15 Kasım 2011 Salı

AYDIN ÇİNE - YAVA YÜRÜYÜŞÜ


15 Kasım 2011


Sabah 8’de Bornova’dan ayrıldık. İlk hedefimiz eski başbakanlardan Adnan Menderes’in çiftliğinin bulunduğu Çakırbeyli köyü idi. Demokrasi Meydanı olarak adlandırılan köyün meydanında yer alan kahvelerden birinde kahvaltımızı yaptık. Sıcaklık sabah koşullarında 7 derece civarındaydı. Kahvaltı sonrası meydandaki çeşmeden akan şerbet gibi sudan içip Çine yönüne hareket ettik. Geçen yıl devreye alınan Çine Barajı’nın seyir terasından baraja baktık; Söğütçük köy kavşağından Yatağan yönüne devam ettik. Yatağan tünelinden önce Yava köyüne yaklaşırken uygun bir yerde arabayı park edip Yatağan yönüne doğru yolun sağına geçip dev grano gnays kayaların arasında uzayıp giden vadilerden birine daldık.

Aydın - Çine Yava yürüyüş rotası 6.4 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

 Aydın-Çine Yava yürüyüş haritası
(Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)

Çine Vadisinin eski halini bilenler bilir; yakın zamanlarda devreye alınan baraj nedeniyle yada adına isterseniz siz HES deyin; vadinin topoğrafyası değişti. Binlerce yılda oluşan anıtsal yeryüzü şekilleri sular altında kaldı şimdi. Yakın zamanda İncecik Köprüsü’nün yanına gidip görmüş değilim; ama bildiğim kadarıyla o da baraj, su tutup devreye alındığında da sular altında kalacaktı. Bir de tabii ki; Yava Köyü freskoları var; Arap akınlarından buralara kaçıp saklanan ve Bizans Dünyasında Beşparmaklar’ın önünde ve arkasında inzivaya çekilen keşişlerin bu kaya oyuklarına yaptıkları Hz. İsa, Hz Meryem ve havarilerinin hayatından sahneleri anlatan resimlerden söz ediyorum. Yava köyü yakınlarında; Çine Barajı’nın bulunduğu vadiye doğru bir konumda, böyle bir eski kilise kalıntısı ve kayalara resmedilmiş freskolar vardı. Ben bu freskoları da uzun yıllar önce yanına kadar gidip görmüştüm; ancak son durumunun ne halde olduğu konusunda şu an için bir fikrim yok. Ancak bütün bu doğal ve kültürel mirasımız, bu özensiz ve populist davranan oy avcısı yöneticiler elinde ne yazık ki yok olup gidiyor. Sevgili halkımız; inançla aklı, bilimle dini birbirinden ayırma yetkinliğine erişemediği müddetçe de yok olup gitmeye devam gidecek gibi gözüküyor.


Biz barajın tam tersi yönünde Beşparmaklar yönünde yürüdük. Yürüyüş rotamız önce batıya; daha sonra da kuzey batıya doğru idi. Öğle yemeği için mola verdiğimiz yüksek tepeden Çine Barajı’nın baraj gölü seçilebiliyordu.

Uzaktan Çine Baraj gölü



Yürüyüş boyunca bir tırmandık, bir inişe geçtik. Kayaların üstünden atlayarak daha yukarılara tırmandık. Zaman zaman kupkuru dere yataklarından geçtik. Anti parantez belirtelim; bu yıl havalar çok kurak gidiyor. Yağmur mevsimine girilmiş olmasına rağmen, bu yıl doğru dürüst yağmur almadı bu topraklar.

Yürüyüş sırasında sıcaklık yaklaşık 13 derece civarındaydı. Açık ve güneşli bir havada yürüdük. Zeytin silkenlerin sesleri uzaktan duyuluyordu. Uzaktan köylülerin zeytin dallarından tutuşturduğu ateşlerin dumanları bize rehber oldu. Hiç yürümediğimiz bu vadi sanki bizim için bir o kadar da bildik geldi. Yürüdükçe yürüdük. Tırmandıkça kan ter içinde kaldık.


Kayalara doğru...


Yürüyüş boyunca bizleri en çok etkileyen tabii ki gnays dev kaya kütlelerinin gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farklılıklarından kaynaklanan gerilimlerle çatlayıp ufalanarak ve atmosferik etkilerle de aşınarak oluşturdukları tabiat harikası heykelsi şekilleriydi. Hele bir tanesi vardı ki; sanki Mezopotamya topraklarından kopup gelmiş pars ayaklı insan kafalı kompozit bir aşındırma oluşumdu. Bilindiği üzere gnays kaya kütleler; magmanın yeryüzünün derinliklerinde soğuyup katılaşması ile oluşan granit kütlelerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması ile meydana gelmişlerdir. Kuvars, mika şist ve feldispat mineralleri içerirler. Çine ve civarı bu açıdan zengin mineral yataklarına sahiptir. Seramik sektörüne girdi sağlayan çok sayıda maden ve öğütme işletmesi bu civarda bulunmaktadır.

Köpek kafası, bir kasket, kartal gagası, tavuk gagası, avını yutmaya çalışan bir yılan kafası, Viking gemisinin pruvası şeklinde kayalar yürüyüş boyunca karşılaştığımız diğer gnays kaya tipleri oldular. Bunların hepsi eşsiz oluşumlardı; hayranlıkla seyrettik.






Köpek kafası şeklinde kaya

Kaskete benzer kaya

Dönüşte; İki dev kaya kütlesinin arasından dar bir koridordan geçtik. Sanki dev bir giriş kapısı gibiydiler. İçeri doğru ilerleyen bir tünelden kayaların arkasındaki dünyaya ulaştık. 

Kapı kayası

Dönüş yolunda Gökbel Vadisinde baraj nedeniyle Cumhuriyetin ilk yıllarında aktif olan güzergâha taşınan yeni yola yakın bir köye doğru yürüdük. Ancak köye gelmeden tekrar bir vadiye girip gölgelerde hareketlenen siklamenlerin fotoğraflarını çektik; o güzel çiçekleri seyrettik.


Siklamenler

Yola vardığımızda arabayı bıraktığımız yerden yaklaşık 2 km. kadar saptığımızı anladık. Yol kenarından ve bariyerlerin içinden; biraz da riskli bir yürüyüş sonrası arabaya ulaştık. Dönüş yolunda Çine’ye uğrayıp çarşıdaki mandıradan nefis tulum peynirlerimizi ve tereyağlarını alıp İzmir’e doğru yola koyulduk.



Yazan: İ.F
Düzenleyen: M.YC                                                                            



Çine çayı ve kayalıklarına efsanevi bakış
Su perilerinin şeffaf bedenleri sarılmış birbirlerine...


Marsyas efsanesine göre Tanrıça Athena keçi boynuzundan flüt yapıp Olympos'ta tanrılar şöleninde çalmış. Tanrılar, tanrıçalar bir yandan kendisini alkışlarken bir yandan da "Güzel çalıyorsun, tatlı sesler çıkarıyorsun ama çalarken çok çirkin oluyorsun!"  demişler.
Buna sinirlenen Athena kavalını Olympos'tan aşağı fırlatmış.  Kavalı bir gün Kral Marsyas bulmuş ve çalmaya başlamış.     
Zamanla bu kaval çalma işini o kadar ilerletmiş ki ünü her yere ulaşmış ve bu konuda kendini en iyi gören Tanrı Apollon’a rakip olmuş. Bunu duyan Apollon Marsyas’ı yarışmaya davet etmiş. Kral Midas ile Nymphalar (su perileri)  hakem olmuşlar. Yarışmada Marsyas, Apollondan daha güzel çalmasına karşın Midas oyunu Marsyas’a verirken, Su perileri Apollona verdikleri için Marsyas yenik ilan edilmiş. Buna rağmen Apollon Marsyas’ın daha güzel çalmasını kendisine yedirememiş ve Marsyas’ı işkence ettirip öldürtmüş, hakem Midas’ı da kulaklarını eşek kulağına çevirerek cezalandırmış.
Kral Marsyas son nefesinde bu adaletsizliğe lanet etmiş.
Su perileri, Marsyas'a reva görülen işkenceye üzülüp ağlamışlar ağlamışlar... Onların gözyaşlarından, gözyaşı duruluğunda Marsyas (Çine) çayı ortaya çıkmış ve o zamanlar bu kayalıkların olduğu yerde, berrak sularıyla akmaktaymış.
Nymphalar yarışmanın ardı sıra gelen 12. gece, bir mavi ay ışığına maruz kalmışlar, sular çekilir olmuş, toprak kurumuş. Korku içinde titreyen Nymphaların şeffaf bedenleri birbirine sarılmış öbek öbek. Sabah, güneşin ilk ışıkları ile birlikte kanatları kuruyup birbirine yapışan Nymphalar bir türlü uçmayı başaramamış ve oldukları yerde taş kesilmişler. Toprak, yüzlerce Nympha'nın taş kesmesinin üzüntüsüyle yıllarca kabarmış, kabarmış bugünkü halini almış...
  



Yazan / Düzenleyen: MYC



   Daha fazla fotoğraf için tıklayınız.


2 yorum:

  1. Paylaşımlarınız ve makalelerinizi blog kullacısı olarak çok beğendik Helikopter ambulans şirketi olarak paylaşımlarınızın devamını diler teşekkür ederiz...

    YanıtlaSil
  2. İlginize teşekkür ederiz.
    İyi işler...

    YanıtlaSil