5 Mart 2017 Pazar

NYMPHAION’DAN KEMALPAŞA’YA



BİZANS’DAN KEMALPAŞA’YA KALAN...


28 Şubat 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Kemalpaşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’nun düşman işgalinden kurtuluş sürecinde; başladığı yerde son noktayı koyduğu İzmir’e girmeden bir gece önce, 8 Eylül 1922’de gecelediği kadim geçmişiyle öne çıkan İzmir’in önemli kasabalarından birisi. Bu kutlu olayın hatırası adına Nymphaion’dan Nif’e evrilen kadim ismi, Kemalpaşa’ya çevrilmiş Cumhuriyet döneminde.

 
Kemalpaşa (Nif) Kalesi'nden Kemalpaşa'ya bakış

İlkçağ’dan beri İzmir’in Anadolu’nun iç dünyası ile bağlantısını sağlayan Belkahve Geçidi’nin alçalarak düzlüklerle buluştuğu noktadan itibaren; Spil Dağı ve Bozdağlar’ın en batıdaki uzantıları olan Nif ve Mahmut Dağı arasında uzanan geniş ve verimli Kemalpaşa Ovası, binlerce yıldır sözünü ettiğimiz dağlardan kopup gelen derelerin suyu ve onun taşıdığı değerli minerallerle beslenmiş; üstünde yaşayan insan topluluklarına gönenç kaynağı olmuş. Bugün de kiraz, şeftali ve üzüm başta olmak üzere bir dünya meyve ve sebze ürünüyle ülkenin önemli tarımsal üretim merkezlerinden birini oluşturuyor Kemalpaşa Ovası ve yaslandığı dağların yamaçları.

 
Nif Kalesi'nin bir burcu ve arkasında yer alan Kemalpaşa Kasabası ve Ovası

Ancak; ülkenin sanayileşmesi sürecinde izlenen çarpık politikalar, ne yazık ki; bu ovanın önemli bir bölümünü son kırk yılda yemiş bitirmiş. Ovanın tam ortasından geçen İzmir-Ankara karayolunun iki yanında öbeklenen endüstriyel kuruluşlar, antrepolar ve diğer lojistik tesisler bu verimli toprakları esir almış. Bu durum tabii ki, sadece İzmir’e özgü değil; İstanbul, Kocaeli, Bursa, Adapazarı ile Adana ve Mersin arasında da ülkenin en verimli tarımsal arazileri, özel girişimcilerin yetersiz sermaye birikimlerini telafi etmek adına feda edilmiş durumda. Bütün bunların üstüne; özellikle 1980’lerden sonra tarımsal politikaların dünyanın büyük ekonomilerinin yönlendirmeleri doğrultusunda şekillendirilmesiyle de 1980’lerden önce politikacıların pek sık söylediği “Dünyanın kendi kendisine yeten 7 ülkesinden biriyiz” sözü bir masal olmuş artık. Bu anlamda; bugün TV’lerde tarımsal arazilere fabrika yapılmaması yolunda dönüp duran kamu spotlarının ne kadar önleyici etkisi var; tartışmalıdır.

 
Kemalpaşa Ovacık Yaylası'nda çiçeklenmiş kiraz ağaçları
(Fotoğraf: İF; Şubat-2010)

Biz, işte bugün bu kadim uygarlık merkezi Kemalpaşa’nın Bizans egemenliği dönemine denk düşen izleri civarında dolaştık. Özellikle de IV. Haçlı Seferi sırasında, 1204 yılında; Latinlerin İstanbul’u işgal etmeleri üzerine Bizans’ın güçlülerinin İznik’e çekilerek burada kurdukları İznik-Bizans Devleti’nin kurucu hanedanı olan Laskarisler Dönemi’nden kalan yapılar ve izler üzerinde…

Laskarisler Dönemi ve Nymphaion(1)

1204 yılında IV. Haçlı Seferi için Kudüs’e doğru gitmekte olan Haçlı orduları, Venediklilerin yönlendirmesiyle taht kavgalarıyla yorgun düşmüş Doğu Roma’nın merkezi Konstantinopolis’i (İstanbul) işgal ederler. Bizans ile Katolik Dünyası arasındaki derin düşmanlık da bu kavgayı körükler. Yaklaşık 60 yıl kadar sürecek Latin Devleti’ni kuran Haçlılar, 13 Nisan 1204’de İstanbul’da o güne kadar emsali görülmemiş büyük bir katliamı gerçekleştirirler. Bütün bu olanlar, Bizans aristokrasisinin önde gelenlerini İstanbul dışına; İznik’e taşır. Nihayetinde; 1204 öncesi son imparatorlardan Aleksios III Angelos’un damatlarından Theodoros I Laskaris’in liderliğinde; merkezi İznik olacak ve daha sonraki yıllarda Marmara Denizi kıyılarından Ege kıyılarına kadar uzanan ve tüm Batı Anadolu’yu kapsayacak ölçüde genişleyen İznik-Bizans Devleti kurulur. Bu başlangıç, aynı zamanda Laskarisler hanedanının egemenliğinin de tesisi anlamına gelir. (1204 yılı)

 
Laskarisler Dönemi yapısı; Nif Kalesi; iç kale

Laskarisler, iktidarın ilk yıllarında doğudaki sınır komşuları Anadolu Selçuklu Devleti ve İstanbul merkezli Latin Devleti ile zorlu savaşlara girişirler. Orta Asya’dan Anadolu’ya akın akın gelen Türkmenleri batıya doğru yönlendirmek isteyen Anadolu Selçuklu hükümdarı Giyaseddin Keyhüsrev, Menderes Antiokheiası (bugünkü Kuyucak Kasabası yakınlarındaki Başaran Çiftliği) önlerindeki zorlu savaşta hayatını kaybeder. Bu durum, iki devlet arasındaki sınırın 50 yıl boyunca istikrara kavuşmasına yol açar.

 
Nif Kalesi; kuzeye doğru bakış; kalenin içindeyiz.

Latinler ise, Marmara Denizi’nin güneyine doğru sarkarak, bugünkü Orhaneli yakınlarında Theodoros I Laskaris’in ordusunu yenilgiye uğratır. Daha sonra, Bizans dünyasında önemli bir yerleşim merkezi olan Nymphaion’a (Nif-Kemalpaşa) kadar ilerleyen Latinler, burada dağlara çekilen Laskaris kuvvetleriyle sonuçsuz mücadelelere girişirler. Nihayetinde Nymphaion’da iki taraf arasında yapılan antlaşma ile Latin ve İznik-Bizans Devleti’nin sınırları belirlenir; Batı Anadolu’nun büyük bölümü Bizans’ın elinde kalır.

 
 Laskarisler Dönemi'nden kalma Nif Kalesi'nin kuzey yönündeki giriş kapısı

Sınır problemlerini halleden Laskarisler, bundan sonra tüm dikkatini Batı Anadolu’nun verimli topraklarına çevirir. İstanbul’dan kaçan askeri feodal sınıfa bölgede geniş topraklar verip onların desteğini sağlayan Laskaris sülalesi, Palaiologosların tahtı ele geçirdiği ve imparatorluğun enerjisini Balkanlar’daki tehditlere yönelttiği 1258 yılına kadar Doğu Roma’nın tanık olacağı son refah ve gelişme dönemini başlatır.

 
Laskarisler Dönemi yapısı; Kemalpaşa-Vişneli köyü yakınlarındaki Başpınar kiliseleri 

Thedoros I Laskaris’den sonra İznik-Bizans Devleti’nin başına geçen Ioannes III Vatatzes döneminde Kemalpaşa, devletin idari başkenti haline dönüşür. İznik ise; Vatatzes’in uzun iktidarı dönemi boyunca (1222-1254) dini önemi nedeniyle, dini başkent olarak varlığını sürdürür. İmparator, eşi İrene ile birlikte sadece ekonomik ve askeri bakımdan değil; kültür, sanat ve mimari alanında da önemli atılımlar yapar. Bugün Kemalpaşa’nın merkezinde restorasyon iskelelerinin ardına saklanmış olan yazlık saray, onun zamanından kalmadır. Karısı ile birlikte Kemalpaşa’da bir kütüphane ile bir üniversite yaptıran Vatatzes, cömert bağışlarıyla bölgedeki manastırları yeniden canlandırır.

 
Manisa-Uzunburun köyü yakınlarındaki Yoğurtçu Kalesi; belki de Sosandra Manastırı
(Fotoğraf:İF; Ocak-2008)

İzmir’de Nif’in uzantısı konumundaki Kurudağ zirvesinde; rasathanenin bulunduğu mevkide yer aldığı düşünülen ve Ortaçağ İzmir’i hakkında bize çokça haber veren Lembos Manastırı, bugünkü Uzunburun köyü yakınlarında; Emirâlem Boğazı’na hâkim konumdaki Yoğurtçu Kalesi diye bilinen Sosandra Manastırı(2) ve yine Manisa civarında olduğu düşünülen Kuzenas Manastırı toprak bağışlarıyla da zenginleşerek yörede önemli ekonomik güç odakları haline gelen bu manastırlardan bazılarıdır.(3)

 
Yoğurtçu Kalesi; dış kale ve iç kale iç içe...
(Fotoğraf: A.Aydemir; Kasım-2014)

Bu manastırlar İmparator ve eşi için o kadar önemlidir ki; ölümleri sonrası aynı kaynağa göre hem Ioannes III Vatatzes, hem de eşi İrene Sosandra Manastırı’na gömülür.

Vatatzes’in iktidarı döneminde uygulanan tarımsal politikalar ve Anadolu Selçuklu Devleti ile yürütülen tahıl ticareti sayesinde ülkenin refahı yükselir; Batı Anadolu’daki nüfus artar. Korunaklı ve stratejik derinliğe sahip bir körfezin dibinde yer alan Smyrna’ya da ayrı bir önem vererek kentin kalelerini tahkim eder; 300 kadar savaş gemisi yaptırarak Cenevizlilerin elindeki Rodos Adası’na ve Epir Despotu’nun elindeki Selanik’e yönelik seferler düzenler.

 
Başpınar kiliselerinin bulunduğu düzlemden bir başka görünüm

Ömrünün son yıllarında sara hastalığı ile mücadele eden İmparator Ioannes Vatatzes, 1254 yılında ölünce yerine oğlu Theodoros II Laskaris geçer. Dört yıl süren saltanatı boyunca aristokrat ailelerle sürtüşen yeni imparatorun ölümü sonrasında imparator ilan edilen 7 yaşındaki Ioannes IV’e kimin naiplik yapacağı konusunda çıkan tartışma, bir saray darbesine yol açar. Bu durum ise; Laskarisler Dönemi’nin kapanıp, Mikhael VIII Palaiologos’un önce naipliği daha sonra da tahtı ele geçirmesiyle Bizans’ın çöküşüne dek iktidarları sürecek Palaiologoslar Dönemi’nin başlaması anlamına gelmektedir.

 
Laskarisler Dönemi'ne tarihlenen Başpınar Bizans yapı grubu; iki kilise yan yana konumlanmış; biri büyük, diğeri ise küçük...
(Kaynak: http://fb-design.wixsite.com/nifdagikazisi/kaz-alanlar--buluntular)

Vişneli-Başpınar’da bir Manastır Kompleksi

Sabah Buca’nın doğusunda yer alan Belenbaşı-Kırıklar-Doğancılar üzerinden eriştiğimiz Vişneli köyünün girişinde; Nif Dağı’nın güney-doğu eteklerinde yer alan Laskaris Dönemi’nden kaldığı düşünülen manastır kompleksine ulaşmak için bir dere yatağından hafif meyilli bir yamaca doğru tırmanmaya başladık. Bahar alametleri başlamıştı bile. Yol boyunca çiçeğe durmuş bademler, papatyalar ve anemonlar bunların ilk habercileriydi. Dere yatağının iki yanındaki kiraz bahçelerinde ise hummalı bir budama telaşı sürmekteydi. Bizans kilisesinin olduğu noktaya doğru tırmanan bir toprak şoseden ilerliyorduk. Dere yatağından gelen suyun sesi, budama seslerine karışıyordu. Kısa süre sonra zeytinlikler başladı. Biz de zaten kilisenin bulunduğu düzleme ulaşmıştık neredeyse. Yolun kaybolduğu yerde, böğürtlen çalılarıyla önü örtülmüş patikanın ucuna kolaylıkla eriştik. Yeni sürülmüş bir zeytinlikle sınırdaş olan kilise hemen yanı başımızdaydı.

Başpınar Kiliseleri yürüyüş rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

 
Başpınar anemonları

 
Başpınar'a giden toprak yol

Kiliselerin bulunduğu düzleme çıkan basamaklar ve zeytin ağaçları arasındaki kiliselere ilk bakış

Nif Dağı çevresindeki kazı çalışmaları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Elif Tül Tolunay başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütülüyor. Kazı ekibinin 2004 yılından başlayarak Kazı Sonuçları Toplantı Raporları’na yansıyan bilgilere göre bölgede 2007 yılına kadar sürdürülen yüzey araştırmaları sonrasında kazı çalışmalarına başlanmış. Ancak, kaçak kazılarla delik deşik edilmiş zeytinlikler arasındaki manastır alanını sadece kazı sezonlarında yürütülen faaliyetlerle korumak mümkün olmamış. Çevredeki parsellerle devam eden kamulaştırma sorunlarının varlığı nedeniyle de zaman zaman kesintiye uğrayan çalışmalar sonucunda, yan yana konumda iki kilisenin varlığı tespit edilmiş.

 
Büyük kilisenin apsis duvarının dıştan görünümü

Kuzey batı-güney doğu yönelimli kiliselerden büyük olanı tek apsisli; hemen güney batı yönünde ve ona bitişik konumda yer alan küçük olanı ise üç apsisli bir kilise olarak dikkat çekiyor. Devşirme malzemenin ağırlıklı olarak kullanıldığı yapıda, nereden getirildiği henüz saptanamayan düzgün yontulmuş iri kesme taşlar da mevcut. Kazı ekibi, kazı alanını kaçak kazılardan korumak amacıyla jeotekstil diye adlandırdıkları özel çulhalarla örtmüşler. Ancak, hem doğanın tahribatı, hem de definecilerin ısrarlı çabalarıyla bu alınan önlemler de yeterince etkin görünmüyor. Anlaşıldığı kadarıyla kamulaştırma sürecindeki sıkıntılar nedeniyle koruma ve onarım çalışmaları da yeterince ilerleyemiyor. Kazılar da bu nedenle son yıllarda daha çok kilise civarındaki mezarlara yönelmiş. Zaten bunların bir kısmının da defineci marifetiyle ortaya çıkarıldığı bilgisini kazı raporlarından öğreniyoruz.

 
Jeotekstil malzemeyle üstü örtülmüş kilise kalıntıları

2007 yılı Kazı Sonuçları Toplantı Raporu’nda kiliseler ve önemiyle ilgili olarak şu bilgiler yer alıyor:

“Ortaya çıkan yapı kompleksi, kuzeydoğu-güneybatı doğrultuda, büyük ve küçük iki mekândan oluşmaktadır. Kesin planını ve evrelerini saptamak, özellikle ortasında 6 adet taşıyıcı payenin bulunduğu kuzeybatıdaki büyük mekânın yorumunu yapmak, ancak gelecek kazı sezonunda mümkün olacaktır. Güneydoğudaki üç apsisli küçük mekân, kapalı kollu Yunan haçı planında bir kilise yapısıdır. Bu plana göre normalde 4 sütun ya da paye ile taşınan kubbeyle örtülü orta mekân, bemadan(4) ayrı olarak haçın ortasını belirlerken, Başpınar Kilisesi’nde, bema kısmı, kubbenin örttüğü naos(5) ile bütünleşmiştir.

 
Kiliselere kuzey yönünden bakış; önde büyük; arkada küçük kilise...

 
Devşirme kesme taş örnekleri

Orta nefin içinde iki basamaklı basit bir synthronon(6) ve ortasında “kutsal yazılar” için kaide yer almaktadır. Tabanda, çok renkli taş ve değerli mermerlerden yapılmış geometrik döşeme (opus sectile)(7) bulunmuştur. Ayrıca mermer (prokonnesos)(8) kaplama levhaları ve bazıları yazıtlı devşirme malzeme (lâhit yan yüzleri vb.) ele geçirilmiş; kilise ile kuzeybatı mekân arasındaki bir kapının in situ(9) eşiği ortaya çıkarılmıştır. Her iki yapının içinde de sıva izlerine rastlanmıştır. Ele geçirilen tüm profilli veya işlemeli mimarî parçalar, desen, form ve saptanabilen işlevleri ile Orta Bizans Dönemi’ne ait olup kaliteli işçilik gösterirler. Kilise yapısının taş ve tuğla sıralarından oluşan duvar örgüsü de, özellikleri açısından Laskarisler Dönemi’ne işaret etmektedir. Başpınar Bizans yapı grubu, coğrafî konumu (dağın eteğinde yer alması, kaynak suyu, dağdaki skitiler)(10) ve kilisenin varlığı nedeniyle, bir manastır olabilir; ancak, Laskarisler Devleti’nin ikametgâhı olan Nymphaion’a yakınlığı ve opus sectile döşemesi ile ayrıcalıklı bir konumdadır ve olasılıkla dönemin önemli vakfiyelerinden biridir.”(11)

 
Üç apsisli küçük kilisenin iç görünümü

Yan yana konumlanmış iki kilisenin ismi hakkında Lembos Manastırı kayıtlarından yararlanılarak üretilen aşağıdaki bilgiler, 2012 Kazı Sonuçları Toplantısı Raporu’nda yer alıyor:

“Bölgede bulunan ve kuruluş tarihi eski (tam bilinmeyen ancak 787 yılındaki II. İznik Konsili’nde higoumenos’u ile temsil edilen) olup, Laskarisler tarafından yeniden yapılanan Lembos Manastırı evrakını incelediğimizde, ilginç bir bilgiye rastlamaktayız. Manastıra bağlı olan ve çevre topraklarını işleten birkaç manastır ve kilisenin Lembos’a gelirlerini göndermekte oldukları anlaşılıyor. Bunlardan M.S. 13. yüzyıla tarihlenen Hagios Pantaleimonos (Aziz Pantaleimon) hakkında verilen küçük bir bilgi bizi ilgilendirebilir; zira bu manastırın iki kilisesi (çift kilise) varmış. Bu bilgiyi bir varsayım olarak, kayda değer bir arkeolojik veri gelene kadar, Başpınar manastır ve kiliseleriyle bağdaştırabiliriz.”(12)

 
Kiliselerin kuzeyinde istiflenmiş moloz taş malzeme

 
Başpınar Kiliseleri

 
Tek apsisli büyük kilisenin içinden görünüm

 
Kiliselerin kuzeyinde yer alan zeytinliğin içinde gördüğümüz duvar

Kiliselerin bulunduğu düzleme güney batı yönünden basamaklarla ulaşılıyor. Bütün mimari parçaların ve zeminin koruma amaçlı jeotekstil malzeme ile örtülmüş olması nedeniyle, kazılar sırasında ortaya çıkarılan mozaik zeminle ilgili bir fikrimiz olamadı. Kazı alanından çıkarılan çatı örtü kiremitleri, mermer malzemeler ve farklı renklerde iri kesme ve moloz taşlar, kiliselerin kuzeyinde gruplanmış durumda istiflenmiş. Kazı alanında dolaşırken, kuzey yönünde yer alan özel zeytinlik arazisindeki büyük ölçekli bir duvar dikkatimizi çekti. Bunun da kiliselerle bağlantılı bir yapının tahkimat duvarı olduğu anlaşılıyor. Kiliselerin çevresindeki zeminde yer alan tümsekler, açma çukurları ve mezarlar, Nif Dağı’nın güney batı eteklerindeki bir su kaynağının yakınlarına konumlanmış bu Bizans yapı grubunun bir manastıra ait olabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Zaten, yöre köylüleri tarafından Buca’nın arkasında yer alan Kırıklar köyünden Vişneli’ye uzanan bir vadi geçişi, “Manasır (Manastır) Boğazı” olarak adlandırılıyor.(13)

 
Kırıklar-Vişneli geçişi; Manasır (Manastır) Boğazı
(Fotoğraf: İF; Mart-2016)

Ören yerinin gezginlere tat vermeyen görünümü nedeniyle, Başpınar Manastırı alanında daha fazla kalmadık ve geldiğimiz yolu takip ederek Vişneli asfaltına ulaştık. Yolda karşılaştığımız meraklı keçi sürüsünü aştıktan sonra, rotamızı Kemalpaşa’nın merkezinde; dere boyunun hemen dibinden yükselen yaklaşık 330 metre rakımlı tepenin üstünde yer alan ve kentin akropolü görünümündeki Bizans Dönemi kalesine doğru çevirdik.

 
Gezginler, Başpınar kiliseleri önünde...

 
Vişneli yolunda karşılaştığımız keçi sürüsü

Kemalpaşa (Nif) Kalesi

Kemalpaşa (Nif) Kalesi, Kemalpaşa ilçesinin merkezinde; kasabanın sırtını dayadığı bir tepenin üstünde yer alıyor. Yakın zamanlarda bir mesire yeri olarak düzenlenen Kemalpaşa Dereboyu’ndan başlayarak; batı yönünde bir duvar gibi yükselen yaklaşık 330 metrelik kireç taşından oluşmuş dev bir kaya kütlesinin üstündeki kale, kesme taş, moloz taş ve tuğla malzemenin birlikte kullanıldığı yapısal özellikleriyle Bizans Dönemi yapısı görünümünde. Prof. Dr. Ersin Döğer’in verdiği bilgiye göre, bu kale yapısının da Laskarisler Dönemi’nden kaldığı anlaşılıyor.(14) Bir dış kale ve iç kale olmak üzere iki savunma yapısından oluşan Nif Kalesi’nin İlkçağ’da Smyrna-Sardeis geçişini kontrol eden stratejik konum itibariyle tarih boyunca yerleşime tabi olması muhtemeldir. Bunun bir başka delili olarak Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde “Nif Kalesi’nden 4000 kiremitlik bir sayfiye yeri olarak kullanıldığı” şeklinde söz etmesi gösterilebilir. Bu ifade de, bize Beylikler ve Osmanlı Dönemi’nde de kalede bir yerleşimin varlığını haber veriyor.

 Kemalpaşa (Nif) Kalesi rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

 
Nif Kalesi'nin sur parçaları

 
Kaleye giriş kapısının bulunduğu sur duvarının kesitinde yer alan su drenaj kanalları

 
Nif Kalesi'nin içinin genel görünümü; güneye bakış

“Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin İzmir bölümünde (Nif-İzmir Merkez arası) geçen adbilimcil söz varlığının tasnif ve değerlendirmesi” isimli makalede Evliya Çelebi’nin Nif Kalesi ile ilgili aktarımlarından söz ediliyor:(15)

“Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Nif bahsinde geçen Nif Kalesi ile ilgili olarak. Yalçın kayalar üzerinde, beş cepheli, iki kapılı, çevresinin iki bin iki yüz adım olduğu, içinden şehre sular aktığı bilgilerine yer verilmektedir. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi, IX. Kitap, s.38)

 
Nif Kalesi'nin kuzey doğu yönündeki kireç taşı kayalıklar ve sur parçaları; aşağıda Kemalpaşa Kasabası

Kale hakkında ayrıntılı bilgi verilmiş olmakla birlikte kalenin adı kaydedilmemiştir. Şehir anlatılırken kullanılan “kalası” ifadesinden kalenin o devirde Nif Kalası diye adlandırıldığını çıkarabiliriz. Kaleden günümüze çok bir şey kalmamıştır. Yer yer dış kale surları hâla mevcut olmakla birlikte büyük oranda tahrip olmuştur. İç kale surlarının bazı kısımları günümüzde ayaktadır. Fakat bunun da çoğu yeri yıkılmıştır. Hiçbir koruma olamadığından hazine avcıları tarafından talan edilmektedir. Evliya Çelebi’nin kalenin içinde aktığını söylediği akarsu ise artık yoktur.”

  
Kalenin batı yönündeki burçlardan birinde yer alan geçiş

 
Güneyden kale surlarının ve Kemalpaşa Kasabası'nın görünümü; sur dibinde solda yer alan cami, Saruhanlılar'dan kalma; tarihi Emet Bey Camisi ya da Çarşı Camisi; 19.yy.da geçirdiği yangın nedeniyle yeniden yapılmış.

Kaleye, dere boyunda yer alan Kemalpaşa Belediyesi’nin sosyal tesislerinin arkasındaki patikayı takip ederek tırmandık. Tırmanış sırasında yer yer eğimin %80’ler civarında seyretmesi ve zemindeki taş ufalanmaları nedeniyle ortaya çıkan kayma riski yüzünden kısmen zorlandık. Ancak bu durum, kısa sürede ulaştığımız kale düzleminde sona erdi. Vadinin doğu yakasındaki kireç taşı kayalıklar arasında birkaç mağara ağzı vardı. Nif Dağı’nın son derece bol su kaynaklarına sahip olması ve dağın kireç taşı katmanlarının yoğunluğu nedeniyle yörede rastlanan bu tür mağara ve oyuklar bizim için sürpriz değildi.

 
Güneyde yer alan iç kalenin sur duvarları

 
Kalenin güneyinde yer alan derin vadi, subuharının etkisi altında...

 
Gezgin, kalenin en güneyine doğru ilerliyor.

 
İç kaleden bir yapı duvarı detayı

Kalenin üst düzlemine ulaştığımızda; kuzey doğu yönünde kireç taşı kayalıklarla çevrilmiş doğal bir burç, kuzey yönünde kalenin giriş kapılarından biri, dış kalenin çoğunlukla tahrip olmuş sur parçalarından bir kısmı; iç kalenin batı yönünde yükselen topografyaya bağlı olarak devam eden sur parçaları ve aralarda kısmen ayakta burç kalıntılarıyla karşılaştık. Kalenin etekleri boyunca Kemalpaşa Kasabası, onun ötesinde bir kısmını Organize Sanayi Bölgesi’nin ele geçirdiği verimli Kemalpaşa Ovası ve en arkada efsanevi Spil Dağı uzanıyordu. Kalenin İzmir-Ankara yolu boyunca sahip olduğu görüş alanı ve çevredeki topografyaya hâkimiyeti benzersizdi. Bu da Nif Kalesi’nin neden tarih boyunca bir savunma ve yerleşim merkezi olduğunun açık kanıtıydı.

 
 İç kalede yer alan yapının ve Kemalpaşa'nın birlikte görünümü

 
Kalenin güneyindeki dere yatağına bakış

 
Gezgin, tırmanışta...

 
Nif Kalesi'nin güney batı ucundayız.

Kalenin güney yönünde Nif Dağı’nın derinliklerine doğru nüfuz eden vadinin dibinden Nif Çayı’na doğru akmakta olan derenin son yağmurlarla beslenen suyunun sesi, yukarılara doğru aksetmekteydi. Kemalpaşa’nın yoksul mahalleleriyle çevrilmiş kale düzleminden aşağıya doğru inen merdivenli yollarda ise, çocukların ve satıcıların sesleri birbirine karışmaktaydı. Kalenin genel görünümü ise oldukça harap vaziyetteydi. Dış kale, giriş kapılarından birinin çevresindeki birkaç sur parçası dışında tamamen yok olmuş durumdaydı. İç kalesi ise, yıkıntılar halinde kısmen varlığını sürdürmekteydi. Bunlardan kuzey yönündeki tonozlu bir yapı kalıntısı ile güney batı yönündeki düzgün bir duvar parçası oldukça dikkat çekiciydi. Evliya Çelebi’nin kasabanın üzerine doğru döküldüğünden söz ettiği sulardan ise artık bir iz yoktu. Kale düzlemi üzerinde açılmış çok sayıda çukur, defineci tayfasının burayı da delik deşik ettiğini gösteriyordu.

 
Kalenin batı yüzündeki duvarın içinde yer alan kanal detayı

 
Kalenin karşısındaki doğu yamaçlarda yer alan mağara oyukları

 
Güneyden yeniden kuzeye geçiş yolunda bir sur parçası daha...

 
 İniş yolunda rastladığımız koyun ve keçiler

 
Kalenin doğu yüzünde yer alan ve bahara merhaba demeye hazırlanan badem çalıları

 
Kemalpaşa Kalesi'ne veda

Kale düzlemini doğudan başlayarak tümüyle dolaştık. Sonunda; el yordamıyla ilerlerken, çıktığımız dik patikanın ucuna kadar vardık. Hemen altımızda çiçeğe durmuş badem çalılarından bir kaçı vardı. Pembe çiçekleriyle; az sonra Nif Kalesi’nin tepesinden doğaya merhaba diyecekmiş gibi bir havaları vardı. Fotoğrafladık. Kayaların arasından ineceğimiz patikaya doğru ilerlerken bir koçun önderlik ettiği 8-10 koyunla ve birkaç keçi çıktı karşımıza. Biraz da onlarla oyalandıktan sonra, kendimizi çıktığımız patikadan bu kez aşağıya doğru bıraktık. Kaleden inişimiz, çıkışımıza kıyasla daha kolay oldu ve kısa sürede çıkışa başladığımız belediye gazinosunun arkasındaki merdivenlere ulaştık.

Kız Kalesi

Kemalpaşa’daki son durağımız, Laskarisler Dönemi’nden kalma; Ioannes III Vatatzes’in yaptırdığı ve yaklaşık 32 yıllık saltanatı boyunca İznik-Bizans Devleti’nin yönetim merkezi işlevini gören Laskarisler Sarayı ya da halk arasında bilinen ismiyle Kız Kulesi idi. Kemalpaşa’nın hemen girişinde yer alan yapı, bugün restorasyon iskelelerinin arkasında kaybolmuş gibi. Yaklaşık 5 yıldır bu halde olan Laskarisler Sarayı'nın akıbetinin ne olacağına dair de bir bilgi mevcut değil. Umarız, en kısa sürede bu önemli Bizans yapısı ayağa kaldırılır ve doğanın ve zamanın tahribatına karşı koruma önlemleri alınır.

 
Restorasyon iskelelerinin ardında kaybolmuş Laskarisler Sarayı
(Fotoğraf: İF; Kasım-2012)

Dışarıdan bakıldığında yüksek duvarlarıyla bir kuleyi andıran bu yüksek yapı, herhalde bu görünümü nedeniyle halk tarafından Kız Kulesi olarak adlandırılmış. Prof. Dr. Ersin Döğer’in Bizans Sarayı ile ilgili aktardığı bilgiler şu şekilde:

“Bu yapı, Laskarisler tarafından inşa edilmiş kalenin üzerine kurulduğu tepenin eteğinde, surların dışında inşa edilmiştir. Yapı, 25,75m. x 11,5m. boyutlarında dikdörtgen planlıdır. Günümüze gelen izlere göre orijinal halinde, biri bodrum olmak üzere dört katlı planlandığı anlaşılmaktadır. Ancak sonra söz konusu katlar yıkılmış, içi bodrum katın üst seviyelerine değin toprak ve molozla dolmuştur.

 
Laskarisler Sarayı ya da Kız Kulesi'nin eski hali
(Kaynak: http://kemalpasaaihl.meb.k12.tr)

Duvarların alt kesimi, 1,13-1,30 x 0,55 metre boyutlarındaki büyük kesme taş bloklarla inşa edilmiştir. Bu bloklar, muhtemelen çevredeki Klasik Helenistik Çağ kalelerinden, bilhassa kentin üzerindeki kaleden getirilmiş olmalıdır. Üstteki üç katın ağırlığını taşıyan ve adeta bir kaide işlevi üstlenen alt kesimde ise duvar kalınlığı 2 metreyi bulmuştur. Bodrum katın ışıklandırılması ve havalandırılması, dört yönde açılmış mazgal pencereler ile sağlanmıştır. Mazgal pencerelerin yükseklikleri, 1,2 metre, dışa bakan genişlikleri 0,17 metredir.

 
Eski bir kartpostaldan; Laskarisler Sarayı
(Kaynak: http://erkmensenan.blogspot.com.tr/2011/08/nymphaionnifkemalpasa-ve-kz-kulesi.html)

İç mekândaki, duvara bitişik duvar payeleri ve köşelerde kısmen izlenebilen kemer ve pandantif kalıntıları, bodrum katının orijinalde ortada bir sıra destek ile ayrılmış, üzeri tonoz veya kubbe ile örtülü küçük birimlerden meydana geldiğini düşündürtmektedir. Üst katların orijinal durumlarına ait izlerin hemen tamamı kaybolmuştur. Üst mekânları aydınlatan yuvarlak kemerli pencereler, günümüzde birer oyuk şeklini almıştır. Prof. Dr. Semavi Eyice, içte, katları birbirine bağlayan bir merdiven veya rampanın mevcudiyetini düşünmektedir. Duvarların üst kısımları ise, 3 veya 4 sıra tuğla ile bir sıra taş dizilerinin dönüşümlü olarak yerleştirildiği almaşık teknikte örülmüştür. Taşların aralarına dikey yerleştirilen tuğlalar ile çerçeveler oluşturulmuştur. Tuğlalar kimi zaman dekoratif şekiller oluşturacak biçimde dizilmişlerdir.”(16)

 
Laskarisler Sarayı'na ait eski bir fotoğrafa daha...
 (Kaynak: http://erkmensenan.blogspot.com.tr/2011/08/nymphaionnifkemalpasa-ve-kz-kulesi.html)

Manastırlar, kaleler ve kuleler derken Kemalpaşa civarında akşama yaklaşmıştık. Belkahve’de İzmir’e karşı verilecek bir çay molasında günün son noktası koyulacaktı. Artık gitme zamanıydı. Ortaçağ’ın Bizans Dünyası’na Nif odaklı bir seyahatti bugün yaptığımız. Bu kadar talana ve ilgisizliğe karşın Kemalpaşa’nın bağrında saklı kültür varlıklarının ve doğasının tadına varabilenlerin kulaklarını çınlattık dağda ve ovada. Ne mutlu onlara…

Dipnotlar
(1)    Ersin Döğer; İzmir’in Smyrna’sı, İletişim Yayınları, 1.Baskı-2006; sayfa: 134-144’den yararlanılmıştır.
(2)   Yoğurtçu Kalesi ile ilgili olarak bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2014/11/uzunburun-gurle-yuruyusu.html
(3)   Encyclopaedia of the Hellenic World, Asia Minor, Manastırlarla ilgili olarak Magnesia by Sipylos (Byzantium) maddesi için bkz. http://asiaminor.ehw.gr/Forms/fLemmaBodyExtended.aspx?lemmaid=7752&boithimata_State=&kefalaia_State=#chapter_5
(4)  Bema: Ortodoks kiliselerinde ya da Yahudi sinagoglarında dua etmek için kullanılan yüksek zeminli kürsü; bir tür minber.
(5)   Naos: Ortodoks kiliselerinde halkın ibadet amacıyla kullandığı ana mekân; kilisenin orta nefi ya da holü; aynı zamanda İlkçağ’da Yunan tapınaklarında halkın giremediği, sadece rahiplerin girebildiği; içinde tapınağın adandığı tanrı ya da tanrıça heykelinin yer aldığı cella adı verilen çekirdek hücrenin (odanın) bulunduğu tapınağın ana nefi.
(6)  Synthronon: Bizans ve Doğu Hristiyan kiliselerinde din adamlarının törenler esnasında topluca oturmaları için yapılmış; genellikle apsiste yer alan yarım daire planlı oturma sıraları
(7)   Opus sectile: Çeşitli biçimlerde kesilmiş renkli mermer parçalarının yan yana dizilişiyle yapılan bir tür mozaik. Roma ve Bizans'ta kullanılmıştır. Gerçek mozaikten farkı, birincinin standart biçimli parçalarla, opus sectile'nin ise farklı boyut ve biçimdeki öğelerle gerçekleştirilmesidir.
(8)  Prokonnesos: Marmara Adası’ndan elde edilen mermere o çağlarda verilen isim.
(9)  In situ: Latince “yerinde” anlamına gelir. Arkeolojide elde edilen bir bulgunun tahrip edilmemiş ve yer değiştirmemiş bir halde bulunduğu anlamına gelir.
(10) Skiti: Az sayıda kulübeden oluşan mezra benzeri küçük yerleşim
(11)2007 yılı Kazı Sonuçları Toplantı Raporu; Nif (Olympos) Dağı Araştırma ve Kazı Projesi: 2007 yılı kazısı, Prof. Dr. Elif Tül Tulunay; sayfa:417-418
(12)  2012 yılı Kazı Sonuçları Toplantı Raporu; Nif (Olympos) Dağı Araştırma ve Kazı Projesi: 2012 yılı kazısı, Prof. Dr. Elif Tül Tulunay; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Bizans Sanatı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın’ın değerlendirmesi; sayfa:350
(13)  Kırıklar-Vişneli köyleri arasındaki Manasır Boğazı ile ilgili olarak bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2016/04/kiriklardan-visneliye.html
(14)  Ersin Döğer; a.g.e; sayfa: 188, resim-32 alt yazısı
(15)  Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin İzmir bölümünde (Nif-İzmir Merkez arası) geçen adbilimcil söz varlığının tasnif ve değerlendirmesi”, Yrd. Doç. İbrahim Şahin-Yüksek Lisans Öğrencisi Şima Doğan, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Lehçeleri Ana Bilim Dalı; sayfa:9
(16)  Ersin Döğer; a.g.e; sayfa: 188, resim-32 alt yazısı
(17)  Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında MYC tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

2 yorum:

  1. Bölgemizin hiç bilinmeyen,( ya da pek az kişinin bildiği) ören yerlerini ve tarihini sayenizde öğrendim. Başpınar kiliselerinin yakın yerlerinde bir antik yerleşimin olması beklenir, Vişneli köyünde bu yönde izler varmıydı. Dağakaçtım ekibine selamlarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum.

    YanıtlaSil