13 Ekim 2020 Salı

KARABURUN-KARAREİS’İN ARKA DÜNYASINDA…

CAMİ BOĞAZI BARAJ GÖLÜ ÇEVRESİNDE…

7 Ekim 2020

İbrahim Fidanoğlu

 Giriş

2015 yılı bahar aylarında Kara Reis vadilerinde dolaşmıştık yine. İris gölünde karabaş otları ve orkideler daha yeni yeni baş veriyordu toprak üstünde. Cami Boğazı diye adlandırılan ve Kara Reis sahiline doğru açılan boğazın önü bir bentle kesilmemişti henüz. Cami Boğazı deresi boyunca Meli’ye ve ötesindeki Yaylaköy’e yürümüştük.(1) Çeşme ve civarının yaz ayları artan su ihtiyacını karşılamak için yapılması planlanan barajın inşaatı planlama ve kamulaştırma aşamasındaydı daha.

Cami Boğazı baraj gölü
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı barajı yapılmadan önce vadinin hali
(A. Aydemir; Nisan 2015)

Cami Boğazı deresi; barajdan önce...
(A.Aydemir; Nisan 2015)

Covid19’un esir aldığı bir yaz gününde uğradık bu kez Cami Boğazı’na. Gerence Körfezi’ni dolaşan Balıklıova-Küçükbahçe karayolu boyunca Çeşme’ye su taşıyacak isale hattının yapımı halen sürmekteydi, ama baraj inşaatı tamamlanalı epey olmuştu. Belki de sezonun ilk yürüyüşü olarak kabul edebileceğimiz bu etkinlikte Cami Boğazı baraj gölünün etrafını dolaştık. Eski günlerden ne kalmıştı geriye? Merakımız buydu; yerinde izledik olanları…

Bir Ağustos günü, sabahın erken vakti; İris gölünün kıyısındayız. Su oldukça çekilmiş.
(Ağustos 2020)

İris gölüne yaklaşırken; yüzlerce martı havalandı sazlıkların arasından.
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı vadisinde bir sabah vakti

Henüz güneş daha yükselmeden sabahın erken saatlerinde İris gölüne ulaştık. Sazların kapladığı gölün çekirdeğinin çevresinde hala su vardı. Gevenlerle kaplı alanı geçerek suyun kıyısına ulaştık. O sırada havalandı balıkçıllar, gri-beyaz martılar ve diğerleri; hepsi birden bir anda göğe doğru yükseldiler. Toprak kurumuş, su çekilmiş ve tabiat sıcağın altında ezilmiş gibiydi. Toprak suya, su toprağa açtı. Karaburun’un sırtını dayadığı Mimas Dağı’na (şimdiki Akdağ) Zeus’un çapkınlıklarını gözetlemek üzere karısı Hera tarafından bekçi konulan İris(2) ise henüz ortalıklarda yoktu.

5 yıl önce bir Nisan vakti; İris gölünün göl olduğu zamanlarda...
(A. Aydemir; Nisan 2015)

Rüzgarlı Mimas; İris gölünden bakış
(A.Aydemir; Nisan 2015)

İris gölünün kıyısındayız; göl susuzluktan bir bataklığa dönmüş durumda...
(Ağustos 2020)

Süsenler ya da iris çiçekleri
(Nisan 2020)

Gölün üstüne çökmüş sabah mahmurluğunu ardımızda bırakarak, İris gölünün kıyısından ayrıldık ve jandarma kontrol noktasından Kara Reis’in arka dünyasına doğru yönelen toprak yola doğru yürüdük. Son zamanlarda Yaylaköy civarında ağırlık kazanan rüzgâr santralleri için çalışan hafriyat kamyonlarının ağırlıklı olarak kullandığı bu yolda; ardı ardına ve toz duman içinde üstümüze doğru gelen bu zamane canavarlarının salvolarını savuşturmak pek de kolay olmadı. Çareyi gevenlerle kaplı bir sırttan aşağılardaki baraj gölüne doğru alçalan bir başka yola doğru inmekte bulduk.

Cami Boğazı baraj gölüne gevenlerin arasından geçerek indik.
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı vadisine doğru; bitmek bilmeyen hafriyat kamyonları...
(Ağustos 2020)

Kısmen kızılçamların, sakız çalılarının ve ağırlıkla gevenlerin tutunduğu sırttan aşağılara bakınca, altımızda uzanan Cami Boğazı baraj gölü bu boz renkli sırtların ortasında mavi bir çarşafı andırıyordu. Hafriyat kamyonlarının toza dumana buladığı üst düzlemdeki yoldan baraj gölüne doğru ayrılan yolun kıvrımlarına uyarak aşağılara doğru inmeyi sürdürdük. Bu arada gevenlerin arasında yaşlı bir sakız çalısı dikkatimi çekti. Oldukça yaşlıydı ve burularak yükselen kalınlaşmış bir gövdeye sahipti. Üzerindeki kırmızı meyveleri ise oldukça olgunlaşmıştı. Sakız adasında gördüğümüz asırlık sakız ağaçlarından sonra ana karada da böylesine yaşlı sakız çalılarına rastlamak bir şanstı doğrusu.

O muhteşem sakız çalısı; köklemeseler bari...
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı vadisinde sakız meyveleri...
(Ağustos 2020)

Sırttan göle doğru inerken, batı yönünde Cami Boğazı’nı kapatan barajın bendi göründü. Bu bendin arkasında Cami Boğazı deresinin ve Akdağ’dan ona karışan sel sularının beslediği vadide oldukça geniş bir havzada su toplanmıştı. Halen devam etmekte olan su isale hattının inşa faaliyetleri tamamlandığında, Çeşme’nin kronik su sorununa bir nebze olsun çare olacaktı bu baraj. Barajdaki su seviyesi yaz mevsimi nedeniyle oldukça düşüktü; ama yine de göl seviyesine indikçe mevcut su havanın serinliğini arttırdı. Kuytu köşelerde kurbağa sesleri, helikopter böceklerinin suya bir dalıp bir çıkmaları, küçük büklerin içerilere doğru nüfuz eden kıyılarında hayat bulan sazlıklar; bütün bunların hepsi yeşermekte olan yeni hayatın habercileriydi sanki.

Cami Boğazı baraj gölü ve arkasında eski Rum köyü Meli'nin yıkıntılarının bulunduğu kuzeybatı yönündeki sırt
(Ağustos 2020)

Kızıl çamların ardında; Cami Boğazı baraj gölü
(Ağustos 2020)
 
Cami Boğazı baraj gölü; büklerden biri...
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı baraj gölü; bir başka bükteyiz.
(Ağustos 2020)

Vadinin kuzeybatı yönünde yükselen yamaçlarının ardında eski bir Rum köyü olan Meli’nin yıkık dökük evleri vardı. Daha önceleri iki yürüyüşümüzde uğradığımız bu köy 1950’li yıllarda Yaylaköy’de yaşanan bir heyelan sonrasında Yaylaköy sakinleri için yapılan afet evlerine mekân olmuştu. Ancak proje hayata uyarlanamamış; evlerin çoğu tamamlanamamış ve Yaylaköylüler yine eski köylerinin bulunduğu yerde yaşamlarını sürdürmeye devam etmişlerdi.

Kara Reis Çiftliği üstündeki eski Rum köyü Meli; denize karşı...
(A. Aydemir; Nisan 2015)
 
Cami Boğazı baraj gölü; tam karşımızda Meli...
(Ağustos 2020)

Yaylaköy ve arkasındaki kuşatma RES'ler...
(M.Yavuzcezzar; Nisan 2019)

Yaylaköy sırtlarından Uzundere vadisine ve Ege Denizi'ne bakış
(Nisan 2019)

Yaylaköy'ün ortasında vardır bir çeşme.
(Ağustos 2008)
 

 Bugünlerde ise, bu kez başka bir nedenle Yaylaköylüler yine diken üstündeler. Çünkü Akdağ’ın batı ve kuzey eteklerini çepeçevre saran rüzgâr elektrik santralleri (RES), bir yandan da Yaylaköy’ü tehdit ediyor. Bu tehdit öyle bir boyuta ulaştı ki; köyün heyelan geçmişi gerekçe gösterilerek acil kamulaştırma bölgesi ilan edilmiş durumda. Bu durum ise yüzlerce yıldır buraları yaşam mekânı olarak bilen Yaylaköylülerin ata yadigârı topraklardan terki anlamına geliyor. İşin esas amacı ise, bölgede ağırlık kazanan RES yatırımlarına alan açabilmek… Enerji ihtiyacı elbette anlaşılabilir bir şey; ama insanları yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan bu enerji ihtiyacını gerekçe göstererek uzaklaştırmak ise, oldukça acımasız bir sonuç olsa gerek.

Cami Boğazı deresinin önünü kesen bent; arkada Camiboğazı
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı baraj gölünün çevresini dolaşan yürüdüğümüz toprak yol
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı baraj gölünün çevresinde dolaşırken rastladığımız kireç taşından ilginç görünümlü bir kaya kütlesi
(Ağustos 2020)
 

Cami Boğazı baraj gölünün çevresini dolaşan toprak yol, güney yönündeki kıyıyı dolaştıktan sonra doğudaki sırtlara doğru yükselmeye başladı. Uzakta ormancıların Gerence Körfezi’ne ve çevredeki topografyaya yüksekten bakan yangın kulesi görünüyordu. Küçükbahçe üstünden Yaylaköy’e ayrılan asfalt yol ile barajın çevresini dolanarak yangın kulesine ulaşan bu toprak yol bir şekilde kavuşuyor olmalıydı. 2013 yılında Meli’den Yaylaköy’e yaptığımız bir başka yürüyüşte orman içi yolları takip ederek Meli’den önce yangın kulesine, oradan da Yaylaköy asfaltına ulaşmıştık. Baraj nedeniyle yolların birbirine göre konumu değişse de, yine bir şekilde Yaylaköy asfaltına çıkmak mümkündü. 

Cami Boğazı baraj gölünün içerilere doğru nüfuz ettiği büklerden biri daha...
(Ağustos 2020)

 

Cami Boğazı baraj gölü; biraz önce karşıdaydık ve arkamızda Rüzgarlı Mimas...
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı baraj gölü; yeni bir habitat mı?
(Ağustos 2020)

Cami Boğazı baraj gölü; arkada Akdağ ya da Bozdağ...
(Ağustos 2020)

Meli’de…

Kuzey batı yönündeki bir tepenin sırtına yayılmış eski Meli köyünün kalıntıları en az 150 yıl öncesine dair bir yaşanmışlığın izlerini barındırıyor. Kara Reis Çiftliği’ni tepeden gören konumda bulunan bugün yıkıntılar içindeki Meli köyünde mübadeleye kadar Rumlar yaşamışlar. Rumların; bu bölgeye Sakızlı zengin bir tüccarın, bu havaliyi eski sahibi olan; yine zengin bir Türk toprak ağasından satın alması ve 19.yy.da II. Mahmut döneminde Sakız’daki ayaklanmayı bastırmak amacıyla Osmanlı kuvvetleri tarafından müsadere edilmesi sonrasında adadan Karaburun’a göçen Rum ahaliye satması neticesinde yerleştiğine dair bilgiler bulunuyor. İlerleyen zamanlarda Meli’ye Girit’ten ve diğer Ege adalarından da gelen Rumlar yerleşmişler. Köyün tamamı, Rumlardan oluşmaktaymış. Köy o yıllarda geçimini arıcılık, bağcılık ve keçi yetiştiriciliği üzerine konumlandırmış. Bugün bağlardan pek eser yok; ne terk edilmiş başka bir Rum köyü olan Sazak civarındaki bağ teraslarından bir haber var; ne de yarımadada birkaç istisna dışında başka yerlerde üzüm yetiştiriciliğine rastlanıyor.

 

Meli'ye tırmanırken...
(Ocak 2013)

Meli çeşmesi
(Ocak 2013)

Meli'nin kaybolan hafızası; yıkıntılar...
(Ocak 2013)

Köyü, önceki ziyaretlerimizden birinde ve yine bir yaz gününde gezerken, eski bir kilise yıkıntısı da görmüştük. Burası vakti zamanında oldukça zengin bir köymüş. Yunan İşgali sırasında; Rumlar, işgal kuvvetleri ile işbirliği yaparak civar köylerdeki Türklerin köylerinden kaçmalarına neden olmuşlar. Kurtuluştan sonra, Rumların hepsi evlerini bırakıp Sakız’a kaçmışlar kayıklarla. Mübadele sonrası köye gelen ilgililerin 750 eve hane numarası vurduğu söyleniyor. Bu da 750 ev ve yaklaşık 3000-4000 arasında nüfus demek... Köy içinde Rumlar zamanından kalma Alanaki, Kuruçeşme ve Kolado Mevkii adları hala biliniyor. Kilise yıkıntısının karşısında dev bir çınar ve çam ağacı, buraları dolaştığımız o yaz mevsiminde; cehennem sıcağında bize ayazma serinliği vermişti. Gerçekten de çevrede hala içinde su olan, ancak muzır insanlar tarafından taş ve tahta atılarak kapatılmış üç ya da dört kuyu görmüştük. Kuyulardan biri kare şeklinde açılmıştı. 

Meli; terk edilmiş eski bir Rum köyü
(Ocak 2013)

Meli'de; iki duvar arasında...
(Ocak 2013)

Meli'den Kara Reis Çiftliği'ne bakış...
(Nisan 2015)
 

1950’li yıllarda Küçükbahçe’den ilerde bulunan Yaylaköy’de heyelan olmuş, evler kaymış. Ankara’dan görevliler gelmişler, Yaylaköy’de bu durumda oturulamayacağına karar vermişler. Köylüler, Kara Reis’e taşınmak istemişler. Ankara’dan gelen yetkililer ise, gelin sizi ovaya indirelim, ayağınıza deniz değsin demişler. Köylüler kabul etmemişler. “Biz bu dağdaki taşları kullanır, evleri yaparız” demişler. En sonunda Rumların 1922’de terk ettiği Meli’nin bulunduğu yere iskân izni verilmiş. Ancak kadastro geçirmek amacıyla bütün eskiden kalan Rum evlerini yıkmışlar. Zaten o güne kadar dağda hayvan otlatan çobanlar, yakmak için ya da işe yarar gördükleri ahşap malzemeyi tamamen söküp almışlar. Böylece evlerin taş duvarları da bu olayla yerle bir olunca, Fethiye’de Kayaköy’deki manzaranın çok daha kötüsü burada oluşmuş. Devlet, köylülere 750m2 yer ve o zamanın parasıyla 10 000 TL vermiş. (Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı sırasında) Üç kağıtçı bir müteahhit denk gelmiş, evleri son derece çürük bir şekilde yapmaya başlamış, işi bitirmeden de kaçmış ve köylüleri dolandırmış. Köylülerin bir kısmı bu yarım kalan evleri tamamlayarak burada oturmuş, bir kısmı Yaylaköy’deki evlerine dönmüş, kimisi de İzmir’e göçmüş.

Meli'de 1960'lı yılların başından kalma afet evlerine örnekler
(Ocak 2013)

Meli'nin yeni sakinleri; şehir kaçkınları...
(Ocak 2013)

Meli'de Rumlardan kalan bir evin duvarı
(Ocak 2013)

Zamanla Cumhuriyet dönemindeki bir takım arazi spekülatörlerinin köylüden deniz kıyısındaki 10 bin dönümlük bu araziyi ele geçirmeleri ve Ankara’dan aldıkları verimsiz arazi raporları ile tescil ettirmeleri sonucunda, güzelim ağaçlar bir çırpıda yerlerinden sökülüvermiş. Bir ara yerine mandalina ağaçları dikilmiş, ancak bunlar da kısa zamanda kurumuşlar ve onlar da söküldüğünde Kara Reis Çiftliği, tamamıyla rant avcılarının kucağına düşüvermiş.

Kara Reis Çiftliği; yol düzleminden...
(Ağustos 2020)

Kara Reis Çiftliği'nin yeni sahipleri; yazlık siteler...
(Ağustos 2020)

Meli'de bir sokak
(Ocak 2013)

Üst düzlemden baraj gölünü dolaşarak Yaylaköy’e doğru giden toprak servis yolu, eski Rum köyü Meli’nin arkasından geçip gidiyor; ormana doğru. Zamanla bu terk edilmiş Rum köyüne İzmir’den gelip yerleşen kimi aileler, bu yarım kalan evleri satın almışlar; kimisi restore ettirerek, kimisi de tamamen farklı tarzda yeniden yaparak dağdaki köye yerleşmişler. Bu şekilde eski köyün yıkıntıları arasında 5-6 ev var. Aşağıda ise denize doğru Kara Reis Çiftliği’nin yeni sahipleri yazlık siteler…

Cami Boğazı baraj gölü
(Ağustos 2020)
 
Camiboğazı baraj gölünden ayrılma vakti
(Ağustos 2020)
 

Güneş; tırmandıkça iyice yükselmiş, sıcağını fazlasıyla hissettirmeye başlamıştı. Genç kızılçamların yeşerdiği sırtlardan yansıyan ışık maviliklere vurmuştu. Yeni bir hayat, yeni bir tabiat… Gölün çevresindeki bükleri dolana dolana döndük durmadan. Kimi zaman alçak tepelere tırmandık; 100’lük, 200’lük… Kimi zaman da tepelerin üstünden Kara Reis sahilinin ötesindeki maviliklere doğru baktık. Yaylaköy yönünde, çok ilerilerde; kimi dönen kimi duran pervaneler, hangi mumun etrafında dönmekteler acep? Düşünün bir kez; uyanan yeni hayatın habercileri, baharların hepsi; kış ve yaz geldi geçti; ama bitmedi Karaburun yarımadasının arka dünyasındaki azap… Ne demişti Erol Toy, bir zamanlar buralara dair yazdığı bir romana ad olarak; “Azap Ortakları”…

Kara Reis üstünde GES için makilik örtüsü sıyrılmış bir sırtın bugünkü hali
(Ağustos 2020)

Gerence'de bir başka hüzün; Ağustos'ta Ildırı yangını sonrası...
(Ağustos 2020)

Kim; ne ister makiliklerden?
(Ağustos 2020)

Kim ne ister sürülerimizden?
(Ekim 2019)

Kösedere sırtlarından Aşağı Ovacık yaylasına bakarken; kim ne ister sisli göklerimizden, yaylalarımızdan, bakir topraklarımızdan?
(Ekim 2019)
 
Kim ne ister; Mimas'ın eteklerindeki bu güzelim katırtırnaklarından?
(Mayıs 2019)

Kim ne ister; Kösedere sıracalarında sessizce akan bu çoban çeşmelerinden? Artık sorma vakti değil midir?
(Ağustos 2020)

Azap sürmekte bugün de; Karaburun topraklarında ve denizde hala… Doğanın kalbine saplanmış birer bıçak gibi; balık çiftliklerinde, RES’lerde, GES’lerde, kafa derisi yüzülmüş gibi makilerden arındırılmış Gerence sırtlarında; Mimas eteklerinde ve her yerde… Kıl keçiler öksüz, bal tutan arılar öksüz… Bilin bakalım neden?

