26 Aralık 2014 Cuma

SEFERİHİSAR ÇEVRESİNDE




SIĞACIK KALESİ, TEOS VE DÜZCE KÖYÜ



11 Aralık 2014

İbrahim Fidanoğlu

Yağmurlar hız kesmiyor. Oysaki onu çok özlemiştik. Narlıdere sırtlarından Çatalkaya’ya doğru planladığımız yürüyüş programımızı aniden bastıran sağanak yağmur nedeniyle değiştirmek zorunda kaldık. Uzun bir yürüyüş günü, bu şekilde Seferihisar çevresinde bazen yürüyerek, bazen yakın çevredeki kültür varlıklarına dokunarak geçti gitti. Nasıl mı? İşte hikâyesi; takip eden bölümlerde…

 Ovacık sırtlarından Urla İskelesi'ne bakış

Urla- Ovacık

Bademler Köyü’ndeki bir kahvehanede kahve keyfiyle başlayan günümüzün ilk saatlerinde Urla-Ovacık Köyü’ne doğru uzandık. Ovacık Köyü, Urla’nın üst düzleminde; yarımadanın kuzeyindeki körfeze nazır bir konumda, özellikle bağ ve zeytin tarımına müsait toprakları ve kızılçamlardan oluşan ormanlık alanlarıyla dikkat çekiyor. Son yıllarda; bir yandan yüzlerce yıllık geçmişe sahip tarımsal potansiyeli ve diğer yandan; rant çevrelerinin iştahını kabartan değerli “emlak” alanlarıyla öne çıkan Ovacık, bu anlamda içinde derin bir çelişkiyi de yaşıyor.

 Ovacık kartopları

Ovacık sırtlarında yağmurla yapışkan hale gelmiş beyaz bir çamurun içinden kızılçamlardan oluşan ormana doğru yürüdük. Denize nazır mersinler kışkırtıcıydı. Hasan Hoca, sirke yapmak amaçlı epeyce topladı. Biraz ötede ağaç çilekleri, olgun meyveleriyle tabii ki dikkatimizi çekti. Sırta doğru epey yürüdük. Solumuzda uzanan kuzey yönündeki vadide alımlı villalardan oluşan bir uydu kent, ayağa kalkmıştı nerdeyse. Doğal sit alanı niteliği taşıyan, orman sınırındaki bu imar işleri nasıl halledilmişti; yine anlayamadık. Becerikli arkadaşlara bir selam gönderdik ve yola devam ettik.

Ovacık sırtlarından Urla İskelesi açıklarındaki adalara bakış

Ovacık Köyü’nden Çamlı’ya doğru ilerleyen patikalarda yağmurun ve balçık çamurun izin verdiği ölçüde sırta kadar yürüdük. Yamaçtan kuzeydeki denize doğru baktığımızda Urla İskelesi seçilebiliyordu. Uzaklardan, makilikler içinden gelen testere sesleri, kuzey yönündeki Çeşme otoyolunda seyreden araçların canhıraş feryatları yağmurun verdiği arada şakıyan kuşların sevincine karıştı gitti. Bu ne yaman çelişkiydi abi; Ovacık’ta yağmurlu bir günde…

 Ağaç çilekleri çiçekte

Sığacık Körfezi’ne doğru Azmak Deresi:


Ovacık Çınarı’nı yağmurda geçtik. Bademler üzerinden Turgut’a; oradan da eski Hereke şimdiki Düzce Köyü sapağına ulaştık. İki yanı mandalina bahçeleriyle kaplı yolun bir köprüyle aştığı dere yatağı, son yağmurlarla coşmuştu. Denize doğru devam eden akıntının içinde, ineğiyle beraber kaygısızca ilerleyen köylüye hayretle bakakaldık. Kuzeyden güneye doğru devam eden yolculuk, tarihteki bir söylencenin izleği gibiydi.

 Azmak Plajı'nda İzmir papatyaları

M.Ö. 333-334’de Büyük İskender, Anadolu’ya geldiğinde bu topraklara da uğradı. Bu havalide üç beş hafta kalmış olması muhtemel İskender’in; Smyrna civarında kendisine atfedilen şehrin ikinci kuruluş öyküsünden başkalarına dek bir sürü söylencenin esas oğlanı haline gelmiş olması, belki de kendisinden sonraki zamanda öğütülen yaşanmışlıkların bileşkesidir; Kim bilir? İşte anlatacağımız hikâye de bunlardan biri olabilir.

