3 Nisan 2017 Pazartesi

ARMUTLU'DAN BAYINDIR'A DOĞRU



ARMUTLU VADİSİNDE TERK EDİLMİŞ MARMARİÇ KÖYÜ ve BAYINDIR CİVARINDA AZ BİLİNEN YERLER

30 Mart 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Bugün Foça’dan bize katılan arkadaşlarla ne zamandır gitmek istediğimiz bir noktaya; Armutlu-Bayındır geçişinde yer alan terk edilmiş Marmariç köyüne doğru bir seyahat yaptık. Az yürüdük, çok yer değiştirdik. Ama bu bölgenin çocuğu olan Coşkun ağabeyi yakalamışken, onun değerli rehberliğinde Bayındır coğrafyasında bir şekilde gözden kaçan başka noktalara da uğrama şansımız oldu. Her ne kadar ilgilileri ile yerinde olmamaları nedeniyle görüşme fırsatı bulamasak da; Marmariç köyünü ve hikâyesini öğrenmek bizim için günün en ilginç anlarından biriydi.

 
Marmariç köyünün kirazlıkları 

Sabah Foça’dan gelen arkadaşlarla Karşıyaka’da buluştuk ve Bornova yolcularını almak üzere kısa bir süre için Bornova’ya uğradık. Her sabah olduğu gibi bugün de otoyolda kahredici bir trafik vardı. Kimsecik kurallara uymuyor, birçok sürücü, diğer araçların hakkına saygı duymaksızın otoyol çıkış-girişlerinden yolu by-pass ederek diğer araçlara karşı avantaj sağlamaya çalışıyor, emniyet şeritlerini işgal ediyor; hatta bu ihlallerini sürdürmek adına otoyoldaki akaryakıt istasyonunun transit geçişlerini dahi kullanıyorlardı. Bu ihlalleri yapanların bir kısmı da ne yazık ki, Büyük Şehir Belediyesi v.b. kamu kuruluşlarına ait ve siyah plaka taşıyan araçlardı. Taşıdıkları ne bir hastaydı; ne de “usta”… Aklımıza imam ve cemaatin nasıl davrandığına dair pek sık söylenen bir darbımesel geldi. Tam da yeriydi. Ama söyleyemezdik; boğazımızda düğümlendi kaldı sözcükler. Şizofrenik bir toplum olmanın dayanılmaz ağırlığı içinde; başkalarının yaptığı her şeyi eleştiren, ama kendi yaptığı hataları asla kabul etmeyen ve görmeyen hastalıklı bir ruh haliydi içinde bulunduğumuz. Bornova’ya ulaştığımızda saat 9 olmuştu bile. Bornova yolcularını aldıktan sonra, yeni açılan İstanbul otoyolunun Kemalpaşa bölümünü kullanarak kısa sürede Armutlu üzerinden Armutlu Vadisi’ne ulaştık.

 
Bayramlı köyünün girişindeki meydanlık

Bayramlı’da sabahın ilk molası

Pomak köylerinden birkaçının yer aldığı vadide ilk molamızı Bayramlı’da verdik. Köyün açık tek kahvehanesinde ne yazık ki kahve yoktu. Çaya razı olduk sonunda. Kahvehanenin önündeki erik ağaçlarının hepsi bembeyaz çiçekteydiler. Ovadakiler ise, çoktan yapraklanmışlardı bile. Yükseltiden kaynaklanan bir faz farkıydı yaşanan. Çayları içerken, köylülerle kısa bir sohbet yapma olanağımız da oldu. Hepsinin ortak fikri, çılgıncasına ve belli bir planlama olmaksızın yürütülen rüzgâr enerji santralleri kurulumunun arıcılık, meraların etkilenmesi nedeniyle küçükbaş hayvancılık ve diğer tarımsal üretim alanlarını olumsuz olarak etkilediği doğrultusundaydı. Tepeden inme “acil kamulaştırma” kararlarıyla birçok mağdur yaratıldığını söyledi köylüler. Bununla ilgili olarak; Marmariç ekoköy projesini yürüten ekibin de olumsuz etkilendiğini ve onların başlattığı yargı süreçlerinin halen devam ettiğini belirttiler. Marmariç’e; Armutlu Vadisi’nin daha içlerine doğru nüfuz etmek üzere Bayramlı kahvehanesindeki köylülerle vedalaşıp yeniden yola çıktık.

