26 Nisan 2011 Salı

SELÇUK - BELEVİ KEÇİ KALESİ-GEBEKİRSE-ALAMAN GÖLÜ

                                                                                                                                         26 Nisan 2011

Bugün yaptığımız gezi ile ilgili fotoğrafları izleyebilirsiniz. İyi seyirler.

Selçuk İstasyon meydanındaki su kemerleri

Selçuk İstasyon meydanındaki Kurtuluş Yolu anıtı

    
Belevi Keçi Kalesi

Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.



Gebekirse gölü

Alaman gölü

Keçi Kalesi'ne çıkarken

Keçi Kalesi ve gezgin

Keçi Kalesi içi

Kale içinden İzmir-Aydın otoyolu

Gebekirse gölü


Düzenleyen: MYC                                                                       
Daha fazla fotoğraf için tıklayınız


21 Nisan 2011 Perşembe

KAYNAKLAR – PORTA (KAPI) – KARAPINAR - NİF ÖNÜ YÜRÜYÜŞÜ


21 Nisan 2011
İbrahim Fidanoğlu

Sabah saat 10’da Kaynaklar köyünden Nif Dağına doğru yürüyüşümüze başladık. Yola çıkınca hatırladık; ekmek almayı unutmuşuz. Böyle de dağcılık mı olur yahu diyecek arkadaşların salvolarından nasıl kendimizi koruyacağımızı düşünerek arabayı park ettiğimiz 1000 yıllık anıt çınar ağacının olduğu meydandan Kabakçılar Caddesi yoluyla asfalttan ayrıldık. Geçen yıl Kaynaklar köyünün güney batısından başlayıp çepeçevre dolaşarak köye ulaştığımız orman yolunun kesiştiği noktadan sola devam ederek rampaya sardık. Bugün hava oldukça güzeldi. Sıcaklık sabah 13, öğleden sonra ise 18 derece civarındaydı. Ancak kuzey doğudan esen sert poyraz zaman zaman üşümemize neden oldu. Bu yürüyüşte amacımız; İzmir’in tarihi su yollarından biri olan ve Nif Dağı’nın güney eteklerindeki Karapınar’dan Kadifekale’ye kadar su getiren Karapınar su yolunun önemli noktalarından biri olan ve Porta (Kapı) olarak anılan geçit çevresinde dolaşmak ve buralardaki alanlara bir bakmaktı.

Nif Dağından Kurutepe’ye doğru

600 metrede Kaynaklar tarafından Nif tarafına sanki bir kapıdan geçtik. Apayrı bir arka dünyaya ulaştığımız bu noktada tam karşımızda artık Nif ve Kurutepe ile arasında sınır oluşturan derin bir vadi vardı. 

Porta (kapı) diye adlandırdığımız geçitten sonra bitki örtüsü kızılçama döndü. Tamamen bir kızılçam ormanı içinde yürümeye başladık. Sol yanımızda uzanıp giden derin vadide yaklaştıkça daha iyi fark edilen suyu tertemiz bir dere akıyordu. Kırcaali Çeşmesi’nden itibaren yaklaşık 4. km. de ve 5,5. km.de toprak yol sağa iki sapak verdi. Biz dereboyunu takip ettik ve bu doğrultudan hiç ayrılmadık. Dere bizim alçalmamızla tüm güzelliğini önümüze serdi. Doğa daha yeni uyanmaktaydı. Tomurcuktaki çınar ağaçları suyun kenarında uzanıp gidiyordu. Bu noktalarda yaklaşık 500 – 550 metrelerde yürüdük. Ormanda giderken ve dönerken kuzu göbeği arayan insanlara rastladık. Dere boyunda bırakılmış park etmiş halde araçlar gördük. Eğer yanılmıyorsak; akan dere Arap Deresi olmalıydı. Derenin akış yönü Gökdere istikametine doğruydu. Bu da izmir’i tarih boyunca besleyen önemli bir su kaynağının, Karapınar (19.yy.da yöresel ağızla Garabunar) su kaynağının bir kolu olsa gerekti.

Yürüyüş Rotası 17 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

(Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)  

İZSU’nun web sitesinden alınan aşağıdaki bilgi bize İzmir’in tarihi su kaynakları ve su yolları hakkında bir sınıflandırma yapıyor. Bunu yeni yürüyüş rotaları için aklımızın bir köşesine not edelim. Her ne kadar bir kısmı artık şehir içinde de kalsa bazılarının nerelerden geçtiğini bu vesileyle araştırmak ilginç olsa gerek.

“Binlerce yıllık geçmişe sahip İzmir kentinin su ihtiyacını karşılamak üzere inşa edilmiş, uzun mesafeden su getirme sistemleri konusunda kapsamlı ilk araştırma 19. yüzyıl sonlarında Alman Arkeoloji Enstitüsünün çalışmaları çerçevesinde Georg Weber tarafından yapılmış, bulguları 1899'da Enstitünün yıllığında yayınlanmıştır. Arada geçen sürede, konunun ayrıntılarına daha fazla inecek, çağdaş haritalar üzerinde bu suyollarının geçkisini tam olarak belirleyecek çalışmalar yapılamamış olduğu gibi, kentin kullanım alanının sürekli büyümesi yüz yıl kadar önce belirlenmiş kalıntıların pek çoğunun bugün artık yerinde bulunmamasına yol açmıştır. Bu suyollarının başlıcaları şunlardır:

Şekil 1: İzmir’e su ileten başlıca su yollarının geçkileri : (a) Karapınar suyolu (Çördük 1998), (b) Akpınar suyolu (Kosova 1999), (c) Buca suyolları, (d) Kozağaç-Osmanağa su yolu, (e) Buca-Vezirağa suyolu, (f) Halkapınar-Kapancıoğlu suyolu
                                                                       
(a) İzmir’ in doğusundan, Nif dağının güney yamaçlarında, Arapderenin en üst kesimlerindeki Karapınarın sularını Kadifekale’ye (Pagus dağı) ileten Melez çayını taş borulu ters sifonla geçen antik "Karapınar suyolu";


(b) İzmir’in güneyinden. Kısıkköy yakınındaki Akpınarın sularını. Bayramyeri yakınında, eskiden değirmenlerin bulunduğu kesimin yakınındaki Zeus Akraios tapınağına kadar ileten antik "Akpınar suyolu";

(c) İzmir’ in güneydoğusundan, Bucanın doğusundaki Kanlıgöl - Kaynaklar yöresi sularını Melez çayını yüksek su kemeriyle aşarak, Kadifekalenin doğu eteklerinden dolaşarak ileten antik ve daha sonraki dönemlerde de kısmen yararlanılmış olan "Buca suyolları";

(d) İzmir’ in güneyinden, Kozağaç yöresi pınar sularını, Melez çayını yüksek su kemeriyle aşarak ileten, muhtemelen Osmanlı döneminde "Osmanağa suyolu" olarak da yararlanılmış olunan "Kozağaç suyolu";

(e) İzmir’ in güneydoğusundan, Şirinyer yakınında kaynayan pınar sularını. Melez çayını yüksek su kemeriyle aşarak ileten Osmanlı dönemi "Vezir suyolu";

(f) İzmir’ in doğusundan, Tepecik’ in kuzey yamaçlarından kaynayan, muhtemelen antik dönemde de yararlanılmış olan suları ileten, "Kapancıoğlu suyolu".

(5 Haziran 1999’da İzmir Su Kongresinde sunulan ve yayınlanan bildiri “İzmir’in Tarihi Su Getirme Sistemleri; Prof.Dr. Ünal ÖZİŞ, İnş.Yük.Müh.Yalçın ÖZDEMİR, İnş.Müh.Akın KOSOVA, İnş.Müh. Abdullah ÇÖRDÜK, s.45-56)

Kırcaali’nin üç köyünden üç göçmenin yakın zamanda onarttığı çeşmenin bilek kalınlığındaki suyundan içtikten ve koyunlarını otlatan bir emekli çoban amca ile lafladıktan sonra Kurutepe ile Nif Dağı’nın ayrıldığı rotaya doğru yürüdük. Yükseldikçe, kentin topoğrafyası ortaya çıktı. İlerde pus içinde denizi, güney batıya doğru Tahtalı Dağını ve baraj gölünü, tam karşıda Çatalkaya’yı ve Balçova Teleferiğini seçebildik. Sağımızda yükselen kireç taşından kayalık kütle üzerinde köylü kadınlar kuzu göbeği arıyorlardı. Hepsi birer keçi gibi kayaların üstünde sekerek tepeye kadar çıktılar. 

Kuzey batı istikametinde Gökdere (19. yy.da bu köye Arap deresi deniyormuş; Pınarbaşı üstünde Kurutepe’de (şimdi Ege Üniversitesi Gözlem Evi’nin bulunduğu tepe) yer alan Bizans dönemi Lembos Manastırı kayıtlarında Mantaya olarak geçiyormuş. Rivayet odur ki, Mantaya ismi günümüzde Manda çayının adıdır.) köyü ve ilk çağ İzmir kalelerinden biri olan daha sonraları İzmirlinin Kalesi olarak bilinen kalenin yükseldiği koç boynuzu şeklindeki görkemli tepe uzanıyordu.

Arap Deresi

Kapıdan geçtik…

Dere seviyesinden devam ederken sağımızda yükselen kayalığın hemen dibinde yamuk kesitli güzel bir mağara gördük ve fotoğrafladık. Biraz ilerde İZSU öncesi dönemde; YSE’nin yada Köy Hizmetleri’nin yaptığı bir su pompa istasyonunu hemen derenin kenarında gördük. Yol boyunca hâkim bitki örtüsü; yoğun olarak kızılçamlar, su kenarlarında çınar ağaçları, daha yükseklerde delice bademler, çiçeğe yeni durmuş bembeyaz ardıçlar, sapsarı katırtırnakları, papatyalar, mine çiçekleri, yabani karanfiller v.b. kır çiçekleriydi. Yürüdüğümüz güzergâhta orkideye rastlayamadık.

İzmir’e 900 metreden baktık…

Çeşmeden itibaren yaklaşık 7.km.de yol sola yukarı ve sağa ileri doğru ikiye ayrıldı. Biz sola yukarı giden patikaya saptık. Yol tam geriye doğru döndü ve Nif Dağı’nın etrafını dolaşarak İzmir Körfezi’ne nazır bir açıklığa ulaştı. Yükseklik burada 900 metre idi. Buralarda suyun verdiği hasarla oluşmuş toprak kaymalarına ve zaman zaman toprak yola düşmüş kayalara rastladık. Çıktığımız andan itibaren yaklaşık 9 km. sonra ya da 3 saatlik net bir yürüyüş sonrası geri dönüşe geçtik. Dönüş yolunda bir su kenarında ekmeksiz, ancak güçlü bir yemek yedik. 1 saat kadar dinlendik ve tekrar dönüş için saat 14.15’de yola koyulduk. Aynı güzergahı takiben yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş sonrası Porta’dan geçerek Kırcaali Çeşmesi’ne ulaştık. Çeşme başında kısa bir dinlenme molası verdik. Çeşmenin bütün güzelliği, piknikçilerin arkalarında bıraktıkları etrafa saçılmış her türlü atık malzeme nedeniyle ne yazıkki gölgelenmişti. Kimseye bir şey diyemeden, yutkuna yutkuna arkamızı dönüp köye ilerledik. Saat 16.30’da arabanın bulunduğu Kaynaklar Çınaraltı’na ulaştık.


Yazan: İ.F
Düzenleyen: MYC               

                                                                       

       Daha fazla fotoğraf için tıklayınız.

Google Earth    Enlem: 38°22'42.66"K    Boylam:  27°17'13.18"E                                         
 

13 Nisan 2011 Çarşamba

KEMALPAŞA KURUDERE (Nazarköy)– NİF ALABALIK ÇİFTLİĞİ YÜRÜYÜŞÜ


13 Nisan 2011
İbrahim Fidanoğlu
Sabah adet olduğu üzere 8.30 civarında Bornova’dan Kemalpaşa’ya hareket ettik. Kemalpaşa’da ekmek fırınından simit, boyoz ve sütlü simit ekmeği alarak Kurudere’ye devam ettik. Kurudere’de çay eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 9.40’da yürüyüşe başladık. Yürüyüş boyunca hava zaman zaman kuzeyden ve batıdan esen ser rüzgârlarla kendini oldukça serin hissettirdi. Geçen ay yürüdüğümüz ve bir yay çizerek yine köye ulaştığımız rotayı kullanarak Kurudere’den Vişneli yönüne doğru dere yatağında ilerledik. Bu kez bu vadinin dibine doğru inen yoldan yaklaşık 40 dakikalık bir yürüyüşten sonra ayrılarak Kız Kalesi’nin bulunduğu tepeye doğru sağa ve yukarı doğru kıvrıldık. Doğanın müthiş uyanışının işaretleri her tarafı kaplamış durumdaydı. Sarı ve beyaz papatyalar, daha yükseklerde mor ve beyaz renkte orkideler, bembeyaz çiçekleriyle üzerlerine kar yağmış hissini veren delice bademler, göz alabildiğine uzanan kızılçam ormanları, yeniden erguvani tomurcuklarıyla hayata merhaba diyen palamut meşeleri, yükseklerden aşağılardaki vadilere doğru akan onlarca küçük derecik, rengarenk kelebekler, karatavuklar, sakalar ve üstümüzde dönüp duran yükseklerin alıcı kuşları hepsi bir bütünün parçası gibiydiler.

(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

Kurudere’den Nif Dağı Alabalık Çifliği’ne 30,5 km. lik güzergah


 Kemalpaşa Kurudere - Nif Dağı yürüyüş haritası
 (Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)  


Yukarı doğru ilk sağa sapışımızdan sonra, rugby kalesini andıran iki dev kayadan mahmuzlarıyla hemen sağımızda yükselen dağı hiç terk etmedik.

Onun gölgesi sürekli üstümüzde oldu. Ne yana dönsek onunla karşılaştık. Biz bu dağa Kız Kalesi Dağı adını verdik. Çünkü Kemalpaşa’dan Mezarlığın yanından Alabalık Çiftliği’ne çıkan 11 km.lik yoldan ayrılarak Kiraz Gediği üzerinden ulaşılan ve Kurudere’nin hemen üstünde yer alan ve yörede Kız Kalesi ismiyle bilinen bir kale kalıntısından söz edildiğini ormancılardan duymuştuk. Nif Dağı’nda arkeolojik kazı izni bulunan ve burada 2004’den beri yüzey araştırmaları ve kazılar yapan İstanbul Üniversitesi’nden arkeologların bildirdiğine göre ise; Nif Dağında iki tane Kız Kalesi’nden söz ediliyor. Bunlardan birisi; Ballıcaoluk Kız Kalesi Aşağı Vişneli köyünün güneyinde; diğeri ise Kurudere’nin hemen üstünde yer alıyor.

Savanda Kız Kalesi

Bu ikincisinin ismi yüzey araştırma raporlarında Savanda Kız Kalesi olarak belirtiliyor. Zaten yürüyüşümüz rotasında Kurudere’de bir sokak levhasında da Savanda Küme Evleri yazısı dikkatimizi çekmişti. Savanda ismi de büyük olasılıkla bizim Kız Kalesi Dağı olarak isimlendirdiğimiz dağın gerçek ismi olsa gerekti. 2004 yılı yüzey araştırma raporunda Savanda Kız Kalesi’nin, Kurudere’nin hemen üstünde yükselen dağın tepesinde yer aldığı ve Bizans dönemi ve öncesinde burada yerleşmeler olduğuna değiniliyor. Bu kale de ilkçağda İzmir savunmasında rol oynamış dış kaleleşmelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bizans döneminde kullanıldığına dair fresk kalıntılarından aynı raporda söz ediliyor.

Nif Dağı Alabalık Çiftliği; tepeden bakış

Yürüyüşümüz sırasında tırmanırken hepsi sağa olmak üzere 4 kez karar verme noktasına geldik. Bunlardan en sonuncusu yaklaşık 860 metrelerde Yukarı Vişneli yol ayrımı oldu. Eğer bu sapakta sola saparsanız Yukarı Vişneli köyüne, sağa saparsanız Nif Alabalık Çiftliğine ulaşırsınız. Bu noktaya başlangıçtan itibaren yaklaşık 2 saatte ulaştık. Bu noktadan itibaren çiftliğe kadar daha 2,5 saat yürüdük. Kurudere köyü – Alabalık Çiftliği arası kısa dinlenmeler de dâhil olmak üzere tam 4,5 saat sürdü. Oraya vardığımızda saat 14 idi. Sıcaklık 13 derece, rakım ise 846 metre idi. Kurudere’den Alabalık Çiftliği mesafe olarak yaptığımız hesaplamalara göre yaklaşık 15 km. tutuyor. Yani toplamda gidiş dönüş 30 km.lik bir yürüyüş yapmış olduk.
Her tepeyi aştığımızda, her virajı döndüğümüzde hedefe ulaşmadan 2,5 saat önce gördüğümüz Ala Balık Çiftliği’nin binalarına yarım saat kaldığını sandığımız anda hedef bizden uzaklaştı sanki. Gidiş yönünde sol yanımızda yükselen Nif’in zirvesinden süzülüp gelen küçücük derelerden defalarca geçtik. Ama bitmek bilmeyen yolumuz uzadı da uzadı. Balık Çiftliği’nin hemen altında ilk önce Yangın Göleti daha sonra da lojman olarak kullanılan evi gördük. Bizi Çiftliğin kapısında bir Kangal kırması köpek karşıladı. Biz ondan, o bizden çekindi; ancak kısa zamanda tanış olduk. Köpek, üç tane kedi ve 4 ördek açlıktan hemen etrafımızı çeviriverdiler. Yiyeceklerimizin çoğunu onlarla paylaştık. Çiftlikte tek bir çalışan vardı. Mardinli olup Mardin’i hiç görmeyen, üç yaşında İzmir’in Eski İzmir semtine ailesiyle yerleşen, 15 kardeşli ve iki anneli, lise mezunu Yaşar ile orada tanıştık. Bizim başlangıçta köpekten ürkerek giriş kapısından değil de tel örgüden girmemize her ne kadar bozulmuş olsa da, daha sonra muhabbeti koyulaştırdık. Çiftliğin Orman Müdürlüğü tarafından kurulmuş olduğunu, şu andaki işletmecilerinin Devlet’ten kiraladıklarını, piknik yapanlardan 10TL ücret aldıklarını, ancak bizden bu seferlik bu parayı almayacağını Yaşar bize anlattı. Yaklaşık 1 saatlik yemek molası ve dinlenmeden sonra saat 15.10’da Alabalık Çiftliği’nden ayrıldık ve aynı güzergâhtan dönüş yoluna koyulduk.

Nif’den aşağıya dereler akar...

Dönüşte Fertekli Fatma Nine’nin hayratı olan çeşmede yine mola verdik. Burada rakım 825 metre idi. Dönüş güzergâhında iniş daha fazla olduğu için yaklaşık yarım saat daha az yürüyerek saat 18.45’de Kurudere köyüne ulaştık. Köye vardığımızda akşam soğuğu oldukça kendini hissettiriyordu. Sabah kahvaltımızı yaptığımız kır kahvesinde yorgunluk çaylarını içerek ve işletmenin sahibiyle de eski yerel gazoz markalarından ve tatlarından söz ederek günü noktaladık.


Yazan: İ.F
Düzenleyen: MYC                                                                                  
     Daha fazla fotoğraf için tıklayınız.


Google Earth    Enlem:  38°23'16.13"K     Boylam: 27°23'13.39"E                                 

7 Nisan 2011 Perşembe

ALİAĞA MYRINA - TÜRKMEN KÖYÜ ŞELALESİ YÜRÜYÜŞÜ


7 Nisan 2011
İbrahim Fidanoğlu
Bornova’dan Aliağa’ya doğru
Sabah buluşma noktası Bornova’dan 8’de hareket ettik. Bugün her zamankinden kalabalıktık; toplam 5 kişi yürüdük. Aliağa’da balıkçı barınağında bir balıkçı kahvesinde gevrek, boyoz, yumurta, peynir ve çay ile güzel bir kahvaltı yaptık. Saat 9.30 civarında Aliağa’dan kuzey yönüne Aiol kenti Myrina’ya doğru hareket ettik. Güzelhisar çayının (İlkçağda Pythikos yada Tisna denirdi) üstünden geçtik. Petkim barajı ile suları sağılan antik Pythikos, deltaya doğru iyice genişleyen yatağı ile usul usul Aliağa Arka Plajlarına doğru akıyordu. Her zaman olduğu gibi köprü üstünde sabahın bu erken vaktinde balık tutanlar konumlanmışlardı. Sebat Dinlenme Tesislerini ve Aliağa Organize Sanayi Bölgesi girişini geçtikten hemen sonra azmağa paralel toprak yola; sola saptık.

Myrina’da Beriki Tepe

Myrina sahillerinde
Myrina, hemen denize doğru uzanan antik limanın iki yanında yer alan iki tepeye konumlanmış bir Aiol kenti. Bu tepeler Bikri (Beriki) ve Öteki tepe olarak yerli halk tarafından adlandırılmış.

Beriki Tepe, Çanakkale yoluna daha yakın bir konumda yer alıyor, Öteki Tepe ise hemen limanın yanında yükseliyor. Myrina, eski bir Rum köyü olan Kastro’nun (Bugün halk arasında Karadut olarak bilinmektedir) bulunduğu yerde, Güzelhisar yada ilkçağdaki ismi ile Pythikos çayının hemen kıyısında kurulmuş.
Özellikle Bergama Krallığı döneminde Orta Yunanistan’dan Boiotia bölgesinden Batı Anadolu’ya getirilen göçmenlerin elinde gelişen çömlek yapımı ile ün kazanmış, özellikle de küçük heykelciklerden oluşan hediyelikler konusunda uzmanlaşmış bir kent olarak tanınmış. 20.yy. başlarında Fransızların yürüttüğü kazılarda ve definecilerin talanı sonrasında elde edilen heykelcikler (Kilden yapılmış; ayakları yere basmayan, kanatları takma, değişik renklerde küçük heykelcik buluntuları) bugün British Museum, Louvre Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve diğer Batılı müzelere saçılmış durumdadır. Bizim her iki tepedeki yürüyüşümüz sırasında da taze defineci çukurlarına rastladık. Demek ki ne mümbit bir kaynaksa, kaz kaz bitmiyor mübarek...
Beriki Tepenin Çanakkale yoluna bakan cephesinde görülen duvar parçasının Bizans dönemi surlarından kalan son parça olduğu söyleniyor. Beriki tepeyi yalayarak ilerleyen yol boyunca ise kentin Nekropol’ü uzanıyormuş. Zaman zaman kesme taşlardan oluşan mimari parçalara bu anlamda hala az da olsa rastlamak mümkün.

Myrina Antik Limanı

Beriki Tepe’de sürülmüş ve bakla ekilmiş alanlar vardı. Zaman zaman köstebek yada farelerin açmış olduğu çukurlara ve toprak kabarıklıklarına tanık olduk. Tepede uzun boylu otların sardığı bölgelerde bir tür kene akınına uğradık. Bu bizim için hiç de beklemediğimiz bir sürpriz oldu. Zaman zaman gördüğümüz uyuşuk yılanlar da bütün bunların cabasıydı.
Hava oldukça serindi; sıcaklık 11-12 derece civarındaydı. Sert poyraz havayı daha da sertleştiriyordu. Tepede fazla kalamadık. Aşağıya inip öteki tepeye çıktık. Öteki tepenin kuzey batıya bakan cephesinde yazları kullanılan bir derme çatma ev ile karşılaştık. Evin bahçesinde aç bir köpek bizden yiyecek bekledi; ancak bütün yiyeceklerimizi arabada bıraktığımızdan hayvancığa bir şey veremedik. Aşağıda deniz kıyısında balıkçı kayıkları için yapılmış derme çatma bir mendirek vardı. Batıya doğru Aliağa’nın arka plajları ve Güzelhisar çayının denize tam döküldüğü nokta olan deltası uzanıyordu.
Öteki Tepenin hemen dibinde Antik Liman kalıntılarına baktık. Andezit taşlardan yontularak yapılmış düzgün kesme taşlardan oluşuyordu. Bir yarımada şeklinde üç yanı bu taşlarla tahkim edilmiş limanın bir kısmı denizin içine doğru uzanıp gitmişti. Büyük ihtimalle 19.yy.da İzmir limanının ve rıhtımın yapılması sırasında çevredeki diğer antik kentlerin başına gelen ortak kaderi bu kentin de paylaştığı, limanın bugünkü darmadağınık durumundan anlaşılabilirdi.

Türkmen Şelalesi yürüyüş rotası 6.4 km
(Google Earth'de çizilmiştir. by MYC)

  (Haritayı farenin sol tuşuyla tutup gezebilirsiniz, sağ üst köşedeki "Earth" düğmesine tıkladıktan sonra farenin tekerleğine basıp döndürerek yükseltileri görebilirsiniz.)  
  
Türkmen Şelalesi yolunda
Yaklaşık iki saat kadar Myrina’da kaldık. Saat 12.30 gibi Aliağa yönüne geri döndük. Güzelhisar – Manisa yoluna saparak Türkmen köyüne saat 1’de ulaştık. Köy kahvesinde verdiğimiz çay molasından sonra hemen yürüyüşe koyulduk. Köyün içinden geçen ve şelaleye giden yolu köyden ayıran dere yatağı pislik içindeydi. Evsel atıkların bir kısmı bayırdan aşağıya dereye doğru akıyordu. Burunlarımızı tıkayarak dere yatağına doğru indik ve yaklaşık 1,5 saat sürecek olan yürüyüşümüze başladık. Yürüyüş güzergâhımızda en dikkate değer unsur yol boyunca rastladığımız değişik renklerde mineral taşlardı. Özellikle beyaz yada açık eflatun renkte, agat yada kalsedon olarak adlandırılan ve süs eşyası yapımında kullanılan bu taşların damarlarına sıkça rastladık. Ayrıca yokuş aşağıya zaman zaman kızılçamlar arasından devam eden yolda daha sonra aktif halde iki tane bazalt ocağı gördük. Yaklaşık 12 yıl önce buradan geçtiğimde böyle bir ocak yoktu. Hâkim bitki örtüsü; kızılçamlar, meşe ağaçları, yeni açmakta olan eflatun renkli çiçekleriyle hemen fark edilen erguvanlar ve bembeyaz çiçekleriyle delice badem ağaçlarından oluşuyordu.

Büyük Şelale

Çukurköy yönünde ilerleyerek dere yatağına indik. İki dere, ilerde birleşerek Güzelhisar çayına doğru akıyorlardı. Bu derelerden biri bize yol boyunca eşlik ederek, diğeri ise şelaleden kuzey yönünde ilerleyerek vadinin Aliağa yönüne doğru bir yerinde; Aliağa’dan gelirken arabayla üstünden geçtiğimiz taş köprüden biraz önce birleşiyorlardı. Dere yataklarında suyun sürükleyip getirdiği iri kaya parçalarının üzerinden geçmek zaman zaman bizi zorlasa da dereleri birkaç defa aksi istikametlere doğru geçerek alçaktaki ilk şelaleye ulaştık. Bunun üstündeki esas şelale ise daha yüksekten (yaklaşık 35 – 40 metre gibi) dökülüyordu. Oraya çıkmak için yaklaşık 75 derecelik bir eğimde yukarı doğru tırmanmamız gerekti. Bizi oldukça zorlayan bu çıkışta ağaçların dallarından ve elimizdeki değneklerden yararlandık. Yukarı çıktığımızda yukarıdan gelen dereyi yine iki kez; bir sağa bir de sola doğru geçtik ve şelaleye en uygun yerinden yaklaşarak ulaştık. Buraya ulaşmamız tam bir buçuk saat aldı.
Şelalenin başında dev kayaların üstünde kurduğumuz soframızda getirdiğimiz azığımızı paylaştık ve öğle yemeğimizi bu müthiş doğa harikasının dibinde afiyetle yedik. Yeterince dinlendikten sonra şelalenin hemen solundan yukarı doğru tırmanarak bir düzlük alana çıktık. Dağcıların kullandığı esas güzergâhı oraya çıkınca gördük. Ağaç dallarına bağlanmış naylon torba parçaları bize doğru yolu gösteriyordu. Yine yol boyunca değişik renklerdeki taşlardan gözümüzü ayırmadan durmadan tırmanarak Türkmen köyüne 17.30 gibi ulaştık. Buradan Aliağa yönüne dönerek sahilde verdiğimiz bir dinleme molası sonrası saat 19.30 gibi İzmir’e vasıl olduk.

Türkmen Şelalesi – dönerken uzaktan



Yazan: İ.F
Düzenleyen: MYC                                                                
Daha fazla fotoğraf için tıklayınız.


Google Earth      Enlem: 38°44'7.35"K    Boylam  27° 9'20.33"E