 Ovacık sırtlarından Klazomenai Dünyası'nın bugünkü hali

Klazomenai ve Teos, İyonya’nın İlk Çağ’daki önde gelen kentlerinden ikisiydi. Bunlardan Teos, güneyinde ve kuzeyinde yer alan iki limanıyla deniz ticareti açısından son derece önemli bir çıkış noktasıydı. Kentin kimliğiyle özdeşleşen bu özelliğin; belki de M.Ö. 334’de Büyük İskender, tarafından Pers boyunduruğundan kurtarılan Teos için; o yıllarda düşünülmüş ama hayata geçirilememiş bir projeye de ilham kaynağı olduğu söylenir.

 Azmak Plajı
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Bugün Sığacık Körfezi’ndeki modern yat limanıyla kadim hatıraları yeniden canlanan İyonya’nın yıldızı Teos, Büyük İskender döneminde de; güneydeki denizi, kuzeydeki İzmir Körfezi’ne ulaştıracak bir kanal projesi ile gündeme gelir. Dar bir kıstağın hemen güney yakasında konumlanmış Teos’u, bir kanalla Smyrna Dünyası’na kavuşturacak bu çılgın proje, ancak Büyük İskender gibi çağ açan liderlere nasip olsa gerek. Ama sonuca bakılırsa; o da gerçekleşmemiş ve biz hala Urla’dan Seferihisar’a ulaşmak için en kısa yol olarak Ovacık geçişini kullanmaktayız.

Azmak Koyu'ndan Sığacık Körfezi'ne bakış

Mimas (bugünkü Karaburun) Yarımadası’nı o dönemde üç günlük bir yolculukla dolaşarak Smyrna’dan aşağıya inilebiliyordu. Büyük İskender, o yıllarda bu yolculuğu kısaltmak istemiş olabilir. Bu amaçla bugünkü Urla-Seferihisar arasının bir kanalla geçilmesi fikrinin geliştirilmesi muhtemeldir. Urla’nın güneyindeki Demircili Limanı ile kuzeydeki Urla İçmeler arasının taşlık bir yeryüzü yapısına sahip olması dolayısıyla bu güzergâhtan kanal geçirilmesi düşüncesi, pek parlak bir fikir olarak görünmemektedir. Kilizman’dan Sığacık yakınlarındaki Azmak Koyu’na ulaşmak daha anlamlı olabilir. 

 Azmak Plajı'na bağlanan yarımadadaki Herakleia'nın seki izleri
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Bugün dar bir kıstaktan geçilerek ulaşılan Sığacık’ın tam karşısındaki Azmak Plajı’na açılan dere yatağı, bu çılgın kanal projesinin en muhtemel rotası olmalıdır. Teos’un uydu yerleşimlerinden Herakleia’nın üzerinde kurulu eski Hereke yada bugünkü ismiyle Düzce Köyü’nün sınırlarından kuzeye doğru dönen Azmak yatağı, Bademler Köyü’nün hemen altından Çamlı sırtlarını yalayarak kuzeydeki körfeze doğru ilerler. Bugün sazlıklar ve siteler arasında neredeyse kaybolmuş dere yatağı, o günkü teknolojik imkânlar ve topografyanın sağladığı fırsatlar çerçevesinde yine de en muhtemel yol gibi görünmektedir. 

 Azmak Koyu
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Hellenistik Çağ’da; kıstak oyunları, İskender’in anısını sürme; kuzeyden güneye doğru yarma fikrini hatırlama anlamında devam ede gelmiştir. Bu geleneğin modern çağdaki sürdürücüleri de aynı hatıranın peşinde koşmakta ve yeni “çılgın kanal” projeleriyle kitleleri heyecanlandırmaktadırlar.

“Büyük kanal” projeleri, tarih boyunca liderlerin ve ülkelerin hayatlarında nedense bir meydan okuma ve yeni bir çağın başlangıcı şeklinde sunulmuş çoğu kez. Korinth Kanalı, Panama ve Süveyş Kanalları, pratiğe geçmiş halleriyle de bu tezi doğrular niteliktedir. Ama tarihteki nihayete ulaşmamış kanal “proje”leri; utku dolu seferler, fethedilen bir dünya dolusu toprak ve sonunda hüsranla sonlanan; ders niteliğinde bir hayattır aslında; aynı Büyük İskender’inki gibi…

Azmak Plajı

Bugün azmağın yatağını takip ederek denize doğru ilerlerken, sağlı sollu mandalina bahçeleri ve enginar tarlaları arasından geçilir. Ve hatta bu güzergâhta Anadolulu bir tanrıçanın ismiyle anılan ve sadece enginardan müteşekkil menüleriyle sizleri ağırlayan hoş bir kır lokantası da mevcuttur. Hemen yanındaki geniş enginar tarlasıyla bütünleşmiş ve bir aile işletmesi olan mekân, meraklısı için kesinlikle tavsiye edilir.

 Azmak Koyu'ndaki bir korugan

Bu rotadaki son nokta, Azmak Plajı’dır. Plaj, her türlü ucubeyi ve pisliği içermekle birlikte yine de görülmeye değerdir. Hele ki; 2. Dünya Savaşı’nın; sınırları zorlayan korkularıyla birlikte örülmüş korugan duvarları farklı bir dünyanın yapıları gibidir.

Koruganın içi

O yıllar, Almanların 2.Dünya Savaşı sırasında Ege Adaları’nı birer birer işgal edip Anadolu kıyılarına neredeyse demir attığı yıllardır. 1923’de ilan edilen Cumhuriyet projesiyle başlatılan kuruluş süreci, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni daha başlangıçta yeni bir girdabın ve cenderenin içine doğru sürükler. Kıt kaynaklar ve 1929 Küresel Ekonomik Krizi’nin etkisi altındaki ülke, her şeye rağmen; kendi savunmasını tahkim etmek zorundadır. Adalardan Batı Anadolu’ya yönelecek bir deniz saldırısına karşı çıkartma harekâtına uygun plajlarda önlem olarak beton koruganlar inşa edilir. Azmak Plajı’nın iki yakasında; bugün bunlardan üç tanesi hala görülebilecek durumdadır.

 Koruganın yandan görünüşü
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Teos’un Herakleia’sı yada Hereke yada bugünkü Düzce

Seferihisar-İzmir karayolundan yaklaşık 1 km kadar içeride; Azmak Yolu üzerindeki mandalina bahçeleri arasında Düzce Köyü yer alır. Köyün girişindeki evlerin yapı taşlarının arasına sıkışmış İyonya Dünyası’nın ruhu fark edilmeyecek gibi değildir. Gri Teos mermerinden bir sütun parçası, bir dibek yada bir iki sütun başlığı çevredeki hemen dikkat çeken antikitenin diğer unsurlarıdır. Köyün ana girişinden içeri doğru girildiğinde karşınıza çağların yükünü taşımaktan yorgun düşmüş, yıkık dökük bir külliye karşılar. Köyün altından dolaşan yol kıyısındaki belki bir dükkân, belki bir kahvehane eskisi viranelik ise bu hazin manzaranın tamamlayıcısı gibidir.

 Köyde yer alan evlerden birinin duvarındaki değerli bir mermer pano

 Külliyenin önündeki sütun başları

Kasım Çelebi Külliyesi'nin kemerli giriş kapısı

Köyün girişindeki Kasım Çelebi Külliyesi’ne kemerli bir kapıdan girilir. Teos mermerinden mamul birkaç basamakla ulaşılan avlunun doğu yönünde; bir medreseden kalan “L” şeklinde kubbeli bir revak ve hemen arkasında kısa kolda 4 adet, uzun kolda ise 5 adet odacık yer almaktadır. 

 Kasım Çelebi Medresesi

 Kasım Çelebi Külliyesi’nden bugüne ulaşan, avlunun kuzey doğusundaki medrese ve güneyinde yer alan ve ibadete halen açık bulunan camidir. Cami ve medresede köyün üzerinde kurulu olduğu Antik Herakleia yerleşimine ait devşirme malzeme çokça kullanılmış durumdadır. Cami, bugünkü haliyle orijinal halinden oldukça farklılaşmış durumdadır. Caminin girişindeki oluklu çatının üstüne denk gelen bir konumda caminin kitabesi bulunmaktadır.

 Kasım Çelebi Medresesi-revak ve medrese hücrelerinden birinin girişi

Herakleia, 14 yy.da Seferihisar bölgesine egemen olan Aydınoğulları tarafından bir Türkmen yerleşimi haline getirilmiş olmalı. Elde ettikleri topraklarda yaptırdıkları bayındırlık eserleriyle diğer beyliklerden daha farklı bir yere oturtabileceğimiz İyonya’nın 14.yy.daki Türkmen mirasçıları, bu anlamda Hereke’deki mimari yapıların da ilk fikir babaları olsa gerek. Son Aydınoğlu; Cüneyd Bey’in Osmanlı Yönetimi tarafından 1425’de Teos yakınlarındaki İpsili Kalesi’nde (şimdiki Çıfıt Kalesi) ortadan kaldırılması ile İzmir ve çevresi de kesin olarak Osmanlı Devleti’nin topraklarına katılır. Osmanlı Devleti’nin imparatorluğa geçiş sürecinde Rodos ve Girit’e yönelik uzun süreli seferlerde bölgenin lojistik amaçlı öne çıkışıyla birlikte imar faaliyetlerinin de bu kapsamda önem kazanmış olması muhtemeldir.

Cami ve külliyenin avlusu


Caminin kitabesi

Caminin giriş kapısı

Köyün Herakleia’dan Hereke’ye ve daha sonra Düzce’ye evrilen isminde saklı öyküsü, İlkçağ’da Teos’la birlikte başlar. Teos’un uydu yerleşimlerinden biri olan Herakleia’nın üstünde kurulu bugünkü Düzce Köyü’nün evlerinin duvarlarında saklı tarih, bize bu İlkçağ yerleşimi hakkında ipuçları vermektedir. Köyün tam ortasından geçen ana caddesinin doğu yönünde ise eski bir hamam kalıntısı bulunmaktadır.

 Hereke Hamamı

Hamamın içinden...

Sığacık Kalesi

Seferihisar’ın iskelesi konumundaki Sığacık, tarih boyunca bu özelliğini hep korumuş. Son yıllarda bir yandan Seferihisar Belediyesi’nin şehrin ismine eklenen “Citta Slow-Yavaş Şehir” unvanı çerçevesinde yürüttüğü faaliyetler, diğer yanda ise Sığacık’a yapılan yat limanıyla öne çıkmış durumda… 

 Sığacık İskelesi

Sığacık-Kale ve İskele

Bugün İzmirlilerin; özellikle hafta sonlarında bir kaçış noktası olarak rağbet ettikleri bir destinasyon haline gelen Sığacık, Osmanlı Döneminde köy ölçeğinde bir kıyı yerleşimiydi. Koyun kuzey doğusunda yer alan Sığacık Kalesi ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Rodos Seferi’nin her türlü ikmalini sağlamak amacıyla, 1521-1522 yıllarında Kaptanı Derya Parlak Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Ancak; benzersiz doğal liman özelliği nedeniyle, tarihin daha önceki dönemlerinde de bu kıyıda kaleleşme eğilimlerinin mevcut olduğu söylenebilir. Kaynaklara göre bölgede Bizans’ın denizcilik mirasını bir şekilde kullanabilme yeteneğine sahip Aydınoğulları’nın, daha önceleri ise Bizans ve Roma Yönetimlerinin de benzer iradeyi gösterdikleri vurgulanıyor.

 Sığacık Kalesi-İç Kale

İç Kale'ye içinden bakış 

Sığacık Kalesi'nin kuzey yönündeki kapısı

Osmanlı Döneminde bir dış kale ve askeri garnizonun bulunduğu bir iç kaleden oluşan Sığacık Kalesi’nin içinde bir cami, hamam gibi mimari yapılar da yer alıyor. Kale, Osmanlı Döneminde bir yerleşimi savunmak amaçlı kullanımdan çok, bir askeri deniz üssü olarak işlev görmüş. Kale surları üç noktadan dışarı açılan kemerli kapılara sahip. Bunlar; Scala Nuova (Kuşadası), Ayasuluk (Selçuk) ve Sivrihisar isimleriyle anılıyor. Surların yapımında Teos’tan getirilen İlk Çağ malzemesinden ağırlıklı olarak yararlanılmış. Bunun en güzel örneklerini sur çevresinde dolaşırken görmek mümkün.

 Sığacık Kale İçi'ndeki Cami

Sığacık Kale İçi'nden bir görünüm

 Sığacık-sağlıklaştırılan sokaklar

Zamanla kalenin içinde sivil bir yerleşim gelişmiş ve burası bir mahalle haline gelmiş. Son yıllarda İzmir Büyük Şehir Belediyesi ile Seferihisar Belediyesi’nin ortak çabalarıyla kale içinde gerçekleştirilen sokak sağlıklılaştırma çalışmaları sonrası Kale İçi’nin çehresi değişmiş. Öyle ki, Pazar günleri Sığacık Kalesi’nin içinde kurulan Köy Pazarı o kadar çok insanı buralara çekiyor ki; bazen pazarda yürümek bile güçleşiyor. Bu girişim, aynı zamanda; küçük üreticilerin narenciyeden, yöresel otlara, organik sebze ve meyveye; yöresel yemeklere, börek ve gözleme türü hamur işi yiyeceklere, türlü türlü reçel ve salça gibi geniş bir yelpazedeki ev tipi ve el sanatları ürünlerine satış imkânı yaratması açısından da önem taşıyor. Sonuçta; bu iyi niyetli girişimlerin hem toplumdaki kültürel varlıkların korunması bilincini geliştirmesi ve yörede yaşayan insanlara ekonomik bir değer katması açısından yararlı bir girişim olarak öne çıkıyor. Ama yine de çabaların daha organize ve sistematik bir birimde geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirtmeliyiz.

 Sığacık İskelesi'nin kaleden genel görünümü

İyonya’nın Kalbi(1) Teos

Teos, Klasik Çağın Ege kıyısındaki en önemli yerleşimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Bir zamanlar Thales tarafından İyonya’nın merkezi olarak önerilen Teos, gerçekten de konum olarak; bu coğrafyanın neredeyse tam ortasında yer almaktadır. Doğal liman özelliğine sahip iki koyun arasında uzanan bir yarımadanın üstünde kurulmuş klasik kent, daha çok tepelik bir alanda yer alan akropol ile güneydeki liman arasında gelişmiş. Klasik Çağ Teos’unun üzerinde yükseldiği Prehistorik dönemdeki Eski Teos’a dair bugüne kadar henüz bir iz bulunamamış. Recep Meriç ve Numan Tuna Hocalar tarafından yürütülen iki survey sonucunda somut bir yer tespiti yapılamamış.

Diyonisos Tapınak Alanı

Teos, Ege’nin öte yakasından M.Ö. 11.yy.dan itibaren İyonya’ya ulaşan Birinci Göç Dalgası’nda Minyas kökenli Athamas önderliğinde gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Bu ilk kafilenin arkasından gelen Kodrosoğulların’ndan bir diğer İyon kolu daha Teos’a gelerek, kentin ilk kolonize nüfusunu oluşturmuşlar. İyonya kentlerinin kuruluş geleneğinde olduğu gibi Teos Kenti de Strabon’un deyimiyle meşru olmayan oğlu Nauklos üzerinden Atina Kralı Kodros’un soyuna bağlanmış.

 Gezginler, Teos'ta çağlara tanık bilge zeytin ağacının altında...

Arkaik Teos’un yaşı M.Ö. 10 yy.a kadar uzanıyor. Kentin zaman içinde artan nüfusu Phokai ve Ephesos’a göç verecek düzeye geliyor. Pers Komutan Harpagos tarafından M.Ö. 545’de ele geçirilen kentte; Pers işgalinin yıldırıcı baskısına dayanamayan Teoslular, Trakya kıyılarında Abdera isimli bir kenti kuruyorlar. Strabon bu göçü şu ifadelerle aktarıyor:

“Teos, bir yarımada üzerindedir ve bir limanı vardır. Lirik şair Anakreon Teosludur. Onun zamanında, Perslerin küstahlıklarına dayanamayan Teoslular, kentlerini bırakarak, bir Thrak kenti olan Abdera’ya (bugünkü İskeçe yakınlarında bir yerleşim) göçtüler ve bundan böyle Abdera’yı ima ederek “Teosluların güzel kolonisi Abdera” dizesi söylenir. Fakat bunlardan bazıları sonradan tekrar geri dönmüştür.”(2)

Teos'ta Şehir Meclisi'nin duvarları

Büyük İskender’in Anadolu’dan Persleri çıkarması sonrasında komutanları Antigone ve Lsymakhos’un çabalarıyla Teos, yeniden ayağa kaldırılır. Bugün ören yerinde izlenebilen Helenistik surlar bu dönemde inşa edilmiş olmalıdır. Kentin Roma döneminde limansal faaliyeti, eskisi kadar işlek bir düzeyde olmasa da; daha çok mermer üzerinden yürütülen bir ağırlık taşımaktadır. Bu amaçla kullanılan mermer ocağı, bugün Sığacık yakınlarında Karagöl adıyla bilinen mevkide bulunmaktadır.

 Teos-Karagöl-Antik Mermer Ocağı
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Karagöl mermer ocağından taşınamadan kalmış binlerce yıllık Teos mermerleri
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Antik liman kentlerinde, uzmanların belirttiğine göre; rüzgârın davranışına uygun şekilde, ticari gemilerin yanaşabilecekleri genelde iki liman vardır. Bu durum Teos’ta da aynıdır. Kentin konumlandığı yarımadanın kuzeyinde ve güneyinde iki limanı bulunmaktadır. Bugün kentin güneyindeki liman, neredeyse ayakta denilebilir. Suyun ve kumların içindeki limanın taşları rahatlıkla izlenebilmektedir. Limanın ucunda yer alan kalıntılar ise, gemiciler için düşünülmüş bir liman kilisesine işaret etmektedir. Kentin kuzeyinde yer alan limandan ise bugüne kadar bir haber alınamamıştır.

Diyonisos Tapınağı
(Fotoğraf:İF-Nisan-2006)

M.Ö. 3.yy.da kentte Diyonisos Tapınağı çevresinde gelişen Diyonisos kültü, Teos’un bağbozumu şenliklerinde rol alan Diyonisos oyuncularıyla ün kazanmasına yol açtı. Strabon, yine aynı eserinde Teos’un yakınlarında bir diğer İyon Kenti Lebedos’dan söz ederken Diyonisos oyuncularından ve onların hikâyesinden şöyle söz etmektedir:

 Teos'un mandalina bahçeleri

“Burası (Lebedos), Hellespontos’dan (Çanakkale) itibaren bütün Dionisiac sanatçılarının bir araya geldiği ve oturduğu, aynı zamanda her yıl Diyonisos onuruna düzenlenen oyunların yapıldığı, genel festivalin düzenlendiği yerdir. Bunlar, evvelce Kolophon’dan sonra gelen ve İonialıların kenti olan Teos’da yaşarlardı, fakat burada bir iç ayaklanma çıkınca kaçarak Ephesos’a sığındılar. Attalos, onları Teos’la Lebedos arasında bulunan Myonnesos’a yerleştirdiği zaman, Teoslular; Myonnesos’un kendilerine karşı tahkim edilmesine izin verilmemesi ricasında bulunmak üzere Romalılara bir elçi heyeti gönderdiler ve Lebedos’a göç ettiler. Burada oturanlar, nüfuslarının azlığından ötürü kendilerini memnuniyetle kabul ettiler.”(3)

Teos ören yerinde zeytinler ve eski bir kulübe

İyonya’nın on iki kentinden biri olan Teos’daki ilk kazılar, 1862 yılında İngiliz Dilettanti Cemiyeti (Society of Dilettanti) tarafından başlatılmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrasında ise, kazı faaliyetleri 1924-1925 yıllarında Fransızlar ve daha sonra 1962 ile 1966 yılları arasında Ankara Üniversitesi öğretim üyeleri Yusuf Boysal ile Baki Öğün; 1980-1992 yılları arasında ise D.Mustafa Uz tarafından yürütülmüş. 1993-1996 yıllarında ise, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Numan Tuna, kentte kısa süreli yüzey araştırmaları gerçekleştirmiş. 2010 yılından itibaren yeniden başlayan kazı ve restorasyon çalışmaları, günümüz itibariyle; Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Musa Kadıoğlu başkanlığında yürütülüyor.

 Teos'ta bir gezgin; tarihin bağrında...

Ören yerinde bugün bir takım sponsorlarla da desteklenen kazı ve çevre düzenleme faaliyetleri, neredeyse bir arkeopark oluşturma fikrine yönelmiş gibi. Ören yerinde; anıtsal yapılara kolaylıkla ulaşmayı sağlayacak yürüyüş yolları, mimari yapılar, çevre flora ve faunası hakkında iyi düzenlenmiş açıklama levhaları, yüzlerce yıllık anıtsal zeytin ağaçlarının koruma altına alınmaları, geniş kapsamlı bir kazı evi ve müştemilat işlevi görecek yapıların oluşturulması, bu çalışmaların bütünleşik bir yaklaşımla yürütüldüğüne işaret ediyor.

 Teos'ta gezmeyi kolaylaştıracak traversli yürüyüş yollarının yapımı sürüyor.

Teos’un bugüne miras bıraktığı mimari yapılardan en önemlisi şüphesiz Diyonisos kültünün simgesi olan Diyonisos Tapınağı… Bir İyon kenti olarak Atina’nın hatırasına bir selam gönderme anlamını taşıyan Athena Tapınağı’nın da kentin görünür bir yerinde olması gerekir. Numan Tuna’nın 1990’larda kentte yürüttüğü yüzey araştırmaları sırasında Teos’un Akropolü olarak kabul edilen ve kentin tiyatrosunun eteklerinde yer aldığı tepelik alanda (Kocakır Tepe) Athena Tapınağı’nın izlerine rastlamış olması da İyon kentlerinin bu geleneğinin Teos’ta da yinelendiğine işaret ediyor.

Teos'ta bir başka anıtsal zeytin ağacı

Diyonisos Tapınağı; Mustafa Uz Hoca’nın sınırlarını tespit ettiği, revaklarla (stoa veya portiko) çevrili, yamuk planlı bir tapınak avlusunun (temenos) ortasında yer alıyor. Tapınak, Priene’li mimar Hermogenes tarafından yapılmış. İyon tapınaklarının Batı Anadolu’da ve Samos’daki örneklerinde tapınak alanını hep çift sıra sütunla çevirmek gibi bir yaklaşım vardı. İlkçağ’ın ünlü mimarı Hermogenes, işte bu yaklaşımı tamamen değiştirerek sütun sayısını yarı yarıya azalttı. Tapınağın kısa kenarında 6, uzun kenarında ise 11 adet tek sıra (peripteral) İyon tipi sütunun çevrelediği üç bölümlü tapınak düzlemine, arazideki kod farkını karşılayacak tarzda doğu yönünde oluşturulmuş basamaklarla ulaşılabiliyordu. Tapınağın iki sütunlu derin bir pronaos’u (öndeki giriş bölümü, ön oda), ortada tapınağın kutsal çekirdeği naos ve en arkada ise hazine odası diyebileceğimiz iki sütunlu dar opisthodomos (arka oda) vardı. Tapınağın esin kaynağının, bu şekliyle Pytheos’un Priene’deki Athena Tapınağı olduğu söylenebilir.

 Diyonisos Tapınağı'ndaki sütunların birbirine göre diziliş konumları
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Tapınak, M.Ö. 190-150 yılları arasına tarihleniyor. Bir yazıta dayandırılan başka bir yaklaşıma göre ise, 3.yy.da yapıldığı öne sürülüyor. Roma İmparatoru Avgustus zamanında bu tapınağın iyileştirildiği, İmparator Hadrianus döneminde ise yaşanan büyük bir deprem sonrası büyük ölçüde onarıldığı biliniyor. Mustafa Uz’a göre tapınağın portikolu avlusu, İmparator Avgustus dönemine tarihleniyor. 

 Aslan ağızlı su tahliye saçağı detayı
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Tapınağın sütunlarının üstündeki kirişlerinin üzerine frizlerin (kabartmaların) yerleştirilmesi, Hermogenes tarafından geliştirilen yeni bir fikir olarak bilinmektedir. Frizler, genel olarak Diyonisos Alayı’nı ve bu kafilede elinde müzik aletleriyle temsil edilen, kendinden geçmiş sarhoşları göstermektedir. Hadrianus döneminde bu kabartmaların tamir edildiği, bazı başlıkların yeniden yerleştirildiği biliniyor.

 Diyonisos Tapınağı'nda ters dönmüş bir İyon sütun başlığı
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

İyon tapınaklarının evrimleşmesi, kaidelerinin sadeleşmesi süreci açısından, Teos’taki tapınak çok büyük önem taşıyor. İyon tapınaklarında Priene’deki ve Efes’teki sütun kaideleri, çok sayıda oygudan oluşan bir biçim gösterirken, çok sade bir forma dönüştürülmesi; bir dış bükey yarım yuvarlak, bir iç bükey forma indirgenmesi, sadeleştirilmesi; bu mimarinin Attika’da, yani Atina Kenti’nde yapılan uygulamaları sırasında ortaya çıkmıştı. Bu uygulamanın Anadolu’ya geri dönüşü ve uyarlanması Hermogenes’in mimarisinde karşımıza çıkıyor.

 Diyonisos Tapınağı-sütun detayı
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Efes tapınaklarının sütunlarında yer alan bir kaideyi karşımıza aldığımızda; onun çok sayıda yuvarlak oygulardan oluşan, çok katlı bir forma sahip olduğunu görmekteyiz. Sütunların altına rastlayan kaidenin Teos’da sadeleştirildiğini, Attika tarzı; yapımı kolay, görsel açıdan daha etkili ve daha anlaşılabilir bir kaide modelinin geliştirildiğini söyleyebiliriz. Sütunun en altında ayak çarpmalarına karşı sağır, boş bir tabliye formu olan plinthos, onun üstünde bir dış bükey yarım yuvarlakla temsil edilen torus (dışa doğru şişkin bölge), hemen onun üstünde sıkışmış bir iç bükey form; cavetto yer alıyor. Bu kaide düzleminin üstünde ise yine dairesel ve dışa doğru yuvarlak bir formda fuga ile başlayan ve yukarı doğru 24 adet derin oyuklu yivlerle devam eden sütun parçaları yükseliyor.(4)

Teos Tiyatrosu

Diyonisos Tapınağı’nın kuzey batısında; deniz seviyesinden yaklaşık 35 metre yüksekliğindeki Kocakır Tepesi’nin üstünde kentin akropolü bulunur. Daha önce yapılan yüzey araştırmalarına göre tepenin tam temelleri ortaya çıkarılan Athena Tapınağı bulunmaktadır. Tapınaktan günümüze ulaşan ayakta hiçbir unsur bulunmamaktadır. Özellikle Sığacık Kalesi’nin 16.yy.da yeniden yapılması sürecinde; gerek Diyonisos Tapınağı ile tiyatrodan ve gerekse diğer mimari yapılardan alınan yapıtaşlarının ören yerini bu hale getirdiği söylenebilir. 

 Teos tiyatrosunun sahne yapısından günümüze kalanlar

Tepenin güney batı yamacında ise Helenistik Tiyatro konumlanmıştır. Bugünkü haliyle oturma sıralarından pek bir şey kalmayan tiyatronun Roma döneminde üst bölümünün tonozlarla yükseltildiği ve bu şekilde oturma kapasitesinin artırıldığı anlaşılmaktadır. (yaklaşık 4000-5000 civarı) Sahnedeki yıkıntılar arasında görülen mermer sütun parçaları ve diğer mimari bloklar, yine Roma Dönemi’nde tiyatroya iki katlı sütunlu bir cephenin eklendiğine işaret etmektedir.

 Tiyatronun  üst bölümünü taşıyan Roma Dönemi'nden kalma tonozlar

Akropol’den başlayarak mandalina bahçeleri arasından denize doğru gidildiğinde, Bouleuterion (Şehir Meclisi) yapısı ve şehrin agorasına ulaşılır. Bouleuterion, 4 bölümden oluşan oturma sıraları, sahne yapısı ve son derece düzgün kesilmiş yapı taşlarıyla dikkat çeker. Oturma sıralarının üst bölümünde biri yere devrilmiş ve kısmen parçalanmış, diğeri ise sağlam durumda iki heykel kaidesi bulunmaktadır. Teos mermerinden imal edilmiş bu kaidelerin üzerindeki heykellerin Roma döneminde yaşayan bir rahip (Teoslu Tiberius Claudius Kalobrotos) ile oğlunu (Tiberius Claudius Phesinus) onurlandırmak için konulduğu anlaşılmaktadır. (M.S.1.yy.)

 Bouleuterion sıralarında...

Bouleuterion  ve sahne yapısı

 Bouleuterion'daki heykel kaidelerinden Teoslu Tiberius Claudius Kalobrotos'a ait olanı

Agora, Şehir Meclisi’nin hemen yakınındaki bir alanda yer alıyor. Agoranın ortasındaki yığının, bir tapınakla ilgili malzemeyi içerdiğine dair bilgiler var. Mandalina bahçeleri arasından denize doğru yüründüğünde, Teos’un hala görülebilecek nitelikteki güney limanına ulaşmak mümkün. Güney limanına arabayla ulaşmak isteyenlerin, Teos’dan Sığacık’a giden asfalt yoldan ve ilk sapaktan denize doğru devam etmesi gerekiyor. Arka arkaya üç büyük yazlık siteyi arkanızda bıraktığınızda, güney limanının ve kenti güneyden saran sur duvarlarının bulunduğu plaja ulaşabiliyorsunuz.

 Agora ve antik liman
(Fotoğraf:İF-Ocak-2010)

Gezginler, güneydeki antik limanda...


Teos'un Antik Limanı

 Antik Liman

Sığacık Körfezi’ndeki kuzey limanından günümüze pek bir şey kalmamış olmasına rağmen, güneydeki limanın ana iskeleti olduğu gibi duruyor. Plajın denize doğru uzanan kumdan bir burun ucuna yerleşmiş antik liman, birkaç azmak kolunun hemen yanında yer alıyor. Büyük bloklar halinde kesme taşlardan oluşan yapı malzemesi, kenet yuvaları ile birbirine birleştirilmiş. Özellikle Roma döneminde Teos Grisi ve Africano adı verilen mermer malzemenin Roma’nın diğer eyaletlerine ulaştırılması açısından limanın büyük önemi vardı.

 Güney Limanı'ndaki kilise kalıntıları

Güney Limanı’nda; iskelenin hemen ucunda bir yapı kalıntısı daha bulunmakta… Bunun iskeleye yanaşan gemilerde görevli gemicilerin ibadet etmesi için inşa edilmiş bir liman kilisesi olduğu belirtiliyor. Şimdi tel örgülerle çevrili alan koruma altında ve kazılar sürüyor.

 Akşam vakti Teos'tan yeniden Sığacık'a dönüş

Dipnotlar:
(1)      M.Ö.6 yy.da Miletoslu filozof Thales, Teos’un coğrafik olarak İyonya’nın merkezinde yer alması nedeniyle Teos’u on iki İyon kentinin merkezi olarak önermiş, ancak bu önerisi kabul görmemiştir.
(2)      Strabon; Antik Anadolu Coğrafyası (Geoğraphika:XII-XIII-XIV); Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Çev: Prof.Dr.Adnsn Pekman; sayfs: 162
(3)      a.g.e.; sayfa: 162
(4)      Diyonisos Tapınağı sütun mimarisi ile ilgili olarak; Ebrulitur-İyonya Seminerleri, Ocak 2010; Arkeolog Şükrü Tül anlatımlarından yararlanılmıştır.
(5)      Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi anında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu 
Düzenleyen: M.YC





2 yorum:

  1. Merhaba, Cittaslow hakkında yazacağım doktora mimarlık tezimde kullanmak üzere Sığacık Kalesi fotoğraflarınızdan yararlanmak istiyorum. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz, fotoğraflarımızı beğendiğinize sevindik. Eğer hangi fotoğrafları istediğinizi fotoğraf alt yazılarını referans vererek ifidanoglu@gmail.com adresine bir ileti gönderirseniz değerlendirebiliriz. Genel ilkemiz yazı ve fotoğraflarımızın kaynak belirtilerek kullanılması yönündedir. Bilgilerinize sunar, bloğumuza olan ilginizin devamını dileriz. İF

      Sil