 
Bayramlı sırtlarındaki RES'ler ve çiçeklenmiş erik ağaçları

Marmariç; bir ekoköy denemesi

Terk edilmiş Marmariç köyü, bugün Bayındır ilçe sınırları içinde; Pomak köyü Çınardibi (ya da Kavakalanı; en eski isminin ise, Osmaniye olduğunu Coşkun ağabeyden bugün öğrendik) ile Dernekli köyü arasında bir yerde yer alıyor. Armutlu’yu Bayındır’a bağlayan asfalt vadi geçişinin hemen batısında; Dernekli köyü sapağına gelmeden önce sağa doğru ayrılan bir toprak yolla ulaşılan hafif eğimli bir sekinin üzerinde konumlanmış Marmariç, Bayramlı köylülerinden öğrendiğimize göre; yaklaşık 20 yıl kadar önce susuzluk nedeniyle terk edilmiş. Bizi köye ulaştıran toprak yolun iki yanında; yerel malzeme kayrak taştan yapılmış, ama şimdilerde kimisi onarılmış, kimisi ise yıkık durumdaki evler, şimdi ekoköyün atölyesi işlevini gören eski köy camisi, yolun sağında yer alan eski bir ormancı çeşmesi ve en arkalarda köye sonradan gelen “İstanbullular”ın ilk onardığı ve içine yerleştikleri okul binası karşılıyor köyün konuklarını. Köyde hummalı bir inşa süreci devam etmekte… Yine kayrak taşlardan; kısmen yığma, kısmen betonarme kolonların da yer aldığı; kerpiç tuğla ya da kerpiç sıva gibi yapı yöntemleriyle de desteklenmiş yeni binalar kuruluyor köyün sağında solunda. 1960’lardan kalma ormancı çeşmesinin de bulunduğu köyün meydanlığına yakın konumdaki köyün camisinin hemen arkasında yükselen büyük ölçekli iki katlı bina oldukça dikkat çekici. Hemen onun aşağılarında ve üstünde başka tek katlı yapılar da var. Demek ki; Marmariç yeniden hayat buluyor; sabırlı ve uzun soluklu bir süreç sonunda yavaş yavaş ayağa kalkıyor.

 
Marmariç köyünün inşası süren yeni evleri; kerpiç sıvayla kaplı...

 
Bu da köyün ortasında kayrak taşlar kullanılarak yapılmakta olan köyün en büyük binası

Köyün yeniden kuruluşunda rol oynamış Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği, Marmariç Permakültür isimli web sitelerinde kuruluşun amacını ve yürüttükleri projeyi şu ifadelerle tanımlıyorlar:

“Dernek; temelde İzmir ili, Bayındır ilçesi, Dernekli köyüne bağlı Mersinli (Marmariç) mahallesinin, genelde de civar köylerin sosyal, ekonomik, kültürel, yerleşimsel, teknolojik ve üretimsel açıdan doğa ile uyumlu ve yerel değerlerin gözetildiği, sürdürülebilir birer insan yerleşimleri haline getirilmesini amaçlar. Benzer oluşum ve çalışmalar ile her türlü işbirliğine gider.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı çerçevesinde “Permakültür Tasarım Yöntemleriyle Doğa Dostu, Sürdürülebilir ve Verimli Arazi Kullanım Modeli Geliştirme ve Uygulama Projesi” Kasım 2009 itibariyle faaliyete geçmiştir.”(1)

 
Yapılardan birinin kapı ve pencere detayları ile kerpiçin yapıda kullanımına dair örnek

Söz konusu projenin kapsamı ve hedefleri ise yine aynı sitede aşağıdaki ifadelerle özetlenmektedir:

“Küresel ısınmanın sonuçlarından biri olan yağış rejimindeki düzensizlik ve kuraklaşma, tarımsal sürdürülebilirliğin önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Derneğimizin faaliyet gösterdiği Bayındır ilçesi, İzmir-Aydın-Manisa üçgeninde yer almakta ve bahsi geçen kuraklıktan büyük zarar göreceği öngörülmektedir.

Gittikçe kuraklaşan iklim şartlarında standart tarım ve sulama metotları yetersiz kalmakta, yer altı suları üzerindeki baskının artması gibi olumsuz sonuçlara neden olmaktadır.

Yukarıda belirtilen sorunlar için, dünya genelindeki birçok başarılı uygulamanın da gösterdiği gibi, permakültür tasarımı sürdürülebilir çözümler sunmaktadır. Özellikle kurak iklimlerde alınan çarpıcı sonuçlar, bölgemiz için hayati önem taşımaktadır.

 
Marmariç köyünün yeni yapıları birarada...

