17 Şubat 2016 Çarşamba

ÇUKURKÖY YOLUNDAN NEONTEIKHOS’A



ANTİK SARDENE DÜNYASI’NDA DOLAŞIRKEN

10 Şubat 2016
İbrahim Fidanoğlu
Giriş

Bir kuzeye, bir güneye; yolculuklar götürür bizi; dünyanın en güzel iklimiyle buluşmuş bu coğrafyasında yaşamak ne şanstır be. Yürümek ise; bize verilen en büyük ödül gibidir dağlarda. Bugünkü hedefimiz olan Menemen’in karşısındaki Dumanlı Dağ’ın batı yüzünde; ovaya bir kartal yuvası kadar hâkim Aiol kalesi Neonteikhos’a (Yeni Kale) ve Körfez’e yukarıdaki Çukurköy asfaltından bakmak ve sonra volkanik andezit kaya kütleleri üzerinden sıçraya sıçraya yürümek, sonra antik zamanların Sardene(1) dünyasında Çukurköy’ün arkasına doğru sarkmak, kızılçamlara, terk edilmiş Yörük obalarına ve şehir kaçkınlarının dağ başlarında kurduğu ekolojik çiftliklere teğet geçerek sonunda Telekler köyünün yakınlarındaki bir gölete karşı; günün muhasebesini yapabilmek ne büyük mutluluktur dostlar.

 
Neonteikhos Kalesi, eski Türkmen mezarlığı ve yanındaki antik çağlardan kalma kayaya oyulmuş gölet

Yürüyüş rotası
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Aiol Kalesi Neonteikhos

Aioller, daha kuzeyden gelen Trakyalı kavimlerin baskısıyla 11.yy.dan başlayarak Orta Yunanistan’dan Batı Anadolu’ya doğru göç ederler. Daha çok hayvancılıkla geçinen ve Yunancayı daha kaba bir lehçeyle konuşan bu halk, ağırlıklı olarak Gediz Nehri ile Bakırçay arasındaki topraklarda kolonize olurlar. Bugünkü rotamızda yer alan Neonteikhos’u kuran Aioller de karaya çıktıkları Kyme önlerinden, bugünkü Buruncuk’un üstünde yer alan Larissa’ya yönelirler. Ancak, o çağda (İ.Ö.8 yy.lar) Larissa’da yaşayan yerli halk Pelasglar ile bir çatışma sürecine sürüklenirler. Bu durumda Aioller, Larissa’yı ele geçirmek amacıyla Buruncuk’tan yaklaşık 6 km. kadar uzaktaki; bugünkü Dumanlı Dağ’ın yamaçlarında yer alan doğal bir kale görünümündeki bir kaya kütlesinin üzerine Neonteikhos’u yani Yeni Kale’yi inşa ederler.

 
 Çukurköy asfaltından Neonteikhos'a (Yeni Kale) bakış

İlkçağ’ın ünlü coğrafyacısı Amasyalı Strabon, Larissa’da yaşayan Pelasglar’dan şu şekilde söz eder:

“Pelasgların büyük bir kavim olduğuna tarih tanıklık etmektedir. Elaialı Menekrates, “Kentlerin Kuruluşu” adlı kitabında, Mykale’den(2) başlayarak şimdiki İonia kıyılarının ve ayrıca civar adalarının, eski zamanlarda Pelasglar tarafından iskân edildiğini söylemektedir. … Fakat daima dolaşan ve çabuk göç eden Pelasg soyu, hızla gelişmiş ve sonra da çabucak yok olmuştur, özellikle Aiollerin ve İonların Asia’ya göçleri sırasında.”(3)

 
Dumanlı Dağ topografyası

 
Dağların bağrında bir gezgin; her şeyin farkında...

 
Türkmen Mezarlığı, Yeni Kale ve gölet; üçü bir yerde...

Bugün yükseklerden; iki yanını kuşatan salkım söğütlerle izlenebilen Gediz’in yatağının doğusundaki Yanıkköy ve Doğaköy’ün hemen üzerinde yer alan bu kent, volkanik bir dağ olan Dumanlı Dağ’ın andezit ağırlıklı kayalık zemininin üstünde yükselir. Gerek Yanıkköy’den ve gerekse yakın zamanda yenilenen Çukurköy asfaltından bayır aşağı inilerek ulaşılması mümkün olan kalenin çevresinde yer alan seramik döküntülerin yaygınlığı dikkat çekicidir. Bu durum, doğal olarak defineciler için de bir cazibe alanı oluşturmaktadır. Ören yerinde daha önceki yıllarda Yanıkköy’den başlayarak yaptığımız gezintide(5) ve bugünkü gözlemlerimizde de ne yazık ki, benzer manzaralarla karşılaştık.

 
Kalenin kuzeydoğu yönünde yer alan Hellenistik rampa duvarlar

 
 Neonteikhos'un akropolisinden eteklerindeki bugünkü Yanıkköy'e bakış

 
Kalenin güney yönünde anakayanın üstünde yükselen bir savunma burcu

Kentin akropolisi niteliğindeki kale, oldukça sarp ve çevredeki topografyaya hâkim bir kayalık üzerine kurulmuştur. Kalenin üzerine oturduğu kayalığın bir uçurumu andıran batı ve güney yüzünde sur duvarları bulunmamaktadır. Buna karşılık bir eski Türkmen mezarlığının da yer aldığı kuzeydoğudaki düzlüğe bakan yüzünde, kalenin tahkim edilmesine yönelik bir eğik düzlemi andıran rampa şeklinde Hellenistik duvarlar dikkat çeker. Bu duvarların hemen üzerinde ise zamanımıza kesikliğe uğramış bir biçimde ulaşsa da farklı zaman dilimlerinde sur sistemine eklenmiş duvarlar yer alır. En üst düzlemde; bir iç kale görünümünde burçlarla güçlendirilmiş harçlı duvar bölümleri, onların Bizans ya da Türk Beylikleri döneminde inşa edilmiş olduklarını düşündürtmektedir.

 
 Gezginler, harç kullanılarak yapılmış bir sur duvarı önünde...

 
Ana kayanın güney yönü

 
Kalenin kuzey yönünde yer alan harçlı duvar bölümlerine bir örnek

Strabon, Eski Yunan’da yeni sur ya da yeni kale anlamına gelen Neonteikhos kenti hakkında aşağıdaki bilgileri verir:

Söylentiye göre Termopylai’ın üst tarafındaki Lokris’de Phrikios Dağı’ndan hareket eden insanlar, şimdi Kyme’nin bulunduğu yere çıkmışlar ve Troia savaşlarından ötürü kötü durumda olan fakat Kyme’den yetmiş stadia uzaklıktaki Larissa’ya hâkim bulunan Pelasglarla karşılaşmışlar ve halen Neon Teikhos denen kaleyle sınırlarını belirlemişlerdir. Sonra Larissa’yı zapt ederek Kyme’yi kurmuşlar, Pelasglardan az sayıda kalanları da buraya yerleştirmişlerdir. Kyme’ye Lokris Dağları’ndan ötürü Kyme Phrikonis denir, aynı şekilde Larissa’ya da Larissa Phrikonis denmektedir; fakat Larissa şimdi terk edilmiştir.”(4)

 
 Yeni Kale'ye doğudan bakış; bütün duvar seçenekleri bir arada...

 
Kalenin güney yönü; en üst düzlemde yükselen burç duvarları

 
Neonteikhos Akropolisi yada Yeni Kale

Kale’nin hemen altında uzanan eğimli arazideki teraslarda Roma döneminden kalma zeytinyağı işliğine ait olduğu düşünülen ve zeytini ezmeye yarayan trapetum-orbis düzenekleri bulunmaktadır. (5) Kalenin Dumanlı Dağ’a bakan kuzeydoğu yüzündeki düzlükte yer alan küçük bir kulübenin tel örgü ile çevrili bahçesinde ise, ayakla üzüm ezmeye yarayan ve geniş kenarındaki bir oluktan üzüm suyunun akışına izin veren dairesel iki kanallı kocaman bir andezit taş mevcuttur. Buna eşlik eden dibek, düzgün kesme taşlardan bloklar gibi antikitenin varlığı, mevcut taşların dev kütleleri dikkate alındığında bu alanın da bir zeytinyağı ya da üzüm sıkma işliği olarak kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir.

 
 Neonteikhos'un altında; Yanıkköy'ün üst düzleminde yer alan teraslardan birinde bulunan zeytinyağı işliğine ait trapetum (2012 yılı)

 
Kalenin kuzeydoğusunda yer alan düzlükteki üzüm ezmekte kullanıldığını düşündüğümüz düzenek

 
Gezginler, Neonteikhos'un akropolisinde...

Çağında Lidya ve Pers saldırılarına karşı koyamayan kent, Büyük İskender sonrasında; Hellenistik Dönem’de Pergamon Krallığı’nın egemenliği altına girer. Bu dönemde kentin bastığı bronz sikkelerin ön yüzlerinde Athena başı, arka yüzlerinde ise baykuş motifi bulunmaktaymış.(6)

 

Neonteikhos bronz sikkesi; ön yüzünde Tanrıça Athena'nın başı, arka yüzünde ise bir baykuş kabartması yer alıyordu. (İ.Ö.3-2.yy.lar arası) (6)

“Kentin Roma egemenliği boyunca iskân görmüş olduğu yüzeydeki yoğun çanak-çömlek buluntularından anlaşılmakta ise de, bu dönemle ilgili antik kaynaklarda adı geçmemektedir. Bizans Dönemi’nde ise Arkhangelos (Baş Melek) adıyla Smyrna’ya bağlı bir piskoposluk merkezi konumunda olan yerleşme, 13.yy.ın sonunda Saruhanoğulları’nın eline geçmiştir. Menemen kazasının kuruluş yıllarında korunaklı surları ile Saruhan Beyliği’nin Menemen bölgesindeki üslerinden biri olan ve Türkler tarafından “Kayacık” olarak adlandırılan kale, 15.yy.ın başında Çelebi Mehmet’in İzmir’e yaptığı sefer sırasında Cüneyt Bey’in elinden kuvvet kullanılarak alınmıştır. Bu tarihten sonra da Osmanlılar tarafından birçok kalenin başına geldiği gibi tahrip edilerek terk edilmiş olmalıdır.”(7)

 
 Yeni Kale'nin üstündeki andezit kesme taşlardan yapılmış lahit mezarlara örnek

 
Yeni Kale'nin arkasında yer alan düzlükteki eski gölet

 
Kalenin kuzey yüzünde yer alan bir burcun harçlı duvarları

 
Kalenin batıya bakan yüzündeki harçlı bir duvar parçası

Ana kayanın üstüne konumlanmış Yeni Kale’nin eteklerinde yer alan farklı dönemlere ait çanak çömlek döküntüsü oldukça dikkate değer; sırlı sırsız çok sayıda seramik kırığı etrafa saçılmış durumda. Çukurköy yolundan kaleye doğru inerken eğimin azaldığı bir seviyeden itibaren lahit mezarlara da rastladık. Yerel malzeme olan andezit kesme taşlardan yapılmış mezarların bazısının yanında parçalanmış halde lahit kapakları da duruyordu hala. Anlaşıldığı kadarıyla akropolisin yakınlarında da bir nekropolis yer alıyor.

 
 Kalenin en üst düzlemine çıkan kuzey yönündeki merdivenler

 
Kalenin en üstünden Çukurköy asfaltına bakış

 
Neonteikhos sakinlerinden...

 
Neonteikhos Akropolisi'nden aşağıdaki düzlükte yer alan kulübe ve antik malzemenin bulunduğu alana bakış

Civardaki köylerde Gediz Ovası’nda yürütülen tarımsal faaliyetlerin yanında hayvancılık da oldukça yaygın. Volkanik bir yapıdaki Dumanlı Dağ’ın eteklerinde yer alan arazilerde; bu nedenle otlayan koyun sürüleri için çok sayıda gölete rastlamak mümkün. Ama bunlardan en güzeli, anlaşıldığı kadarıyla geçmişi çok eski zamana; belki de İlkçağ’a kadar uzanan ve ana kayanın oyulmasıyla elde edilmiş hemen kalenin kuzeydoğu yüzündeki Türkmen mezarlığının yakınında yer alan gölet. Bu o kadar güzel bir gölet ki, andezit kayalarla kaplı zeminde bir vaha gibi parıldıyor.

 
 Belki de Neonteikhos kenti ile yaşıt antik gölet

 
Gezginler, göletin önünde...

 
Gölet ve Yeni Kale

Yanında yer alan biri melengeç, diğeri ise yaşlı bir meşe ağacının gölgesinde; yüzlerce yıldır toprak altında uykuya dalmış Türkmen kafilelerinin bölgedeki belki ilk temsilcilerini bağrında taşıyan bu eski mezarlık, taşlarla çevrili zeminden yaklaşık 1 metre yüksekliğinde bir avlunun içinde bulunuyor. Geçen zamana karşın, toprağa saplanmış birer kama gibi duran eski mezar taşlarının birkaçı, dikkatle bakılırsa hala fark edilebiliyor. Ama Dumanlı Dağ’ın başında bu toprağın sanki birer tapusu gibi hala dimdik ayakta; ziyaretçilerini bekleyen bu sessiz ölüler, yine de insanı hüzünlendiriyor.

 
 Yeni Kale'nin kuzeydoğusunda yer alan Türkmen mezarlığı

Toprağa bir kama gibi saplanmış Türkmen mezar taşları

Koyun koyuna yatar Dumanlı Dağ'ın ayaz gecelerinde; bir melengeç, bir meşe ve sessiz Türkmen ataları...

Kalenin burçlarla sağlamlaştırılmış üst düzleminde neler var? Kalenin girişi olduğunu düşündüğümüz ve üstünde yer alan harçlı bir duvar parçasıyla önü kapatılmış basamaklı çıkış, kalenin güneybatısına bakıyor. Oradan başlayarak kalenin üstündeki düzlüğe doğru yapılacak bir yürüyüş, en sonunda sizi tepedeki ana kayaya oyulmuş ve bir kült alanı olabileceği düşüncesini akla getiren ana kaya çekirdeğine ulaştırıyor. Kayaların üzerinde yer alan oluklar, delikler ve düzgün konturlu basamağa benzer alanlar, acaba burası bir sunak olabilir mi sorusunu düşündürtüyor. O çağlardaki kutsal bir kaya çekirdeğinin üstüne tapınak yapma geleneğinin bir yansıması mıdır bu gördüklerimiz? Buna benzer bir kaya sunağına birkaç yıl önce; Ödemiş yakınlarındaki Balabanlı Kalesi’ne çıktığımızda tanıklık etmiştik.(8) Neonteikhos Akropolisi’nde gördüğümüz manzara da, bize o sunağı hatırlatıyor.

 
 Neonteikhos Akropolisi'nde yontulmuş anakaya kütlesi

 
Ana kayanın çevrresinde yer alan düzgün basamaklar, delikler ve sıvının akışını kolaylaştıran oluk gibi kanallar acaba zirvede bir kült alanına mı işaret ediyor?

 
Anakayanın solundan aşağıdaki Doğaköy'e bakış

Kentin kalıntılarının saçıldığı alanda; yüzey araştırmaları dışında herhangi bir kazı faaliyetinin günümüze dek gerçekleştirilmemiş olması, bilginin toprak altında saklı olduğunu gösteriyor. Ama defineciler asla boş durmuyorlar ve kalenin köye bakan yamaçlarında harıl harıl çalışıyorlar. Çevrede defineciler tarafından açılmış onlarca çukur var.

 
Güney yönünde; anakayanın dibinde açılmış derin bir çukur

 
Yanıkköy

 
Kalenin kuzeydoğusunda yer alan düzlükteki kulübe ve içinde yer alan antik malzeme

 
Gezginler, kaleden inişte...

Giderken ve dönerken kendimize hedef aldığımız yekpare kayalık kütleyi dönüşte çevresinden dolaşarak aşıyoruz bu kez. Dönüşte sıkı bir tırmanış var: yol boyunca andezit kayalıkların bize hazırladığı sürprizlerle karşılaşıyoruz zaman zaman. Bazen sulama amaçlı çok eski zamanlardan beri işlev gören içi su dolu iki kuyu, kuzey yönünde rastladığımız köylülerin Kamber Ağılları adını verdikleri geniş bir alanda iç içe avlu duvarlarıyla çevrilmiş ağıllar, taşlarla yapılmış çoban kulübeleri, İlkçağ lahit mezarları, araziye yayılmış birkaç gölet, uzaklardan otlayan sürülerin çıngırak sesleri, sürüleriyle beraber kayaların arasından kaybolan; omuzlarındaki çıkınlarıyla çoban silüetleri ve dahi niceleri… 

 
 Kamber Ağılları

Yolumuz üstünde bir kayanın dibinden kaynayan su; Dumanlı Dağ'da hayatın kaynağı...

Dumanlı Dağ'ın esas sahipleri

 
Sırtında çıkını; Doğaköylü Çoban Kenan; kaybolup gider dağlara doğru...

Ahlat ağaçları, pırnar meşeleri, kesme çalıları, yer yer yabani zeytinler, uzaklardan seçilen birkaç kızılçam, meşeler ve melengeçler; bolca geven dikenleri; ama daha henüz hiç birisi uyanmamış. İşte size Dumanlı Dağ’ın Gediz Ovası’na dönük yüzündeki bitki örtüsünden ipuçları…

 
Neonteikhos altında; bir kulübenin yanında bir andezit üzüm/zeytin ezme taşı

 
 Çukurköy asfaltına yaklaşırken bir su kuyusu

Çukurköy asfaltı yakınlarında yukarı doğru yürürken karşılaştığımız son gölet

Neonteikhos’a veda vakti; sabah saat 10’da başlayıp, yaklaşık 4 saat kadar süren bir keşif gezisinin Çukurköy asfaltında sonlandığı zaman, saat neredeyse 2’yi vurmaktadır. Bu da Çukurköy Kıraathanesi’nde soluklanma ve yemek zamanıdır.


 Neonteikhos'a veda etme vaktidir.


Çukurköy’den öteye; Dumanlı Dağ’ın arka yüzü

Çukurköy, yazları yayla domatesiyle pek meşhurdur çevrede. Son yıllarda köye ulaşan yol, son derece düzgün bir hale getirilmiş. Bir köy için oldukça lüks denilebilecek özellikteki yolun yapımına yakın zamanda vefat eden Çukurköylü bir bürokrat ön ayak olmuş. Köye kış havası hâkim; sokaklarda birkaç kişiden başkasını rastlamak mümkün değil. Kahvehanede ise üç kişi sohbet ediyor. Bizle beraber içerisi biraz daha kalabalıklaşıyor.

 
 Dumanlı Dağ'ın arka yüzü; Güzelhisar Vadisi

 
Turgutlar köyü camisi; camı kırık, kapısı kapalı...

Yemek sonrası, çaylar eşliğinde kısa bir dinlenme anı; ardından Dumanlı Dağ’ın arka yüzüne doğru yapacağımız bir yolculuk var hesapta. Çukurköy’ün 7 km. kadar uzağında yer alan Turgutlar köyüne doğru yola çıkıyoruz. Düzgün bir asfalt yol, kızılçamlar arasından bizi dağın öbür yüzüne doğru taşıyor. Biraz sonra Yamanlar Dağı, Emirâlem Boğazı ve Spil’e kadar uzanan Manisa Havzası’nı seçebiliyoruz uzaktan.

 
 Turgutlar köyü girişinde bir telefon direğine çakılı PTT levhası; ama hayat yok ki, PTT olsun.

Önceden bir yörük obasıydı; şimdi ise bir yıkıntılar alanı Turgutlar köyünün eski evleri...

Turgutlar köyü, eski bir yörük obasının yerleşik hayata zorlandığı yıllarda köye evrilmiş olmalı. Ancak, bugünlerde sanki hiç kimse yaşamıyor gibi. Dağın öbür yüzündeki alçak yamaçlara yaslanmış köyün eski evleri viraneliğe dönmüş, çoğu yıkıntılar içinde. Camisi bile kapalı. Bir telefon direğine çakılı PTT levhası dikkatimizi çekiyor. Devletin elini hissediyoruz sokaklarda. Caminin arkasında köy misafirhanesi ve muhtarlık binası bile kapalı. Köyün meydanı diyebileceğimiz ortasında bir dut ağacının yer aldığı alan, kilit taşıyla kaplanmış. Sırttaki bir iki evde hayat belirtisi olmakla birlikte onlardan da ses seda çıkmıyor. Böyle bir terk edilmişlik duygusu içinde karşılıyor bizi bugün; Turgutlar köyü.

 
 Turgutlar köyündeki eski bir çeşme; tabii ki suyu da akmıyor.

 Bu da eski bir ocak; tavanı çökük...

 
 Ne yalan söyleyelim; köyün en gösterişli yeriydi girişi; hem de kilit taşı döşeli...

Köyün yaklaşık 1 km. kadar uzağında olduğunu bildiğimiz ekolojik tarım çiftliğini de görmek istiyoruz yakından. Bu amaçla Turgutlar köyünün arkasından sırta doğru ilerleyen toprak bir yola giriyoruz. Dumanlı Dağ’ın kuzeye bakan yamaçlarını yalayarak yükselen toprak yol, biraz sonra çamura dönüyor. Sırtı devirdiğimiz zaman karşımızda Türkmen Şelalesi’nin ve Güzelhisar Barajı’na ulaşan çayın aktığı vadi görünüyor. Vadinin ucunda ise Güzelhisar Baraj Gölü… Meşe ağaçlarıyla kaplı sırttan biraz daha aşağıya inince mütevazı çiftlikle karşılaşıyoruz. Ama orada da uzaktan gelen bir radyo sesinden başka pek bir hayat belirtisi yok. Sözün kısası, bugün Turgutlar’da bize ekmek yok; bundan sonraki hedefimiz, Turgutlar köyünün çıkışından karşıdaki Bozalan köyüne gittiğini düşündüğümüz kızılçamlar arasındaki toprak yolu aşmak…

 

İmece Ekolojik Çiftliği

 
 Telekler köyü

Bu amaçla çamurla boğuşarak yeniden ulaştığımız Turgutlar köyünün hemen çıkışındaki bir bayırdan doğuya doğru ilerleyen toprak yola giriyoruz. Yaklaşık 5 km kadar sonra; kızılçamlar içinden ilerleyen ve tam bir yürüyüş yolu diye nitelendirebileceğimiz özellikteki toprak yolu kat ederek Bozalan köyüne varıyoruz. Yol boyunca birkaç taş köprünün üstünden ve birkaç çeşmenin yanından geçiyoruz. Bu yol gerçekten tam bir yürüyüş parkuru niteliğinde görünüyor. İlerideki bir zamanda; bu güzergâhı, Bozalan’dan Turgutlar’a kadar yapmayı aklımızın bir köşesine not ediyoruz.

 
 Telekler'den Temnos Kayası'na ve Dumanlı Dağ topografyasına bakış

Artık günün sonuna doğru yaklaştık sayılır. Dumanlı Dağ’ın Emirâlem Boğazı’na bakan eteklerinden ilerleyerek, Sarınasuhlar ve Telekler köylerini arkamızda bırakıyoruz. Sürüler bağırış çağırış içinde; yavaş yavaş ağıllarına doğru ilerliyor. Taşımalı sistemle okullarına giden köyün çocukları ise, minibüs servisleriyle evlerine dönmekte. Bize düşen ise, Telekler köyü çıkışındaki Telekler Göleti’ne ve kuzeyimizdeki Temnos Kayası’na karşı; bir sekide verilen son mola anı… Termostaki çayların eşliğinde göletin sularına vuran göğün mavisi grisi; hepsi bir arada şimdi…

 Telekler Göleti'nin hemen önündeki bir sekide günün sonu

 
Telekler Göleti

Akşama doğru günü dolu dolu yaşamanın keyfiyle yönümüzü İzmir’e doğru çeviriyoruz. Telekler çıkışından itibaren Süleymanlı üzerinden Emirâlem Regülâtörü’ne ulaşıyoruz. Uşak’tan beri geçtiği her köy ve kasabadan binbir türlü atıkla yüklenen Gediz, fazlalıklarını kıyısındaki söğütlere, sazlara ve çalılara takıp bırakmış gibi. İçinde sürüklediği kimyasallar ise, nehrin insanlığa büyük hediyesi gibi(!) Regülâtörün bendi üzerinden geçerek Gediz’i aşıyoruz ve Emirâlem’e kavuşuyoruz. Ne diyelim; bundan sonrası tufan…

Dipnotlar
(1)       Antik dünyada Dumanlı Dağ’ın adı
(2)      Ege Denizi’ndeki Sisam (Samos) Adası’na doğru bir dil uzanan bugünkü Dilek Yarımadası
(3)      Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası, Çeviren: Prof. Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları; 3.Baskı-İstanbul 1993; Kitap XIII, Bölüm III, C621; sayfa: 126
(4)     Strabon; a.g.e; sayfa:126,
(5)      Aiol bölgesinde kalelerin izinde; Sancakkale ve Neonteikhos yazısı için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/02/aiol-bolgesinde-kalelerin-izinde.html
(6)     Neonteikhos sikkeleri için bkz. http://www.asiaminorcoins.com/gallery/thumbnails.php?album=11
(7)      Prof. Dr. Ersin Döğer; Menemen ya da Tarhaniyat Tarihi, Sergi Yaynevi, Mart 1998; sayfa:276
(8)     Balabanlı Kalesi yürüyüşü için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2014/05/balabanli-kalesi-yuruyusu.html
(9)     Fotoğraflar, gezi sırasında İF ve MYC tarafından çekilmiştir.


Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: MYC

Bumerang - Yazarkafe

2 yorum:

  1. Şükrü Bey'in önderliği ve ilhamının da rolü vardır elbet.... Nina Bencoya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli Nina,
      Elbette ki; ona ne şüphe...O bizim en sevgili öğretmenimizdi ve hep öyle kalacaktır. Bu yazıda onun adını anmamamız asla onu unuttuğumuzdan değildir. Hatta şimdi bak Ebruli'nin düzenlediği Aiol seminerlerinde onun son söz olarak Eressoslu Theophrastos'dan yaptığı aktarımı anarak sonlandıralım sözlerimizi:
      "Biz yaşamaya başladığımız gün ölüyoruz. Demek ki, adını duyurma merakı kadar yararsız bir şey yok. Haydi size uğurlar olsun, ya bilimi bırakın -çünkü çok yorucu- yada gereğince ilgilenin: çünkü şanı çok büyük..."

      Bu yüzden onun şanı asla unutulmaz... İF

      Sil