28 Aralık 2017 Perşembe

TİRE'DEN UNUTULMUŞ SİMALAR...



Ruhunu taşa kazıyan adam;
Taşçı Rıza Usta
27 Aralık 2017
Hasan Doğan-İbrahim Fidanoğlu

Batı Anadolu’da dolaştığımız kasabalarda rastlarız onun yontularına. Belki bir parkta veya meydanda; Cumhuriyet’in erdemli sözleriyle kutsanmış Gazi’nin büstlerinde ya da kurtuluş abidelerinde, dağ başında utkuyla açılmış bir yolun kıyısında; bu işin hatırasını anmaya adanmış çeşmelerde, mezarlarda; mermer sandukalara kazınmış nakış nakış işlemelerde… Anıtın ya da çeşmenin en görünmez yerine imzasını atmıştır usta; en mütevazı tavrıyla Taşçı Rıza Saygın

 
Taşçı Rıza Saygın
(1890-1973)
(Kaynak: Tire'de İz Bırakanlar-Yılmaz Göçmen)

Bu yazı, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde ardında bıraktığı eserleriyle Batı Anadolu’da iz bırakan bir taş ustasının hüzünlü, ama bize göre değerli yaşamından derlenmiş bölük pörçük hikâyelerden oluşmaktadır. Aslında onun yaşamına dair çok az şey bilmekteyiz. Eserlerine Batı Anadolu’nun birçok kasabasında rastlansa da onun yaşamı bizim için sisler ardında kalmış gibi. Onunla vakit geçirmiş, onun meşk ortamlarında bulunmuş insanlar dahi çok az şey aktarıyor günümüze. Anlatılanların çoğu yanında çıraklık yapan; birlikte çalıştığı mermer ustalarına ait… Bunların arasında mermer işlemeciliğini onun yanında öğrenen Tireli mermer ustaları İbrahim Şimşek ve Mehmet Şevket Öztürk var. Tire’deki yaşamı boyunca sıkça yanına uğradığı Saatçi Şemsi Usta’nın o yıllardaki çırağı Saatçi Mehmet (Devrimci) Tire’nin Cumhuriyet dönemindeki yaşamına tanıklık etmiş; herkesin öğretmeni Seha Gidel Hoca ve onun öğrencisi biyoloji öğretmeni Hasan Doğan da onun hakkındaki bazı bilgileri aktaran kişiler arasında yer alıyor. Tireli araştırmacı yazar Yılmaz Göçmen’in Tire’de İz Bırakanlar isimli kitabında da Taşçı Rıza Usta’ya ayrı bir bölüm ayrılmış. Sonuçta anlatılanların hepsinin belli bir öznelliği mevcut belki; ama istedik ki bir taşra kasabasında hayatını geçirmiş bu değerli insanı sözünü ettiğimiz kaynaklardan derleyebildiğimiz bilgilerle bir şekilde anlatalım. Bu gök kubbede bir tını kalsın ondan…

 
Taşçı Rıza'nın eseri; Tire-İncirliova yolunun açılışı hatırasına yaptırılan Paşa Çeşmesi

 
Kemalpaşa Ovacık Yaylası'nda bulunan Paşa çeşmesi
 (Kasım-2012)

Cumhuriyet’in ilk yılları; İzmir’den taşrada bir kasabaya bir adam gelir; yalnız; yapayalnız… Geldiği kasaba İzmir’in ilçesi Tire’dir. Aslında o bir muhacir ailesine mensuptur. Ailesi Selanik’ten İzmir’e göçmüştür. 19.yy. sonlarına doğru (bir rivayete göre 1890’da) İzmir’de dünyaya gelir Taşçı Rıza. İlkokulu ve rüştiyeyi İzmir’de bitirir. Yaz tatillerinde İzmir’de bir mermer atölyesinde çıraklık yapar. Büyük olasılıkla taşa ve mermere şekil veren el yatkınlığını o yıllarda kazanmış olmalıdır. Taşa şekil vermedeki yetkinliği yanında, sesinin güzelliği nedeniyle diğer bir uğraşı alanı ise mevlithanlıktır. O yıllarda çoğu mevlithanın izlediği yolu takip ederek aynı zamanda bir gazelhan olarak da yetiştirir kendini. İzmir’den neden Tire gibi küçük bir kasabaya gelip yerleştiğine dair net bir bilgi yok elimizde. Selanik’e çok benzeyen İzmir’de yaşamaktansa, Taşçı Rıza bir şekilde Tire’de yaşamayı yeğlemiş. Kendisinin yonttuğu ve Güme Dağı’ndan getirilmiş bir taşın üzerindeki yazıya bakılırsa; ana dedesi Baladur İzmirli Ahmet Ağa’nın mezarını sağlığında İzmir’den Tire’ye taşımasının da bir anlamı olmalı. Tireli araştırmacı yazar Yılmaz Göçmen’in Tire’de İz Bırakanlar isimli kitabındaki anlatıma göre ise “arkadaşlarının tavsiyesiyle camisi çok olan tarihi Tire’ye gelir.” Bir başka yaklaşıma göre ise; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Tire’de bir yandan azınlıkların (Rumlar ve Yahudiler) varlığı hala sürmektedir. Ayrıca Tire’nin mütedeyyin atmosferi ve türlü tarikatın (Mevlevilikten Halvetiliğe kadar uzanan geniş bir yelpaze) kök salmasıyla pekişen çok katmanlı bir kültürün varlığı da bu derinlikli adamı Tire’ye çekmiş olabilir.

 
Ula'da Belediye Meydanı'nda yer alan Taşçı Rıza'nın yaptığı Atatürk büstü ve mermer kaidesi (Üzerinde Taşçı Rıza'nın ismi ve 1933 tarihi yer alıyor.)
(Eylül-2015)

 
Aynı büstün yandan görünüşü; Tire Rıza ismi rahatlıkla okunuyor.
(Eylül-2015)

Taşçı Rıza’nın Ege kasabalarının parklarında ve meydanlarında ya da dağ yollarındaki çeşmelerinde gözlediğimiz ortak bir taraf var; hemen hemen hepsi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki halka ulaşmaya çalışan o büyük kampanya zamanlarına denk geliyor. 1930’lu-1940’lı yıllardan söz ediyoruz. Devrimin ruhunun yukarıdan aşağıya doğru yansıtılmaya çalışıldığı dönemler o yıllar. Bir yandan mermere kattığı sanatçı ruhuyla; diğer yandan güzel sesinde hayat bulan mevlithan ve gazelhan kimliğiyle Cumhuriyet Tire’sinde yer açar kendine Taşçı Rıza.

 
Ali Efe Hanı
(Kasım-2005)

  
Ali Efe Hanı
(Aralık-2017)

 
Taşçı Rıza, Tire'de uzun yıllar Ali Efe Hanı'nda üst kattaki bu odalardan birinde kalmıştı.
(Aralık-2017)

 
Ali Efe Hanı'nın iç avlusundan genel görünüş
(Aralık-2017)  

 
Tire Çıra Pazarı ya da eski Tavuk Pazarı
(Fotoğraf: Hasan Doğan; Aralık-2017) 

Taşçı Rıza Usta’nın dükkânı, şu anda Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun kuzey batı kesiminde Çıra Pazarı (eski Tavuk Pazarı) olarak bilinen yerde, Eskici Haluk Çavaş’ın dükkânının karşısında bulunmaktaydı. O yıllarda Taşçı Rıza, Tire Arastası’nın kalbi niteliğindeki Bedesten’in hemen üstünde yer alan Ali Efe Hanı’nda 7-8 metrekarelik küçücük bir odada kalmaktadır. Saatçi Mehmet Devrimci, yanında çırak durduğu ustası Saatçi Şemsi’nin eşinin hazırladığı ve ustanın çok sevdiği turp otu haşlamasını sık sık Taşçı Rıza’ya götürdüğünü anlatmaktadır. Taşçı Rıza, Tire’de o yıllarda kasabanın entelektüel diye bilinen bir çevresinin içindedir. Tire’nin yakın tarihinde kalmış önemli simalarından Behçet Kadı, Edip Adanalı, Meddah Gani, Gamar Sabri gibi isimler onun yakın ilişkide olduğu kişilerdendir. O yıllarda; restorasyonu yakınlarda biten Bedesten’in önlerinde yer alan ve Ramazanlarda meddah anlatımlarıyla ün salmış Gamar Sabri’nin kahvehanesi, akşamları en önemli uğrak mekânlarındandır. Özellikle Ramazan akşamlarında burası Tire için vazgeçilmez bir yerdir.

  
Tire'de Arasta'da kurulan Salı Pazarı
(Aralık-2015)

  
Kemalpaşa Ovacık Yaylası'nda Paşa Çeşmesi ve çevresindeki çınarlarla süslü mekan
(Kasım-2012)

 
Kemalpaşa Ören'de bir parkta yer alan Taşçı Rıza'nın eseri "Devrim İçin" abidesi
(Ekim-2017)

 Kemalpaşa-Ören abidesinin arka yüzü
(Ekim-2017)

Taşçı Rıza ve Necati ustaların kaidenin dibinde yer alan isimleri
(Ekim-2017)

Taşçı Rıza Usta’nın kimliğinin bir önemli yönü de mevlithan ve gazelhan özelliğidir. Kendisi bu konuda oldukça iyi bir öğretmendir. Yılmaz Göçmen’in Tire’de İz Bırakanlar isimli kitabında yetiştirdiği mevlithanlar arasında Fikret Karahan, Ali Sertdemir, Hafız Vasıf ve Ulvi Pazaroğlu sayılmaktadır. Yine aynı kaynağa göre; ünü Tire sınırlarını aşan Taşçı Rıza ve öğrencisi mevlithanlarla İstanbul’dan tanışmaya gelen ülkenin ünlü mevlithanlarından Hafız Mecit Efendi, onu ve öğrencilerini dinledikten sonra onlara hayran olur ve kendilerini İstanbul’a davet eder.

 
Yalınayak Hamamı'nın yukarılarında yer alan Küçük Havuzlu Kahve
(Fotoğraf: Hasan Doğan; Aralık-2017)

 
Büyük Havuzlu Kahveden bugüne kalan; bir kara servi ve dibindeki  büyük havuzun kalıntıları
(Fotoğraf:Hasan Doğan; Aralık-2017)

 
Aynı dere yatağına bakan bir başka kahveden görünüm
(Fotoğraf: Hasan Doğan; Aralık-2017)

O yıllarda mevlithanların aynı zamanda iyi bir gazelhan olduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum Tire’de yaşayan Taşçı Rıza ve öğrencileri için de geçerlidir. Yalınayak Hamamı’nın yukarılarında bulunan Küçük ve Büyük Havuzlu Kahveler, onların meşk akşamlarının en önemli mekânlarıdır. Bugün her ne kadar yerlerinde yeller esse de bu mekânların hatıraları ve söylenen gazeller, hatırlayanlar için bu kubbede birer hoş tını olarak kalmış gibidir. Tire’nin yaşlıları, İzmir’den gelen ünlü bestekâr ve Hisar Camii Vaizi Rakım Erkutlu ile ses sanatçısı Perihan Altındağ Sözeri’nin Havuzlu Kahveler’de verdiği konseri hala hatırlamaktadırlar.

 
Tire'de eski bir sokak; sağda bir tulumba...
(Hasan Doğan Arşivi)

 
Lütfi Paşa Hanı
(Kasım-2007)

  
Tire Bedesteni, ön cephe; restorasyon sonrası
(Aralık-2017)

Tire’de herkesin öğretmeni olarak bilinen Seha Gidel Hocamızın anlattığı bir diğer hatıraya göre ise; Tire’ye bir gün ülke çapında tanınmış; meşhur gazelhan Hafız Burhan konser vermeye gelir. Konser, bugün Tire Kız Meslek Lisesi’nin bahçesi olan Belediye Parkı’nda gerçekleştirilir. Bundan sonrasını Yılmaz Göçmen’in Tire’de İz Bırakanlar isimli kitabından aktaralım:

 
Yıldız Çeşmesi'nin önünde bir geçit töreni 
(Hasan Doğan Arşivi)

 
Tire Belediye Parkı
(Hasan Doğan Arşivi)

 
Eski bir Tire fotoğrafı; Toptepe'ye bakış
(Hasan Doğan Arşivi)

“O gün bahçeye bir sahne kurulur. Sahnenin etrafına dörder kişilik masalar yerleştirilir. Yine o yıllarda Belediye Parkı olarak işletilen bahçenin işletmecisi Nizamettin Güner, akşama hazırlıklar yapar; masalarda neler yoktur ki? O devrin meşhur Bomonti Birası ile Tirelilere ilk sosis ve salamın ikram olarak o gece sunulduğu anlatılmaktadır.

Akşam olur, herkes bahçede yerini alır. Dinleyicilerin arasında kaymakam, belediye başkanı ve şehrin ileri gelenleri ile (…) Taşçı Rıza ve kemancı Fikret Karahan da vardır. Önce bir ut, bir kanun, bir keman ve bir darbukadan oluşan saz heyeti yerini alır. Saz heyetinin giriş faslını tamamlamasından sonra o muazzam gövdesiyle Hafız Burhan Efendi özel arabasıyla gelerek sahneye çıkar ve sahnede yerini alır. Göbeği çok büyük olduğu için önüne koyduğu tahta sandalyenin arkalığına göbeğini dayayarak (…) her zaman yaptığı gibi meşhur giriş parçasıyla konserine başlar.

Kuş sesleri ovalara yayılır.
İnsan buna hayran olur bayılır.
Yeşillenmiş ağaçlarda yapraklar,
Mis kokuyor amber gibi topraklar.”(1)

 
Tire-Eski Belediye önü park alanı; 980'lı yıllar
(Hasan Doğan Arşivi)

Konserin ilerleyen ilk bölümünde; konsere bir süre sonra ara verilir. Hafız Burhan, dinleyicilere dönerek, konsere verilen arada “yetenekli gençlerden isteyen varsa buyursun bir gazel de o söylesin” diyerek onları sahneye davet eder. Bunun üzerine tanıyanların da teşviki ve alkışlarıyla Taşçı Rıza sahneye çıkarak Hafız Burhan’ın “Müptela-i dert olup derdime biri çare bulundu mu?” isimli meşhur gazelini söyler (1). Gazelin bitiminde dinleyicilerin alkışları arasında Hafız Burhan, Taşçı Rıza’dan sahnede övgüyle bahseder ve Taşçı Rıza’yı, sesinin güzelliği ve onu kullanmasındaki ustalığı nedeniyle tebrik eder. Bu sahne, yaşayanlar için Taşçı Rıza’nın artık unutulmaz bir hatıraya dönüştüğü andır.

 
Taşçı Rıza'nın bir dönem yaşadığı Abalı Çıkmazı
(Fotoğraf: Hasan Doğan; Aralık-2017)

 
Abalı Mescidi'nin avlusu; merdivenle çıkılan ezanın okunduğu yer
(Fotoğraf:Hasan Doğan; Aralık-2017)

Bu arada Ali Efe Hanı’nda geçirilen yalnız geceler birbirine eklenir. Onu bu yalnızlığa ve kendine mahkûm eden; gerçekte nedir, bilinmez; ama günün birinde ona piyangodan 1000 TL ikramiye çıkar. Mor binliklerin saltanatının olduğu zamanlardır o günler. Büyük paradır kısacası bin lira. Taşçı Rıza, paranın 500 lirasını ihtiyaç sahiplerine dağıtır; kalan 500 lirasıyla ise, bugün Atatürk İlkokulu’nun arkasında; Abalı Çıkmazı’nda yer alan Abalı Mescidi yakınlarında mütevazı bir ev satın alır. Bu mekân, artık onun ölümüne dek yaşadığı yer olacaktır.

 
Gökçen Kasabası'nda bulunan Taşçı Rıza'nın Kurtuluş Abidesi
(Mayıs-2008)

 
Abidenin bir başka görünüşü
(Mayıs-2008)

  
Abidenin kaidesinde yer alan "Tire Taşçı Rıza" yazısı
(Mayıs-2008)

 
Hasan Hoca; Taşçı Rıza'nın ilk eseri olan ve şu anda Tire Lisesi'nde bulunan Atatürk büstü önünde...
(Fotoğraf:Hacı Sezen; Aralık-2017)

 
Büstün yandan görünüşü
(Fotoğraf: Hasan Doğan; Aralık-2017)

Bu arada Taşçı Rıza’nın Çıra Pazarı’ndaki (Eski Tavuk Pazarı) dükkânında; mermer üzerine yürüyen uğraşıları da giderek zenginleşmekte; Ege kasabalarının meydanlarına büst ve abidelerin yapım işlerini ardı ardına üstlenmektedir. Bu konuda ilk aldığı iş ise Ortapark’a bakan tarihi belediye binasının bahçesine konulan Atatürk büstüdür. Bugün bu büst, Tire Lisesi’nin bahçesinde bulunmaktadır. Mermeri bir çekiç ve kalıpla yontarak yaklaşık 8 günde Atatürk büstünü tamamlar. Eseri Tire’de çok beğenilir ve ününün çevre il ve ilçelere yayılmasına neden olur. Taşçı Rıza, sadece büst ve Cumhuriyet abideleri ile yetinmez. Özellikle İzmir Valisi Kazım Dirik zamanında hız kazanan dağ geçitlerini aşan yolların yapımı sırasında; bu yolların hatırası için dikilen çeşmelerin bir kısmı da onun eseridir. Tire-İncirliova; Kemalpaşa-Ovacık-Kızıloba-Dereköy geçişi, Ödemiş-Birgi-Bozdağ yolu, Foça ve Karaburun yolları üzerindeki Paşa Çeşmeleri yine onun mermere dokunuşunu temsil etmektedir. Ula’da, Alaçatı’da, Kemalpaşa Ören’deki büst ve abideler, Bayındır’da Arıkbaşı tren istasyonundaki Şehitler Abidesi, Gökçen kasabasındaki 4 Eylül Kurtuluş Abidesi, Selçuk-Efes arasında ağaçlıklı yolda ve Kuşadası polis karakolu bahçesinde bulunan Atatürk büstleri ve daha niceleri hep onun eseridir. Kendisi, Tire'deki Yıldız Çeşmesi'nin yeni yerine taşınması işinde de yer almıştır. Söylenen Ege kasabalarında 35-40 civarı büst ve abidenin Taşçı Rıza’nın eseri olduğudur.

 
Tire Yıldız Çeşmesi; eski yerinde...
(Hasan Doğan Arşivi)


Tire Yıldız Çeşmesi
(Hasan Doğan Arşivi)


İzmir-Karaburun yolu üzerindeki Paşa Çeşmesi
(Kasım-2009)


Selçuk-Efes arasındaki ağaçlı yolda yer alan Atatürk Abidesi
(Ocak-2010)

Selçuk'taki Atatürk büstü; yakından...
(Ocak-2010)


Büstün yan tarafındaki Taşçı Rıza imzası
(Ocak-2010)

Taşçı Rıza’nın mermer işlemeciliği üstüne uğraş verdiği alanlardan birisi de mezar yapımıdır. Bunlardan biri de şu anda İzmir’de Kokluca mezarlığında yer alan bir mermer lahittir. Kendi kalfası Tireli İbrahim Şimşek’in oğlu mermerci Hasan Şimşek’in anlatımına göre bu lahdin öyküsü şöyle gelişir:

 
Taşçı Rıza ve kalfası İbrahim Şimşek Hamalbaşı Lahdi üzerinde çalışırken...
(Fotoğraf, oğlu Hasan Şimşek'ten alınmıştır.)


Taşçı Rıza'nın eseri; Hamalbaşı'nın lahdi
(Fotoğraf, oğlu Hasan Şimşek'ten alınmıştır.)

“Bir gün İzmir’in çok zengin ailelerinden birine mensup olan Hamalbaşı ölür. Oğulları da ona mermerden lahit yaptırmak ister. Marmara adasından gemi ile getirilen mermer blok İzmir’e indirilir. Oradan da Tire’ye getirilir. Mermer blok en az 3 ton ağırlığındadır. Taşçı Rıza Usta, İbrahim Şimşek Usta, bir de şu anda hayatta olan, ama arıcılıkla geçimini sürdüren Mehmet Usta aylarca çalışarak antik dönem lahitlerine taş çıkartacak eseri bitirirler. Hasan Şimşek, bu çalışmanın karşılığı olarak Rıza Usta ve arkadaşlarının 16 000 lira aldıklarını ve babasının bu parayla en az dört evin alınabileceğini anlattığını, şu anda sözü geçen lahdin İzmir’de, Altındağ’daki Kokluca mezarlığında olduğunu, hatta antika sanılarak hırsızlar tarafından çalınmak istendiğini, ancak suçluların suçüstü yakalandığını belirtmiştir. Mermere şekil verme sanatının çok ince bir iş olduğunu söyleyen Hasan Şimşek şu anda böyle bir ustalığın kalmadığını söylemektedir.”(2)

 
Bayındır-Arıkbaşı tren istasyonunda yer alan Şehitler Abidesi; kaidenin en altında Necati-Taşçı Rıza yazıyor.
(Fotoğraf: M.Yavuzcezzar; Mart-2017) 


 
Arıkbaşı Şehitler Abidesi'nin parktaki konumu
(Fotoğraf: M.Yavuzcezzar; Mart-2017)  

Mezar yapımı ile ilgili bir başka anekdot ise Yılmaz Göçmen’in Tire’de İz Bırakanlar isimli kitabında yer almaktadır. Taşçı Rıza Usta’nın yetiştirdiği öğrencilerden birisi olan mermerci Mehmet Şevket Öztürk’ün anlatımına göre hikâye şöyle gelişir:

“1965 senesinde İzmir Devlet Hastanesi baştabibi ölmüştür. Ailesi ona özel bir mezar taşı yaptırmak istemektedir. Yuvarlak kalın bir mermerin üzerine birbirine dolanmış iki yılan figürü yapılacaktır. Aile İzmir’de araştırma yapar. Bütün mermerci ve heykeltıraşlar böyle bir şeyi yapamayacaklarını söylerler. Bunun üzerine doktorun yakınları, Tire’de olduğunu duydukları mermer ustası Taşçı Rıza’ya gelirler. Taşçı Rıza sadece çekiç ve keski ile mermer üzerindeki yılan motiflerini on günde yapar.”(3)

Bu da onun ustalığının bir başka örneği olmalıdır.

Taşçı Rıza’nın Tire’de oldukça geniş bir sosyal çevre içinde; ama yapayalnız geçen hayatı 83 yaşına dek sürer. Hüzün dolu hayatının 1973 yılındaki son durağı Manisa Akıl Hastanesi’dir. Esas mesleği terzilik olan; ama mevlithanlık konusunda Taşçı Rıza’nın öğrencisi olarak yetişen Ali Sertdemir, oğlu Süleyman ile birlikte Manisa Akıl Hastanesi’nin bir odasında tükenmiş ve yapayalnız bir şekilde hayatını kaybeden Taşçı Rıza’nın cenazesini almaya Manisa’ya giderler. Yanlarında başka kimsecik yoktur. Kendi anlatımına göre; defin işlemleri az kişiyle gerçekleştirilir. Vasiyeti gereği ölmeden önce Güme Dağı’ndan getirtilip kendisinin işlediği bir kaya konur üstüne. Tire Asri Mezarlığı’nda; daha önce İzmir’den naklettiği ana dedesinin mezarının üzerine gömülür Taşçı Rıza Usta.

 
Taşçı Rıza'nın Tire Asri Mezarlığı'ndaki mezarı
(Ocak-2004)

Yalınayak Hamamı’ndan Hacı Kalfa’ya çıkan bayırın bir yerinde Küçük ve Büyük Havuzlu Kahvelerden ne kaldıysa bugüne; bir kara servinin dibinde kırık dökük bir havuz, hemen yakınında yapraklarını dökmüş bir çınarın (Tire’de kavak derler) sahanlığında bir başka yuvarlak ama küçük bir havuz. Suya yansıyan silik simalar ve o gazeller burada söylendi mi hiç? Yaz akşamlarının bitmeyen terennümleri; uzaklarda Tire’nin kırpışıp duran ışıkları, şimdi kim hatırlar elleri patlayıncaya kadar alkışladıkları o güzelim gazelleri söyleyenleri… İşte yok oldu gitti hayat.

Dipnotlar:
(1)     Yılmaz Göçmen, Tire’de İz Bırakanlar; sayfa: 354-355
(2)    Tireli mermer ustası Hasan Şimşek’in Dağa Kaçtım gezgini Hasan Doğan’a anlatımından alınmıştır.
(3)    Yılmaz Göçmen, Tire’de İz Bırakanlar; sayfa: 357
(4)    Fotoğraflar, belirtilenler dışında İ.Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.



Yazan: Hasan Doğan - İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC



21 Aralık 2017 Perşembe

ŞEHRİN KIYISINDA; ANSIZCA KANYONU’NDA…



14 Aralık 2017
İbrahim Fidanoğlu
 Giriş

Ansızca köyü, Spil Dağı’nın eteklerinden Bozdağlar’ın en batıdaki uzantıları Mahmut Dağı ve Nif Dağı’na dek uzanan Kemalpaşa Ovası’na kuzeyden bakan bir dizi Yörük yerleşiminden biridir. İzmir ile Anadolu’nun içlerine doğru sokulan onun arka dünyasını birbirine bağlayan Belkahve Geçidi’ni geçerek ulaşırsınız bu havzaya. Ovadan tatlı bir eğimle Spil’e doğru yükselen topografya, Ansızca ile Yenmiş köyleri arasında yaklaşık 2 km uzunluğunda; giderek derinleşen ve daralan kireç taşından dev bir yarığa dönüşür. İşte bunun adı Ansızca Kanyonu’dur. Kanyonun diğer ismi, Kapuzbaşı Kanyonu olarak bilinmektedir.

 
Ansızca Kanyonu'na yukarıdan bakış 


Yürüyüş rotası; 9 km. (harita için tıklayınız)
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Ansızca köyü

Ansızca köyü, Sancaklı Yörüklerinin; Spil’in güney yakasına sıralanmış birçok köy gibi yüzyıllar önce gelip yerleştikleri yerlerden biri. Köyün ismi, arasında yer aldığı iki sırtın ardından ansızın ortaya çıkıvermesi ile ilintili olsa gerek. Köyün arkasından Spil’e doğru tırmanan bozuk asfalt yol üzerinde kızılçamlar altında bulunan bir dede mezarı, köylülerin hafızasında kuruluş günlerinin hatırasını yaşatıyor olmalı. Çam Dede ismiyle anılan bu yatırdan başka köyde bir diğer dikkat çekici mekân, muhtarlık binasının arkasındaki sırtta bulunan bir anıtsal melengeç ağacının çevresi… Köylülerden öğrendiğimize göre; ortalıkta bir mezar izi olmamasına rağmen, burada da bir yatırdan söz ediliyor. Kanyona doğru zeytin silkerken rastladığımız Ansızca köyünden Kuyucu Veli’nin anlattıklarına bakılırsa; köylüler tarafından bu ağacın çevresine belli bir kutsallık atfedilmiş durumda. Kanyon dönüşü uğradığımız melengeç ağacının altında bir süre biz de oyalandık. Şimdilerde Kemalpaşa Belediyesi, bu ağacın çevresini bir çocuk parkı haline getirmiş ve dinlenme amaçlı birkaç bank yerleştirmiş.

 
Ansızca köyü

 
Spil yolunda rastladığımız  Ansızca köyü yakınlarındaki Çam Dede

 
Gezginler, Ansızca köyünün hemen doğu arkasında yer alan anıtsal melengeç ağacının altında...

 
Köyden Ansızca Kanyonu'na doğru...

Köyün eski muhtarından öğrendiğimize göre; köyde yaklaşık 350 hane var. Bu da yaklaşık 900-1000 kişilik bir nüfusa karşılık geliyor. Eskiden köyün nüfusu epey kalabalıkmış. Yaklaşık 3000 civarında bir nüfustan söz ediliyor. Şu anda bile köyün meydanında yer alan üç kahvehane, yerleşimin geçmişten günümüze aktarılan büyüklüğüne işaret etmesi bakımından önem arz ediyor. Köyde 1980’li yıllardan beri yoğunlaşan ve İzmir’in bir dönem çeperinde yer alan Altındağ, Gültepe ve Çamdibi gibi semtlerine yönelen genç nüfusun göçü söz konusu. Köylünün anlatımına göre; tarımsal faaliyetlerin ülke çapında yeterince desteklenmemesi ve özelinde Kemalpaşa Ovası’nın giderek sanayi ağırlıklı olarak değerlendirilmesi sonucunda, ilk adımda düzlüklerde yürüyen bağcılık faaliyetleri sona ermiş. Bütün bağlar bozulmuş. Şimdi köyde tarımsal faaliyet adına zeytin, kiraz üretimi ile hayvancılık ön planda yer alıyor. Kiraz bahçeleri daha çok Spil’e doğru Ansızca Kanyonu’nun üst düzleminde ağırlık kazanmış. Daha alçak yamaçlarda ise yoğun olarak zeytinlikler mevcut.

 
Köyün alametifarikası anıtsal melengeç ağacı

 
Ansızca köyünün merkezi; kahvehanelerin önü

Ansızca Kanyonu

Ansızca Kanyonu, Ansızca ile Yenmiş köyleri arasında; Ansızca’nın hafifçe kuzey doğusunda yer alıyor. Kanyona ulaşmak için doğu yönünde zeytinlikler arasına doğru ilerleyen ve köyün alâmetifarikası gibi duran anıtsal melengeç ağacının yakınlarındaki bir toprak yoldan yürümek gerekiyor. Bayır aşağıya birkaç kilometrelik bir yürüyüş sonrasında kanyonun güney yönündeki başlangıcı diyebileceğimiz dere yatağına ulaşılıyor. Yapraklarından kurtulmuş hayıt çalılarıyla kaplı dere yatağında suyun en az olduğu bir dönemde kanyona gelmemizden olacak; kanyonun daraldığı bir iki nokta dışında neredeyse suyla hiç karşılaşmıyoruz.

 
Gezginler, kanyona doğru yürürken...

 
Ansızca Kanyonu'nun başlangıcı; dere yatağı

 
Ansızca Kanyonu'nun derinliklerine doğru...

  
Kanyonda rastladığımız ilk mağara oluşumu

 
Dağa Kaçtım gezginleri, kanyonda... 

Spil Dağı’nın kireç taşı ağırlıklı yapısından dolayı bu dağ kütlesinin muhtelif yerlerinde bu tür kanyon oluşumları mevcut. Bunlardan bir tanesi de Damlacık köyünün arkasında yer alan kanyon… Ansızca Kanyonu’nun yaklaşık 2 km kadar süren ilk bölümü, yer yer 500 metrelik bir derinliğe sahip. Kanyonun iki duvarının birbirine iyice yaklaşarak daraldığı bazı yerlerde ise; vadi dibindeki genişlik, yaklaşık 1,5-2 metreye dek azalıyor. Bir süre sonra Spil yönünde genişleyerek bir vadiye dönüşen Ansızca Kanyonu daha aşağılardaki o hırçın görünümünden uzaklaşıyor.

 
Ansızca Kanyonu; ilk bölüm

 
Gezgin, Ansızca Kanyonu'nun daralan bölümlerinden birinde...

Kanyonda yürürken tepemizde uçan kuzgunların çıkarttığı sesler dışında ortalık ıpıssızdı. Dere yatağında rastladığımız hayıtlar, melengeçler, ak kesme çalıları, pırnar meşeleri kanyonun dibindeki bitki örtüsünün en önemli unsurlarıydı. Suyun parlattığı irili ufaklı taşların üzerinden yürümek, elbette pek konforlu değildi; ancak yine de keyifle yürüdük kanyon boyunca. İki yanımızda birer duvar gibi yükselen kanyonun iki yüzünde, kireç taşı malzemenin suyun etkisi sonucu erimesiyle ortaya çıkmış mağara oluşumlarına rastladık. Özellikle öğleden sonra arabayla devam ettiğimiz Spil yolundan ayrılarak ulaştığımız Ansızca Kanyonu’nun üst düzleminden görünen kemerli mağara oldukça ilginçti.
 
 
Kanyonun dibinde biriken dere kumu dikkat çekiciydi.

 
Ansızca Kanyonu'nun en dar yerlerinden birindeyiz.

 
Kanyonda su olan yerleri böyle geçtik.

 
Biz kızılçamlara doğru yürürken kanyon kuzeye doğru devam ediyordu. 
 
Yaklaşık 2 km kadar kanyonun içinden yürüdükten sonra yürüyüş grupları tarafından işaretlenmiş bir patikayı takip ederek kanyondan çıktık ve kızılçamlarla kaplı bir sırta doğru tırmandık. Köy fazla uzakta değildi. Yemeğimizi, yürüyüşe başladığımız toprak yolun içinden geçtiği zeytinliklerle kaplı bir sırtta yedik. Çevremizde tarlalardan köylülerin zeytin silkme sesleri geliyordu. Aşağıdan bizi gören bir köylü yanımıza geldi. İsmi Yusuf idi; Ansızca köyündendi. Zeytinlik onunmuş; bir süre kendisiyle sohbet ettik. Tarımın düşürüldüğü çıkmazdan ve köylünün çaresizliğinden söz etti. Ona göre hiçbir şey para etmiyordu. Tarımsal faaliyetler için yeterli su yoktu. Spil’in sularını toplamaya yönelik olarak vadide yapılması öngörülen sulama barajı, onlar için bir ümit ışığıydı. Ancak bu barajın kanyona ve çevresindeki dokuya nasıl bir etkisi olacaktı; doğrusu biz de onu merak ettik.


 
Ansızca köyü muhtarlık binası ve tarihi dibek taşları

Yemekten sonra bir süre köyün merkezindeki kahvehanelerden birinde kahve molası verdik. Karşımızdaki muhtarlık binasının avlusunun kıyısına beş tane dibek taşı diziliydi. Çok eski zamanlardan kalma bu taşların içinde büyük olasılıkla bulgur dövülmüştü. Kahvehanede birkaç yaşlıdan başka kimsecik yoktu. Onlarla kısa süren bir sohbet sonrası Spil’e doğru hareket ettik.


 
Spil yolundan Ansızca Kanyonu'na doğru ilerlerken; önümüze bu atış poligonu çıktı.


  
Yenmiş köyü civarındaki Cennet Yolu Mezarlığı'nda bu yazı ile karşılaştık.

 
Ansızca Kanyonu'na doğru...

Pomak köyü Beşpınar’ın görüş alanımız içine girdiği bir noktada yol iki çatala ayrıldı ve bozuk asfalt burada bitti. Bundan ötesi toprak yoldu. Yukarıda Ansızca köyünün kirazlıkları vardı. Biz Ansızca Kanyonu’nu bir de yukarıdan görmek amacıyla kanyonun hemen üst düzleminde yer alan ve uzaktan bir koloniyi andıran kireç taşı kayalıklara doğru yürüdük.

 
Ansızca Kanyonu'na yukarıdan baktığımız Spil yolundan Kemalpaşa Ovası'nın görünümü

 
Kanyona doğru inen düzlük

Bulunduğumuz bayır tatlı bir eğimle kuzey doğuya; kanyonun vadiye doğru açılan ağzına yöneliyordu. Bizim amacımız kanyonu yukarıdan izlemekti. Son yağmurlarla yemyeşil bir çayır halini alan bayırın vadiye doğru alçalan bölümünde doğu-batı eksenli bir atış poligonu dikkatimizi çekti. Atış poligonu olduğunu yerdeki boş mermi kovanlarından ve plastik hedef artıklarından anlamıştık. Ortalık, bunların artıklarıyla bir pislik denizine dönmüştü. Doğanın bu güzelim köşesini ne hale çevirmişlerdi? Anlaşılır gibi değildi. Bu dağ başında yine canımızı sıkacak bir şeyleri bulmuştuk işte. Kızsak mı; çaresizliğimize üzülsek mi bilemedik ve kanyona doğru yürüdük.

Doğanın bağrında bir meşe ağacı; yanında bir ahlat ve diğerleri...

 
Atış poligonu ve onun neden olduğu çevre kirliğinin resmidir.

 
Bu pisliğe ne demeli?

 
Ansızca Kanyonu; arkada solda kemerli mağara...

 
Dağa Kaçtım gezginleri, Sakarkaya'da; Ansızca Kanyonu'nun kıyısında...

 
Ansızca Kanyonu; bütün hırçınlığıyla güneye doğru uzanıyor.

Kanyonun kıyısındaki kireç taşından kayalıklar (Sakarkaya) oldukça gösterişliydi. Ama esas manzara hemen uçurumun kıyısındaydı. Yüzlerce metre aşağılardaki kanyonun dibinin görünümü gerçekten benzersizdi. Bir süre bir kayanın üstüne ilişerek bu manzarayı doya doya seyrettik. Seyir esnasında, kanyonun karşı yakasında; girişi bir kemeri andıran mağarayı fark ettik. Buradan ona ulaşmamız imkânsızdı, ama biz ona kemerli mağara adını verdik. Kalkerli kayaların arasından hayat bularak çıkan bir ardıç ağacı, meyvelerini kanyona sunarcasına sanki başını uzatmıştı uçuruma doğru. Biraz ileride meşeler, ahlat armutları; onun dallarına yapışarak özsuyunu emen asalak ökse otları, yamacın aşağılarına doğru yoğunlaşan kızılçamlar çevremizdeki bitki örtüsünün dikkati çeken diğer unsurlarıydı.

  
Gezginler, Anzısca Kanyonu'nun üst düzleminde; Sakarkaya üstünde...

 
Uçurumun kenarındaki ardıç ağacı

 
 Bu da meyveleri...

 
Ansızca Kanyonu; yukarıdan...

 
Ahlat ağacı ve onun asalağı ökse otu; ahlatın dalına nasıl yapışmış!

 
Kanyonda başka mağaralar

 Gezginler, Ansızca Kanyonu'nun kıyısında...

Bir başka zamanda kanyona doğru alçalan bu yamaçlardan başlayan bir yürüyüş yapmayı planlayarak Ansızca Kanyonu’na komşu; kireç taşı kütlenin yanından ayrıldık. Vakit akşama yaklaşmıştı. Artık İzmir’e dönüş zamanıydı. Yeniden geldiğimiz yolu takip ederek önce ovaya; daha sonra da bizi İzmir’e ulaştıracak olan İzmir-Ankara otoyolunun Kemalpaşa’ya kadar açılmış olan ilk bölümüne vasıl olduk.

Dipnotlar:
(1)     Fotoğraflar, gezi sırasında M. Yavuzcezzar tarafından çekilmiştir.



Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC