22 Mart 2011 Salı

URLA DEMİRCİLİ - AİRAİ YÜRÜYÜŞÜ


22 Mart 2011
İbrahim Fidanoğlu
Sabah Bornova’dan Urla’ya doğru hareket ettik. Urla Merkez’den mısır unu karışık gevrek tadında ekmeğimiz, az börek ve yumuşacık, fırından yeni çıkmış pidelerimizle birlikte Pepe’nin fabrikasının önünden Demircili yönüne döndük. Yolu karıştırdık; villalardan oluşan uydu sitelerin arasında birbirine bağlanan yollar bizi eski İzmir – Çeşme asfaltına ulaştırdı. İçmeler mevkiinde tekrar Demircili levhasından denizden içeri doğru, güneye döndük. Önce Yağcılar’ı daha sonra da Demircili köyünü geride bırakarak etrafı enginar tarlalarıyla çevrilmiş dar bir asfaltı takip ederek Demircili Köy muhtarlığına ait bungalow evlerin bulunduğu limana ulaştık.
Yaklaşık saat 12’de başladığımız yürüyüşümüze enginar alışverişi ile kısa bir ara verdikten sonra Teos antik kentinin bir Demos’u (bağlı yerleşim) olan Airai kentçiğinin kurulmuş olduğu tepeye doğru devam ettik. Kent Demircili köyüne doğru devam eden anakaraya ince bir kıstak ile bağlanan ve kuzeyden güneye doğru giderek alçalan bir topografyaya sahip bir yarımadadan oluşuyordu.



(Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)  

Hava güneşli olmasına rağmen sert poyrazın etkisi ile tepede bir yerde durmak neredeyse imkânsızdı. Azıklarımızı yemek için kuytu bir yer bulmakta epey zorlandık.



  Airai


Tepenin her tarafını dolaştık. Toprak üstünde kentin kalıntılarını seçebilmek oldukça zordu. Doğanın ve definecilerin tahribatı her yerdekinden az değildi. Batı istikametinden yerleşime açılan kapının temel taşları seçiliyordu. En tepede bir takım temel taşlarını izleyebildik. Doğal kayaç yapısı kıyıya doğru birbiri üstünde kayan yaklaşık 45 derecelik katmanlardan oluşuyordu. Sert poyraz hissedilen sıcaklığı oldukça düşürüyordu. Bu anlamda yürümek için uygun bir hava değildi. Kentin kıstakla bağlanan tarafa bakan cephesinde şehir surlarının kalan birkaç parçasını izlemek mümkündü. Ancak yeni açılmış taze defineci çukurlarına da tanıklık ettik.

Tepede yediğimiz öğle yemeğimizi takiben aşağıya kuzey yamacından indik. Kıstak boyunca doğal limana sığınmış balıkçı teknelerinden sebeplenen ve ilk kez gördüğümüz değişik türden bir ana ve üç yavrudan oluşan bir köpek ailesini yemeklerimizden artanlarla besledik. Köpekler basık burunlu, tilkiyi andırır, güdük denilebilecek küçüklükte ilginç görünümlü hayvanlardı. İnsanlardan çok ürküyorlardı; ekmek verdikçe alıştılar. Bir süre arkamızdan geldiler. Ancak yanımızda olan her şeyi onlara vermiştik ve verecek başka bir şeyimiz kalmamıştı.


Airai Köpekleri


Airai yarımadasından kıstağı geçerek kıyı boyunca doğuya doğru ilerledik. Tepeyi aştığımızda yine küçük bir koy ve doğal limanla karşılaştık. Denize girmek için çok uygun ve çok temiz bu koylardan ilk karşımıza çıkanın kıyısına indiğimizde burada yazdan kalma plastik şezlonglarla ve kayalara oyulmuş ve ortası havuz şeklinde tasarlanmış bir kıyı yapısı ile karşılaştık. 


 Airai
                                                                   

Kıyıda devşirme malzeme ile yapılmış yıkık bir duvar duruyordu. Dalgaların oyduğu kıyıdaki kayalıklar ilginç görünümler ve kıyı şekilleri oluşturmuştu. Bu bölgenin çok eskiden kalma ve Airai kenti ile ilgili olabileceğine dair fikir yürüttük. (Bir sunak alanı olabilir mi acaba diye düşündük)


Airai'de bir sunak


Doğuya doğru, daha yukarıda; makiler içinden yol bularak ulaştığımız bir diğer koyda kod oldukça yükselmişti ve buradan kıyıya inmek neredeyse imkânsızdı. Ancak bu kıyıda da alçalan batı kıyısı boyunca denize doğru inen kayaya oyulmuş merdivenler; daha yukarıda ise sanki kurban kanını akıtmak için kayaya açılmış oluklar; sunak alanları v.b. amaçla oluşturulmuş kayalara oyulmuş masa ve koltuk formatında şekilli yapılar vardı. Bütün bunların hepsini son derece az bilgiye sahip olduğumuz bu küçük ilkçağ kentçiği Airai ile birlikte düşünmek en anlamlı olanıydı.

Kuzeye doğru yönümüzü çevirerek ve yaklaşık 1,5 saatlik yorucu bir yürüyüşe mal olacak sık makilik bir araziye daldık. Zaman zaman makilik arazi o kadar geçit vermez bir hale geliyordu ki, sarı çiçekleri henüz açmakta olan katır tırnakları, hırçın delice zeytin çalıları, gevenler ve her türlü dikensi bitkinin dikenleri her tarafımızı çizdi doğradı. Kuzey – güney ekseninde ilerleyen orman sınırına geldiğimizde ağaç dikmek için çukur açma amacıyla araziye girmiş olan bir iş makinesinin bıraktığı izler bizim için bir kurtarıcı rolü oynadı. İzlerin üstüne basa basa ilerleyerek tepeden aşağıya doğru inen batı yönündeki toprak yolu bulduk. Aşağıda solda Airai limanı, enginar tarlaları ve tam batıda Demircili Limanı göz alabildiğince uzanıyordu.

Tepeden asfalta ulaştığımızda saat yaklaşık 5 gibiydi. Urla Ovacık köyüne kısa bir süre için uğradık ve daha sonra günü Urla İskele’de şömine başında içtiğimiz biralarla sonlandırdık. Deniz dalgalı, hava yaklaşık 8 dereceydi. 



Yazan: İ.F 

Düzenleyen: MYC


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder