu konforlu durumu pek yansıtmıyor ne
yazık ki.
Mezarlıkta rastladığımız Bizans Dönemi sütunlarından biri; mezar taşı olarak kullanılmış.
(Şubat 2025)
Türbenin bulunduğu tepenin doğu yamacında yer alan yeni mezarlar; arka planda ve uzakta olanlar ilk dönem ve en eski mezarlar...
(Şubat 2025)
Tekkedere
Türbesi ile halk arasında anlatılan bir söylenceyi de buraya
not düşerek türbe bahsine son verelim.
“Kozak
yaylasında kuraklık yaşanmış, ot yeşermez, ağaç yapraktan kaçar olmuş, insanlar
azık bulamaz, hayvanlar sazlık bulamaz olmuş, kuşlar uçmaz, kurtlar kaçmaz,
çiçekler açmaz olmuş. Umarsız insanlar, medet aramaya düşmüşler. Bir dedenin
etrafına üşüşmüşler. Dede Efendi hayıflanmış, olup biteni görünce depreşmiş,
kepeneğini silkelemiş, elindeki asayı üç kere dolaştırıp gökyüzüne savurmuş.
Gidin, bu asanın düştüğü yere varın güldür güldür akan suyla anaları, bebeleri,
danaları, düveleri, çiçekleri, böcekleri güldürün demiş. Karşı yamaca varıp,
asayı bulmuşlar, çekiverince asanın boyunca su fışkıra durmuş. Sevinmişler,
erişmişler, Dede Efendi’ye şükrana koşmuşlar. Kıtlıktan, susuzluktan mezarlıkta
yer kalmamışken, Dede Efendi aralarında yitik düşmüş, türbesini yapmışlar, el
sürüp yağlamışlar, ah edip ağlamışlar, her vakit yanına varıp bir çaput
bağlamışlar, dilek tutup sağlamışlar.” (5)
(Şubat 2025)
Tekkedere
Türbesi’nden Yunt Dağı’nın derinliklerindeki kireç taşı kayalıklara doğru…
Türbeden
ayrıldıktan sonra, asfalt yolu atlayarak doğu yönünde zeytin ağaçları arasından
ilerleyen bir patikaya doğru yürüdük. Bitmek bilmeyen zeytinlikler birbirinin
ardından geldi. Kıvrıla kıvrıla zeytin ağaçlarının arasından ilerleyen mükemmel
patika, bizi Tekkedere’ye gelirken kullandığımız yol ile buluşturdu.
Amacımız Tekkedere’den doğu yönündeki bir vadiye doğru giden toprak yola
çıkmaktı. Bu amaçla bir zeytinliğin içinden kestirme yol bulmaya çalışırken,
zeytin ağaçlarını budayan köylülerle karşılaştık. Budamanın tam zamanı olduğunu
söylediler. Ayak üstü biraz muhabbet ettik ve daha sonra vedalaşarak
yanlarından ayrıldık.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Kireç taşı
dev kayalara doğru ilerleyen toprak yola ulaşmıştık artık. Bir süre düzlükte
ilerledik. Ama kaya kütlesine yaklaşırken, giderek dikleşen bir patikada yürümeye
başladık. Burada krem rengi ve aşağıya doğru bakan karakteristik çiçekleriyle
dikkatimizi çeken bahar sarmaşıkları oldu. Her ağaç gövdesine ya da çalılara
sarılarak hayat bulmuşlardı. Bahar sarmaşıkları (Clematis
cirrhosa), düğünçiçeğigiller (Ranunculaceae) ailesine
bağlı akasma cinsinden odunsu bir sarmaşık bitkisi olarak biliniyor.
Genç gövdeleri bazen tüylü olur; yaşlandıkça pürüzsüz bir yüzeye kavuşur. Uzun
sürgünlerdeki yaprakları genellikle üçlü iken, kısa sürgünlerdekiler ise basit
ya da nadiren üçlü, kenarları dişli ya da neredeyse düz ve seyrek
cılız tüylüdür. Çiçekler tek ya da demet halindedir. Çiçek örtüsü bölümleri
krem renkli ve arka yüzeyi ipeksidir. (6)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Çevresini
çepeçevre saran zeytin ağaçlarının içinden fışkırmış izlenimi veren dev kireç
taşından kaya kütlesinin yanına ulaşmıştık. Biraz ilerde ve solumuzda da benzer
güzellikte bir başka kaya daha vardı. Yürüdüğümüz şirin patika bu iki kaya
kütlesinin arasından ilerliyordu. Ortadan ikiye ayrılmış ve yüzeyi sıyrılmış
gibi duran bir zeytin ağacının yanından geçtik. Bu civarda gerçekten oldukça
yaşlı ve ilginç gövdeleriyle dikkatimizi çeken çok sayıda zeytin ağacı gördük.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Kayanın
arkasındaki bir düzlükte yemek molası verdik. Karşımızdaki manzara gerçekten
muhteşemdi. Saat 15 civarı olmasına rağmen hava oldukça soğuktu. Kısa molamızı
tamamladıktan hemen sonra yeniden yürüyüşe başladık. İki kayanın arasından
ilerleyen yol, doğu yönünde bir vadiye doğru inip, daha sonra bu vadinin
çevresinden dolaşarak Zeytindağ yönüne; yani güneye doğru dönüyordu.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Bu yolu
takip ederek önce vadinin dibine doğru alçaldık ve kireç taşı kayalara bu kez
tam karşıdan baktık. Bize daha yakın konumdaki büyük kayanın güney yönünde bir
mağara ve ona vadi tabanından erişilebilecek zorlu bir patika vardı. Toprak
yolu takip ederek güneybatıya doğru yürürken, vadi tabanından iyice yükseldik.
Bütün Bakırçay Ovası ve Çandarlı Körfezi görüş açımız içindeydi.
Manzara çok net olmasa da seyri doyumsuzdu.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Sağdaki kaya kütlesinin ortalarında bir mağara ve ona doğru çıkan bir patika var; belki başka bir bahara...
(Şubat 2025)
Toprak yolun kıyısındaki zeytin ağaçlarının ardından bakıyoruz; karşı yamaçları yalayarak ilerleyen bir yol ve en arkada Bakırçay Ovası
(Şubat 2025)
Uzun süre Çandarlı
Körfezi’ne hâkim bir sekiden Zeytindağ’a doğru yürüdük. Yol
kıyısında havanın ayazına karşılık baharı müjdeleyen sarı ve açık lila renginde
çiğdemler saçılmıştı oraya buraya. Biraz ilerde yol kıyısındaki makiliklerin
arasından Zeytindağ göründü. Zeytindağ’ın üzerinde kara bulutlar
ve ufka doğru akşam güneşinin denize yansıyan ışıkları vardı. Biz ise, toprak
yoldan ayrılıp makilikler arasından kendimize patikalar arayarak, aşağıdaki
dere yatağına doğru indik.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Zeytindağ’a iyice
yaklaşmıştık. Dere yatağına doğru alçalan bir yamaçta bir iş makinası
çalışıyordu. Yanından geçtik. Dereyi ve Yunt Dağı’nın derinliklerine doğru
giden asfalt yolu aşınca, Zeytindağ’a kuzey yönünden ulaşan bir sokaktan
girdik. Sokağın solunda 19.yy.dan kaldığını düşündüğümüz; iki katlı ve
görkemli, ama zamanın ve geçirdiği yangının tahribatına dayanamayarak harap
olup yıkıntı haline dönüşmüş bir yapıyla karşılaştık. Zeytindağ’a
girişte ve Kebir Camii yakınlarında günün sürprizi bekliyordu bizi.
Büyük olasılıkla Rumlardan kalma eski bir konaktı belki. Evin arka tarafına ve
avlusuna ulaştık. Aslında yapı evin ötesinde bir büyüklükteydi; belki başka bir
amaçla; örneğin okul ya da bir çiftlik binası olarak da kullanılmış olabilirdi.
Kemerli pencereler, ahşap motifli kapılar, tuğla ile dönülmüş pencere söveleri
dikkatimizi çeken unsurlardı. Yapı esasen taş ve ahşap malzeme kullanılarak
inşa edilmiş olmalıydı. Acıyarak ama hayranlıkla izledik yıkıntıları; nasıl bir
hikayesi vardı acaba? Bu kocaman avluda neler yaşanmıştı? Merakımızı
gideremeden Kebir Camii’ne doğru yürüdük.
Bir konağı ya da fabrikayı andırıyordu dışardan.
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
(Şubat 2025)
Kentin en
eski camisi olan Kebir Camii, yani
Koca Cami, Camiönü sokağında yer alıyor. Gösterişli mermer giriş kapısının
üzerinde, dönemin ruhuna uygun olarak; milli refleksin hassasiyetini gösteren ay
yıldız motifleri bulunuyor. Hemen bu kapının yanındaki Bergama Müftülüğü’nün
levhasında ise, caminin 1888 yılında yapıldığı yazılı... Mart 2004'de yine Zeytindağ sokaklarında dolaşırken çektiğimiz bir fotoğrafta ise caminin girişindeki duvara çakılı bir mermer levhada ise 1309 Hicri tarihi vardı. Bu ise, Miladi 1891 tarihine karşılık geliyor. Caminin
son cemaat yerinin giriş cephesinde, 5 adet kemerli büyük pencereyi
birbirlerinden birer ince sütun ayırıyor. Caminin diğer cephelerinde yer alan
kemerli ve büyük pencereler de harimin aydınlatılması açısından, gün ışığının
girişine yeterince izin veriyorlar. Harim bölümü ise, zaman içinde
gerçekleştirilen restorasyonlarda tamamen yenilenmiş durumda ve geçmişten gelen
hiçbir dikkate değer mimari parça yer almıyor. Caminin karşısında suyu akmayan
bir eski çeşme var. Büyük olasılıkla o da 19.yy.dan kalma…
(Şubat 2025)
Bergama Müftülüğü'ne ait Kebir Camii'nin girişinde yer alan caminin yapım tarihini belirten levha
(Şubat 2025)
(Mart 2004)
(Şubat 2025)
(Mart 2004)
Camiden
ayrıldıktan sonra meydana doğru yürüdük. Pazar dağılmıştı artık. Biz de meydana
bakan kahvehanelerden birine oturduk. Günün yorgunluğunu kahvecinin getirdiği
sıcacık çaylar eşliğinde dinlenerek çıkardık. Hava soğuk olsa da, Yunt Dağı
dünyasında güzel bir gün geçirmiş; eski hikayelerin ve yaşanmışlıkların
peşinden gitmiştik. Bu da bize yeterdi. Artık İzmir’e dönme zamanıydı. Haydi
vira…
(Mart 2004)
(Şubat 2025)
(MYC; Şubat 2025)
(NF; Şubat 2025)
Dipnotlar
(1)
Strabon; Geographika; Arkeoloji
ve Sanat Yayınları; C622, paragraf 5; sayfa 127-128
(2) İlion: Troia
(3) Attaloslar: Bergama Krallığı’nın en önemli hanedanı
(4) Ord.
Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu
Devletleri; Türk Tarih Kurumu, Ankara-2003; sayfa: 96-103
(5) Eyüp Eriş,
Bergama İnanç Coğrafyası; Bergama Belleten-12. Sayı;
BERKSAV Bergama Kültür ve Sanat Vakfı, Bergama-Kasım 2003; sayfa:71-72; bkz. http://bergama.bel.tr/wp-content/uploads/belleten12.pdf
(7) Fotoğraflar, yazıda
belirtilenler dışında İ.Fidanoğlu
tarafından çekilmiştir.
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC
Emeğinize sağlık…
YanıtlaSilİlginize teşekkürler...İF
SilHer yazınızı ilgi ile okuyorum. Tesekkurler
YanıtlaSilÇok sağ olun. İhsan Bey... Ne mutlu bize... Teşekkürler...İF
SilAyağınıza ve kaleminize sağlık. Gerçekten çok güzel bir gezi ve mükemmel bir anlatım. Bizlere katmış olduğunuz bilgiler çok değerliydi. Teşekkürler...
YanıtlaSilİlginize çok teşekkür ederim. Sağolun bu güzel geri bildirim için...İF
SilMükemmel bir yazıydı, tebrikler..
YanıtlaSilÇok teşekkürler ilginize ve geri bildiriminize. Sagolun.IF
Sil