10 Nisan 2016 Pazar

ÇAKIRBEYLİ’DEN EVSEKLER’E



SARI DERE VADİSİ BOYUNCA YÜRÜDÜK.

30 Mart 2016
İbrahim Fidanoğlu

Giriş

Günler uzadı; saatler ileri alındı. Gün ışığından daha fazla yararlanma olanağının artması, bize de İzmir dışında; daha uzaklara doğru açılma fırsatını yaratıyor. Bugünkü hedefimiz güneye doğru; Aydın’ın Koçarlı ilçesi sınırları içinde yer alan Çakırbeyli ve Evsekler köyleri arasındaki Sarı Dere Vadisi… Yakın zamanlardaki bir keşif gezisi sırasında tespit ettiğimiz bu güzergâhı dağarcığımıza not etmiştik; bugün ise bu rotayı keyifle gerçekleştirme fırsatını yaşadık. İşte hikâyesi aşağıda…

 
Çakırbeyli arkasında Sarı Dere bentleri

Çakırbeyli’den Evsekler’e

Çakırbeyli, özellikle 1950-60 yılları arasında; ülkenin uluslar arası ekonomik ağa eklemlenme sürecinde önemli bir siyasi role sahip Demokrat Parti iktidarının önde gelen isimlerinden ve Türkiye Cumhuriyeti’nin; darbeyle yönetme erki ve yaşam hakkı elinden alınan ilk başbakanı merhum Adnan Menderes’in memleketi olarak bilinir. Yakın tarihimizin dış komplolarla da bezenmiş bu ilk kalkışmasının (27 Mayıs Hareketi kast ediliyor) hazin sonuçları, bugün dahi toplumsal hayatımızı derinden etkilemekte ve toplumun çıkar gruplarının ne yazık ki birbirine karşı neredeyse düşmanca konumlanmasına yol açmaktadır. Bu yüzden Çakırbeyli’deki Adnan Menderes’in baba ocağı çiftliğinin ve iki katlı pembe konağın önünden her geçişimizde Kırım’dan göçüp gelen büyük dedesi Hacı Ali Paşa’dan Adnan Menderes’e ve çocuklarının öz yaşam öykülerine dek uzanan hazin hikâyeler gözümüzde canlanır.(1) Ama asıl sarsıcı hikâye, Türkiye toplumunun üstüne bir karabasan gibi çöken bugünkü hal ve gidişte saklıdır.

 
Sarı Dere'ye yukarıdan bakış

Yürüyüş rotası 10.5 km (Haritaya ulaşmak için tıklayınız)
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Çakırbeyli, arka dünyasında bitmek tükenmek bilmeyen vadi geçişleriyle zengin Çine coğrafyasının sanki bir anahtarı gibidir. Menderes Masifi’nin tipik jeolojik yapısı, burada yeryüzüne fışkırmış gibi yaygınlık kazanır. Dünyanın hala erimiş haldeki çekirdeği magmanın, yüzeye doğru yükselmesiyle oluşmuş granit yapıdaki grano-gnays kayalıklar Çakırbeyli’nin içinden akan Sarı Dere Vadisi’nin iki yamacını kaplar. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları sonucu kendi kendine parçalanan ve atmosferik etkilerle de zaman içinde şekilden şekle giren bu dev kayalar, özellikle Çine’ye doğru Gökbel geçişinde yolcusuna benzersiz manzaralar sunar. İşte Çakırbeyli sırtlarına doğru da aynı topografik özeliklerin egemenliğini hisseder gezgin. 

 
 Sarı Dere kıyısında Roma dönemine ait mermer sütun parçaları

 
Çakırbeyli yakınlarındaki Sarı Dere bentleri

Çakırbeyli köyünün meydanında yaklaşık bir yıldır devam eden ve bir türlü tamamlanamayan meydan düzenlemesi sürüyor. Bu nedenle köy içinde bir kargaşa görüntüsü var. Aslında dağdan gelen yüksek kalitedeki suyunun varlığı ve meydanında yer alan kahvehaneleriyle köy, hafta sonlarında Aydınlılar için bir çekim merkezi özelliğine sahip olsa da, bu aralar pek uğranası değil.

 
 Sarı Dere Vadisi'nin zeytin ağaçlarıyla kaplı yamaçları

 
O pastoral patikalar...

 
Aynı patikadan bir başka görünüm

 
Sıcak günlerde yolcunun dostu; yolumuzun üstündeki bir geriz

Biz de köyün içinden geçen Sarı Dere’yi takip ederek, köyün vadinin başlangıcında yer alan son düzlüğüne kadar arabayla devam ettik. Arabayı burada park ederek Sarı Dere Vadisi’ne girdik. Vadinin girişindeki sel kırıcı bentler, arkasında oluşan havuzlar sayesinde hoş bir görünüm kazanmıştı. Sarı Dere’nin doğu yamacından ilerleyen sevimli bir patika bulduk kendimize. Dereye doğru kenarları kayrak taşlarla çevrilmiş patikanın öte yanında uzanan zeytinlikler, vadinin her iki yamacını kaplamıştı. Patika boyunca solumuzda bir duvar gibi yükselen kayaların içinden sızan su, bazen gerizler, bazen de küçük çeşmelerle yolcusuna kadar ulaşıyordu.

 
 Sarı Dere'nin üst düzleminden yürdüğümüz gerizli yol

 
Sarı Dere'nin taşlarla kaplı yatağı; Evsekler yönü

Bir tür adaçayı

 
Soğangillerden tükürük otu

 
Gnays kayaların üzerindeki hayat; bir tür kaya yosunu

 
Su kenarlarında filizkinler yada yabani naneler

 
Mavinin çekiciliği

Baharın coşkusu anlatılır gibi değildi. Adaçayları, Karya lavantaları, çan çiçekleri, papatyalar, anemonlar, dipdiri halleriyle çiriş otları, masmavi mineler, sapsarı su düğün çiçekleri, su kenarlarında şaha kalkmış yarpuz ya da filizkinler (yabani naneler), serapias orkideleri, kengerler, yeni sürgünde pırnar meşelerinin tatlı kahverengi yaprakları ve ortasında pembeye çalan garip ve küçük meyveleri; daha neler neler…

 
 Çiriş otları

 
Orkideler açmak üzere

Çakırbeyli florası

 
Evsekler'e doğru giderek yükseliyoruz; arkamızda Aydın elleri...

 
Doğal aranjman

 
Evsekler yolunda bir vadiye inerken

 
Zeytin ağacının gövdesindeki delik

 
Burula burula büyüdüler.

Sarı Dere boyunca vadinin solundaki yamaçlarına tırmanırken nelerin tadına baktık? Önce baharı ve suyu görünce kudurmuş gibi yayılan kengerlerin, enginar sapını andıran dikenli dolgun gövdelerini sıyırıp sıyırıp yedik. Doyuncaya kadar; suya ve kengere… Pırnar meşelerinin yeni sürgün yaprakları arasına gizlenmiş pembemsi ve hafif tatlı küçücük meyveleri, ekşimik tatlarıyla kuzu kulakları, acımsı ve baharlı; çiçek açmak üzere olan hardal tefekleri, gerizlerden süzülen sular ve daha neler, daha neler…

 
 Sarı Dere'ye doğru akan küçük bir derecik

 
Vadideki bir çeşme

 
eski bir gerizden kalan...

 
Yol üstündeki bir çeşmeden tadım anı

 
Gezginler, kenger ziyafetinde...

Sarı Dere, adından da anlaşılacağı üzere rengi sarıya çalan bir suya sahip ve yaklaşık 300 metrelik bir rakımdaki Evsekler köyünün daha yukarılarından Çakırbeyli’ye doğru akıyor. Zaman zaman genişleyen ve sellerle sürüklenen taşların kapladığı yatağındaki su, bazen yüksek kayaların üstünden küçük şelaleler oluşturarak aşağılara doğru çağıldıyor. Bugünlerde suyu iyi bir düzeyde olsa da Haziran’a varmaz; Aydın’ı kavuran yaz sıcaklarında Sarı Dere’den dirhem su akmaz.

 
 Tepeden Aydın'a doğru bakış

Gezginlerin tepedeki soluklanma anı

Su içtiğimiz çeşme

 
 Evsekler yolunda Sarı Dere üzerindeki küçük şelale

 
 Bir başka yol üstü çeşmesi ve arkasındaki patika

Evsekler’e doğru ilerlerken, yüksek bir tepeden; geldiğimiz vadinin iki yamacını ve Aydın’ı seyrediyoruz. Menderes Ovası, bütün görkemiyle ayaklarımızın altında uzanıyor. Aydın Kepez’i, Adnan Menderes Üniversitesi’nin binaları, biraz beride Tralleis’in Üç Gözleri (Gymnasium); hayal meyal de olsa seçiliyor.

 Pırnar meşelerinin körpe filizleri arasından baş veren hafif tatlımsı pembe renkli meyveler

 
Karya lavantaları

 
Evsekler yakınlarında Sarı Dere'yi aştığımız taş köprü

Sarı Dere

 
Taş köprü yakınlarındaki bendin arkasında oluşan havuz

Yol, Sarı Dere’yi Evsekler’e doğru bir taş köprünün üzerinden geçerek aşıyor. Altımızda yine büyük bir bent ve havuzu bulunmakta… Köprünün altına inerek inceliyoruz. Havuzun içindeki hayat, kurbağa sesleriyle yankılanıyor; kenarda güneşlenmekte olan keratalar, bizim suya yaklaşmamızla birlikte telaş içinde ve “Atılın suya, vurun davulları” dercesine soluğu birer birer bent havuzunda alıyorlar.

 
 Taş köprünün önündeki bent

 
Evsekler yolu

Karya lavantaları; bir daha...

 
Evsekler yolundaki ilk "musluk"

 
Evsekler yakınlarındaki sütunlu, bir garip ağıl; sütunlar betondu.

Bir başka "musluk" daha...

Evsekler’e doğru sıcak yaz günlerinde yolcunun susuzluğunu gidermek amacıyla yol kenarlarına yapılmış, birer kulübe şeklindeki; yörede musluk adı verilen ve içine bir ya da iki büyük testi konmuş küçük yapılara rastlıyoruz. Evsekler yolunda karşılaştığımız köyün kahvecisi Adem’den öğreniyoruz muslukların işlevini. İnsanlar bir hayrat gibi köy yolları boyunca, bu havalide; musluk adı verilen bu testi mekânlarını yaptırmışlar. Adem, bize Evsekler’e gelmeden son dönemeçteki dedesinin musluğunu gösteriyor. Aydın Yörüklerinin bu paylaşımcı ve zarif düşüncesi, bizi etkiliyor doğrusu.

 
 Evsekler sırtlarından Aydın Dağları'na bakış

Evsekler'e doğru ilk gölet; küçük ve temiz olanı...

 
Adem'in dedesinden hatıra; Evsekler musluğu

Evsekler köyü girişindeki son "musluk"

Evsekler’e doğru iki gölet var. Bunlar yangın söndürme amaçlı yapılmış; içlerinde balık da bulunan bu göletlerden daha büyük olanı köyün hemen sınırında yer alıyor. Ama çevresi oldukça pis durumda… Köyün çöplerinin bir kısmı bu havaliye atılmış ne yazık ki. Gezdiğimiz birçok köydeki manzara, burada da varlığını koruyor.

 
 Gezginler, Evsekler'e girerken

 
Evsekler'in kalbine doğru

Eski bir taş evden kalan...

Köyün sokaklarından biri

 
Neler yaşandı bitti? Şimdi bir viranelik gibi...

Evsekler, yaklaşık 285 metre yüksekliğinde; Menderes Ovası’na hâkim bir konumda kurulu bir Yörük yerleşimi… Ancak, köyün birçok eski evi yıkık ve terk edilmiş durumda… Köyün camisi ve kahvehanesinin bulunduğu merkez etrafında kümelenmiş eski yapıların bu bakımsızlığı, köydeki bir çözülmenin işareti olsa gerek… Âdem’in akşama doğru açtığı kahvehanesinin avlusunda verdiğimiz yemek molası, mor salkımlar ve narenciye çiçeklerinin insanı sarhoş eden kokuları arasında biraz uzuyor.

 
 Mola verdiğimiz Adem'in kahvehanesi

Gezginler, kahvehanenin avlusunda yemek molasında...

Köyün altındaki asfalttan Evsekler'e bakış

 
Karacaören yolundan Evsekler Camisi ve civarındaki yıkıntılar

 
Bir bahçede gördüğümüz "eşek" dalaganlarının tomurcukları

Evsekler'in taş örgülü eski bir yapısı

Evsekler'de bir ara sokağa taşan yaşamın izleri

Köyün alçak bir tepe üzerindeki metruk ilkokulu, terk edilmişlik ruhuyla kaderine doğru yol almakta. Sokaklardan el ayak çekilmiş gibi… Birkaç evin avlusundan gelen seslerin dışında köyde pek bir hayat belirtisi yok. Köylüler, ya bahçelerine ya da şehre gittiler. Erken gelen sıcaklar da bu sessizliğin bir nedenidir belki. Köyün en altında yer alan mezarlığa kadar yürüyoruz. Mezarlığın önünden geçen asfalt yol, ovadaki Boydere köyü ile daha yukarılardaki Karacaören köyünü birbirine bağlıyor. Evsekler, bu iki köyün tam ortasında nerdeyse…

 
 Köyün çamlar altındaki eski ilkokulu

 
Evsekler kahvehanesinden ayrılmadan önce...

 
Evsekler sırtlarından Menderes Ovası'na doğru bakış

 
Dönüş yolunda Çakırbeyli'ye doğru dev gnays kayalar

 
Çakırbeyli yolunda yabani baklalar çiçekte...

 
Çakırbeyli yolunda bir bahar rapsodisi

 
Koyun dilli yapraklı engerek otu; önce mor, sonra pembe; güzelliğin böylesi...

Köyden ayrılma vakti. Bu kez Sarı Dere Vadisi’nin batı yamacında yer alan sırtın arkasından Çakırbeyli’ye doğru ilerleyen toprak yolu takip ediyoruz. Yol boyunca bizi oyalayacak yeterince zenginlikte doğal çeşitlilik var. Karşıdan heybetli birer heykel görüntüsü veren dev gnays kayaların ihtişamı, yürüdüğümüz yolun hemen altında derinleşen vadiyi kaplıyor. Üzerinde yeni bitmekte olan kırmızı renkli bir tür kaya yosunu kolonisi, yol düzleminden dahi fark edilebiliyor. Kayaların arasından sızan küçük derecikler, yolunu bulmaya çalışıyor aralardan.

 
 Çakırbeyli yolunda rastladığımız küçük buzağı

 
Skarabenin doğal ustalığı

 
 Çite takılı skarabenin başına gelenleri, kızıl sırtlı örümcek kuşunun maharetidir diye düşünüyoruz.

 
 Evsekler'de bir duvarda yakaladığımız kertenkele

 
Bu da Çakırbeyli yolunda gördüğümüz yeşil kertenkele

Çakırbeyli’ye doğru gördüğümüz bizi merakla süzen küçük buzağı, otların arasında inek dışkılarından ayarladığı küresel besini müthiş bir beceriyle bayır yukarı taşıyan Antik Mısır’ın kutsal böceği skarabeler, aşağıdaki dere yatağından gelen karatavukların dişiyi çıldırtan neşeli çığlıkları… Baharda vardır keramet, hayat yeniliyor kendini yeniden. Doğanın yeniden uyanışıyla birlikte bir periyodik sarkaç hareketi gibi her şey yeniden ve yine; o müthiş hafızasıyla yenileniyor. Ne mutlu şu bizim küçük adamlara…

 
 Çakırbeyli anemonu

Çakırbeyli yolu

Artık Çakırbeyli sırtlarındayız. Sarı Dere’yi yürüdüğümüz yol düzleminden görebiliyoruz; biraz sağımızdan usul usul Çakırbeyli’ye doğru akıyor Sarı Dere… Köye Koçarlı yönündeki çıkışından ulaşıyoruz bu kez. Eh, artık köy meydanındaki kahvehanelerden birinde bir yorgunluk çayı içme vaktidir. Son durak ise, Koçarlı yolundaki bir zeytinyağı işletmesi… Fabrikadan tadarak aldığımız yağlarla artan yükümüz, İzmir’e dek bize eşlik edecek. Haydi, hayırlısı; yönümüz Çiftlikburnu üzerinden İzmir’e doğru…

Dipnotlar
(1)       Şevket Süreyya Aydemir, Menderes’in Dramı, Remzi Kitabevi-3.Baskı-1984
(2)      Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İF tarafından çekilmiştir.


Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe

6 yorum:

  1. skarabe (bok böceği) ni çok güzel yakalamışsınız. çok güzel rota:) teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Anı yakalamak ve yazmak bizden; takdir edip eleştirmek sizden...
    Sevgilerimizle...
    İF

    YanıtlaSil
  3. Taştan ,sıvasız dış duvarlarıyla metruk köy evlerine takıldım kaldım . Doğanın sunduğu kadariyla yetinip hiç bir sunni malzeme kullanmadan yapılan bu köy evlerinin içleri mis gibi kireç kokardı bilir misiniz. Tavan kaplamalarında kullanılan kendinden cilalı kargılar bugünün en teknolojik yalıtım örtüsü ile yarışabilir. O Köy evlerinin fotoğrafları ile çocukluğuma gittim. Sayenizde. Teşekkürler sevgili gezgin dostlarım.

    YanıtlaSil
  4. Katkınız ve yorumlarınız için çok teşşekkürler...İF

    YanıtlaSil
  5. Beğendim. Taa İzmir den kalkıp virane taş duvar evlerin fotoğraflarını çekip onlarca börtü böcekle ilgilenip gezebiliyorsunuz. Ne guzel. Kutlarim sizi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli takipçimiz, bu iş gönül işi, sevmek işi... O virane duvarların ardında saklı yaşamlar, yüzlerce yıllık bir yaşanmışlık, o taş köprüler, doğanın bizi çağıran sesleri; o börtü böcekler, saygı duyulası nebat; hepsi bizi doğaya ve dağlara çağırıyor.
      Bloğumuza ilginiz daim olsun.
      Sevgi ve selamalarımızla,İF

      Sil