MAKEDONYA
1.Kısım
İbrahim Fidanoğlu
1-8 Temmuz
2012
Giriş
Kavurucu sıcakların bir
karabasan gibi üstümüze çöktüğü Temmuz ayının ilk haftasında rotamızı
Balkanlar’a çevirdik. Kişisel tarihimizin köklerinin de bulunduğu bu topraklar,
ne zamandır ilgi alanımız içindeydi. İstanbul’dan havalanan uçağımız yaklaşık 1
saatlik bir yolculuk sonrası, Makedonya’nın başkenti Üsküp’ün Türk firması TAV
tarafından yakın zamanda tamamlanan modern görünümü ile dikkat çeken Büyük İskender Havaalanı’na indi. Atmosferik
göstergeler, ülkemizden farklı değildi ve bu durum gezi boyunca bu şekilde
devam etti. Her şeye rağmen yeni coğrafyalar görmeye odaklanmış ve bunun
heyecanını yaşayan bizler için bu bir engel değildi.
Balık mı, Kurbağa mı?
Makedon mu, Bulgar mı? Yoksa Yunan mıydık yahu? – Üsküp Makedonya Caddesi
heykellerinden biri için…
Dağlar ve arasında
uzanıp giden derin vadilerle kaplı Balkanlar’ın o müthiş coğrafyası, Üsküp’ten
başlayarak daha içerilere ve en sonunda Adriyatik kıyılarına kadar devam eden
otobüs yolculuklarımız boyunca hepimizi büyüledi. Dağlık topoğrafyası, buna
paralel zengin su kaynakları ile beslenen topraklarının üstünde biten
ormanlıklar, Balkanlar coğrafyasında ilk gözümüze çarpan tipik unsurlar oldu.
Engebeli arazi yapısının toplumsal hayata etkileri olarak değerlendirilebilecek
mikro coğrafyalardaki etnik ve kültürel çeşitlilikler, bazen tarih boyunca bu
toprakları hiç terk etmeyen insanlık dramlarının, bazen de halkların kültürel
zenginliklerinin kaynağı oldu. Bu bir haftalık kısa sayılabilecek Balkan
Yolculuğu’nda hep bu dramatik yapıların ve çeşitliliklerin izlerini sürdük.
Vodno Dağı’ndan Üsküp’e bakış
İsmini
arayan ülke; Makedonya
Makedonya, aslında
Osmanlı’da tek bir isimle anılan ve bugünkü Bulgaristan, Makedonya ve
Yunanistan arasında bölüşülmüş coğrafik bir bölgeyi tanımlar. Devlet olarak Makedonya
ise, bugün için Dünya kamuoyu nezdinde ismini tescil ettirememiş; tarihsel arka
planındaki karmaşık öykülerin etkisi altında; Yunanistan, Bulgaristan,
Sırbistan ve Arnavutluk arasında sıkışıp kalmış; bir anlamda Yugoslavya’nın
çöküş süreci sonrasında yeniden bir ulus yaratma mücadelesini sürdüren 2 milyon
nüfuslu küçücük bir ülke olarak öne çıkmaktadır.
Makedonlar, hemen hemen
Bulgarlar ile aynı dili konuşuyorlar. Özellikle 19.yy.da Osmanlı
İmparatorluğu’na karşı sürdürülen ulusal ayaklanmalarda öne çıkan birçok
komitacı lider, her iki ülkenin kendi tarihlerinde ortak milli kahramanlar
olarak tanınıyor. Bu bile, iki ülkenin tarihsel ve kültürel hayatının ne kadar
birbirinin içine geçtiğinin basit bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
Üsküp Kalesi
Yunanistan’la; Büyük
İskender’e dayandırılan tarihsel geçmişleri nedeniyle ülkenin ismi üzerinden
sürdürülen büyük bir çekişme var. Şu anda bile ülkenin ismi BM’de ancak “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti’nin Makedonya’sı”
olarak kabul görebiliyor. Çünkü Yunanistan, kendi coğrafi sınırları içinde yer
alan ve Makedonya ismi ile bilinen bir idari bölgeye sahip olması nedeniyle,
böyle bir ülke isminin kendi toprakları üzerinde hak iddiası anlamına
geleceğini ileri sürerek bu ismi Makedonya’nın da doğrudan kullanmasına izin
vermiyor. Ayrıca; Yunanistan, Büyük İskender’in de bugünkü Makedonya
Cumhuriyeti ile bir ilgisinin bulunmadığını ve onun; Yunan ve İlkçağ’da
Hellenistik Dönem diye anılan önemli bir periyodun da başlatıcısı olduğunu
vurguluyor.


