8 Haziran 2012 Cuma

BAYINDIR’IN YALNIZ VE HÜZÜNLÜ KÖYÜ ÇIPLAK – BİR ÇOCUKLUK HATIRASI


8 Haziran 2012
İbrahim Fidanoğlu

Bugün bir çocukluk dünyasında kalmış anıların peşinden gittik, Bayındır’a doğru. Orada şimdi Eski Çıplak diye terk edilmiş; dere yataklarında yalnız bülbüllerin ve uzaktan gelen guguk kuşlarının sesleri arasında kendi kaderini ve yalnızlığını yaşayan bir köy var. 1980’li yıllarda köylünün isteği doğrultusunda aşağıdaki ovaya; şimdiki Yeşilova adıyla anılan yeni köye taşınan köylüler, bütün yaşanmışlıkları ve hatıralarını yüzyıllarca kutsallık atfettikleri Dededağ’ın eteklerindeki o eski yerde bıraktılar ve ovada yeni bir yaşam kurdular. Bıraktıkları kerpiç ve taştan yapılmış, hatıraları süsleyen eski yaşam mekânlarının çoğu giderek zamanın ve doğanın aşındırmasına direnemeyerek yıkılıp gittiler. Hala nelerin kaldığını görmek ve o çocukluk hatıralarını yâd etmek üzere, bugün üç arkadaş Kemalpaşa – Armutlu – Çınardibi (Kavakalanı)- Osmanlar – Balcılar - Yakapınar (Uladı) rotası ile Eski Çıplak köyü civarında ovada ve küçük tepelerin üzerinde dolaştık; geçmişin izlerini aradık durduk.


Yürüyüş rotası 8600m
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Gezimizin ana fikri kendisi de bu köyden olan değerli dostumuz, Foça’dan bizlere katılan Coşkun Dilme ağabeyimizden geldi. Ne zamandır aramızda konuşup da bir türlü fırsat bulup yapamadığımız bir rotaydı. Bu köyde doğup, bu köyde ilkokulu okuyan, önündeki sekiden aşağıdaki ovaya bakan bahçesinde; envai çeşit meyve ve sebzenin yetiştirildiği taştan bir evde yaşayıp buraların havasını soluyan değerli ağabeyimizle o günlere gitmek ve çevredeki keşfedilecek güzellikleri görebilmek amacıyla sabah saat 7.30 civarı Karşıyaka’da buluşarak Bornova’ya hareket ettik. Bornova’dan son yolcumuzu da aldıktan sonra rotamızı Kemalpaşa yönüne çevirdik.

İzmir – Ankara asfaltından Armutlu sapağı yoluyla ayrılarak Armutlu Kasabası’nın kalbine, merkezdeki Belediye Parkı’na ulaştık. Parkın tam ortasında yer alan; Atatürk büstünün oturduğu ve üstünde 1932 tarihini taşıyan mermer kaidenin işçiliği ve estetiği dikkat çekiciydi. Alanda yer alan kahvehanelerden birinde; çayların ve Karşıyaka’dan aldığımız gevreklerin eşliğinde yaptığımız mükellef bir kahvaltı ile güne merhaba dedik. 


Armutlu parkı

Kahvaltı sonrasında Armutlu’dan Kızılcaova’ya kadar uzanan ve kanyon diyebileceğimiz derecede oldukça derin bir vadinin yamacından seyreden asfaltı takip ederek vadiye girdik. Bu yıl geçen haftaya kadar neredeyse durmaksızın yağan bereketli yağmurlarla coşan tabiatın yeşilliği içinden süzülerek, kısa bir süre sonra Pomak köyü Bayramlı’ya ulaştık. Köyün bulunduğu rakım ve Armutlu’dan içerilere doğru uzanan boğaz üstündeki konumu nedeniyle, kahve içmek için mola verdiğimiz köyün kahvehanesi oldukça serindi. Hani üşüdük desek yalan olmaz. Kısa bir dinlenme sonrası Çınardibi – Osmanlar rotası ile Yakapınar vadisine ulaştık. Yol boyunca içinden geçtiğimiz Kemalpaşa’nın dağ köylerinde kirazcılar, henüz tezgâhlarını açmamışlardı. Hareketlilik vardı; ancak sorduğumuzda kamyonların erik sarmaya geldiklerini öğrendik. Kiraz da eli kulağındaydı; ovada ise kiraz alımları neredeyse bitmek üzereydi. Ovada bundan sonraki parti şeftali olacaktı.

Çınardibi köyünden yaklaşık 700 metre yükseklikten başlayan ve Yakapınar’da 90 metrelere kadar inen derin bir vadinin dibine doğru sürekli indik. Bayramlı’da bıraktığımız o serin havayı giderek aratacak sıcak hava yüzümüze çarpmaya başladı. Yazın ilk yüzü ile Bayındır’a doğru Yakapınar’da karşılaştık. Sararmış otlar, biteviye öten cırcır böcekleri, sıcağa direnen sapsarı sığır kuyrukları ve mor çiçekleriyle kengerler giderek bastıran sıcağın içinde ilk dikkatimizi çekenlerdi.

 Pek dikkatimizi çekmez ama güzeldir: Sığır kuyruğu çiçeği

Vadiden ovaya doğru aşağıya inerken, Uladı deresinin içine kurulmuş son derece temiz ve düzenli bir alabalık kır lokantası ile karşılaştık. İşletmecisi Emin Bey ile kısa bir sohbet yaptık, tesisi dolaştık. Derenin iki yakasında çınar ağaçlarının gölgesi altına yerleştirilmiş çok sayıda masa ve kerevet yer alıyordu. Yazın bile şırıl şırıl akan derenin sesi eşliğinde, çınarların koyu gölgesi altında; burada bir dinlenme molası vermek herhalde güzel olsa diye düşündük ve yolumuza devam ettik. Dere Canlı Alabalık tesislerini geçince hemen solumuzda yükselen tepenin zirvesinde bir gözetleme kalesinin kalıntılarına takıldı gözlerimiz. Coşkun Bey’e göre bu kale, Selçuk – Belevi yolu üstünde yer alan Keçi Kalesi ile haberleşebilen bir konumdaydı. Ancak kaleden geriye çok fazla bir şey kalmamıştı. Aşağıda bulunduğumuz noktadan; kalenin kendi üstüne yıkılarak giderek bir moloz yığını görüntüsünü almış son halini fark edebildik. Yakapınar’a doğru yolumuza devam ettik.

Muhtemel gözetleme kalesi

Bayındır’ın Alevi köylerinden olan Yakapınar’ın eski ismi Uladı imiş. Daha sonra değiştirilip Yakapınar adı verilmiş. Neyse ki, hemen köyün ilerisinde ovaya doğru akan Uladı Deresi eski ismini hala korumaya devam ediyor. Yakapınar Köyü vadinin sonunda yer alan son derece bakımlı mezarlığı ile dikkat çekiyor. Mezarlık, aile mezarlıkları şeklinde odalar halinde düzenlenmiş. Haftanın belli günlerinde köyün insanlarının; yakınlarının mezarlarını ziyaret ederek, mezarların ve çevrenin temizlik ve bakımını yaptıkları, mezarlıkta yer alan çiçekleri ve diğer bitkileri sulayıp otlarını temizledikleri ve hatta burayı bir anlamda ölmüş yakınlarıyla birlikte zamanı paylaştıkları bir yaşam alanı haline getirdikleri anlaşılıyor. Bu insanların ölmüş yakınlarına karşı duydukları özlemi ve saygıyı bu şekilde pratiğe yansıtmış olmalarına gıpta ederek, ülkemizdeki diğer tüm bakımsız mezarlıkların da buna benzer bir hale gelmesini diledik ve kabirlerin yanından ayrıldık.

Uladı mezarlığından...

Yakapınar mezarlığının biraz ötesinde, Uladı dere yatağına bitişik konumda yer alan büyükbaş hayvan çiflikleri ve zeytinyağı – pirina fabrikalarına yakın bir yerde arabayı bıraktık ve yürüyüşe başladık. Vadinin yukarılarında çağıldayarak akan Uladı Deresi, Yakapınar yakınlarında bir anda gözden kayboldu ve biz çakıllarla kaplı bir dere yatağı ile baş başa kaldık. Belli ki dip suyundan beslenen zakkumlar bütün dere yatağını sarmıştı. 

Zakkumlar ve gezginler


Biraz ilerde ise sığır kuyruklarının sarı çiçekleri zakkumların pembesine arkadaşlık ediyorlardı. Bir süre dere yatağından yukarıya doğru yürüdük. Biraz ilerde Coşkun Bey’in küçücük bir çocukken ninesiyle birlikte tarlaya giderken üstünden geçtikleri Uladı köprüsünden bugüne kalan üç kemerli yıkıntısı ile karşılaştık. Köprünün kemerleri altındaki gölgeye sığınmış iki köpek bizden ürküp hızla uzaklaştılar. 

Uladı köprüsü kalıntısı

Köprünün yanından eski bir hamam yıkıklığının bulunduğu Eski Çıplak köyü yönündeki sırta doğru tırmandık. Dere yataklarını, patikaları ve yaşlı zeytin ağaçlarının diplerini çevreleyen eski zamanlara ait sekileri geçerek makilerin yoğun olduğu bir vadiye ulaştık. Coşkun Bey’in anlatımına göre bu alanda köylülerin Hamam Yıkıklığı dedikleri sıcak su kaynayan ve eski bir hamamın kalıntılarının bulunduğu bir bölge varmış. Yaklaşık zamanımızdan 50 yıl kadar önce köylüler bu sudan faydalanmak üzere hamamın bulunduğu yere gelip yıkanırlarmış. Ama bugün için çalılıklar içinde kaybolmuş birkaç duvar parçası dışında hiçbir ize rastlayamadık. Böğürtlenler etrafı öyle bir sarmışlardı ki; altlarında neyin olduğunu anlamak neredeyse imkânsızdı.

Hamam Yıkıklığı mevkiinden zeytinlikler arasında uzanıp giden toprak yolu takip ederek ayrıldık. Eski yıllarda Tire Müzesi tarafından küçük sondajlar şeklinde kazı yapılan ve yörede Nazardağ olarak bilinen, Canlı yönünde ovaya bir gemi pruvası gibi uzanan alçak tepeye doğru yürüdük. Biraz sonra Deli Hasan Pınarı’nın altından geçtik ve bizi Nazardağ’a ulaştıracak iki tepeyi birebirine bağlayan sırttan bir süre yürüdük. Nazardağ’ın zirvesine ulaştığımızda kazılardan kalan birkaç çukur ile karşılaştık. Başka da bir şey yoktu. Tepeden Bayındır yönüne baktığımızda aşağıdaki vadinin yukarısına doğru Eski Çıplak Köyü uzanıyordu. Nazardağ’dan; köyün yalnız ve hüzünlü halini fotoğraflayıp tepeden Eski Çıplak Köyü yönüne doğru inmeye başladık.

Eski Çıplak köyü

Köye yaşlı bir çitlembik ağacının altından geçerek girdik. Gölgesiyle yolu kaplayan bu mübarek ağacı selamlayıp geçtik. Kulaklarımızda dondurmacı Kara Veli’nin bir zamanlar çocukları çağıran sesi yankılandı sokaklarında yürürken. Ama kimse yoktu bizden başka terk edilmiş köyün sokaklarında. Köyün camisine doğru yürüdük. Cami de aynı sessizliğe bürünmüştü. Ancak; yıkanıp kurumaya bırakılmış caminin halılarından zaman zaman da olsa ibadete açık olduğu anlaşılıyordu. Caminin yan duvarının dışında dere yatağına doğru inen merdivenin başında çarkıfelek kabartmalı bir büyük mermer kesme taş, ayrıca devşirme malzemeden yapılmış caminin yekpare dev mermer basamakları dikkat çekiciydi. Caminin karşısında terk edilmiş köy kahvehanesinin yıkık dökük haline bakarak, hemen önündeki gölgelikte öğle yemeğimizi yedik. Sıcağın etkisi iyice artmıştı. Bir süre caminin çeşmesinin başında dinlendik ve kendimize geldik.

 Çarkıfelek deseni işlenmiş mermer taş 

Dinlenme esnasında Coşkun Bey, çocukluğunda köye gelen eski seyyar sinemacılardan söz etti. Köyün meydanına kurulan portatif perdelerde iki film birden oynatan köy sinemacıları dört beş gece köyde kalırlarmış. Bu geceler köyde bir panayır havasında karşılanırmış. Sinema, köy çocukları için anlatılmaz bir serüvene yolculuk anlamı taşırmış. Bal tadındaki çocukluk sinemaları bizi o günlere, çocukluk hatıralarımıza doğru alıp götürüverdi. Aşağıdan camiye doğru yaklaşan motosikletin sesi bizi bu rüyadan uyandırdı. Artık gitme zamanıydı.

Yemek molası sonrası köyün yukarısına doğru yürüdük. Hemen yolun sağ köşesinde köyün çamaşırhanelerinden biri vardı. Tarihi çeşmenin kitabesi yalağın içine düşmüştü. Köyde bu çamaşırhaneler için avlaka isminin kullanıldığını Coşkun Bey’den öğrendik. Avlaka ve çeşmesinin hazin hali hepimizi etkiledi. Köyde halen bazı evlerde yaşam belirtisi vardı. Sokaklarda yürürken bazen evlerin bahçelerinden gelen insan sesleri, bazen yukarı doğru caminin önünden geçip giden bir motosiklet sesi, yada karşımıza çıkan dinlenmedeki bir atın bizi gördüğündeki şaşkın bakışları bu yaşamın izleriydi sadece.

 Avlaka Çeşmesi

Çıplak Köyü’nün eski evleri çoğunlukla yıkılmış ve metruk durumdaydı. Ancak köyde yeni yapılmış bir kaç betonarme ev mevcuttu. Bunlar da köye dışarıdan gelen ve çoğunlukla da göçmenler olarak adlandırılan bir kesime mensuptu. Avlakanın yanından yukarıya dev çitlembik ağacının bulunduğu kavşağa doğru yürüdük. Çitlembik epey hırpalanmış, büyük ihtimalle toprak yolun düzenlenmesi esnasında köklerinin büyük bir bölümü dışarı çıkmıştı. Ama o hala bütün ihtişamı ile insanın ve zamanın büyük tahribatına karşı direniyordu. Altındaki gölgede biraz soluklandık, yaşamı savunmak adına çitlembiğin bu kutsal direnişini selamladık. 

Çitlembik kökü

Köyün dışına doğru giden yolu takip ederek, Dededağ yönüne doğru yürüyüşe geçtik. Rivayet odur ki; Çıplak Köyü’nün soğuk kış gecelerinde bu dağın tepesinde bir ateş yanar ve bir eren baba bu tepeden köyün üstüne doğru ziyaretler gerçekleştirirmiş. Bu dedenin yüzü suyu hürmetine dağın adı da günümüze dek Dededağ olarak anıla gelmiş. Dağın zirvesine yakın bir konumda da dedenin köylüler tarafından kabul gören ve ziyaret edilen bir makam mezarı da bulunmaktaymış.

Dededağ rampasına tırmanmaya başlamadan önce, köyün sonuna doğru sokaklar arasında yürürken, ikinci bir avlaka ve yeni onarılmış çeşmesi ile karşılaştık. Köyde gördüğümüz her iki avlaka da küçük birer dere yatağının üstüne kurulmuştu. Şimdi kurumuş olan dere yatağının üstü mika şist kayalardan elde edilmiş kayrak taşlarla örtülmüştü. Büyük ihtimalle dağdan gelen derenin temiz suyu ile hem çamaşırhane hem de çeşme besleniyordu.

Avlaka (Çamaşırhane) ve çeşmesi

Küçük dere yatağını atlayarak Dededağ’a tırmandık. Oldukça dik bir topoğrafyada yürüyüşümüzü zigzaglar çizerek sürdürdük. Sırta vardığımızda dağın öte yüzünde Elifli Köyü’nü gördük. Dededağ’ın zirvesinde yükseklik 232 metre idi. Dolaştığımız diğer tepelerde olduğu gibi burası da zeytin ağaçları ile kaplıydı. Tepeden aşağıya doğru baktığımızda, bütün Küçük Menderes Ovası ayaklarımızın altındaydı. Biraz ilerde Canlı Kasabası ve Yakapınar Çayırı uzanıyordu. Dağın zirvesinde defineciler tarafından açılmış üç büyük çukur tespit ettik. Çevrede büyük bir toprak küpün kazılar sırasında zarar verilerek kırılmış iri parçalarını bulduk. Bunları bir araya getirip fotoğrafladık. Büyük bir su yada zeytinyağı kabı olmalıydı. Tepeye tırmanırken de çevreye saçılmış kiremit ve çömlek parçaları dikkatimizi çekmişti. Sıcağın etkisi ile bir zeytin ağacının gölgesine sığınarak bir süre ovayı seyrettik ve dinlendik.

Muhtemel zeytinyağı küpü parçaları

Dinlenme sonrası Batı yönünde dağdan aşağı inerek Eski Çıplak Köyü’nü Bayındır – İzmir karayoluna bağlayan köy asfaltına vasıl olduk. Köye doğru biraz ilerledikten sonra, Batı yönünde tekrar zeytinlikler arasına daldık. Bu kez hedefimiz, Eski Çıplak Köyü’nün ovada yer alan tarihi mezarlığı idi. Şimdi körelmiş eski kervan yolunun yakınından geçen bir dere yatağını takip ederek, zeytinlikler arasındaki mezarlığa ulaştık. Mezarlık çok geniş bir alana yayılmıştı. Okuyabildiğimiz taşlardan birinde Hicri 1187 (Miladi 1773) tarihini tespit ettik. Bu da bize yaklaşık olarak 18 yy.da bu köyde yerleşik bir hayatın olduğunu göstermekteydi.

Eski mezar taşlarından

Uzun süre 32 derece sıcağın altında mezarlıkta dolaştık. Belli ki, buraya çok yakın bir antik yerleşime ait olması kuvvetle muhtemel antik malzemenin, bu mezarlıkta mezar taşı olarak kullanıldığını gördük. Bunların içinde üzerinde istiridye kabuğu ve yumurta desenlerinin işlendiği gri mermer alınlık parçası gördüklerimiz arasında en dikkate değer bir mimari parçayı oluşturuyordu. Ayrıca farklı çapta ve geometride (dairesel ve eliptik kesitli) muhtelif sütun parçaları da mezarlık alanına saçılmış vaziyette bulunmaktaydı. 

Tarihi Çıplak mezarlığında istiridye kabuğu ve yumurta desenleri işlenmiş mermer alınlık parçası

Gördüğümüz manzara, mezarlığın derbeder hali ve sahipsizliği; bu değerli mimari parçaların daha fazla zarar görmemesi açısından, Kültür Bakanlığı’nın yerel temsilcileri olan en yakındaki müze yetkililerinin ve diğer kamu görevlilerinin konuya acilen müdahil olmalarını gerektiriyordu. Gezi boyunca kırsalda dolaştığımız tüm alanlarda bu hazin manzaraya sürekli tanıklık ettik ve bir an önce bir nebze de olsa düzeltilmesi yönünde temennide bulunduk.

Bu toprağın geçmişinde saklı şifreleri bağrında taşıyan tarihi Eski Çıplak Köyü Mezarlığı’ndan hüzünle ayrıldık ve Yakapınar yönüne doğru, Uladı dere yatağına yürüdük. Bu gezinin tamamlandığı anlamına geliyordu. Arabaya ulaştığımızda sıcak bizi bitirmişti. Arabada bıraktığımız ateş gibi sularla elimizi yüzümüz yıkayıp yola çıktık. Kızgın güneş hala tepemizde bize göz kırpmaktaydı.

Yol yapım çalışmaları devam eden Bayındır – İzmir yolu toz toprak içindeydi. Yine geldiğimiz gibi Kemalpaşa yönüne döndük. Tozdan kurtulmak için, bu kez Çiftçi Gediği’nden Kızılcaova’ya doğru saptık. Kızılcaova’nın sağlı sollu dut ağaçları ile donatılmış ana girişindeki yolu kat ederek köyün bir konfor mekânı olarak düzenlenmiş havuzlu kahvesine uğradık. Kahvede dut ağaçlarının altındaki masalardan birine oturup, havuza dökülen dağdan gelen suyun serinliğinde; yerel İzmir gazozlarımızı ve arkasından çaylarımızı içerek hararetimizi gidermeye çalıştık. Kısa bir dinlenme anı sonrasında yeniden yola çıktık ve Kızılcaova – Dağtekke – Helvacı - Ormanköy – Karakızlar – Karaot köylerinin bulunduğu rotayı takip ederek Dağkızılca kavşağında Torbalı – Kemalpaşa asfaltına vasıl olduk. Karabel’i geçtikten sonra Kemalpaşa üzerinden İzmir – Ankara karayolu üzerinden İzmir’e doğru yöneldik.

Geride bıraktığımız; hatıralar ve yaşanmışlıklar üstüne kurguladığımız bir gündü sadece. Sıcağın tüm yıldırıcılığına rağmen, dönemin son yürüyüşü yine de doğayla ve tarihle birlikte geçirdiğimiz bir gün olarak yaşamdaki kazanç hanesine yazıldı en azından… Hoşçakal Çıplak Köyü; hoşçakalın hatıralar; atalarımızdan yadigâr…

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC





Daha fazla fotoğraf için tıklayınız  

15 yorum:

  1. Çıplak Köyünden Gürcan DİLME
    Bayındır çıplak köyü gezinizi çok beğendim bende gelmek isterdim yazı ve resimler için teşekkür ederim emeğinize sağlık ----Coşkun DİLME'nin yeğeni----

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Coşkun Bey'in rehberliğinde yaptığımız gezimizle ilgili yayınımızı beğendiğinize sevindik, teşekkür ederiz.
      Selam ve sevgilerimizle...

      Sil
  2. Merhaba ben 1971 doğumluyum benimde çocukluğum bu çıplak
    köyünde geçti kelimenin tekanlamıyla harik günlerdi şimdi almanyada
    yaşıyorum ogünlerimi arìyorum insanların doğasında var kaybettikten sonra
    anlıyoruz bazı deyerleri neyse elinize kaleminize sağlık haber çok güzel olmuş kòyüm ve
    kendi adıma çok teşekkür ederim.fuat nişancıol köyde lakabımız paşalar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğeniniz için teşekkür ederiz.

      Sil
  3. buraya hiç gitmedim ama çok güzelmiş bayıldım :)

    YanıtlaSil
  4. çok duygulandım burası benim köyüm emek veren herkese çok teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımıza ve emeğimize göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz.
      Bizi izlemeye devam edin lütfen...











      Sil
  5. ARABAYLA GEZMEK MÜMKÜNMÜ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette mümkün; Biz o günkü yürüyüşümüzü Yakapınar Köyü'nden başlayarak Uladı Deresi vadisi boyunca yürüyerek eski Çıplak Köyü'ne doğru ilerleyen bir rota üzerinden yapmıştık. Yazının içindeki haritayı da incelerseniz bir fikir edinebilirsiniz. Ancak en kolay yol için, İzmir-Bayındır karayolundan Bayındır'a doğru giderken Canlı Kasabası'na gelmeden sola doğru Elifli Köy Yolu civarından sapmanız gerek. Yine de emin olmak için orada birilerine sorarsanız iyi olur. Tüm meraklı gezginlere kolay gelsin...

      Sil
  6. İbrahim bey, yazınız için sizi canıgönülden tebrik ediyorum Bugun Bayındır Çiçek Festivalini görmek için İzmir den geldik, görülecek seyleri Google layıp köyü gördük. Arabayla çıktık ve hem manzarasına hem kuş seslerine hem de sessizliğine hayran kaldık. Elifli den girdik, yoldaki kuduz şüphesi tabelası bizi tedirgin etse de devam etmekle çok iyi bir karar aldığımızı gördük. Bir doğa harikası. Daha çok sahip çıkılması, en azından bir tabela konulması dileğiyle Sevgiler, selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Esra, samimi yorumun için teşekkür ederim. Eski bir Ebruli dostu olarak bu noktada buluştuğumuza inan ki sevindim. O da eski bir Ebruli gezgini olan Değerli Coşkun Dilme Ağabeyin doğduğu köydür Çıplak köyü. O gün gerçekten hem hüzünlü hem de çok doyurucu bir gezi yapmıştık. Umarım diğer yürüyüş yazılarımıza da ilgini esirgemezsin. Ben de sana sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
      İF

      Sil
  7. Çıplak köyü 1530 yılı tapu tahrir defterinde olan köylerden biridir. Yakınlarında Altıntaşı adlı köyle birlikte adı yazılıdır. Belki Altıntaşı bu gün mevki olarak kalmıştır. Yine Uladı ve Elifli köyü de Çıplak ile birlikte 1530 yılı köylerindendir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkılarınız için teşekkür ederiz. Köyün eskilere dayanan bir geçmişi olduğu mezarlığındaki mezar taşlarından da anlaşılıyordu. 1530'dan öncesi de var görüldüğü kadarıyla. Siz Osmanlı yerleşimi olarak geçmişini değerlendirmişsiniz. Kadim bir yerleşim olduğu her halinden belli. Bayındır civarındaki bu bilgiyi kim verebilir diye düşündüm; geçen yıl 16-17 Nisan 2015 tarihlerinde Bayındır'da düzenlenen sempozyumun en dikkati çeken sunumlarından birini yapan (çeşme kitabeleriyle ilgiliydi sanırım) Necat Çetin Hoca olabilir mi diye aklımdan geçirdim. Doğruysa onaylayın lütfen. Katkılarınızın devamını dileriz. İF

      Sil
  8. Gerçekten çok güzel anlatmışsınız benimde bilmediğim bazı hususları sayenizde öğrenmiş bulunuyorum. Bende aslen konyalıyım buradan bir ev aldım gidip geliyorum. Sizde gündüz geldiğiniz için gece manzarasını seyretmek imkanınız olmamıştır. Eski çıplak gündüz ayrı bir güzel ancak gece bambaşka güzel düşünün aynı anda Torbalı, Selçuk, Tire ve Bayındır köylerine ait ışıklarını seyredebileceğiniz hele birde köylerde düğün varsa havaii fişekleri izlemenin belli saatlerde tren geçişini izlemek birde gece saat kaçta yatırsan yat sabah erkenden uyanıp uykunu aldığın sabahları horoz ve köpek seslerinin geldiği bolca rüzgarlı olduğu sessiz sakin tam bir köy yaşamı geldiğinizde su deposunun altındaki evime misafir olarak beklerim herkese selam.......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın takipçimiz, öncelikle güzel satırlarınız için teşekkür ederiz. Çıplak köyüne; oralı olan ve çocukluğu köyün yerleştiği o sekide geçmiş değerli bir ağabeyimizle birlikte gitmiştik. Gerçekten biz de çok etkilenmiştik, o gün dolaşırken oralarda. Siz de o atmosferi çok güzel ifade etmişsiniz. Bizi oralara götüren değerli Coşkun Ağabey,satırlarınızı okursa eğer, o da çok mutlu olacak ve çocukluk günlerini hatırlayacak. Size tekrar teşekkür eder, değerli katkılarınızın devamını dileriz. İF

      Sil