Dağların arasından mavilikleri gözetleyen o eski köyler, vadilerin derinliklerindeki saklı tarih; o cabbar insanlar, o eski savaşlar; Dede Sultan’ın dar geçitleri; cennetler cehennemler; nerede şimdi?

“Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin

dikişsiz, ak gömleğinde sildiler

kılıçlarının kanını…

Tarihsel, sosyal ve ekonomik şartların

zaruri neticesi bu!

deme bilirim.

O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.

Ama bu yürek

O, bu dilden anlamaz pek.

O, “hey gidi kambur felek,

Hey gibi kahpe devran hey” der.”

Nazım Hikmet RAN-Şeyh Bedrettin Destanı

Dipnotlar:

(1)     Baraj yapımı öncesi Cami Boğazı vadisinin eski haliyle ilgili yazımız; Kara Reis Vadileri hakkında bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2015/05/kara-reis-vadileri.html

(2)    İris, Yunan Mitolojisi’nde Thaumas ile Elektra’nın kızıdır. Baba tarafından Pontos’a, ana tarafından ise Okeanos’a bağlıdır. Gökkuşağını simgeler, gökkuşağı da denizden çıkarak gökle yeryüzü arasındaki ilişkiyi kurar göründüğü için, Olympos tanrıları İris’i de Hermes gibi ulak ve özellikle insanlara haber salmak için kullanırlar. Kanatlıdır, güneşte gökkuşağının renklerini yansıtan ince bir tülle örtülüdür. İris, tanrı Zeus ve özellikle tanrıça Hera’nın hizmetindedir. Bugün Kara Reis Vadilerini de besleyen İris Gölü’nün kıyısındaki gevenlerin arasında baharda baş veren eflatun renkli süsenler, Mimas Dağı’nın eteklerinde Zeus’un çapkınlıklarını Hera’ya müzevirlemek için bekleyen İris’ten mülhem o isimle de anılırlar. (Kaynak: Azra Erhat; Mitoloji Sözlüğü; Remzi Kitabevi; İris maddesi)

(3)    Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.

 

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

3 yorum:

  1. Terk edilmiş köyler hakkında yazılar okurken ,fotoğraflara bakarken . hele bu köyler Meli köyünün kadim halkı gibi, farklı kavimlerin yurdu olmuşsa, Yunus Emre'nin ''mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi...''deyişini hatırlamamak mümkün mü? Kendi isteği olmadan, dışarıdan zorlama ile bir halkın göç ettirilmesi durumunda , o insanlar anılarıyla dolu evlerini barklarını bir daha görmemek üzere ayrılırlarken ne acılar hissettiler acaba, biraz empati yapsak onları anlayabilir miyiz?...Mübadeleye maruz kalmış bütün halkların ortak acıları olmalı bu zoraki ayrılıklar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu satırlara ancak Dido Sotiriyu'nun Türkçe'de Benden Selam Söyle Anadolu'ya ismiyle yayınlanan romanının son sözü ile yanıt verebilirim ancak:

      "Bütün bu çekilen acı, bir kötü rüya olsaydı ah!.. Ve yan yana... Omuz omuza verip yürüseydik tarlalara doğru yeniden!. Saka kuşlarının türküsüyle şenlenen ormanlara doğru yürüyebilseydik! Ve her birimizin sevdiceği kendi kolunda, çiçeklere bürünmüş kiraz bahçelerinden gülümseyerek çıkıp, yan yana eğlenmek üzere şenlik meydanlarının yolunu tutabilseydik!...

      Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden selam söyle Anadolu'ya... Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin!"

      Ayrıca bloğumuza göstermiş olduğunuz ilginiz ve geri bildiriminiz için de teşekkürler...İF

      Sil
  2. https://karaburunyuzey.wordpress.com/2019-senesi/

    YanıtlaSil