27 Kasım 2015 Cuma

NYSA’NIN KUTSAL ALANI; AKHARAKA



ÖLÜLER ÜLKESİ’NE AÇILAN KAPI;
PLUTON ve KORE TAPINAĞI

6 Kasım 2015
İbrahim Fidanoğlu

İnsan hayatında yaşanılan yerin; coğrafyanın ve iklimsel koşulların önemi ne kadar büyüktür. Bütün insanlık öyküsü ve insanlığın doğayla olan mücadelesinin hikâyesini oluşturan kültürel yaşamlar, hep bu temel üzerine inşa edile gelmiştir. İşte bugünkü hedef noktalarımızdan biri olan Aydın’ın Salavatlı Köyü yakınlarındaki Akharaka Kutsal Alanı ve oradan Sultanhisar’ının sırtlarında yer alan Nysa Antik Kenti’ne kadar uzanan kutsal hac yolu üzerinde gördüklerimiz bunun özeti gibidir.

 Akharaka ve Eskihisar Köprüleri 
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Aydın Dağları’nın güney eteklerinde uzanan Nysa ve Akharaka, fay kırıklarıyla kaplı bir zeminin hemen üzerinde yer alır. Yeraltından fay kırıklarının zayıflattığı zeminin belli noktalarından yeryüzüne ulaşan kükürtlü sıcak su ve buhar, bu yörede tarih boyunca yaşayan ahalinin gündelik yaşamına, inanç dünyasına ve sağlık arayışlarına karışarak bölgedeki yaşamı zenginleştirmiştir. Dini ritüeller, derman arayışları, tanrılara adanmış törensel zenginlikler bu merkez etrafında gelişerek şekillenmiştir. Biraz ilerideki Sultanhisar Kasabası’nın hemen üstünde yer alan İlkçağ yerleşimi Nysa’nın kutsal alanı olarak Akharaka bu çerçevede incelenmeye değer; Yer Altı Tanrısı Hades’e yada Pluton’a adanmış bir kült merkezidir. Yeraltından kaynayıp fışkırarak gelen; görünüşü ve kullanımıyla insan bedeninde sağlık yönünden yaratmış olduğu şaşırtıcı sonuçları nedeniyle tapınak alanının Yeraltı Tanrısı Pluton’dan başkasına adanması da düşünülemezdi zaten. Çünkü bütün bu jeolojik oluşumlar çerçevesinde insanların dertlerine derman olma özelliğine sahip bu kaynağın doğaüstü güçlerle ilişkilendirilmesi, İlkçağ’daki inanç yaklaşımları açısından da son derece normal olmalıdır.

 Akharaka Pluton ve Kore Tapınak Alanı; kuzey yönünden bakış

Tapınağın adandığı Ölüler Ülkesi’nin Tanrısı Hades üstüne anlatılan efsaneye göre, Hades, Tanrıça Demeter’in Zeus’tan olma kızı Persephone’yi kaçırarak kendine eş yapar. “Mevsimlerin dönümünü, toprağın ve bitkisel doğanın yazın canlanmasını kışın ise ölmesini simgeleyen bu efsanede; Hades’in rolü, âşık olduğu Persephone’yi kaçırdıktan sonra bir daha yeryüzüne çıkmasını önlemek için bir nar tanesi yedirmesinden ileri gitmez. İnanışa göre, Hades Ülkesi’nde bir şey ağzına koyan bir daha oradan ayrılamazdı. Kızının kaçırılmasında payı olan Zeus, Demeter’in yalvarmaları üzerine; kızın altı ay yeraltında, altı ay yeryüzünde kalmasını buyurur.

 Hemen tapınak alanının yakınında bulunan ve bazı kazı buluntularının konduğu tonoz kemerli yapı kalıntıları

Hades ve karısı Persephone; amansız, insafsız, yürekleri hiçbir sunu yada kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar sayılırlar. Kendilerinden de ülkelerinden de tanrılar ve insanlar nefret eder.

“Tanrılar sevmez o küflü puslu yerleri” der Hesiodos, Homeros da “tanrıların bile tiksindiği çirkef dolu ülke” diye tanımlar Hades’i. Tanrı Hades ise, gün ışığının sızmadığı karanlık ülkesinden hiç ayrılmaz, Olympos’lu tanrılar kuşağından olduğu halde, onların arasına karışmaz, şölenlerine katılmaz.”(1)

Akharaka Kutsal Alanı'nın güneye bakan yüzü

İşte Akharaka jeolojisi, bu inanç kültünü merkeze oturtmaya uygun elverişli bir mekândır.

MÖ 3. yüzyılda bir Selevkos yerleşmesi olarak kurulan Nysa Antik Kenti, ününü ve zenginliğini bir eğitim kenti olmasının yanı sıra, üzerinde bulunduğu Büyük Menderes Ovası’nın tarımı ile yakınındaki kutsal yeri olan Pluton (Hades) - Persephone (Kore) Tapınağı’nın bulunduğu Akharaka’daki (bugün Salâvatlı) gizemli kültle ilgili tedavi merkezine borçludur. Akharaka (Salâvatlı) eski çağlarda bir termal tedavi merkezi olarak kullanılmış olmasıyla da ünlüdür. Bugün buradaki Sarısu olarak adlandırılan derenin suyunun içerdiği kükürt ile yeraltındaki kükürtlü gazın varlığı, eski çağlarda bu antik yerleşimin çok önemli ve gizemli bir tedavi merkezi olmasını sağlamıştır. Bütün bunların sonucunda dinsel bir kimlik de kazanan Akharaka, tanrılara şükran için yapılan çeşitli dinsel törenlerin de yeri olmuştur.

Tapınağın doğu kenarında bulunan tek sıra Dor tarzı sütunlardan oluşan sıra (8 adet seçilebiliyor)

Salavatlı, bu jeotermal ve dinsel özellikleri nedeniyle, özellikle Hellenistik Dönem’den (yaklaşık MÖ 330-30) Roma İmparatorluk Dönemi ve onu takip eden yıllardaki Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri’nde hastane, büyük küçük havuzlar ve şifa hamamlarına gelen konuklar için yapılan evlerle iskân edilmiştir. Böylece önemli bir sağlık merkezi olan ören yeri, ayrıca buradaki Pluton (Hades) – Persephone (Kore) Tapınağı ile de Hellenistik ve Roma dönemlerinde bu antik yerleşimdeki tedavi merkezinin yanı sıra, onunla ilişkili olan dinsel merkez olarak da gelişmiş ve kente sosyal ve eğitim alanında büyük katkılarda bulunmuştur. Ayrıca Nysa Antik Kenti’nin önemli yöneticilerinin Roma ile iyi ilişkileri ve prokonsülde olan kişilerin zenginlikleri de kentin ünlenmesinde büyük rol oynamıştır. Büyük Menderes Nysası’nın en parlak dönemi, MS 1. ve 2. yüzyıllar olmuştur. Bizans Dönemi’nden sonra Nysa’nın 1402 yılında Timurlenk tarafından ele geçirilişi de, kentin yavaş yavaş gerilemesine neden olmuştur.(2)

Tralleis-Nysa yolunun günümüze ulaşan bir bölümü

Zeytin ağaçlarıyla kaplı; Aydın-Denizli karayolunun üstünde yer alan bir sekide kurulu Akharaka ören yeri, bugün Salavatlı Köyü’nün Sultanhisar çıkışına doğru yerleşimlerin bittiği bir noktada yer alır. Kutsal alanın Nysa Antik Kenti’ne uzaklığı yaklaşık 4 km. kadardır. Bugün zeytinlikler arasından Eskihisar Köyü’ne çıkan yola kavuşan bir toprak yolun her iki yanında yer alan tonozlu yapı kalıntıları, bu topraklarda yaşam süren uygarlıkların neredeyse tümünün bu toprağın jeolojisini bir fırsata dönüştürdüğünün bir delili gibidir. Çünkü bu yapıların birçoğu kaplıca, hastane ve konaklama tesisi gibi hastaların iyileştirilmesi amacıyla kullanılmış termal tedavi tesisleri olmalıdır.

Akharaka Tapınağı'nın batı kenarındaki sütun dizisi

Yukarıda sözü edilen tapınaklarla Nysa’yı birbirine bağlayan toprak yol, aslında İlkçağ’daki Nysa ile Tralleis arasındaki ana yolun da bir parçasını oluşturmaktaydı. Tapınaktan Nysa’ya doğru yönelen bu toprak yol, aynı zamanda bu tılsımlı bölgeye atfedilen kutsallıkla bütünleştirilmiş bir hac yolu işlevi de görmekteydi.

 Akharaka'dan Nysa'ya uzanan hac yolu üzerindeki tonoz kemerli yapılardan bazıları

Eski çağlardaki dinsel yaklaşımlara göre; bu türlü sıcak su ve zehirli gaz çıkışlarına izin veren jeolojik oluşumların bulunduğu bölgeler, yer altı dünyası yada öteki dünya ile bir iletişim noktası olarak kabul edilmiş ve bu mekanlara kutsallık atfedilerek genellikle bir kült merkezi olarak benimsenmekteydi. Batı Anadolu’daki konumuz olan Akharaka (Salavatlı), Denizli-Pamukkale’deki Hierapolis ve Aydın-Ortaklar yakınlarındaki Menderes Magnesia’sı da bu türlü merkezler olarak dikkat çekmektedir. Zamanla bu gibi yerlerle ilgili olan tanrısal güçler, ölülerin ve yer altı dünyasının efendisi olan Hades yada Pluton ve karısı Persephone (Kore) ile ilişkilendirilmişti ve buralardaki tapınak alanlarına Plutonion veya Cehennem Kayıkçısı Kharon’dan dolayı Kharonion adı verilmekteydi.

Eskihisar'a doğru tonoz kemerli yapılardan biri daha

Bu gerçeği, zamanının önemli eğitim merkezlerinden biri olan Nysa’da kendisi de bir süre eğitim gören İlkçağ’ın ünlü Coğrafyacısı Amasyalı Strabon şu şekilde ifade etmektedir:

“Maiandros dolaylarındaki bütün toprakların depremin etkisi altında olduğunu ve iç kısımlara kadar hem ateş hem de su tarafından oyulduğunu, bu nedenle ovalarda başlayan bu durumun, Kharonionlar ülkesine kadar uzandığını söyleyebilirim. Bundan Hierapolis’deki, Nysa yöresindeki Akharaka’daki ve Magnesia ile Myus yakınındaki Kharonionları kastediyorum. Gerçekten, toprak gevrek ve kolay ufalanabilen cinstendi.”(3)

 Tapınak alanında bulunan akanthus yaprakları, lotus çiçekleri ve yumurta desenleriyle bezenmiş kiriş parçaları

Yine Strabon, Akharaka’daki İlkçağ tapınak alanını ve sahip olduğu gizemi şu şekilde ifade etmektedir:

“Tralleis ile Nysa arasında, Akharaka kentinden çok uzak olmayan, Nysalılara ait bir köy vardır. Burada çok kıymetli kutsal bir bölgeyle birlikte Plutonion ve Pluton ile Kore’nin şapelleri bulunur. Keza kutsal bölgenin daha yukarısında uzanan, doğa bakımından olağanüstü olan, Kharonion denen bir mağara vardır. Burası için şöyle denir: Hastalar ve buradaki tanrılar tarafından tedavisi emredilenler oraya başvurur ve köyde deneyimli rahipler arasında yaşar. Rahipler, mağarada hastaların uyudukları sırada gördükleri rüyalara göre tedavi şekilleri saptarlar. Bu rahipler, aynı zamanda tanrılardan şifa niyaz eden kudretli kimselerdir. Onlar, sık sık hastayı mağaraya götürerek, hayvanların inlerinde yaptıkları gibi, birkaç gün yiyecek vermeden yalnız başlarına sükûnette bırakırlar. Bazı zamanlar, hasta kendi rüyalarını da dikkate alır, fakat genellikle hastaları ayinlere sokan ve onlara öğütler veren rahiplerdir. Onlardan başka herkese bu yer, yasak ve öldürücüdür. Akharaka’da her yıl bir festival düzenlenir ve bu sırada özellikle bu festivali kutlayanlar, bütün bu şeyleri duyup görebilirler. Festivalde bir de öğleye doğru “gymnasion”un erkek çocukları ve gençleri çıplak ve yağlanmış olarak, bir boğayı aceleyle mağaranın içine sürüklerler ve başıboş bırakıldıkta boğa ileri doğru kısa bir mesafe gider ve son nefesini verir.”(4)

 Tapınağın güney-batı köşesi

Nysa kazılarının uzun süre başkanlığını yürüten Prof. Dr. Vedat İdil’in anlatımına göre bugün söz konusu yerde mağaraya benzer bir girintiye rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, biraz batıda oldukça derin ve sarp bir vadinin dibinden akan Sarısu adlı dere kükürt içermektedir. Ayrıca bu vadinin yamaçlarında da Nysa’ya özgü tonoz kemerli yapıların varlığı büyük olasılıkla İlkçağ’da Kharonion olarak adlandırılan yerin burası olması olasılığını güçlendirmektedir.(5)

Akharaka'dan Nysa'ya giden yol üzerindeki bir tonoz kemerli bir başka yapı örneği

Bugün Akharaka Kutsal Alanı’ndan Aydın Dağları’nın eteklerindeki Eskihisar Köyü’ne çıkan asfalt yola doğru ilerlerken bu yola kavuştuğumuz noktadaki Karayolları tarafından yakın zamanda restore edilip ayağa kaldırılan dev boyutlardaki iki taş köprünün genişlikleri, Nysa’dan Akharaka’ya doğru bu festival zamanlarında bir tür hac yürüyüşüne çıkan kalabalıkların büyüklüğünü anlatmak açısından çarpıcıdır.

 Tapınak alanının sütunlarla çevrili kenarına komşu duvar izleri

Tapınak alanındaki Dor tipi sütunlar

Akharaka tapınak alanına batı yönünden bakış

Tapınak alanında ilk olarak 20.yy.ın başında Almanlar, kazı çalışmalarını başlatmışlar. 1909’da Alman kazı ekibinden H.Pringsheim’in yürüttüğü kısa dönemli kazı çalışmaları sırasında tapınağın planı hakkında ilk bilgiler elde edilmiş. Daha sonrasında işgal yıllarında ise, 1921’de Yunanlılar bölgede bir takım kazılar yapmışlar. Cumhuriyet dönemindeki kazılar ise, Kültür Bakanlığı’nın denetiminde 1990 yılından beri sürdürülmekte. Bir dönem Yaşar Holding’in desteğinde Prof. Dr. Vedat İdil’in başkanlığında yürütülen Nysa kazılarını, günümüzde Ankara Üniversitesi DTCF’den Doç Dr. Serdar Hakan ÖZTANER yönetiyor.

 Akharaka Pluto ve Kore Kutsal Alanı

Tapınak alanı, kuzey-güney yönünde uzanan ve Dor düzeninde inşa edilmiş; kısa kenarında 6, uzun kenarında ise 12 adet tek sıralı sütunla çevrilmiş bir plana sahip bulunmaktaydı. İlkçağ’da bu tür tek sıralı tapınaklara peripteros ismi verilmekteydi. Bugün bu sütun parçalarını bulundukları yerde izlemek mümkün...


 Gezginler, Akharaka'dan Nysa'ya giden kutsal yol üzerindeki zeytinlikler arasında...

Yapının cella’sı, özenle işlenmiş beyaz kireç taşından bloklardan oluşuyordu. Prof. Dr. Vedat İdil’e göre, tapınağın girişi büyük olasılıkla kuzeydendi. Nysa’dan gelen kutsal yol, tapınağın güneyinden geçtikten sonra batıya kıvrılıyor ve oradan da yapının kuzeyindeki Pluton ve Kore’nin sunağının bulunduğu geniş bir alana açılıyordu. Tapınağın hangi dönemden kalma olduğuna dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte, yapı kalıntıları içinde bulunan Roma Dönemi’ne ait iki başlık, İ.S. 4.yy.ın sonlarını işaret etmektedir. Tapınak alanı, daha sonraki zamanlarda çevresi bir duvarla çevrilerek bir kilise haline dönüştürülmüş.

 Zeytin ağaçlarının altından fışkıran; köylülerin nergis dediği zambağı andıran sarı çiçekler

 Sordum sarı çiçeğe; adın nedir?

Tapınak alanının üst düzlemine kadar çıktık. Dağın eteklerinde dolaştık. Çevrede yer alan tonozlu yapıların çoğu toprağa gömülü vaziyette idi. Yaşlı zeytin ağaçlarıyla kaplı alanda yer yer hasat başlamıştı bile. Uzaklardan traktörlerin ve zeytin silken köylülerin sesleri duyuluyordu. Biraz ilerde bizi hoş bir sürpriz karşıladı. Toprak yolun üst yanında ve zeytin ağaçlarının çevirdiği bir düzlükte, topraktan fışkırırcasına bir yoğunlukta zambağa benzer sapsarı çiçekler vardı. Sabah sabah inanılmaz bir güzellik sundu bize doğa. Biraz ileride çilek tarlasına dereden su basmaya gelmiş; yukarıdaki Eskihisar Köyü’nün muhtarının söylediğine göre, bu çiçeğe yörede nergis derlermiş. Ama bu çiçeğin soğanlı bir bitki olması dışında bildiğimiz nergisle pek de ilgisi yoktu. Muhtarla ayaküstü yol boyunca rastladığımız tonoz kemerli yıkıntılar hakkında konuştuk. Onun da belirttiği üzere bu yapıların tümü Roma’dan Bizans ve Osmanlı’ya kadar sağlık amaçlı kullanılmış; havuz, kaplıca ve dinlenme mekânlarıydı.

Nysa yolunda sarı çiçeklere son bakış

Eskihisar Köyü Muhtarı, yukarıdaki köy kahvesinde bizi çay içmeye davet etti. Çayları içerken muhtardan Eskihisar’ın aslında Sultanhisar’dan daha eski bir yerleşim olduğunu, “hisar” sözcüğü ile de Nysa yerleşiminin kast edildiğini belirtti. Ama zaman içinde Eskihisar’ın giderek içine kapandığını; Sultanhisar’ın ise daha çok önem kazanarak ilçe merkezi haline geldiğini söyledi. Kahveden ayrılırken, muhtardan Nysa-Akharaka hac rotası üzerinde yer alan iki dev köprünün yakın zamanda Karayolları 2.Bölge Müdürlüğü tarafından restore edildiği bilgisini öğrendik ve Aydın-Denizli yoluna doğru inerken her iki köprüye de uğradık.

Eskihisar Köyü meydanındaki kahvehanenin önü

Tek kemerli Eskihisar-2 Köprüsü

Eskihisar-2 Köprüsü; genişliği 11,45 metre...

Köprülerden Aydın-Denizli yoluna daha yakın olanı; iki gözlü; diğeri ise tek ve oldukça büyük kemerli bir taş köprü. Aşağıdaki Eskihisar Tarihi Köprüsü-1; diğeri ise Eskihisar Tarihi Köprüsü-2 ismi ile anılıyor. Birinci köprü 2013, 2.köprü ise 2015 yılında Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiş. Her iki köprünün büyüklüğü ve genişliği o çağlardaki insan nüfusu dikkate alındığında olağandışı olarak kabul edilebilir.

 Daha küçük çaplı ve iki kemerli Eskihisar-1 Köprüsü

 Eskihisar Köprüsü-1; genişliği 14,88 metre...

Köprünün kemerlerine yakından bakış

Eskihisar-1 Köprüsü yakınlarındaki tarihi çeşme 

Köprüler; üzerinde yer alan bilgilere göre, Geç Roma ve Erken Bizans dönemine tarihleniyor. Yukarıdaki tek kemerli köprünün (Eskihisar-2) genişliği 11,45 metre; boyu ise 45,80 metre olarak belirtilmiş. Aşağıdaki iki kemerli köprünün (Eskihisar-1) genişliği ise yukarıdakinden daha fazla olup 14,88 metre; genişliği ise 44 metre olarak köprülerin üzerindeki Karayolları tarafından konulan kitabelerde belirtiliyor. Bütün boyutlar, İlkçağ’daki festival ve hac yolculuklarının ne kadar dramatik boyutta bir katılıma işaret etmesi ve bölgenin sağlık nedenli geçişlere ne kadar açık olduğunu göstermesi açısından dikkate değer.

Akharaka-Nysa kutsal yolu üzerindeki ölmez ağacı; zeytin

Akharaka ve Nysa’yı ona bağlayan hac yolu üzerindeki dolaşmalarımız çay molası ile epey uzadı. Çünkü esas hedef Büyük Menderes’in güneyinde yer alan ve tüm zamanlar boyunca başka anlatılmaya değer hikâyeleri olan Arpaz Kulesi ve sırtında yer alan İlkçağ Karya yerleşimi Harpasa idi. Artık rotayı güneye doğru çevirmenin vakti gelmişti.

Dipnotlar
(1)    Hades için; bkz. Mitoloji Sözlüğü, Azra ERHAT, Remzi Kitabevi-11.Basım; sayfa:120-Hades maddesi
(2)   Akharaka ve Nysa hakkında; bkz. http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/?/=157
(3)   Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV); Arkeoloji ve Sanat Yayınları; Çev. Prof.Dr. Adnan Pekman, 3.Baskı-1993; sayfa: 65
(4)  a.g.e. sayfa: 170-171
(5)   Nysa ve Akharaka, Prof.Dr. Vedat İDİL; Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı; İstanbul-199; sayfa:81
(6)  Fotoğraflar, yürüyüş sırasında Aydın Aydemir tarafından çekilmiştir.

(DEVAMI VAR )

Yazan : İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC



Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe





15 Kasım 2015 Pazar

DİLEK YARIMADASI’NDA DOLAŞIRKEN-3



PANIONION, GÜZELÇAMLI, KALAMAKİ KOYLARI VE 
OLUKLU KANYON

30 Ekim 2015
İbrahim Fidanoğlu

Son yıllarda yürüyüş günlerimizin en az birini Dilek Yarımadası’na ayırıyoruz. Bu yıl da yeni sezonun ilk yürüyüşünü Dilek Yarımadası’nda gerçekleştirdik. Biraz eklektik bir gezi olsa da; günümüz doğa ve tarih birlikteliğinde yine oldukça keyifli geçti. Hava sıcaklığı 25 derece civarında, deniz sütliman, doğa benzersizdi. Sezona biraz hafif bir giriş yapalım derken, neredeyse gün boyunca 15 km kadar yürümüştük. Ne diyelim; bu da bu günün kazancıdır diyelim.

Belevi Kasabası'nın meydanında bir 29 Ekim Gecesi'nden ertesi sabaha kalanlar

Sabah Tire yolcularıyla buluştuğumuz Belevi’de yaptığımız sabah kahvaltısı sonrası, Dağa Kaçtım Ekibi olarak yönümüzü Kuşadası üzerinden Dilek Yarımadası’nın kuzey yüzüne doğru çevirdik. Hedef Güzelçamlı Kasabasıydı.

Kurşunlu Manastırı'ndan Güzelçamlı'ya bakış (2015 Mayıs)

Batı Anadolu’da burnunun dibindeki Sisam (Samos) Adası’na doğru sivri bir kama gibi uzanan Dilek Yarımadası’nın kuzey yüzündeki Güzelçamlı, 19.yy.da Rum sakinlerinden ötürü Gavurçamlı diye anılırmış. Şimdi neredeyse yüzerek geçilebilecek uzaklıktaki Sisam bu kıyılardan ölüm yolculuklarına çıkan Suriyeli mültecilerin ulaşmak istedikleri bir önemli hedef noktası haline gelmiş durumda. Bugün siyasi coğrafya açısından her ne kadar ayrı düşmüş de olsa, Batı Anadolu kıyılarından yaklaşık 7 km. uzaklıktaki Sisam Adası’nın tarihi kaderi de ana karayla biçilmiş gibi. Karina sırtlarında kızılçamlar içinde şimdi kaybolmuş bir küçük bir yerleşim olan Thebai’yi de İlkçağ’da Samoslular kurmuştu.

 Dilek Yarımadası Milli Parkı (Zeus Mağarası girişi)

Panionion; İonların tarihteki ikinci toplanma yeri

Sabahın erken saatlerinde Davutlar Kasabası üzerinden ulaştığımız Güzelçamlı girişinde Panionion levhasından Samson Dağı’na doğru ilerleyen bir toprak yola girdik. Yaklaşık 1 km. kadar sonra İonların tarihte ikinci toplanma yeri ve kutsal alanı olan Panionion’a gelmiştik bile. Samson Dağı’nın ta tepesinde; Söke’ye bakan yüzündeki bir düzlükte yer alan İ.Ö.7.yy.dan kalma ilk toplanma yeri Poseidon Helike Tapınağı ve kutsal alanı ise, belki de Anadolu’daki bütün Yunan tapınaklarının ilk esin kaynağı olarak bugün bile önemini korumaktadır.

Panionion Toplanma Yeri - İ.Ö. 5.yy.lar; Güzelçamlı

Oturma sıraları ana kayaya oyularak yapılmış İonia’nın toplanma yeri, bugün arkasındaki sırta doğru yükselen 11 sıradan oluşuyor. Toplanma yeri, İonlar için neden önemliydi? İ.Ö. 11.yy.dan başlayarak Ege adaları üzerinden Batı Anadolu’ya doğru yönelen ve bu kıyılarda tutunarak koloniler oluşturan İonlar, kurdukları şehir devletlerini bir federatif birlik içinde birleştirdiler. Bu birliği temsil eden yer de bugünkü Panionion olarak bilinen Güzelçamlı sırtlarındaki kızılçamlar arasındaki bir düzlükte yer almaktaydı. Burası, İonialılar döneminde; İonia şehir devletlerinin toplantı yeriydi. Ege Denizi’ndeki Kiklad Adaları üzerinden Batı Anadolu’ya geçen bu denizci halkın kendilerine deniz tanrısı Poseidon’u bir anlamda rehber ve inanç odağı olarak seçmeleri de rastlantı olmamalıdır. Bugün Samson Dağı’nın yüksek zirvelerinde yer alan ilk Panionion Tapınağı’nın Poseidon Heliconios kültü merkezli gelişimi bu açıdan da ayrı bir anlam taşımaktadır.

 Panionion; ana kayaya oyulmuş oturma sıraları

Panionion, Panionium ve İonia Birliği olarak geçen bu birlik, on iki İon kentini içinde toplamıştır. Epigrafik malzeme, birliğin adının en eski şekliyle Panionion olarak vermektedir. Panionia Birliği, Mykale Dağı’nın (bugünkü Samson yada Samsun Dağı) kuzey sahilinde Poseidon Heliconios tapınımında merkezlenmiştir ve birliğe katılan her kent tamamen otonomdur.”(2)

Panionion

Herodotos, Apaturia festivalinin(3) ve Poseidon Helikonios kültünün hem Atina’da hem de İonia toprakları üzerinde olduğunu ifade etmiştir. Yerleşimcilerin etnik şuurlarını korumayı başardıklarına ve ulus bilincinin Poseidon Heliconios (Helike) kültünde dinsel bir ifade bulunduğuna hiç şüphe yoktur. Bu bilincin zaman içinde varlığını koruyarak, daha geniş bir alana yayılmış olması ise, İonların Mykale bölgesindeki üstünlüğünü koruduğunu ve politik bir kararlılığa sahip olduğunu göstermektedir.”(4)

Panionion'da karınca kaleleri

Herodotos, üye kentlerin Panionia Festivali’ni kutlamak amacıyla Panionion’da bir araya geldiklerinden bahsetmektedir. Herodotos’un; bu etkinliği, birliğin kuruluş amacı ve temel görevi olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Birliğe üye kentlerin vatandaşlarının ulusal tanrıları Poseidon Helikonios onuruna bir festival kutlamak amacıyla düzenli olarak toplandıklarını düşünmek mümkündür. Festival kendilerini İon olarak adlandıran grupların dini bir çatı altında toplandığı bir etkinlik olmuştur.”(5)

 Panionion; genel görünüş

İ.Ö.7.yy.da Poseidon Helike Tapınağı’nın ilk kurulduğu yer olan Arkaik Panionion’da ilk kez oluşturulan bu toplantı mekanizması çerçevesinde, İon şehir devletlerinin temsilcileri, Panionion’da belirli zamanlarda toplanarak önemli siyasi ve askeri kararları almaktaydılar. Federasyonun geleceğini ve gücünü artırması bakımından, bazı önemli savaş kararları da tarihte burada alınmıştır. Perslerin Anadolu’yu işgal ettikleri ve bir silindir gibi ezip geçtikleri dönemde Panioion Birliği, Batı Anadolu’daki direnişin örgütlenmesinde de önemli yer tutar. Perslerin Batı Anadolu’dan çıkarılmasında önemli kilometre taşlarından olan İ.Ö. 479 yılındaki Mykale Deniz Savaşı da; tarihte bugünkü Güzelçamlı önlerinde gerçekleşmiş ve İonların zaferiyle sonuçlanmıştı. Son savaş ise, bugün artık karayla bitişmiş vaziyetteki; Balat önlerinde bulunan Lade Adası açıklarında gerçekleşen İ.Ö.494 yılındaki Lade Deniz Savaşı’dır.


Panionion'a arka sırttan bakış


İlkçağ’ın önemli gezginlerinden Coğrafyacı Strabon ise Panionion’dan şöyle söz etmektedir:

Mykale Dağı’nın yakınından, Samos boğazından geçerek Ephesos’a deniz yoluyla giderken; sağda, Ephesosluların kıyısına gelinir. Bu deniz kıyısının bir kısmı, Samosluların elindedir. Kıyıda önce, denizden üç stadia içerde olan Panionion bulunur. Burası, Pan-İonia denen birliğin bulunduğu yerdir ve burada her yıl, İonialıların geleneksel festivali yapılır. Helikonia Poseidon’un onuruna kurbanlar sunarlar ve Prieneliler bu törenlerde rahip olarak hizmet ederler.”(6)

 Panionion'da İon kolonilerinden sonra daha büyük bir karınca kolonisi

Bugün gezdiğimiz toplanma alanında Poseidon kültünü M.Ö. 5.yy.da yaşanan büyük bir yangın sonrası Otomatik Tepe’de yer alan Arkaik Panionion’dan Güzelçamlı sırtlarına taşıyan iradenin bu toplanma yeri çevresinde bir tapınağı da oluşturmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Ne yazık ki, kızılçamlar arasında yaptığımız kısa yürüyüşte bunu belgeleyecek bir ize rastlayamadık.

2 Kasım 2015 Pazartesi

ÜRDÜN GEZİ NOTLARI-4



 AMMAN, SALT ve JERASH ANTİK KENTİ

10-15 Mart 2015

İbrahim Fidanoğlu


 
Amman

İ.Ö.7000 yıllarında Ain Ghazal isimli Cilalı Taş Devri yerleşimlerine kadar dayanan kadim bir geçmişe sahip Amman, modern çağlara ismini taşıyan Ammon uygarlığının merkezi konumunda; bugün Ürdün Nehri’nin doğusunda uzanan Doğu Şeria Platosu’nda; yaklaşık 1000 metrelik bir yükseltide; ilkin 7 tepe üzerinde kurulmuş önemli bir yerleşim.

 Amman Kalesi'nden Doğu Amman'a ve antik tiyatroya bakış

Amman, tarih boyunca Mısır ile bugünkü Suriye ve Lübnan topraklarını kapsayan Levant Ülkesi ile Mezopotamya ve Anadolu Yarımadası arasındaki bir geçiş güzergâhı üzerinde bulunması nedeniyle de stratejik bir öneme sahip olmuş.

Büyük İskender’in bu toprakları ele geçirmesiyle Hellenistik Dönemde Umm Qays, Gerasa (Jerash) ve benzeri yerleşimlerle birlikte yeniden kurulan Amman Kenti, İskender’in bölgedeki ardılı Ptolemia Hanedanı döneminde Attaloslar zamanındaki Alaşehir gibi Philadelphia ismiyle anılmış.

 Amman Antik Tiyatrosu

İ.S. 7.yy.da Emevi egemenliği altına giren Amman’da şimdi bu dönemi simgeleyen Emevi Sarayı, Amman Kalesi içinde geçirmiş olduğu restorasyonlarla günümüzde varlığını sürdürebiliyor. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Seferi’yle Osmanlı topraklarına katılan Amman’ın kaderi 20.yy. başında Hac trafiğini güvenli ve günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla yapımına başlanan İstanbul-Hicaz demiryolu ile değişmiş. Bu sayede önem kazanan ve o güne dek Osmanlı’nın bölgedeki en önemli idari merkezi Salt Kenti’nin gölgesinde kalan Amman, giderek bölgede önemli bir yerleşim merkezi haline dönüşmüş.

Doğu Amman

Amman, 1930’larda yaklaşık 10.000 kişilik küçük bir kasaba iken, 19.yy.ın ikinci yarısından başlayarak günümüze dek devam eden göçlerle bugün nüfusu 2 milyonu aşan büyük bir metropole dönüşmüş. Çerkesler, Filistinliler, Levant’tan gelenler, Irak Savaşı sonrasında ve en son Suriye Savaşı sırasındaki mülteci akınlarıyla kent son derece kozmopolit bir yapıya bürünmüş.

 Amman Kalesi; Herakles Tapınağı

Modern Amman; bugün gelenekselliği, şehircilik anlayışı, yaşam tarzı, refah düzeyi ve demografik yapısıyla birbirinden derin çizgilerle ayrılan Doğu ve Batı bölgelerinden oluşuyor. Doğu Amman, aslında Amman’ın kalbini, geçmişini ve geleneği temsil ediyor. Gezilecek önemli ören yerleri; Amman Kalesi, Antik Tiyatro, Odeon ve çeşme ile Suk adı verilen şehrin kalbinin attığı çarşılar hep bu yakada yer alıyor. Batı Amman ise, son yıllarda geniş bulvarları, gökdelenleri, finans ve iş merkezleriyle tam bir Batılı kent görünümde karşımıza çıkıyor. Son yıllarda körfez sermayesinin de desteğiyle geliştirilen projeler, Batı Amman’a yeni uydu kentler eklemekte yarışıyor. Uluslararası otel zincirleri, Abdoun Vadisi’ni aşarak Amman tepelerini birbirine bağlayan asma köprüsü, dev alışveriş merkezleri ve eğlence yerleri ise kentin batı yakasında öbeklenmiş durumda. Amman civarındaki taş ocaklarından elde edilen krem renkli taşlarla kaplı malikane görünümlü iki yada üç katlı villalar da bu yakanın tipik mimarisini oluşturuyor.


Batı Amman; Abdoun Vadisi

Abdoun Köprüsü'nden geçerken