Permakültür, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan, tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanmasıdır” (Bill Mollison, “Permaculture A Designers' Manual”; Tagari Publications; 1988)

Projenin amacı, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği tasarrufundaki arazileri, permakültür ilkeleri doğrultusunda bütünsel bir yaklaşımla ve çeşitli teknik ve yöntemler kullanarak dönüştürmek ve böylelikle çoğaltılıp yaygınlaştırılabilecek bir model oluşturmaktır. Bu doğrultuda, proje kapsamında uygulanacak permakültür tasarım yöntemleri şunlardır:

Bu projenin ilk aşaması, su tutma amaçlı permakültür uygulamalarının önemli bir parçasını oluşturan Yağmur Hendeği (Swale) ve Gölet (Dam) yapımından oluşmaktadır. Yağmur hendekleri, yüzey suyunun yağmur mevsiminde tarımsal üretim yapılan alanda toprak katmanları tarafından emilmesi ve depolanması prensibine dayanır. Göletler ise akıp giden yüzey suyunu yönlendirme ve depolama olanağı sağlarlar. Biriktirilen su, daha sonra kurak sezonda (projenin gerçekleştirileceği bölgede 5-6 aya kadar uzayabilmektedir) sulama amaçlı kullanılabilir. Göletlerden, bunun yanı sıra biyolojik çeşitliliği artırma (su kültürü yaratma) amacıyla da yararlanılır.

  
Kerpiçin ve kayrak taşların yapılarda ortak kullanımı

 
Tavan yalıtım detayı

Projenin bir başka unsuru ise yağmur hendekleri kazılırken ortaya çıkan ve hendeklerin önüne yığılan toprak tümseğin üzerinde oluşturulacak “Gıda Ormanı”nı kapsamaktadır. Bu amaçla aynı zaman diliminde 7 katmandan ve çeşitli baklagillerden meydana gelen bir bitki örtüsü oluşturulur. Bunların arasına ise toprak cinsine ve iklime uygun seçilen meyve ağaçları dikilir. Doğal ekosistemleri taklit eden bu 7 katmanlı oluşum kendi içinde yeterli bir döngü oluşturduğundan, çok az dış müdahale gerektiren bir bütündür ve yaşam süresi ve verimliliği de bu paralelde ortalamanın üstünde gerçekleşir. Böylelikle hem kırsal yaşamı destekleyen bir gıda üretimi gerçekleştirilmiş olur hem de ihtiyacın ötesine taşan üretim satışa sunularak yöresel ekonomiyi destekler. Yöntemlerin verimliliği karşılaştırmalı nem ölçümleri ve tarımsal üretimde gözlemlenen değişimler yoluyla test edilecek ve sonuçlar yerel üreticiler ve resmi kurumlarla paylaşılacaktır.

 
Terk edilmiş Marmariç köyünden kalan eski cami

 
Marmariç köyü; güney-kuzey eksenindeki ana sokağı

Proje alanında ayrıca, kompost üretimi, yükseltilmiş yataklarda ekim, malçlama gibi tekniklerle, yerli ve çeşitli tohum ve fidelerin kullanılmasıyla örnek bir permakültür bahçesi oluşturulması; çatılardan yağmur suyu hasadı yapılarak içme ve kullanma suyu temini gibi diğer permakültür tasarım uygulamaları da yapılmaktadır. Bu örnekler deneyim paylaşım aşamasında hedef kitleye aktarılacaktır. Projede elde edilecek deneyimin paylaşılması ve genel olarak permakültür tasarım yöntemleri konusunda bilinçlendirme ve kapasite artırmaya yönelik bir dizi eğitim ve bilgilendirme çalışması da planlanmıştır. Bunun yanında basılacak eğitim kitapçıkları da planlanan eğitim ve sunumlarda ve resmi kurumlarla paylaşım amacıyla ilgili taraflara dağıtılacaktır.”(2)

 
Marmariç köyünün eski camisinin yandan görünüşü

Marmariç’e gittiğimiz gün, köydeki inşaatlarda çalışan ustalar vardı. Onlarla kısa sohbetler yapma imkânımız oldu. Onlardan başka da konuşacak kimseyi göremedik ortalıklarda. Biraz ilerideki kirazlıkta ağaçlar, henüz çiçeklenmemişti daha. Batıda bir dere yatağına doğru alçalan arazinin ilerilerinde başka kulübeler vardı. Ustaların verdiği bilgiye göre; toprak yolun daha yukarısında; köyün eski ilkokulundan bozma iki bina, permakültür deneyimlerinin aktarıldığı eğitim faaliyetlerinde ve ilk zamanlarda yaşam alanı olarak kullanılmış. Ama köye eklenen yeni yapılarla yaşam alanları hem çeşitlenmiş; hem de farklı işlevler kazanmış. Bunlardan bir diğer yapı grubu; ahşap bungalovlar ise, doğu yönündeki dere (belki de insan eliyle açılmış hendek) yatağına hâkim noktada konumlanmış bir yamaçta yer alıyordu. Bunlara yakın konumda; İlkçağ’daki birbirine bitişik latrinaları andıran ahşap kapaklı yan yana üç helâ ise, ziyaretçisine buradaki basit ve zorlu yaşamın ipuçlarını sunmaktaydı.

 
Doğudaki dere yatağına bakan bungalov kulübeler

 
Marmariç köyünün yıkık durumdaki eski evlerinden biri

 
bir diğeri...

Marmariç ekoköy projesi kapsamında; tarımsal alanlara, farklı bölgelerden getirilen elma, ceviz, kiraz gibi meyve ağaçları, asmalar dikilmiş. Geniş bir alanda sürdürülen tarımsal faaliyetlere ek olarak arıcılık da köyde sürdürülen bir diğer faaliyet alanı olarak belirtiliyor.

 
Gezginler, köyü dolaşırken...

Doğayla barışık ve sürdürülebilir bir ilişki içinde bir yaşam planlayan Marmariç köyünün yeni sakinlerinin çabasından haberdar olmanın ve ona tanıklık etmenin keyfi ile köyden ayrıldık; ama mutlaka yeniden ve üretimin canlandığı bir mevsimde bir daha buralara uğramak düşüncesiyle…

 
Armutlu-Bayındır asfaltına inen köy yolu, badem çiçekleriyle bezenmişti.


Gezdiğimiz coğrafya

Marmariç köyünü Çınardibi-Osmanlar yoluyla Küçük Menderes Ovası’na doğru arkamızda bıraktık. Durmadan derine; en derine doğru inen bir vadinin başlangıcındaydık. İndiğimiz dere yatağı, Uladı vadisiydi. Öğle üzeriydi, zaman. Gezginlerde yavaş yavaş acıkma alametleri baş göstermişti. Yukarı doğru kıvrılan Balcılar köyü sapağını geçtikten sonra, Uladı vadisinin ucundaki düzlükte yer alan Yakapınar köyüne gelmeden önce; bir zamanlar Ali ismindeki bir tatlıcının barındığı güzel bir mekân olan Tatali Çeşmesi’nin bulunduğu yerde yemek molası verdik. Şimdi de içimi hoş bir su akmaktaydı çeşmeden. Çevrede piknik yapmak için masalar ve bir çay ocağı da vardı.

 
Yakapınar köyü yakınlarındaki Tatali Çeşmesi

 
Gezginler, Tatali Çeşmesi Mevkii'indeler.

 
Tatali Çeşmesi'nin bulunduğu düzlükten Uladı Kalesi'nin görünümü


Uladı Kalesi yürüyüş rotası; 1,5 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Arkamızda yükselen yaklaşık 200 metrelik bir tepede konumlanmış; Bizans Dönemi’nden kalma bir gözetleme noktası olan Uladı Kalesi, bulunduğumuz noktadan bizi kendisine çekti. Bu vadiden daha önceki geçişlerimizde de fotoğrafladığımız(3) Uladı Kalesi’ne yemek molası sonrasında tırmandık. Tepeye doğru çıkan patikayı, bir süre sonra makilik örtü içinde kaybettik. Sürü geçişlerinin arkalarında bıraktığı daracık geçişlerden ilerleyerek tepenin üst düzlemine ulaştık. Ama kale biraz daha batıda olmalıydı. Pırnarlar, deliceler, kesme çalıları arasında bir süre boğuşarak kalenin sur duvarlarından devrilen yapı taşlarına ulaştık. Kale, tepenin batı ucunda ve kuzeye bakan keskin bir uçurumun kıyısında kurulmuştu. Konumu itibariyle, Küçük Menderes Ovası’ndan Nif (Kemalpaşa) ve dolayısıyla Sardeis yönüne doğru ilerleyen önemli bir dağ geçidini denetlemekteydi. Ayrıca Uladı vadisinin güneye doğru açılan ucundan; Belevi yakınlarındaki Alaman Dağı’nın üzerinde yer alan ve tüm Kaystros (Küçük Menderes) havzasındaki kalelerle haberleşme yeteneğine sahip Keçi Kalesi’ni (Lazarus Manastırı) de görebilecek bir konumdaydı.

 
Dağa Kaçtım gezginleri, Uladı Kalesi'ne tırmanırken...

