17 Eylül 2015 Perşembe

DİLEK YARIMADASI’NDA DOLAŞIRKEN-2



PANAGİA KURSUNNİATİSSA (KURŞUNİYOTİS / KURŞUNLU) MANASTIRI

5 Haziran 2015
İbrahim Fidanoğlu

Dilek Yarımadası Hakkında

Dilek Yarımadası, gerek topografik özellikleri, gerek bitki örtüsü ve gerekse tarihsel arka planında saklı kültürel değerleriyle son derece özgün bir coğrafyadır. Menderes Masifi’nin Arabistan ve Afrika tektonik levhalarının Anadolu’ya doğru milyonlarca yıldan beridir devam eden hareketi sonrasında giderek sıkışması sonucunda ortaya çıkan jeolojik mekanizma, Batı Anadolu’da bugün Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes Vadileriyle temsil edilen graben sistemlerinin arasından yükselerek denize dik olarak uzanan bir dizi dağ sırasının oluşumuna neden olmuştur. Bu jeolojik süreç, halen sürmekte ve Batı Anadolu’da yoğunlaşan fay hatları ve depremselliklerle temsil edilmektedir. Dilek Yarımadası ve Samson(1) (İlkçağ’daki adıyla Mykale) Dağı da Ege Denizi’nin içinde Samos Adası ile devam eden bir sistemin parçası olarak; böyle bir sürecin içinde bugünkü jeolojik aşamasına ulaşmış bir fiziksel yapı olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Sığır kuyruklarının ardında Fındık Kale

 Samson Dağı

 Samson Dağı'ndan Körfez'e bakış

1237 metrelik bir yüksekliğe sahip, doğu-batı ekseninde Ege Denizi’nin içine doğru uzanan kireç taşı ağırlıklı, yer yer şist ve konglemera oluşumların da görüldüğü bir yapıya sahip bu kütle, İlkçağ tarihinde Batı Anadolu’da İonların bölgeye gelişleri ve kolonizasyon sürecinde önemli bir coğrafyayı tanımlar. Bugün Priene Antik Kenti’nin kuzeyinde, ama Samson Dağı’nın ta tepesinde İ.Ö. 7.yy. civarında kurulmuş Panionion Helike Tapınağı, bu İon Birliği’nin dinsel temelini temsil eden ve İonların toplanma yeri olarak bu bölgede tanımlanabilecek ilk kutsal alandır.(2) Bu coğrafyadaki diğer bütün İon tapınakları, bundan sonra ortaya çıkacaktır. İ.Ö. 540 civarında geçirdiği bir yangın sonucu yok olan tapınak, İ.Ö. 5.yy.da bugünkü Güzelçamlı sırtlarında yeniden inşa edilmiş.


Güzelçamlı sırtlarındaki 9 basamaklı toplanma yeri, İon Birliği’ni temsil açısından son derece önemliydi. Anadolu’nun İ.Ö. 6.yy. sonlarında Persler tarafından işgali sonrasında Lade Savaşı’nda vücut bulan bir direnişin ortaya çıkarılmasında da önemli bir rolü bulunmaktadır. Ama bizim bugünkü konumuz tamamen bunların ötesinde; bir zaman sıçramasıyla Batı Anadolu’da Ortaçağ’daki Bizans Dünyası’nda ortaya çıkan manastırlardan biri olan Panagia Kursunniatissa (Kurşunlu) Manastırı ile ilgili olacaktır.

Samson Dağı'nın içlerine doğru

Kurşunlu (Kursunniatissa / Kurşuniyotis) Manastırı

Hristiyanlığın ilk gelişim yıllarında, Roma’nın zulmünden kaçarak çöle sığınan ve inançlarını buralarda yaşatmaya ve yaymaya çalışan keşişler, Arapların istilacı akınları ile Sina Yarımadası’ndan kuzeye, Anadolu’ya doğru harekete geçerler. Devletin resmi dini olarak Hristiyanlığı benimseyen Bizans İmparatorluğu da 7.yy. civarında Arap istilalarından kaçan bu keşişlere bazı bölgelerde yerleşim hakkı tanır. Batı Anadolu’da Bafa Gölü’nün arka dünyasında; Beşparmaklar coğrafyası bu manastırlara kucak açmış önemli bir havza olarak dikkat çeker. Gallesionlu Lazarus, Latmoslu Paulos bu manastırlar dünyasının Bizans döneminde öne çıkmış ve daha sonraları aziz mertebesine yükseltilmiş önemli keşişlerindendir. Dilek Yarımadası’nın bu saklı dünyasında 11-13.yy.larda önem kazanan Kurşunlu Manastırı da böyle bir akımın etkisiyle filizlenmiş olmalıdır.


 Bafa Gölü'nün üstünde yer alan Gölyaka Köyü'nün arkasındaki Yediler Manastırı
(Fotoğraf: IF; Ekim-2013)

Yediler Manastırı yakınlarındaki kaya oyuklarına resmedilmiş Hz. İsa'nın hayatından bölümler
 (Fotoğraf: IF; Ekim-2013)
 10.yy. – 13.yy. arasında; bölgedeki manastırların oluşum sürecinde hastaların tedavisi, manastırların topluma önemli bir katkısı olarak öne çıkar. Manastırlar, keşişlerin bir tür nefis terbiyesi yoluyla dünya nimetlerinden el etek çektikleri ve vakitlerini ibadetle geçirdikleri inziva hücrelerini de içerir. 10.yy. inziva hücrelerinden manastırlara geçiş eşiğidir. a) Kendini tanı düsturu, b) Tefekkürün temeli olan sessizlik, manastırda hayatın önemli bir bölümünü kapsar. (Monastizm)

Kurşunlu Manastırı; Katholikon (Ana kilise) 

Bafa Bölgesi’ndeki manastırlar, bir dönem gelir; o kadar çoğalır ki, burası Bizans Çağı’nda Hristiyanlar için neredeyse bir hac merkezine dönüşür. Dönemin önemli keşişlerinden Aziz Paulos, bu hac yoğunluğundan bir an gelir, çok sıkılır ve günün birinde ortadan kaybolarak Samos (Sisam) Adası’na gider.

Gezginler, Kurşunlu Manastırı yolunda...

Paulos, Elaia’lı (Çandarlı) fakir bir çobanken, Latmos’a gelip sekiz ay Theotokos Mağarası’nda kalıyor. (şimdiki Arap Avlusu civarında bir yer) Bölgede daha önceden mevcut bulunan Soteros Manastırı’nın başrahibinin gösterdiği kayanın içine çekilerek burada Stylos Manastırının temelini atıyor. Bu manastırın kalıntıları, bugün Karakaya Köyü’nün üstünde Arap Avlusu diye anılan mevkide yer alıyor. Buraya Bafa Gölü kıyısından başlayan Kral Yolu’nu takiben 5-6 saatlik bir yürüyüşle ulaşabiliniyor. 

 Kurşunlu Manastırı-Manastır avlusu dışındaki mezar şapeli

Paulos, zamanında Hristiyan dünyasında o kadar nam salmış ki, Miletos, Girit, Bulgaristan ve Rusya’dan ziyaretçiler Bafa’ya kadar gelmişler. Vatikan’dan gelen bir rahip ise, papanın selamını bile getirmiş. Bir Bulgar prensi mektup göndermiş. Çilehanesinde bir çoban ona kandil, bir testi zeytinyağı ve yiyecek vermiş.

 Haç planlı ana kilisenin kubbesinden kalanlar

Paulos, yıllar sonra bu ziyaretlerden bıkıp aniden ortadan kaybolmuş. Latmoslular, Paulos’u aramışlar ve onu Samos’da bulmuşlar. Bafa’ya geri döndükten sonra, Samos’a yeniden ikinci kez gitmiş. Döndüğünde çilehanesine çıkmaya gücü yetmemiş ve 15 Aralık 955’de ölmüş. Mucizeleri arasında bir çoban için pınar akıtması, fırtınalı bir gecede mağarasına yırtıcı bir pars gelmesi anlatılıyor.

 Ana kilisenin kubbesi

11.yy.da Batı Anadolu’ya yönelen Türk akınları yöreyi de etkiler. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos devrinde bölge, yeniden bir durulma evresine yönelse de, 14.yy.dan başlayarak manastırlar yok olma sürecine girer ve 17.yy.da keşişler bu toprakları tamamen terk ederler. Bu anlamda; bölgedeki manastırların varlığı, 17.yy.a kadar tam 7 yüzyıl kadar sürer.

 Kilise duvarı detayı

Manastırlar, genel olarak kale formatında inşa edilmiş; dış ve iç avlu, ortada yer alan ana kilise (Katholikon), bir Ortodoks geleneği olan ölülerin kemiklerinin toplandığı kemik deposu ispitalya (Anadolu’daki en iyi örnekleri: Güllübahçe’de Kelebeç köyü, Fethiye’de Kayaköy), rahiplerin birlikte yemek yedikleri trapeza adı verilen büyük bir mermer yada taş masanın bulunduğu bir yemek salonu, rahiplerin inzivaya çekildikleri inziva hücrelerden oluşmakta idi. Hemen hepsinde Bafa Gölü’nün suyunun acı olması nedeniyle, içme suyu sarnıçlardan sağlanıyordu. Manastırlar vergiden muaftı. Gelir kaynakları; balık, hayvancılık, kereste ve zeytindi.

Aziz Nikola Kilisesi-Gelebeç Köyü; Güllübahçe
(Fotoğraf:İF-Ocak 2012)

 Aziz Nikola Kilisesi'nin ispitalyası (kemik deposu)
(Fotoğraf:İF-Ocak 2012)
  
Kurşunlu Manastırı

Kurşunlu Manastırı, Theodore Wiegand ve ekibinin Priene’de yürüttüğü kazılar sırasında Dilek Yarımadası ve çevresinde gerçekleştirdiği araştırmalarda bilim dünyasına tanıtılmıştır. T. Wiegand, bu araştırmaları sırasında Samson Dağı’nın kuzey yüzünde yer alan manastıra ve kıyıdaki Anaia (Kadıkalesi)’ye uğrar. T. Wiegand’in aktardığına göre bölgeyi ziyaret ettiğinde; o dönemde hala faal halde bulunan manastırda birkaç keşiş ve görevli bulunmaktadır.

 Kurşunlu Manastırı terasının girişindeki tanıtım levhasında yer alan manastırın yerleşim planı

Manastır avlusu dışındaki mezar şapelinin içi; yanlara açılan mezar odaları

Kurşunlu Manastırı, bugün Davutlar Milli Parkı içinde, Samson Dağı’nın kuzey yamacında, Kuşadası Körfezi’ne ve dolayısıyla kıyıda konumlanmış Anaia’ya hâkim bir konumdaki dar bir terasta yer alır. Manastır, Panagia (koruyucu, şifa dağıtan) sözcüğünden de anlaşılacağı gibi Hz. Meryem’e adanmıştır. Adındaki Rumca Kursunniatissa yada Türkçe Kurşunlu sözcüğü, manastır yapılarının kurşun kaplı çatı örtüsünden kaynaklandığı düşünülmektedir.

 Kurşunlu Manastırı-Hazine dairesi, kütüphane ve yönetim binası olarak kullanıldığı düşünülen üç katlı kule yapısı

Bu manastır, Bafa havalisindeki surlarla çevrili kale görünümlü yapıların aksine Bizans döneminin açık avlulu manastırlarına bir örnek teşkil etmektedir. Manastır, zamanında çevre köylerin dini, sosyal ve sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını da karşılamak amacıyla bir rol üstlenmiş; 19 yy.a kadar da yaşamını sürdürmüş olmalıdır.

Mezar şapeli

Kilisenin özgün planlaması ve en eski yapıdaki duvar tekniğine göre, manastır Laskarisler Dönemi’ne (1204-1261) tarihlenmektedir. Ancak, bazı rivayetlere göre manastırın bulunduğu alanın daha önceki dönemlerde de benzer bir işlev için kullanılmış olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka iddia da; 12.yy.dan itibaren bölgede ağırlığını hissettiren Türkmen akınları sonucunda Bafa bölgesinden Dilek Yarımadası’na doğru bir keşiş akınının olduğu, keşişlerin Samson Dağı’nın bu saklı noktasındaki manastır bölgesine sığınarak buralarda faaliyetlerini sürdürdükleri düşünülmektedir.

 Ana Kilise-Katholikon

Duvarlarla çevrili avlunun ortasında büyük bir kilise (katholikon) bulunmaktadır. 4 paye üzerine oturan orijinal yapı daha sonra yıkılmış ve kubbeli bir yapı haline dönüşmüştür. Bir anlamda, önceki yapı daha sonraki yapının kılıfını oluşturmuştur. Bu değişiklik, Güzelçamlı’nın Gavurçamlı olarak anıldığı Rum döneminde; 18.yy.da yapılmış olmalıdır.

 Gezginler, kiliseyi incelerken...

Kilisenin batı tarafında idari bina, kütüphane ve aynı zamanda manastırın hazine dairesi olarak hizmet veren üç katlı bir kule yapısı bulunmaktadır. Kulenin kuzeyinde; avlu duvarı ile bütünleşmiş konumda keşişlerin hep birlikte büyük bir masanın etrafında yemek yedikleri yemekhane (trapeza), mutfak ve kiler olabilecek dikdörtgen yapılar kompleksi yer alır.

Yemekhane (trapeza)

Güneydeki çevre duvarlarına yaslanmış keşiş odalarıyla avlu ortasındaki diğer yapılar, oldukça harap durumdadır. Yüzlerce yıldır, kızılçamlardan oluşan bir ormanlık arazinin içinde yer almanın getirdiği dezavantajla, üzerlerinde gelişen bitki örtüsü bu mimari yapıların zaman içinde büyük hasarlara uğraması yol açmıştır. İnsanların verdiği zarar ise ayrı bir konudur.

 Mutfak

 Midilli Adası'ndaki Limonos Manastırı avlusu dışındaki şapeller
(Fotoğraf:İF;Mayıs-2015)

 Kahveasar Manastırı-Bafa Gölü
(Fotoğraf: IF; Ocak-2004)

Manastırın hemen yakınındaki su kaynağı, genelde Hz. Meryem’e adanan Bizans manastırlarındaki kutsal ayazmaları anımsatmaktadır. Manastırdan yukarıda; daha üst bir düzlemde ve ondan yaklaşık 100 metre uzakta inşa edilmiş mezar şapeli ise, Yunanistan’daki manastırlarda sıkça görülen örneklerdendir. Örneğin Midilli Adası’nda; Kalloni Kasabası’nın kuzeyinde, kuzey-güney ekseninde yer alan Limonos Manastırı’nda avlu dışında yaklaşık 200 civarı şapel yer almaktadır. Benzer bir örnek de Latmos Dünyası’ndaki Bafa Gölü kıyısında yer alan Kahveasar Adası’ndaki manastırın avlusu dışında yer alan şapeldir. Kurşunlu Manastırı’ndaki mezar şapelinin dış yüzünde yer alan güneş motifi, yapının Laskarisler Dönemi’ne tarihlenmesinin delili gibidir. Olasılıkla, şapelin çevresinde Bizans Dönemi gömülerinin bulunduğu bir mezarlık vardı. Bu gibi ayrıntılar ve Latmoslu keşişlerin Türkmen akınları sırasında Samson Dağı’na sığındıklarına ilişkin rivayete göre, Kurşunlu Manastırı’nın ilk yapılaşması, Latmos Manastırlarıyla çağdaş olmalıdır.(3)

Kurşunlu Manastırı'nın bulunduğu terasa inen patika

Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda dolaşırken

Dilek Yarımadası’na yolculuğumuz, Kuşadası-Söke yolu üzerinde yer alan Soğucak Mevkii’nden denize doğru inerek başladı. Kıyıdaki İlkçağ yerleşimi Anaia Antik Kenti’nden günümüze kalan Kadı Kalesi kalıntılarının üst düzleminden geçen Davutlar yolunu takip ederek kısa sürede yerleşim merkezine ulaştık. Kurşunlu Manastırı’na Davutlar-Söke asfaltından ayrılarak, yaklaşık 12 km.lik bir orman yolunu takip ederek ulaşmak mümkün. Davutlar çıkışından birkaç kilometre sonra biz de Kurşunlu Manastırı ve Fındık Kale yönlendirici yol levhalarının bulunduğu noktadan daha dar bir asfalt yola saptık. İki yanı çınar ve dut ağaçlarıyla kaplı asfalt yol yaklaşık 2 km. kadar sonra bitti. Bu noktada aşağı ve yukarı doğru devam eden iki toprak yol vardı; biz yukarı doğru; manastır güzergâhına yönlendik.

 Soğucak Köyü Çeşmesi

Bir boğaza doğru ilerleyen şose, kısa bir süre sonra bir dere yatağını sağına alarak bizi dağın arka dünyasına doğru taşıdı. Kantaronlar, katırtırnakları, sarı papatyalar sarı rengi hâkim kılmıştı yamaçlarda. Yolumuz kıvrılarak yukarılara doğru ilerledi. Birbirinden derin vadilerle ayrılmış kireç taşı kütlelerin üzerinde biten kızılçamlar, bitki örtüsünün egemen unsuruydu.

Kurşunlu Manastırı yolunda boğaza doğru

Kantaronlar 

 Sarı papatyalar

 Kantaron ormanı gibi...

Yol boyunca az sayıda da olsa yönlendirme levhaları vardı. Bu sayede Kurşunlu Manastırı’nın bulunduğu kuzeye bakan terası bulmak bizim için zor olmadı. Yoldan Davutlar yönüne doğru ve hafif bir meyille aşağıya kıvrıldık. Sık ağaçlar içinde bir düzlük, bir çeşme ve turistleri o bölgeye taşımış bir safari ekibiyle o anda karşılaştık. Yemek telaşındaki turist grubuyla selamlaşıp aşağıya doğru yürüdük. Bir alt düzlemde ilk karşılaştığımız, kızılçamların istilasına uğramış bir mezar şapeli oldu. Yerel malzeme kullanılarak inşa edilmiş tonozlu yapının içi neredeyse yarısına kadar toprak kaplıydı. Şapelin içindeki ana hole açılan mezar odaları dikkat çekiciydi.

Mezar şapeli
(Fotoğraf:İF-Mart 2004)

Kurşunlu Manastırı-Katholikon
(Fotoğraf:İF-Mart 2004)

Kilisenin içi
(Fotoğraf:İF-Mart 2004)

Ağaçlarla kaplı bir koridordan aşağı doğru ilerledik. Manastırın esasını teşkil eden diğer yapılar aşağıdaki terasta; duvarlarla çevrili bir avlunun içindeydi. Güzelçamlı ve Kuşadası yönünde bütün topografyaya hâkim ve kayalık bir zemin üstüne inşa edilmiş; ormanlık arazide kendini son derece iyi saklayan manastırın stratejik bir konuma da sahip olduğu söylenebilir.

 Kule yapısı
(Fotoğraf:İF-Mart 2004)

Ortada katholikon diye adlandırılan ana kilise, onun hemen altında çok katlı kütüphane, hazine dairesi ve idari işler için kullanılan üç katlı kule yapısı; bunun hemen batısındaki avlu duvarına bitişik konumda yemekhane (trapeza), mutfak ve kiler olduğu düşünülen dikdörtgen şeklindeki yapılar kompleksi bulunmaktaydı. Kilisenin kubbesi üstünde biten kızılçamlar, tavanı çatlatmış; tüm yapılar için ciddi riskler oluşturmuş durumdaydı. Güneyde yer alan duvar kıyısı boyunca keşişlerin çilehane olarak kullandıkları küçük hücrelerden oluşan bir dizi yapı yıkıntısı mevcuttu. Kulenin batısında ve hemen onun alt düzleminde ise yıkıntılar şeklinde keşişlerin yatakhaneleri ve teraslı batı avlu yer almaktaydı.


Ayazma fikrini yaratan hayatın kaynağı su
(Fotoğraf:İF-Mart 2004)

Manastır alanındaki son durağımız, körfeze hâkim kayalık gözetleme noktası oldu. Burada oturup bir süre manzaranın keyfini çıkardık. Bu noktadan çevreyi izlemenin, zamanında stratejik bir anlamı da olmalıydı. Çünkü yaklaşık 700 metreden denize ve tüm topografyaya hâkim bir noktadaydık o anda.

 
Kurşunlu Manastırı-dinlenme anı

 Yürüyüş sonrası yaptığımız araştırmalar esnasında büyük tahribat tehdidi altında yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kurşunlu Manastırı’nın bütün yapılar kompleksini kapsayacak şekilde Kültür Bakanlığı tarafından 2016 yılında restorasyon programına alındığı bilgisini öğrendik.(4) Bu haber, Dilek Yarımadası’nın ıssız bir köşesinde kaderine terk edilmiş bir kültürel varlığın kurtarılması açısından sevindiriciydi.

 Samson Dağı'ndan Söke Ovası'nın görünümü

Söke Ovası ve en arkada Bafa Gölü

 Kurşunlu Manastırı’ndan ayrıldıktan sonra Samson Dağı’nın daha yükseklerine doğru çıktık. En doğuda ulaştığımız son noktada, Priene’nin ve Güllübahçe’nin tam üstündeydik. Buradan Söke Ovası, Myus ve çevresindeki sulak alanlar ile Bafa Gölü bile görüş alanımızın içindeydi.

 Ağaçlı yolunda yemek molası verdiğimiz çamlık
 
Manzara doyumsuzdu. Uzun süre de burada vakit geçirdik. Çevreyi tararken, dağlık arazide aradığımız Fındık Kale’yi bulduk. Tespitimize göre Fındık Kale, neredeyse doğal bir kale görünümündeki son derece sarp bir kayalığın üstüne kurulmuştu. Bizans döneminde özellikle Türkmen akınlarına karşı savunma refleksi ile tahkim edilen surlar, dikkatli bakıldığında uzaktan da fark edilebiliyordu. Bulunduğumuz noktadan büyük bir yar ile ayrılan kaleye bir başka yürüyüşte tırmanmak üzere bölgeden ayrıldık.

 Fındık Kale

Dilek Yarımadası’nda Samson Dağı’nın tepesinde dolaşırken rüzgâr santralı inşaatına rastladık. İş makineleri, rüzgâr güllerinin kanatlarını taşımak için arazide yol açma telaşındaydılar. Şoseyi doğuya doğru izleyerek Ovacık Mevkii’ne ulaştık. Burada geniş arazilerde organik tarım yapılıyordu. Dönümlerce arazide kiraz ağacı dikiliydi. Çalışanları, girişteki yönetim binaları ve geniş kirazlıklarıyla son derece organize bir çiftlik görünümündeydi. Büyük olasılıkla doğrudan ihracata çalışan bir üretim noktası olarak planlanmış olmalıydı.

Kuzey batıdan Fındık Kalesi'ne bakış 

Bulunduğumuz noktada tam bir üç yol ağzındaydık. Güneye doğru dağın arka yüzündeki Söke Ovası’na kıvrılan yol, muhtemelen Söke’ye kadar gidiyordu. Ama bu rotayı da başka bir zamana bırakarak Ağaçlı yönüne döndük. Uzun süren ve yer yer yağmurlar nedeniyle bozulmuş orman yolundan ilerleyerek Ağaçlı yakınlarından Söke-Davutlar asfaltına ulaştık.

 Samson Dağı'ndan Güzelçamlı'nın görünümü

Kurşunlu Manastırı odaklı, ancak Dilek Yarımadası’nın kuzey, doğu ve batı yüzlerini de kapsayacak şekilde; geniş bir topografyada bir tür keşif niteliği de taşıyan gezinin sonuna gelmiştik. Artık Dilek Yarımadası’ndan ayrılma vaktiydi. Akşama doğru Söke-Kuşadası yolunu takiben ulaştığımız Selçuk’ta; Tire-Kayapınar su kaynağından antik Efes Kenti’ne su getiren Roma Dönemi su kemerlerinin karşısındaki 19.yy. Batılı gezginleri için yapılmış Mösyö Karpuzo’nun otelinde; (şimdi Selçuk Belediyesi’ne ait Karpuzo Kafeterya) günün kritiğini yaparak soluklandık. Bundan sonrası, İzmir’e doğru kesiksiz bir dönüş yolculuğuydu.

 Şimdi yaz aylarında leyleklere ev sahipliği yapan Selçuk'taki Roma Dönemi su kemerleri

 Selçuk'ta belediye tarafından işletilen Karpuzo Kafeterya

Dipnotlar
(1)    Samson Dağı’nın isminin Bizans Dönemi’nde; 13.yy. sonlarında bu bölgede geniş arazilere sahip bir Rum çiftçinin adından geldiğine dair bir rivayet bulunmaktadır.
(3)   Prof. Dr. Zeynep Mercangöz’ün Kurşunlu Manastırı ile ilgili el notundan yararlanılmıştır. (Nisan 2009-Ebruli Tur Gezisi)
(5)   Fotoğraflar, belirtilenler dışında yürüyüş esnasında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.


Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC



Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder