29 Mart 2016 Salı

AİOLYA’NIN ISSIZ ŞEHRİ TİSNA



UZUNHASANLAR KÖYÜ’NDE AİOL İZLERİ

16 Mart 2016
İbrahim Fidanoğlu
 
“Hep merak ettim.
Sen mi adını kıyındaki çaydan aldın
çay mı senden?
Yoksun ki sorayım.
Şimdi senden geriye kalan
köylü kazmalarının ucunda
ya bir köşe taşı evinin duvarını taşıyan
ya da içindeki tavşanlarla
tilkilerin saklambaç oynadıkları
kırık toprak bir kazan”(1)


Giriş

Kuzey Ege’nin arka dünyasında saklı İlkçağ kentleri vardır. Çoğundan haber alınmaz bugün; defineciler dışında… Bugünkü rotamızın hedefi işte onlardan birine yöneliktir. İ.Ö.11.yy.dan itibaren Batı Anadolu’ya yönelen Yunanistan anakarası çıkışlı göçlerin ulaştığı onlarca noktadan birisi de Aliağa yakınlarındaki Uzunhasanlar köyüdür. Bugün bir endüstri kenti kimliğine bürünmüş eski balıkçı köyü Aliağa’nın arkalarında, volkanik püskürtülerle kaplı yaklaşık 340 metre yüksekliğinde bir tepenin üstüne konumlanmış olan bu Aiol yerleşimi, bugün dahi kendisinden pek haber alınamayan sessiz kent Tisna’dır.

 
 Tisna, melengeçler ve Güzelhisar Barajı

Aliağa yolunda

Sabah erkenden Aliağa yönünde yola koyulduk. Dağdaki yemeğimiz için son Neonteikhos yürüyüşünde tadına vardığımız tatlı maya ekmekten almalıydık. Aslında Kuzey Ege’nin kendine has ekşi maya ekmekleri de pek meşhurdur, ama bir iki defadır bu tatlı maya ekmeğe takmış durumdayız. Yine öyle yaptık ve Menemen’de yol üstündeki fırından tatlı maya ekmeğimizi aldık. Sabah vakti tazecik ekmeğin kokusu arabada hemen varlığını hissettirdi yine. Gediz, son yağmurlarla nispeten biraz beslenmişti, üstünden geçip Buruncuk üzerindeki bir başka Aiol yerleşimi Larissa’ya bir selam göndererek Aliağa’ya doğru yola devam ettik.

 
 Gezginler, Tisna yolunda...

Gün boyu hava açık olsa da kuzeyli rüzgârlar pek peşimizi bırakmadı. Özellikle Tisna’nın akropolünde dolaşırken arka yüzdeki Güzelhisar Barajı’nın da bulunduğu kuzeye açık düzlemlerde hem üşüdük, hem de zaman zaman yürümekte zorlandık.

 
 Tisna'dan Karadağ'a ve Çandarlı Körfezi'ne bakış; arada Aliağa Organize Sanayi Bölgesi ve başka şeyler var.

Aliağa’ya ulaştığımızda eskiden beri Tepe diye anılan kavşaktan Yunt Dağı ve Güzelhisar köyü yönüne döndük. Aliağa’nın son on yılda aldığı göçlerle giderek kabına sığamaz hale geldiğinin delili olan bu yakadaki yapılaşmalar, o günleri bilenler için; kendi halinde eski bir balıkçı köyünün hatıralarını bir silindir misali ezip geçmiş gibidir.

 
 Aliağa İskelesi

Rafineri inşaatı nedeniyle hafriyat kamyonlarının ve Uzunhasanlar köyünün güney yönündeki andezit kayalıklardan taş ve mıcır elde etmek için faaliyete geçen ocaklardan malzeme taşıyan kamyonların yarattığı trafik yoğunluğu, Manisa’ya kadar ulaşan yolun bu bölümünü oldukça tahrip etmiş durumda. İzmir Büyük Şehir Belediyesi’nin birkaç kez yenilediği bu yolda, halen bir tamirat ve asfaltlama çalışması sürdürülüyor. Uzunhasanlar köyüne kadar yaklaşmış olan bu çalışmanın Karakuzu’ya kadar devam edip etmeyeceği konusunda ise bir fikrimiz yok.

 
 Uzunhasanlar Köyü

 
Uzunhasanlar köyünün içinden geçip giden Sirçe Deresi

Rafineri hafriyatı nedeniyle topografyası değişen Uzunhasanlar köyünün girişindeki yeni oluşan yapay tepelerin yanından geçerek, köyün içine ulaştık. Köyün arkasından geçen dere yatağının (Sirçe Deresi) hemen kuzeyinde yükselen oldukça sarp Antik Tisna Kenti’nin akropolüne en yakın konumdaki sokaklardan birine arabayı bıraktık. Saat 10.30 gibi köyün arkasından geçen bir toprak yolu takip ederek, bizi Tisna’nın akropolüne ulaştıracak en makul sırta doğru yürümeye başladık. İlk gördüğümüz, dere yatağına paralel; zaman zaman bir beliren, bir kaybolan eskiden kalma bir döşeme yolun kopuk parçalarıydı. Arnavut kaldırımına benzer düzensiz bir zemin örgüsüne sahip döşeme parçalarının, köyler arası ulaşımı sağlamak amacıyla kullanılan eski bir yola ait olabileceğini düşündük.

 
 Uzunhasanlar yakınlarında; Sirçe Deresi'ne paralel, bir görünüp bir kaybolan döşeme yolun bir parçası

Uzunhasanlar Kalesi yada Tisna Antik Kenti

Dağın güney sırtı gevenler, çiriş otları, pırnar meşeleri, melengeçler, ahlat ve zeytin ağaçlarıyla kaplıydı. Ana geçim kaynağı hayvancılık olan köyün sürüleri, sırta doğru otlamaya çıkmıştı bile. Sırta doğru tırmandıkça Yunt Dağı çevresinin kayalıklarla kaplı hırçın topografyası iyice belirginleşti. Karşımızdaki yamaçta Karakuzu; Dumanlı Dağ’ın eteğinde ise Çıtak köyleri görüş alanımız içindeydi. Andezit taş ocaklarını şimdi daha iyi görebiliyorduk. Dağın bir yamacı, tamamen oyulmuş ve mıcırdan bir tepeye dönüştürülen malzeme, biraz ötedeki bir düzlüğe yığılmıştı.

 
 Tisna'dan Karakuzu'ya doğru bakış

Yürüyüş rotası 9 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

 
Tisna Akropolü ve gevenlerle kaplı güneybatı yüzü

Tisna hakkında ne biliyoruz? Adından başlayalım; üzerine konumlandığı tepenin eteklerini yalayarak akıp giden; günümüzde önüne konulan bir setle sularına gem vurulmuş Güzelhisar Çayı ile çok ilgili bir yerleşim Tisna… Adı bile bu çayın ismi olan Titnaios ile birlikte anılıyor. Güzelhisar Çayı, Dumanlı Dağ’dan; Çukurköy yakınlarından doğan İbrim Deresi ile Yunt Dağı’nın kuzey tepeliklerinden (Pelitalan köyü yakınları) doğan ve yine dağdaki bir diğer Aiol yerleşimi Aigai’nın çevresini dolanarak derin bir vadiden Uzunhasanlar’ın kuzeyine ulaşan Kocaçay’ın birleşmesinden oluşuyor. Uzunhasanlar önlerinde birbirine karışan iki derenin önü, PETKİM’in kuruluşu sırasında tesisin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan Güzelhisar Barajı ile kesilmiş durumda. Son yağmurlarla oldukça beslenen barajın savakları üzerinden belli miktarda su, bugünlerde Karaköy önlerindeki Güzelhisar’ın yatağına doğru bırakılıyor. Buradan usul usul Batı’ya doğru ilerleyen Güzelhisar Çayı kıyıdaki bir diğer Aiol yerleşimi olan Myrina önlerinde (Karadut sahili) Ege Denizi’ne kavuşuyor.

 
 Güzelhisar Barajı

 
Çiriş otları ve gevenlerle kaplı Tisna sırtları

 
Tisna'dan Karakuzu köyüne ve İbrim Deresi vadisine doğru bakış

Tisna, konum olarak Güzelhisar Barajı’nın yer aldığı vadi ile doğudaki Düzlen köyü yönünden gelerek Uzunhasanlar köyünün içinden geçip biraz ileride Güzelhisar Çayı’na karışan Sirçe Deresi vadisi arasında yükselen, yaklaşık 340 metre yüksekliğindeki oldukça kayalık bir tepenin üstünde yer alıyor. İlkçağ kayıtlarında adına pek rastlanmayan; örneğin Herodot ve Strabon’un adını dahi anmadığı kent, kendi adına bastırılan sikkelerle günümüze ismini taşıyabilmiş. İ.Ö.4.yy.dan kalma bu sikkelerin bir örneğinin ön yüzünde Tanrı Apollon(2) başı, diğer yüzünde ise tek kulplu bir kase ve TISNAION yazısı yer alıyor. Yine İ.Ö. 4.yy.dan kalma bir başka Tisna sikkesinde ise; ön yüzünde yine Apollon başı, arka yüzünde ise kılıfı içinde bir kılıç ve TISNAION yazısı mevcut. Buradan hareketle de kentte Apollon kültünün hâkim olduğu söylenebilir.

 
İ.Ö. 4.yy.dan kalma Apollon başlı ve kılıçlı Tisna sikkesi (4)

 
İ.Ö.4.yy.dan kalma Apollon başlı ve kulplu kaseli Tisna sikkesi (4)

Halk arasında Sarı Kale veya Eski Kale olarak da anılan Tisna Antik Kenti’nin akropolü yaklaşık 340 metrelik bir yüksekliğe sahip, daha doğudaki bir tepe üzerinde yer alıyor. Bu sarp topografya, batıya doğru Tisna Akropolü’nün sonlandığı noktayı temsil eden keskin bir kaya kütlesinden itibaren alçalarak 30-40 metre yüksekliğindeki alçak bir tepe ile sonlanıyor. Uzunhasanlar köyünün girişinde bulunan bu tepenin üstünde de halk arasında Yeni Kale olarak adlandırılan daha küçük bir yerleşime ait izler bulunuyor. Bunlardan en önemlisi, tepenin baraja bakan yüzünde yer alan iki kaya mezarı… Ama bizim bugünkü esas dolaşma alanımız, Tisna’nın akropolü oldu; orada görebildiğimiz onlarca sarnıç, sur parçaları ve güneydoğu yönünde bir kayalığın hemen ucunda bulunan sunak alanı kentin yüzeyde hissedilen önemli unsurlarıydı.

 
 Tisna Akropolü'nden Yeni Kale'ye bakış

 
Karşımızda Karakuzu...

 
Tisna'dan Yunt Dağı dünyasına bakış

Prof. Dr. Ersin Döğer, köylülerin Yeni Kale diye adlandırdıkları kentin bu bölümü ile ilgili olarak Bilmece Antik Kentler-1 –Aiolis Şiirleri ve Meraklısına Notlar isimli kitabında şu bilgileri aktarıyor:

“Güzelhisar Çayı (Titnaios) kenarında, Uzunhasanlar köyünün kuzeybatısında koyun ağıllarının çevirdiği alçak bir tepe üzerinde definecilerin darmadağın ettiği alçak ve yayvan bir tepe üzerinde bir yerleşme varmış bir zamanlar. Kaçak kazıcılar, o kadar derin kazmışlar ki tüm iç organları dışarıya dağılmış. Kıyıdaki Myrina’nın arkasını kolluyor belli ki. Biz oraya ulaştığımızda çoktan can vermişti definecilerin kazmaları altında. Ortalığa saçılmış çanak çömleğe bakınca İ.Ö. 6.yüzyıla kadar gidiyor, ama yoğunluk İ.Ö. 4.yüzyıla ait. Herhangi bir yayında adını görmek pek mümkün değil bu küçük yerleşmenin. Sadece yaşlı Plinius, (Naturalis Historia, 5.32) hem çaydan, hem de aynı adlı bir kentten “Titanus” olarak söz ediyor.”(3)

 
Tisna sarnıçlarından biri

 
Tepede sarnıçlarla kaplı alanlardan biri; melengeçler filizde...

 
Bir sarnıcın girişi daha; sanki karanlıklar dünyasına gider gibi...

Aigai’yi gezenler bilirler, dağın tepesinde buradaki gibi bir sürü sarnıç vardır. Yağmur sularının toplanması prensibine dayanan bu sistemde tüm şehirde drene edilen yağmur suları, şehrin altını bir ağ gibi saran bir kanal sistemi ile sarnıçlara taşınırmış. Bu, halkın tüketmesi için stoklanan temiz su sistemi imiş. Bunun dışında hayvanların ihtiyacı olan su ise atmosfere açık göletler vasıtasıyla temin edilirmiş. Bu göletle sulama usulü, Yunt Dağı’nda hala yaygın olarak sürdürülüyor. Suyun bu denli hayatiyet kazandığı Yunt Dağı’nın çorak ve taşlık arazisinde bir damla su bile ziyan edilmezmiş Aigai’de. Büyük olasılıkla, benzer bir topografya ve bitki örtüsüne sahip Tisna’da da benzer bir yaklaşım geliştirilmiş olmalıdır. Yüzeyde defineciler dışında bir kazı izine rastlanmasa da, tepedeki su toplamaya yönelik onlarca sarnıcın varlığı bunu düşündürtmektedir. Ancak, yağmur sularını toplamaya yönelik Aigai’deki kadar gelişmiş bir kanal sisteminin varlığına dair herhangi bir ize rastlayamadık. Bunun yanında zaman zaman çatı kiremit örtüleri, çömlek kapları ve testilerin kırık parçalarına dair döküntülerle karşılaştık. Bulabildiğimiz tek kanıt; defineciler tarafından girişi açılan büyük bir sarnıcın bir başka sarnıçla olan bağlantısı… İnsafsız adamlar, o kadar organize çalışmışlar ki, orijinalinde ana kayaya kazınmış basamaklarla inilen girişi açtıktan sonra, sarnıcın içindeki toprağı dışarı boşaltmak için onlarca kum torbasını kullanmışlar. Tepede; bunun gibi defineciler tarafından açılmış onlarca çukur daha var.

 
 Ana kayaya oyulmuş bir sarnıç daha

 
bu da bir diğeri...

 
Kalenin kuzey yönündeki bir geçişi

Akropolis diye tanımladığımız kayalık tepede, güneydoğu yönünde ana kayaya oyulmuş bir sunak alanı var. Burası büyük olasılıkla bir kurban kesim alanı olabilir. Ana kayaya oyulmuş kanallar ve basamaklar dikkat çekiyor. Bütün bunların hepsini anlamlandırabilmek zor da olsa, gördüklerimiz bir sunak alanını işaret ediyor.

 
 Tisna Akropolü'nün güneydoğu yönündeki sunak alanı

 
Ana kayaya oyulmuş basamaklar

Tisna'dan Sirçe Deresi Vadisi'ne bakış

Tepede aşağı yukarı her noktayı dolaştık. Dolaştıkça yukarıdaki yerleşimin ne kadar büyük bir alana yayıldığını fark ettik. Yukarıya ilk çıktığımız sırttan batıya doğru ilerlerken, kocaman andezit kayalar önümüzü kesti. Aralarında bulduğumuz dar bir geçide doğru ilerledik. Bu geçitte harçla örülmüş bir duvar parçası ile karşılaştık. Bu duvar parçası, bu tepede kuzey ve güney yönünde kentin savunma duvarları olduğunu düşündüğümüz İlkçağ surlarından farklıydı ve Ortaçağ’ı işaret ediyordu.

 
İki kaya arasındaki harçlı duvar örneği; kapalı bir alan oluşturulmak istenmiş.


 
 Bir yapının temel izleri

 
Kaba da olsa andezit kesme taş bloklar

 
Kuzey yüzünde ana kayayla bütünleşik duvar parçaları

Büyük kapıyı aştıktan sonra, yoğun olarak melengeçlerin bulunduğu güneyden kuzeye doğru hafif eğimli bir sırta geldik. Burada umarsız bir şekilde karalı beyazlı sekiz on koyun otluyordu. Bizi görünce hayvancıkların lokmaları ağızlarında kaldı sanki. Donup kaldılar hepsi; başları bize dönük durumda uzun süre bizi izlediler. Yanlarından uzaklaşınca yeniden eski hallerine döndüler.

 
 Tepede karşılaştığımız koyun sürüsü

 
Tepede bize Şükrü Hoca'yı hatırlatan; bir sarnıçta filiz bulmuş "babaçe"ler

 
Tisna'dan güneybatı yönünde bakış; önde Uzunhasanlar, arkada ise Çıtak köyleri

Koyunların bulunduğu düzlükte de dört beş tane sarnıç daha vardı. Bazılarında suyun üstü “babaçe”lerle kaplanmıştı. Bahara özgü bu hoş manzara, bize Şükrü Bey’i hatırlattı yine. O, çok severdi sular içinde biten bu beyaz renkli çiçek kolonilerini. Bu geniş alandan yine dev kayalar nedeniyle daha ileriye gidemedik ve dağın güney yönündeki gevenlerle kaplı sırtlarına doğru alçalarak batı yönünde ilerledik. Tepenin en üstündeki geçit vermez kayaları aşınca bir başka geçide doğru ilerleyerek yeniden dağın üst düzlemine doğru tırmandık.

 
 Tisna'nın güney sırtını kollayan duvar izleri ve sekiler

 
Defineciler tarafından açılmış bir çukur örneği

 
Bir kesme taş örneği daha...

Tepede dolaşırken zaman zaman basit yapı temelleri diyebileceğimiz izlere, düzgün kesilmiş ve üzerinde yontu izleri bulunan andezit kesme taşlara rastladık. Yine andezit taştan imal edilmiş bir dairesel dibek taşının bir parçası olarak nitelendirdiğimiz kırık bir taş parçası da yukarıda dolaşırken dikkatimizi çeken önemli objelerden biri idi.

 
 Bir dibek yada değirmen taşına benzettiğimiz dairesel taşın bir parçası

 
Orta alanda bir duvar parçası örneği

 
Tepedeki bazı kayaların üzerinde sanki numune alınmışcasına; anlam veremediğimiz bu tür delikler vardı.

 
Tepede bir melengeçin dibinde soluklanma anı

Tepedeki melengeçler, filizde idiler. Salatasını yapmak üzere; en körpe filizlerinden özenle topladık. Bunlar, Tisna’dan İzmir’e götüreceğimiz en değerli hediyelerdi. Bir melengeç ağacının altındaki bir taşın üstüne oturduk ve Karakuzu’ya doğru bakarak azıcık soluklandık. Karşımızda Dumanlı Dağ, İbrim Deresi’nin Çukurköy’den bu yana akıp geldiği ve Güzelhisar Çayı’na karışmaya sabırsızlandığı vadi, dağlardaki köylerin siluetleri, budama artıklarının uzaklarda göz kırpan dumanları ve kuytularda dahi bizi arayıp bulan Aliağa Körfezi’nin o meşhur Aiolos rüzgârı; tepede hepsi vardı yani…

 
 Tepede bir tür çiğdem; akyıldız çiçekleri

 
Tisna laleleri

 
Andezit kayalarla boğuşmak, gezgini yormuş gibi...

 
 Tepeden Güzelhisar Vadisi'ne bakış; en sağda üstü siyah gölgeli tepede Aigai...

Dinlenme anından sonra kayalıkları aşa aşa batı yönündeki yürüyüşümüz devam etti. Sonunda takip ettiğimiz patika, bizi dik kayalıklarla kaplı bir yarın başına getirdi. Artık daha ileriye gitme imkânımız kalmamış ve akropolis olarak adlandırdığımız tepedeki yerleşimin de batı yönündeki sınırlarına gelmiştik. Bu durumda eğiminin daha az olduğunu düşündüğümüz kuzey yönünden inmeye karar verdik ve kendimizi sık pırnar meşeleriyle kaplı bir sırttan aşağıya doğru bıraktık.

 
 Kuzey sırtlarına doğru...

 
Defineciler tarafından içinden çuvallarla toprak çıkarılmış büyük bir sarnıcın kayaya oyulmuş merdivenli girişi

 
Sarnıcın girişinin karşıdan görünüşü; soldaki örgü duvar izlerine dikkat...

Tisna'nın batısına doğru yürürken...

 
Bu bölümde gördüğümüz son sarnıçlardan biri

Güzelhisar Barajı’na doğru dağın kuzey yönünden inişimiz tam bir maceraydı. Sırt, yukarıdan göründüğünden daha zorlu çıktı. Pırnar meşeleri o kadar sık idilerdi ki; zaman zaman aralarından geçebileceğimiz bir koridor dahi bulamadık. Kendimize sık çalılar arasından bir geçiş yolu ararken çizilmedik yerimiz kalmadı. Neyse ki, bir ara çalılarla bu boğuşma sırasında, altımızdaki toprak yola bir hayli yaklaştığımızı fark ettik ve o yana doğru yürümeye çalıştık. Biraz ilerde pırnar meşeleri bitiyor; bu kez de gevenler başlıyordu. Ancak; pırnarlardan çektiğimiz çileden sonra o güzelim dikenli gevenler, bin kez evla idiler. Nitekim öyle de oldu ve gevenlerin üstünden aşarak kısa sürede altımızdaki taş ocaklarına doğru açılmış yola ulaştık. Aslında böyle bir İlkçağ yerleşiminin hemen eteklerinde açılan bu ocaklara da ne demeli diye düşündük, ama kelimeler kifayetsiz kaldı; biz de sustuk en sonunda…

 
 Tisna'nın batı yönündeki büyük kaya kütlesi

 Gezginler, Tisna Akropolü'nün kuzey yüzünden inerken, pırnar meşeleriyle boğuşma anında...

 
Tisna Akropolü; kuzey yüzü

 
Uzunhasanlar'a inerken etkileyici Tisna'ya son bakış; batıdan...

Yeni Kale’nin bulunduğu alçak tepeye bakmaya zamanımız kalmamıştı. Bu nedenle köye doğru dönüşe geçtik. Dağın 30-40 metrelere kadar alçalan batıdaki gevenlerle kaplı bölümünü kolaylıkla aşarak, kısa sürede Uzunhasanlar köyünün en dışındaki hayvan ağıllarına ulaştık. Ağılın içi oğlakların sesleriyle iniyordu. Anneleri henüz dağdan gelmemişti ve onların karnı çok acıkmıştı. Hepsi, dört gözle annelerini bekliyorlardı. Bu iç parçalayan manzaraya daha fazla dayanamadık ve ağılın kapısının önünden ayrılarak arabanın bulunduğu sokağa doğru indik. Köyde büyük bir sessizlik hâkimdi. Herkes hayvanlarının peşinde, süt sağımında ya da akşam telaşında bir işin derdindeydi.

 
 Gezginler, dönüş yolunda; Uzunhasanlar köyüne akşam çökerken...

 
Uzunhasanlar'da akşama doğru bir keçi ağılında oğlaklar annelerini bekler.

 
Oğlakların feryadı; çok acıkmışlar çünkü...

Gün akşama ermiş, bizler yine bir bilinmez tepede günümüzü eylemiştik. Bir yandan baharın, kayalıklarla kaplı dağın üstündeki kupkuru örtüye can verişine tanıklık ettik, bir yandan da en azından zamanımızdan 2600 yıl önce bu topraklarda iz bırakan insanların farkındalığını hissettik. Bu da bir şeydi; üstelik iyi bir şeydi.

Tisna'dan Titnaios Vadisi'ne elveda...




Dipnotlar
(1)       Prof. Dr. Ersin DÖĞER; Bilmece Antik Kentler-1; Aiolis Şiirleri ve Meraklısına Notlar; Ege Yayınları, İzmir-2010; sayfa: 27
(2)      Arkeolog Şükrü TÜL aktarımı; Ebruli Turizm AİOLİS Seminerleri-2011
(3)      Prof. Dr. Ersin DÖĞER; a.g.e; sayfa:69
(4)     Tisna sikkeleri için bkz. http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=13
(5)      Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi sırasında İF tarafından çekilmiştir.
 


Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe