9 Ağustos 2016 Salı

KOZAK YAYLASI’NDA


5 Ağustos 2016
İbrahim Fidanoğlu

Granittir biraz Kozak Yaylası, biraz çam fıstığı; karnabahara benzer uzaktan fıstık çamları… Kozak Yaylası’nın köylüleri kendilerini fıstık çamlarının gövdelerine asarlar hasat zamanları. Kozak Yaylası biraz Madra Dağı’ndan Pergamon’a doğru Selinus’dan sızan sudur; hayattır biraz yani.

Kozak Yaylası; Perperene Antik Kenti’nden yaylaya bakış

Bugün modern Bergama’nın içinden kirli paslı bir çay akar ovaya doğru. Kimi zaman akar, kimi zaman cılız mı cılız bir sızıntı şeklinde sürünür Bakırçay’a doğru. İlkçağ’dan kalma iki dev tünelle aşılan Bergama’nın iki yakasındaki hikâyeler canlanır bir bir puslu sabahların ardından. Bu tarihsel serüvenin bir bölümü, bu suyun kaynağının da bulunduğu Madra Dağı’ndaki gözelerin beslediği yaklaşık 45 km.lik tarihi bir suyolunun Akropol yakınlarında bir vadiye doğru alçalan sırtlarında; uzaktan bir kervanı andıran Roma Dönemi’nden kalma bir dizi su kemerinin Akropol’e doğru yönelişine tanıklık eder. Bergama’daki su ile ilgili anlatmaya değer diğer bir hikâye ise, Kozak Yaylası’ndan başlayarak Bergama’ya doğru akmakta olan ve iki yakasına konumlanmış yaşam alanlarıyla tarihsel bir derinliğe sahip bulunan Bergama Çayı’nın ya da İlkçağ’daki ismiyle Selinus’un öyküsüdür biraz da.

Bergama Su Kemerleri önünde Bergama (Selinus) Çayı ve arka planda Pergamon Akropolü

Su kemerlerinin Akropol’e doğru alçaldığı vadiyle Kozak Yaylası’ndan gelen Bergama Çayı’nın oyduğu dere yatağı, Bergama girişinde birleşir. 19.yy.ın Bergama’sının sosyal yaşamının yükseldiği topografyanın tam ortasından geçen Bergama Çayı’nın bu noktasında bütün artıklarıyla yer alan deri tabaklama atölyeleri, o günlerin en karakteristik görüntüsünü oluşturmaktaydı.

Bergama Çayı, bugün Roma ve Osmanlı Döneminden kalma köprüleri, Akropol’ün eteklerinde yer alan ve 19.yy.da Rum ahalinin yaşadığı Domuz Alanı’nın alt düzlemindeki tarihi Ulu Cami ve hemen üstünde yükselen 19.yy. Rum yaşantısının mirası Rum evlerinin yansıttığı tarihi doku, biraz ilerde bir kısmı hala görülebilir durumda olan; dev iki tünelle elde edilmiş düzlemin üstünde yükselen Kızıl Avlu ya da İlkçağ’daki ismiyle Serapis Tapınağı’nın kalıntıları, bu noktadan itibaren başlayıp güney yakasında devam eden 19.yy.ın Yahudi Mahallesi’nin bugüne uzanan izleriyle benzersiz bir zenginliğe sahiptir.

Selinus kıyısındaki Serapis Tapınağı ya da bilinen ismiyle Kızıl Avlu

Bergama’nın Kozak yönündeki çıkışında yer alan Tekkeboğazı Mevkii’ni geçtikten sonra tırmanış başlar Kozak’a doğru. Yolun sağında sizi asla terk etmeyen Selinus ve doğu yönündeki sırtlarda benzersiz görünümüyle 20 civarı kemerden oluşan Roma Dönemi su kemerleri size eşlik eder.

Bergama Su Kemerleri

Bergama Suyolları

Antik Dünyada Bergama’nın su problemi ile ilgili olarak şu bilgiler var: Pergamon’un su gereksinimi, öncelikle şehrin en yakınından akıp giden Kestel ve Bergama çaylarından karşılanmaktaydı. Şehrin konumlandığı Akropol Tepesi’nin yüksekliği (335 metre) nedeniyle su gereksinimi ilk olarak akropoldeki sarnıçlardan karşılanmış olmalı. Yerleşim genişleyince de sarnıçlar yeterli olmamış ve çevredeki küçük kaynaklardan yararlanılmış. Su gereksinimin karşılanabilmesi için Bergama’nın yaklaşık 45 km. kuzeyindeki Madra Dağı’ndaki kaynaktan künk borularla şehre su getirilmiş.

Granitin yatağı Madra Dağı ve Toklu Tepe

Madra Dağı’ndan Akropol’e doğru arazinin alçalması suyolları için uygun bir iniş sağlıyordu. Buradaki kaynaktan alınan sular, künk borularla Arlık Tepe’de (Aya Yorgi Tepesi) bir havuz içerisinde toplanıyordu. Bu havuzda toplanan sular dinlendirilerek temizlendikten sonra basınçlandırılarak Akropol’e taşınıyordu. Ancak suyun Akropol’e ulaşabilmesi için iki tepe ile bu tepeler arasındaki vadileri aşması gerekiyordu. Roma Dönemi’nde şehir, Akropol’ün altında genişlediğinden, su gereksinimi çok daha önem kazanmıştı. Bunun için kemerli suyolları yapıldı. Bu yollardan arta kalan iki kemer kalıntısı, bugün Akropol’ün altında, tepeler arasındaki vadide görülmektedir.

Bergama Su Kemerleri’ne doğru

Bergama’da yüksek basınçlı su tesisatının hangi dönemde yapıldığı konusunda kesin bilgi ve kanıtlar bulunmamaktadır. Akropolün en üst noktasına su çıkarıldığına göre, bu sorunun nasıl çözüldüğü de kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, günümüze gelebilen bazı suyolu kalıntıları, M.Ö II. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Yüksek basınçlı su tesisatının Roma Dönemi’nde de kullanıldığını gösteren bilgiler günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Bergama Su Kemerleri’ne yakından bakış; en arkada Bergama Akropolü

Bergama kazılarını yürüten ekibin sorumlusu Wolfgang Radt’ın Bergama Arkeolojik Rehberi’nde su kemerleri ile ilgili şu bölüm var:

“Bergama suyolları, Akropol’deki Arsenal alanının kuzey ucundan biraz ilerde gayet iyi görülür. Buradan görünen su kemeri kalıntıları Roma İmparatorluk Çağı’na ait olmalıdır. (olasılıkla 2.yüzyıl)

Kozak’tan Bergama’ya doğru akan Selinus

Krallık zamanının Hellenistik suyolları, M.Ö. 2.yüzyılda yapılmıştı. Bu suyolu, üç yol halinde ilerleyen, her biri 50-75 cm. uzunluğunda 240.000 kadar toprak künkten meydana gelir. Suyolu; kuzeyde, Madra Dağı’ndan yaklaşık 45 km aşarak Bergama’nın yakınına ulaşır. Kale tepesinin (Akropol) karşısındaki bir tepe üzerinde bir su haznesinde son bulur. Buradan toprak altına döşenmiş kurşun borularla üç vadi ve iki alçak tepeyi aşarak Bergama Kalesi’ne (Akropol) ulaşır. Kurşun borular, büyük taşlardaki delikler içinden geçirilerek toprağa bağlanmışlardır. Bu yüksek basınçlı (20 atü’ye kadar) suyolunun uzanışı çökmüş bir çizgi halinde görülebilmektedir. Suyolu, kaleye kuzey taraflardan girer. Tam giriş noktası henüz belli değildir. Sarayın sarnıçlarına, evlere ve şehrin çeşmelerine herhalde merkezi bir su deposundan toprak künkler aracılığıyla su veriliyordu. Şehrin pis su kanallarının akıtılıp temizlenmesi de oradan itibaren izlenmelidir.

Bergama’nın Roma Çağı’nda artan nüfusunun ve büyük yeni hamam kuruluşlarının su gereksinimi Kozak Dağları’ndan ve Soma’dan (yaklaşık 80 km uzakta) gelen diğer suyolları ve kısmen su kemerleri ile karşılanıyordu.”(1)

Bergama Su Kemerleri

Kozak Yaylası yolundan rahatlıkla seçilebilen su kemerlerine yürümek amacıyla artık kışın bile cılız bir dere şeklinde akmakta olan Bergama (Selinus) Çayı’nı geçmek çok da zor değildir. Oysaki şehir merkezine doğru çayın üstündeki Roma Dönemi’nden kalma köprülerin ayaklarındaki dev burunluklar olasıdır ki, o günkü çayın debisine dayanabilecek bir öngörüyle yapılmış olmalıdır. Ancak; ne bugün o çaydan, ne de dev burunluklarla kırılacak sel sularından eser yoktur artık.

Bergama (Selinus) Çayı üzerindeki köprülerden biri ve sel kırıcı pabuçlar

Sıralandığı sırtın üstünde uzaktan bir kervanı andıran su kemerlerinin arkasındaki vadide Kestel Baraj Gölü yer alır. Kestel ve Bergama çayları, Bergama’dan aşağıdaki düzlükte birleşerek Bakırçay’ı oluşturmaktadır. Bu ise, bir başka su öyküsü Kaikos’un (Bakırçay’ın İlkçağ’daki ismi) Bergama Ovası’ndan başlayıp İlkçağ’daki Pergamon’un limanı Elaia ya da bugünkü ismiyle Kazık Bağları önündeki deltada sonlanan serüvenini tetikler.

Bergama Su Kemerleri’nden biri

Sırta doğru uzanan yamacı tırmanınca Roma Dönemi’nden kalma gösterişli bir dizi kemer yapısı ile karşılaşılır. Şimdi zeytin ağaçlarıyla kaplı bir sırtın üstünde yer alan su kemerlerinin bazı yapı taşları çevreye saçılmış durumdadır. Bu malzemeler içinde su dağıtımında kullanılan taş bilezikler dikkat çekicidir.

Bergama Su Kemerleri’nin üstünden Bergama Akropolü’ne bakış

Kimi iyi durumda kimisi yıkıntılar içinde 20 kemer, ardı ardına Aya Yorgi Tepesi’ne doğru birer tespih tanesi gibi sıralanmış durumdadır. Su kemerlerinin; bir yanda Kestel Baraj Gölü ve diğer yanda ise Selinus’un yatağına doğru alçalarak inen vadinin tam ortasında yer alan konumu, ziyaretçiler açısından son derece etkileyicidir. Kemerlerin üstünden Aya Yorgi Tepesi’ne doğru ilerlediğini düşündüğümüz tarihi suyolu, tepenin hemen ardındaki bir başka vadiyi de; çoğu şimdi yıkık durumdaki bir dizi kemerle aşıyor ve buradan yukarıda sözü edilen ters sifon mekanizması ile Pergamon’un Akropolü’ne ulaşıyor olmalıdır.

Bergama Su Kemerleri’nin doğusundaki Kestel Vadisi’nde yer alan Kestel Baraj Gölü

Kozak’a doğru

Kozak’ın kalbi, Yukarıbey, Aşağıbey, Kaplan üçgeninde yer alan ve uzaktan karnabaharı andıran görünümleriyle fıstık çamlarının yoğun bitki örtüsünü oluşturduğu bir dizi Yörük yerleşiminden oluşan çok önemli bir havzadır. Bergama Çayı’nın aktığı vadi boyunca yükselen rakım Kozak Yaylası’nda yaklaşık 500 metrelere ulaşır. Daha alçaklarda kızılçamlardan ve çınarlardan oluşan ağaç örtüsü, Kozak Yaylası’na doğru yerini fıstık çamlarına terk eder.

Sonbaharda Kozak Yaylası; fıstık çamları ve üzüm bağları yan yana

Yukarıbey köyü, Kozak ismiyle de anılan bu bölgenin merkezi konumundadır. Yöredeki insanların en büyük geçim kaynağı olan çam fıstığının kozalakları, kendilerini ağaçlara bağlayan köylülerce büyük zahmetlerle toplanır. Toplanan kozalakların, güneş altında belli alanlara serilerek açılması ve fıstıkların belirginleşmesi sağlanır. Eskiden dövülerek kozalağından çıkarılan çam fıstıkları günümüzde patoz adı verilen makinelerde ayrıştırılıyor. Kozak Yaylası’nda kozalak işleyen bu amaçla kurulmuş işletmeler de mevcut. Besin değeri gibi, ekonomik değeri de son derece yüksek bir ürün olan çam fıstığının kilosunun fiyatı günümüzde 100-150 TL arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Bu anlamda Kozak Yaylası’nda yer alan fıstık çamı tarımı ile geçinen 20’ye yakın köy, yörenin varlıklı yerleşimlerinden sayılabilir. Yukarıbey köyündeki bakkallardan bile ambalaj içinde bu değerli ürünü temin etme olanağı mevcuttur.

Kozak Yaylası’nda hasat zamanı; kozalaklardan çam fıstıklarının ayrılma zamanı

Yukarıbey köyündeki bakkal dükkanı; sanki bir antikacı

Perperene’den Aşağıbey köyüne bir patika aralığından bakış

Kozak’ın çam fıstığı kadar; Eylül’e doğru eren ve müthiş leziz, çekirdekli kara üzümü de meşhurdur. Yaylanın özellikle Ayvalık yönünde giderek alçalan batı yamaçlarında; geniş ölçekli kara üzüm bağları yer alır. Kozak Üzümü olarak adlandırılan ve çevre pazarlarda seçkin bir yere sahip bulunan bu üzümün değerini yiyenler bilir. Sonbahar’a doğru antik Perperene kentine doğru yapılacak bir yolculukta; asmaların dallarında unutulmuş birkaç üzüm tanesindeki şarabi lezzet sizi yoldan çıkarabilir.

Kozak Yaylası’nda fıstık çamları

Perperene Antik Kenti

Ayvalık’a doğru alçalmaya başlayan topografyada Aşağıbey köyü yol sapağını geçtikten sonra; kuzey yönünde bir başka döşeme yol sapağı size Bergama kırsalında eski bir Roma yerleşimine giden yolu işaret eder. Eğer zaman sonbahar ise, bozulmuş bağ kütükleri ve sapsarı kuru yapraklar, hemen dağa doğru arka planda yükselen fıstık çamlarının derin yeşili, granit taşlardan bir döşeme yol, bahçe çitleri ve iç içe kapılar; hepsi mükemmel bir peyzajın parçaları gibidir.

Kozak Yaylası’nın kalbinde bir Roma yerleşimi; Perperene kentinin tiyatrosu

Perperene tiyatrosunun oturma sıralarından günümüze kalanlar

İşte bu yol sizi Pergamon’un uydusu, eski bir Roma yerleşimi olan Kozak Yaylası’ndaki Perperene Antik Kenti’ne götürecektir. Dev kayalar ve fıstık çamlarıyla kaplı şaşırtıcı topografyada; bağbozumu sonrasında, bağlarındaki çalı çırpı atığını temizlemeye çalışan köylüler, sizin için yol gösterici olacaktır.

Perperene kentinin yerleşim izleri; bir evin kapı söveleri

Köylülerin Çakal Kayası dedikleri tepede her yana saçılmış sütun, duvar malzemesi, kesme taşlar, ,granit taştan kapı söveleri, tapınağa benzer bir alanın temel izleri, yukarıdan aşağıya doğru zaman zaman muntazam bir şekilde izlenebilen Hellenistik duvar parçaları kent alanını dolaşırken rastlanabilecek kalıntılardandır. Kentin tam karşısına konumlanmış Aşağıbey köyü, sanki yeni yerleşim alanını işaret etmektedir. Tepede temellerini ve kapı sövelerini izlediğimiz tapınak alanı üstüne Bizans döneminde bir kilise inşa edilmiş olabileceğine dair yaklaşımlar bulunmaktadır.

Perperene’de mimari kiriş parçaları

Perperene, Bergama Krallığı döneminde yayladaki verimli tarımsal alanların değerlendirilmesi amacıyla kurulmuş bir kent olarak biliniyor. Kentte dörtgen planlı agoranın izlerine yukarı tepede biz de rastladık. Burada izlenen sütun dizileri ve daha ilerdeki dinsel amaçlı yapı, agoranın çevresinde yer alıyor. Kentin tiyatrosu, bu yapılaşmanın güney batı yönünde çalılar içinde ve doğal bir kayalık zemine yaslanmış olarak uzanıyor. Bazı oturma sıraları sağlam vaziyette olup, basamaklar şeklinde izlenebiliyor. Kentin tüm yapıları engebeli ve geniş bir alana saçılmış durumda bulunuyor. Modern çağın fıstık çamları ve Kozak Yaylası’nın dillere destan üzümünün yetiştirildiği bağlar, çalılardan çitler ve bahçe kapıları kenti ele geçirmiş gibi. Hele bir ağılın iki yanında destek olarak yer alan granit sütunlar, sanki ağılı bir ilk çağ tapınağının girişine çeviriyor.

Perperene’de bir duvar

Roma İmparatoru Septimius Severus zamanında kentin kendi adına sikkeler bastığı biliniyor. Kentin adı Bizans İmparatoru Theodosius’un ziyareti nedeniyle Theodosioupolis olarak değiştirilmiş. Perperene ismi ise Anadolu’nun unutulmuş kadim dillerinden Mysia lisanına ait olmalı.

Perperene sınırları içinde yer alan bir ağılın devşirdiği antik sütunlar

Perperene kırsalında bir yalnız sütun

Perperene’de bir döşeme yol; pastoral bir güzellik

Perperene’den aşağılarda Kozak Yaylası’ndan Ayvalık’a doğru inen yolun iki yakasında bir dizi görülesi Yörük yerleşimi yer alır. Bunlar son derece temiz, yerel malzeme granitin duvarlara ve köyün sokaklarına yansıdığı muntazam yerleşimlerdir. Özellikle Aşağıbey ve Kaplan, bu anlamda civarda mutlaka uğranılması gereken köylerdendir. Sözgelimi, 1940’lı yıllarda köylülerin diktiği bir ulu çınarın altında gelişen hayat, Kaplan köyünün sembolü olmuştur adeta. Hemen altındaki su kaynağından beslenen dev çınar, geniş avluda o kadar büyük bir alana gölge yapar ki sıcak yazlarda bu konforlu alanda zaman geçirmenin keyfi anlatılmaz.

Aşağıbey köyü; Perperene’nin kurulduğu Çakal Kayası’ndan bakış

Kozak Yaylası’nın granit kayaları

Kaplan köyünün meşhur çınaraltı kahvehanesi

Kaplan’dan Dikili’ye doğru

Kozak sırtlarından Dikili sahillerinin ve Midilli Adası’nın görünüşü

Kaplan çıkışından itibaren yine fıstık çamları ve derin vadilerle kaplı bir yeşil denize düşer yolunuz. Son yıllarda yöredeki altın madeni sondajlarıyla tehdit altında kalan bu eşsiz doğanın bağrındaki maden arazisine çalışan hafriyat kamyonlarının bıraktığı derin izler, gelecekteki potansiyel tehlikenin habercisi gibidirler. Dikili yönünde yol boyunca kıvrılarak alçalan topografya, Nebiler köyü yakınlarında Âşıklar Şelalesi adıyla bilinen hoş bir mekâna ve Nebiler Ilıcası’na ulaşır. Şelalenin bulunduğu kayalıkların arkasındaki bir mağaranın derinliklerinden gelen buz gibi su, bir süre küçük bir dere şeklinde şelalenin bulunduğu uçurumun kenarına dek akar ve buradaki kayalıkların üstünden aşağıdaki çınarlarla kaplı düzlüğe doğru dökülür. Teraslar şeklinde düzenlenmiş bir piknik alanı görünümündeki Âşıklar Şelalesi, bu anlamda kavurucu yaz sıcağında; Dikili’nin hemen yakınlarında sığınılacak saklı bir cennet gibidir.

Nebiler Aşıklar Şelalesi

Nebiler piknik alanı

Nebiler şelalesine doğru

Çamavlu’da naif bir heykeltıraş; Mustafa Yılmaz

Yukarıbey köyünden ileride; fıstık çamlarından ibaret yeşil bir denizin ucunda yer alır Çamavlu köyü. Köyün içinden geçilerek ulaşılan Madra Dağı’na giden yol, bize hazin bir hikâyeyi anlatır biraz da. Hikâye, köyün girişinde; sergilenen granitten yontulmuş naif heykellerle kaplı iki katlı bir evin önünde başlar. Bu ev, İvrindili çoban ve taş ustası öksüz Mustafa Yılmaz’ın evidir.

Taş ustası Yörükoğlu Mustafa Yılmaz’ın Çamavlu girişindeki evinin duvarına nakşettiği kendi rölyefi ve hayatı

Mustafa Yılmaz, eserini anlatıyor.

Mustafa Yılmaz’ın Kozak Yaylası’nda yaptığı çeşmelerden biri

Evinin önüne yaptığı havuz ve Atatürk rölyefleri

Hayata sahip olduklarının değerini anlamış olmanın basitliği içinde bakan ve buna şükrederek duygularını taşa döken bir adamdır Mustafa Yılmaz. Annesinin çok küçük yaşlarda terk edip onu kimsesizliğe mahkûm edişiyle duygu dünyasının nasıl etkilendiğini tahmin dahi edemeyiz, ama Madra Dağı’nın eteklerindeki yüzlerce yıldır sürülerin yayıldığı geniş otlakta geçen çocukluk günleri, onda derin izler bırakmıştır. Yörüklerin gerge dedikleri bir tür Yörük çadırından türemiş kulübelerin arasında, kışın yağmurların ve Madra Dağı’ndan kaynayan suların birikerek karasuluğa çevirdiği bu geniş yayla düzlüğü ona uzun süre yurt olur. 1939 doğumlu Mustafa Yılmaz, uzun yıllar çobanlık ve Madra’nın granit dokusundan esinlenerek taş ustalığıyla kazanır hayatını. Günün birinde gördüğü rüyayı yorumlayarak taşı yontmaya başlar; işte o an naif heykeltıraşlığın yolunun açıldığı gündür Mustafa Amca için.

Yörükoğlu Mustafa Yılmaz’ın çobanlık zamanlarının geçtiği yer; Madra Dağı’nın eteklerindeki yaylak

Evinin önündeki granitten yonttuğu Kurtuluş Savaşı panosu

Mustafa Yılmaz’ın Bill Clinton, Kofi Annan ve Saddam Hüseyin’i taşa yonttuğu Irak rölyefi

Aslanlarla barışı yorumlayış

Çamavlu girişindeki evinin önündeki aslanlı havuz

Önce köyün girişinde bir ev ve çeşme yaparak başlar işe. İki katlı evin duvarları, Mustafa Yılmaz’ın hayatını yansıtan anlarla doludur. Bu işi o kadar ileri götürür ki, giderek dünya meselelerine kafa yormaya; içindeki barış ve hoşgörü düşüncesini taşa işlemeye başlar. Örneğin; Amerikalıların Irak’a müdahalesini, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yöneliş sürecini, Kurtuluş Savaşı’nı, Fatih Sultan Mehmet’i, Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü naif duygularla taş yontulara taşır. Çevresinde ve ülkede tanınır; yabancı turistler dahi onu ziyarete gelirler, heykel sipariş ederler. Sözün kısası, bu güzel çobanın ünü sınırları aşar, küçücük hayal dünyasını granite işleyerek, iç dünyasında kopan duygu kırıntılarını dünyaya taşır.

Son söz olarak şunu ekleyelim; Mustafa Amca’ya bu işi neden yaptığını sorduğumuzda şu ifadeyi kullanıyor bize:

“Unutulmamak için…” diyor ve bir de şunları ekliyor:

“Her şeyi devletimize borçluyum. Bunları onlara olan borcumu ödemek için yaptım.”

Ne mutlu Mustafa Amca’ya; ne mutlu bu ülkeye borcunu ödeyebilen güzel insanlara…


Dipnotlar
(1)      Bergama Arkeolojik Rehber, Wolfgang Radt, Kazı Başkanı, 3.Baskı, Türk Turing ve Otomobil Kurumu, 1984; sayfa: 16
(2)      Fotoğraflar, İ.Fidanoğlu ve A.Aydemir’e aittir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe

4 yorum:

  1. yazılarınız ve resimleriniz her yönüyle mükkemmel

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz, bizleri teşvik edici satırlarınız için çok teşekkür ederiz. Amacımız kültürel varlıklarımız ve benzersiz doğamızla ilgili farkındalık yaratmaktır. Yorumlarınızın ve bloğumuza olan ilginizin devamını dileriz. İF

      Sil
  2. Kozak'ı çok güzel anlatmışsınız.

    Bol fotoğraf ve detaylı yazı olunca blogları okumak çok keyifli oluyor. Tebrikler.

    YanıtlaSil