21 Şubat 2012 Salı

KEMALPAŞA / DEREKÖY – MAHMUT DAĞI (Kuzey yüzü) YÜRÜYÜŞÜ


21 Şubat 2012

Yaklaşık 10 yıldır İzmir’de görülmemiş soğuk havaların ve alçak basıncın baskısı altında geçen iki haftadan sonra İzmir’i çepeçevre saran karlı tepelerden birine; Kemalpaşa’nın vakur başlı zirvesi Mahmut Dağı’na doğru harekete geçtik. İzmir’in her yanından ve özellikle güney ve güney batı yönünden ihtişamlı görünüşü ile olduğundan daha heybetli görünen büyüleyici Mahmut Dağı daha önceden güney yönünden deneyip de vaktimizin sınırlı olması nedeniyle yaklaşamadığımız bir ilk göz ağrımızdı. Sabah saat 11 gibi Kemalpaşa üzerinden Dereköy’e ulaştık. Güney ilçelerinde filizlenen bahar daha buralara pek uğramamıştı. Hele karlı zirvesi ile Mahmut Dağı, insanın içini ürperten bir havadaydı. Sabah açık ve az bulutlu, kısmen güneşli bir havada yürüyüşe başladık. Sıcaklık köye vardığımızda 6 derece civarındaydı. Gün içinde köyde sıcaklık 14 dereceye kadar yükseldi; ancak Mahmut Dağı’nın zirvesinin hemen altındaki düzlükte (Kocaçam Düzlüğü) azığımızı yediğimiz alan karla kaplıydı ve ayaz vardı.

Yürüyüş rotası 22.2 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)
(Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilir veya sağ üst köşedeki "Earth" düğmesini tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)


Dereköy’ün doğu sınırlarında son evleri ve havlayan köpekleri ardımızda bırakarak orman yoluna girdik. Ağaç tomruklarından oyularak yapılmış çeşme yalaklarını geçtik; bu kez doğuya ve soldaki; sürekli yukarı doğru tırmanan yolu takip ederek ilerledik. Yol boyunca uzun süre Mahmut Dağı’ndaki erimekte olan kar sularını Dereköy’e taşıyan derecik, bize çağıldayan akışıyla yoldaşlık etti. Doğanın sessizliğini sadece ve sadece ispinozların arka arkaya saydırdığı çılgın ötüşleri bozuyordu. Dere, dört kez yolumuzu kesti; son yağışlarla artan debisi nedeniyle ancak suyun içine bırakılmış taşların üstünden atlayarak dereyi geçebildik. Daha sonra dere bizden uzaklaşarak sağda ilerleyen ve Mahmut Dağı’nın eteklerinde sonlanan bir başka vadinin içinde kayboldu gitti; tabii sesi de…



 Derecik ve gezgin

Biz sürekli tırmanmaya devam ettik; Kızılçam ormanı içinde 550 metrelerden sonra zaman zaman kar birikintileri ve onun erimesi ile oluşmuş yoğun çamurla karşılaştık. 800 metrede iki yıl önce bir başka Dereköy yürüyüşümüzde, dönüşümüzü yaptığımız ve Dereköy’e doğru içinden geçtiğimiz derin vadinin etrafında bir yay gibi dönen yolun kesiştiği çatıya geldik. Bu kez amacımız daha yukarılara; Mahmut Dağı’na doğru idi. Doğuya dönerek Mahmut Dağı’na doğru devam ettik.




 Mahmut Dağı yolunda



Bu sapaktan yaklaşık 1 km. kadar sonra Yukarı Kızılca yönüne doğru dönen bir başka sapağa geldik. Buralarda kar zeminden kalkmamıştı ve yer yer balçık çamurla boğuşmak zorunda kaldık. Yukarı Kızılca yönüne giden toprak yolu sol ardımızda bırakarak, karlı tepeye doğru devam ettik. Biraz yükselince ayaklarımızın altında uzanıp giden Kemalpaşa ve havalisine hâkim müthiş bir manzarayla karşılaştık. Solda karlı zirvesiyle Nif Dağı; hemen önünde bir ragbi kalesini andıran hörgüçleriyle ben buradayım diyen Savanda Kız Kalesi; biraz solunda Vişneli’nin üstünde yer alan karlı tepeler; tam karşımızda karlı Spilos Dağı ve eteklerinden itibaren bize kadar uzanan Kemalpaşa Ovası yer alıyordu. Ovada yer alan Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin İzmir – Ankara yolunun iki yakasına saçılmış fabrika binaları, bir haritanın ana unsurları olarak çıplak gözle seçilebiliyordu. En yakın planda ise Kurudere köyü civarındaki villalar ile Örnekköy’ün hemen üstünde, Yukarı Kızılca yolundan ayrılarak ulaşılabilen dağ evlerinin yer aldığı siteler bulunuyordu. Manzarayı doya doya seyrettik; fotoğrafladık ve yola devam ettik.




 Mahmut Dağı yolundan Nif ve Savanda



Bu noktadan itibaren yaklaşık 40 dakikalık bir yürüyüş sonrası, Dereköylülerin yaşlı ve dev bir çam ağacından dolayı Kocaçam Düzlüğü dedikleri karla kaplı düzlük bir alana geldik. Zirvenin hemen altında yer alan bu noktaya kadar çıkıştan itibaren yaklaşık 10 km.lik yolu 2,5 saatte aldık.


 Kocaçam düzlüğü

Bu noktaya vardığımızda saat 13.30 civarıydı. Zamanı da göz önüne alarak yemeğimizi bu alanda yemeğe karar verdik. (yaklaşık 1200 metrede) Mahmut Dağı’nın tam zirvesinin üstünde yer alan kara bulut yüzünden güneşin buluta girdiği ve nispeten soğuk bir havada, karlar üzerinde; helva, peynir, zeytin ve simit ekmeğinden oluşan azığımızı Mahmut Dağı’nın karlı zirvesini seyrede seyrede yedik. Bir piramit düzlemini andıran ve bıçakla kesilmiş algısını yaratan kuzey yüzü tamamen karla kaplıydı. Özellikle kuzey yamaçları neredeyse zirvesine yakın noktalara kadar kızılçamlarla örtülüydü. Bu zirvenin (1310 metre) hemen sol yanında Ormancıların Mayıs ayı başından itibaren ikamet ettikleri (iki kişi) yangın gözetleme kulesinin yer aldığı bir diğer tepesi yer alıyordu. Buraya kadar bulunduğumuz noktadan kıvrılarak dağı saran ve zigzaglarla ilerleyen yol, gözetleme kulesine kadar ulaşıyordu. 45 dakika süren mola sonrası saat 14.15’de Mahmut Dağı’nı arkamızda bırakarak zirveden aşağıya doğru inişe geçtik.

 Kocaçam düzlüğünden Mahmut Dağı

Aynı yolu takiben 800 metrede yer alan sapaktan; geldiğimiz vadiye inmeden, vadiyi üstten dolaşan ve Dereköy’e doğru inen yola devam ettik. Kar ve yağmurun etkisiyle yola düşmüş kayaları ve birbirinin üstünde kayarak oluşmuş dev kaya kütlelerinden meydana gelen kayma düzlemlerini izleyerek yine yaklaşık 10 km.lik bir güzergâhı tamamladık. Saat 16.30’da Dereköy’ün meydanındaki kahveye ulaştık.

Karlı yolda gezgin 

Kahvede yıllarca bu havalide çobanlık ve arıcılık yapmış 67 yaşındaki pos bıyıklı Halil Amca ile yaptığımız sohbet eşliğinde yorgunluk çaylarımızı içtik. Halil Amca, bize 22 Ağustos 1994 tarihinde geceleyin Karabel’den başlayıp Mahmut Dağı’nın eteklerindeki ve çevresindeki ormanlık alanları tutuşturarak Bayındır’a kadar ulaşan o büyük yangını anlattı. İçimiz cız etti. Halil Amca, bize yazın Mahmut Dağı’nın zirvesinde Kocaçam Düzlüğü’nde çevirdikleri oğlakları ballandıra ballandıra anlattı; bir de buralara yazın gelin de esas o zaman keyfini çıkarın diyerek bizi imrendirdi. Kahvenin avlusunda, zirvedeki yemekten artan ekmeklerimizi av köpeği kırması yavrularla paylaştık; tek gözü olan bir kediyi kurabiye ile besledik. Vakit akşama yaklaşmıştı; kahvedekilere veda edip saat 17.15’de Dereköy’den İzmir’e doğru yola çıktık.




Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC




Daha fazla fotoğraf için tıklayınız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder