29 Kasım 2013 Cuma

BOZDAĞ'IN ETEKLERİNDE, KESTANE DİYARINDA: YILANLI KALE



06 Kasım 2013
Mehmet Yavuzcezzar



Fırsat buldukça Ege'deki kalelerin izlerini sürerken, bu defaki gezimizi önceki yıllarda 400 m rakımlı Birgi'ye gittiğimizde planladığımız gibi, Bozdağ (Tmolos) eteklerindeki Yılanlı Kale'yi keşfe ayırdık. Bu sebeple; sabah 7.30 da çıktık yola, saat 9,00 da Tire'de verdik mola. Tireli dostumuz Hasan Hoca'nın park içinde hazırladığı mükellef kahvaltı sofrasında, eşinin yaptığı nefis küllürçeleri afiyetle yerken, daha önce ürettiği şarapların tadına baktığımız Müşteba Bey ile de gezilerimiz ve şarap yapımı konularında sohbet etme fırsatımız oldu. Kahvaltıdan sonra yönümüzü Birgi'ye çevirdik.


Bozdağ'ın eteklerine doğru yükselirken; Birgi

(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Doğu Akdeniz florasının etkin olduğu yörenin alçak kesimlerinde; makiler, zeytin, elma, incir, turunçgiller gibi meyve ağaçları ile kavak ve fıstık çamı, daha yükseklerde; meşe, laden ve menengiç ağaçları, sulak alanlardaki çınarlar dışında kalan hemen hemen tüm alanlar kestane, ceviz ve kiraz ağaçları ile kaplıydı. Yolumuzun üzerinde kızlarelması'dan (üvez) aşılama muşmulaya da rastladık.



Kızlarelması'ndan aşılama muşmula




Yol üzerinde bir çeşme ve karadut

Kıvrım kıvrım yolları geçip dağları aşarken, bir çok çeşmeye rastladık. Her çeşme başında da bir karadut ağacı vardı; yorulup çeşme başında mola veren yolcular ağacın meyvesinden yesin, sonra da suyunu içsin diye dikildiği söylenir bu ağaçların. Ne güzellik ama. İlkin yaklaşık 800m yüksekten Birgi ve Ödemiş'e bakan Hacıhasan Köyü, ardından da 1160 m rakımlı Kemerköy karşıladı bizi.


Kemerköy-köy meydanı

Kemerköy'ün meydanındaki kahvehanede çaylarımızı yudumlarken, görkemli Bozdağ eteklerinde Türkiye'nin en kaliteli kestanelerinin yetiştirildiğini öğrendik. Denizden 400 ile 1400 m yükseklerde yetişebilen bu kestanelerden Karaaşı (koyu renkli) kestanesi; içerisinde lif bulunmaması nedeniyle kestane şekeri yapan fabrikalar ile "kestane  kebap"çıların en çok tercih ettikleri türmüş; bu nedenle de en değerli olanıymış. Bu yörede yetiştirilen diğer kestane türleri de; Sarıaşı (açık renkli), fidanlarının Beydağ'dan geldiği Balyanbolu (Tahta), Anadolu ve Bursa imiş. Bozdağ yamaçlarında gördüğümüz anten vericilerinin olduğu seyir tepesine buradan çıkıldığını öğrendik; zamanımız kalırsa Yılanlı Kale dönüşünde hem birer kilo kestane alırız, hem de Kemer Sivrisi'ne çıkarız dedik ve köyü terk ederek yine kıvrımlı yollara koyulduk.



Gezginler Kemerköy'de kestaneleri inceliyor



Yılanlı Köyü'ne giderken




Kestane ağaçları; soldaki genç, sağdaki yaşlı 

Yol aldıkça yükseldik, yükseldikçe yol aldık ve en sonunda Yılanlı Köyü'ne ulaştık. 

Kaleye nasıl çıkabileceğimizi sormak için gösterişli köy camisinin önünde durduk. Caminin alt katındaki kestane tasnif deposunda; köyün muhtarı Sami Girgin bizi karşıladı. Bize ikram ettiği çaylar eşliğinde, Yılanlı Kale ile kestane yetiştiriciliği hakkında bilgiler verdi. Bu arada Birgi'den beri bizimle aynı güzergahta seyreden Bulgar plakalı aracın bir kestane tüccarına ait olduğunu öğrendik. Kestaneleri bu bölgeden alıp İtalya'ya satıyormuş, arayana ne işler var doğrusu şaşırdık!



Yılanlı Köyü girişi


Gezginler Yılanlı Köyü kestanelerini de inceliyorlar

Yılanlı Köyü; Ödemiş'in 28 km kuzey-doğusunda yer alan, yaklaşık 200 nüfusa sahip 1120 rakımlı bir orman köyü. Bozdağ eteklerindeki diğer küçük köyler gibi dağlık arazi üzerine kurulu dağınık evlerden oluşan, bu özelliği ile de Karadeniz köylerini anımsatan Yılanlı Köyü'nde halkın geçim kaynağı başta kestane olmak üzere; ceviz, kiraz, vişne ve elma tarımı. Yakın zamana kadar köyde hayvancılık da yapılıyormuş, ancak şimdilerde birkaç sürü dışında pek fazla hayvan kalmamış. Muhtara ait alabalık tesisleri de köyün popülaritesini artırmış. 


Dağlık arazide dağınık yerleşmiş Yılanlı Köyü evleri


Yılanlı Köyü'ne yaklaşırken arkada Yılanlı Kale

Dik bir tepenin üzerine kurulu olan Yılanlı Kale'ye ziyaretleri arttırabilmek için, köy muhtarı Sami Bey, yaptığı projesiyle İzmir Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'na  başvurarak kaleye ulaşımı kolaylaştıracak olan yol talebinde bulunmuş, ancak 2020 tarihinden sonraya gündeme alınabileceği cevabını almış. Bunun üzerine köylülerin de yardımıyla kaleye doğru tırmanışı biraz olsun rahatlatan bir miktar seki yaptırıp, kenarlarına da yörenin meyve ağaçlarından diktirmiş. Fena da olmamış doğrusu, bu sekiler oldukça sert eğimli kaleye çıkış rotasındaki tırmanışımızı biraz olsun rahatlattı.


Yılanlı Kale'ye çıkışta sekiler, arkada uzakta Kemerköy sivrisi

Bununla da kalmamış Muhtar; köyün sırtlarındaki orman vasfını yitirmiş arazilere sekiler yaptırıp kestane fidanları diktirerek tapularını köylülerin üzerine geçirtmiş ve bu sayede hem köylünün gelirini arttırmış, hem de  bozuk alanları yeşillendirmiş. Kale tırmanışına geçmeden önce Karaaşı kestanelerinin en güzellerinden birer file hediyelik alıp Muhtar'ın yanından ayrıldık. 



Gezginler Yılanlı Kale'ye tırmanırken

Yılanlı Kale karşımızda


Kale tırmanışı başlangıçta sekiler sayesinde rahat gibi görünse de,  bu rahatlık kısa sürdü ve dik patika bizi epey zorladı. Oysa nereden bilebilirdik ki, bunlar daha iyi anlarımız imiş; önce sekiler bitti, ardından patika... İşte yukarımızda Yılanlı Kale, ne yol var ne iz! Biz her zaman olduğu gibi hedefi görmenin heyecanı ile dik kayalık arazide zorlanarak da olsa durmadan tırmanmaya devam ettik, ta ki kalenin yanına varıncaya dek. Güzergahın ilk 1000 metresinde yaklaşık olarak 80 m yükseldik, ancak sonraki 300 metrelik tırmanışımızda 100 m kadar daha yükseldik. 


Gezginler Kale'ye girerken

Yılanlı Kale

Kale hakkında yaptığımız araştırmada bilgi alabileceğimiz bir kaynağa rastlayamadık ancak, Ephesos(Efes)-Philedelphia(Alaşehir) geçişi üzerinde kurulu, Pers ve Bizans döneminde küçük bir garnizonun konuşlandığı bir gözetleme kalesi olması kuvvetle muhtemel. Konumu itibarı ile bu geçişi gözleyen ve denetleyen bir kale olarak görev yapmış olmalı. Yılanlı Köyü'nün sırtını yasladığı tepenin zirvesine kurulmuş olan kale, Bozdağ eteklerinden Beydağ Barajı'na kadar oldukça geniş bir yöreye hakim konumda. 
Kale'nin kuzeyindeki burçlar

Kale; dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümden oluşmakta; bu da kalenin aynı zamanda bir garnizon olabileceğinin belirtisidir. Yüzeyde ve çevrede yaptığımız gözlemde, kalenin kuzey yönünde iki burcundan, güney yönündeki dış duvar kalıntılarına kadar yaklaşık 200m uzunlukta, batı yönünde burç ve duvarlardan, doğu yönündeki dış duvar kalıntılarına kadar 80m genişlikte olduğunu söyleyebiliriz. Kuzey ve batı yönlerindeki burçlar ile duvarlar bugüne değin sağlam kalmış, buna karşın güney ve doğu yönündeki yapılar, bir hayli hasar görmüş durumdaydı.


Dış duvarlar

Kale'den Kemer Sivrisi'ne bakış, yamaçlarda kestane ağaçları


Yılanlı Kale'den Beydağ Barajı

Kale ve civarındaki incelememizi bitirip, bolca fotoğraf çektik. Ne yazık ki, tüm ören yerlerinde olduğu gibi burada da çok sayıda defineciler tarafından açılmış ve o şekilde bırakılmış çukurlara rastladık. Bu arada kale içindeki ardıç ağacının meyvelerinden de tattık.


Defineci çukuru

Dönüşe geçtiğimizde yine geldiğimiz rotadan sapmadan, önce çok dik yamacı dikkatlice indikten sonra patika ve sekileri takip ederek Yılanlı Köyü'ne ulaştık. Oradan arabayla yeniden Kemerköy'e döndük ve gelirken zaman bulursak çıkmayı planladığımız, üzerinde birçok antenin bulunduğu Kemer Sivrisi'ne çıkmak üzere arabayla zirveye tırmanan toprak yola koyulduk. 



Kemer Sivrisi'nden Yılanlı Köyü ve Kalesi

1160 rakımlı Kemerköy'den 1640 rakımlı Kemer Sivrisi'ne çıkan yol; hemen tüm yollar gibi çokça kıvrımlı ve dikti, asırlık kestane, kiraz ve elma ağaçlarının olduğu, ancak büyük bölümü bozuk olan yolda güzel fotoğraflar aldık. Havanın sert ve rüzgarlı olması nedeniyle tepede fazla kalamadık; çevremizde uzanıp giden topografyanın birkaç fotoğrafını çekip hemen dönüşe geçtik.

Yıllara meydan okuyan asırlık kestane ağacı

Hacıhasan'da yemek molası

Kemerköy'de de birer kilo kestane daha aldıktan sonra, gecikmiş yemeğimizi yemek üzere Hacıhasan'a doğru yöneldik. Köy girişindeki gösterişli karadut ağacı ve hemen yanındaki çeşme bizim için uygun bir yerdi. Yaklaşmakta olan yağmurun habercisi kara bulutların altında hızlı bir şekilde yemeğimizi yedik. Doğa dostu dağcılara yakışır biçimde çöplerin toplanıp yakındaki İl Özel İdaresi'nin çöp konteynırlarına atılması işlemi sonrasında; dostumuz Hasan Hoca'yı Tire'ye bırakıp akşama doğru İzmir'e doğru yola koyulduk.

Yazan /Düzenleyen: M.YC
Fotoğraflar:M.YC / İ.F








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder