11 Aralık 2016 Pazar

YAMANLAR DAĞI’NDA DOLAŞIRKEN



YAMANLAR KÖYÜ – ÇAMUR ÇEŞME YÜRÜYÜŞÜ

24 Kasım 2016
İbrahim Fidanoğlu

İzmir’in yakınlarında, Karşıyaka’nın sırtını verdiği Yamanlar Dağı’ndayız bugün. Yamanlar Köyü’nün tarihi köy mezarlığından başlayarak sanatoryum enkazının Emirâlem’e doğru uzanan arka dünyasında yer alan Çamur Çeşme’ye dek uzanan bir rotada yürümeyi planlıyoruz. Elbette her zaman olduğu gibi günü zenginleştirecek sürprizlerle ivmelenecektir yürüyüşümüz. Hava güneşli ve yine yüksek basıncın etkisi altında… Bu da yine fotoğraf açısından sıkıntıları içinde barındıran bir atmosferle karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor. Sağlık olsun; yürümek için her zaman nedenimiz vardır.

 
Yamanlar Dağı'nda; sanatoryum düzleminden aşağılara doğru bakış

 
Sivrikaya'dan YamanlarDağı'nın kızılçamlarla kaplı sırtlarının görünümü

Volkanik bir yükselti olan Yamanlar Dağı’nın krater ağzı, deniz tarafından bakanlar için zirveye göre merkezden oldukça kaçıktır. Sıra dışı bir şekilde zirvede olması beklenen volkanın konisi, Yamanlar Dağı’nda doğu-batı doğrultulu ve Karşıyaka’ya doğru alçalan, hilal formundaki bir sırtta yer alır. Bundan dolayı da aslında bir heyelan gölü olan Karagöl, çoğunlukla yanlış olarak; Yamanlar Dağı’nın krater ağzı olarak bilinir.

 
Karagöl'den havalanan ördeklerin telaşı
(Fotoğraf:İF; Ocak-2010)

“Zirvenin Karşıyaka’ya bakan yamaçlarında, çukur sahanın ortasında aşınmadan kısmen kurtulmuş volkanik tüflerden tepeler görülür. Zirve ve dağın yüksek kısımları ile güney ve batı yamaçlarında renkleri kırmızımsı, sarımsı kahverengi, kahverengimsi-gri andezit ve trahit lavlardan oluşan yuvarlak sırtlı tepeler körfeze doğru inerler. Karşıyaka’nın hemen kuzeyindeki Küçük Yamanlar Tepesi ile doğusundaki Bayraklı Tepeleri arasındaki kayalık sırtlar doğrudan denize inerek (Naldöken sırtları yada Rumların adlandırışıyla Petrota) Bornova Ovası’na karadan geçişi zorlaştırırlar. Karşıyaka Düzlüğü, zaman içinde kısmen Gediz Irmağı’nın ve daha çok Yamanlar Dağı’nın güney yamaçlarındaki volkan konisini aşındıran derelerin (Laka, Naldöken ve Bostanlı dereleri gibi) taşıdıkları ile oluşmuştur.”(1)

 
Sancaklı Kalesi
(Fotoğraf:İF; Şubat-2012)

İlkçağ’da Smyrna’nın ileri karakolları durumundaki kale ve gözetleme noktalarını barındıran Yamanlar Dağı, bu anlamda kuzeyden gelebilecek tehlikelere karşı da bir set niteliğindedir. Doğançay üstündeki Aşağı Mormonda ve Yukarı Mormonda(2), Bayraklı sırtlarında Akropolis Kalesi ya da Büyük Kale(3), Örnekköy Mezarlığı yakınlarındaki Mezarlıkkale, daha arkada ve yukarılarda; şimdiki Sancaklı Yörüklerinin Sancaklı köyü yakınlarındaki Adatepe ya da Sancaklı Kalesi(4) ile Yamanlar Dağı’nın kuzeye bakan yüzünde bir kartal yuvasını andıran Gökkaya’daki Melanpagos(5) yerleşimleri bunların en önemlileridir.

 
Yamanlar Dağı'nın kuzey yüzünde yer alan ileri karakollardan biri; Gökkaya ya da Melanpagos
(Fotoğraf: A.Aydemir; Nisan-2014)

Türkmenlerin bölgeye gelişiyle aşağıda Alurca ya da bugünkü adıyla Doğançay, dağın yukarılarında ise Yamanlar ve Sancaklı köyleri dağdaki yaşamın bugüne uzanan temsilcileri gibidirler. 70’li yıllara kadar Karşıyaka’da Alaybey’deki İtfaiye’nin önünde atlarının sırtına vurdukları tahtadan sandıklar içinde sattıkları domatesin tadını bugün kim hatırlayabilir acaba? Ya da Doğançay Türkmenlerinin Karşıyaka İstasyonu önünde sepetler içinde sattıkları ballı incirlerin tadını… Birçok şey gibi ne o domates sandıklarından, ne de o incir sepetlerinden bir haber almak mümkün değil artık. Onlar da yerel tarihimizin tozlu raflarında yerlerini aldılar çoktandır. Ama biz yine de o günlerin hatırasını belleğinde yaşatan bir gezgin arkadaşımızın anlattıklarına kulak verelim:

 
Sancaklı köyü ve puslu körfez
(Fotoğraf:İF; Şubat-2012) 

  
Karagöl yolunda...
(Fotoğraf:İF; Ocak-2010)

“Bu eski hatıralar da şimdilerde yıkılan, yerine çok katlı otopark yapılacak olan eski Alaybey Pazarı ile ilgili. Bu pazar yerinin içinde, eskiler bilir; Karşıyaka İtfaiye Amirliği bulunurdu. İşte bu binanın hemen yanındaydı;  Yamanlar köylülerinin bellediği, herkesin bildiği, onların o güzelim ürünlerini sattığı o kuytu köşe. Bahsi geçen yıllarsa 60’lı yılların sonu… Babam, elimden tutar, pazar yoluna koyulurduk erkenden. Zira Yamanlar köylülerinin; onlara özel, beygirlerin semerlerine takarak getirdikleri, o sağlam tahta sandıklardaki ürünleri ancak çabuk yetişenler alabilme şansını yakalıyorlardı. Avuç içini dolduracak büyüklükteki yerli domatesler, çıtır çıtır çalı fasulyesi, körpe badem salatalıkları, kalem gibi ayşe kadın fasulyesi, kütür kütür bostan patlıcanları; hepsi çok taze. Sadece organik gübre; bir de en önemlisi, ne yazık ki şimdi kaybettiğimiz yerli tohumlardan üretilmiş olmasıydı. Öğlene kadar mallarını satar, daha pazar bitmeden onlar mallarını bitirmenin gururuyla köylerine dönerlerdi. Şimdi dün gibi hatırlıyorum; 50 sene önceki, başında poşusu, yuvarlak yüzü ve kaytan bıyığıyla bu çakır gözlü Yamanlar köylüsünü…”(6)

 
Yamanlar köyü mezarlığı

Yamanlar köyünün bir üst düzleminde ve heyelan gölü Karagöl’e giden asfaltın kıyısında yer alan eski köy mezarlığı bakımlı ve nispeten korunmuş haliyle dikkat çekiyor bugün. Balbal taşları ve Osmanlı mezar başlıkları ile dağ başında da olsa özgünlüğünü koruyan mezarlık, bu toprakların bir mührü gibi dünden geleceğe doğru uzanıyor. Ama farkında mıyız? Kim bilir?

 
Karagöl asfaltı

 
İlk çeşmenin başındayız; bir paylaşım anı...

 
İkinci çeşme ve yol boyunca sonbaharın renkleri

 
(Google Earth'de çizilmiştir; by MYC)

Mezarlığın kıyısından başladığımız yürüyüşü, Karşıyaka Belediyesi’nin yakın zamanlarda onardığı, ancak sevgili halkımızın temizliği konusunda bir türlü yeterli özeni gösteremeyip mezbeleliğe çevirdiği; suyu akan ilk çeşmeye kadar asfaltın kıyısından sürdürdük. Sabahın erken saatlerinde çeşme başında bizi gören yaramaz bir kedicik hemen bitiverdi yanımızda. Belli ki açtı; heybemizdeki yiyeceklerden bir kısmını oracıkta paylaşıverdik. Biraz sonra açlığını az da olsa bastırmış olmanın keyfiyle; güneşe karşı hemen tüylerini yalayarak başladı temizliğine. Biz ise sularımızı çeşmeden doldurup yolumuza devam ettik. Sonbaharın renk cümbüşüne çevirdiği doğanın eşliğinde; kısa süre sonra suyu akmayan ikinci çeşmeye ve biraz ilerde ise bir viranelik haline dönüşmüş 50’li yıllarda devreye alınmış sanatoryumun yıkık dökük binalarının bulunduğu yere ulaştık. Her türlü tecavüze maruz kalmış sanatoryumda en dramatik köşelerden birisi; sekinin kuzey batı ucunda yer alan ve üzerinde Atatürk büstünün bulunduğunu tahmin ettiğimiz kaide ve onun yalnızlığı idi. Ana binanın tüm işe yarar malzemeleri yerlerinden sökülmüş, duvarları ise “seviyo sevmiyo” yazılarıyla döşenmişti. Karagöl asfaltının altında ve üstünde yer alan bungalov evlerde de durum farklı değildi.

 
Yamanlar Kampı; zamanında Atatürk büstünün olduğu yer; şimdiki hali...

 
Üçüncü çeşme; suyu akmıyor.

 
Dördüncü çeşme; ormancıların mekanı... 

 
Sanatoryuma doğru renkler

 
Kızılçamlar arasında... 

Eski Karşıyakalıların Yamanlar Kampı olarak tanıyıp bildiği alan Bilge Umar’ın deyişiyle “Çeşme yazlıkları öncesi çağın yazlığı” imiş. Karşıyaka Belediyesi yayını olan Karşıyaka Tarihi isimli kitapta söz konusu alanla ilgili olarak şu bilgiler yer alıyor:

“Karşıyaka’nın kuzeyinde bulunan Yamanlar köyü civarındaki Yamanlar Kamp Alanı, İzmir’in 1930’lu yıllarda kazandığı ve giderek büyük rağbet bulan dinlenme alanıdır. Deniz seviyesinden 900 metre yükseklikte, yoğun çam ağaçlarının bulunduğu alanda, İzmir Verem Mücadele Cemiyeti tarafından kurulan kamp, 10 Haziran 1932’de açılmıştır. Her yıl Haziran ayında açılan ve Eylül ayı sonunda kapanan kampın başlangıçta en önemli sorunu ulaşımdı. Belediyenin çabasıyla kampa, Dedebaşı’ndan başlayan bir yol yaptırılmış ve otomobillerin işlemesi sağlanmıştı.

 
 Yamanlar Kampı; 1940'lar öncesi
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

Kamp, İzmir Verem Mücadele Cemiyeti tarafından her ne kadar öncelikle verem hastaları düşünülerek açılmışsa da, boğucu ve sıcak havalarda İzmir’den uzaklaşmak isteyenlerin de sığınağı haline gelmişti. Burada cemiyetin inşa ettirdiği barakaların yanında, zenginlerin de 200-300 liraya bir oda ve bir mutfak yerlere sahip olabilme şansları vardı. 1938’de kampın kapasitesi 400 kişiye çıkarıldı. Yamanlar Kampı, 1930’larda İzmir’in sağlık kampı olarak anılıyordu.

 
 Yamanlar Kampı; gazino-1950'li yıllar...
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

 
 Yamanlar Kampı; hastalar ve çalışanlar, bir 10 Kasım günü Atatürk'ü anma töreni sırasında, 1950'li yıllar...
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

1941’de kampta yemek ve karyola ücretleri dâhil olduğu halde bir gün çadır 175 kuruş, beş yaşından on yaşına kadar olan çocuklar için yüz kuruş, baraka insan başına 225 kuruştu. 1941’de Verem Mücadele Cemiyeti, kampa gitmek isteyenler için düzenli ulaşım aracı tahsis edilmesini sağlamıştı. Karşıyaka’dan Yamanlar Dağı’na otobüs insan başına 75 kuruş, 4 yaşından on yaşına kadar çocuklar için ise 40 kuruştu. Eşya naklinde ayrıca ücret alınmaktaydı.

 Yamanlar Kampı; tenis kortu-1950'li yıllar...
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

 Yamanlar Kampı; yüzme havuzu-1950'li yıllar...
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

1944’de Verem Mücadele Cemiyeti’nin her sene kamp kurduğu Yamanlar Dağı’nın Cocular Tepesi irtifak hakkı, Bakanlar Kurulu kararıyla cemiyete verildi… İlerleyen yıllarda cemiyet tarafından inşa ettirilen birer, ikişer ve üçer odalı 16 ev, elektrik ve su bağlı olduğu halde 300-500 liraya kiraya verilmekte, ayrıca 80 çadır bulunmaktaydı. Ayrıca tesislerde yemek salonu, gazino, yüzme havuzu, voleybol sahası ve tenis kortu bulunuyordu. Dönemin gazeteleri Yamanlar Kampı’nı “turistlere göğsümüzü gererek gösterebileceğimiz bir yurt köşesi” olarak nitelendiriyordu. 1950’li yıllarda Sağlık Bakanlığı da bölgede bir sanatoryum inşasını kararlaştırdı. 1960’lı yıllarda verem hastalığının büyük ölçüde ortadan kalkması, Yamanlar Kampı’nın dinlence mekânı olma özelliğini ön plana çıkarırken, sanatoryum binası da Kızılay’a devredilerek, otel olarak işletilmeye başlandı.

 Yamanlar Sanatoryumu; 1950'li yıllar...
(Kaynak: Verem Savaş Derneği Faaliyet Kitabı; Mimarlık Dergisi-386.sayı)

 Ancak, 1980’li yıllardan itibaren kıyı turizminin yükselişine paralel olarak Yamanlar Kampı’na rağbetin gittikçe azalması, işletmenin kapanmasına yol açmıştır.

Uzun bir süre kaderine terk edilmiş bir halde kaldıktan sonra otel binası ve müştemilatı Karşıyaka Belediyesi tarafından Orman Bölge Müdürlüğü’nden kiralanarak tadilata alınmıştır. Tadilattan sonra hizmete açılacaktır. Ayrıca bu bölgenin yukarısında eski NATO tesisleri, gençlik kampı yapılmak üzere yine aynı müdürlükten kiralanmış ve yapım çalışmaları devam etmektedir.”(7)

 
Sanatoryum binasının şimdiki hali

Sanatoryum binasının mimari değeriyle ilgili Mimarlık Dergisi’nin 386 nolu Kasım-Aralık 2015 sayısında yayınlanan bir makalede şu bilgiler ve daha fazlası yer alıyor:

“Kamp alanı içinde konumlanan 40x14 metre ebatlarında ve dikdörtgenler prizması biçimindeki sanatoryum yapısı, mimar Akif Kınay tarafından 1950’li yıllarda tasarlanmıştır. Bu dönem Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığında dünyadaki gelişmelerin ülkemize aktarıldığı, farklı biçimlerin arandığı, yeni malzeme ve teknik olanakların denendiği tam bir dönüm noktası olmuştur. II. ulusal mimarlık döneminde geleneksel mimarinin etkisi altında kalan örneklerin aksine, 1950’li yıllarda mimarlık pratiğinde birçok anlayış, üslup ve düşüncenin aynı anda ve bir arada var olduğu görülmektedir. Kendi içlerinde bir gelişim çizgisi gösteren bu üsluplardan rasyonalist-pürist yaklaşımın ilk örneklerinden biri SOM ortaklığı tarafından Sedat Hakkı Eldem danışmanlığında gerçekleştirilen İstanbul Hilton Oteli’dir (1953). Türkiye’de uluslararası üslubun en başarılı ve etkili örneği olan bu yapı, İzmir Efes Oteli, İstanbul Çınar Oteli gibi birçok yapı için örnek oluşturmuştur. Yamanlar Dağı’nda inşa edilen sanatoryum da benzer kütle organizasyonunu daha küçük ölçekte sergileyen bir yapıdır. Betonarme sistemde inşa edilen yapı bodrum, zemin, iki normal ve bir çatı katından oluşmakta, eğimli arazi sebebiyle bodrum kat yapının sadece güney doğu kısmında bulunmaktadır.”(8)

  
Yamanlar Kampı'nın kulübeleri

 
Sanatoryum düzlüğü ve çınarlar; eskiden çok güzelmiş.

 
Çınarlar ve Yamanlar Kampı

Bütün şu yukarıdaki mimari yaklaşımları aklımızın bir köşesinde tutarak sanatoryum binasının bugünkü halini gördükten sonra, insanın ağlayası mı yoksa çıldırası mı gelsin; bilemedik doğrusu. Ama ne gam; imam bildiğini okur.(!)

Basında 2011 yılında Karşıyaka Belediyesi’nin bu alanı Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan 5 yıllığına 76.000 TL karşılığı kiraladığı, alana yatırım yapması karşılığında 24 yıllık bir kullanım hakkına sahip olacağına dair bilgiler yer alıyor.(9) Ancak aradan geçen 5 yıla karşılık alanda herhangi bir değişiklik yok gibi görünüyor. Ayrıca; Karşıyaka Belediyesi’nin eski NATO tesislerinin bulunduğu zirveye birkaç yıl önce yapılan Gençlik Kampı ve Spor Tesisleri’ne ise, şimdilerde bireysel giriş yasak. Aşağıdaki Yamanlar Kampı’na benzetilerek; otel, bungalov evleri, tenis sahaları, yüzme havuzu, lokanta, yürüyüş yolları ve Kuvayı Milliye heykellerine kadar çok kapsamlı bir yatırımın yapılmış olmasına karşın, tesislere bireysel girişlere şu anda izin verilmiyor. Nedeni ise, daha önceki yıllarda tesise gelen ziyaretçilerin neden olduğu bir takım adli vakalar… Kapıdaki güvenlik görevlisinin verdiği bilgiye göre, şimdilerde tesislerden ancak spor ekipleri ve toplu rezervasyonlarla tesise gelen gruplar yararlanabiliyor. Bu durum, Karşıyaka’da oturup hafta sonunda ya da bahar aylarında tesisten ailesiyle birlikte yararlanmak isteyen sıradan Karşıyakalılar için can sıkıcı olsa da yapacak bir şey yok gibi… Ayrıca dikkatimizi çeken bir başka durum da; tesisin gözden ırak ve pek de uğranılmayan bir yere dönüşmesi nedeniyle kısa sürede yıpranmış ve yorgun düşmüş hali… Karşıyaka Belediyesi yetkililerinin dikkatine sunulur.

 
Yamanlar Kampı'nın bulunduğu düzlemden Karşıyaka yönüne bakış

 
Sivrikaya'ya yürürken rastladığımız kır çeşmesi

 
Bu fotoğraf için patikanın en temiz yerini seçtik.

 
Sivrikaya'ya doğru...

 
Sonbaharın çiğdemleri

 
bu da bir diğeri...

Yürüyüşümüz sanatoryumdan sonra aşağılardaki Aiol kalesi Sancaklı Kalesi’ne doğru kuzey-güney ekseninde bir vadinin kıyısında yükselen Sivrikaya’ya doğru yöneldi. Sanatoryum düzleminden aşağıya doğru indiğimizde Sivrikaya’ya doğru gittiğini düşündüğümüz hoş bir patika ile karşılaştık. Yol, bizi önce muhteşem bir kır çeşmesine, daha sonra ise bir bahçenin sınırını takiben Sivrikaya yakınlarındaki; zaman zaman arıcıların da uğradığı bir düzlüğe ulaştırdı. Yürüyüşümüz sırasında yukarıda kızılçamlar altındaki sanatoryum düzleminde; bir şeyler yiyip içip, yediklerinden ellerinde ne kaldıysa; bütün artıklarını bizim yürüdüğümüz dere yatağına doğru fırlatıp atmış, bütün değerli(!) insan kardeşlerimizi(?) bir şekilde andık ve ne yazık ki; üyesi olduğumuz bu büyük insanlığın(!) gitmekte olduğu o çaresiz kaderine hayıflanarak Sivrikaya’ya doğru yöneldik. Orada bizi saklı bir geçmiş bekliyordu.

  
Sivrikaya'ya yürürken arkamızda bıraktığımız sırt

 
Önde Sivrikaya, aşağılarda ise aynı eksendeki Sancaklı Kalesi

 
Sivrikaya'nın doğusundaki vadi ve Doğançay'a inen patikalar

 
Sivrikaya'ya tırmanırken...

 
Sivrikaya'nın dibindeki kayalar; sanki bir izci selamıyla karşılandık gibi...

 
Sivrikaya kütlesi

 
Sivrikaya'nın batısında yer alan ve gözetleme noktasına benzettiğimiz seki

Sivrikaya, sanatoryum düzleminin aşağı yukarı tam altına denk düşen iki dev kaya kütlesinden ve onlardan daha yukarıda olanının hemen yanında yer alan; etrafı doğal kayalarla çevrili bir küçük sekiden oluşuyor. Sivrikaya’nın sahip olduğu konumu nedeniyle, neredeyse aynı hizada yer aldığı aşağılardaki Sancaklı Kalesi (Adatepe) ile haberleşir pozisyonda olması, buranın İlkçağ’da bir gözetleme noktası olarak kullanılmış olacağını akla getiriyor. Sivrikaya’nın hemen doğusunda yer alan güneye doğru eğimli nispeten kayalık vadide gördüğümüz küçük kaya parçalarıyla yapılmış teraslar ve gözetleme noktası diye yorumladığımız sekinin çevresinde rastladığımız çok sayıdaki keramik parçası bizim bu düşüncemizi destekler nitelikte. Kırık bir toprak kabın dudağa denk gelen kısmı, çatı kiremitleri, büyük küplerin kırık parçaları ve kulplar bunlara örnek olarak verilebilir. 19.yy.da bölgede çizilen haritalarda Manastır ya da Manastırköy diye işaretlenmiş yer adları burayla ilgili olabilir mi?

 
Gezginler, Sivrikaya'nın doğusundaki kayalık vadide ilerlerken...

 
Sivrikaya

 
Bir başka açıdan Sivrikaya

Aiol bölgesinde yıllarca yürüttüğü araştırmalarla tanınan ve bölgeyi en iyi yorumlayan bilim adamlarından Prof. Dr. Ersin Döğer, Yamanlar Dağı’ndaki dolaşmaları sırasında elde ettiği bilgiler ve 19.yy.daki gezginlerin tespit ettiği üç sınır taşından hareket ederek aşağıdaki sonuçlara ulaşıyor:

“Söz konusu sınır taşlarından isimlerini öğrendiğimiz üç iskânın(10) dışında Yamanlar Dağı’nın üzerinde tarafımızdan yapılan yüzey araştırmalarında hemen hemen benzer buluntular (çatı kiremitleri, basit ve kaba çanak çömlek parçaları, silindirik öğütme taşları) veren, 10 dönüm ile 100 dönüm arasında değişen tarım arazisine bitişik, çevresi ormanlık veya meralık yamaçlarla çevrili, yaklaşık elliye yakın iskan harabesi bulunmaktadır. Yamanlar Dağı üzerinde su kaynaklarının daha yoğun bulunduğu kuzey yamaçlar üzerinde ve Karagöl çevresinde yoğunlaşan bu iskânların, temelden çatıya tümüyle çamur harçlı taş duvarlı oldukları, çöktüklerinde üzerlerini örtecek kerpiç duvarlara sahip olmamaları nedeniyle harabelerin taş yığınlarından oluştuğu, genellikle bir pınarın yakınlarına açtıkları göletlerde biriktirdikleri yağmur sularıyla muhtemelen hayvanlarını suladıkları anlaşılmaktadır. Yeraltı suları bakımından fakir olan neojen kireç taşı oluşumlarına sahip Kurudere, Sarnıç, Karaçam köylerinin çevrelerinde saptanan Geç Antikçağ iskanları ise su sorunlarını toprağın altına inşa ettikleri sarnıçlarla çözmüş görünmektedirler. Tüm bu iskânların iç mekan organizasyonlarının daha ayrıntılı anlaşılması için en az bir örnek seçilerek sistematik kazılarının yapılması gerekmektedir. Ancak bu kazılardan sonra bu harabelerin tarım ve hayvancılık yapan özgür köylülerin oturduğu bağımsız konutlardan oluşan köylere mi, 5. ve 6. yüzyıllarda Roma dünyasının her tarafına yayılmış küçük ve yoksul manastırlara mı veya çiftlik yapılarına mı ait oldukları ortaya çıkacaktır.”(11)

 
Sanatoryum yakınlarında bir karadut mucizesi; bir gövdeden iki karadut ağacının gelişimi

 
Gezginler, karadutun dibinde...

 
Sanatoryum çınarlarına doğru...

Sivrikaya çevresindeki yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra, geri dönüp yeniden sanatoryum düzlemine doğru tırmandık. Yukarıda dev çınarlarla kaplı bir düzlük karşıladı bizi. Sonbahar renkleriyle boyanmış bu güzelim ağaçların içinden birisi dikkat çekiciydi. Bir şekilde gövdesi yere yatmış olan bu ağacın her iki yanından filizlenen yeni dallar, iki ayrı karadut ağacı yaratmıştı. Artık dal budak sarıp serpilmiş olan bu iki yeni gövde, kocaman birer karadut ağacına dönüşmüşlerdi. Yere uzanıp kök görevi gören karadutun gövdesine usulca oturup, bu doğa harikasını hayranlıkla seyrettik. Saygı duymak ve onu sevmek kaçınılmazdı.

  
Öğle yemeğinde; keçilerle muhabbetimiz gittikçe koyulaştı.

 
Gezginler, Çamur Çeşme yolundalar.

 
Çamur Çeşme'ye doğru aştığımız tepelerden ilki 

Öğle yemeği vakti gelmişti. Yemek için Karagöl asfaltının üst yamacında yer alan bungalovların arkasındaki bir sekiyi kendimize uygun yer olarak seçtik. Tam yemeğimizi bitirmiştik ki, çevremizi büyük bir keçi sürüsü sardı. Sürünün iki sevimli köpeği hemen yanımıza yanaştı. Heybemizde kalan son yiyecekleri de onlarla paylaştık. Bu arada keçiler de her ne kadar meyve ve sebze kabuğu varsa onları tükettiler. Böylece her şey aslına dönmüştü. Sürüsünü kendine has ıslıkları ve ünlemeleriyle yönlendirmeye çalışan çoban ve eşi birazdan aşağıdan göründü. Sürünün çobanı, bir dönem önceki Yamanlar köyü muhtarıydı. Ayaküstü sohbet ettik. Eskilerde kalmış Karşıyaka pazaryerine beygir sırtında ve tahta sandıklarda indirdikleri Yamanlar domateslerinden söz ettik. Ne o sandıklardan, ne de tadı damağımızda o güzelim lezzetteki domateslerden artık haber yoktu. Çamur Çeşme’nin yolunu sorduktan sonra çoban sürüsüyle birlikte yanımızdan ayrılarak, Emirâlem yönünde sık kızılçamların içinde kaybolup gitti.

 
Yamanlar Dağı'nın kuzeyi; önde Gökkaya ve arkada Emiralem Boğazı

Gökkaya; daha yakından...

 
Gezginler ve Çamur Çeşme

Çamur Çeşme, bulunduğumuz yere göre kuzey-batımızda kalıyordu. Eski NATO tesislerinin yerine Karşıyaka Belediyesi’nin yaptırdığı Gençlik Kampı’na giden kilit taşı döşeli yoldan bir süre yürüdükten sonra bir tepeye tırmanan orman yoluna saptık. Bu şekilde iki tepeyi aştıktan sonra dik bir yamaçtan dağcı gruplarının Doğançay-Emirâlem rotasında yürürken mola yeri olarak kullandıkları Çamur Çeşme düzlüğüne ulaştık.

Çamur Çeşme düzlüğüne indiğimiz bayır

 
Emiralem yönünde; Ovacık yakınlarındaki bir çiftlik ve havuzu

 
Dağcıların durağı; Çamur Çeşme

 
Yamanlar Dağı'ndan sonbahara dair son renkler

Bir süre önce yanımızdan ayrılan sürü, karşı yamaçta otlamaya devam ediyordu. Çamur Çeşme’nin yanında azıcık soluklandık. Arka arkaya tırmandığımız iki tepe bizi yormuştu. Hayvanlar için uzun bir yalağı olan çeşmeden biz de tazeledik sularımızı. Dinlenme sonrası Çamur Çeşme’nin yanından ayrıldık. Toprak bir yol, bizi Karagöl asfaltına kadar ulaştırdı. Sabah ilk mola verdiğimiz çeşmeye yakın bir noktada asfalt yola kavuşmuştuk. Bir süre asfaltı takip ederek Yamanlar köyü mezarlığına ulaştık. Gün boyu güzel bir havada yaklaşık 12 km kadar yürümüştük. Yamanlar Dağı’nın bazen Karşıyaka’ya bakan yüzünde, bazen Emirâlem tarafında yürümüş, Yamanlar’ın saklı köşelerindeki yakın ve uzak tarihimize dair öyküleri kurcalamıştık. Şimdi eve dönme vaktiydi. Yamanlar köyünün kıyısından, Karşıyaka’ya doğru sallanıverdik; indik aşağıya…

Dipnotlar
(1)       Ersin Döğer, İzmir’in Smyrna’sı, İletişim Yayınları, 1.Baskı-2006; sayfa:16
(2)      Doğançay ve Mormonda ile ilgili bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2015/05/mormondadan-dogancaya.html
(6)     Yamanlar köylüleri ile ilgili bu aktarım gezgin arkadaşımız Aybey Çini’den alınmıştır.
(7)      Karşıyaka Tarihi, Engin Berber-Erkan Serçe, Karşıyaka Belediyesi Kültür Yayını; Şubat-2012
(8)     Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı, İzmir’de Modern bir Mimarlık Mirası: Yamanlar Sanatoryumu; N. Ebru Karabağ Aydeniz, Yrd. Doç. Dr. Yaşar Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü, Begüm Erdoğmuş Manav, Dr. Mimar; Mimarlık Dergisi, 386.sayı; Kasım-Aralık 2015
(10) 19.yy.da A.E.Kontoleon ve A.Fontrier tarafından Karatepe’nin güney ve batı eteklerinde keşfedilen üç sınır taşından ilki, Doğançay’ın 3 km. kadar kuzeyinde yer alan Kocabahçe Mevkii’ndeki Mormonda ile Küçük Mormonda adlı iki köy sınırını, Karatepe’nin güneyinde bulunan ikincisi Mormonda ile Helos (Çayırlı) adlı iki köy sınırını, Karatepe’nin kuzey yamacında bulunan ve Geç Bizans Dönemine tarihlenen üçüncü taş ise Sykameinon (İncirli) köyünün sınırını tanımladığı düşünülmektedir. (Prof.Ersin Döğer;a.g.e; sayfa:125-126)
(11)   Prof. Dr. Ersin Döğer, a.g.e.;sayfa:126-127
(12)  Fotoğraflar yazıda belirtilenler dışında MYC tarafından çekilmiştir.

Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

4 yorum:

  1. Fotoğraflar harika. Umarım bir gün gezme fırsatım olur :) Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Sayın takipçimiz; bu çok taze bir yazıydı. İyi yakalamışsınız. İlginize ve dikkatinize teşekkür ederiz.İF

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. Bloğumuza göstermiş olduğunuz ilginiz ve takdirleriniz için teşekkür eder, ilginizin sürekliliğini dileriz. İF

      Sil