30 Nisan 2021 Cuma

KARABEL’DEN MAHMUT DAĞI’NA

21 Nisan 2021
İbrahim Fidanoğlu
Giriş 
 
Bozdağlar’ın batıya doğru son uzantıları olan Nif Dağı ile Mahmut Dağı’nı birbirinden ayıran Karabel Geçidi, tarih boyunca kuzeyden ya da doğudan gelerek denize ya da güneye doğru ulaşmayı hedefleyenlerin geçiş yolu olmuştur. Hitit Kralı II. Murşili’nin, Puranda (bir yaklaşıma göre bugünkü Bademgediği Kalesi’nin bulunduğu yer) önlerinde Arzawa Krallığı ile yaptığı savaşı kazanarak, Arzawa Krallığı’nın bugünkü Selçuk Kalesi’nin bulunduğu tepede bulunan başkenti Aphasa’yı ele geçirmesi sonrasında; bölgede oluşturduğu Hattuşaş’a bağımlı vasal beylikler eliyle Batı Anadolu’yu yönetmeye başlar. İşte o dönemde bölgede Hititler adına egemenlik tesis eden Mira-Kuwaliya Beyliği’nin bir anlamda sınırlarını belirleyen bir kaya kabartması da, bu geçide bakan bir kaya kütlesinin üzerinde kendisine yönelik tahribatlar nedeniyle sancılı bir şekilde de olsa, günümüze dek varlığını sürdürebilmiştir. 
 
Nif  sırtlarından Mahmut Dağı'nın görünümü; solda Yukarı Vişneli...
(Aralık 2009)

Vişneli asfaltından Mahmut Dağı'na bakış
(Ocak 2012)

Prof. Dr. Ersin Doğer, İzmir’in Smyrna’sı isimli kitabında İzmir’in savunması açısından son derece önemli bir yere sahip Karabel Geçidi ve çevre topografya hakkında şu bilgileri aktarıyor: 
 
Belkahve eşiği, aynı zamanda Bozdağ’ın (Tmolos) batı uzantısı Mahmut Dağı (Drakon) ile Nif Dağı (Olympos) arasında, Gediz (Hermos) ile Küçük Menderes (Kaystros) çöküntü ovalarını bağlayan Karabel Geçidi’ne de çok yakın konumdadır. Karabel Geçidi ise, Hermos (Gediz) Vadisi’nden gelip Kaystros (Küçük Menderes) Vadisi’ne ve hatta Belkahve Geçidi’ni zorlamadan İzmir’e güneyden sarkmak isteyenlere Tahtalı Dağı üzerinden geçit veren vadilere de hâkimdir. Bu nedenle de Karabel Geçidi, Belkahve Geçidi’nin yanında, barındırdığı Hitit üslubundaki savaşçı kabartması ve Luvi dilindeki sınır yazıtlarının da göstermiş olduğu gibi İzmir’in çevre savunması için oldukça önemli bir konumdadır.”(1) 
 
Karabel geçidi
(Kasım 2006)
 
Mahmut Dağı güzergahından Karabel geçidine bakış
(Nisan 2021)

Karabel Kabartması ya da Hitit Baba Anıtı 
 
II. Hattuşili döneminde (İ.Ö. 1400-1380) zayıflayan Hitit Devleti’nin bu güç kaybından Arzawa Krallığı yararlanır ve en parlak dönemini yaşar. Prof. Dr. Ersin Döğer’in İzmir’in Smyrna’sı isimli kitabında bu dönemdeki gelişen olaylar şu şekilde aktarılmaktadır: 
 
Karabel Hitit Baba Kabartması; bugünkü tahribatlı hali...
(Ocak 2021)
 
Aynı kaya kabartmasının 2014 yılındaki hali
(Kasım 2014)
 
 
“Bir Arzawa ordusu Alçak Ülke’yi (Batı Anadolu-İF) geçip Hatti Ülkesi’ne (Anadolu Platosu-İF) girer ve sınırını Hitit Devleti aleyhine genişletir. Bu saldırının başında muhtemelen, Mısır Kralı III. Amenophis ile mektuplaşan ve firavuna kızını veren Kral Tarhundaradus olmalıdır. Bu ilişkiler Mısır’da bulunmuş ve Arzawa Mektupları olarak bilinen çivi yazılı tabletlerde ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. 
 
Büyük Hitit İmparatorluğu’nun kurucusu Şuppililuma I’in henüz prensliği sırasında ve ardından tahta geçtiğinde (İ.Ö. 1380-1340) Hititler yeniden harekete geçerek daha önce kaybetmiş oldukları Alçak Ülke’yi geri alırlar ve Arzawa Krallığı’nı yeniden vasal konumuna getirirler. Şuppililuma I’in oğlu Kral II. Murşili (İ.Ö. 1339-1306) ise tüm Arzawa Krallığı’nı işgal eder ve ortadan kaldırır. Arzawa Krallığı ile bizzat Murşili komutasındaki Hitit ordusunun Arzawa’nın kalbinde yaptığı savaşlar, başkent Apasas’ın (bugünkü Efes-İF) ele geçirilmesi, Arzawa Kralı yaşlı Uhhazitis’in denizdeki bir adaya sığınması ve ölümü, Murşili’nin önünden Arinnanda Dağı’na (bugünkü Dilek Yarımadası’ndaki Samson Dağı-İF) ve Puranda Kalesi’ne (Bugünkü İzmir-Aydın otoyolunun ikiye böldüğü; Torbalı yakınlarındaki Bademgediği Kalesi-İF) sığınanların geri getirilmesi Murşili’nin Yıllıkları’nda canlı bir şekilde tasvir edilmektedir. Aslında savaş, Murşili’nin iktidarının üçüncü yılında Hitit ordusunun Arzawa ile işbirliği yapan Milawanda’yı (Miletos) ele geçirip yağma ve tahrip etmesi ile başlamaktadır. Arzawa Krallığı’nın fethi, kralın oğullarının direnişleri nedeniyle kolay olmamış, Murşili ve Hitit ordusu en azından iki yıl Batı Anadolu’da oyalanmıştır. Buna rağmen II. Murşili sonunda Arzawa Krallığı’nı ve konfederasyonunu ortadan kaldırmış, topraklarını daha önce konfederasyonun üyeleri olan ve son anda Hititler’e katılan Mira, Seha Nehri Ülkesi ve Hapalla beylikleri arasında paylaştırmıştır.”(2) 
 
Karabel-Mahmut Dağı güzergahından Karabel kaya kabartmasının görünümü
(Nisan 2021)
 
Yürüdüğümüz rotada yer alan Hitit Baba kaya kabartması ile ilgili tanıtım levhası
(Nisan 2021)

Hitit Baba kaya kabartmasının tıpkı basımı; güzergahta yer alan levhalardan biri...
(Nisan 2021)

Arzawa Krallığı’nın II. Murşili tarafından ortadan kaldırılması sonrasında bölgenin yeni hâkimi olarak İ.Ö. 13. ve 12. yy.larda Mira Beyliği ortaya çıkar. Mira Beyliği, II. Murşili’nin Batı Anadolu’da Arzawa Krallığı’nın ortadan kaldırılması sonrasında oluşturduğu üç bağlı beylikten birisidir. Bugünkü Milas’a dek uzanan Kuwaliya topraklarının da katılmasıyla ismi Mira-Kuwaliya Krallığı olarak anılır. Güneybatıda Bafa Gölü civarında; Beşparmaklar’a doğru tırmanan yılan gibi bir yolla ulaşılan Sakarkaya’daki Kral Kupanta Kurinta’nın mührünün bulunduğu bir sınır taşıyla belirlenen bu beyliğin güney sınırı; Bafa Gölü’nü doğu yönünden sınırlayan Beşparmak Dağları’dır. Kuzey sınırı ise, yine Ayrancılar’a oldukça yakın bir konumda; Torbalı-Kemalpaşa arasındaki Karabel Geçidi’nde yer alan ve halk arasında Hitit Baba Kabartması olarak da bilinen Karabel Hitit Savaşçısı Kabartmasıdır. Bu da beyliğin Bozdağlar tarafından sınırlanan kuzey sınırını işaretlemektedir. 
 
Hitit Baba kaya kabartmasının son hali; tahribatlar ortada...
(Aralık 2020)
 
Prof. Dr. Ersin Doğer, yine aynı kitapta J.D. Hawkins’in çözümlemelerine göre; Karabel Geçidi’nde yer alan Hitit Savaşçısı Kabartması’nın yanında Luvi dilindeki yazıtın, Mira Kralı Targasnawa’ya ait olduğunu söyler. Aynı yazıtta şifre edilemeyen iki isimle ilgili olarak ise, yine aynı bilim adamına göre Targasnawa’nın babası Alantalli ve dedesi Kupanta-Kal’a ait olduğu yargısını belirtir. 
 
Ersin Doğer; aynı kitabın Ekler bölümünde yer alan Karabel Geçidi’ndeki anıt ile ilgili olarak resim altı yazısında ise, söz konusu Hitit Kabartması ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:
 
Karabel Kaya Kabartması'nın tahribatlı hallerinden biri
(Kaynak: https://www.arkeolojikhaber.com/haber-uc-bin-yillik-hitit-aniti-karabel-kaya-kabartmasi-boyle parcaladi-20066/)
  
Bozdağlar’ın batı uzantısı Mahmut Dağı ile Nif Dağı arasında, Gediz Vadisi’ni Küçük Menderes Vadisi’ne bağlayan Karabel Geçidi, Antikçağ’da da bölgenin en önemli stratejik noktası olarak kabul edilmekteydi. Büyük İskender’in ordusu da Sardeis’ten Ephesos’a giderken buradan geçmiş olmalıdır. Geçidin her iki yanında bulunan sınır yazıtları ve anıtlar, Herodotos (İ.Ö. 5. yüzyıl) döneminden beri bilinmektedir. Tarihçi, o günkü bilgileri ile anıtın Mısır Kralı Sesotris tarafından bölgenin fethi sırasında yapıldığını zannetmekteydi ve “anıt, Ethiopia Kralı Memnon’a aittir” diyenleri de küçümsemekteydi. Son yıllarda karayolunun genişletilmesi sırasında Hititlerin de kullandığı hiyeroglifle Luvi dilinde yazılmış sınır taşlarını ve diğer kabartmayı kaybeden geçitte tek korunan anıt, doğu yamaçtaki Hitit üslubunda savaşçı kabartmasıdır. Son yıllarda savaşçının başı ve mızrağı arasında oldukça silik olan hiyeroglif yazıtı okumayı başaran J.D.Hawkins’e göre anıt, Hititlerin bölgedeki vasalı (uydusu-İF) Mira Beyliği’nin kralı Targasnawa’ya aittir. Kral, Mira Beyliği ile Seha Nehri Beyliği (Gediz Vadisi’nden Bakırçay Vadisi’ne ve onun arka alanına dek uzanan topraklar; eski Assuwa Ülkesi toprakları-İF) arasında sınır oluşturan Karabel Geçidi’ne oydurduğu bu anıt ile tüm geçidin kendisi tarafından korunduğunu anlatmış olmalıdır. (İ.Ö. 13. yüzyıl) Mira Krallığı, Kral Targasnawa’dan üç kuşak önce Hitit Kralı II. Murşili’nin Batı Anadolu’daki Arzawa Krallığı’nı yenip ortadan kaldırmasından sonra Arzawa’nın topraklarına (Büyük ve Küçük Menderes Vadileri) yayılmış bir beylik olarak Hititlerin desteği ile varlığını sürdürmüştü.”(3) 
 
Kabartmanın son fotoğraflardan biri daha...
(Ocak 2021)
 
Tarihi arka planı yukarıda ifade edildiği şekilde gelişen Karabel Kaya Kabartması, ne yazık ki günümüzde define avcılarının hedefi haline gelmiş durumda. İnsanlık mirası bu değerli kültür varlığı bugüne dek sayısız saldırıya uğradı; patlayıcılarla orası burası tahrip edildi. Ne yazık ki bugünkü sistem, bu insanlık mirası değerli kültür varlıklarını koruyamıyor. Sesi sedası çıkmayan bu biçare varlıklar, defineci kılığındaki bir takım vandalların acımasız saldırılarına maruz kalıyor yıllardır. Bu kültür varlıklarının korunmasından sorumlu ilgili devlet kurumları da iş işten geçtikten ve saldırılar gerçekleştikten sonra müdahale etmeye çalışıyorlar. Elbette bunların hepsi birer beyhude çaba olmaktan öteye gitmiyor. Çünkü defineciler ne yazık ki yine bildiğini okuyor.
 
Karabel'den Mahmut Dağı'na doğru...
(Nisan 2021)

 Karabel’den Mahmut Dağı’na 
 
Batı yönünden Mahmut Dağı’na doğru yönelen en iyi güzergâhlardan birisidir bugün bir kısmını yürüdüğümüz yol. Yakın geçmişte Orman Genel Müdürlüğü tarafından bir eko-turizm alanı olarak tanımlanan rota, yaklaşık 3300 yıllık bir tarihsel arka plana sahip Karabel Hitit Anıtı’nın bulunduğu noktayı Torbalı yönünde yaklaşık 200 metre geçtikten sonra, Mahmut Dağı’na doğru yönelen bir orman yolunun başından başlıyor. Yolun hemen başlangıcında yer alan haritada rota boyunca yer alan işaretlerin anlamları, çeşme ve seyir terasları ile dinlenme alanlarının yerleri işaretlenmiş. Ayrıca yol boyunca yol uzaklık ve yönlendirme levhaları ile bölgenin florası ve faunası ile ilgili tanıtım panoları da yer alıyor. Bunlardan bir tanesi de; yaklaşık olarak Karabel Hitit Baba Anıtı’nı kızılçamlar arasından en iyi gören bir noktada, anıt ile ilgili bilgilerin ve anıtın tıpkıbasımının bulunduğu tanıtım panoları… 
 
Karabel-Mahmut Dağı rotasını ve diğer yan güzergahları gösteren başlangıç noktasındaki bilgilendirme levhası
(Nisan 2021)
 
Yürüyüşün başlarında; yükselirken ağır ağır, kuzeyde Spil başını gösterdi hemen.
 (Nisan 2021)


Önümüzde sanki bir pamuk yığını, solda erguvan ağaçları henüz çiçeklenmek üzere; Karabel'den Mahmut Dağı'na doğru...
(Nisan 2021)
 
Rota başlangıcında hava oldukça ısınmıştı. Armutlu Vadisi’nde mutat kaynak suyu ikmali işini bitirdikten sonra uğramıştık Karabel’e… Vakit öğle üzeriydi. Daha önceki yıllardan bir kez Dereköy üzerinden, diğerinde de Yukarı Kızılca’dan başlayarak Mahmut Dağı’nın zirvesine dek yürümüştük. Sözünü ettiğimiz yürüyüşlerin ikisi de kış aylarındaydı. Oysa bugün zaman darlığı nedeniyle her ne kadar zirvesine dek çıkamasak da; Mahmut Dağı’na doğru, bu kez güzel bir bahar günü tırmanmak nasip oldu. 
 
İlk karşılaştığımız yol levhalarından biri; arkada kızılçamlar...
(Nisan 2021)

Kızılçamlar arasından Karabel geçişinin güney parçası...
(Nisan 2021)
 
Ufukta Spil var.
(Nisan 2021)
 
Yolun başlangıcında yer alan km levhasında; Mahmut Dağı 11 km; Yukarı Kızılca 10,4 km yazmaktaydı. Buradan da anlaşıldığı gibi yol ileride çatallanarak Yukarı Kızılca’ya doğru ayrılıyordu. Yukarı Kızılca’ya güzergâh boyunca iki sapak vardı; erkenci sapak yolun başlangıcından yaklaşık 2 km kadar sonra idi. Diğer sapak ise, bölgenin karakteristik yekpare kaya kütlesi Akkaya’nın yakınlarındaydı. Daha önceki yürüyüşlerimizden biri olan Yukarı Kızılca-Mahmut Dağı rotasını, bu ikinci sapak aracılığı ile bugünkü rotamıza Akkaya yakınlarında bağlanacak olan orman yolunu takip ederek gerçekleştirmiştik. Bugün o günkü yürüyüşümüzün bir kısmını bu şekilde yinelemiş olduk. 
 
Giderek yükseliyoruz; arkamızda Nif Dağı ve Savanda kayalıkları
(Nisan 2021)

Kedi otu (valeriana dioscoridis)
(Nisan 2021)
 
Kuzeyde Spil Dağı, daha önlerde; ovaya doğru Yukarı Kızılca göletleri...
(Nisan 2021)

Yürüyüş yukarıya doğru sürekli tırmanış şeklinde devam etti. Buna rağmen güzergâhın oldukça kaliteli ve eğimin ılımlı bir şekilde artması nedeniyle asla yorucu değildi. Bahar alametleri ve manzarayı seyretmeyi de üstüne eklersek oldukça keyifli oldu. 
 
Solumuzda Kemalpaşa ovasına doğru uzanan topografyada sırayla; Yukarı Kızılca, Aşağı Kızılca ve Armutlu yerleşimleri
(Nisan 2021)
 
Yürüdükçe yükseldik. Karabel Hitit Baba Anıtı’nı geçtikten sonra kızılçamların görüşümüzü engelleyen görüntüleri ortadan kalkmıştı. Çünkü hem çevremizdeki topografyayı görebilmek için yeterince yükselmiş, hem de Mahmut Dağı’na doğru yükselmekte olan sağımızdaki sırtlarda bir orman kesim alanına gelmiştik. Kuzeyde bütün heybetiyle koca Spil kütlesi, arkamızda Nif Dağı ve Savanda kayalıkları, sol yanımızda ise Kemalpaşa ovasına doğru alçalan topografyada Turgutlu’ya doğru sırasıyla Yukarı Kızılca, Aşağı Kızılca ve Armutlu yerleşimleri uzanmaktaydı. 
 
Kızlar elması çiçekte...
(Nisan 2021)
 
Sandal ağaçları çiçeğe durmuş gibi...
(Nisan 2021)

Vadide bembeyaz çiçekleriyle kiraz ağaçları
(Nisan 2021)
 
Ovaya hâkim bir şekilde seyreden yolun kıyısından başlayarak aşağılara dek; envai çeşit nebat, sırtlarda baharın gelişi ile birlikte yeniden çiçeklenerek hayat bulmuşlardı. Bembeyaz çiçekleriyle hemen yol kıyısında kızlar elması (ya da üvez), kahverengi-yeşil arası taptaze yapraklarıyla pırnar meşeleri, ahlatlar, çiçekleri henüz tomurcuk halinde sandal ağaçları, karşıdan bakıldığında sırtlarda yeşermekte olan doğanın üstüne vurulmuş birer ilahi fırça darbeleri gibi duran erguvanlar, topla beni diye bas bas bağıran taze filizleriyle melengiçler ve ağırlıklı olarak kızılçamlar bölgedeki ağaç örtüsünün dikkati çeken unsurlarıydı. 
 
Dalında erguvan çiçekleri
(Nisan 2021)
 
Göz alıcı mor renkli çiçekleriyle eşek dikenleri
(Nisan 2021)

Sarı renkli çiçekleriyle kaplan otları (doronicum orientale)
(Nisan 2021)
 
Koyun gözü ya da İzmir papatyaları (asteracae bellisperennis)
(Nisan 2021)
 
Onu yiyen kurduyla yeniden kaplan otu çiçekleri...
(Nisan 2021)
 
Bunun yanı sıra henüz yeni açmış kedi otları, Akkaya civarında koloniler halinde İzmir papatyaları, sarı, geniş ve papatyadan ayrıksı çiçek yapılarıyla kaplan otları, koyu pembe renkli dağ karanfilleri, bir tür çiğdemi andıran ak yıldız çiçekleri, yer yer gölgelerde Arap sümbülleri, sarı renkli hindiba çiçekleri ve bol miktarda gülü andıran pembe ve beyaz renkli çiçekleriyle bayır gülleri (Girit ladenleri) gözümüze çarpan bitki örtüsünün diğer bileşenleriydi. Bütün nebat, üremek ve yeni hayata eklemlenmek derdindeydi. Yanlarından saygıyla geçip gittik yukarılara doğru.
 
Yukarı Kızılca üstünde kireçtaşından yekpare kaya kütlesi; Akkaya...
(Nisan 2021)
 
Aşağılarda Yukarı Kızılca göletleri
(Nisan 2021)
 
Kızılçamlar arasından Yukarı Kızılca göletleri
(Nisan 2021)

Bir süre sonra Yukarı Kızılca’nın hemen arkasından yükselen yekpare kireçtaşından dev kaya kütlesi ve buraların alâmetifarikası; Akkaya civarına geldik. Daha önceki yürüyüşlerimizden birinde Yukarı Kızılca’dan bugün yürüdüğümüz rotaya kavuşan bir başka yolu takip etmiştik. Akkaya’nın batı yüzünden dolaşarak eriştiğimiz söz konusu sapağa, biraz ileride biz de ulaştık.
  
Akkaya
(Nisan 2021)

Mahmut Dağı'nın faunası hakkında yol üstünde bir tanıtım levhası
(Nisan 2021)

Yukarı Kızılca sapağından sonra; ilk çeşmeye doğru...
(Nisan 2021)

Mahmut Dağı yolunda ilk çeşme
(Nisan 2021)
 
Bir süre sonra kızılçamlar yeniden başladı ve giderek ağaç örtüsü, sık bir ormana dönüştü yeniden. Akkaya’nın yükseklerindeydik artık. Aşağıda Akkaya’nın hemen güneyinde yer alan yangın göleti uzaktan seçilebiliyordu; ancak suyu hemen hemen hiç yoktu. Yürümeye devam ettik. Havadaki hareketlilik giderek artmaktaydı. Daha yukarılardan bir koyun sürüsünün çan sesleri duyuluyordu zaman zaman. Biraz sonra solumuzda uzanan hoş bir düzlüğe geldik. Ormancıların levhasında işaretlenmiş ikinci çeşme burası olmalıydı. Çamların altında kalmış; suyu gürül gürül akan bir çeşme ve hayvanların rahatlıkla su içebilmesi için oldukça uzun bir yalağı vardı. Çeşmenin oluğundan gelen su, yalağından taşarak düzlükteki nebata can veriyordu. Her yer İzmir papatyaları ile kaplıydı. 
 
İlk çeşme düzlüğü
(Nisan 2021)

Mahmut Dağı'nın buz gibi kaynak sularından içtik.
(Nisan 2021)
 
Her yerde İzmir papatyaları...
(Nisan 2021)
 
Burası mola ve dönüş noktamızdı; sokağa çıkma yasağının başlama zamanına yaklaşmaktaydık. Bir şeyler yemek ve dinlenmek için burası idealdi. Biz sıcacık kahvelerimizi içerken, yukardan yaklaşmakta olan sürünün çıngırak sesleri yeniden duyulmaya başladı. Seslerin yoğunluğundan anlaşıldığı kadarıyla sürü oldukça büyüktü. Köpek var mıydı? Çobanın bağırışları da duyuluyordu arada bir ama. Kısa bir dinlenme molasından sonra, Mahmut Dağı’na yaklaşık 6 km kala geri dönmeye karar verdik. Üzerimizdeki bulutların da iyice karardığı bir andı bu. Geldiğimiz yoldan hızlı bir şekilde inmeye başladık. Korkumuz şiddetli bir bahar sağanağına yakalanmaktı. Çünkü yağmurluklarımızı bile arabada bırakmıştık. Oysaki pırıl pırıl bir havada başlamıştık yürüyüşümüze. 
 
Nisan yağmuru yağarken...
(Nisan 2021)

Dönüş yolunda ıslanmak da güzeldi.
(Nisan 2021)
 
Tükürük otu (ornithogalum)
(Nisan 2021)
 
Biraz sonra yağmur, hafif hafif ıslatmaya başladı. Ama beklediğimiz gibi olmadı; çıkarken sürekli tırmanışın da etkisiyle bizi bunaltan havanın yerini, yağmurla birlikte tatlı bir serinlik almıştı. Spil’e doğru uzanan görüş alanımızda ovaya ve daha ilerilere yağmur yağmaktaydı şimdi. Islansak da doğrusu, bu görüntüsü de güzeldi doğanın. Yaklaşık üç saatlik yürüyüş boyunca baharın türlü hallerine tanıklık etmiştik gün boyunca.
 
  Dönüş yolunda bir küçük dereciğin sesini dinledik.
(Nisan 2021)
 
Mahmut Dağı yolunda bir küçük derecik, ovaya doğru akıyordu.
(Nisan 2021)
 
İnişte dikkatimizi çeken küçük bir sel yatağından akan suyun şırıltısını dinledik bir süre. Ne güzel akmaktaydı sırtlardan aşağıya; buralardaki hayatın kaynağı su. Toprak yolu; altındaki menfez kanalıyla aşan küçük derecik, alçalan vadiye doğru akışını sürdürmekteydi. Biraz ileride yol kıyısındaki erguvanların da bu kaynaktan beslendiği aşikârdı; erguvani renkleriyle göz alıcıydılar doğrusu. 
 
Yol kıyısında erguvanlar...
(Nisan 2021)
 
Hindibalar
(Nisan 2021)
 
Arap sümbülleri
(Nisan 2021)

Bayır gülleri (Girit ladeni ya da adaçayı yapraklı laden); yağmurdan sonra...
(Nisan 2021)
 
Yağmur bir süre sonra durdu; Nisan yağmuruydu sonuçta yağan. Başlangıç noktamıza oldukça yaklaşmıştık. Zaman kısıtı nedeniyle tam tekmil bir yürüyüş yapamasak da, bu bile bize oldukça iyi gelmişti. Yaklaşık olarak üç saat boyunca; dik bir güzergâhta, 10 km kadar yürümüştük. Mahmut Dağı’nın zirvesine çıkamasak da, pandemi ortamında; kısa günün karı olarak heybemize attık yaşadıklarımızı. Şimdi artık İzmir’e dönüş zamanıydı. 

Dipnotlar:
1.       Prof. Dr. Ersin Doğer, İzmir’in Smyrna’sı; İletişim Yayınları, 1.Baskı, 2006-İstanbul; Sayfa: 15 
2.      Prof. Dr. Ersin Doğer, a.g.e; sayfa:42 
3.      Prof. Dr. Ersin Doğer, a.g.e; Ekler bölümü; sayfa:168 
4.      Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir. 
 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

10 yorum:

  1. Doğa ve çekilen resimler harika...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun. İlginizin devamlılığı dileğiyle...İF

      Sil
  2. Bloğunuz çok güzel seo tasarımı olsun fotoğraflar olsun. Benim bloğuma da göz atabilirsiniz. :)

    YanıtlaSil
  3. Gezdiğiniz yerler muhakkak ki çok güzel ama bence önemli olan diliniz. Son derece başarılı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli geri bildiriminiz için teşekkürler... İlginizin devamlılığı dileğiyle...İF

      Sil
  4. iyi günler arinanda dağı ile ilgi bir çalışma yapıyorum ve sizden bilgi edinmek istiyorum saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize teşekkürler... İsteğinizi spesifik bir şekilde bloğun altında yer alan e-mail adresime iletirseniz değerlendirebiliriz. İyi çalışmalar.IF

      Sil
  5. SELAM SAYENİZDE BİRÇOK KONUDA BİLGİ SAHİBİ OLDUM YÜRÜYÜŞLERİM DAHA KEYİFLİ OLMAYA BAŞLADI TEŞEKKÜRLER

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman ne mutlu bize... İlginizin devamlılığı dileğiyle...İF

      Sil