12 Mayıs 2014 Pazartesi

BALIKLIOVA-ARDIÇ-MORDOĞAN YÜRÜYÜŞÜ



16 Nisan 2014
İbrahim Fidanoğlu

Karaburun coğrafyası, vericidir; Akdağ’ın eteklerine doğru tırmanan vadiler, sürprizlerle doludur çoğu kez. Datça Yarımadası’na çok benzetirim Karaburun Yarımadası’nı; hem yeryüzü şekilleri açısından, hem de bitki örtüsü ve çeşitliliği açısından… Tabii bunları gözlemenin ve doya doya keyfini çıkarmanın da en iyi yolu, baharla birlikte coşan yarımadada sürprizlerle dolu bu vadilere dalmak ve onların birisinde daha uzun uzun yürümek olsa gerek.

Mermer ocağının bulunduğu tepeden Balıklıova civarındaki koylara bakış

Yürüyüş rotası 17 km 
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Biz de bu hafta öyle yaptık ve Balıklıova’nın yaklaşık 5 km kadar ilerisinde yer alan bir mermer ocağını aşıp makilerle kaplı bir vadiden ilerleyerek, sonunda Çatalkaya Köyü’nün altında yer alan eski ve terk edilmiş bir Rum Köyü kalıntısına ve Eski Mordoğan Köyü’ne dek yürüdük. Yemek molasından sonra daha da ileri gittik. Bununla yetinmedik; Eski Mordoğan Köyü yakınlarındaki Dilekpınarı adı verilen ve mitolojik nergis hikâyeleriyle zenginleştirilmiş bir eski su kaynağına (Narcissos), oradan da bir vadiden denize doğru yürüyerek Ardıç’a ve Mordoğan’a ulaştık.

  Yol şantiyesinin arkasındaki yamaçlarda yer alan teraslar

 Gezginler ilk tırmanışta; arkada gevenler

 Baharla coşan karabaş otları

 Sığır kuyrukları çiçekte...

Sabah Gülbahçe’de kısa bir kahvaltı molası sonrası, Karaburun Yarımadası’na; istikbaldeki gıllıgışlı işlerin potansiyelini de birlikte taşıyan yeni açılan yolu kullanarak önce Balıklıova ve Arkeologlar Sitesi’ne ve nihayetinde yol inşaatının yüklenicisi firmanın şantiyesinin bulunduğu alana ulaştık. Şantiyenin hemen üst düzlemindeki mermer ocağına yönelen toprak şoseye ulaşmak amacıyla bayır gülleri, kekikler, gevenler ve diğer nebat ile kaplı yamaca vurduk kendimizi. İlk anda, yamaçta taşlarla tahkim edilmiş sekiler dikkatimizi çekti. Bunların, bir zamanlar Karaburun ve Mordoğan civarının meşhur çekirdekli kara üzüm bağlarına ait teraslar olabileceğini konuştuk aramızda. Şoseyi takiben döne döne tepeye ulaştığımızda, hemen altımızdaki koydan itibaren bütün Gülbahçe Körfezi’nin ve Urla Adaları’nın manzarası görülmeye değerdi.

 Bayır gülleri; beyaz ve pembe...

Doğanın taşa vurduğu fırça darbeleri gibi

Tepedeki mermer ocağı

Yakın zamana kadar faal olduğu anlaşılan mermer ocağı, terk edilmiş bir görüntü verdi bizlere. Yukarıda yer alan ocağa kadar ulaşan yol, tam tepede sola doğru bir başka ocağa da sapak veriyordu. Yarımadada daha önceki yürüyüşlerimizden edindiğimiz izlenimle, yolun daha ileri gittiğini düşündüğümüzden bu bizi biraz şaşırttı; ancak mermer ocağının döküntüleri üzerinden aşağıdaki makilerle kaplı vadinin içine doğru indik.

Galiba inek memeleri çiçek açmış.

 Mordoğan'a doğru yürüdüğümüz vadinin başları

Karaburun Orkidesi

Vadinin dibinde zaman zaman ortaya çıkan küçük bir derecik vardı. Kod farkı ile denize doğru yaklaştıkça; zamanında bu derenin sularından yararlanarak değirmenler çalıştırıldığını ve Mordoğan’a doğru çalışan ve iki koldan ilerleyen bir de suyolunu beslediğini gördük. Ama ilk anda belli belirsiz patikalar ve pırnar meşeleri, sandal ağaçları, melengeçler, katırtırnakları ve bazen kızılçamların da karıştığı sık makiliklerle boğuşmamız gerekti; vadiyi anlamamız açısından, bu da epey bir zaman harcamamıza neden oldu.

 Mordoğan Havzası'na doğru ilerleyen suyolunun duvarı

Dere yatağının yamaçlarında yer alan belli belirsiz patikalar bazen kaybolunca, önümüze aşması neredeyse imkânsız çalılar çıktı. Bu durumda ilerlemesi daha kolay olan dere yatağından yürümeye devam ettik. Uzun bir süre dere yatağından ilerledikten sonra, önümüzde birden mükemmel bir patika belirdi. Bazen sağdaki ve soldaki yamaca doğru tırmanan patika, bazen de dere yatağının genişlemesi sonucunda bu düzlükle çakışır bir konumda ilerlememize yardımcı oldu.

 
Günün sürprizi; 19.yy.dan kalma bir ceviz ağacı ve gezginler

 Çeşme

Gezgin, ceviz ve pınar arasında...

 Pınar, hala akmakta...

Bir süre sonra, tatlı bir eğimle vadinin dibine doğru inen ve baharla birlikte çiçeğe durmuş yaşlı bir ceviz ağacının merkezinde yer aldığı bir düzlüğe geldik. Burası eski zamanlarda kullanılmış bir yaşam alanı olmalıydı. Neredeyse bir anıt ağaç görünümündeki ceviz, dibinde özenle örülmüş tahkimat duvarı ve yaşlı cevizin her yana doğru kıvrılıp bükülmüş dallarının uzandığı noktada hala akmakta olan çok eski bir çeşme konfor alanını tamamlamaktaydı. Çeşmenin taşla örülmüş ana haznesi, yine bir taş örgü ile ikiye ayrılmıştı. Çeşmenin pınarından usul usul akmakta olan suyun şırıltısı, kuş seslerinin sindiği vadide bir farkındalık ayini gibiydi sanki. Uzun süre ayrılamadık çeşmenin ve cevizin yanından. Vadinin çıkışında ulaştığımız Mordoğan ve yamacındaki eski köylerden geriye kalanlar, aslında bu alanın ve ileride göreceğimiz değirmenlerle suyolunun, bu yerleşim merkezlerinin arka dünyasında kalan ve oradaki yaşamı besleyen unsurlar olduğunu anlatıyordu bize sanki.

 Gezginler, vadideki anıt cevizin dibinden uzun süre ayrılamadılar.

Ceviz ağacına saygı

Yeşillikler içindeki vadinin bu güzel köşesinden sağa yukarı doğru tırmandık ve neredeyse vadinin kalan bölümünde aralıklarla da olsa sürekli izleyebildiğimiz suyolunun tahkimat duvarına paralel bir patikadan yürümeye başladık. Zaman zaman yükselen yol, vadinin çıkışına doğru yamaçlarda belirginleşen kireç taşı kayalıklarla farklı bir görünüme büründü. Vadinin dibindeki dere yatağı, çalılıkların arkasında oldukça derinlerde kalmıştı. Mermer ocağından beri yürüdüğümüz rotada vadi hissetmeden derinleşti gitti denize doğru. Ama vadi tabanında ortaya çıkan bu kot farkının insanoğluna sağladığı büyük imkân, suyolunun önüne çıkan değirmenlerde hayat buldu.

Gezginler, suyolu üstünde

Vadinin çıkışına doğru

Baharda, genellikle bayır güllerinin dibinden fışkıran inek memeleri; henüz tomurcukta.

inek memeleri, yakından...

Vadinin tabanına doğru dik bir eğimle inen yamaçlarda; sık çalıların yerini alan zeytin ağaçlarının arasından seçilen dere yatağı üstündeki eski köprü ve vadinin karşı yakasındaki suyolunun üzerinde yer alan taştan yapılar dikkatimizi çekti. İncelemek üzere başka bir patikadan vadinin dibindeki dere yatağına doğru indik. 

Vadinin diğer yakasında yer alan suyolunun diğer bölümü ve değirmen yapıları

 gezginler patikada...

 Vadinin dibindeki köprü

Köprü, iri taşlarla örülmüş tek kemerli bir yapıydı. Ancak oldukça eski olduğu bugünkü harap halinden anlaşılıyordu. Köprüden sonra artık vadiye indiğimiz yakanın karşısına geçtik. Bu yakada da vadinin diğer yakasındakine benzer bir suyolu vardı. Bu suyolunun önü, biraz ilerde hemen vadinin yamaçlarında bulunan kireç taşı kayalardan elde edilmiş yapı malzemesinden örülmüş üç adet değirmen ile kesiliyordu. Suyolunun önünde bir kule şeklinde örülmüş geniş bir oluktan akan su, yaklaşık 8-10 metrelik bir yükseklikten düşerek, bir un değirmeninin çarkını çeviriyor olmalıydı. Karaburun Yarımadası’nda önceki yıllarda yaptığımız yürüyüşlerden birinde; buna benzer değirmen yapılarından ikisine daha, Bozköy civarındaki Uzundere Vadisi’nde(1) rastlamıştık. Onlar da harap durumdaydılar. Hâlbuki belki de yüzlerce yıllık yaşanmışlıkları, emeği ve alın terini saklayan bu yorgun yapılar, doğanın ve insanın bütün tahribatına karşın yine de korunabilseydi; bu vadilerin belki de bir yerlerine gizlenmiş o günlerin ruhu şimdi daha canlı ve hissedilir olmaz mıydı? Düşünmek gerek biraz bu hoyratlığı, geçmişe ihaneti ve her şeyi…

 Köprünün altından geçti gezgin

 Vadinin değirmenlerin bulunduğu yakasında yer alan suyolu

Suyolunun üzerindeki 1. değirmen

Değirmende suyun aşağıya doğru döküldüğü oluk

Değirmende suyun aşağı kotta çıktığı nokta

Değirmenleri geride bıraktıktan sonra, vadinin sol yamacına doğru tırmandık. Karşı yakada birbirinden, büyük bir yarıkla ayrılan ve bu şekilde vadinin en üst noktasından dibine kadar bu şekilde devam eden koca kireç taşı kütlesinin görünümü etkileyici idi. Vadinin sol yamacında bizi Mordoğan Dünyası’na taşıyacak olan kayalıklar arasındaki koridordan kuzey yönünde tırmandık. Bu kayalık geçidin tabanı, döşeme bir patikayı andırıyordu. Yaklaşık 10.15’de girdiğimiz vadiden 3 saate yakın bir yürüyüş sonrasında saat 13’e doğru çıkabilmiştik. 

 Vadinin karşı yamacında bir hat boyunca yukarıdan aşağıya ikiye ayrılmış kireç taşından dev kaya kütlesi

 Vadinin çıkışındaki Tekke Köyü'ne giden döşeme yol

 Vadinin çıkış noktasından Mordoğan İskelesi'ne bakış

Eski Rum yerleşimi Tekke Köyü'nün yıkıntılarının bulunduğu tepe ve arka planda Mordoğan

Döşeme yolun sonunda tepeye ulaştığımızda denize kadar bütün Mordoğan, ayaklarımızın altındaydı. Hemen önümüzdeki tepelik alanda bir köy yıkıntısı; eski Rum Köyü Tekke’den kalanlar vardı. İlk bakışta; bir kale kalıntısı izlenimi veren köyün bütün evleri, neredeyse temellerine kadar yıkıktı. Sonradan öğrendiğimiz hikâyesi ise kısaca şöyleydi:

Tekke Köyü'nün ayaktaki evlerinden biri ve arkada yazlık siteler

Tekke Köyü'nün kilisesinden kalanlar

 Tekke Köyü'nün diğer yakasında yer alan evlerin yıkıntıları arasında köyün artık suyu akmayan çeşmesi

 Tekke Köyü'nün son evleri

19.yy.da Mordoğan Sahili’nde sadece bir iskele yer almaktaydı. Esas yerleşim, şimdi bir vadide saklı Eski Mordoğan Köyü, Mordoğan İskelesi’nin tam karşısındaki tepede Türklerin yoğun yaşadığı Çatalkaya ve aşağıda ve Çatalkaya’nın hemen kuzeyinde çoğunlukla Rumların yaşadığı Tekke Köyü’ne dağılmış vaziyetteydi. Rumların köyün biraz daha kuzeyinde; şimdi yarı yıkık durumdaki bir başka tepeciğin üstünde bir de kiliseleri vardı. Bugün kilisenin durumu harap; bazı yan duvarları ayakta; pencere söveleri sağlam. Çatısı ise, tamamen yıkılmış ve apsis bölümü de ortadan kalkmış durumda. Bu tepenin tam ortasından geçen yol köyün bu yakasını ikiye bölüyor. Sol yakadaki evlerin arasından geçen sokaklardan birinde eski bir çeşme var ve suyu akmıyor. 

Tekke Köyü'nün kilisesine diğer açıdan bakış

 Çatalkaya Köyü; caminin avlusundaki anıt çınar
(İ.Fidanoğlu tarafından Temmuz 2008'de çekilmiştir.)

 Çatalkaya Köyü, cami avlusundaki çeşmeler
(İ.Fidanoğlu tarafından Temmuz 2008'de çekilmiştir.)

Çeşmelerden birinin üstündeki kitabesi
(İ.Fidanoğlu tarafından Temmuz 2008'de çekilmiştir.)

Çatalkaya  Köyü Camisi ve köyün eski mezarlığı 
(İ.Fidanoğlu tarafından Şubat 2008'de çekilmiştir.)

Türklerin köyü Çatalkaya, bugün Mordoğan’ın bir mahallesi konumunda; hala eski canlılığını koruyor. Börklüce Mustafa’nın önderliğinde yarımadada 15.yy.ın başlarında gelişen ayaklanma, Çelebi Mehmet tarafından kanla bastırıldıktan ve isyancılar kılıçtan geçirildikten sonra, yöre yaklaşık 200 yıl kadar uykuya dalmış. Yarımada; yaklaşık 17.yy.a kadar, bir anlamda sivil halkın yerleşimine Osmanlı Yönetimince kapatılmış. Bu durum, zaten Karaburun’un üst düzleminde yer alan terk edilmiş Çullu Köyü’ndeki cami kalıntısının üzerindeki kitabeden, Çatalkaya Camisi’nin bulunduğu mevkideki çeşmenin kitabesinden (Hicri 1152) ve benzeri örneklerden de anlaşılabiliyor.

Bugün Çatalkaya, yamaçlarında şehir kaçkınlarının yamaçlarına kondurdukları Mordoğan İskelesi’ne nazır betonarme villalarıyla dikkat çekiyor. Eski köyün geleneksel evleriyle, yeni yapıların bu anlamda bir bütünsellik oluşturduğu da pek söylenemez aslında. Ama yine de özellikle köyün güney yakasında yer alan cami, avlusundaki çeşmeler ve biraz ötedeki köyün eski mezarlığı tarihe dair ziyaretçisine bir şeyler anlatıyor.

Vadi çıkışındaki döşeme yolun ucundaki denize nazır sekideki dinlenmemiz epey sürdü. Manzaranın anlattıklarını düşündük uzun uzun. Sonra yeniden kalkıp, eski Rum yerleşimi Tekke Köyü’nün yıkıntılarının arasında geçerek, sırtta yer alan kızılçamlar içine daldık. Tepelik alandan bir süre aşağı doğru yürüdük. Hedefimiz, kuzeye doğru yamaçlarında çok yaşlı zeytin ağaçlarının bulunduğu bir vadiye doğru yürümek ve sonunda Eski Mordoğan Köyü’ne giden asfalta ulaşmaktı. Öyle de oldu.

 Tekke Köyü'nün yıkıntıları arasından Eski Mordoğan Köyü'ne doğru yürüdük.

 Ardımızda bıraktığımız vadi

Asırlık zeytin ağaçlarının altında verdiğimiz yemek molası sonrası tarlalar arasından geçen bir toprak yolu takip ederek, Mordoğan’ı Eski Mordoğan Köyü’ne bağlayan asfalta ulaştık. Yola çıktığımız noktada eski bir çeşme ve onun hemen üst çizgisinde yer alan suyolu, vadiden beri izleye geldiğimiz suyun hikâyesini bize anlatıyordu. Kısacası bugün yürüyüş yaptığımız rotada yer alan su kaynaklarının hepsi Eski Mordoğan ve Tekke Köyü havzasını besleyen bir potansiyele sahipti. Çatalkaya ise, bu iki yerleşime göre sahip olduğu kot farkı nedeniyle vadinin diğer yamacından (güneydeki) ilerleyen bir başka koldan besleniyor olmalıydı.

 Asırlık zeytin ağaçlarıyla kaplı Eski Mordoğan Köyü yolundaki diğer vadi

 Gezginler, Eski Mordoğan Köyü yolunda...

Eski Mordoğan Köyü'nü besleyen suyolu üzerindeki tarihi çeşme

Asfaltı takiben kısa bir yürüyüşten sonra, Eski Mordoğan Köyü’ne kısa sürede ulaştık. Yeni açılmakta olan Karaburun-İzmir Karayolu nedeniyle giderek Karaburun Yarımadası’nın saklı köşeleri betonarme yapılarla dolmaya başlıyordu yavaş yavaş. Bu durum Eski Mordoğan Köyü’nün girişinde de dikkatimizi çekmedi değil. Köyün hemen girişinde Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından kalma köyün eski ilkokul binası, idealist bir hanımefendi tarafından Müesser Aktaş Etnografya ve Tarih Evi olarak düzenlenmiş. Köyün ve içindeki değerlerin hikâyesini bir başka bahara bırakarak, köyün arkasındaki tepelerin üzerine kurulmuş rüzgâr santrallerine giden yola devam ettik. Birkaç kilometre sonra tepeye ulaştığımızda denize doğru bozuk bir yola saptık. Sapakta Dilek Pınarı (Narcissos) yazıyordu.

 Eski Mordoğan Köyü ve 16.yy.dan kalma Ayşe Kadın Camisi

 Katırtırnakları ile kaplı Dilek Pınarı (Narcissos) yolu

Dilek Pınarı (Narcissos)

Yunan Mitolojisi’nde peri kızı Ekho’ya yüz vermeyerek onu aşağılayan, bu burnu büyük halinden dolayı da tanrılar tarafından cezalandırılarak sudaki kendi aksine âşık olan avcı Narcissos, bu imkânsız sevgisi nedeniyle günden güne eriyerek acı içinde ömrünü tüketir ve en sonunda bugün Karaburun Florası’nın en önemli bileşeni olan nergis çiçeğine dönüşür. Rivayet odur ki; Karaburun coğrafyasında baharın hemen önünde dağlarda ve düzlüklerde açan o sarı-beyaz renkli güzelim çiçekler, belki de yüzlerce yıldır bu topraklarda sudaki izini arayan Narcissos’un bugünkü mirasçıları olmalıdır.

 Dileklerin dile geldiği yer; Dilek Pınarı (Narcissos)

Ardıç'a doğru; deniz ve katırtırnakları

 Ardıç'a inerken yeniden orkideler çıktı karşımıza.

Bugün Eski Mordoğan Köyü’nden yaklaşık 3 km uzaklıktaki Ardıç Sahili’nin hemen üst düzleminde yer alan pınar ve çevresi, yol ayrımındaki tanıtım levhasında verilen bilgilere göre; yerel araştırmacı ve yöneticilerin, Kültür Bakanlığı ilgilileri ve Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün içinde yer aldığı bir projeyle, heykellerle desteklenecek bir mitoloji parkına dönüştürülmesi planlanmış. Ama bizim orada gördüğümüz manzaraya göre, bir kayanın dibinden gelen suyun çevresindeki ağaç ve çalıların dallarına bağlanan bez ve kâğıt parçalarıyla halkımız bu alana bir Dilek Pınarı misyonu yüklemiş bile. Bu vesileyle yaratılan çevredeki pislik ise, ayrıca söz edilmesi gereken bir konu… Hem piknik yapmak, hem de dilek dilemek amacıyla bölge epey hırpalanmış aslında. Ancak; yukarıda sözü edilen mitoloji parkı projesi ise, epey bir süredir uykuya dalmış görünüyor; belki de rafa kaldırılmış hissini yaratıyor. Çünkü bu proje ile ilgili olarak ayrılmış olduğu izlenimini edindiğimiz pınarın hemen batısında yer alan düzlük alanda tesis edilmiş pek de bir şey yok.

Ardıç'a inerken rastladığımız yalnız çeşme

Çeşme ve ardıç

Dilek Pınarı, Narcissos’dan ayrıldıktan sonra tekrar geriye dönmedik; toprak yolu kullanarak Ardıç’a doğru bir vadiden ilerledik. Yolun bittiği noktadan bir tarlanın sınırını takiben yakaladığımız patika, bizi önce bir çiftliğin sınırına ve daha sonra ise Karaburun Yarımadası’nda sıkça gördüğümüz tipik pınar çeşmelerden birine ulaştırdı. Zamanın tahribatına karşın hala ayakta kalabilmiş bu pınardan akmakta olan suyun sesi, sanki yalnızlığın ve hüznün şarkısını söyler gibiydi. Bir süre taşına oturup, sessizce suyun sesini dinledik ve soluklandık.

 Orkideler
Artık Karaburun asfaltına ulaşmıştık. Yolu atlayarak Ardıç’ın yazlık villalarıyla boğulmuş plajına; daha sonra da Ayı Balığı Kayalıkları ve Koyu’nu doğumuzda bırakarak, Mordoğan Sahili’ne doğru yürüdük. Ardıç ve Mordoğan, yaklaşık 35 yıl önce buralara ilk kez geldiğimizdeki görüntüsünden oldukça farklıydı. Bütün sahillerde karşılaştığımız kıyı yağması, betonlaşma ve çürüme ne yazık ki buraları sarıp sarmalamıştı. Buralar da artık yitik köşeleriydi cennet yurdumun. Mordoğan Sahili’ndeki kahvehanelerden birine oturup denize baktık ve içtiğimiz yorgunluk çaylarının eşliğinde günü değerlendirdik. 

 Ardıç plajında papatyalar

 Ardıç Plajı

 Mordoğan'a doğru sahil boyu katırtırnakları

Artık gitme zamanıydı. Mordoğan’dan İzmir yönüne çalışan minibüslerden birine binerek, saat 18.15 gibi Balıklıova yakınlarındaki yol şantiyesinde bıraktığımız arabamıza ulaştık. Zaman yitirmeksizin, bugün de çok yönlü bir doğa yürüyüşü programını gerçekleştirmiş olmanın huzuru içinde İzmir’e doğru yola çıktık.

Dipnotlar
(1)    Sözü edilen yazıya http://dagakactim.blogspot.com/2012/03/karaburun-bozkoy-uzundere-vadisi.html adresinden ulaşılabilinir.
(2)  Belirtilenler dışında tüm fotoğraflar, yürüyüş esnasında A.Aydemir tarafından çekilmiştir.


Yazan İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC




9 yorum:

  1. Merbaha,
    Blogunuzu çok beğendim ve sizi takibime aldım :)
    Bende bloguma beklerim.
    Sevgiler,
    http://hayatimakyajla.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloğumuza göstermiş olduğunuz ilgi nedeniyle teşekkür ederiz. Bir anlamda bizim yaptığımız da derinlerde kalmış bir şeyleri gün yüzüne taşımak; belki de bu şekilde biraz da "hayatı makyajlamak"... Sevgiyle kalın.

      Sil
  2. harika gezi ve fotoğraflar tebrik ediyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumcu; bloğumuz ile ilgili değerlendirmeleriniz için teşekkür ederiz. Daha geniş katılımlarınızı diliyoruz. Kolaylıklar dileğiyle...

      Sil
  3. Merhaba,
    Ellerinize sağlık. Mordoğan yürüyüşünüzü zevkle okudum. Uzunada tarihi ile ilgili bir çalışma yapıyorum. Yunan kaynaklarında iyi havalarda adadan Tekke köyü kilise çanının duyulduğu yazılıyor. Bu yazıda yer alan arka fonda Uzunada'nın bulunduğu " vadinin çıkış noktasından Mordoğan İskelesine bakış" ve Tekke köyü yıkık kilise fotoğraflarını edinmem konusunda bana yardımcı olabilir misiniz? Saygılarımla. Uluç HANHAN ( uluchanhan@hotmail.com)

    YanıtlaSil
  4. Elinize, ayağınıza sağlık,, harikasınız... keyifle takipteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize teşekkürler... Yeni sezon başlıyor. Kısmet yeni Karaburun yolculuklarına; rastgele...
      Sevgilerimizle...
      İF

      Sil
  5. Sizleri izlemek çok keyifli. Teşekkür ederim. Saygılar,

    YanıtlaSil
  6. İlginize teşekkür ederiz.İF

    YanıtlaSil