 
Uladı Kalesi'nin sur duvarları

 
Uladı Kalesi'nden Uladı Vadisi'ne bakış

Kalenin yıkık duvarlarının üzerinden toprakla dolmuş üst düzlemine doğru tırmandığımızda, ayaklarımızın altından aşağılara doğru yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda bir boz yılan kaydı gitti. Sezonun ilk yılanıydı gördüğümüz. Kalede ise ilk dikkatimizi çeken, defineci tayfası tarafından açılmış iki çukurdu. Bunlardan birinde; yapılan kaçak kazı sonunda, son derece düzgün bir şekilde örülmüş duvarlarla göze çarpan; toprağın altındaki uyur uykusundan uyandırılmış güzel bir odacık vardı. Üstünde yürüdüğümüz küçük tepeciklerin altı da boştu ve yapının çökmesi sonucu düzensizce dolmuş molozla kaplıydılar. Kalenin daha aşağılarında, inişimiz esnasında yer yer küçük duvar parçalarına da rastladık. Bu da aklımıza daha aşağılarda bir başka dış surun varlığını aklımıza getirdi; ancak emin olamadık.

 
Kale düzleminde defineci tayfası tarafından açılmış bir çukur

 
Uladı Kalesi'nden vadinin kuzey yönünün görünümü

 
 Uladı Kalesi'nden; vadinin Yakapınar köyüne doğru görünümü

Uladı Kalesi’ndeki keşif gezimiz kısa sürmüştü. Batı Anadolu’ya doğru Türkmen akınlarının yoğunlaştığı 12.yy.dan itibaren, Anadolu’nun iç dünyası ile kıyı bölgeleri arasındaki geçişleri kontrol eden Bizans savunma kalelerinden birisi; Uladı Kalesi’nin de içinde bulunduğu vadinin Küçük Menderes Ovası’na açıldığı noktadaki Alevi Türkmen köyü Yakapınar ise, o çileli yılların hafızasını günümüze taşıyan bir delil gibiydi. Uladı Kalesi’nin bulunduğu tepeden kısa sürede aşağıya indik ve Yakapınar köyünün; duvarları beyaz kireç badanayla kaplı tertemiz mezarlığını ikiye bölen yolu takip ederek Küçük Menderes Ovası’na ulaştık.

 
Uladı Kalesi'nden inerken karşılaştığımız duvar parçaları

 
Uladı Kalesi'nde gezginler bir arada...

Bayındır’ın sessiz istasyonlarında; Arıkbaşı ve Karpuzlu

Bayındır-İzmir karayolu üzerinde Arıkbaşı köyü var. Köyün tarihi 1870’lerde Anadolu’ya yönelen Çerkez göçü ile ilişkili. Köyün meydanında yer alan bir çeşmenin üzerindeki taşa kazınmış; Çerkez danslarını oynayan bir çiftin figüratif resmi bize köyün sosyal dokusu ile ilgili ilk bilgiyi sunuyor. Bu meydana bakan kahvehanelerden birinde verdiğimiz kahve molasında arkamızdaki küçük büfede bazı yazılar dikkatimizi çekiyor; haluj ve metaze… Büfenin içinde çalışan kadınlar, bize “haluj”un; kıymalı ya da peynirli çiğ böreğe Çerkezlerin verdiği isim, “metaze”nin ise Çerkez mantısı olduğunu belirtiyorlar.

 
Arıkbaşı köy meydanında yer alan çeşme

 
Arıkbaşı tren istasyonu

 
Arıkbaşı istasyonunun arkasındaki lojman binaları

1860-70’li yıllar, Osmanlı için acılı yıllar yine. 93 Harbi ile Balkanlar ve Kafkasya’da yaşananlar; Anadolu’ya yönelen Çerkeslerin göçü yeni insan dramlarını tetiklerken, Batı Anadolu’da ise İzmir-Aydın demiryolunun 1866’da devreye alınmasıyla yörenin tarımsal ürünlerinin Batı Avrupa pazarına kolayca intikalinin yolu açılıyor. Bir anlamda Batı Anadolu’daki ticari kapitalizmin ivmelendiği bir dönemin habercisi olan ve İngilizlerin teknolojileriyle övündükleri bu yatırım, bir başka bakış açısı ile İngiliz emperyalizminin; daha ileriki süreçlerde Anadolu’yu açık işgale dek sürükleyeceği bir dönemi tetikliyor.

 
İzmir-Aydın demiryolu üzerinde yer alan Arıkbaşı istasyonu

Arıkbaşı’nın Çerkes kahvehanesinde bu muhabbetler arasında Coşkun Ağabey, hazırladığı günün sürprizlerini bir bir döküyor masaya. Bunlardan biri tarihi İzmir-Aydın demiryolu hattının bir yan kolu olan İzmir-Ödemiş-Tire demiryolu üzerinde yer alan Arıkbaşı ve Karpuzlu istasyonları ve Arıkbaşı istasyonunun karşısında dikili; Yunan işgalinde topluca yakılan 16 Türk yurttaşının anısına adanmış kurtuluş abidesi…

 
Arıkbaşı istasyon meydanında yer alan Şehitler Abidesi

İzmir-Ödemiş-Tire demiryolu üzerinde ıssız bir istasyondur Arıkbaşı… Tren seferlerini gösteren tarife tahtası bir yapboza dönmüş ve tren seferleri azala azala daracık bir sütuna sığdırılmıştır. Yakın zamanlarda demir yollarına ne kadar önem verildiğini göstermek için olsa gerek; yalap şap yapılan istasyon binalarının onarımları, Victoria dönemi mimarisinin çizgilerini taşıyan istasyon binasının estetiği ile tarifsiz bir zıtlık içinde miadını doldurmuş ve onlar bile can çekişmektedir artık. İstasyon binasının hemen önünde yer alan; neredeyse 150 yıllık döşeme yola eklenen uyumsuz plakalar, perondaki kenar çizgilerinin harç ya da benzeri bir malzeme ile sabitlenmemesinden dolayı dağılmak üzeredir.

 
Dağa Kaçtım gezginleri, Arıkbaşı tren istasyonunda...

 
Arıkbaşı tren istasyonunun arka cephesi ve depolar; kavun karpuz bu kapıdan yüklenirmiş.

Arıkbaşı tren istasyonu; bir zamanlar istasyon şefinin lojmanıydı.

Arıkbaşı’ndan Bayındır yönünde yaklaşık 5 km. kadar uzaklıkta bulunan Karpuzlu istasyonu ise, daha hazin bir durumda ve sürekli kapalıdır. Pencereleri istasyonu korumak amaçlı tuğla ile örülerek kapatılmış bulunan Karpuzlu istasyonunun önünde yer alan bir taksi durağının telefon numaralarının yazılı olduğu levha, bir zamanlar cıvıl cıvıl bir hayatın yeşerdiği bu alanlardaki sessizliğin tercümanı gibidir.

 
Karpuzlu tren istasyonu; şimdi sessiz...

Arıkbaşı istasyonunun arkasında bulunan şimdi metruk durumdaki istasyon şefinin lojmanı, zamanında Bayındır’ın bostanlarından taşınan karpuz ve kavunun yüklendiği depolar ve diğer müştemilat, ayyaşlardan binaları korumak amacıyla; kapısı bacası, Karpuzlu istasyonu gibi mühürlenmiştir sanki. O yılları yaşayan ve Karpuzlu istasyonundan 6 yıl Tire’deki okullara taşınan Coşkun ağabey için, tabii ki bugün gördüğümüz manzaraların hepsi hüzün verici olmalıdır.

 
Coşkun Ağabey, 6 yıl Tire'ye okula gitmek için kullandığı Karpuzlu istasyonunda; gelmeyen treni beklerken...

O yıllarda; istasyonların arkasındaki depolara yanaşan kamyonlardan İzmir’e trenle gönderilmek üzere boşaltılan ürünler, Bayındır’ın ekonomisine bir can suyu anlamına gelmekteydi. İzmir-Ödemiş-Tire demiryolu hattının üzerindeki köy ve kasabaların bu anlamda önemi çok büyüktü. İstasyonun çevresinde ekonomisiyle, sosyal ilişkileriyle capcanlı bir hayat gelişmişti. Ama 1950’li yıllardan sonra karayolu odaklı ulaşımın ülke hayatına giderek egemen olmasıyla demiryolu hatlarının çevresinde gelişen bu canlı hayat, yavaş yavaş geriledi ve söndü; aynı Arıkbaşı ve Karpuzlu istasyonlarındaki gibi…

 
Karpuzlu tren istasyonundaki İngiliz kantarı

 
Kantarın tabliyesi üzerindeki yazılar 

Karpuzlu istasyonunda İngiltere’nin Birmingham şehrinde imal edilip buraya getirilmiş olan tarihi değerdeki bir yük kantarı da mevcuttur. Kantarın üzerinde “Henri Pooley ve Oğulları Ltd.; Birmingham&Londra” yazıları okunmaktadır. Metruk istasyon binasının önündeki peronda yer alan kantar, aslında müzelik bir görüntüye sahip olsa da; ne yazık ki, hırsızlık amaçlı orası burası koparılmış, herhalde hurda toplayanlar tarafından olsa gerek; kantarın üst tabliyesi götürülmeye çalışılmış, ancak kaldırılamayacak kadar ağır olması nedeniyle zorlanmış, ama başarılamayarak bulunduğu yerde bırakılmış durumdadır. Buradan T.C. Devlet Demir Yolları ilgililerine duyurulur; tarihi değeri olan bu İngiliz kantarı en kısa sürede koruma altına alınmalı; onarılıp bakımı yapılmalı ve bir şekilde sergilenmelidir.

 
Dağa Kaçtım gezginleri, Karpuzlu'nun metruk istasyonunda; hemen önümüzde onarım gören peron taşlarının pespaye görünümü; arkada tuğlalarla kapatılmış kapı ve pencereler...

Arıkbaşı istasyonuna uğramamızın nedenlerinden biri de Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan hazin bir olayın anısına dikilmiş olan abideyi görmekti. Abide, tam istasyon binasının karşısındaki bir meydanda yer alıyordu. Abidenin ön yüzünde şu ifadeler yazılıydı:

 
Arıkbaşı Şehitler Abidesi

“ERKİNLİK SAVAŞINDA DÜŞMAN TARAFINDAN 4.9.1922 GÜNLEMECİNDE YAKILAN 16 YURTTAŞ İÇİN 1935”

Abidede yer alan erkinlik; istiklal; günlemec ise tarih anlamında kullanılmış olmalıdır. Bu ifadeler o yıllardaki Türk dilinin arîleştirilmesi çalışmalarının ulaşmış olduğu seviyeyi göstermesi açısından da ilginçtir.

 
Bir başka açıdan Arıkbaşı Şehitler Abidesi

 
Abidenin en üstünde yer alan yanan meşale; hepsi Taşçı Rıza'nı eseri...

 
Gezginler, abidenin yanında... 

Üzerindeki tarihten anlaşıldığına göre abide, 1935 yılında dikilmişti. Yine abidenin kaidesinin sağ alt köşesinde daha küçük puntolarla Necati-Taşçı Rıza isimleri okunmaktaydı. Bu kişiler abidenin yontucularıydı. Bunlardan Taşçı Rıza, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Ege kasabalarının birçoğunda imzası olan, aslında İzmirli olup hayatını Tire’de taş işçiliği ile kazanmış; değerli bir taş ustası ve yontu sanatçısıydı. Şimdilerde belki de kimsenin adını bile hatırlamadığı bu güzel insanın, Tire’de ve civar kasabalarda; çoğu Kurtuluş Savaşı abideleri, dağ geçitlerindeki Paşa çeşmeleri ve diğer sanat yapıtları olmak üzere ardında bıraktığı çok sayıda değerli eseri bulunuyor. Bunlardan biri de şu anda İzmir’de Kokluca mezarlığında yer alan bir mermer lahittir. Kendi kalfası Tireli İbrahim Şimşek’in oğlu mermerci Hasan Şimşek’in anlatımına göre bu lahdin öyküsü şöyle gelişir:

 
Taşçı Rıza (solda) ve İbrahim Şimşek, Tire'deki atölyelerinde mermer lahte şekil verirken...
(Hasan Doğan Arşivi)

 
Taşçı Rıza'nın eseri; Hamalbaşı'nın mermer lahdi
(Hasan Doğan Arşivi)
 
“Bir gün İzmir’in çok zengin ailelerinden Hamalbaşı ölür. Oğulları da ona mermerden lahit yaptırmak ister. Marmara adasından gemi ile getirilen mermer blok İzmir’e indirilir. Oradan da Tire’ye getirilir. Mermer blok en az 3 ton ağırlığındadır. Taşçı Rıza Usta, İbrahim Şimşek Usta, bir de şu anda hayatta olan, ama arıcılıkla geçimini sürdüren Mehmet Usta aylarca çalışarak antik dönem lahitlerine taş çıkartacak eseri bitirirler. Hasan Şimşek, bu çalışmanın karşılığı olarak Rıza Usta ve arkadaşlarının 16 000 lira aldıklarını ve babasının bu parayla en az dört evin alınabileceğini anlattığını, şu anda sözü geçen lahdin İzmir’de, Altındağ’daki Kokluca mezarlığında olduğunu, hatta antika sanılarak hırsızlar tarafından çalınmak istendiğini, ancak suçluların suçüstü yakalandığını belirtmiştir. Mermere şekil verme sanatının çok ince bir iş olduğunu söyleyen Hasan Şimşek şu anda böyle bir ustalığın kalmadığını söylemektedir.”(4)

 
Arıkbaşı Şehitler Abidesi

4 Eylül 1922, Tire ve Bayındır’ın Yunan işgalinden kurtulduğu tarihtir. Abidenin üstünde de aynı tarih yer almaktadır. Demek ki, Yunan kuvvetleri, Türk askerlerinin önünden Bayındır’dan kaçarken, birçok Ege kasabasında yaptıkları mezalimin bir benzerini de Arıkbaşı’nda gerçekleştirmiş olmalıdırlar. Anlatılana göre; o gün Yunan işgalcileri, buralardan ayrılmadan önce toplantı yapacağız bahanesiyle meydan topladıkları masum 16 köylüyü bir hayvan damına kapatmışlar, daha sonra da bu damı ateşe vererek, bu günahsızları diri diri yakmak suretiyle katletmişlerdir. 19.yy.ın ortalarında İzmir-Aydın demiryolunun inşasıyla başlayan Batı Anadolu’nun emperyalistler ve onların maşaları tarafından işgal edilme süreci, 1922 yazında bu hazin öykülerle son bulmuş; halk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yeniden bir direniş ve diriliş sürecinin içinde bulmuştur kendini. Bu amansız kavga, ne yazık ki; bu topraklarda hala sürmektedir.

 
Arıkbaşı tren istasyonunda hüzün

Arıkbaşı ve Karpuzlu tren istasyonlarında hüzünlü anlar yaşamıştık. Bir yandan Coşkun ağabeyden dinlediğimiz istasyon anıları; diğer yandan Kurtuluş Savaşı’ndan kalan acılı hikâyeler… Akşam olmak üzereydi. Sabah terk edilmiş Marmariç köyünden başlayan yolculuğumuz, 1879 yılında Kafkasya’dan göç eden Çerkesler’in iskân edildiği Arıkbaşı’nda son bulmuştu. Artık gitme zamanıydı; bugünden bize kalan ise, İzmir ve Foça gezginlerinin güne dair ortak hatıralarıydı.

Dipnotlar
(1)    Marmariç Permakültür için bkz. http://marmaric.org/
(2)   Projenin özeti; http://marmaric.org/wordpress/wp-content/uploads/pub/Proje.pdf  adresinden alınmıştır.
(3)    Bayındır’ın Yalnız ve Hüzünlü Köyü Çıplak- Bir Çocukluk Hatırası; bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/06/bayindirin-yalniz-ve-huzunlu-koyu.html
(4)  Tireli mermer ustası Hasan Şimşek’in Dağa Kaçtım gezgini Hasan Doğan’a anlatımından alınmıştır.
(5)   Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında MYC tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

8 yorum:

  1. "Dağa Kaçtım Gezginleri" ekibini hem imrenerek,hem kıskanarak gönülden kutluyorum.Bir kutlamam da İbrahim Fidanoğlu'na ve geziyi belgeleyen arkadaşlarınıza.Bu gezileriniz gelecek kuşaklara bırakılacak önemli kültür hazinelerinden olacağına hiç kuşkum yok.Mutlaka kitaplaşmalı.Yeni gezilerinizi okumak dileğiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz, övgü dolu geri bildiriminiz için teşekkür ederiz. Bütün amacımız doğanın içinde geçirdiğimiz bir günün öyküsünü kadir bilir dostlarla paylaşmak, doğal ve kültürel varlıklarımızın zenginliğiyle ilgili olarak farkındalık yaratma sürecine bir damla da olsa katkıda bulunmaktır. Geri bildirimlerinizin ve katkılarınızın sürekliliğini diliyoruz.İF

      Sil
  2. Gezilerinizi ve vermiş olduğunuz bilgileri ilgi ile takip ediyorum. Bayındır a yakın olmama ve Bayındır ı gezmeme rağmen bilmediğim çok yer var teşekkür ederim sizlere.

    YanıtlaSil
  3. Bloğumuza göstermiş olduğunuz ilginiz nedeniyle biz de size teşekkür eder; geri bildirimlerinizin devamını dileriz.İF

    YanıtlaSil
  4. "Geçmiş tozlu bir pencere camından bakar gibi" kar wai wong

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkınız için teşekkür ederiz.Gerçekten öyleydi. Biraz da hüzünlü...İF

      Sil
  5. Marmariç köyü hakkında aşağıdaki bilgiyi, bu geziye katıldıktan sonra elde ettim.İbrahim kardeşimin bu geziyi tanımlayan yazısına yetiştiremedim,beni bağışlasın. Kuzenim'in Eşi 1965 de Marmariç de doğmuş. Yaklaşık 20 haneli köyde geniş bir sülale ''Kölemenler'' olan lakaplarını kanun çıkınca soyadı olarak yazdırmışlar.Kuzenimin Eşi bu aileden, çocukluğun da atalarının Mısır da ki mirasları konuşulurmuş evlerinde.Bunları duyunca , Köyün 1250-1517 yılları arasında Mısırda hüküm sürmüş ,kölelikten gelen Türk kökenli komutanların kurmuş olduğu Memlükler=KÖLEMENLER Devletinin Osmanlıya sığınmış ardılları veya ahalisi tarafından kurulmuş olabileceği ihtimalini düşündük. Araştırılacak derin bir tarih konusu.Bu ekibin gezileri böyle, doğa,tarih,arkeoloji, ve hatta jeoloji gibi bir çok bilim dalına olan merakımızı depreştiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkınız için teşekkürler.... İF

      Sil