9 Temmuz 2017 Pazar

KARAMANLI COĞRAFYASINDA…(3)



ERKEN BİZANS DÖNEMİ YERLEŞİMLERİ-2
KİLİSTRA ve-BİNBİR KİLİSE
28-29 Nisan 2017
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Bozkırdaki Erken Bizans Dönemi yerleşimlerine uğramaya devam ediyoruz bugün de. Bozkırın içinden fışkıran volkanik kayalıklarda ya da bizzat Karaman yakınlarındaki Karadağ’da olduğu gibi bir volkanik dağın yamaçlarında ya da eteklerine doğru kuytu köşelerde karşınıza çıkıverir bir dolu kilise yıkıntısı. Ansızın şaşırtır doğa ve tarih; birlikte ziyaretçisini. Orada başlar hikâyeler… Konya’nın güney batısında şimdi Gökyurt ismiyle anılan bir köyün hemen yakınlarında; kaya kiliselerinin ve Aziz Pavlus’un izinin sürüldüğü önemli yerleşimlerden ilkidir Kilistra… Hele o eski kale düzlemine çıktığınızda; aşağıdaki vadilerin ve yekpare bir kayaya oyulmuş haç planlı kaya kilisesinin benzersiz görünümü sizi ele geçiriverir birden. Şimdi Kilistra zamanıdır bozkırda…

 
Kilistra; Bayram Hacı İnleri

 
Kilistra; Sandıkkaya Kilisesi

Kilistra

Kilistra, Konya’nın yaklaşık 45 km kadar güneyinde kalan ve oldukça volkanik bir arazi yapısına sahip bir bölgede yer alıyor. Yakınlarında yer alan Hatunsaray (Lystra) ile birlikte Hıristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip; Aziz Pavlus’un Hıristiyanlık inancını yaymak amacıyla uğradığı önemli merkezlerden biri olarak anılıyor. Bu merkez yakınlarında ona katılan Konyalı müritlerinden biri de Lystralı Tekla isminde bir kız. İşte onun hikâyesi…

 
Lystralı Azize Tekla; Konya Aziz Pavlus Kilisesi

Konyalı (Ikonion) Azize Tekla

Psidia Antiocheia’sından (bugünkü Yalvaç kasabası) kovulan Aziz Pavlus, Aziz Barnabas ile birlikte Konya’ya gelmişler; ancak yerel yöneticilerin faaliyetlerinden rahatsız olması nedeniyle Lystra’ya geçmişler. Lystra’da o dönemin önemli ailelerinden birine mensup olan Tekla (Thecla) isminde genç ve güzel bir kız, evinin üst katındaki penceresinden yan bahçede on-o iki kişilik bir gruba vaaz vermekte olan sakallı ve orta yaşlı birinin konuşmalarından etkilenir. O kişi Aziz Pavlus’tur ve çevresindekilere, tek tanrılı inancın öğretilerini anlatmaktadır. O sırada bugünkü Hatunsaray’ın üzerinde kurulu olduğu Lystra, Roma İmparatorluk Döneminde bölgedeki önemli Roma kolonilerinden birisidir. Lystra’nın en tanınmış ailelerinden birinin oğluyla evlilik arifesinde olan Tekla, evinden kaçarak Pavlus’a katılır. Birlikte yeniden Pisidia Antiocheia’sına gelirler. Konya’da olduğu gibi burada da her ikisine yönelik eziyetler devam eder. Pavlus’a ve Tekla’ya yönelik bir dizi hapis ve işkencelerle gelişen süreç sonunda; onlar, bir takım mucizelerle bütün bunların hepsinden kurtulmayı başarırlar ve hayatta kalarak inanç mücadelelerini sürdürürler. Pavlus, bir Roma yurttaşı olmasının avantajıyla sürgünlerle cezalandırıldığı bu sürecin sonunda İtalya’ya kadar uzanacak büyük yolculuğuna yönelir. Tekla ise, Pavlus’dan Tanrının sözünü öğretme görevini alarak şimdiki Silifke’ye (Seleukeia) yerleşir. Yaşamının geri kalan kısmını orada geçiren Azize Tekla, insanlara Tanrı inancını öğretir, hastalara şifa dağıtır. Daha sonradan Bizans döneminde bir bazilika ile taçlandırılan bir mağarada yaşayan Tekla’ya kötülük yapma amacıyla gelen iki kişinin saldırısı öncesi, rivayete göre; yer yarılarak onu içine alır ve daha sonra Azize mertebesine yükseltilen Tekla, bir daha görünmemek üzere kaybolur. Azize Tekla, bugün Ortodoks kökenli doğu kiliselerinde 24 Eylül’de; Katolik kökenli batı kiliselerinde ise 25 Eylül’de anılmakta.(1)


Kilistra; Bayram Hacı İnleri; manastır

Kilistra; Bayram Hacı İnleri

Kilistra; manastır, ön cephe

Manastırda yer alan bir şapelin içinden...

Erken Bizans Dönemi yerleşimlerine örnek; Kilistra

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde baskılardan kaçarak volkanik tüf kayalıkları ile kaplı Konya ve Kapadokya civarındakine benzer şekilde yeraltına ya da volkanik dağ eteklerindeki saklı mağaralara sığınan Erken Hıristiyanlar, bu şekilde koloniler oluşturmuşlar. Kilistra ve Karamanlı coğrafyasındaki diğer Erken Bizans Dönemi yerleşimleri de bu tür kolonilerden… Roma İmparatoru Konstantin’in 312 yılında Hıristiyanlığı resmen tanımasına kadar geçen sürede yoğun baskı gören ilk Hıristiyanlar, Kilistra’nın saklanmaya ve savunmaya elverişli bir konumda olmasından dolayı buraya yerleşerek inançlarını yaşamaya çalışmışlar. Kilistra’da; köylülerin, köyün altındaki bir mevkiye halen “Paulönü” adını vermeleri ise, Aziz Pavlus’un buralara uğramış olabileceği savının halkın hafızasında bugüne taşınan bir izi olarak değerlendiriliyor.

 
Kilistra, Konacak Mevkii'ndeki kayalıkların batı cephesindeki manastır

 
Konacak Mevkii'nde yer alan manastırın odacıklarından biri

 
Kilistra; Konacak Mevkii; manastırdan dış dünyaya bakış

 
Konacak Mevkii'ndeki kayalıklara doğru çıkan merdivenler

  
Kilistra menekşeleri

 
Konacak Mevkii; ana kayaya oyulmuş merdivenler

Bugün Gökyurt köyünün üzerine kurulduğu höyük, Helenistik ve Roma Dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmış ve Bizans Döneminde volkanik yapıdaki tüf kayalara oyulan mağaralarda mekân bulan yerleşimler daha geniş bir alana yayılmış. Halk arasında Sandıkkaya ismiyle anılan ve yekpare bir ana kayanın oyulmasıyla şekillendirilerek oluşturulmuş kaya kilisesi, bu yapıların en öne çıkanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Kilistra, bir anlamda Konya’nın Kapadokya’sıdır denilebilir. Kayalara oyulmuş kiliseler, Konacak Mevkii’nde; tüm çevreye hâkim ve köyün üstüne oturduğu höyüğün kuzey doğusuna doğru bir dil şeklinde uzanan kayalıklar, sarnıç ve şaraphaneler, mezarlar ve sığınaklar; çevresindeki volkanik doku ile uyumlu bir bütünlük oluşturuyor.

Gökyurt köyü, bugün volkanik esaslı yöresel bir taşın yapı malzemesi olarak kullanılmasıyla ortaya çıkarılmış sivil mimarinin güzel örneklerinin bulunduğu oldukça eski bir yerleşim. Köyün girişinde yer alan çeşme ve meydanlık, burada eğleşen köylülerle köyün ziyaretçilerinin ilk karşılaştıkları mekân. Meydandaki küçük bir bakkal dükkânı ise bizi çocukluk günlerimize götürüyor. Gönülsüz de olsa verilen bir izinle çekiyoruz fotoğrafını. Bir anın fotoğrafı… Köydeki daracık sokaklarından bayır aşağıya evlerin arasından yürüyerek kısa bir tur atıyoruz önce. Zaman kısıtı nedeniyle Kilistra’dan günümüze kalanları görmek üzere önce Konacak Mevkii olarak adlandırılan ve Gökyurt köyünün üzerine oturduğu höyüğün doğu eteklerini belirleyen kayalıklara gitmek üzere yeniden dönüyoruz köye…

 
Gökyurt köy meydanı ve çeşme

 
Çeşme; daha yakından...

 
Köy meydanındaki bakkal dükkanının içi


Meydandaki köy bakkalı

 
Gökyurt sokaklarında...

 
Gökyurt evleri

 
 Gökyurt köyünden Koyak Vadisi'ne ve Söğütlüdere'ye bakış

 
Gökyurt'un yerel tüf kayalıklardan elde edilen taşlarla yapılmış eski evlerinden biri

İlk durağımız, Kilistra’nın kuzeyinde yer alan tüf kayalıklarına oyulmuş bir kaya manastırının bugüne ulaşan kalıntıları. Aradaki küçük bir dere yatağını geçerek ulaştığımız ve köylüler tarafından Bayram Hacı İnleri olarak anılan yapı, aslında doğu-batı ekseninde uzanan bir tüf kayalık tepeliği. Yine yukarıda anılan tarihsel dilimde; büyük bir korkunun izleri üzerine bu tüf kayaların oyulması ile elde edilmiş birkaç katlı manastır kompleksinde odacıklar şeklinde tasarlanmış; birbirine dar geçitlerle bağlanan yaşam mekânları yer alıyor.

 
Bayram Hacı İnleri'nden Gökyurt köyüne ve Konacak Mevkii'ne bakış

 
Kilistra; Konacak Mevkii, manastır girişi

 
Sandıkkaya Kilisesi

Kilisenin apsisi

 
Kaya kilisesinin girişi

 
Kaya kilisesinin girişi ve tüf kayalar arasına saklanmış konumu

 
Üst düzlemden Sandıkkaya Kilisesi'ne bakış

Neredeyse bunun tam güneyinde yer alan Konacak kayalıkları ise gezgine dolaştıkça ve yükseldikçe daha anlaşılır sürprizler sunan ilginç bir bölge. Köye ulaşmamızı sağlayan asfalt yolun hemen güneyindeki bu dil şeklindeki dev kaya kütlesinin hemen altındaki düzlüğe ulaşan patika işin başlangıcı. Düzlükte yine tüf yapıdaki Gökyurt köyünün güney doğu sınırlarını belirleyen kaya kütlesinin batı cephesinde bir manastır yapısı karşılıyor bizleri. Önündeki düzlüğü görecek şekilde tasarlanmış muhtelif yaşam alanları ve birkaç mezar odası ile dikkat çeken manastırın içinde bir kilise ya da şapel yer almıyor. Ama manastırın güneyindeki kayalıklar arasında kolaylıkla fark edilemeyen ve yine kayaya oyulmuş basamaklarla ulaşılan haç planlı bir kaya kilisesi, bu bölgenin en dikkat çeken yapısı olarak öne çıkıyor.

 
Sandıkkaya'nın tüf kayalar arasından sivrilen kubbesi ve karşıda beyaz renkli Bayram Hacı İnleri olarak adlandırılan tüf kayalıklar

 
Bu kayalıkların altında bir şehir saklı; Kilistra

 
Kilistra; şırahane ve benzeri yapılar

 
Sandıkkaya ve arkada Gökyurt köyünün son evleri

 
Kilistra; Konacak Mevkii; üst kale düzlemi

 
Konacak Mevkii; üst düzlemde türlü türlü yapı izleri

 
Kilistra; Konacak Mevkii

Sandıkkaya ismi de verilen yapı, ana kayanın içinin ve dışının oyulmasıyla elde edilmiş olması nedeniyle sıra dışı bir özellik gösteriyor ve ayrıca inancın taşa yansımış halini temsil etmesi açısından da saygıyı hak ediyor. Kaynaklara göre kilise 6-7.yy.dan kalmış olmalı. Batı yönündeki girişinden ulaşılan naos ve doğu yönünde yer alan apsisi oldukça belirgin. Ama kilisenin taşa işlenmiş benzersiz güzelliği, esas olarak tüf kayalıkların en üst düzlemine çıkıldığında fark ediliyor. Bu düzlem, sahip olduğu topografik avantajı nedeniyle, aslında belki de Roma ve Erken Bizans Dönemlerinden çok önceleri bile savunma amaçlı bir kale olarak kullanılmış olabilir. Kilisenin tam karşısında ise, yine kayaların içine oyulmuş keşiş odası olduğu düşünülen iki katlı bir yapı daha var. Konacak Mevkii’nde bunların dışında birbirine yaslanarak yükselen tüf kayaların arasına sıkışmış halde bir şaraphane, terasın güney tarafına denk düşen bir konumda ise avlulu iki adet ev ve bir su kanalı bulunuyor.

 
Kilistra; kayalıkların üstünde yaşam izleri

 
Kilistra; Konacak Mevkii

 
Kayalar içine oyulmuş mezar odaları

 
Kilistra'da; bir kaya manastırının önündeyiz.

Kilistra’daki diğer önemli kalıntılar ise Gökyurt’un üstüne oturduğu höyüğün batısındaki Koyak ismiyle anılan vadide yer alıyor. Bu vadinin dibinden akmakta olan Söğütlüdere’nin üzerindeki eski bir taş köprü, köylüler tarafından; buralara uğramış olan Aziz Pavlus’a atfen Paulönü diye adlandırılan mevkideki tüf kayalıklar içine oyulmuş halde Paulönü Kilisesi (Sümbül İni Kilisesi) ile küçük kaya şapelleri ve bir sarnıç bunların içinde en dikkate değer olanları…

 
Gökyurt; Koyak Vadisi

Kilistra, bugün kendisine dokunacak bir sihirli elin dokunuşunu bekler gibi film platosu kadar özgün bir volkanik coğrafyada sessizce bekliyor kaderini. Yeniden tarihin derinliklerinden sıyrılıp çıkarak bir kültürel doğuşun eşiğinde… Gezgine düşen ise gitmektir yeni coğrafyalara doğru…

 
Konacak Mevkii ve ileride Bayram Hacı İnleri

Karadağ ve Binbirkilise

Karaman’ın kuzeyinde ve şehir merkezine yaklaşık 30 km kadar uzaklıkta bulunan volkanik Karadağ kütlesinin eteklerinde yer alan Madenşehir ve dağın daha yüksekteki volkan konisine doğru Çumra Ovası’na hâkim bir sekide yer alan Üçkuyu ya da Değle, barındırdıkları çok sayıda kilise ve şapel kalıntısı nedeniyle Binbirkilise olarak adlandırılıyor. Topografya, gerçekten Anadolu platosunun bağrından fışkırmış ve o ana kadar rastlamadığımız bir hırçınlıkta yükseliyor önümüzde. Çumra üzerinden ulaştığımız Karadağ ve az ilerdeki Kızıldağ volkanik dağ kütleleri, Hitit İmparatorluk Dönemi sonrası dağılma sürecinde ortaya çıkan anıtsal yapılarla da adından söz ettiren ilginç bir coğrafya. Ancak, bu yazının konusu olan Erken Bizans Dönemi yapılarıyla öne çıkan bir özelliği daha var Madenşehir ve Değle’nin.

 
Karadağ'ın sakinleri; Değle'de akşama doğru ağıla dönüş

 
Değle ve Kızıldağ

 
Karadağ'ın gevenleri

 Karadağ'ın karlı tepeleri

 
Karadağ'ın krater ağzında yılkı atları

 
Karadağ; krater ağzı

Konya yönünden Çumra Ovası’nı aşarak ulaştığımız Karadağ’ın düzlükte yükselen görüntüsü gerçekten etkileyici. Üzerinde birden fazla sivrilen zirve yer alıyor. Bunların en yükseği 2271 metre yüksekliğindeki Mahalaç Tepe… Herhalde bu tepeye atfen isimlendirilmiş; Madenşehir’in girişinde yer alan Büyük Kilise de bu isimle anılıyor. Değle harabelerinin biraz üzerinde ise kışın artan yağışlarla beslenerek bir göle dönüşen krater ağzı bulunuyor. Suyun yaza doğru azalmasıyla; kraterin tam ortasında küçük bir parıltı şekline dönüşen krater gölü, şimdi bir çayırlık görünümü almış gibi. Ancak; buranın devamlı sakinleri de var; doğaya terk edilmiş ve zaman içinde çoğalarak bir koloni haline gelmiş yılkı atları gibi; akşama doğru dağ başındaki Değle’de keçilerini otlatmaktan dönen Değleli köylüler gibi…

  
Değle ya da Üçkuyu öreni

 
Değle'de dini yapılardan birine ait kemer

 
Üç nefli bazilika; Değle

 
Bazilika'nın kapı girişinin üstünde yer alan haç

 
Değle; bazilikanın ana apsisi, yakından... 

Bölge, Roma Dönemi’nde Barata olarak anılan yerleşimle ilişkilendiriliyor. Doğuda bulunan Derbe (şimdiki Kertihöyük) Aziz Pavlus’un Hıristiyanlığı yaymak için uğradığı duraklardan biri olarak biliniyor. Bu nedenle İ.S. 4-9.yy.lar arasında Karadağ üzerinde yer alan Madenşehir ve Değle’deki Erken Bizans Dönemi yerleşimleri hızla gelişmiş ve Hıristiyanlığın bölgedeki önemli bir merkezi haline gelmiş.

 
Bazilika; diğer neflerden biri; içindeki mihraptan bir ara cami olarak da kullanıldığı anlaşılıyor.

 
Çiçeğe durmuş badem ağaçları arasında kemerli bir yapı kalıntısı

 
 Bir başka kemer; arkada Karadağ

Değle'de bir akşam vakti; fotoğraf çekmeye doyamıyoruz.

 
Değle; bir başka kilisenin apsisi

Bölgeyi 20.yy. başlarında ziyaret edip birlikte kazı çalışmaları yürüten ünlü İngiliz arkeologları Gertrude Bell ve William Ramsay’in adlandırdıkları gibi gerek Yukarı Şehir; Değle’de ve gerekse Aşağı Şehir; Madenşehir’de o kadar çok şapel ve kilise var ki; bunların o bölgede yaşayan insanların ihtiyaçlarıyla açıklanması pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla bölgeye o dönemlerde atfedilmiş bir önem ve kutsallık olmalı. Bu da kaynaklardaki Barata’nın bir piskoposluk merkezi olduğu bilgisiyle örtüşüyor.

 
Değle; en yukardayız, altımızda bazilika...

 
Üst düzlemdeki Madenşehir'e bakan son kilisenin apsisi

 
Değle; bir kilise düzlemi daha...

 
Bu da apsis duvarına kuzey doğudan bakış; arkada Karadağ'ın volkanik tepeleri

Barata, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Lykaonia Birliği adına sikke bastırmış şehirlerden biri olarak biliniyor. Ikonium (Konya) ile Herakleia’yı (Konya Ereğlisi) birbirine bağlayan antik yol üzerinde yer alan Binbirkilise’nin önemi, bir piskoposluk merkezi haline geldiği Hıristiyanlık Dönemi’nde daha da artmış. Bölgede yapılan araştırmalarda İ.S. 161-169 yılları arasında Marcus Aurelius ve Lucius Verus dönemleri ile İ.S. 244-249 yıllarına ait (II. Philippus dönemi) Barata sikkeleri ele geçmiş. Daha sonraki dönemlerde Barata’nın ismi İ.S. 325’deki İznik, İ.S. 451’deki Khalkedon (Kadıköy) konsüllerinde ve takip eden zamanlardaki Konstantinopolis konsüllerinde; piskoposlar ve Konya Metropolitleri tarafından temsil edilişleriyle öne çıkıyor. Bu da bölgede önemli bir piskoposluk merkezinin bulunduğuna işaret ediyor.

 
Madenşehir'in girişinde...

 
Akşama doğru; Madenşehir...

 
Madenşehir; girişteki Bazilika yada Mahalaç Kilisesi

 
Bazilika'da sıra sıra kemerler

Karaman Müzesi kayıtlarına göre; Madenşehir ören yeri içerisinde 14 adet kilise, 6 adet şapel (küçük kilise), 3 adet bina kalıntısı, 1 adet anıt mezar (mausoleum), lahitlerden oluşan nekropol (mezarlık) alanı ve çok sayıda sarnıç yer alıyor. Bu yapılardan en büyüğü; Madenşehir’in girişinde bulunan Mahalaç Kilisesi olarak da adlandırılan Büyük Kilise ya da Bazilika. Üç nefli olan yapı, İ.S. 5.yy.da yapılmış. Yapı, İ.S. 9.yy.da Anadolu’ya yönelen Arap akınlarına dek aktif olarak kullanılmış.

  
Madenşehir, Bazilika'nın girişi

 
Bazilika duvarlarında gördüğümüz...

 
Bazilika'dan köye bakış

 
Devşirme malzemelerle yapılmış bir Madenşehir evi

 
Bazilika

Yukarı Şehir’deki Değle ören yerinde ise, yine müze kayıtlarına göre; 5 adet bazilika planlı kilise, 1 adet piskoposluk sarayı, 1 adet manastır, 6 adet şapel ve din görevlileri ile hizmetkârların kaldıkları çok sayıda konut kalıntısı bulunuyor. Ayrıca ören yerinde; Bizans Döneminde yeniden kullanılmış Geç Roma Döneminden khamasorion (kaya mezarı) tipi mezarlar, birkaç lahit kapağı ve tepenin doğu yamacında kesme taşla inşa edilmiş kırma çatılı oda mezarlar var.(2)

 
Madenşehir; Anıt Mezar; yandaki podyum ise, bir diğerinin varlığına işaret ediyor.

 
Anıt Mezar; ön cephe...

 
 Anıt Mezar; yan cephe...

Son yıllarda Madenşehir’de çevresi temizlenerek ortaya çıkarılmış Anıt Mezar’ın (mausoleum) iki katlı bir yapı olduğu, doğu cephesinde de yürütülen çalışmalar sırasında ise; kendisi gibi bir diğer podyumlu tapınak planlı bir mezarın varlığı tespit edilmiş. Tapınak planlı mezar ve Anıt Mezar’ın İ.S. 3.yy.a tarihlendiği müze kayıtlarında belirtiliyor.

 
Madenşehir; camiye doğru yürüyoruz.

 
Madenşehir; bir akşam vakti, karanlık öncesi...

 
Madenşehir; bir sokağın köşesinden camiye bakış

 
Madenşehir sokaklarında rastladık; bir rölyef...

 
Madenşehir köy camisi

 
Madenşehir; her yer antikite...

 
Madenşehir; bir su kuyusu

 
Madenşehir; eski zamanlardan kalma bir su dağıtıcısı

Madenşehir'e ve Karadağ'a veda zamanı

Karaman’a ulaşma çabası içinde; çökmekte olan akşamın kızıla çalan sessizliği içindeki Madenşehir’in tarih sinmiş sokaklarında dolaşırken önce köpekler uyanıyor geldiğimize. Sonra; antik zamanlardan kalma taşlarla örülmüş avlu duvarlarından uzanan başlar… Sokak başlarındaki kısa sohbetlerde ören yeri ile ilgili çalışmalardan söz ediyor köylüler. Son yıllarda yapıların çevresindeki temizlik çalışmaları hız kazanmış. Ancak yine de her ören yerindeki sıkıntılar ve hoşnutsuzluklar burada da yaşanmakta. Her şeye rağmen; yaşam ile tarihin içi içe birlikteliği sürüyor Madenşehir’de. Köyün eski camisi ve sivil mimari örneği sayılabilecek evleri de ayrıca dikkate değer. Labirent gibi sokaklarından çökmekte olan alaca karanlığa rağmen duvarların arkasındaki havlayan köpeklere bulaşmadan sıvışma derdindeyiz artık. Yönümüz alaca karanlıkta Karaman’a doğru şimdi.

Dipnotlar
(1)    Hanspeter Tiefenbach; Anadolu’nun Azizleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları; 2012; sayfa: 12-19
(2)   Binbirkilise ile ilgili bilgiler, Madenşehir ören yerinde yer alan açıklama panosundan alınmıştır.
(3)   Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında İF tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

2 yorum:

  1. Azize Tekla için bence o bölgede de bir kutlama günü yaratılsa, turizme yavaş yavaş kazandırılsa. Bölge bir çok şey için müsaitte, onu dönüştürmeye yürek gerek. Etkileyici yazıyorsunuz.

    YanıtlaSil
  2. Su akar yolunu bulur. Teşekkürler katkılarınız için...İF

    YanıtlaSil